Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

TÜRK İSTİKLAL HARBİNDE 5. SÜVARİ KOLORDUSU KUMANDANI FAHRETTİN ALTAY PAŞA’NIN ANLATIMIYLA BÜYÜK TAARRUZ’DA TÜRK SÜVARİSİ (3)

Published

on

GİRİŞ

Türk İstiklal Harbi Batı Cephesinde; Birinci İnönü (6-11 Ocak 1921), İkinci İnönü (26-31 Mart 1921) olmak üzere İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10-25 Temmuz 1921), Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos-13 Eylül 1921), Büyük Taarruz (26 Ağustos-18 Eylül 1922), Büyük Taarruzun bir safhası olarak Başkumandanlık Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922) cereyan etmiştir.

Büyük Taarruz’da I. ve II. Ordu ile 5. Süvari Kolordusu harp etmiştir. 5. Süvari Kolordusunun kumandanı Fahrettin [ALTAY]’dır. [1]

Büyük Taarruz’da İzmir’e ilk giren ve İzmir Hükumet Konağına Türk Bayrağını çeken Yüzbaşı Şerafettin Bey,  [5. Süvari Kolordusu 2. Süvari Tümeni 4. Alay 2 Bölük subaylarından takım komutanı] ile arkadaşları Teğmen Ali Rıza AKINCI ve Teğmen Hamdi YURTERİ’ye rahmet, minnet ve şükranlarımızı sunarak; Türk süvarilerinin İzmir’e girişi ve İzmir Valilik Konağına Türk bayrağının çekilişini kahramanımız Yüzbaşı Şerafettin Bey’in gözlemleri ve tespitleri çerçevesinde, perde arkasıyla, günü gününe yaşanan hatıraların ışığında ve biraz da sohbet lezzetiyle farklı bir görünüm hâlinde açmaya, [Büyük Taarruz, 30 Ağustos Hatıraları, Türk Süvarilerinin İzmir’e Girişi, İzmir’in Yunan İşgalinden Kurtuluşu] günlerini yeniden yaşama ve yaşatma yolunda karınca misali gayret gösterilmiştir.

https://www.drkemalkocak.com/2022/09/09/30-agustos-hatiralari-izmire-ilk-giren-suvari-mufrezesi-kumandani-serafettin-beyin-hatiralari-9-eylul-1922/

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı (Ortaokul 8. Sınıf)nda “Millî ve dinî bayramlar, mahallî kurtuluş ve kutlama günleri, önemli olaylar, belirli gün ve haftalardan yararlanılarak öğrencilerin tarihsel duyarlılıkları ile Türk milletine, Türk devletine, Türk vatanına ve Türk bayrağına sevgi, saygı ve takdir duyguları geliştirilmelidir.” [2] ve Ortaöğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim ProgramındaDers içeriğine uygun olacak şekilde yerel tarih ile ilgili araştırma görevleri vererek öğrencilerin yerel tarihi ve yakın geçmişi millî tarih ile ilişkilendirmeleri sağlanmalı, bu yolla öğrencilerde millî bilinç ve tarih duyarlılığı oluşturmaya çalışılmalıdır.” [3] yönergeleri yer almaktadır.

Milli bilinç ve tarihsel duyarlılık kazanılmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak üzere, Büyük Taarruz’da 5. Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin [ALTAY]’ın anlatımıyla “Büyük Taarruz’da Türk Süvarisinin Kahramanlıkları”nı sunuyoruz. Metinde geçen şahıs ve yer adları, yerel tarih-milli tarih bağlamında bütünleyici/birleştirici tarih anlayışına katkıda bulunmak üzere incelenip değerlendirilmeye muhtaçtır. Mesela; Ahır dağlarından iki süvari tümeninin bir gecede geçip Yunan ordusunun arkasına sarkmasına hizmet eden Tokuşlar köyü halkı ve özellikle Hüseyin Ağa’nın hatıralarını bilenimiz, anlayıp yaşayan ve yaşatan kaç kişidir?..

