Türk İstiklâl Mücadelesi
Erzurum Kongresi Beyannamesi [Bildirgesi]
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesinde belirtildiği gibi Meşrutiyetin yıldönümü olan Rumi/Mali takvime göre 10, Miladi takvime göre 23 Temmuz 1919’da toplanmıştır.

Kongre için eski bir okul binasında (Ermeni Sansaryan Mektebi ki bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Yapı Usta Okulu binası yapılmıştır) bir salon hazırlanmıştı. Kolordu bandosu marşlar çalmaktadır. Delegeler okulun bahçesinde toplanmıştır. Saat on bire doğru bahçedeki açılış töreni başladı. Kurbanlar kesildi. Trabzon’un Şiran delegesi Müftü Hasan Efendi bir dua ve amaca uygun bir konuşma yaptı. Açılıştan sonra, delegeler salona geçmiştir. Açılış gibi kapanış da dualarla olmuştur Törende Kazım Karabekir Paşa da bulunmuş fakat toplantı salonuna girmeyip yanındaki subaylarla birlikte ayrılmıştır.
Kongre delegeleri, içeriden ve dışarıdan, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir vatanın evlatları olarak yok olmaktan kurtulma çabası içinde, dünyaya meydan okumaya, Türkün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Millî Mücadelesi’nin “Millî Birlik” temelini atmaya hazırlanmaktadırlar. Kongrenin güvenliğini sağlamak amacıyla okul kapısında bir nöbet hizmeti düzenlenmiştir. Mustafa Kemal’in yaveri Cevat Abbas ve Recep Zühtü ile daha başkaları burada muhafız olarak görev almışlardır.
Bu sırada Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince Türk ordusuna ait silahları toplayarak işgal kuvvetlerinin kontrolündeki depolara sevk ve ordunun terhis işini kontrol etme, Mütareke şartlarının yerine getirilip getirilmediğini denetleme, aslında bağımsız bir Ermenistan kurulması imkânlarını araştırmakla görevlendirilen Alfred Rawlinson çalışmalarını sürdürmektedir. Kongreden bir gün önce Mustafa Kemal’i ziyaret eden Rawlinson, Kongrenin toplanmamasının daha iyi olacağını ısrarla savunup bunun sakıncalarını tekrar etmiştir. Rawlinson’un bu küstahlığı karşısında hiddetlenen ve hayretler içinde kalan Mustafa Kemal Paşa; “Kongrenin muhakkak toplanacağını, milletin buna karar verdiğini, ne İngiltere Hükümeti’nden ne Rawlinson’dan müsaade istenmediğini” söylemiştir. Kongre fikrinden vazgeçilmezse buna kuvvet kullanarak engel olunacağı tehdidine karşılık olarak “Türk milletinin mecburi ve zaruri olarak, kuvvete kuvvetle karşı koyarak milletin kararını yerine getireceğini, ne pahasına olursa olsun kongrenin toplanacağını” kesin olarak ifade etmiştir. Tehditleri boşa giden Rawlinson, kongreyi yakından takip etmek ve bilgi almakla yetinmiştir.
KONGRE ÇALIŞMALARI
Kongre salonu öğrenci sıraları ile doldurulmuştur. Ön tarafta da orta büyüklükte bir başkan kürsüsü ve iki yanında kâtiplerin oturacağı yerler bulunmaktadır. Delegeler ve Mustafa Kemal Paşa öğrenci sıralarına oturdular. Kongre başladı. Kongreyi en yaşlı delege sıfatıyla Trabzonlu Eyübzade İzzet Efendi açacaktır. İzzet Efendi Erzurumlulara karşı bir dostluk gösterisinde bulunarak, Kongreyi açma şerefini Erzurumlu Hoca Raif Efendiye bırakmıştır. Hoca Raif Efendi kürsüye çıktı. Delegelerin yoklaması yapıldı.
Kongreye toplam 56 delege katılmıştır. Yayımlanmış delege listelerinde bu sayı genellikle 54 ya da 53 olarak kaydedilmişse de bunun hatıraların yazılması sırasındaki unutkanlıklardan ileri geldiği tahmin edilmektedir. Erzurum Kongresi başkanlık divanı kâtip üyesi Trabzon’un Vakfı Kebir delegesi öğretmen Abdullah Hasib Bey tarafından delege sayısı 56 olarak gösterilmiştir. Diyarbakır ve Elazığ delegeleri ise Damat Ferit’e bağlı valilerin engellemeleri sebebiyle Kongreye katılamamışlardır.
Yoklama tamamlandıktan sonra geçici başkan Hoca Raif Efendi kısa bir açış konuşması yapmıştır. Kısa konuşmasında, “Hakkımızda düşünülen şey idam kararıdır. Oturtulmak istenilen yer de idam sehpasıdır” dedikten sonra Kongreyi yönetecek bir başkan seçilmesini isteyerek sözlerini bitirdi. Bunun üzerine Trabzon’un Sürmene delegesi Ömer Fevzi Bey, delegelerin yeni bir araya geldiklerini, uygun bir başkanın bulunabilmesi için başkanlık divanı seçiminin ertesi güne bırakılmasını, böylece delegelerin birbirlerini tanımak imkânı bulacaklarını söyledi. Buna karşılık Trabzon’un Merkez delegesi Servet Bey, aday göstermek mecburiyeti olmadığını, herkesin serbestçe istediğine oy verebileceğini, seçimlerin ertesi güne bırakılmasının lüzumsuz olduğunu ifade etti. Sonunda seçimlerin ertelenmesini isteyenlerin ısrar ve dayatmalarına rağmen teklifleri reddedilerek başkanlık divanı seçimine geçildi. İlk olarak başkan seçimi yapıldı. Mustafa Kemal Paşa’dan başka aday yoktu. Gizli oylamaya başvuruldu. Kongre tutanağına göre oy sayımı sonucunda Mustafa Kemal Paşa 38 oyla kongre başkanlığına seçildi. Raif Efendiye 2, Servet Beye 1 oy verilmiş, 3 olumsuz ve 3 çekimser oy kullanılmıştır. Buna göre delegelerden 5 ya da 8 kişi oylamaya katılmamıştır.
Başkanlık kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal, delegelere teşekkür eden ve içinde bulunulan durumu ana hatlarıyla sergileyen bir konuşma yapmıştır.
Kongre başkanının bu konuşmasından sonra, kongre başkanlık divanı(kurulu) seçimleri yapılmıştır. İki başkan vekilliğinden birine Erzurumlu Hoca Raif Efendi, ötekine Trabzonlu İzzet Bey, kâtipliklere de Erzurum Karaköse delegesi Necati Bey ile Trabzon’un Vakfıkebir delegesi Abdullah Hasib Efendi seçilmişlerdir.
Erzurum Kongresinde 14 gün süren çalışmalar sonucunda; amacı, savunulacak/uyulacak/uygulanacak ilkeleri ve teşkilatın işleyişini içeren bir kararlar demeti (nizamname) ile temel görüşleri açıklayan bir bildiri(beyanname) hazırlanmış ve kabul edilmiştir. Kongrenin son günü 7 Ağustos 1919’da yapılan 13. Oturumda Temsilciler Kurulu (Temsil Heyeti) seçimleri yapılmıştır. Temsilciler Kuruluna aşağıdaki 9 kişi seçilmiştir:
| Mustafa Kemal Paşa | Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi, askerlikten müstafi |
| Rauf Bey | Bahriye Nazırı Esbakı |
| İzzet Bey | Sabık Trabzon Mebusu |
| Raif Efendi | Sabık Erzurum Mebusu |
| Servet Bey | Sabık Trabzon Mebusu |
| Şeyh Fevzi Efendi | Erzincan’da Nakşi Şeyhi |
| Bekir Sami Bey | Esbak Beyrut Valisi |
| Sadullah Efendi | Sabık Bitlis Mebusu |
| Hacı Musa Bey | Mutki Aşiret Reisi |
Delege olmalarına rağmen Erzurum’a gelemeyen Bekir Sami ve Hacı Musa Beyler ile Sadullah Efendi, kendileri yokken Temsil Heyetine seçilmişlerdir. Bu durum, kabul edilen nizamname (tüzük) hükümlerine uymanın yanında, bulundukları bölgelerde etkili olan kişileri kurula almak anlayışının bir sonucudur.
