Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

PATRİKHANENİN GEÇİRDİĞİ İNKILAP

Published

on

Giriş

Genel Türk Tarihi kapsamında Cumhuriyet Dönemi günümüzü de ilgilendirdiğinden özel bir ilgi ve öneme sahiptir. Cumhuriyet Dönemi Türk Tarihi araştırmalarda, başta arşiv belgeleri olmak üzere döneme ait gazete ve mecmualar, TBMM Zabıt Cerideleri, resmi istatistikler ve diğer yayınlar ile hatıra türü eserler ana kaynak olarak kullanılmaktadır. Cumhuriyet Dönemi Türk Tarihi kaynak çeşitliliğinin çok fazla olduğu bir dönemi kapsamaktadır.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihinin en önemli kaynaklarından birisi de süreli yayınlar içerisinde yer alan “Ayın Tarihi Mecmuası”dır. İlk defa Eylül 1923’te yayınlanan mecmua, Cumhuriyet Döneminin en uzun ömürlü ve içeriği bakımından en zengin süreli yayınlarından biridir. Ayın Tarihi Mecmuası, başta kronolojik çalışmalar olmak üzere, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin siyasi, sosyal ve ekonomik tarihine ait son derece önemli bilgileri içermektedir. Ayrıca Cumhuriyet Dönemine ait dış politika ile ilgili çalışmalar için de vazgeçilmez bir kaynak olma özelliğini taşımaktadır. Bu çalışmada, Ayın Tarihi Mecmuası’nın tanımlanan [Ayın Tarihi, Cilt: I, No (Sayı): 2 (Teşrinievvel [Ekim]), Basım Yeri ve Yılı: Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi, Ankara, 1339 [1923], s. 136-141] künyesinde Osmanlı Türkçesi ile yayımlanan “PATRİKHANENİN GEÇİRDİĞİ İNKILAP” başlıklı makale, araştırmacı tarafından çevriyazı olarak sunulmuştur.

***

PATRİKHANENİN GEÇİRDİĞİ İNKILAP

İlk Piskopos: Havarinin Şakirdi

Patrikhane müessesesinin tarih-i hayatını başlıca üç büyük devre ayırmak lazım gelir: Teşekkül devri, İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethinden evvelki devri, fetihten sonraki devri. Vaziyeti hazıra bu üçüncü devrin zeylini teşkil edecektir. Bu edvar-ı selasenin en büyüğü devr-i sani ve patrikhanenin en ziyade cismani ve milli nüfuz sahibi olduğu devir de maatteessüf devr-i ahirdir. Patrikhanenin ibtidai teşekkülü piskoposluk halindedir ve sırf ihtiyacat-ı diniye üzerine müessesdir. Elan patrik unvanına “İstanbul Başpiskoposu” takaddüm etmesi bidayet teşekkülünde patrikhanenin piskoposluk halinde bulunmasından neşet etmektedir. Kostantinopol’ün tesisinden mukaddem yani Şarki Roma İmparatorluğunun Mecusilik devrine aid olan ilk piskoposluk vefat-ı İsa’dan elli sene sonra Hristiyanlığı neşr ve telkin maksadıyla tesis edilmiş ve ilk piskopos da havariyundan Apostolos’un şakirtlerinden olup Kudüs’ten gelen Setasis Apostolos olmuştur.

İznik İçtimaı ve İlk Patrik

Malum olduğu üzere Hristiyanlık dediğimiz din-i İsa evvela Kudüs’te, ondan sonra da sırasıyla Yunanistan, Roma ve İstanbul’da yayılmıştır. Piskoposluk hali 24’üncü piskoposun zamanına kadar devam etti ve 25’inci piskoposun zamanında piskoposluk İznik’te içtima eden birinci ekümenik [bütün Hristiyan kiliselerinin murahhaslarından mürekkep umumi] Sinod’un kararıyla ekümenik patriklik ilan edildi. 25’inci piskopos da Birinci Mitrofanis aldı (315 ba’de-l-milat [Milattan sonra]). Piskoposluğun patriklik yapılmasının sebebine gelince: Miladın 300’üncü senesinde Kostantinopol’i tesis eden imparator Kostantin, bu şehri Şarki Roma İmparatorluğunun merkez-i siyasisi ilan ettiği gibi Paplık makamına tekabül edecek bir merkez-i dini de tesis etmek istemiş ve bu maksatla piskoposluğu patriklik yaptırmıştır. (325 ba’de-l-milat [Milattan sonra])  Bununla beraber Rum Patrikliği Hristiyanlıkta Papalıktan sonra gelir. Esasen o zamanlarda garp ve şark Hristiyanlığı arasında mezhep farkı yok idi. Mezhep farkı inkısam-ı siyasetten, Roma İmparatorluğunun şarki ve garbi namlarıyla ikiye ayrılmasından üç yüz sene sonra dokuzuncu asır miladında, patrik meşhur Fotiyus zamanında hades olmuştur. Patrikliğe kalb edilinceye kadar piskoposluğun vezaifi sırf dini idi ve bugün alelade bir papasın kilise içindeki işleri ne ise o idi. Fazla olarak o devirde kiliseler aynı zamanda bir de mektep vazifesini gördükleri cihetle oraya devam eden çocukları okuturdu. İlk devir burada bitiyor.

Piskoposluğu patriklik yaptıran imparator Kostantin bu yeni makam-ı diniye bir de yüksek bir paye vermek istemiş ve bu maksadın sevkiyle bir hiyerarşi [usul-i meratibe] ihdas edilmiştir ki patriklik makamı dereceat-ı ruhaniyenin en yükseğini teşkil etsin. Şimdi ikinci devre giriyoruz.