—***—

Taarruzun On İkinci Günü

(7 Eylül 1922)

Bu günkü uzun yürüyüş arızasız geçti, tümenler akşam emrolunan bölgeye vardılar. Köylüler düşmanın Menemen Boğazı’nda tahkimat yaptığını duyduklarını söylediler. Akhisar‘a giden bölük, düşmana tesadüf etmediğinden, daha Kuzeyde büyük bir düşman kolunun Dikili istikametine geçmiş olduğunu ve bunun demiryolu köprülerini tahrip ettiğini bildirdi. Son bir ihtimal de Menemen, Manisa, Nif boğazlarında düşmanın mukavemet etmesi ve İzmir‘i kolay kolay bırakmak istememesi idi. Her üç boğaz da sarp olduğundan, süvari hareketine müsait değildi. Menemen cihetinde toplanacak düşman kuvvetlerinin Manisa ve Nif boğazlarını zorlayacak olan yorgun ordumuza yandan bir karşı taarruz yapması ve ihtimalden uzak değildi. Böyle bir harekete karşı koymak vazifesi bize düşüyordu. Manisa ve Menemen boğazlarına dönerek, Nif boğazını önceden keşfetmek üzere, bu istikamete 1 inci Tümenden bir süvari alayı göndermeyi uygun buldum.

Bu gece verdiğim emirde, yarın 1 inci Tümenin Manisa‘ya, 2 nci Tümenin Manisa batısında Horoz köyüne ve 14 üncü Tümenin de, biraz daha batıda, Hamidiye‘ye ilerlemeleri vazifesini verdim. Gece Manisa ve Turgutlu‘nun yanmakta olduğunu teessürle gördük.

Taarruzun on üçüncü günü

(8 Eylül 1922)

Sabahleyin erken yürüyüşe başlayan tümenler, düşmanın küçük mukavemetlerini kırarak, öğle vakti hedeflerine vardılar. Kolordu Karargâhı da Manisa‘ya girdi. Yangından dağlara kaçan halk dönmeye başladı ise de, koca şehri bir harabe halinde buldular. Öğleden sonra verdiğim emirde, 14 üncü ve 2 nci Tümenlerin Menemen Boğazı’ndan, 1 inci Tümenin de buradan hareketle, yarın sabah İzmir‘e gireceklerini bildirdim. Hâlbuki bugün 2 nci Tümen Horozlu’ya vardığı zaman, önünden çekilen bir düşman kuvvetini takip ederek Manisa Boğazı’na girmiş ve Sabuncubeli yakınına kadar sokulmuş, fakat bunu bildiren raporu nasılsa bize vaktinde ulaşmamıştı. Tümen, Kolordu emrinin kendi durumuna uymadığını görünce, raporun varmamış olmasını muhtemel görerek, yeni bir raporla durumu bildiriyor, bulunduğu yerden geri dönmektense, İzmir’e doğru harekete devam edeceğini ve başka tarafta lüzum varsa, kendisinin yerine 1 inci Tümenin kullanılmasını rica ediyordu. 1 inci Tümen de o bölgede idi. Menemen Boğazı’nda da düşman olmadığı anlaşıldı.

Bu sebeple, 1 inci ve 2 nci Tümenlerin Sabuncubeli’nden, 14 üncü Tümenin Menemen Boğazı’ndan ilerlemesi muvafık görüldü. 2 nci Tümen Sabuncubeli’ne sokulurken bir hayli esir aldı. Yunanlılara yardım eden on beş kişilik bir Ermeni çetesini de yok etti. 14 üncü Tümen, bu gece, Menemen Boğazı’nda düşmanın zayıf bir mukavemetini kırarak, Menemen’e doğru yürüyüşe devam etmiştir.

İzmir‘e Giriş

(9 Eylül 1922)

Bu sabah saat 5’te, ortalık ağarırken, Sabuncubeli‘ne ilerleyen 2 nci Süvari Tümeninin 20 nci Alay, 4 üncü Bölüğünden Teğmen Enver kumandasındaki keşif kolu, düşmanın buralardan savuşmuş olduğunu görerek, ileri tepelere çıkmış ve harikulade bir manzara ile karşılaşmıştır; sabah güneşinin tatlı ışıkları altında, bir tablo gibi beliren güzel İzmir, önündeki mavi sularıyla Akdeniz ve bunları çevreleyen latif yeşilliklerle, yüksek dağlardan birleşik tabii tablodan biraz daha kara noktalar, körfezdeki yabancı harp gemileriydi. Bu bahtiyar genç subayın, raporunu yazarken, Başkumandanın verdiği Akdeniz hedefine ilk ulaşanın kendisi olduğunu düşünerek, ne kadar heyecana tutulduğunu tahmin etmek güç değildir. Raporu göndermeye lüzum kalmadan, tümenlerin öncüleri de aynı hatta varmış bulunuyorlar ve hep beraber ilerleme devam ediyordu.