Çalışmalarını bitiren Erzurum Kongresi, Mustafa Kemal’in kısa bir konuşması ile kapanmıştır:
“Muhterem Efendiler,
Milletimizin ümidi necat ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda fedakâr Heyeti muhteremeniz her türlü mezahime [mezalime] katlanarak burada, Erzurum’da toplandı. Hassas ve necip bir ruh ve pek salâbetli [isabetli] bir iman ile vatan ve milletimizin halâsına ait esaslı mukarrerat [kararlar] ittihaz etti [aldı]. Bilhassa bütün cihana karşı milletimizin mevcudiyetini ve birliğini gösterdi. Tarih bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir. Heyeti muhteremenizin [muhterem heyetinizin], rüfekayı kiramımın [şerefli arkadaşlarımın] hakkımda gösterdiği samimi muhabbet [sevgi] ve itimat [güven] âsarına buradan alenen teşekkür etmeyi bir vecibe [görev] addederim. Bu felâhpira [kurtuluşu süsleyen] içtimaımız [oturumumuz] hitampezir [sona ererken] olurken Cenabı Vahibül’âmal Hazretlerinden avnü hidayet ve Peygamberi Zişanımızın ruhu pür fütuhundan feyzü şefaat niyaziyle vatan ve milletimize ve devleti ebed müddetimize mes’ut akibetler temenni ederim.”
Kongrenin sona erdiği gün, kongre adına yayımlanan ve Erzurum’da 10.8.1335 [1919] tarihinde “Türk Basımevi”nde basımı yapılan beyanname kongrenin sona erdiği gece bütün ülkeye telgrafla duyurularak ilan edildiği gibi matbu olarak da her tarafa binlerce nüsha halinde gönderilmiştir.
ŞARKİ ANADOLU MÜDAFAAİ HUKUK CEMİYETİ
Erzurum:
7 Ağustos 1335
Şarki Anadolu Vilâyatının Erzurum Kongresi Beyannamesi
[Doğu Anadolu Vilayetlerinin Erzurum Kongresi Beyannamesidir]
Mütarekenin akdini müteakip gittikçe artan ahdi şikenane [anlaşma tanımaz] muamelat [muameleler] ve İzmir, Antalya, Adana ve havalisi gibi aksamı mühimmei memalikimizin [memleketimizin önemli kısımlarının] fiilen işgali ve Aydın vilayetinde ika edilen [yapılan] tahammülsüz [tahammül edilemez] Yunan fecayii [faciaları] ve Ermenilerin Kafkasya dâhilinde hudutlarımıza kadar dayanan katliam ve imhayı İslam siyasetiyle istila hazırlıkları ve Karadeniz sahilinde Pontus hayalini tahakkuk ettirmek [gerçekleştirmek] gayesiyle hazırlıklar yapılması ve sırf bu maksatla Rusya sahillerinden akın akın muhacir namı altında gelen yabancı Rumların ve bu meyanda [bunların arasında] da müsellah eşkiya [silahlı eşkiya] çetelerinin sevk ve celb edilmesi gibi hadisat [hadiseler] karşısında mukaddes vatanın inkisam [bölünme] ve inhilal [yok olma] tehlikesini gören milletimiz hiçbir iradei milliyeye [milli iradeye] istinad etmeyen [dayanmayan] hükûmeti merkeziyetimizin [merkezi hükumetimizin] bu alam [acılar] ve fecayie [facialara] çaresaz olamayacağına [çare bulamayacağına] emsali meş’umesiyle [uğursuz örnekleriyle] kani ve birçok müessirat tahtında [etkiler altında] ihtimal ki daha elim [acı] ve gayrı kabili hazım [sindirilemez] ve kabul mukarrerata [kabul edilemez kararlara] da serfüru edeceğinden [boyun eğeceğinden] tamamiyle endişenak [endişeli] bulunuyor. Binaenaleyh kendini en yakın ve en hunin [kanlı] tehlikeler karşısında gören Şarki Anadolu vilâyatının [Doğu Anadolu Vilayetlerinin] mukadderatını bizzat muhafaza gayesiyle her taraftan vicdanı milliden doğmuş cemiyetlerin iştirakiyle [katılmasıyla] ahiren mün’akid olan [yapılan] Erzurum Kongresi 7 Ağustos sene 1335 [7 Ağustos 1919] tarihinde mesaisine hitam [son] vererek biltaffı taala [Allah’ın lütfuyla] bervechiati [aşağıdaki] mukarreratı [kararları] ittihaz etti [aldı]:
1 — Trabzon vilâyeti ve Canik sancağiyle Vilayatı Şarkiye namını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Van, Bitlis vilayatı [vilayetleri] ve bu saha dâhilindeki elviyei müstakile [müstakil sancaklar] hiçbir sebep ve bahane ile yekdiğerinden ve camiayı Osmaniye’den ayrılmak imkânı tasavvur edilmeyen bir küldür[bütündür]. Saadet ve felâkette iştiraki tammı [tam ortaklığı] kabul ve mukadderatı hakkında ayni maksadı hedef ittihaz eyler[alır]. Bu sahada yaşayan bilcümle anasırı İslâmiye [bütün İslami unsurlar] yekdiğerine karşı mütekabil [karşılıklı] bir hissi fedakâri [fedakârlık hissi] ile meşhun [dolu] ve vaziyeti ırkiye ve ictimaiyelerine [ırki/etnik ve sosyal durumlarına] riayetkâr [saygı gösteren, sayan] öz kardeştirler.
2 — Osmanlı vatanının tamamiyeti [bütünlüğü] ve istiklâli millimizin [milli bağımsızlığımızın] temini ve makamı saltanat ve hilâfetin [saltanat ve hilafet makamının] masuniyeti [dokunulmazlığı] için Kuvayı Milliye’yi âmil [etken, etkili] ve iradei milliyeyi hâkim [milli iradeyi egemen] kılmak esastır.
3 — Her türlü işgal ve müdahale, Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf [yönelik] telâkki edileceğinden [anlaşılacağından/görüleceğinden] müttehiden [birlikte] müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir. Hâkimiyeti siyasiye [siyasi egemenliği] ve muvazenei içtimaiyeyi [sosyal dengeyi] muhil olacak [bozacak] surette anasır-ı Hristiyaniyeye [Hristiyan unsurlara] yeni bir takım imtiyazat itası [ayrıcalıklar verilmesi] kabul edilmeyecektir.
4 — Hükûmeti merkeziyenin [merkezi hükumetin] bir tazyiki düveli [devletlerin bir baskısı] karşısında buraları terk ve ihmal iztırarında [mecburiyetinde] kalması ihtimaline göre makamı hilafet ve saltanata [hilafet ve saltanat makamına] merbutiyeti [bağlılığı] ve mevcudiyet ve hukuku milliyeyi [milli varlığı ve hakları] kafil [garanti edici] tedabir [tedbirler] ve mukarrerat [kararlar] ittihaz olunmuştur [alınmıştır].
5 — Vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız anasırı gayri müslimenin [Müslüman olmayan unsurların] kavanini devleti Osmaniye [Osmanlı Devleti kanunları] ile müeyyed [teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş] hukuku mükteseblerine [kazanılmış haklarına] tamamiyle riayetkârız [saygılıyız]. Mal ve can ve ırzlarının masuniyeti [dokunulmazlığı] zaten mukteziyatı diniye [dinin gereği/gerektirdiği] an’anatı milliye [milli gelenekler] ve esasatı kanuniyemizden [kanunu esaslarımızdan] olmakla, bu esas kongremizin kanati umumiyesiyle [genel kanatiyle] de teyid olunmuştur.
