Türk İstiklâl Mücadelesi
Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresi’nin Açılışında Yaptığı Konuşma
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
Cevat [DURSUNOĞLU] Bey, Erzurum’da Milli Mücadele’nin sesi Albayrak Gazetesi yayın kurulunda yer almış, gazete sütunlarında İtilâf devletlerinin haksız işgallerine karşı yazılar kaleme almıştır. Aynı zamanda Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kâtiplik görevini üstlenmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Erzurum’a gelinceye kadar Müdâfaa-i Hukuk Cemiyeti, ülkenin içinde bulunduğu şartlara karşı mahalli bir kurtuluş hareketi başlatmıştır. Cevat Bey de hem heyet-i faâle üyesi hem de cemiyetin genel kâtibi olarak bu hareketin içinde yer almıştır. [1]
Cevat Bey, Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum’da askerlikten istifasını [7/8 Temmuz 1919] “Anafartalar kahramanının bütün köprüleri yıkışı” olarak değerlendirmiş, 17 Haziran 1919’da düzenlenen Erzurum Vilâyet Kongresi’ne katılmış, 23 Temmuz 1919 tarihli Erzurum Kongresi’nin toplanması için yapılan hazırlıklarda fiili olarak yer almış ve Erzurum Kongresi merkez delegeliği hakkını Mustafa Kemal’e verip kongreye Hasankale delegesi olarak katılmıştır. 20 Temmuz 1919’da Cemiyet başkanlığına Emekli Binbaşı Kazım Bey ile aşağıdaki istifa dilekçesini vermiştir:
“Vilâyât-ı Şarkiyye Müdâfaa-i Hukuk-i Milliyye Cemiyeti Riyâseti’ne, Erzurum
20 Temmuz [1]335/1919
“Evvelce müzakere edildiği vecihle yerlerimize, Mustafa Kemal Paşa ve Rauf Beyefendi Hazretleri intihâb edilmek üzere Umumi Kongre Erzurum Mümessilliği’nden isti’fâ’ eylediğimizi arz eyleriz.”
Dursunbeyzâde Mütekâid Binbaşı
Cevad Kâzım
Mustafa Kemal Paşa, Nutuk’ta bu istifa hakkında şunları kaydeder: “…Bizim Erzurum Kongresi’ne girmemizi kolaylaştırmak için kongreye Erzurum delegesi olarak seçilmiş olan Emekli Binbaşı Kâzım ve Dursunbeyzâde Cevat Beyler delegelikten istifa ettiler…”
Cevat Bey, Mustafa Kemâl Paşa’yı ilk defa 1916 senesi Eylül ayı başında Bingöl’de III. Kolordu Karargâhı’nda bir yedek subayken tanımıştır. O dönemde Mustafa Kemal Paşa ile tanışıp, konuşma imkânı bulamamıştır. Mustafa Kemâl Paşa ile şahsen ilk teması 3 Temmuz 1919’da Mustafa Kemâl’in Erzurum’a gelişiyle gerçekleşmiştir. Mustafa Kemâl Paşa’yı, Erzurum’dan ayrılışına kadar geçen sürede yakından tanıma fırsatı bulmuştur.
Cevat Bey, Mustafa Kemâl Paşa’nın Erzurum Kongresi hazırlıkları esnasında yapılan toplantılarda direnme yolundaki azmine ve ileri görüşlülüğüne hatıralarında sıkça yer vermiş, bu konu hakkındaki hayranlığını dile getirmiştir.