İmparatorların Tahammülü

Hemen o asır kadar süren bu ikinci devir 25’inci piskopos ve birinci patrik sayılan I. Mitrofanis’in patrikliğiyle başlıyor. Bu devir dâhilinde patrikliğin hiçbir cismani salahiyeti yoktur. Patriklik makamı imparatorluğun hududu dâhilindeki şehir ve kasabalarda ve bunların köylerinde bulunan kilise ve manastırların ve bunlara merbut emlak ve akar ve arazinin idaresiyle meşgul muhtelif ruhban heyetlerinin mercii idi. Filvaki bu ikinci devir esnasında bazı patriklerin nüfuz sahibi oldukları vakidir. Fakat bu, kendi şahıslarının imparator saraylarında mergub olmasından, bazı imparatorların hissiyat-ı diyanet perveranelerinin fazla kuvvetli olmasından ileri geliyordu. Patriklerin bu nüfuzlu zamanlarda imparator saraylarına her dediklerini kabul ettirmeye muvaffak oldukları da oluyordu. Fakat bu nüfuz vaktin imparator veya patriğin değişmesiyle veyahut ölmesiyle tahvile uğrar, azalır, çoğalırdı. Yani bu nüfuz sırf şahsi bir mesele idi.

Bundan dolayıdır ji diyanete pek mümaşatkar olmayan imparatorlar zamanında patriğin mertebesi iner, alçalır, nüfuzu azalırdı. İmparatorlar alelekser istediklerini patrik intihap ettirirlerdi. Bir rivayete nazaran imparatorların biri mergubi olan on dört yaşında bir çocuğu patrik tayin etmiştir.

Katolikten Ortodoksluğa

Bu uzun devir içinde Patrikhane tarihinde kaydedilecek en şayan-ı dikkat hadise patrikliğin Ortodoks Patrikliği namını alarak Papalıktan ayrılması olmuştur. Bu dahi ekümenik bir Sinod’un kararıyla yapılmıştır.

Bu devri yirmi dört piskoposluk da dâhil olmak üzere 158 patrik idrak etmiştir. Kurun-ı Vusta devrini kapattığı gibi Patrikhane tarihinin de ikinci devrini kapatan İstanbul’un Osmanlılar tarafından fethi Patrik İkinci Atanasyus zamanında vuku bulmasıdır.

İstanbul’un Fethinden Sonra

Fetihten sonra ilk patrik malum Yenadiyus’dur. Rum tarih nüvisleri, Fatih Mehmed’in patrikhaneye yeni bir salahiyet vermediğini ve patrikhanenin Osmanlılar zamanında nail oldukları hukuk ve imtiyazatın ikinci Halife Ömer İbn’ül-Hattab Hazretlerinin, Kudüs-i Şerifin zaptında vermiş oldukları imtiyazatın aynı olduğunu iddia ediyorlar ki bu iddia patrikliğin fetihten evvel cismani bir salahiyeti olmadığını ve patrikhanenin salahiyet-i cismaniyesinin ta ikinci halifenin zamanına ait olduğunu ispat etmektedir. Hâlbuki Hazreti Ömer’in malum olan ve yalnız bir taraflı ahitnamesinde [Mezkûr ahitnamenin sureti Tarih-i Taberi’de münderiçtir] ancak emniyet ırz ve can ve mal kefalet-i İslam altına alınıyor ki bu itibar ile de Rum tarih nüvislerinin iddiay-ı vaki ihtiyaca salih olamaz. Fatih Sultan Mehmed Yenadiyus’u patrik nasp ettiği zaman kendisine yaptığı iltifatlardan başka bir de “Millet başı” unvanını vermiştir. Patriklerin Rum milleti işleriyle iştigalleri işte o zaman başladı. Patrikhane o zaman cismani salahiyet aldı. Bu, Fatih’in bir hatası olup olmadığı meselesi seddimizin haricindedir.

Cismani Teşkilat

Mamafih şu noktada burada kaydedilmelidir ki patrikler kendilerine gösterilen bu iltifatlardan bu lütuflardan metbularına karşı medyun-ı şükran olacakları yerde bu haklarını ve bu salahiyetlerini daima ve daima hükumet metbularının aleyhinde istimal etmişlerdir. Evvel emirde patriğe “Millet başı” denilince patrikhaneyi bir nevi saray-ı hükümdariye kalbettiler, patrik artık bir hükümdar oldu. Vezaifi sırf dini olan Sinod meclisinden maada “Müşavirler” namı tahtında Rum milletinin en milliyetperverlerinden mürekkep meclis-i cismani teşkil edildi. Ve patrik daima ve hatta huzur-ı hümayunda bulunduğu zamanlarda bile göğsüne iki başlı kartal resmini havi bir alamet taşıyordu. Patrikhane dâhilinde “Mabeyinciler” bulunuyor ve patrik ancak müsaade-i mahsusası istihsal edildikten sonra, bu mabeyincilerin delaletiyle ziyaret edilebiliyordu. Bu hal Meletios’un infisali zamanına kadar böylece devam etti. Patrikhanenin ancak hükümdar saraylarına mahsus teşkilattan olmak üzere bir de “Matbah-ı Amire”si var idi ki bu da son günlere kadar devam ediyordu. Patrikhane Osmanlı Devletinin inhitat safhalarında da büyük roller oynamıştır. Mesela Osmanlı Devleti ile muhtelif devletler arasında akdedilen muahedattan hiçbiri yoktur ki patrikhane hakkında bir devlet için bir takım mevad ve ahkâm-ı muzırayı ihtiva etmiş olmasın. Bu da devletin her gaileli zamanlarında, harp zamanlarında, müzakerat-ı sulhiye zamanlarında patrikhanenin düvel-i Hristiyaniyeye vuku bulan müracaat-ı mütevaliye-i tezellümkaranesinin neticesi idi. Bilhassa Tanzimat Hatt-ı Hümayunundan sonra patrikhane büsbütün milli-Yunani, siyasi-Avrupai bir mahiyet aldı.