6 — Düveli itilafiyece [İtilaf Devletlerince], mütarekenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel sene 1334 [30 Ekim 1918] tarihindeki hududumuz dâhilinde [sınırlarımız içinde] kalan ve her mıntakasında [bölgesinde] olduğu gibi Şarki Anadolu vilayetlerinde de ekseriyeti kahireyi [ezici çoğunluğu] İslamlar teşkil eden ve harsi [kültürel], iktisadi tefevvuku [üstünlüğü] Müslümanlara ait bulunan ve yekdiğerinden gayri kabili infikak [ayrılması imkânsız] öz kardeş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn memalikimizin [topraklarımızın] mukasemesi [bölünmesi] nazariyesinden bil kulliye [bütünüyle] sarfı nazarla [vazgeçerek] mevcudiyetimize [varlığımıza], hukuku tarihiye, örfiye ve diniyemize [dini, örfi ve tarihi haklarımıza] riayet edilmesine ve bunlara mugayir [aykırı] teşebbüslerin tervic olunmamasına [desteklenmemesine] ve bu suretle tamamiyle hak ve adle [adalete] mustenid [dayanan] bir karara intizar olunur [beklenilmektedir].
7 — Milletimiz insani, asri gayeleri tebcil [yüceltir] ve fenni, sınai ve iktisadi hal ü ihtiyacımızı [hal ve ihtiyacımızı] takdir eder. Binaenaleyh [bunun üzerine, bundan dolayı] devlet ve milletimizin dâhili [iç] ve harici [dış] istiklali [bağımsızlığı] ve vatanımızın tamamisi [vatanımızın bütünlüğü] mahfuz [saklı] kalmak şartiyle altıncı maddede musarrah [belirtilen] hudud dâhilinde [sınır içinde] milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemiyen herhangi devletin fenni, sınai, iktisadi muavenetini [yardımını] memnuniyetle karşılarız ve bu şeraiti adile ve insaniyeyi [adil ve insani şartları] muhtevi [içeren, kapsayan] bir sulhun da acilen takarrürü [kararlaştırılması] selameti beşer [insanlığın selameti] ve sükûnu âlem [âlemin sükûnu] namına ahzı amali milliyemizdir [başlıca milli emellerimizdendir].
8 — Milletlerin kendi mukadderatını bizzat tayin ettiği bu tarihi devirde hükûmeti merkeziyemizin [merkezi hükumetimizin] de iradei milliyeye [milli iradeye] tabi olması zaruridir. Çünkü: iradei milliyeye gayrı müstenid [dayanmayan] herhangi bir hey’eti hükûmetin [hükumet heyetinin] indi [kendince] ve şahsi mukarreratı [şahsi kararları] milletçe muta [verilmiş] olmadıktan başka haricen [dışarıda] de muteber [geçerli] olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar mesbuk ef’al [yapılan işler] ve netayic [neticeler] ile sabit olmuştur. Binaenaleyh milletin içinde bulunduğu hali zicret [sıkıntı] ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat tevessülüne [başvurmaya] hacet kalmadan hükûmeti merkeziyemizin meclisi milliyi [milli meclisi] hemen bila ifatei an [an kaybetmeden] toplaması ve bu suretle mukadderatı millet ve memleket hakkında ittihaz eyleyeceği [alacağı] bilcümle mukarreratı [bütün kararları] meclisi millinin murakabesine [denetimine] arz etmesi mecburidir.
9 — Vatanımızın maruz kaldığı alam [acılar] ve hadisat [hadiseler, olaylar] ile ve tamamen ayni maksatla vicdanı milliden doğan cemiyetlerin ittihat [birleşmesinden] ve ittifakından hâsıl [meydana gelen, oluşan] olan kitlei umumiye [genel kitle/topluluk] bu kerre “Şarki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti” ünvaniyle tevsim olunmuştur [adlandırılmıştır]. İşbu cemiyet her türlü fırkacılık [particilik] cereyanlarından aridir [arınmıştır]. Bilcümle [bütün] İslam vatandaşlar, cemiyetin azayı tabiiyesindendir [tabii/doğal üyelerindendir].
10 — Kongre tarafından müntehip [seçilmiş] bir “Hey’eti Temsiliye” kabul ve köylerden bil itibar [başlayarak] vilayat merakizine [vilayet merkezlerine] kadar mevcut teşkilatı milliye [milli teşkilat] tevhid [birleştirilmiş] ve teyid olunmuştur.
Kongre Hey’eti
SONUÇ
Mustafa Kemal Paşa, Doğu illerinde tanıdığı aşiret reisleri ile şeyhlere de (Nutuk Cilt: III Vesikalar’da vesika numarası ile yer verilen) mektuplar göndermiştir. 13 Ağustos 1919’da, Bitlis’te Küfrevizade Şeyh Abdübakî Efendi’ye (Vesika: 48), Şırnaklı Abdurrahman, Derşevli Ömer, Muşaslı Resul ağalara (Vesika: 49), Bitlis Eski Mebusu Sadullah (Vesika: 50), Şeyh Mahmut (Vesika: 51), Nurşinli Şeyh Ziyaeddin’e (Vesika: 52) ve Garzan’da aşiret reisi Cemil Çeto Bey’e (Vesika: 53) Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Nizamnamesi (tüzüğü) ile Kongre sonunda yayınlanan Beyanname‘yi göndererek, vatanseverlik duygularına dokunan ifadelerle tez elden bölgelerinde teşkilat kurmalarını istemiştir.
Böylece, bir yandan bildiriler, bir yandan özel mektuplar ve telgraflarla, bütün Doğu bölgesi Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş hazırlıkları kapsamına alınarak hızlandırılmış oldu.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos 1919 tarihli bir yazı ile Erzurum Valiliğine başvurmuştur. Bölgede aynı amaç için kurulmuş bulunan derneklerin Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla birleştirildiği/kurulduğunu ve Temsil Heyetine seçilenlerin isim, adres ve kısa bir hal tercümelerini kaydeden bir beyanname ile nizamname Erzurum Valiliğine verilmiş ve cemiyetin resmi faaliyeti için ruhsat verilmesi istenmiştir (Vesika: 41).
Böylece Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu illerindeki çeşitli kuruluşların (merkezi İstanbul’da bulunan Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Doğu Anadolu’daki şubeleri ile merkezi Trabzon’da olan Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Doğu Karadeniz Bölgesindeki kuruluşları) merkezi şimdilik Erzurum’da olmak üzere yeni kurulmuş olan Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir. Bu durumda bu kuruluşlar yeni cemiyetin şubeleri olmuşlardır. Sonuç olarak Millî Mücadele tarihinin millî birliğe doğru gidiş yolundaki ilk ve önemli evresi tamamlanmıştır.
KAYNAKÇA
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbinin Esasları, Sinan Matbaası ve Neşriyat Evi, İstanbul 1951
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1960
Midhat SERTOĞLU, “Erzurum Kongresinin Bilinmeyen İki Belgesi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 13 (Ekim 1968), İstanbul
M. Fahrettin KIRZIOĞLU, “Yayınlanmamış Belgelerle Erzurum Kongresinin İlk Günü”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 35 (Ağustos 1970), İstanbul
Hayri MUTLUÇAĞ, “Erzurum Kongresinin Tutanak ve Kararları”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 61 (Ekim 1972), İstanbul
Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M. E. B. Devlet Kitapları, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1982
Fahri BELEN, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983
Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1997
Cevat DURSUNOĞLU, Millî Mücadelede Erzurum, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000
Mahmut GOLOĞLU, Millî Mücadele Tarihi-I Erzurum Kongresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şevket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt: II, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999
You may like

Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi
Türk İstiklâl Mücadelesi
Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü
Published
1 ay agoon
Haziran 15, 2026By
drkemalkocak
Giriş
22 Haziran 1919 tarihinde yayımlanan Amasya Tamimi, Türk istiklâl hareketinin askeri bir direniş evresinden siyasal, meşru ve kurumsal bir ihtilal devresine geçişini simgeleyen kurucu bir belgedir. Bu çalışma, Tamim’in muhtevasını eleştirel tarih yöntemi, siyaset sosyolojisi ve tarihsel coğrafya bakış açısından sorgulamaktadır. Çalışmada, metnin ihtiva ettiği kavramlar, semboller ve kişiler arası değer çatışmaları analiz edilerek, belgenin Saltanatın tasfiyesine ve Cumhuriyet’in ilanına giden yoldaki kurumsal ve felsefi rolü çok boyutlu bir yaklaşımla ortaya konulmaktadır.