Bornova üstündeki tepelere çıkınca, buranın büyük evlerinde yabancı devlet bayraklarının sallandığı görüldü. 2 nci Tümenin 13 üncü Alay Kumandanı Binbaşı Atıf Esenbel, iyi Fransızca bildiğinden, alayı ile buraya gönderilerek, yabancılarla görüşmesi ve onların emniyetinin sağlanması emrini verdim.

Tümen Mersinli yolunda İzmir‘e doğru ilerlerken, 1 inci Tümen de bunun solunda

Kadife Kale’ye doğru yürüyordu. 2 nci Tümenin öncülüğünü Binbaşı Reşat kumandasındaki 4 üncü Alay yapıyor, alayın önünde de Yüzbaşı Şerafettin kumandasında iki bölük gidiyordu. Şehir içinden geçerken süvarilerin bir ateşe uğramaması için, sekiz er ellerinde tüfek, yaya olarak en önde yürüyorlardı. Bunlar Halkapınar Köprüsü’nü geçip, Tuzakoğlu fabrikasına yaklaşınca, fabrika penceresinden ani bir ateşe uğradılar, içlerinden dördü, yerlere serildi. Bu yavrucakların mübarek cesetleri, başları İzmir’e doğru yatıyor, sanki bize “durmayın, ilerleyin” diyordu. İzmir’in kucağına girdikleri anda, bu uğurda canlarını veren bu kahraman Türk çocuklarını oraya gömerek, bir anıt yaptırdık.

Öncü alayı, bu cesetleri atlayarak fabrikayı taradı ise de, kimseyi bulamadı. Arkadan gelen tümen, Mersinli yanında, yirmi bir Yunan subayı ile binden fazla erden mürekkep bir kafileyi esir aldı. Tümen Kumandanı da, bunlardan ele geçirdiği bir otomobile binerek, Hükümet Konağına doğru ilerledi.

Kemer istasyonundan geçen bir süvari alayı da, Aydın cihetinden gelen bir trende, bir yüzbaşı, dört subay, yedi yüz erden mürekkep diğer bir kafileyi esir etti.

Öncü alayı, İzmir rıhtımından geçerken, parke taşlarının çıkardığı nal sesleri, Akdeniz’in bu taşlara çarparak çıkardığı, hafif dalga seslerine karışıyor, bir zafer marşı gibi nağmeleniyordu. Bazı pencerelerden atılan çiçekler de, süvarilerimizin başlarına konuyor, onlara bir zafer tacı oluyordu. Bu hal heyecanı artırıyor, yürüyüşteki sürat gitgide artıyor, bir oluktan akan su gibi, süvariler hükumete doğru akmağa başlıyordu.

Pasaport yanından geçerken, bir manga kadar İngiliz deniz askeri tarafından selamlanan öncü birlikleri, az ilerde sivil bir şahsın attığı el bombası ile karşılaşıyor, Yüzbaşı Şeref’le birkaç er hafifçe yaralanıyor, fakat aldırış etmeyerek, doğru Hükumet Konağı kapılarına atılıyorlar. Yunanlılar hükumeti kapamış ve kaçmışlar.

Bir odacı kadın kapıları açıyor, Yüzbaşı Şeref bir kaç erle hemen balkona çıkıyor, şanlı bayrağımızı öperek direğe çekiyor ve selamlıyor. Ancak yükselirken, ak yıldızının bir kısmına yüzündeki yaranın kanının bulaştığını görüyor ve bu saadete ermekten taşan heyecanını gözlerinden boşaltıyor. Hıçkırıklarını tutamıyor birden, sonra kendini topluyor, yanındakilere: “Arkadaşlar, vazifemiz bitmemiştir, millet daha bizden çok şeyler bekliyor”, diyerek aşağıya iniyor. Bu defa da, oraya toplanan İzmirlilerin coşkun alkışları arasında, kucaklanıyor, öpülüyor, öpülüyor.

Başka yönden İzmir’e ilk giren 1 inci Süvari Tümeninin 14 üncü Alayının öncüsü Yüzbaşı Zeki Doğan, Kumandanlık Dairesine gelerek, buraya bayrağımızı çekti. Kışla Meydanı’na toplanan esirlerin başlarına nöbetçiler dikerek, üç sene evvel Yunanlıların, İzmir’i işgallerinde, burada gaddarca şehit ettikleri Albay Süleyman Fethi ve arkadaşlarının aziz ruhlarını şad etti.