Patrikhane Sefir(!)leri

Patrikhane kapu kahyaları hükumet nezdinde adeta bir sefir idiler. Şu farkla ki sefirler Hariciye Nazırına, kapu kahyaları da Adliye Nazırına müracaat ediyorlardı. O derecede ki mesela zabıta tarafından Rum’un biri herhangi bir sebepten dolayı tevkif edildi mi, kapu kahyası derhal Adliye Nazırına gider ve keyfiyeti adeta “protesto” ederdi.

Patrikhanenin en çok güvendiği, temas ettiği, Osmanlılar aleyhindeki tertibatta hadim olduğu devlet Rusya idi. Bununla beraber şurası da bilinmelidir ki patrikhanenin en büyük müzahiri Rusya devleti olmakla beraber onun kıblesi ve veçhe-i istikbali Yunanistan idi. Çünkü Yunanistan da Helen, Rumluk da Helendir ve Helenizmin en çok korktuğu İslamizmdir. [Son günlerde Patrikhane ile Rus kilisesi arasında yeni muaşekalar başladı. Dikkatle takip edilmek lazım gelir.]

Patrikhane Nakli Meselesi

Patrikhanenin bugünkü vaziyeti karışıktır. Vaziyet-i müstakbelesi tabii Lozan Muahedenamesinin ekalliyetler hakkındaki ahkamı dairesinde tespit edilecektir. Patrikhanenin cismani selahiyetten ve milli mahiyetten tecridi üzerine, en evvel Meletios’un kafasından çıkmış olarak Patrikhaneyi İstanbul’dan mahall-i ahara nakletmek meselesi çıktı. Buna Yunanistan da diğer otosefal kiliseler de, buradaki patrikhane erkanı da aleyhdardır. Yunanistan’ın aleyhtarlığı, patrikhanenin velev ki leş halinde olsun, İstanbul’da bulunmasında İstanbul’daki Rumlar için kuvvetli bir teselli olmasından, diğer otosefal kiliselerin aleyhtarlığı da patrikhanenin nakli halinde onun gideceği yerler, tabii olduğu üzere bir Yunan şehrinin Ortodoksluğun en büyük merci-i diniyesi mahiyetini almak itibariyle şereflenmesine mani olmak maksadından, burada kiliseler aleyhdarlığı da kendi mevkii ve memuriyetlerini kaybetmek endişesinden tevlit etmektedir.

[Türk nokta-i nazarına göre patrikhanenin nakli meselesi şayan-ı tetkiktir. Nakli halinde nereye gidecek? Eğer muhakkak Yunanistan’a giderse bizim için nakli daha muvafıktır. Eğer Rusya’ya giderse bizim için nakli gayr-i muvafıktır. Çünkü o takdirde Rusların elinde bizim aleyhimizde kuvvetli bir amil olur. Bizim en büyük gayretimiz onu zayıflatmak, nüfuz-ı maneviden tecrit etmek, leş haline getirmeye masruf olmalıdır. Burada şurasını da ilave etmek istiyorum ki Papa Eftim, patrikhanenin hükumet-i milliye nezdindeki mümessilliğini elde edebilmek için buradaki patrikhaneye Türk-Ortodoks Kilisesinin mülga olduğuna dair imzalı bir senet vermiş. Bunun tahkiki ve sübutu halinde icabının icrası lazım gelir. ]

Teneffüs Ettikçe Büyüyen Yılan

Fatih Sultan Mehmet’in, İstanbul’u fethinden sonra (H. 857), patrik Yenadiyus’a bahşetmiş olduğu imtiyazat, doğduğu andan itibaren teneffüs ettikçe büyüyen zehirli yılanlar gibi zaman gittikçe büyüdü, genişledi ve nihayet Fener Patrikhanesi, ruhani ve cismani meclisleriyle, vekilleriyle! Sefirleriyle velhasıl bir hükumet teşkilatının icap ettirdiği bütün teferruatıyla hilafet ve saltanat payitahtında bir fesat ocağı mahiyetinde tam 482 sene yani Lozan sulhunun akdi tarihine kadar devam etti. Lozan’da sulh muahedenamesi müzakere edilirken patrikhane meselesi de mevzu bahs oldu. Murahhaslarımız bu müzmin çıbanı kati bir ameliye ile kökünden çıkarıp atmak istediler. Patrikhanenin İstanbul hudud-ı haricine çıkarılması noktasına çok ısrar ettiler. Bir taraftan otosefal kiliseler diğer taraftan patrikhanenin İstanbul’dan kalkması işine gelmeyen Yunanlılar “Hristiyanlık namına” Avrupa ve Amerika’nın dini taassubunu tahrik için kıyamet kopardılar ve bütün Hristiyan âlemine tezellümler, protestolar ve istimdatnameler yağdırdılar.  Mezhep itibariyle Ortodoksluktan büsbütün ayrı ve hatta Ortodoksluktan müteneffir olan Anglikan kilisesi bile patrikhanenin İstanbul’da ipkası için teşebbüsatta bulundu: Anglikan mezhebinin en büyük reis-i ruhanisi bulunan İngiltere’de Kenterbori arçbişuçi bu hususta büyük nüfuz-ı ruhanisini istimal ederek Lozan’da İtilaf murahhaslarına yine “Hristiyanlık namına” mütevali ve şiddetli müracaatlarda bulunmaya devam etti. Meletios’la “Fener” denilen fesat ocağı söndürülmüş fakat enkazı olduğu yerde bırakılmış oldu.  Bu kadarı da memleket hesabına kaydedilecek büyük bir muvaffakiyettir.