Meşruiyet Karargâhının Taşraya Taşınması
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik haklarını fiilen ortadan kaldıran ve coğrafyayı İtilaf Devletleri’nin işgal menziline sokan bir dönüm noktasıdır. İstanbul’daki merkezi hükümet, mütareke şartlarının ve başkentteki yabancı askeri denetimin baskısı altında kalarak devletin asli vazifesi olan koruma ve egemenlik görevlerini yerine getiremez hale gelmiştir. Bu durum, tebaa ile hükümdar arasındaki ananevi sadakat sözleşmesini sarsmış ve toplumda derin bir kargaşa ve siyasal meşruiyet krizi doğurmuştur.

Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan gelişme, Anadolu’da dağınık halde bulunan sivil ve askeri direniş merkezlerini (Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleri) ortak bir siyasal program etrafında birleştirme arayışına sahne olmuştur. Bu arayışın aydınlatıcı, hukuki ve askeri bildirisi niteliğindeki Amasya Tamimi, 22 Haziran 1919’da kaleme alınarak telgraf hatları vasıtasıyla bütün sivil ve askeri makamlara tebliğ edilmiştir.
Amasya Tamimi’nin, basit bir askeri genelge olmanın ötesinde, bir imparatorluktan ulus-devlete geçiş hareketini başlatan ve Cumhuriyet’in kurumsal yapısını inşa eden anayasal bir ilk metin olduğu görülmektedir.
1. İçerik ve Vaka Analizi
Amasya Tamimi, siyaset sosyolojisi ve hukuk felsefesi açısından kusursuz bir mantık ve devrimci silsile takip etmektedir. Metin önce mevcut yapının iflasını ilan etmekte (gerekçe), ardından kurtarıcı özneyi tanımlamakta (yöntem/ilke) ve son olarak bu iradenin kurumsallaşacağı mekânı ve usulü tespit etmektedir (hareket).
- Gerekçe ve Siyasal İflasın İlanı
“Vatanın tamamiyeti, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet-i merkeziyemiz itilâf devletlerinin tesir ve murakabesi altında mahsur bulunduğundan deruhte ettiği mesuliyetin icâbâtını ifa edememektedir. Bu hal milletimizi ma’dum tanıttırıyor.”
İçerik ve Vaka Analizi: Bu madde, klasik egemenlik teorisinde devletin meşruiyetini sağlayan “koruma karşılığı itaat” ilkesinin bizzat merkez tarafından ihlal edildiğinin beyanıdır. İstanbul Hükümeti’nin “mahsur” olması, onun siyasi iradesinin ipotek altında olduğunu ve hukuken geçersizleştiğini göstermektedir. “Ma’dum” (yok edilmiş/hiç kılınmış) kavramının seçilmesi, uluslararası alanda Osmanlı toplumunun siyasi bir özne olmaktan çıkarılıp nesneleştirilme tehlikesine karşı bir alarm zili görevi yapmaktadır.
Cumhuriyet’e Etkisi: Bu teşhis, egemenliğin mekânını ve merkezini değiştirmenin meşru gerekçesini ortaya koymuştur. Eğer merkez etkisiz ise çevre (taşra/millet) kendi kaderini tayin etmekle yükümlüdür.
- Kurucu İlke ve İhtilal Bildirgesi
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin hal ve vaziyetini der-pîş etmek ve sadâ-yı hukukunu cihana işittirmek için her türlü tesir ve murâkabeden âzâde bir heyet-i milliyenin vücudu elzemdir.”
İçerik ve Vaka Analizi: Bu madde, Türk siyasi düşünce tarihinin en devrimci hamlesidir. Yüzyıllardır Tanrı adına hüküm sürme anlayışının temsilcisi padişahın mutlak iradesine karşı, kurtarıcı güç olarak “milletin azim ve kararı” beyan edilmiştir. Bu ifade, “genel irade” kavramının Türk modernleşme sahasındaki somut yansımasıdır. “Heyet-i milliye” (milli/ulusal kurul) teklifi ise, etkisini yitirmiş bürokrasiye karşı alternatif, sivil ve ulusal bir hükümet modelinin ilk çekirdeğidir.
Cumhuriyet’e Etkisi: “Milletin kararı” vurgusu, Saltanatın tasfiyesine ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete devredileceği Cumhuriyet yönetimine giden felsefi köprünün ifadesidir. Karar yetkisi saraydan alınarak millete verilmiştir.
- Kurumsallaşma ve Güvenlik
“Bunun için b’il-muhabere her taraftan vaki olan teklif ve arzuy-ı milli üzerine Anadolu’nun bi’l-vücuh en emin mahalli olan Sivas’ta millî bir kongrenin serian in’ikadı takarrür etmiştir. Bunun için tekmil Vilayat-ı Osmaniye’nin her livasından ve fırka ihtilafatı nazarı dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin itimadına mazhar üç kadar zatın sürat-ı mümküne ile yetişmek üzere hemen yola çıkarılması icap etmektedir. Her ihtimale karşı bunun bir sırr-ı millî halinde tutularak dağdağaya mahal verilmemesi ve lüzum görülen mahallerde seyahatin mütenekkiren icrası lazımdır.“
İçerik ve Vaka Analizi: İhtilalin teorik düzeyi, bu maddelerle fiili ve kurumsal bir yapılanmaya dönüştürülmektedir. “Fırka ihtilafatı nazarı dikkate alınmaksızın” (parti ayrımı gözetmeksizin) ifadesi, İkinci Meşrutiyet döneminden miras kalan İttihatçı-İtilafçı kamplaşmasının yarattığı sosyolojik yarılmayı, “millî/ulusal beka” paydasında birleştirmeyi/pekiştirmeyi hedeflemektedir. “Sırr-ı millî” (milli/ulusal sır) kavramı ise, istihbarat savaşlarının sürdüğü mütareke döneminde harekâtın güvenliğini sağlama gayreti ve tedbiridir.
2. Kavramlar, Semboller ve Tarihsel Anlam Dünyası
Amasya Tamimi’nin terminolojisi, ananevi Osmanlı idari lisanı ile modern ulus-devlet teorisinin karmaşık bir sentezidir.
Vatan ve Millet Sembolizmi: Klasik monarşilerde vatan, hükümdarın mülkü; millet ise dini aidiyetlere göre bölünmüş tebaa (ümmet) topluluğudur. Tamim’de “Vatan“, sınırları netleştirilmesi ve korunması gereken jeopolitik, dünyevi bir mekân olarak; “Millet” ise ortak hak arayışında (sadây-ı hukuk) birleşen siyasi bir özne olarak yeniden kurgulanmıştır.
Telgraf Hatları ve Ağ Toplumu: Tamim, matbu bir bildiri olmanın ötesinde, şifreli telgraf hatları üzerinden Anadolu’ya gönderilmiştir. Siyaset sosyolojisi açısından telgraf, mütareke döneminin getirdiği kopukluğu aşarak, merkezden uzak taşra birimleri arasında eşzamanlı bir “ortak bilinç” ve direnç ağı inşa etmiştir.
Belediyeler ve Seçim Meşruiyeti: Delegelerin seçimi için “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve belediye riyasetleri” yetkilendirilmiştir. Osmanlı taşrasında nispi de olsa seçimle iş başına gelen tek sivil kurum belediyelerdi. Bu kurumların harekete dâhil edilmesi, kurulacak yeni iktidar merkezinin tabandan gelen demokratik bir meşruiyete dayanacağının en net sembolüdür.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değerler Dünyası
Tamim, tek bir karizmatik/etkileyici liderin diktesi değil; Osmanlı askeri-bürokratik seçkininin “vatansever” kanadının ortak mutabakat metnidir.
| Kişiler / Kurum | Rolü/ Konumu | Temsil Ettiği Değerler Sistemi |
| Mustafa Kemal Paşa | 9. Ordu Müfettişi, Metnin Mimarı | Kurucu akılcılık, hukuki meşruiyetçilik, ihtilalci deha. |
| Hüseyin Rauf Bey (Orbay) | Eski Bahriye Nazırı, Popüler Lider | Mondros’un yarattığı yıkıma karşı vicdani kefaret, milli haysiyet. |
| Ali Fuat Paşa (Cebesoy) | 20. Kolordu Komutanı (Ankara) | Düzenli ordunun direnişe uyumu, askeri gerçekçilik. |
| Kâzım Karabekir Paşa | 15. Kolordu Komutanı (Erzurum) | Doğu cephesinin askeri güvencesi, mahalli direnişin millileşmesi. |
| İstanbul Hükümeti | “Mahsur ve aciz” merkez | Teslimiyetçilik, monarşik beka, edilgen sığınmacılık. |
| Belediyeler/ Cemiyetler | Taban örgütleri ve delege seçiciler | Yerel sivil itaatsizlik, taban demokrasisi, yasal-akla uygun meşruiyet. |
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Açısından Çok Boyutlu Analiz
Tarihsel Coğrafya Bakış Açısı: Mekânın Jeopolitik Kalkan Olması
Mekân, tarihi gelişmelerin edilgen bir sahnesi değil; kişilerin eylemlerini sınırlayan veya genişleten yapı unsurudur. Amasya Tamimi’nin kaleme alındığı Saraydüzü Kışlası, Yeşilırmak’ın açtığı derin vadilerle korunan, coğrafi açıdan savunulması kolay bir sığınaktır.