Şehirde emniyeti sağlamak için, Dördüncü Alay Kumandanı Binbaşı Reşat, alayı ile İzmir‘in üstündeki Kadifekale’ye çıkıyor, bin senelik eski, yüksek bir burcun üstüne ay yıldızlı bayrağı dikiyor ve bununla İzmir’in etrafına, İzmir’in Anavatana kavuştuğunu gösteriyor. İzmir’in kadınları, çocukları, evlerindeki yiyecek ve içeceklerini, birbiriyle müsabaka edercesine, alayın önüne taşıyor, kahraman askerlerimize ikram ediyorlar.

Göztepe ve Seydiköy istikametine kaçan firarileri takip kolları gönderiliyor, emniyet için gerekli tedbirler alınıyordu.

Bu olaylar olurken, otomobille gelen 2 nci Tümen Kumandanı Albay Zeki Soydemir, Hükümet konağına, halkın alkışlan arasında, çıkıyor ve toplanan şehir ileri gelenlerinin seçtiği, eski Düyunu Umumiye Müdürü Abdülhalim Beyi Vali Vekili seçiyor ve Kolorduya yazdığı raporu, Kurmay Yüzbaşı Cevdet Bilgişin ile gönderiyor, halka da bir beyanname neşrediyor.

Biraz sonra, Tümen Kumandanı Mürsel Paşa (Bakü) Hükümet Konağına varıyor, o sırada limandaki Fransız zırhlısından gelen bir Fransız subayı, gemisinin telsizinin, emirlerine hazır olduğunu bildiriyor. Mürsel Paşa bununla, İzmir’e girildiği müjdesini Ankara’ya veriyor.

Bu sabah, Menemen civarında bir düşman çetesinin mukavemetini kıran ve bir subayı ile iki erini şehit veren 14 üncü Tümen, halkın şiddetli alkışları arasında Menemen’e girmiş, izaz ve ikram olunduktan sonra, İzmir’e doğru yürüyüşüne devam etmiştir. Karşıyaka’da halkın şiddetli alkışlarıyla karşılanan bu tümen, vapur iskelesi yakınına yerleştirdiği bataryasının ateşiyle, İzmir’e selamlamıştır. Körfezde bulunan harp gemileri arasında bulunan Yunan gemileri Uzunada’ya doğru çekilmek mecburiyetinde kaldılar. 3 üncü Piyade Tümeninin Teğmen Sesim kumandasındaki Süvari Bölüğü de, uzun bir yürüyüşten sonra, saat 13’te, İzmir’e gelebildi.

Kolordu Karargâhı Kumandanlık Dairesine yerleşti. İzmir’in salimen alındığına ve asayişin muhafaza edilmekte olduğuna dair rapor, Kurmay Yüzbaşı Feridun Dirimtekin ile ve otomobille, Nif istikametinde Garp Cephesi Kumandanlığına gönderildi. Belediye ve Hükümet teşkilatı yapıldı. Şehirdeki Rum, Ermeni ve Musevilerin ileri gelenleri hükumete getirilerek, asayişin muhafazası ve saklanmış asker, silah ve eşyanın kışlaya gönderilmesi tembih edildi. Tümenlere iskân bölgeleri verilerek, iaşeleri sağlandı. Yunan Ordusunun bıraktığı mühimmat ve eşya depoları, muhafaza altına alındı.

Halkın yapmakta oldukları şenliklerin gece yarısına kadar devamına müsaade edilerek, ondan sonra herkesin evine çekilmesi ve sükûnetin muhafazası, yarın gelecek olan Başkumandanı karşılamak üzere hazırlanılması bildirildi. Gece yarısından sonra işitilen bazı tüfek sesleri üzerine, bütün mahalleleri otomobille dolaştım. Tüfek seslerinin, o sırada İzmir’e giren Kolordu mızıkasının çalmağa başladığı İzmir marşını duyan halkın sevinç tezahürlerinin yeniden canlanması olduğunu anladım. Kışlada toplanan Yunan esirleri dört bini bulmuştu. Gece yarısı aldığım emirde, yarın İzmir’e gelecek olan 1 inci Kolordu Kumandanının İzmir Askeri Valiliğini üzerine alacağı, Süvari Kolordusunun İzmir‘le Menemen arasında toplanması bildiriliyordu. Bu suretle, 9 Eylül Türk Süvarisinin bir şeref günü oldu. Baba memleketim olan İzmir’de, düşman işgalinde kalan anama da kavuşmuştum. Bugün İzmir’de çıkan Sedayı Hak gazetesinde, Moralı Zade Rifat imzasını taşıyan şu şiiri, gözyaşları ile okudum:

Özledik üç seneden fazla tahassürle sizi,

Bekledik rahm ile imdada şitab etmenizi.