Her kuvvet ve menfaat karşısında eğilmeyi, zehirli yılanlar gibi sokmak fırsatını kaçırdığı zaman dilini çıkarıp yalvarmayı asırlardan beri talim eden Rumlar, mütarekeden beri Türk izzet-i nefsini rencide eden hayâsızlıklarını patrik mahut Meletios’a yükletmek ve bu suretle işin içinden sıyrılmak istediler. Rum ırkına mahsus bütün fezayih ve desaisi nefsinde cem eden Meletios da millet-i metbusuna karşı irtikâp ettiği cinayetlerin hesabını ödemekten korkarak İstanbul’un tahliyesinden takriben iki hafta evvel-güya mezunen-Yunanistan’a savuşarak Aynaroz’a yerleşti.

Meletios Selanik’te propagandalarına devam etti ve etmektedir. Merkum patrikhanenin İstanbul’dan Aynaroz’a ve Yunanistan’da diğer bir halle nakline şahsen taraftardır. Fakat yukarıda sayılan esbaptan dolayı, gerek otosefal kiliseler gerekese Yunanlılar bu fikre muarızdırlar. Hatta Rum Ortodoksluğunun en büyük makamlarından olan Kudüs ve İskenderiye patrikleri Meletios’a taraftar değildirler. Bunlar diyor ki Miladi 325 yılında İznik’te teşekkül eden Sen Sinod İstanbul patrikliğini kabul etmiştir. Binaenaleyh bu karar mukaddestir. Buna riayet lazımdır. Meletios bir taraftan kral taraftarlarını diğer cihetten Venezilosçuları gücendirmiş olduğu cihetle resmi Yunanistan’dan bu hususta kâfi derecede müzaheret göremiyor.

Papa Eftim Efendinin Fener Darbesi

Müttefikin işgal kıtaatı İstanbul’da son günlerini yaşarken Türk mahbelikiyle hatta Orat Anadolu Rumlarının Türk-Ortodoks olduklarını iddia etmekle maruf Keskin Metropolidi Papa Eftim Efendi bir “Fener darbesi” yaparak patrikhaneye misafir olmuştur.

İstinatgâhları olan Avrupa ordusunun İstanbul’dan hasren çıkmaya mecbur olduğunu gören patrikhane erkânı telaş içinde sık sık içtimalar akdederek vaziyetini kurtarmaya çalışıyor ve vaktiyle aforoz ettikleri Papa Eftim’den şefaat diliyorlardı. Tahliyenin ferdasında [5 Teşrinievvel 339] Fener kilisesinde [Lozan sulhundan sonra Patrikhane namıyla bir müessesenin mevcudiyetini ismen olsun tanımak doğru olamayacağından sabık Patrikhaneye sadece “Fener kilisesi” demek herhalde daha muvafık olur.] akdedilen içtimada, Papa Eftim Efendinin Ankara hükumeti nezdinde patrikhane mümessil ve murahhası olarak tayinine… Ordunun istikbaline iştirak etmek üzere üç metropolit ile Papa Eftim Efendiden mürekkep bir heyetin teşkiline… Patriklik makamının münhal olduğuna ve kilisenin idare-i muvakketesini Sinod meclisinin deruhte ettiğine dair patrikhane metropolitliklere bir tamim irsaline, patrikhane kilisesi riyasetine Seylu metropoliti Evriyeniyus’un intihabına sabık Kayseri metropoliti Amurusyus’un patrik müsteşarlığına tayinine ve daha birtakım feri işlerin icrasına karar verildi. Aynı günde Papa Eftim Efendi Rum milletine nesayihi havi bir beyanname neşretti.

Papa Eftim Efendinin Vaziyeti

Bundan sonra Fener kilisesi papasları ve Sinod Meclisi hemen her gün içtimalarına devam ettiler. İlk günlerde Papa Eftim Efendiye karşı müdara ile hareket eden papaslarla Rum matbuatı mumaileyhin harekâtını zorbalık diye tavsif ederek tenkidata başladılar. Papa Eftim Efendinin hükumete karşı vaziyet-i hukukiyesi Türk Rum matbuatında münakaşa edilmeye başladı.

Mumaileyh, patrikhane tarafından hükumet nezdinde vekil ve murahhas olduğuna dair patrikhaneden bir vekâletnameyi hamilen Ankara’ya avdet etti. Patrikhanenin haiz olduğu cismani imtiyazların kâffesi ilga edilmiş olduğundan kemafü’s-sabık hükumet nezdine “sefaret” veya herhangi bir sıfat ve unvanı haiz bir vekil gönderemezdi. Bittabi Adliye Vekâleti de bu sıfatı haiz bir kimseyi kabul edemez. Adliye Vekil-i sabıkı Seyid Beyefendi de aynı veçhile hareket etti. Papa Eftim Efendinin ibraz ettiği vekâletnameyi o tarzda kabul etmedi. Fakat kiliseler de diğer müesseseler gibi kanunen şahsiyet-i hükmiyeyi haiz olduklarından bunlar,  mehakim ve mecaliste alelade davalarını takibe, müdafaa ve mehakime ile ispat ve redd-i davaya salahiyetdar ve mukavelattan musaddak vekil tayi edebilecekleri cihetle Papa Eftim Efendinin de bu şekilde ve yalnız mehakim ve mecaliste mamul olmak üzere patrikhanenin vekâlet-i kanuniyesini deruhte edebileceğini mumaileyhe tebayiğ etti. Papa Eftim Efendi de Türkçe ve Rumca matbuatta bu hususta cereyan eden münakaşata cevap olmak üzere Anadolu Ajansı ile vuku bulan bir mülakatında vaziyeti izah ederek kendisinin alelade bir vekil olduğunu ve patrikhanenin hiçbir suretle “sefir” ve murahhas”ı olmadığını söyledi.

Ayasofya Cami Kaldıkça

Papa Eftim Efendinin etrafında kopan bütün gürültülere rağmen patrikhane “bugünkü vaziyeti kurtarmak” için birtakım muvakkat tedbirler ittihaz ettiğini ve fakat istihdaf ettiği gayelerden hiçbir şey feda etmeyeceğini yeni vekil Amorusyus açıktan açığa itiraf etti. İlk günlerde bir takım beylik laflar söyleyen ve bu suretle Türklerle güya anlaşmak isteyen Amorusyus şerü’l-safi Meletios’tan daha az hain değildi. Bu papas da mütarekeden sonra Türklüğü tahkir için mümkün olan her şeyi yapmış, Türk’e karşı gayz ve adavet kusanların önünde gitmiş ve milletimizi boğmak isteyenlere maddi, manevi yardımlarda bulunmuştu. Merkum, ilk günlerde, arada hiçbir şey olmamış gibi “her şeyi unutalım, Türklerle hoş geçinmek isteriz” tarzında sözlerle yapmış olduğu hayâsızlıkların üstüne bir sünger çekmek istiyordu. Fakat bu papas bilmiyordu ki maddi menfaat ve şahsi husumetlere müteallik her şeyi afv edecek, unutacak kadar alicenap olan Türk, milli izzeti nefsine hakaret edenleri asla unutmaz ve afv edemez. Bunu anlayan Amorusyus iç yüzünü dışarı vermekte gecikmedi ve 10 Teşrinievvel [Ekim] [1]339[1923]’da Tevhid-i Efkâr muhabiriyle esnay-ı mülakatta “zanneder misiniz ki Rumluk susacaktır. İstanbul’da Ayasofya cami olarak kaldıkça, Rumlar kiliseden tahvil edilmiş camileri gördükçe her gün sizi telin edecektir… diyecek kadar küstahlığa cüret etmiştir. Aynı zamanda: “Unutmayınız ki hepinizin damarlarındaki kan Rum kanıdır, çünkü bizim kızlarımızı aldınız bizim kanımızla aşılandınız…” sözleriyle Rumlara bu cihetten olsun bir iftihar hissesi ayırmak isteyen Amorusyus Efendi İstanbul’da Hüseyin Hilmi Paşanın konağında tevlid ve “Türk’ün dizi dibinde hidmet” ettiğini ilan ederek ırkının evsafına ve nankörlüğüne kendi kendini iyi bir misal olarak göstermiş idi.

Sen Sinod’un Son Kararı

Papas Amorusyus çevirme hareketinde iflas ederek selefi Meletos’a iltihak ettikten sonra muvakkat patrik vekâletine Kirilos geldi. Mumaileyh, bu vazifeye muvakkaten intihap edildiği cihetle münhal olan patrikliğe bir papasın intihabına Sinod Meclisi karar verdi. Ve bu kararı ve tarz-ı intihabı- tarihi bir mahiyeti haiz olması itibariyle-aynen aşağıya derç ettiğimiz bir tamimle merakiz-i ruhaniyeye tebayiğ etti. Tamim şudur:

“Patriklik makam-ı alisinin münhal kaldığı 4 Teşrinievvel tarih ve 4810 numaralı Sen Sinod’un tamimi ile işar kılınmıştır. Bu kere patrikhane sırf ruhani kilise merkezi olmak sıfatındaki yeni vaziyeti üzerine yeni patriğin atideki tarzda intihabının takarrür eylediği tebliğ olunur:

  1. Patrikhane intihabına doğrudan doğruya patrikhaneye mensup olanlar ile bilfiil hidmette bulunan metropolitler ve serpiskoposlar iştirak edeceklerdir.
  2. Bunların cümlesi bila istisna tamimin yevm-i tarihinden itibaren kırk gün zarfında kendilerince münasip görülen namzedin ismini bir pusulaya yazıp o pusulayı memhur bir zarf derununa vaz ve üzerine (rey pusulasını ihtiva ediyor) ibaresi yazıldıktan sonraSen Sinod Meclisi Reisi olan Erdek Metropoliti Kalinikos’a hitaben bir kapalı mektup ile göndereceklerdir.
  3. Patrik namzedi olarak yedi sene hidmette bulunan metropolit ve serpiskoposlar gösterilecektir.
  4. Rey pusulaları, bu tamimin yevm-i tarihinden itibaren kırk birinci günde İstanbul’da bulunan metropolitlerin iştirakiyle Sen Sinod Meclisinde tasnif olunacak ve netice-i tasnifte muktezi evsafı haiz üç kişilik bir cetvel tanzim olunacaktır.
  5. Bu üç namzetten biri, İstanbul’da bulunan metropolitler ile Sen Sinod Meclisi tarafından patrikhane kilisesinde icra olunacak ayin-i ruhaniden sonra kanuni reyler ile patrik intihap olunacaktır.

Binaenaleyh baladaki mukarraratın nazar-ı itibara alınarak tayin olunan mühlet zarfında her bir metropolitin intihabatın icrası için rey pusulasını göndermesi beyan olunur.

18 Teşrinievvel 1923”

Sen Sinod’un yukarıdaki tebliğine nazaran yeni patrik intihabına gelecek ayın yirmi sekizinden itibaren başlanacaktır. “Patrikhane sırf ruhani ve kilise merkezi olmak hakkındaki yeni vaziyeti üzerine” intihap olunacak yeni patriğin bu vaziyetle mütenasip evsafı haiz olması şüphesiz ki lazımdır.  Aksi takdirde “Fener fesat mumu” yanacak ve “iki başlı kartal”ın temsil ettiği mefkûre muhafaza edilecektir.

[Ayın Tarihi, Cilt: I, No (Sayı): 2 (Teşrinievvel [Ekim]), Basım Yeri ve Yılı: Matbuat ve İstihbarat Müdüriyet-i Umumiyesi, Ankara, 1339 [1923], s. 136-141]

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Türk İstiklâl Mücadelesi

Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)

Published

on

Giriş

Türk İstiklâl Mücadelesi’nin kırılma noktalarından biri olan Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919), Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da filizlenen mahallî ve dağınık mukavemet hareketlerini ulusal bir çatıda birleştiren bir başkaldırı metnidir. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın resmî yetkilerini aşarak yayımladığı bu genelge, sömürgeci müdahaleye, işgale ve İstanbul Hükümeti’nin edilgen tutumuna karşı toplumsal hafızayı harekete geçirmiştir.

1. Öncesi (Samsun’dan Havza’ya Geçiş): Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Zemin

Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrası Osmanlı coğrafyası, yalnızca askeri bir teslimiyeti değil, mekân ve toplum bakımından bir parçalanma dönemini tecrübe etmiştir.

Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi olarak Samsun’a ayak bastıktan kısa süre sonra, güvenli ve telgraf hatlarının aktif olduğu iç bölgelere geçmek istemiştir. Yol üstündeki Kavak kasabasından itibaren liderlik faaliyetlerine başlamış ve 25 Mayıs 1919’da Havza’ya intikal etmiştir.

Jeopolitik ve Tarihsel Coğrafya Kırılması

15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgali, Anadolu’nun iç kesimlerinde derin bir jeopolitik güvensizlik dalgası yaratmıştır. Samsun ve çevresi (Canik Sancağı), Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurmayı amaçlayan ayrılıkçı Rum çeteleri ile Müslüman ahali arasındaki çatışmaların merkezidir. İngilizlerin bölgedeki asayişsizliği gerekçe göstererek Mondros’un 7. maddesini işletme (stratejik noktaları işgal etme) tehdidi, Mustafa Kemal’in geniş yetkilerle bölgeye gönderilmesinin önünü açmıştır. Havza, Samsun limanındaki İngiliz askerî denetiminden ve donanma namlularından uzak, İç Anadolu’ya açılan korunaklı yapısıyla, direnişin lojistik ve stratejik ilk “güvenli bölgesi” görevini yapmıştır.

Sosyolojik Yapı ve Kolektif Sarsıntı

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği demografik yıkım, zorunlu göçler ve ekonomik çöküş; Anadolu’da “bıkkın ama tetikte” bekleyen bir toplumsal yapı (köylülük, yerel eşraf ve taşra bürokrasisi) yaratmıştı. İzmir’in işgali, “vatanın elden gittiği” algısını somutlaştırarak yerel düzeydeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin sosyolojik tabanını genişletmiştir. Havza, kaplıcaları ve nispeten korunaklı yapısıyla, bu sarsıntının organize bir direnişe dönüştürüleceği ilk “güvenli bölge” olmuştur.

2. Anı: İçerik ve Vaka Analizi (28 Mayıs 1919)

Mustafa Kemal Paşa, 26 Mayıs’ta bölgenin ileri gelenleriyle halk toplantıları yapmış, 28 Mayıs 1919‘da Havza’dan askeri ve mülki amirlere gönderdiği genelgeyle, işgallere karşı protesto mitingleri düzenlenmesini resmen istemiştir.

Metnin İçerik Analizi

Genelge, üç ana pratik ve sembolik talep üzerine kurulmuştur:

1. Protesto ve Mitingler: İzmir ve diğer yerlerdeki işgallerin haksızlığının bütün ülkeye duyurulması için büyük ve heyecanlı mitingler düzenlenmelidir.

2. Büyük Devletlere ve İstanbul Hükümetine Diplomatik Baskı Telgrafları: İtilaf Devletleri temsilciliklerine ve İstanbul Hükümetine protesto telgrafları çekilerek ulusal irade beyan edilmelidir.

3. Hristiyan Ahaliye Zarar Verilmemesi/Azınlık Haklarının Korunması: Gösteriler sırasında Hristiyan halka karşı hiçbir taşkınlık ve düşmanlık yapılmamalıdır.