Daha da önemlisi, metinde Sivas’ın “Anadolu’nun bi’l-vücuh en emin mahalli” olarak ilan edilmesidir. İstanbul, İtilaf donanmasının namluları altında “merkez” vasfını ve stratejik derinliğini kaybetmiştir. Sivas ise; işgal altındaki Batı ve Güney bölgelerine güvenli bir mesafede, demiryolu ve telgraf hatlarının kesişim noktasında, hinterlandı güçlü bir coğrafi kale niteliğindedir. Erzurum ise Kafkas cephesinden kalan terhis edilmemiş düzenli ordunun varlığıyla askeri bir güvence alanıdır. Coğrafya, emperyalizme karşı bir “derinlik savunması” anlayışıyla yeniden düzenlenmiştir.
Siyaset Sosyolojisi Bakış Açısı: Otorite Tiplerinin Çatışması
Amasya Tamimi, Türkiye’deki egemenlik yapısında köklü bir kırılmaya işaret etmektedir. İstanbul Hükümeti ve Saltanat, gücünü dini ve ananevi anlayış ve kaynaklardan alan “Ananevi Otorite“yi temsil etmektedir. Tamim ise delegelerin seçimle belirlenmesini, kongrelerin toplanmasını ve hukuki hakların (sadâ-yı hukuk) aranmasını şart koşarak “Yasal-Gerçek Otorite“nin inşasını başlatmıştır. Bu, tebaadan yurttaşa, saray idaresinden Meclis idaresine geçişin sosyolojik zeminidir.
5. Yansımalar, Tepkiler ve Siyasal Kriz
Amasya Tamimi’nin ilan edilmesi, mütareke düzeninin temsilcileri arasında bir şok dalgası yaratarak safların netleşmesine yol açmıştır.
a. İstanbul ve Saray Çevresinin Tepkisi
Damat Ferit Paşa kabinesi ve Dâhiliye Nazırı Ali Kemal, Tamim’i saltanatın mutlak otoritesine karşı bir “isyan ve ihtilal girişimi” olarak tanımlamıştır. Ali Kemal, taşra valiliklerine gönderdiği tamimle Mustafa Kemal’in azledildiğini, emirlerinin dinlenmemesi gerektiğini bildirmiştir. Saray, mülki amirleri Padişah ile Anadolu’daki komutanlar arasında bir seçim yapmaya zorlamıştır. Bu kriz, Mustafa Kemal’in resmi görevlerinden ve askerlik mesleğinden istifa ederek tamamen sivil bir ihtilalciye dönüşmesini hızlandırmıştır.
b. İtilaf Devletleri’nin Tepkisi
İngiliz istihbaratı, Anadolu’da dağınık halde bulunan Kuvayı Milliye çetelerinin düzenli subaylar eliyle merkezi ve siyasi bir organizasyona (Heyet-i Milliye) dönüştürülmeye çalışıldığını fark etmiştir. Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı topraklarını taksim etmeye hazırlanan müttefikler için Tamim, diplomatik masayı devirecek askeri ve siyasi bir durdurma hamlesi olarak algılanmıştır.
c. Taşra Bürokrasisinin Yarılması
Anadolu’daki valiler ve mutasarrıflar arasında derin bir kararsızlık ve sadakat krizi baş göstermiştir. Konya Valisi Cemal Bey gibi saltanat çizgisine sıkı sıkıya bağlı isimler Tamim’in delege toplama emrine direnirken; Ankara Valisi Vekili Defterdar Yahya Galip Bey gibi bürokratlar bütün baskılara rağmen ihtilalin lojistik ve idari destekçisi olmuşlardır.
Sonuç: Cumhuriyet’in Kurucu Şifresi
Eleştirel tarih yöntemiyle değerlendirildiğinde Amasya Tamimi, Milli Mücadele’nin askeri strateji belgesi olmanın çok ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini içeren anayasal bir çekirdektir. Metnin merkezinde yer alan “milletin azim ve kararı” ilkesi, 1921 Anayasası’nın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” maddesine dönüşmüş, oradan da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile nihai kurumsal biçimine kavuşmuştur. Tamim, hanedanın egemenlik hakkını tasfiye ederek yerine milletin iradesini ikame eden, Türk modernleşmesinin ve kurucu ihtilalinin en esaslı metnidir.
Kaynakça
Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele I [Mutlakiyete Dönüş1918-1919], İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2004, s. 285-308.
Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, 1. Cilt, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987, 295-300.
Sabahattin Selek, Milli Mücadele 1, Örgün Yayınevi, İstanbul, 2002, s. 315-326.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 3 (1919), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 105-108.
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı 79 (Mayıs 1981), Belge No 1733, Gnkur. Basımevi, Ankara.
Amasya Tamimi, Milli Egemenlik Belgeleri, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, TBMM Basımevi, Ankara, 2015, s. 9-14. [Metin içi atıflar bu resmi yayındaki orijinal ve günümüz Türkçesi sayfalarına dayanmaktadır].
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
2 ay agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı neticesinde imzalamış olduğu Mondros Mütarekesi, Türk tarihinin en derin siyasi, askeri ve toplumsal krizlerinden birini beraberinde getirmiştir. İtilaf Devletleri’nin, özellikle de İngiltere’nin, mütareke şartlarını tek taraflı yorumlayarak Anadolu ve Rumeli topraklarını işgale başlaması, Osmanlı egemenlik haklarını fiilen ortadan kaldırmıştır. Bu dönemin kırılma noktası 16 Mart 1920’de payitaht İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve milli iradeyi temsil eden mebusların tevkif edilerek Malta’ya sürgüne gönderilmesidir.

İstanbul’un işgali, saltanat ve hilafet merkezini prangaya vururken, Türk milletinin mukavemet merkezini de kaçınılmaz olarak Anadolu’ya kaydırmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi (BMM), sadece yasama organı değil, aynı zamanda işgale karşı direnişi yöneten kurucu ve ihtilalci bir meclis niteliğindedir. Ancak Ankara’daki bu yeni yönetim, hem işgal devletlerinin askeri tehdidiyle hem de İstanbul hükümetinin (Damat Ferit Paşa kabinesi) Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi vasıtasıyla yayımladığı ve “Kuvayı Milliye unsurlarının katledilmesinin şer’an caiz, hatta farz olduğunu” ihtiva eden fetvalarla karşı karşıya kalmıştır. İç isyanların Anadolu’yu yangın yerine çevirdiği bu meşruiyet krizinde, BMM kendi hukuki ve dini meşruiyetini halk nezdinde tescil etmek amacıyla manevi cephaneliğini devreye sokmuştur.
Bu çalışmada, BMM’nin açılışından kısa bir süre sonra, 9 Mayıs 1920 tarihinde Şer’iye Encümeni (Din İşleri Komisyonu) tarafından hazırlanan ve Kırşehir Mebusu Müfid Efendi tarafından Meclis kürsüsünde okunan “Memleket Dâhiline Beyanname” eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla tahlil edilmiştir. Beyanname, dönemin sosyo-politik hareketleri, kullanılan dini-siyasi kavramlar ve semboller ekseninde incelenerek, kurucu meclisin Anadolu halkını ortak bir ülkü etrafında birleştirme yöntemini ortaya koymaktadır.