Cevat Bey, 1960 yılında kendisi ile yapılan bir söyleşide Mustafa Kemal Paşa’yla ile bir konu hakkında şu değerlendirmelerde bulunmuştur:
“Kongrede şöyle bir mesele oldu, bu da Mustafa Kemal’in toleransını ve tahammülünü göstermek bakımından nakle değer. Kongre nizamnamesi görüşülürken bir teklif yapıldı. Her yerde Müdâfaa-i Hukukların reisliğini valiler, ikinci reisliğini de asker heyeti reisleri alsın. Kazalarda da kaymakamlar ve asker şubesi reisleri bu teşkilatın başında olsun. Bu öneri kabul edildiği gün teşkilat milli bir halk teşkilatı olmaktan çıkıyordu. Tabii ilk evvela biz buna karşı cephe aldık. Hatta hiç unutmam ben o gün kitabet yerindeydim. Paşa’dan söz istedim. “Ne yapacaksın?” dedi. Bu teklife mukabele edeceğim dedim. Paşa bir kâğıdın üzerine “Niçin söz istiyorsun? Ne yapacaksın?” yazarak bana verdi. Ben bu teklife karşı mücadele edeceğim dediğimde kâğıda aynen: “Söz veriyorum mutedil ol” diye yazarak bana verdi. Bu tarihi bir vesika idi. Ama tarih cereyan ederken insan vesikalarının değerini bilmez. Ben de kâğıdı okudum ve yırtıp attım. Sözümü alarak çıkıp konuştum. Konuşmanın neticesinde Mustafa Kemâl, işi halledebilmek için tuttu beş kişilik bir heyet seçti. Ama öyle bir seçtirme yaptı ki; heyetten üç kişi teklife muarız, iki kişi ise az çok teklife mutabık idi ki; onlardan biri de Rauf Bey’di. Biz bu konuyu müzakere için toplandık. Biz müzakereyi yaparken bizim esbâb-ı mûcibemiz şuydu: bugün burada Anadolu’da bulunan valilerin hepsi İstanbul Hükümeti tarafından tayin edilmiş adamlardır. Asker reisleri de öyledir. Binaenaleyh, kendi elimizle mukadderimizi onlara teslim ediyoruz. Bunlar şahsen azledilse bile yerlerine yine onlardan biri gelecektir. Bu takdirde millî teşekkül ortadan kalkacaktı. Müzakere çok uzun sürdü. Müzakere esnasında Mustafa Kemal Paşa, bizim bulunduğumuz odaya girdi. Odada bizim şiddetli münakaşamızı görünce Rauf Bey’i bir tarafa çekti. Rauf Bey’le konuşurken, “bu mücadeleyi kısa keselim, işi tatlıya bağlayarak dedikleri hâl noktasından gelirseniz çok daha hayırlı olur” ve iş o noktaya vardı. Bizim teklifimiz aynen kabul edildi.” [2]
“Cevat DURSUNOĞLU, Milli Mücadelede Erzurum, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000” künyeli eserde “Erzurum Kongresi’nin Açılışı”, şöyle ifade edilmektedir: [3]
ERZURUM KONGRESİ’NİN AÇILIŞI
Temmuz ayının güzel bir özelliği vardır. Bu aya hürriyet ayı da denilebilir. 4 Temmuz, Amerika’nın bağımsızlık ve hürriyet günüdür. 14 Temmuz, Fransız İhtilali’nin bayramıdır. 23 Temmuz 1908’de İkinci Osmanlı Meşrutiyeti ilan olunmuştur. 23 Temmuz 1919, Erzurum Kongresi’nin açılış günü, milli kurtuluş tarihimizin başlangıcıdır.
O gün Erzurum’un en güzel günlerinden biriydi. Gök bulutsuz ve koyu mavi. Dumlu Dağı’ndan esen serin bir kuzey rüzgârı ovayı yalıyor ve bu bin yıllık Türk şehrine bir tazelik ve ferahlık veriyordu. Sabah saat 11’de başlayacak olan Kongre’nin üyeleri erkenden, şimdiki Yapı Usta Okulu’nun yerindeki “pek mütevazı mektep“in bahçesine kurulmuş çadırlar altında toplanmaya başlamışlardı. Bütün yüzlerde esaslı kararlar vermeye hazırlanmış insanların ciddiliği görünüyordu. “Erzurum Müdafaai Hukuk Cemiyeti” bu binanın küçük bir odasında geçici bir büro kurmuştu. Cemiyet’in ücretli kâtibi Cevri Efendi her zamanki ciddiliğiyle gözlerinde gözlükleri, masanın önüne oturmuş, üyelerin bir cetvelini dolduruyordu.