Kesmedik Haktan, ölürken bile, ümmidimizi.

Var olun … azm ile kurtardınız en sanra bizi.

9 Eylül ‘den sonra

10 Eylül’de, Başkumandan Mustafa Kemal‘le, Garp Cephesi Kumandanı İsmet Paşa ve diğer Kumandanlar ve piyade birlikleri İzmir’e geldiler. Halkın coşkun alkışları, mahşeri bir kalabalık, tekbir ve “yaşa” sesleriyle karşılandılar. 1 inci Kolordu Kumandanı şehrin idaresini eline aldı. Süvari Kolordusu Menemen‘e gitmeye hazırlanırken, İzmir‘in doğusundan, Seydiköy‘den bir düşman kolunun İzmir’e doğru gelmekte olduğu ve toplarıyla İzmir’e ateş açtığı, Kadifekale‘deki süvarilerimizle, toplarımızın mukabelede bulunduğu ve Süvari Kolordusunun hemen bu düşmana yaklaşarak, tepelemesi bildirildi. 2 nci Süvari Tümeni başta olmak üzere, tümenlere bu istikamete hareket emrini verdim. Kendim de oraya hareket ettim. Aydın-Ödemiş cihetindeki düşman, toplanarak, İzmir’e gelirken burasının tarafımızdan işgal edildiğini görmüş, ateşe başlamış; 3 üncü Süvari Tümenimiz de bu düşmanı takip ediyormuş.

Kızılçullu ilerisindeki zeytinlik sırtlarını tutmuş olan bu düşman üzerine Süvari Alaylarıyla saldırdım. Bu düşmanı takip etmekte olan 3 üncü Süvari Tümeni ile irtibat kurdum, o da arkadan yüklendi. Düşman perişan bir vaziyete dağlara kaçmak istedi ise de, bir kısmı kılıçtan geçirildi, diğerleri esir alındı. Üç bin kadar er ve bir tugay kumandanı ile elliden fazla subay, dört top, birçok mühimmat, eşya ve hayvan teslim alınarak kışlaya gönderildi. Bu düşman toplarının yanında, yazdığımı bildirdiğim raporum eline varınca, bunu, Hükumet önünde, heyecanla, toplanan halka bizzat okuyan Kemal Paşa, sevincine onları da katmıştı.

Akşam olduğundan, süvari tümenleri geceyi bu bölgede geçirdiler. Gece alınan yeni bir emirle, 2 nci Süvari Tümeninin Karşıyaka‘ya gönderilmesi ve Süvari Kolordusunun, 3 üncü Süvari Tümenini emrine alarak, Uşak ve Çeşme istikametinde hareketle, yarımadayı düşmandan temizlemesi bildiriliyordu. Yarımadayı, kıyıdan düşman donanması ateş altında bulundurduğundan, bu arızalı arazide süvari fazla bir varlık gösteremeyecekti. 57 nci Piyade Tümeninin gönderilmesi üzerine, yapılan taarruzda düşman püskürtüldü.

Bu sırada İzmir’in yandığı haberi geldi. Bir gün sonra da, arkamızda kalan Urla yandı. Çeşme’ye giden yolun köprülerini düşman tahrip etmişti. Alaçatı sırtlarında da gemilerin yardımı ile düşman son mukavemeti yaparak, o gece Çeşme‘den gemilerle Sakız Adası’na kaçtı. Yol boyunca birçok top ve cephane arabalarıyla, otomobillerini yakarak bırakmış, üç bin kadar da hayvan terk etmişti.

Bunların çoğu. Anadolu’dan topladığı sırtları, ayaklan yaralı, pek zayıf hayvanlardı. Bu zavallıların, susuzluktan denize dalarak sahillerde öldükleri ve susuz çeşme başlarına yığılarak, nemli taşları yalarken kiminin öldüğü,  kiminin de ölmek üzere olduğu acınacak bir manzara teşkil ediyordu.