1. Vaka Açısından Tarihsel Arka Plan ve İçerik Analizi
Beyanname, 9 Mayıs 1920 günü öğleden sonra saat 6’da açılan, riyasetini Reisisani (İkinci Başkan) Celaleddin Arif Bey’in yaptığı BMM’nin 13. toplantısının 4. celsesinde okunmuş ve kabul edilmiştir. Metnin altında BMM Reisi Mustafa Kemal’in imzası bulunmakta olup, belge dönemin resmi yayın organı olan Hâkimiyeti Milliye gazetesinin 17 Mayıs 1920 tarihli 30. sayısında neşredilmiştir.
Metnin içerik yapısı incelendiğinde, klasik İslam amme hukuku metinlerinin üslubuna sadık kalındığı, ancak içeriğin tamamen anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı bir siyasal bildiriye dönüştürüldüğü müşahede edilmektedir. Beyanname, kâinatın Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının bir tezahürü olduğu, insanın ise bu düzenin (nizam-ı âlem) bekasını sağlamakla görevli kılındığı belirtilerek başlamaktadır. Metne göre, toplumsal düzenin ve adaletin tesisi, ulemanın şer’i hükümlerine ve İslam siyasetine uymakla mümkündür.
Bu teorik girişin ardından metin hızla somut siyasi gerçekliğe yönelmektedir. Hedef tahtasına doğrudan İngilizler oturtulmuştur. İngilizlerin “İslamiyet’i yeryüzünden kaldırmak” gibi haince bir maksatla İstanbul’u işgal ettiği, halifeyi esir aldığı ve milli bağımsızlığı ihlal ettiği açıkça ilan edilmektedir. Bu işgal karşısında Müslümanların ne şekilde hareket etmesi gerektiği, Kur’an-ı Kerim’den getirilen ayetlerle (Nahl: 125, Bakara: 191 ve Al-i İmran: 103) temellendirilmektedir.
Beyannamenin can damarını, İstanbul Hükümeti’nin “isyan” olarak nitelediği halk hareketine getirilen şer’i meşruiyet teşkil etmektedir:
“Milletin uyanış sinesinden doğmuş olan Kuvayı Milliye’nin hareketi her yönden şer’i şerife uygun olmakla beraber düşman âlemi gözünde hayat hakkına sahip olduğumuzu ispata kâfi bir meseledir.”
Metnin son bölümünde ise Anadolu’da baş gösteren iç isyanlara ve kışkırtmalara temas edilmektedir. İstanbul muhitindeki bazı “bedtıynetlerin” (kötü yaratılışlıların) İngiliz parası ve tahakkümüyle halkı kandırdığı, Müslümanlar arasına nifak soktuğu belirtilerek Hucurât Suresi’nin 6. ayeti uyarınca yalan haberlere itibar edilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Metin, dünyadaki 300 milyondan fazla Müslüman’ın tek sığınağının Anadolu olduğunu belirterek tam bir birlik ve tesanüt çağrısıyla son bulmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Derin Anlamları
Eleştirel tarih yöntemi açısından metinde seçilen kelimeler, dönemin zihniyet dünyasını ve inşa edilmek istenen yeni siyasal dili anlamak adına kritik önemdedir.
Hilafet Sırrı ve Nizam-ı Âlem: Klasik Osmanlı siyasetnamesinin temel taşları olan bu kavramlar, dünyada adaletin sağlanması ve kargaşanın önlenmesi için meşru bir siyasi otoritenin varlığını şart koşmaktadır. Beyannamede bu kavramlar, Ankara’daki meclisin mevcut durumu koruma değil, aksine bozulan dünya düzenini (İngiliz işgaliyle bozulan nizamı) yeniden tesis etme görevini üstlendiğini meşrulaştırmak için kullanılmıştır.
Kuvayı Milliye (Milli Kuvvetler): Metinde bu kavram, “milletin uyanış sinesinden doğmuş” bir yapı olarak kutsanmaktadır. İstanbul’un “asi” veya “çete” olarak nitelediği bu güçler, beyanname vasıtasıyla “şer’i şerife (İslam hukukuna) tamamen uygun” meşru bir ordu seviyesine çıkarılmıştır.
Fitne ve Katil (Bakara 191): Metinde zikredilen “Fitne, insan öldürmekten daha kötüdür” ayeti, muazzam bir belagati tersyüz etmeyi barındırmaktadır. İstanbul hükümeti Ankara’dakileri “fitneci ve asi” ilan ederken, Şer’iye Encümeni bu ayetle asıl fitnenin “vatanı işgal eden İngilizler ve onlara boyun eğen işbirlikçiler” olduğunu ilan etmiştir. İşgale karşı savaşmak, katliam değil, fitneyi ortadan kaldıran meşru bir müdafaa olarak sunulmuştur.
İstidad-ı Milli /Toplumsal İstidat: Metinde şer’i delillerin yanı sıra modern sosyolojik ve siyasi kavramlara da yer verilmiştir. “Milli toplumsal kabiliyet/yetenek” anlamına gelen bu ifadeler, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme gücüne ve hürriyet karakterine yapılan erken dönem atıflardır.
Beni Mustalık Vakası ve “Fasık” Benzetmesi: Hucurât Suresi’nin 6. ayetinin tefsiri sadedinde anlatılan tarihi vaka, tam bir psikolojik harp aracıdır. Yanlış/yalan istihbarat yüzünden Müslümanların birbirini kırmak üzere olduğu bu kıssa üzerinden, İstanbul’dan gelen fetva ve bildirilerin “fasık(günahkâr/bozguncu) haberi” niteliğinde olduğu ima edilmiş, Anadolu halkına “Ankara’ya karşı silah kuşanmayın, aldatılıyorsunuz” mesajı verilmiştir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değer Dünyası
Beyanname metninde ve arka planında yer alan kişiler, çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaran yapıyı gözler önüne sermektedir.
Kişiler ve Kurumlar Tablosu
| Kişi / Kurum | Metindeki/Tarihteki Rolü | Temsil Ettiği Anlayış ve Değerler |
| BMM Şer’iye Encümeni | Beyannameyi kaleme alan dini-hukuki komisyon. | İslam hukukunu (fıkıh), milli bağımsızlık savaşıyla uzlaştıran meşrutiyetçi-modernist ulema anlayışı. |
| Mustafa Kemal Paşa | BMM Reisi olarak metnin altındaki en üst siyasi/askeri imza. | Milli egemenlik, tam bağımsızlık, faydacı liderlik ve halkı ortak paydada birleştirme stratejisi. |
| Müfid Efendi (Kırşehir Mebusu) | Metni meclis kürsüsünde heyecanla okuyan hatip ve din adamı. | Anadolu ulemasının saltanatın mutlakiyetçiliğine karşı milli direnişin yanında saf tutması. |
| Celaleddin Arif Bey | Oturumu yöneten meclis ikinci başkanı, hukukçu. | İstanbul Hukuk Mektebi eski müdürü olarak meclisin hukuki meşruiyetini ve anayasal sürekliliği temsil. |
| Hamdullah Suphi Bey (Antalya Mebusu) | Beyannamenin iç hitap olmasını öneren, İslam dünyasına ayrı hitap hazırlayan kişi. | Türk milliyetçiliği (Türk Ocakları geleneği) ile İslam dünyasının dayanışmasını (Pan-İslamizm) stratejik harmanlayan aydın duruşu. |
| İngilizler ve “Bedtıynetler” | İşgalci güç ve İstanbul’daki işbirlikçi merkez unsurları. | Emperyalizm, sömürgecilik, şahsi menfaat uğruna milli ve dini mukaddesatı feda eden kozmopolit teslimiyetçilik. |
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Açısından Analiz
Tarihsel Coğrafya Perspektifi: Ankara – İstanbul İkilemi
Coğrafi açıdan metin, jeopolitik bir eksen kaymasının vesikasıdır. Yüzyıllardır İslam dünyasının jeopolitik ve manevi merkezi olan İstanbul, metinde artık “düşman tarafından fiilen işgal edilmiş“, “askerleri silahsızlandırılmış“, “İngiliz kanunlarının çiğnediği” bir mağduriyet coğrafyası olarak tasvir edilmektedir. Buna mukabil Ankara, “milletin sağlam bir bina gibi birleştiği“, meşru şer’i ve milli kararların alındığı, kurtarıcı ve koruyucu yeni bir “merkez üs” olarak inşa edilmektedir.