4. Sonrası (Mitingler, Silah Rehineleri ve Tepkiler): Genelgenin ardından Anadolu genelinde protestolar çığ gibi büyümüş, İstanbul Hükümeti ile Harbiye Nezareti Mustafa Kemal Paşa’dan hesap sormaya başlamıştır. Paşa ise Haziran başında Doğu Anadolu’daki Müdafaa-i Hukuk şubelerini organize etmeye ve Mondros gereği İtilaf Devletlerine teslim edilmesi gereken silahlara (10.000 sürgü kolu ve 12 top kaması) el koyarak direnişi fiile dökmeye başlamıştır.

3. Çok Boyutlu İçerik ve Vaka Analizi

Metinde geçen olaylar, askeri strateji ve sivil itaatsizliğin iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapı sunmaktadır:

a. Sivil İtaatsizlik ve Millî Bilincin Uyandırılması

Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti’nin “sükûnet” politikasının aksine, halkı harekete geçirmeye odaklanmıştır. Havza Genelgesi, tepkilerin bireysel kalmayıp “sine-i milletten feveran eden” (milletin bağrından kopan) kitlesel protestolara dönüşmesini sağlamıştır.

b. Askerî ve Stratejik Tedbirler

Paşa, işgallerin yayılması ihtimaline karşı çete (gerilla) teşkilatlarından yararlanılmasını ve düzenli ordu birliklerinin dağıtılmadan derli toplu tutulmasını emretmiştir. Havza silah deposundaki mühimmatın halkın evlerine taşınması ve İstanbul’a gönderilecek silah parçalarına el konulması, mücadelenin lojistik altyapısını kurma hamlesidir.

c. Azınlıklar ve “Meşruiyet” PolitikasıMili

İngilizlerin Ermenileri koruma bahanesiyle verdikleri 24 Mayıs tarihli notaya karşı Mustafa Kemal Paşa, Hristiyan ahalinin can güvenliğinin taahhüt altında olduğunu savunarak işgal gerekçelerini çürütmüştür. Paşa, Batı dünyasına karşı haklılığı zedelememek adına mitinglerde Hristiyan halka yönelik düşmanca eylemlerden kaçınılmasını özellikle vurgulamıştır.

Vaka Analizi ve Stratejik Deha

Eleştirel tarih yöntemi açısından bakıldığında, üçüncü madde metnin en faydacı ve deha ürünü unsurudur. Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin Mondros’un 7. maddesini (huzursuzluk çıkan bölgeleri işgal etme hakkı) bahane ederek Anadolu’yu tamamen istila etme niyetinin farkındadır. Yerel halkın kışkırtmalara gelmesini engelleyerek, “haklıyken haksız duruma düşmeme” stratejisini işletmiş ve direnişin uluslararası hukuk zeminindeki meşruiyetini korumuştur.

4. Kişiler, Taraflar ve Temsil Ettikleri Anlayışlar

Havza Genelgesi sürecinde aktörler tek bir blok halinde değil, farklı ideolojik ve faydacı isteklerle/beklentilerle hareket etmişlerdir.

a. Mustafa Kemal Paşa ve Askerî-Bürokratik Kadro: Temsil ettikleri anlayış, “topyekûn direniş ve tam bağımsızlık“tır. Meşruiyetini saray otoritesinden değil, doğrudan halkın iradesinden (sine-i millet) almayı hedefleyen yeni bir siyasal aktör tipidir.

b. Kolordu Komutanları (Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy): Askeri kanattaki bu isimler, genelgeyi destekleyerek ordunun terhis edilmesini geciktirmişlerdir. Temsil ettikleri anlayış, “askeri-bürokratik direniş ve nizamın korunması“dır.

c. Sait Molla, Damat Ferit Paşa ve İstanbul Hükümeti: Temsil ettikleri anlayış, “saltanatın bekası için İtilaf Devletleri (özellikle İngiliz) hamiliği“dir. Onların anlayışına göre İtilaf Devletleri’ne karşı yapılacak herhangi bir başkaldırı, devletin ve hilafetin tamamen ortadan kalkmasına yol açacaktır (Garantörlük ve teslimiyetçilik).

ç. İtilaf Devletleri (İngiltere ve Fransa): Bölgedeki sömürgeci çıkarlarını korumak ve Sykes-Picot/Mondros haritasını hayata geçirerek Hindistan yolunu güvenceye almak için Anadolu’da güçlü bir merkezi ya da yerel herhangi bir ulusal gücün doğmasını engellemeye yönelmişlerdir.

5. Sonrası: Yansımalar, Tepkiler ve Meşruiyet Krizi

Havza Genelgesi, o zamana kadar yerel ve dağınık olan direniş merkezlerini (Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini) ulusal bir ağda birleştirmiştir.

Toplumsal Yansımalar ve İlk Sivil İtaatsizlik

Genelge sonrası başta Havza ve İstanbul (Sultanahmet Mitingleri) olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanında (Bayramiç, Seydişehir, Gördes, Burdur, Ezine, Ödemiş, Denizli, Aydın, Bursa, Kalecik, Keskin, Konya, Beyşehir, Kastamonu ve Kırklareli gibi çok farklı coğrafi bölgelerde) mitingler düzenlenmiştir. Bu durum, sivil toplumun askeri bürokrasiyle eklemlendiği, toplu bir sivil itaatsizlik dalgası yaratmıştır. Sosyolojik açıdan, farklı yapıdaki “ümmet” kimliğinden, ortak kader bilincine sahip “millet” kimliğine geçişin ilk denemesi Havza’da yapılmıştır.

Siyasal Tepkiler ve Geri Çağrılma Krizi

İngiliz Yüksek Komiserliği’nin (özellikle Amiral Calthorpe ve ardından Sir John de Robeck) İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal’in faaliyetlerinin durdurulmasını istemiştir. Harbiye Nezareti 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’i resmen İstanbul’a geri çağırmıştır. Mustafa Kemal’in bu emre “Kordon hattı arkasındaki İstanbul’da hiçbir şey yapılamayacağı” gerekçesiyle uymayarak zaman kazanmaya çalışması, Türk askeri ve siyasi tarihinde bürokratik itaatsizliğin ve fiili ihtilal hareketinin resmen başladığının ilanıdır. Havza, nihai kararların alınacağı Amasya Genelgesi’ne giden yolu döşemiştir.

6. Eleştirel Tarih Değerlendirmesi

Geleneksel tarih yazımı Havza Genelgesi’ni pürüzsüz ve mutlak bir oy birliğiyle gerçekleşmiş bir kahramanlık anlatısı olarak sunma eğilimindedir. Ancak eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında metin, ciddi bir meşruiyet ikilemi taşımaktadır:

a. İki Başlı Yönetim Gerçekliği: Metin, “Osmanlı Devleti’nin bir süre âdeta iki elden idare edileceğini” açıkça belirtir. Resmi olarak hâlâ padişaha bağlı görünen (Yâver-i Fahrî-i Hazret-i Şehriyârî unvanını kullanan) bir müfettiş, fiilen devletin resmi dış ve iç politikasına taban tabana zıt alternatif bir iktidar merkezi kurmaktadır.

Mustafa Kemal, padişahın kendisine verdiği yetkiyi (asayişi sağlama görevi), padişahın ve hükümetin politikalarına aykırı olarak direnişi örgütlemek için kullanmıştır. Bu durum, dönemin hukuksal çerçevesi içinde bir “yetki gaspı” veya “ihtilal hamlesi” olarak okunmalıdır.

Ayrıca, genelge telgrafları incelendiğinde, Anadolu’daki bütün mülki ve askeri amirlerin genelgeye olumlu bir cevap vermediği; bir kısmının İstanbul ile bağları koparmaktan çekinerek çekimser kaldığı görülmektedir. Dolayısıyla Havza, bağdaşmış bir mutabakatın değil, Mustafa Kemal ve ekibinin taşradaki kararsız bürokrasiyi ikna, yönlendirme ve baskı araçlarıyla ulusal harekete eklemleme mücadelesinin ilk hamlesidir.

b. Propaganda Savaşları: İngilizlerin ve Ermeni Patrikhanesi’nin “Hristiyanlar katlediliyor” algısına karşı, Mustafa Kemal’in “İzmir ve Manisa’nın işgali yüzünden halk tepkili ancak Hristiyanlara düşmanlık yok” tezi, Milli Mücadele’nin sadece silahla değil, uluslararası hukuk ve diplomasi dilini de kullanarak yürütüldüğünü ispatlamaktadır.

c. Lojistik Gerçekçilik: Metindeki telgraf trafikleri ve mühimmata el koyma vakaları, Havza Genelgesi’nin sadece teorik bir protesto metni olmadığını; askeri tahkimatı, milis örgütlenmesini ve mülki idari ağı (Müdafaa-i Hukuk şubelerini) yapılandıran kapsamlı bir ihtilal programı olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

Faik Reşit Unat, “Mustafa Kemal Paşa’ya Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Sıfatıyla Verilen Vazife ve Salahiyetlere Dair Bazı Vesikalar”, Mf. V. Tarih Vesikaları, Sayı: 12 (Nisan 1943), Cilt: III, s. 401-409

Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar I, ME Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1977, s. 239-242

Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Gnkur. Basımevi, Ankara, 1981, Belge No: 1731, s. 8-10

Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaş Günlüğü I (Açıklamalı Kronoloji) Mondros’tan Erzurum Kongresi’ne (30 Ekim 1918-22 Temmuz 1919), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1993, s. 275-319

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 2 (1915-1919), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999, s. 334

Milli Egemenlik Belgeleri, “Havza Genelgesi”, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, TBMM Basımevi, 2015, s. 6-8

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/768/Havza-Genelgesi

Continue Reading

Türk İstiklâl Mücadelesi

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Published

on

Giriş

21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.

TAMİM

(21 Nisan 1920)

Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]

Tel: Gayet aceledir.

Ankara’ya acele tezkere.

Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)

61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye

Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,

Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,

Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.

1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2-Vatanın istiklali,  makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.

2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.

Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.

3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.

4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.

5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.

6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.

6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.

Heyet-i Temsiliye namına

Mustafa Kemal

1. Tarihsel Bağlam

Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü

Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden  “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:

Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.

Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.

Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.

Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.

Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak),  Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:

Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.

Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.

Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.

Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.

Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.

4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:

5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki

Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:

Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.

Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.

Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç

21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.

Kaynakça:

Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün AçılıyorHeyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2

    Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.

    1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528

    Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.

    Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345

    Continue Reading

    Türk İstiklâl Mücadelesi

    Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

    Published

    on

    Giriş

    19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır.  Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir.   Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.

    1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)

    16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.

    2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği

    Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.

    3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı

    Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:

    Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.

    Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.

    Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.

    Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.

    Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.

    4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji

    Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.

    5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru

    Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

    Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme

    Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.

    Kaynakça

    1. 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
    2. 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
    3. 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
    4. 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154

    Continue Reading

    En Çok Okunanlar