16 Eylül’de Çeşme kasabasına girildi. Böylece, Urla Yarımadası düşmandan temizlenmiş oldu. Buradan, Kolorduyu Akhisar‘a götürürken, İzmir’den geçtiğim sırada, Cephe Kumandanı, subaylarımın birer derece terfilerini müjdeledi. Mustafa Kemal Paşa’ya şükranlarımı sunarken, Süvari Kolordusunun, muharebe boyunca, harekâtını takdir ettiklerini söylemek lütfunda bulundular.

Biz Urla-Çeşme istikametinde hareket ederken, Karşıyaka‘da bırakılan 2 nci Süvari Tümeni, Edremit üzerinden Çanakkale‘ye gönderilmiş ve kendisini takip eden VI. Kolordu’muzla beraber, orasını İngilizlerden teslim almış ve yapılan Mudanya mütarekesiyle savaş sona ermişti.

Bundan sonra, 2 nci Süvari Tümeni tekrar Kolorduya iade edildi ve Süvari Kolordusu, barış oluncaya kadar, Akhisar, Kırkağaç, Soma, Bergama bölgesinde uzunca müddet kalarak, öğretim ve eğitimle meşgul oldu.

Bu arada, 3 üncü Tümen lağvolunarak, birlikleri diğer tümenlere verildi. İki Süvari Alayı da, jandarma yapılarak Trakya‘ya geçirildi.

Süvari Kolordusunun muharebe zayiatı 53 subay, 7000 er ve 1.200 kadar hayvandır. Lozan Barışından sonra, Süvari Kolordusu lağvedilerek 1 inci Tümen Doğuya, Dokuzuncu Kolordu emrine, 2 nci Tümen Trakya‘ya, Üçüncü Kolordu emrine, 14 üncü Tümen, Urfa‘ya, Yedinci Kolordu emrine verildi. Süvari Kolordu

Karargâhı da, Konya’da Beşinci Kolordu Karargâhı oldu.

Harpte doğup, barışta sonu gelen Süvari Kolordumuzun muharebe hikâyesi de burada sona erdi. Tümenlerin muharebe işlerinin tafsilatını, Tümen Komutanlarının yazacakları hatıralardan beklerdik. [4]

DİPNOTLAR

[1] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/fahrettin-altay/

[2] Milli Eğitim Bakanlığı, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı (Ortaokul 8. Sınıf), Ankara, 2018, s. 9

[3] Milli Eğitim Bakanlığı, Ortaöğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı, Ankara, 2018, s. 18

[4] Fahrettin (ALTAY), “Büyük Taarruzda Süvari Kolordumuz”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi Dün/Bugün/Yarın, Sayı: 18 (Ağustos 1986), s. 46-53

 

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Türk İstiklâl Mücadelesi

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Published

on

Giriş

21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.

TAMİM

(21 Nisan 1920)

Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]

Tel: Gayet aceledir.

Ankara’ya acele tezkere.

Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)

61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye

Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,

Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,

Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.

1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2-Vatanın istiklali,  makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.

2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.

Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.

3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.

4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.

5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.

6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.

6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.

Heyet-i Temsiliye namına

Mustafa Kemal

1. Tarihsel Bağlam

Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü

Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden  “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:

Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.

Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.

Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.

Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.

Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak),  Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:

Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.

Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.

Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.

Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.

Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.

4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:

5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki

Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:

Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.

Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.

Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç

21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.

Kaynakça:

Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün AçılıyorHeyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2

    Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.

    1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528

    Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.

    Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345

    Continue Reading

    Türk İstiklâl Mücadelesi

    Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

    Published

    on

    Giriş

    19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır.  Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir.   Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.

    1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)

    16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.

    2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği

    Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.

    3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı

    Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:

    Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.

    Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.

    Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.

    Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.

    Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.

    4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji

    Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.

    5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru

    Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

    Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme

    Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.

    Kaynakça

    1. 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
    2. 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
    3. 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
    4. 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154

    Continue Reading

    Türk İstiklâl Mücadelesi

    Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname

    Published

    on

    Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

    ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME

             Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin]  makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan]  bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].

    Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük]  bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma]  içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.

             Kurun-ı vustanın [Ortaçağın]  şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı]  feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]

    17 Mart 1336 [1920]                                                Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

                                                                             Heyet-i Temsiliyesi namına

                                                                                       Mustafa Kemal

    1. Giriş ve Vaka Analizi

    16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.

    2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi

    Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:

    Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.

    Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.

    Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.

    İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.

    Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.

    3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif

    Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.

    Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.

    4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı

    17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.

    DİPNOTLAR

    [1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3

    http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf

    [2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272

     [3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

    Continue Reading

    En Çok Okunanlar