Metindeki coğrafi algı sadece Anadolu ile sınırlı değildir; “bütün yerkürede mevcut 300 milyonu aşkın Müslüman” ifadesiyle evrensel bir İslam coğrafyası tasavvuru çizilmektedir. Anadolu, bu devasa coğrafyanın ayakta kalan “son sığınağı” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, jeopolitik bir savunma hattının en uç ve en hayati noktasının Anadolu coğrafyası olduğunu ilan etmektedir.
Tarihsel Sosyoloji Bakış Açısı: Ulema ve Halkın Hareketliliği
Sosyolojik açıdan 1920 Anadolu’su, okuma-yazma oranının son derece düşük olduğu, kitle iletişim araçlarının kısıtlı kaldığı ve geleneksel dini değerlerin toplumsal davranışları doğrudan belirlediği bir yapıya sahiptir. Böyle bir toplumda halkı harekete geçirmenin ve cepheye sürmenin yolu, akli-hukuki gerekçelerden ziyade (ulus-devlet, cumhuriyet, demokrasi vb.), karizmatik ve geleneksel otorite kalıplarını kullanmaktan geçmektedir.
Şer’iye Encümeni, din sosyolojisinin bu gerçeğini çok iyi okumuştur. Metinde modern bir kavram olan “bağımsızlık” (istiklal), dini bir mecburiyet olan “şer’i lüzum” ve “cihad” ile eklemlenmiştir. Halkın yabancılaşmasını önlemek adına meclisin meşruiyeti, “Cuma günü dualarla açılması” teyidiyle pekiştirilmiştir. Sosyolojik bağlamda bu metin, elitler (aydınlar/subaylar) ile taşra (halk/ulema) arasında bir toplumsal sözleşme denemesidir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
9 Mayıs 1920 tarihli bu beyanname, Anadolu’da ve İslam dünyasında geniş yankılar uyandırmıştır:
Anadolu’daki İç İsyanlara Etkisi: Beyannamenin neşredilmesi ve ardından Anadolu ajansı, ulema ve seyyar vaizler vasıtasıyla köylere kadar ulaştırılması, Damat Ferit hükümetinin fetvalarının yarattığı kafa karışıklığını büyük ölçüde gidermiştir. Anzavur İsyanı, Bolu-Düzce-Gerede olayları gibi iç ayaklanmalara katılan halk tabanının bir kısmı, Ankara’nın “dinsiz/asi” olmadığını, aksine halifeyi kurtarmaya çalıştığını bu beyannameler kanalıyla idrak ederek saf değiştirmiştir.

Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve Anadolu Ulemasının Desteği: Şer’iye Encümeni’nin bu çıkışı, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin daha önce yayımladığı karşı fetvayı tahkim etmiş, Anadolu’daki yüzlerce müftü ve din adamının Milli Mücadele’ye olan desteğini alenileştirmiştir.
İslam Dünyasındaki Akisleri: Hamdullah Suphi Bey’in önerisiyle bu beyannamenin ikiz sürümü olarak hazırlanan “Bütün İslam Âlemine Beyanname“, özellikle Hint Müslümanları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında karşılık bulmuştur. Ankara’nın emperyalizme karşı direnişi, sömürge altındaki diğer Müslüman milletler için bir meşale vazifesi görmüş, Hilafet Komiteleri aracılığıyla Anadolu’ya maddi ve manevi yardımların akmasını hızlandırmıştır.

Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli BMM Şer’iye Encümeni Beyannamesi, Türk kuruluş felsefesinin sadece batılı değerler dizisiyle değil, aynı zamanda çok güçlü bir teolojik-politik meşruiyet zeminiyle başladığını ispatlayan tarihi bir belgedir.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında; metnin o günkü varoluş mücadelesinde (İngiliz işgali ve iç isyanlar kıskacında) kitleleri bir arada tutan muazzam bir harç vazifesi gördüğü anlaşılmaktadır. Din ve vatan müdafaasını tek bir potada eriten bu kurucu metin, Ankara’daki ihtilalci meclisin hem geleneksel değerlere ne kadar hâkim olduğunu hem de bu değerleri faydacı ve sosyolojik bir deha ile milli bağımsızlık gayesine nasıl hizmet ettirebildiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 17 Mayıs 1336 (1920), No: 30, “ÂLEM-İ İSLAMA HİTAB-Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümeni tarafından tertip olunarak Meclis Heyet-i Umumiyesince bittasvip memleketin bilcümle aksamına neşri karargir olan beyanname”, s. 1, sütun: 1-2; s. 2, sütun: 1-2.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 246-250
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “B.M.M Şer’iye Encümeni Tarafından Hazırlanan ve Mecliste Kabul Edilen İslam Âlemine Beyanname”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 334-337.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümenince Hazırlanan Memleket Dâhiline Beyanname”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 198-201
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
2 ay agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş

Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı coğrafyasının fiilen işgale uğraması ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilerek Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, Türk milletinin egemenlik ve beka mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu karışıklık ortamında Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), yalnızca askeri bir cephe örgütlemekle kalmamış, aynı zamanda ulusal ve uluslararası meşruiyet zeminini inşa etmek amacıyla yoğun bir diplomasi ve propaganda faaliyeti yürütmüştür. Hamdullah Suphi (Tanrıöver) tarafından kaleme alınan ve 9 Mayıs 1920’de TBMM tarafından kabul edilen “İslâm Âlemi’ne Beyanname“, bu stratejik arayışın en somut tarihsel vesikalarından biridir. Bu makalede, söz konusu metin; eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla analiz edilmek suretiyle içerdikleri vaka, kavram, sembol, aktör ve kurumsal yapılar çerçevesinde çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

1. Vaka Analizi ve Tarihsel Arka Plan
Beyanname, yapısal olarak sömürgeci İtilaf devletlerinin (özellikle İngiltere ve Fransa) ve onların taşeronu konumundaki Yunanistan’ın Anadolu’daki işgal hareketlerini, mezalimini ve bu dönemde İstanbul Hükümeti ile hilafet makamı üzerinde kurdukları baskıyı teşhir etmek üzere hazırlanmıştır.
İşgal Altındaki İstanbul ve Meclisin Ankara’ya İntikali: Metinde, İstanbul’un “düşman silahlarının gölgesi altına düştüğü“, askerlerin uykularında şehit edildiği ve mebusların tutuklanarak sürgüne gönderildiği vurgulanmaktadır. Bu durum, TBMM’nin Ankara’da açılmasının lüks bir tercih değil, “ecnebi tahakküm ve tazyikinden hür bir kısım memlekete çekilme” mecburiyetinden doğan şer’î ve millî bir meşruiyet adımı olduğunu savunmaktadır.
Hükümetlerin Düşürülmesi ve İş Birlikçi Yönetim: Milli Mücadele’ye sempati duyan ya da işgale direnen Rıza ve Salih Paşa hükümetlerinin İngiliz baskısıyla istifaya zorlanması ve ardından “her şeyi Garb’ın adaletinden bekleyecek kadar anlayışsız, iradesiz bir adamın” (Damat Ferit Paşa) sadarete getirilmesi, vaka analizinin merkezinde yer almaktadır.
Anadolu’daki Parçalanma Senaryosu: İngiliz emperyalizminin, sömürgeleştirdiği Hindistan ve Mısır arasındaki hattı güvenceye almak amacıyla Anadolu’yu tampon/boşluk haline getirme siyaseti güttüğü tespiti yapılmaktadır. Bu doğrultuda Batı Anadolu’da Yunan ordusunun, Güney Anadolu’da (Adana, Maraş, Antep, Urfa) ise Fransız subayları komutasındaki Ermenilerin katliamlarına dikkat çekilerek topyekûn bir imha tehdidi tanımlanmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Anlam Dünyası
Beyanname, hitap ettiği kitlenin (İslam Dünyası) zihnî ve dinî yapısına uygun yoğun bir sembolik dil kullanmaktadır. Metindeki kavram ağı, meşruiyet üretimini dinî yükümlülükler (farz) ve tarihsel süreklilik üzerinden sağlanmaktadır.