“Pek mütevazı mektep“in yaklaşık 12 metre genişliğinde ve 20 metre uzunluğundaki salonunun doğu tarafına çam tahtasından bir, başkan ve iki kâtip kürsüsü yapılmış ve açılış günü için bu kürsüler halı seccadelerle örtülmüştü. Salonun diğer kısmına yüzleri kürsüye doğru gelmek üzere, basit ve yine çam tahtasından mektep sıraları dizilmişti. Duvarlar, pencereler çıplaktı. Gözü ve gönlü oyalayacak ne bir resim ne de bir yazı vardı.
Üyeler birer ikişer bu salona giriyor, toplantıda oturacakları yerleri tasarlıyor ve dışarıdaki güzel havayı kaçırmamak için tekrar bahçeye çıkıyorlardı. Bahçede, öbek öbek toplanıyor, adeta biraz sonra başlayacak olan Kongre’nin çok ciddi havasından korkarcasına, havadan sudan konuşuyorlar ve kendilerine ikram edilen çay ve kahveleri içiyorlardı. Saat on buçuğa doğru, mektebin kapısında Kolordu’nun ihtişamlı arabası önde olmak üzere, üç araba durdu. Öndeki arabadan Mustafa Kemal Paşa ile Kazım Karabekir Paşa ve bir yaver indiler. Arkadaki arabalardan da Rauf Bey’le birlikte Mazhar Müfit, İbrahim Süreyya beyler ve Paşaların beraberindeki bir iki kurmay subay inmişlerdi. Mustafa Kemal ve Kazım Karabekir Paşalarla Rauf Bey önde yürüyorlar, maiyet erkânı da bir iki adım arkadan geliyorlardı. Mustafa Kemal Paşa ceket giyinmiş ve başına kırmızıya yakın bir fes örtmüştü. Kazım Karabekir Paşa üniformalıydı. Rauf Bey’ in arkasında koyu renkli sade fakat çok düzgün bir sivil elbise vardı. Ev sahibi olan. Erzurum Müdafaai Hukuk Heyeti, Paşa’yı bahçenin ortasında karşıladı. Paşa’nın yüzü sert bir kaya gibiydi. Çok yavaş sesle konuşuyordu. Heyetin birer birer ellerini sıktıktan sonra, hep birlikte yavaş yavaş binaya doğru ilerlendi. Her adımda bir üyeyle karşılaşıyor; hal hatır soruyordu. Esas binanın kapısının yanındaki ağaçların gölgesinde toplanmış olan birkaç arkadaşın yanında durarak sohbetlerine katıldı. Saat on bire birkaç dakika kala Kazım Karabekir Paşa ile diğer kişiler işlerinin başına döndüler. Orada yalnız Kongre’ye katılacak olan Mustafa Kemal Paşa ile Rauf Bey, bir de Amasya’dan seçilmiş olan İbrahim Süreyya Bey kaldılar. Saat on birde hep birden salona girildi. Mustafa Kemal Paşa ön sıralardan birinde oturan Erzincan üyesi Şeyh Hacı Fevzi Efendi’nin yanına oturdu. Üyeler arasında en yaşlısı Trabzonlu Eyüb oğullarından İzzet Bey’di. İzzet Bey. Erzurum Müdafaai Hukuk’una bir cemile olmak üzere bu hakkını Raif Efendi’ye bırakmıştı. Raif Efendi kürsüye geldi. Bir iki cümleyle Kongre’nin açıldığını ve bir başkan seçilmesi gerektiğini bildirdi. Seçimden önce Şiran üyesi Müftü Hasan Erendi çok güzel Türkçe bir dua okudu. Bu dua Kongre’ye manevi bir hava getirdi. Duadan sonra Mustafa Kemal Paşa oybirliğiyle başkan seçildi. Yavaş yavaş kürsüye geldi ve ayakta olarak açış nutkunu okudu (Nutuk, Vesikalar kısmı. No. 38).
Cevat DURSUNOĞLU’nun hatıralarını içeren “Milli Mücadelede Erzurum” adlı eserinde, Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresi’ni açış nutkuna yer verilmemiş, Nutuk’ta yer verilen 38 numaralı vesikaya atıfta bulunulmuştur.
—***—
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN ERZURUM KONGRESİ’NİN AÇILIŞINDA YAPTIĞI KONUŞMA
(Rumi 10 Temmuz 1335-Miladi 23 Temmuz 1919, Çarşamba)
Muhterem Murahhas [Delege] Efendiler!
Kongremiz heyet-i riyasetine [kurul başkanlığına] acizlerini intihap eylemek [seçmek] suretiyle gösterilen asar-ı itimat ve teveccühe hassaten teşekkür ederim. Bu münasebetle bazı maruzatta bulunmak isterim.
Efendiler!
Tarih ve hadisatın [hadiselerin, olayların] sevkiyle, bilfiil içine düştüğümüz bugünkü kanlı ve kara tehlikeleri görmeyecek ve bundan müteheyyiç [heyecanlanıp] ve müteessir olmayacak [etkilenmeyecek] hiçbir vatanperver tasavvur edilemez.
Harbi Umuminin [Birinci Dünya Harbinin] sonlarına doğru, milliyetler esasına müstenit [dayanan] vaatler üzerine, Hükumet-i Osmaniye’miz [Osmanlı Hükumetimiz] de adilane bir sulha nail olmak [barışa ulaşmak] emeliyle mütarekeye talip oldu. İstiklal [bağımsızlık] uğrunda namus ve şehametiyle [cesaretiyle] dövüşen milletimiz, 30 Teşrinievvel 1334’te [30 Ekim 1918] imzalanan mütarekename ile silahını elinden bıraktı.
Devletlerin şahsiyet-i maneviyesi [manevi şahsiyeti] ve vazi-ü’limza murahhasların [imza koyan delegelerin] namus-ı zatileri zıman ve kefaletinde [şahsi namuslalrının teminat ve kefaletinde] bulunan işbu mütarekename ahkâmı [hükümleri] bir tarafa bırakılarak, İtilaf Devletleri kuva-yı askeriyesi [askeri kuvvetleri], payitaht-ı saltanat [saltanatın başkenti] ve makarr-ı celil-i hilafet [hilafetin merkezi] olan İstanbul’umuzu işgal etti. Gün geçtikçe artan bir şiddetle, hukuk-ı hilafet ve saltanat, haysiyet-i hukümet, izzet-i nefs-i millimiz [milli izzeti nefsimiz] tecavüz ve taaddilere [saldırılara] uğradı. Tebaa-i Osmaniye’den olan Rum ve Ermeni anasırı [unsurları], gördükleri teşvik ve müzaheretin netayiciyle [yardımın neticesiyle] de, namus-ı millimizi cerihadar edecek [yaralayacak] taşkınlıklardan başlayarak, nihayet hazin ve kanlı safhalara girinceye kadar küstahane tecavüzata [tecavüzlere] koyuldular. Fakat derin bir telehhüf [üzüntü] ile itiraf etmeliyiz ki, bu cüretler, sekiz aydan beri birbirini takiben mevki-i iktidara geçen, murakakebe-i milliyeden azade [milli denetimden uzak] hükûmat-ı merkeziyenin [merkezi hükumetlerin], birinin diğerinden daha fena olarak gösterdiği zaaf ve aciz arasından [acizlik belirtilerinden] ve payitahtta ve bazı matbuatta [gazetelerde] görülen pek mezmun ihtirsasattan [aşağılık ihtiraslardan] ve vicdan-ı millinin inkâr, Kuva-yı Milliye’nin ihmal olunmasından naşi vüs’at [ötürü yayılma ortamı] bulmuştur.
Salifülarz [arz edilen] esbab [sebepler] ve payitaht-ı saltanatın mahsur [kuşatma] ve tamamıyla murakabeye [denetime] tabi kalması yüzünden, artık bu vatanda mukaddesat ve mukadderatına sahip bir kudret ve irade-i milliyenin mevcut olmadığı zehab-ı batılı [boş inancı] hükümran olmuş ve cansız bir vatan, kansız bir millet nelere müstahak ise, bimehaba [korkusuzca] onların tatbikatına, İtilaf Devletleri’nce başlanmıştır.
İnkısam-ı vatan mevzuubahis [vatanın parçalanması söz konusu] ve karar olarak vilayat-ı şarkiyemizde [doğu vilayetlerimizde] “Ermenistan”, Adana ve Kozan havalisinde “Kilikya” namlarında Ermenistan; Garbi Anadolu’nun İzmir· ve Aydın havalisinde Yunanistan; Trakya’da payitahtımızın kapısına kadar kezalik Yunanistan; Karadeniz sahillerimizde “Pontus” krallığı ve ondan sonra bakıye-i aksam-ı vatanda [vatanın kalan kısımlarında] da ecnebi [yabancı] işgal ve himayesi gibi artık 650 seneden beri müstakilen [bağımsız olarak] saltanat sürmüş ve tarih-i adl ü celadetini [adalet, doğruluk ve yiğitliğini], vaktiyle Hindistan hududuna, Afrika’nın ortasına ve Macaristan’ın garbine kadar yürütmüş olan bu milletin esarete, kölelik payesine indirilmesi ve nihayet bu devletin sahife-i tarihini kapatarak mezar-ı ebediyete defnetmek gibi insaniyet ve medeniyet ve alelhusus [özellikle, hele] milliyet esasatiyle [esaslarıyla] kabil-i telif olmayan [kabulü mümkün olmayan, bağdaşmayan] emeller cay-i kabul [kabul edilmiş] ve tasvip olunmuş ve görülüyor ki, tatbikat devresi de başlamıştır.
Bu tatbikat, bu anda gözümüzün önünde hazin bir surette cereyan ediyor. İzmir, Aydın, Bergama ve Manisa havalisinde, şimdiye kadar binlerce anaların, babaların, kahramanların ve çocukların revan olan hun-i paki [akıp giden temiz kanı], Aydın gibi Anadolu’muzun en güzide bir şehrinin Yunanlıların zalim ve ateşin tahribatına kurban oluşu, muhtelif aksam-ı memleketin İtalyan vesaire işgali altına alınışı ve dâhile elim bir surette muhaceret yapılması [göç edilmesi], elbette gayretullah’a ve gayret-i milliyeye dokunmuştur.
Efendiler!
Malum hakayiktandır [bilinen hakikatlerdendir] ki, tarih; bir milletin kanını, hakkını, varlığını hiçbir zaman inkâr edemez. Binaenaleyh [dolayısıyla] böyle bir nikab-ı batılın [batıl örtünün] arkasından vatanımız ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, kanaatler muhakkak mahkûm-ı iflastır [iflasa mahkûmdur]! Ve işte bütün bu menfur [iğrenç] zulümlerden ve bu bedbaht acizlerden, tarihimize karşı reva görülen haksızlıklardan üzüntü duyan vicdan-ı milli, nihayet sayha-i intibahını [uyanmış, haykırışını] yükseltmiş ve Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye ve Müdafaa-i Vatan ve Reddi İlhak gibi muhtelif namlarla ve fakat aynı mukaddesatın temin-i sıyanet [korunmasının sağlanması] için tebarüz eden [ortaya çıkan, beliren] milli cereyan, bütün vatanımızda artık bir elektrik şebekesi haline girmiş buluıuyor. İşte bu şebeke-i azimkarenenin [azimli şebekenin] vücuda getirdiği ruh-ı celadettir [kahramanlık ruhu] ki, mübarek vatan ve milletin mukaddesatını tahlis [kurtarmaya] ve himayeye müstenit [dayanan] son sözü söyleyecek ve hükmünü tatbik ettirecektir.
Efendiler!
Vaziyet-i umumiye ve hususiye [genel ve özel durum] hakkında, cümlenizce malum olan bilinen] bazı hususatı [hususları] burada tekrar hatırlatmayı faydadan hali [uzak] bulmuyorum:
a) Dört aydan beri Mısır’da istiklal-i millinin temin ve istirdadı [geri alınması] için pek kanlı vakayi [olaylar] ve ihtilalat [karışıklıklar] devam ediyor. Nihayet, İngilizler tarafından bittevkif [tutuklanarak] Malta’ya götürülmüş olan murahhaslar tahliye olunmuş ve Paris Konferansı’na azimetlerine [gitmelerine] muvafakate [izin vermeye] mecbur olmuşlardır.
b) Hindistan’da istiklal için vasi mikyasta [geniş ölçekte] ihtilaller oluyor. Maksad-ı millilerine vusul [ulaşmak] için bankalar, Avrupa müessesatı, demiryolları bombalarla tahrip ediliyor.
c) Afganistan ordusu da İngilizlerin milliyeti imha siyasetine karşı harp İngilizlerin bel bağladıkları sınır kabailinin [kabilelerinin] dahi Afganlılara iştirak ettiğini ve bu yüzden İngiliz askerlerinin dâhile çekilmeye mecbur olduğunu gazeteleri itiraf etmişlerdir.
d) Suriye’de ve Irak’ta, İngilizlerin ve ecnebilerin tahakküm ve idaresinden tekmil Arabistan hal-i galeyandadır [galeyan halindedir]. Arabistan’ın her yerinde ecnebi boyunduruğu Yalnız refah ve saadet-i memleket [memleketin refah ve saadeti] için, ecnebilerin iktisadi, umrani [bayındırlık], medeni vesaitinden [vasıtalarından] muuavenete [yardıma] rıza gösteriliyor.
Bağdat ve Şam içtima-ı umumileri [genel toplantıları], her tarafa bu kararı neşretmiştir [yayımlamıştır].
e) Ahiren [son zamanlarda] devletler arasında ortaya çıkan rekabet münasebetiyle İngilizlerin Kafkasya’dan kâmilen [tamamen] çekilmesine karar verilmiş ve tatbikat bir müddetten beri başlamıştır. İtalyan kuvvetlerinin Batum tarikiyle [yoluyla] Kafkasya’ya gelmesi mukarrer [kararlaştırılmış] ise de, İtalya’daki ve Kafkasya’daki ahval-i dâhiliye [içteki durumlar, haller] münasebetiyle bu kararın tatbikinden
f) İstiklal-i millilerini tehlikede görün ve her taraftan istilaya maruz kalan [uğrayan] Rus milleti, bu tahakküm-i umumiye karşı bütün efrad-ı milletinin [millet fertlerinin] kudret-i müşterekesiyle [ortak kudretiyle] çarpışıp ve umumun malumu olduğu veçhile [herkesin bildiği gibi] bu kuvvet, kendi memleketleri dâhilinde galebe çalmış [üstün gelmiş] ve kendi üzerine musallat olan milletleri de daire-i nüfuz ve sirayetine [nüfuz ve yayılma etkisine] almakta bulunmuştur.
g) Şimali [kuzey] Kafkas, Azerbaycan ve Gürcistan birbirleriyle ittihat ederek [birleşerek], mevcudiyet-i milliyeleri aleyhine yürümek isteyen Denikin ordusunu harben tazyik [baskı yaparak, zorlayarak] ve Karadeniz sahiline sürmüştür.
h) Ermenistan’a gelince: Bir fikr-i istilaperverde eden [istila fikri sergileyen] Ermeniler, Nahcıvan’dan Oltu’ya kadar bütün ahali-i İslamiyeyi [İslam ahaliyi] tazyik [baskı] ve bazı mahallerde katliam ve yağmagerlikte bulunuyorlar. Hudutlarımıza kadar İslamları mahva mahkûm ve hicrete mecbur ederek vilata-ı şarkiyemiz hakkındaki emellerine doğru emniyetle takarrüp [yaklaşmak] ve bir taraftan da 400 bin olduğunu iddia ettikleri Osmanlı Ermenisini bir istinatgâh [dayanak] olmak üzere memleketimize sürmek istiyorlar.
Karadeniz’in garp tarafındaki vakayie [olaylara] gelince: Macar ve Bulgarlar memleketlerinin mühim kısmını istila etmek isteyenlere karşı bütün mevcudiyet-i milliyeleriyle çarpışıyorlar.
Meriç nehri garbinde, yani Balkan Harbi’nden evvel devletimizin malikânesi olan GarbiTrakya’nın Bulgarlardan alınarak Yunanlılara verilmesi, Düvel-i İtilafiyece
[İtilaf Devletlerince] karargir olmasından naşi [kararlaştırıldığı için] harekâtı- tatbikiye başlamış ve Yunan işgal kuvvetlerine karşı, Bulgar kuvayı milliyesi tarafından takviye edilen Bulgar kuvvetleri, Garbi Trakya mıntakası [bölgesi] dâhilinde verdikleri muharebat [muharebeler] neticesinde çeşitli Yunan fırkalarını def etmiştir.
Vaziyet-i hususiyemize [özel durumumuza] gelince: Daha Dersaadet’ten [İstanbul’dan] çıkmadan evvel, vatan ve milletin çare-i tahlisi [kurtuluş yolları] hakkında, birçok rical-i mesule ve muktedire [sorumlu ve muktedir ileri gelen] kişiyle görüşülmüştü. Payitahttaki münevveranın [aydınların] ve din ü devlete hizmetleri mesbuk [geçmiş] geçmiş zevat-ı aliyenin [üst düzey kişilerin] mesail-i masrufeleri kıymetdar [yaptıkları çalışmaları değerli] olmakla beraber tesir ve mürakabe [kontrol, denetim] altında mahsur [kuşatılmış] bir muhit kendilerini daima tehdit ve akametle müteessir etmektedir [etkisiz, neticesiz kalmakla üzmektedir. ] Her halde mukadderata hâkim bir idare-i milliyenin müdahaleden masun bir surette zuhuru [milli idarenin müdahaleden korunmuş bir şekilde ortaya çıkışı], ancak Anadolu’dan muntazırdır [beklenmektedir]. Buna istinadendir [dayanarak] ki, bir şura-yı millinin vücudunu ve ancak kuvvetini irade-i milliyeden alacak mesul bir hükümetin mevcudiyetini talep etmek, bilhassa son zamanlarda, payitahtın hemen tekmil tabakat-ı mütefekkirini [düşünen tabakaları] için, bir fikr-i sabit halini almıştır.
Şurada acıklı bir hakikat olmak üzere arz edeyim ki, memleketimizde külliyetli ecnebi parası ve birçok propagandalar cereyan ediyor. Bundaki gaye, pek aşikârdır ki, hareket-i milliyeyi akim [neticesiz, etkisiz] bırakmak, amal-i milliyeyi [milli emelleri] felce uğratmak, Yunan, Ermeni amalini [emellerini] ve bazı aksam-ı mühimme-i vatanı [vatanın bazı önemli bölümlerini] işgal gayelerini teshil etmektir [kolaylaştırmaktır]. Bununla beraber, her devirde, her memlekette ve her zaman zuhur ettiği [ortaya çıktığı] çıktığı gibi bizde de kalp ve asabı [sinirleri] zayıf, gayr-i müdrik [anlayışsız] insanlarla beraber vatansız ve aynı zamanda refah ve menfaat-i şahsiyesini [şahsi refah ve menfaatini] vatan ve milletin zararında arayan esafil [sefiller] de vardır. Şark umurunu tedvirde [doğu işlerini çevirmekte, görmekte] ve zayıf noktaları arayıp bulmakta pek mahir olan düşmanlarımız, memleketimizde bunu adeta bir teşkilat haline getirmişlerdir. Fakat mukaddesatının gaye-i necatiyle [kurtuluşu amacıyla] çırpınan bütün millet, işbu tarik-i azm [azim yolunda] ve mücahedesinde [mücadelesinde] her türlü mevanii engeli] muhakkak ve mutlaka kırıp sürecektir.
Bütün bu gayeleri istihsal [elde etmek] için vakf-ı amal eyleyen [emellerini vakfeden] millet-i necibemizin [asil milletimizin] içinde, bir ferd-i milli gibi çalışmaktan mütehassıl [doğan] zevk ve mubahatı [kıvancı] burada şükran ve mefharetle [iftiharla] arz ederim.
En son olarak niyazım şudur ki, Cenab-ı Vahib’ül-amal Hazretleri, Habib-i Ekremi hürmetine bu mübarek vatanın sahip ve müdafii [savunucusu] ve Diyanet-i Celile-i Ahmediye’nin ila yevmü’l-kıyam haris-i asdakı olan Millet-i necibemizi ve Makam-ı Saltanat ve Hilafet-i Kübra’yı masun [korumakla] ve mukaddesatımızı düşünmekle mükellef yükümlü olan heyetimizi muvaffak buyursun. Âmin. [4]
DİPNOTLAR
[1] https://www.biyografya.com/biyografi/1934
[2] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/cevat-dursunoglu-1892-1970/
[3] Cevat DURSUNOĞLU, Milli Mücadelede Erzurum, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000, s. 103-105
[4] Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M.E.B. Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1982, s. 926-931
M. Fahrettin KIRZIOĞLU, “Yayınlanmamış Belgelerle Erzurum Kongresinin İlk Günü”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi Dün/Bugün/Yarın, Sayı: 35 (Ağustos 1970), s. 20-23
Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Türk Kültürü, Sayı 244 (Ağustos 1983), s. 504-507 (8-11)
Mahmut Enes SOYSAL, Müdafaa-ı Hukuk ve Kuva-yı Milliye Hareketi, Tarihi Erzurum Kongresi ve Mustafa Kemal Paşa’nın Erzurum Kongresi’nde Yaptığı Açılış Konuşması, Türk Dünyası Araştırmaları, Sayı: 186 (Haziran 2010), s. 30-39
You may like

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi

İstanbul’un İtilaf Devletleri Tarafından Fiilen İşgali (13 Kasım 1918)

Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918)
1 Comment
Leave a Reply
Yanıtı iptal et
Leave a Reply
Türk İstiklâl Mücadelesi
Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]
Published
1 gün agoon
Mayıs 8, 2026By
drkemalkocak
Giriş
21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.
TAMİM
(21 Nisan 1920)
Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]
Tel: Gayet aceledir.
Ankara’ya acele tezkere.
Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)
61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye
Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,
Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,
Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.
1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2-Vatanın istiklali, makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.
2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.
Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.
3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.
5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.
6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal
1. Tarihsel Bağlam
Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü
Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:
Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.
Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.
Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.
Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.
Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak), Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:
Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.
Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.
Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.
Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.
4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:
5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki
Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:
Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.
Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.
Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç
21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.
Kaynakça:
Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor–Heyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.
1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345
Türk İstiklâl Mücadelesi
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
Published
5 gün agoon
Mayıs 4, 2026By
drkemalkocak

Giriş
19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır. Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir. Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.
1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği
Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.
3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:
Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.
Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.
Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.
Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.
Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji
Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.
5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru
Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme
Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.
Kaynakça
- 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
- 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
- 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
- 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154
Türk İstiklâl Mücadelesi
Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
Published
2 hafta agoon
Nisan 26, 2026By
drkemalkocak

Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME
Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin] makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan] bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].
Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük] bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma] içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.
Kurun-ı vustanın [Ortaçağın] şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı] feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]
17 Mart 1336 [1920] Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
1. Giriş ve Vaka Analizi
16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.
2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi
Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:
Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.
Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.
Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.
İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.
Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.
3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.
Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.
4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı
17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3
http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf
[2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272
[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi3 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoMustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi’ni Açış Konuşması (4 Eylül 1919)













Pingback: ERZURUM KONGRESİ BEYANNAMESİ [BİLDİRGESİ] – www.drkemalkocak.com