Sembolik Karşıtlıklar Dünyası
Metin, coğrafi ve manevi kavramları ikili bir karşıtlık ilişkisi içinde inşa etmektedir:
| Direniş / İslam Cephesi | Sömürgeci / İşgalci Cephe |
| Din-i Mübin’in son askeri | Ölüm kuvvetleri / İstila orduları |
| Ezelî gazâ ve cihat toprakları (Anadolu) | Gayz, kin ve şütûm ufukları |
| Hakkı hürriyet / Hakkı hayat | İğfal, desise ve ifsat |
| Saday-ı hakiki / Saday-ı şer’i | Kizb ve riyâ gürültüleri |
Anahtar Sembollerin Anlamları
Darülhilâfe ve Kıblegâh: İstanbul, Şam, Kurtuba, Kahire ve Bağdat’ın tarihsel düşüş silsilesinin son halkası; “İslam’ın son Darülhilâfesi” olarak konumlandırılmaktadır. Hicaz, Yemen, Filistin ve Irak’ın kaybedilmesiyle İslam dünyasının kalbinin (Kıblegâh, Ravza-i Nebevi) İngiliz hattı (“şehrâhı”) tarafından kuşatıldığı söylenerek jeopolitik bir panik duygusu tetiklenmektedir.
Korkunç Bir Salip (Haç): Balkan Muharebeleri’nden beri Müslümanları katleden düşman unsurlar “kızıl, korkunç bir salip” olarak nitelendirilmektedir. Bu sembol, mücadelenin yalnızca toprak değil, dünyevi bir emperyalizm maskesi takmış modern bir Haçlı Seferi olduğunu ima etmektedir.
Küsuf-ı Tamma (Tam Tutulma): İslam dünyasının mevcut durumu, güneşi kararmaya yüz tutmuş bir “küsuf” (tutulma) olarak betimlenmektedir. Anadolu direnişi, bu güneşin yeniden parıldamasını sağlayacak yegâne manevi merkezdir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değerler
Metinde adı geçen aktörler, sosyolojik olarak iki ana kutba ayrılarak belirtilmiştir:
Müdafaa ve Meşruiyet Kutbu
Mustafa Kemal ve TBMM: “Millet Meclisi”, ecnebi baskısından uzak, halkın iradesini ve “hakkı hayatını” savunan meşru, hür otoritedir. Mustafa Kemal, Meclis Reisi sıfatıyla bu hür iradenin kurumsal liderliğini temsil etmektedir.
Anadolu Mücahitleri ve Halk: “Analar, kız kardeşler, çocuklar ve ihtiyarlar” ile örülen halk mücadelesi, sivil ve topyekûn bir direnişi, “civanmert evlatları” sembolize etmektedir.
Rıza ve Salih Paşalar: Namus ve hamiyet sahibi, Halife ve milletin emniyetine mazhar olmuş meşru asker-bürokrat tipolojisini temsil etmektedirler.
Anadolu Uleması (Müftü ve Müderrisler): Din-i mübinin hakiki sesini duyuran, işgal altındaki bir halifenin esir olduğunu ve ona yardımın farz olduğuna fetva veren şer’î meşruiyet unsurudur.
İşgal ve İhanet Kutbu
İngiltere ve İblisane Siyaset: “Riya” ve “küstahlık” ile malul, vaatlerini on günde çiğneyen, sömürgeci evrensel aklı temsil etmektedir. “İblisane fikirlerin” (Müslümanı Müslümana kırdırma) kaynağıdır.
Yunan Ordusu / Eşkıya Sürüleri / Seffah Katiller: Batı’nın koruması altında cürm-i meşhut (suçüstü) halinde katliam yapan, Mora ve Teselya’dan beri Müslüman kanı döken “sefil ve vahşi” bir taşeron yapıdır.
İradesiz Sadrazam (Damat Ferit) ve Vatansızlar: İngiliz emrinde çalışan, Şeyhülislamlık makamını (makam-ı ifta) kendi mücahitlerine karşı fetva silahı olarak kullanan, “idraksizlik, cehalet ve öfke” içindeki yerli iş birlikçilerdir.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Bakış Açısı
Jeopolitik Bir Sığınak Olarak Anadolu
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’yu sadece Türklerin değil, evrensel İslam coğrafyasının mazlumları için bir “Darülaman” (Güvenli Sığınak) olarak tanımlamaktadır. Kırım’dan, Bosna-Hersek’ten, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan gelen ve düşman önünden kaçan “matrut” (kovulmuş) muhacirlerin birleştiği son vahadır. Anadolu’nun düşmesi, sadece bir devletin yıkılması değil; Asya ve Avrupa’daki bütün Müslüman mülteci nüfusun sosyolojik olarak imhası anlamına gelmektedir.
Hilafet Sosyolojisi ve Sömürge Karşıtı Söylem
Beyanname, sömürge altındaki Mısır ve Hindistan Müslümanlarına doğrudan seslenerek, İngiliz emperyalizminin “İslam’ın başını İslam’ın eliyle ezme” stratejisini deşifre etmektedir. Sosyolojik açıdan metin, Ankara’daki meclisin Halife’ye asi olmadığını aksine “Makam-ı Hilafeti düşman esaretinden kurtarmak” için savaştığını beyan ederek, sömürgelerdeki Müslüman tebaanın İngiliz ordusunda asker olarak Anadolu’ya karşı kullanılmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir. Yavuz Sultan Selim’in “İslam birliği” (İttihad-ı İslam) fikrine atıf yapılması, meclisin pan-İslamist kartı taktik ve ideolojik bir kalkan olarak masaya sürdüğünü göstermektedir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
Ankara Hükümeti’nin bu beyannamesi, İstanbul Hükümeti’nin ve Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuva-yı Milliyecileri “katli vacip asi kâfirler” olarak ilan eden İngiliz güdümlü fetvalarına bir karşı-tezdir.
İç Yansımalar: Anadolu uleması (Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi ve Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi öncülüğünde) karşı-fetvalar yayımlayarak beyannamedeki “Esir halifenin hükümleri ve yayımladığı fetvaları geçersizdir, cihat farzdır” tezini şer’î olarak tescillemiştir. Bu durum Anadolu halkının direnişe katılımındaki tereddütleri kırmıştır.
Dış Yansımalar: Beyanname; Hint Müslümanları Hilafet Hareketi üzerinde büyük bir infial yaratmış, Britanya İmparatorluğu’nun Müslüman sömürgelerinde isyan ve protesto dalgalarına yol açmıştır. Hindistan’dan Ankara’ya gönderilen maddi ve manevi yardımların meşruiyet zemini bu nevi beyannamelerle tahkim edilmiştir.
Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli İslâm Âlemi’ne Beyanname, askeri açıdan kuşatılmış, lojistik açıdan zayıf bir meclisin, retorik ve diplomasiyi nasıl bir savunma silahına dönüştürebildiğini kanıtlayan bir eleştirel tarih belgesidir. Hamdullah Suphi’nin tahrik edici/kışkırtıcı ve edebi üslubu, Mustafa Kemal’in stratejik dehasıyla birleşerek, Anadolu direnişini yerel bir başkaldırı olmaktan çıkarıp evrensel bir sömürge karşıtı (anti-emperyalist) İslami mukavemet olarak tanımlamıştır. Metin; tarihsel coğrafyayı bir sığınak sosyolojisiyle birleştiren, hilafet meşruiyetini işbirlikçi saraydan alıp direnen halka teslim eden kurucu bir bildiri niteliğindedir.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 13 Mayıs 1336 (1920), No: 29, “Büyük Millet Meclisinin İslam Âlemine Hitabı”, s. 1, sütun: 1-4; s. 2, sütun: 1.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 248-249
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 338-341.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 202-205

Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü

Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi4 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk Tarihi4 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI













