Türk Tarihi
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ten Anılar: İstiklal Savaşımızda Tarih Bilgisinin Rolü [*]
Published
12 ay agoon
By
drkemalkocak
Yaşamakta olduğumuz bugünü anlamak için en yakın tarihimizin türlü evrelerini incelemek ve öğrenmek zorundayız. Çünkü kırk yıl önceki, Türk yaşayışı ve düşünüş biçimi ile bugünkü arasında büyük farklar vardır. Bugünün gençlerinin, yaşadıkları yıllarla ölçülen bu geçmişe, bir daha dönmemek için, ulusça çekilen ıstırapları en iyi bilmeleri gerekir.
Tarih, bugünkü kurumların aslını inceleyerek, onları iyice anlamak fırsatını verir. Bu inceleme, en yakın dünümüzden başlayarak, mümkün olduğu kadar gerilere doğru gidilerek yapılır. Çünkü asıl o zaman olayların derin sebepleri anlaşılabilir. Fakat şuna dikkat etmek yerinde olur ki, geçmişin bugünü anlatmasından ziyade, bugünkü durum geçmişi daha iyi açıklar. Bugün gördüğümüz olayların tarihteki ilk izlerini ve kuruluşunu bilmek ise, bugünü daha iyi değerlendirmemizi sağlar. Onun için tarih okumak ve bilmek, hemen herkes için ve her meslek için, lazımdır.
Konu olarak, üzerinde durmak istediğim konu, İstiklal Savaşımızda tarih bilgisinin birçok sorunları halletmekte ve kamuoyunu hazırlamakta nasıl bir faydası olmuştur? Bunu belgelere dayanarak açıklamaya çalışacağım.
Atatürk, İstiklal Savaşımızın Başkumandanı, Büyük Millet Meclisi’nin Başkanı sıfatıyla Cumhuriyetimizin kurucusudur. İstiklal Savaşımızda ulusal birlik O’nun etrafında toplandı. Orduyu askeri dehasıyla yöneterek zafere ulaştırdı. Bir taraftan da Büyük Millet Meclisi’nde bütün hukuki kuvvetleri topladı. Ulusa, ülkeye ait her sorunun hallini Büyük Millet Meclisi’nden çıkarttı. Ankara’da, 23 Nisan 1920 tarihinde toplanan bu Meclis tarihimizin en buhranlı sorunlarıyla karşı karşıya kalmıştır. Burada fikirler ve zihniyetler ekseriya çok farklı olmuştur.
İşte Atatürk’ün de Meclis’e, kâh başkanlık ederken gösterdiği otorite ile kâh kürsüde söz söylerken, hitabet, siyaset, ilim ve fen bakımlarından da, üstün kuvvetini sezmemek mümkün değildir.
İnönü, bir makalesinde bu mesele için şöyle der:
Atatürk’ün cemiyet [toplum] ile söyleşmek ve onunla iş görmek hevesi bu memlekette pahası ölçülmez iyilikler yapmıştır. 1919 İhtilali’ne girdiğinden itibaren, fikirlerini kongrelere, heyetlere ve fertlere anlatmaya çalışıyor. Nihayet çetin silah hareketleri ile hallolunacak muğlak [çapraşık] davalar için, her şeyden evvel cemiyeti ikna etmeye, yani cemiyet yapmaya teşebbüs ediyor. Bu zihniyetin en büyük eseri 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin meydana gelmesi olmuştur. Harp ve ihtilal içinde bulunan bir milletin meselelerini Meclis ile idare etmek kolay bir iş değildir. Atatürk’ün cemiyet içinde yer tutmak ve çalışmak hassasıdır [özelliğidir] ki, bu temiz ve çetin idareyi bize temin etmiştir.
Atatürk İstiklal Savaşı esnasında beş büyük sorun ile uğraşmış ve mücadele etmiştir: 1.Askeri cephelerde, 2.Yabancı devletlere karşı güdülen siyasette, 3.0smanlı hükümetine karşı, 4.Büyük Millet Meclisi’nde, 5.Halkı, fikirleri ile hazırlamada.
Bütün bunlara etkisi olan bir konu üzerinde duracağım: Tarih bilgisi.

Atatürk, tarihi, kendi ifadesine göre okul sıralarındaki derslerinden itibaren, çok severdi. Bütün hayatının her devresinde çeşitli tarih kitapları okumuştur. Benim de tanık olduğum, sırf tarih üzerindeki çalışmaları, bu bölüm konusunun dışında kalıyor. Çünkü bu yazılarımda bundan önceki devreyi ele alacağım.
Atatürk İstiklal Savaşımızın türlü safhalarının belgelerini Nutuk kitabında toplamış ve olaylar hakkındaki düşünceleri kendisi tarafından açıklanmış ve tespit edilmiştir. Nutuk örneğine az rastlanan bir tarih belgesidir.
Atatürk, askeri olaylar için harp tarihi bilgilerinden, bunlara kendi hayatındaki deneyimlerini de katarak yararlanmasını bilmiştir.
Şimdi yazılı belgeler üzerinde bir sıralama yapalım:
Atatürk Meclis’teki konuşmalarında tarihten örnekler verir. Ülkeyi dolaşırken, halk toplantılarında söz söylerken, tarihi konular, en heyecanlı konuşmalarını oluşturur.
28 Eylül 1925’te Atatürk Samsun’dadır. İstiklal Ticaret Mektebi’nde bir toplantıda nutuklar veriliyor; Atatürk onlara cevabında tarihten söz ediyor ve diyor ki:
Bizim milletimiz derin bir maziye maliktir [geçmişe sahiptir]. Milletimizin hayat-ı asarını [yaşadığı yüzyılları] düşünelim. Bu düşünce bizi elbette altı, yedi asırlık Osmanlı Türklüğünden, çok asırlık Selçuk Türklerine ve ondan evvel bu devirlerin her birine muadil [denk] olan, Büyük Türk devrine kavuşturur.
Bu sözleriyle Atatürk, Anadolu tarihindeki Türk varlığını, bin yıllık bir geçmişe dayatıyor. Bu yurda sahip oluşu tarih bilgisiyle kuvvetlendiriyor ve derinleştiriyor. Ondan sonraki sözler daha geneldir. Büyük Türk devrine işaretle yetiniyor.
Yine aynı nutkun bir başka noktasında, o toplantı da bir öğretmenine tesadüf ettiği için, en yakın geçmişten söz ediyor:

Bilirim ki bugünkü intibahı [uyanışı] düne, maziye medyunuz [geçmişe borçluyuz]. Her halde babalarımızın, analarımızın ve mürebbilerimizin [eğiticilerimizin], ruh ve dimağlarımızın [bilincimizin] inkişafında feyizli tesirleri [gelişmesinde verimli etkileri] vardır.
İzah etmek istiyorum ki ilk ilham, ana baba kucağından sonra mektepteki mürebbinin lisanından, vicdanından terbiyesinden alınır. Bu ilhamatın mahzar-ı inkişaf [esinlerin gelişmeye değer] olması millet ve memlekete büyük ve derin alaka yaratan fikir ve duygularla, her an takviye olunmak [sağlamlaştırmak] lazımdır. Bu fikir ve duyguların membaı [kaynağı], bizatihi [özünden] memleket ve millettir. Milletin müşterek arzu ve temayülüne [eğilimine] temas etmek, onun icabatına hasır-ı mevcudiyeti [gereklerine varlığını vakfetmeyi], hareket düsturu [ilkesi] bilmek, hakiki yolda yürüyebilmek için yegâne esastır.
Atatürk 1927’de söylediği Büyük Nutuk‘ta, ise eski tarihten de örnekler almıştır. Burada, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihe gömülme şeklini birçok yerlerden örnekler alarak, bir tarihi mantık zinciri dâhilinde yapıyor. Şu satırları Nutuk ‘tan alıyorum:
Hayat demek, mücadele, müsademe [uğraşma] demektir. Hayatta muvaffakiyet [başarı], mutlaka mücadelede muvaffakiyetle mümkündür. Bu da, manen ve maddeten kuvvete, kudrete istinat eder [dayanır] bir keyfiyettir [durumdur]. Bir de insanların meşgul olduğu bütün mesail [sorunlar], maruz kaldığı bilcümle mehalik [tehlikeli durumlar], istihsal ettiği muvaffakiyetler [elde ettiği başarılar], maşeri [ortaklaşa], umumi bir mücadelenin dalgaları içinden tevellüt ede gelmiştir [doğmuştur].
Bu hayat düsturundan sonra tarih konusuna geçiyor ve diyor ki:
Akvam-ı Şarkiyye’nin [Doğu ulusları], akvam-ı Garbiyye’ye [Batı ulusları] taarruz ve hücumu, tarihin belli başlı bir safhasıdır. Akvam-ı Şarkiyye meyanında [arasında], Türk unsurunun başta ve en kavi [güçlü, zorlu] olduğu malumdur. Filhakika Türkler, kablelislam [İslam’dan önce] ve ba’delislam [İslam’dan sonra], Avrupa içerisine girmişler, taarruzlar, istilalar yapmışlardır. Garb’a taarruz eden ve istilalarını, İspanya’ya, Fransa hudutlarına kadar temdit eden [uzatan] Araplar da vardır.
Fakat her taarruza karşı daima, mukabil [karşı] taarruz düşünmek lazımdır. Mukabil taarruz ihtimalini düşünmeden ve ona karşı emniyete şayan tedbir bulmadan hareket edenlerin akıbeti [sonu) mağlup ve münhezim [bozguna uğramış] olmaktır, münkariz olmaktır [tükenmektir]. Garb’ın, Araplara mukabil taarruzu Endülüs’te acı ve şayan-ı ibret [ibret alınması gereken] bir felaket-i tarihiye [tarihi felaket] ile başladı. Fakat orada bitmedi. Takip, Afrika şimalinden [kuzeyinden] de devam etti.
Mustafa Kemal burada Attila’nın Fransa ve Batı Roma topraklarına kadar yayılmış olan imparatorluğunu hatırlattıktan sonra şunları söylüyor:

Selçuk Devleti enkazı üzerinde teşekkül eden Osmanlı Devleti’nin, İstanbul’da Şarki [Doğu] Roma İmparatorluğu’nun taç ve tahtına sahip olduğu devirlere irca-ı nazar edelim [bakışlarımızı çevirelim]: Osmanlı tacdarları [padişahlar] içinde, Almanya’yı, Garbi [Batı] Roma’yı zapt ve istila ederek muazzam bir imparatorluk kurmak teşebbüsünde bulunmuş olanlar vardı.
Yine, bu hükümdarlardan biri, bütün İslam âlemini bir noktaya raptederek [bağlayarak] sevk ve idare etmeyi düşündü. Bu emelin şevkiyle Suriye’yi, Mısır’ı zapt etti. Halife unvanını takındı. Diğer bir sultan da, hem Avrupa’yı zapt etmek, hem âlem-i İslam’ı hükmü ve idaresi altına almak gayesini takip etti.
Garb’ın mütemadi [sürekli] mukabil [karşı] taarruzu, İslam Âlemi’nin hoşnutsuzluğu ve isyanı ve böylece cihangirane tasavvurlar ve emellerin, aynı hudut içine aldığı muhtelif unsurların adem-i imtizaçları [uyumsuzlukları], binnetice [sonuçta] emsali [benzerleri] gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nu da, tarihin sinesine tevdi etti.
diyerek tarihin bütün devirleri üzerinde açıklamalar yapıyor.
Atatürk, güttüğü siyaset için, Osmanlı İmparatorluğu’nun tarihinden iki suretle faydalanmıştır:
1. Osmanlı İmparatorluğu’nun, yaşamakta olan bazı lüzumsuz ve zararlı teşkilatını yıkmak isterken, onların kuruluş tarihlerini anlatmak ve bu suretle ömürlerini bitirmiş olduklarını belirtmek. Aynı zamanda bu örneklere tarih boyunca bakarken, onlar gibisini kurmamak. Demek ki bu noktada iki esas vardır: Bugün, bir teşkilatı yıkıp yenisini kurarken, eskisinin kuruluş ve gelişimini bilmek. Gelecek için, yenisi kurulurken, onun kötü taraflarını almamak.
2. Manevi kuvveti tazelemek ve cesaret vermek için, ulusal benliğin üzerinde durarak tarihten yararlanmak. Ülkeyi kurtarmak girişiminde ilerlerken, ulusun yeteneklerini, tarihten örnekler getirerek kuvvetlendirmek, manevi kuvveti yükseltmek.
27 Aralık 1919’da Mustafa Kemal’in Ankara’ya ilk gelişinde şehrin ileri gelenleri ile yaptığı konuşmadaki şu sözlerini okuyalım:
Cihanın malumudur ki Devlet-i Osmaniye pek vasi [geniş] olan ülkesinde bir hududundan diğer hududuna ordusunu sürat-i fevkalade ile [fevkalade hızlı] ve tamamen mücehhez [donanımlı] olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de senelerce, hüsnü-i iaşe ve idare ederdi [iyi besler ve yönetirdi]. Böyle bir hareket, yalnız ordu teşkilatının değil, bütün şuabat-ı idariyenin [yönetim kollarının] fevkalade mükemmeliyetine ve kendilerinin kabiliyeti olduğuna delalet eder.
İşte Mustafa Kemal’in bu sözleri, daha ilk mücadele yılında ulusun kuvvet ve kudretine işaret ederek ulusun yeteneklerini cesaretlendirmek içindi.

28 Ağustos 1925’te İnebolu’da halk ile konuşma yapıyor ve onlara şöyle hitap ediyor:
Türkiye Cumhuriyeti’ni tesis eden Türk halkı medenidir. Tarihinde medenidir, hakikatte medenidir… Medeniyim diyen Türkiye Cumhuriyeti halkı, aile hayatıyla, yaşayış tarzıyla medeni olduğunu göstermek mecburiyetindedir.
diyor ve evvela bir tarihi gerçeği belirtiyor. Sonra da yeni devrimlerin benimsenmesi için telkinlerde bulunuyor.
Şimdi yukarıda birinci olarak ayırdığımız kısmın üzerinde bazı örnekler verelim… 17 Şubat 1923 tarihinde İzmir’de [Türkiye] İktisat Kongresi toplanmıştır. Mustafa Kemal orada şunları söyler: “Tarih, milletimizin itila [yükselme] ve inhitatı [çöküş] esbabını [sebeplerini] ararken birçok siyasi, askeri, içtimai sebepler bulmakta ve saymaktadır.“
Kapitülasyonların Lozan Antlaşması’nda ne kadar çetin münakaşalardan sonra kaldırıldığını biliyoruz… Ve O, kapitülasyonlar üzerinde konuşurken şu tarihi safhaları anlatır:
Fatih zamanında Cenovalılara verilen imtiyazlarla [ayrıcalıklarla] açılan yol, kendisinden sonra daima tevessü etmiştir [genişlemiştir]. Bu imtiyazat, bu istisnaiyet [ayrıcalıklar ve istisnalar], hükümetin en kuvvetli, en azametli zamanında vuku buluyordu, mahza bir Müsaade-i Şahane [padişahın izni], bir İhsan-ı Şahane [padişahın lütfu] olmak üzere vuku buluyordu.
Cümleniz hatırlayabilirsiniz: Kanuni Sultan Süleyman, Venedikliler ile ticaret taahhüdüne girişmeyi, kendi şerefine ve izzet-i nefsine mugayir [aykırı] buldu. Zira onun zihniyetine göre muahede [antlaşma] yekdiğerine müsavi [eşit] milletler arasında yapılırdı. Venedik halkı, Osmanlı Devleti’ne müsavi [eşit] olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya esiri vaziyetinde idi. Binaenaleyh, Zat-ı Şahane [padişah] böyle bir muahede yapamazdı. Fakat ona müsaadatta bulundu [izin verdi]. İşte bu “müsaade” kelimesi kapitülasyonlar kelimesi ile tercüme edilmiştir. Hâlbuki biliyorsunuz, kapitülasyon kelimesi bir kale içinde muhasara olunan [kuşatılan], bütün esbap-ı vesait-i tedafüiyesini [savunma araçlarını] kullandıktan sonra arz-ı teslimiyete mecbur olanlar hakkında kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi padişahımızın müsaadesi diye tercüme ederek kullanmış bulunuyorlar.
Bir başka örnek: Başkumandan Mustafa Kemal, Sakarya Meydan Muharebesi ile Büyük Taarruz arasındaki zamanda, İslam tarihi okumaktadır. Her vesile ile rastladığı kimselere bu tarihten sualler sormakta ve kamuoyunu hazırlamaktadır.
Büyük Taarruz neticesinde askeri zafer tamamlanmış ve ülke düşman kuşatmasından kurtarılmıştır. Büyük Millet Meclisi’nde, 1 Kasım 1922’de çok önemli bir mesele üzerinde çetin müzakereler cereyan etmektedir. Çünkü zafer kazanan Büyük Millet Meclisi Hükümeti yanında, ihaneti sabit olan İstanbul Hükümeti de, Barış Konferansı’na çağrılıyor. Atatürk karar veriyor: “Saltanat hilafetten ayrılacak. Bu suretle, Osmanlı hanedanından devlet reisi olan zat, yalnız din reisi yani halife olarak kalacak.” Gazi Mustafa Kemal’in savaş esnasında okuduğu İslam tarihinin manası şimdi anlaşılacaktır.
Bu meselede Meclis’teki durum, çok karışıktır ve fikirler henüz istenildiği kadar olgun değildir. Heyecanlı ve tarihi bir oturum olan bu toplantıda, bilimsel kanıtlar istenmektedir. Atatürk bu vesile ile tarihten büyük ilham almıştır. Oradaki beyanatı, hilafetin tam tarihini anlatır. Halifeliğin kökenini, görevlerini, Osmanlı İmparatorluğu’nda devlet başkanlığı ile birleşmesini. . . Kısacası bu uzun açıklama bir tarih dersidir, fakat aynı zamanda Meclis’te bulunanların fikirlerinin kendi kararına uymasını sağlamıştır. O açıklamalarında, İslam tarihi içinde halifeliğin geçirdiği devirleri anlattıktan sonra, Osmanlı İmparatorluğu’na geçişini şu şekilde açıklar:
Selçuk Devleti’nin idaresinde teşeddüt [şiddet] hâsıl olması üzerine Türkler 699 tarih-i hicride Selçuk Devleti yerine, Osmanlı Devleti’ni ihyaen tesis eylediler [yeni bir güç olarak kurdular]. Bu devletin ulularından Yavuz hazretleri 924 tarih-i hicride, Mısır’ı zapt eylediği zaman, orada idam eylediği Mısır hükümdarlarından başka unvanı olan bir zat buldu. Halife sıfatının böyle bir şahsı-ı aciz tarafından kullanılması, âlem-i İslam için şin olduğuna şüphe etmediğinden, o sıfatı, Türkiye devletinin kuvvasına [kuvvetlerine] istinat ettirmek [dayandırmak], ihya ve i’la eylemek [canlandırmak ve yüceltmek] üzere aldı.
Osmanlı Devleti ki 699’da teessüs etmişti [kurulmuştu], Hilafet’i aldığı tarihten ancak elli sene sonrasına kadar tarih-i cihanda [dünya tarihinde] devr-i i’tila [yükselme devri] denilen ve muvaffakiyet-i mütevaliye [üst üste başarılar] ve azime ile mali olan, takriben üç asırlık bir devir yaşadı. Ondan sonra inhilal [dağılma] başlıyor. Devri inhitatın [çöküş devrinin] her safhası Türkiye Devleti’nin hudutlarını biraz daha darlaştırıyor. Türk milletinin maddi ve manevi kuvvetlerini biraz daha fazla taksim ediyor, devletin istiklalini [bağımsızlığını] darbeliyor, arazi, servet, nüfuz ve haysiyet-i millet azami bir süratle mahv ve heba oluyor. Nihayet Al-i Osman’ın otuz altıncı ve sonuncu padişahı Vahdettin’in devri saltanatında Türk milleti, en derin hufre-i esaretin [esaret çukurunun] önüne getiriliyor.
Atatürk, Vahdettin’in hıyanetinden ve şahsi saltanatın zararlarından söz ettikten sonra, katiyetle şunları söylüyor:
Artık, milletin, en makul ve en meşru ve en insani salahiyetini istimal etmek [kullanmak] zamanı geldiğine tereddüt kalmamıştır. Tarih-i cihanda bir Cengiz, bir Selçuk, bir Osmanlı devleti tesis eden ve bunların hepsini hadisat [olaylar] ile tecrübe eyleyen Türk milleti, bu defa doğrudan doğruya kendi nam ve sıfatında, bir devlet tesis ederek bütün felaketlerin karşısında memur olduğu, kabiliyet ve kudretle ahz-i mevki etti [yer aldı]. Millet mukadderatını doğrudan doğruya eline aldı ve milli saltanat ve hâkimiyetini bir şahısta değil, bütün efradı [bireyleri] tarafından müntehip [seçilmiş] vekillerden terekküp eden [oluşan] bir Meclis-i Ali’de [Yüce Meclis’te] temsil etti. İşte o Meclis, “Meclis-i Aliniz”dir, Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Milletin saltanat ve hâkimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Ve bu makam-ı hâkimiyetin hükümetine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti derler. Bundan başka bir makam-ı saltanat, bundan başka bir Heyet-i Hükümet yoktur ve olamaz.
Bu sözleri ile Mustafa Kemal, demokrasi esaslarına dayanan yeni Türk devletinin resmen temelini atmış bulunuyor. Bunun neticesinde ilk adım olarak, saltanat kaldırılmış ve hilafet ayrılmıştır. İkinci adım bildiğimiz gibi, 3 Mart 1924’te hilafetin de lağvedilmesidir. Atatürk hilafet meselesini Büyük Nutuk’unda açıklarken şöyle diyor:
Halka sordum, bir devlet-i İslamiye olan İran veya Afganistan, halifenin herhangi bir salahiyetini [yetkisini] tanır mı, tanıyabilir mi? Haklı olarak tanıyamaz. Çünkü devletinin istiklalini, milletinin hâkimiyetini muhildir [bozar]. Millete şunu da ihtar ettim ki, kendinizi cihanın hâkimi zannetmek gafleti artık devam etmemelidir. Hakiki mevkiimizi dünyanın vaziyetini tanımaktaki gafletle, gafillerce uymakla milletimizi sürüklediğimiz felaketler artık yetişir. Bile bile aynı faciayı devam ettiremeyiz.
Bu suretle halifelik, ömrünü bitirmiş bir teşekkül olarak Büyük Miller Meclisi’nin kararı ile tamamen kaldırılmıştır. Meclis, tarihten aldığı derse göre, bunun · yerine bir yenisini de koymamıştır.
Bütün bu örnekler bize gösteriyor ki Atatürk, tarih bilgisine çok kuvvetli olarak sahip bulunuyordu. Hayatının her devresinde tarih okumuştur. Tarihin yeni keşifleriyle de derinden ilgilenmiş ve Türk Tarihi bilimine yepyeni bir yol açmıştır. İstiklal Savaşımız sıralarında ise türlü fırsatlarda söylediği sözlerde tarih, bazen ulusal bir heyecan kaynağı oluyor, bazen de, tarihi bilimsel bir konu olarak eline aldığında, en büyük yetki ve açıklıkla konuşuyor. Tarih, yasalaştırmak istediği meseleler için dayanak noktası oluyor. Tarihten deliller getirerek, ikna edici örnekler veriyor, neticelerini gösteriyor. Bozulmuş kurumları yıkarken, onların tarihte geçirmiş oldukları evrelerin bilinmesiyle, ömürlerinin tamam olduğuna inanıyor. Onun için kendisi, bir devlet başkanı olmuştur, fakat asla bir ‘halife’ olmak istememiştir. Çünkü tarihte ve uygulamalarda, siyasi hayat için, halifeliğin büyük bir rolü olmadığını biliyordu. O, yalnız Türklüğün birliğini temin ederek bu devleti kurdu. Panislamcılığın, Pantürkçülüğün birer hayal olduğunu ve tarihte asla gerçekleşmemiş olduğunu anlamıştı. Hayaller ve imparatorluklar peşinde gitmeyi asla istememiştir ve böyle hayalleri milletine telkin etmemiştir. Atatürk, bütün devrimlerinde olduğu gibi, bunda da yapılabilecek işlerin sınırını aşmamıştır.
Bu örnekleri Atatürk’ten aldım, bütün nutuklarını taradım, tarihten bahsettiği kısımlardan bazılarını topladım ve göstermek istedim ki, bir devlet kurucusunun, bir büyük siyaset adamının kişiliğinde, kararlarında tarih bilgisi ne büyük rol oynar ve ulusun kaderini nasıl değiştirebilir?
Tarih bilmenin büyük faydaları her sahada tecrübe edilmiştir. Tarih, siyaset adamlarına lazımdır. Bir kumandanın en çok bileceği şeylerden biri “Harpler Tarihi”dir; her ilim adamı, uğraştığı sahanın tarihini iyi bilirse, yeni keşifler için kendisini o kadar hazır bulur; edebiyatçı tarihten konu ve örnekler alır, bir mimar eski tarihi anıtlardan ilham alırsa, kendisi de bunlar gibi büyük eserler yapabilir. Velhasıl tarihin girmediği saha ve lüzumlu olmayan meslek tasavvur edemiyorum. Ulusal yurt tarihi ise, her bilgimizin temelini oluşturmalıdır.
Yazımı Atatürk’ün, 28 Eylül 1925’te Samsun İstiklal Ticaret Mektebi’nde, daima tazeliğini ve dinamizmini koruyan düşüncelerini anlatan şu sözleriyle bitirmek isterim:
Dünyada her şey için, maddiyat için, maneviyat için, hayatta muvaffakiyet için, en hakiki mürşit ilimdir [en gerçek yol gösterici bilimdir], fendir, ilim ve fennin haricinde mürşit aramak gaflettir, cehalettir, dalalettir [sapkınlıktır]. Yalnız, ilim ve fennin, yaşadığımız her dakikada safhalarının tekâmülünü idrak etmek [evrelerinin gelişimini anlamak] ve terakkiyatını zamanında takip eylemek [ilerlemesini zamanında izlemek] şarttır.
[*] Bu konferans 1 Aralık 1944’te DTCF’de, 8 Ocak 1945’te Gazi Eğitim Enstitüsü’nde, 31 Mayıs 1966’da ise Kayseri Halkevi’nde verilmiştir.
[Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Yeni Baskıya Hazırlayan: Arı İnan, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009, s.125-137]

You may like

Nutuk’un Okunması (15–20 Ekim 1927): Tarihin Anlatımı, Cumhuriyetin Hafızası Ve Siyasal Meşruiyet

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesine Göre Mudanya Mütarekesi (11 Ekim 1922): Diplomasi, Askerî Güç, Millî Egemenlik ve Basının Tarih İnşası

Türk Tarihinde Ekim Ayı: Olgu ve Olaylar Üzerinden Eleştirel Bir Tarih İncelemesi

NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

ASIM GÜNDÜZ’ÜN HATIRALARIM’DA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

FAHRETTİN ALTAY’IN HATIRALARINDA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
Türk Tarihi
Türk Tarihinde Ekim Ayı: Olgu ve Olaylar Üzerinden Eleştirel Bir Tarih İncelemesi
Published
1 ay agoon
Ekim 3, 2026By
drkemalkocak
Özet
Ekim ayı, Türk tarihinin farklı dönemlerine ait birbirinden uzak görünen fakat devlet, egemenlik, savaş, diplomasi, hukuk, nüfus, şehir ve tarihsel hafıza bakımından birbirine bağlanan çok sayıda olgu ve olayın gerçekleştiği önemli bir zaman dilimidir. Özellikle 1918-1927 arasındaki dönem incelendiğinde Ekim ayının Türk tarihindeki dönüşümleri yoğun biçimde yansıttığı görülmektedir. 30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması Osmanlı Devleti’nin askerî ve siyasal çözülüşünün önemli eşiklerinden birini teşkil ederken, 6 Ekim 1923 İstanbul’un Türk birliklerince teslim alınması, 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkes Antlaşması, 13 Ekim 1921 Kars Antlaşması, 20 Ekim 1921 Ankara Antlaşması, 13 Ekim 1923 Ankara’nın başkent oluşu ve 29 Ekim 1923 Cumhuriyet’in ilanı, Ekim ayını Millî Mücadele ve Cumhuriyet’in kuruluş tarihinin merkezî aylarından biri hâline getirmiştir. Bunun yanında 4 Ekim 1926’da Türk Medenî Kanunu’nun yürürlüğe girmesi, 15-20 Ekim 1927’de Nutuk’un okunması ve 28 Ekim 1927’de Cumhuriyet’in ilk genel nüfus sayımının gerçekleştirilmesi, Ekim’in yalnızca siyasî kuruluş değil, hukukî, toplumsal ve hafızaya ilişkin yeniden yapılanmanın da zamanı olduğunu göstermektedir.
Bu makalede Ekim ayındaki seçilmiş tarihsel olgular; içerik ve vaka analizi, kavramlar, semboller, kişiler ve kurumlar, tarihsel coğrafya, sosyoloji, siyasal kültür ve kolektif hafıza boyutlarıyla incelenmektedir. Eleştirel tarih yöntemi açısından temel soru, “Ekim ayında neler oldu?” sorusundan daha ileri taşınarak “Bu olaylar hangi şartlarda ortaya çıktı, kimler tarafından nasıl anlamlandırıldı ve daha sonraki tarih anlatılarında hangi görevleri üstlendi?” biçiminde kurulmuştur.
Anahtar Kelimeler: Ekim ayı, Türk tarihi, Millî Mücadele, Mondros, Mudanya, Kars Antlaşması, Ankara Antlaşması, İstanbul, Ankara, Cumhuriyet, Nutuk, nüfus sayımı, tarihsel hafıza, eleştirel tarihçilik.
1. Giriş: Bir Ayın Tarihsel Anlamı Olabilir mi?
Takvim, geçmişi günlere ve aylara bölmektedir. Ancak tarih, takvimden daha karmaşık bir yapıdır. Bir ayın tarihsel anlamı, o ay içinde meydana gelen olayların sayısından çok, bu olayların siyasal dönüşüm, toplumsal değişme ve kolektif hafıza açısından taşıdığı yoğunlukla belirlenebilir.
Bu açıdan Ekim ayı Türk tarihi bakımından dikkat çekici bir örnektir. Özellikle XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Ekim, devletin çözülüşü ile yeniden kuruluşu arasındaki geçişleri aynı takvim yaprağı üzerinde görünür hâle getirmiştir.
30 Ekim 1918’de Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığında Osmanlı Devleti henüz hukuken varlığını sürdürmekteydi; fakat antlaşmanın askerî ve siyasî hükümleri devletin egemenlik alanını ciddi biçimde daraltan bir dönemi başlatmıştır.¹ Yaklaşık dört yıl sonra, 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması ile silahlı mücadeleden diplomasiye geçiş gerçekleşmiştir. 13 Ekim 1921’de Kars Antlaşması ve 20 Ekim 1921’de Ankara Antlaşması ise Millî Mücadele’nin doğu ve güney sınırları bakımından diplomatik sonuçlar doğurmuştur.
1923 Ekim’i ise adeta bir tarihsel yoğunlaşma alanıdır. 2 Ekim’de İtilaf Devletleri’nin son birlikleri İstanbul’dan ayrılmış, 6 Ekim’de Türk birlikleri İstanbul’a girmiş, 13 Ekim’de Ankara devletin merkezi yapılmış, 27 Ekim’de hükümet bunalımı ortaya çıkmış, 28 Ekim’de Cumhuriyet fikri açık biçimde gündeme getirilmiş ve 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilmiştir.²
Dolayısıyla Ekim, burada yalnızca “bir ay” olmaktan öte imparatorluktan ulus-devlete, ateşkesten bağımsızlığa, işgalden egemenliğe, İstanbul merkezli siyasal yapıdan Ankara merkezli yeni devlet düzenine geçişin kronolojik bir laboratuvarı niteliği taşımaktadır.
2. Ekim Ayının Tarihsel Kronolojisi
| Tarih | Olgu/Olay | Tarihsel anlam |
| 30 Ekim 1918 | Mondros Ateşkes Antlaşması | Osmanlı askerî-siyasal düzeninin çözülüşünde kritik eşik |
| 13 Ekim 1921 | Kars Antlaşması | Doğu sınırlarının diplomatik biçimde belirlenmesi |
| 20 Ekim 1921 | Ankara Antlaşması | Fransa ile anlaşma; Güney Cephesi’nin kapanması |
| 11 Ekim 1922 | Mudanya Ateşkes Antlaşması | Silahlı mücadelenin diplomatik safhaya dönüşmesi |
| 6 Ekim 1923 | İstanbul’a Türk birliklerinin girişi | İstanbul üzerindeki fiilî işgal döneminin sona ermesi |
| 13 Ekim 1923 | Ankara’nın başkent oluşu | Siyasal merkezin Anadolu’ya taşınmasının hukukileşmesi |
| 27 Ekim 1923 | Fethi Okyar Hükümeti’nin istifası | Hükümet sistemi krizinin belirginleşmesi |
| 28 Ekim 1923 | Cumhuriyet ilanının gündeme getirilmesi | Rejim değişikliğinin siyasî hazırlığı |
| 29 Ekim 1923 | Cumhuriyet’in ilanı | Devlet şeklinin Cumhuriyet olarak belirlenmesi |
| 30 Ekim 1923 | İsmet İnönü’nün ilk Cumhuriyet Hükümeti’ni kurması | Yeni rejimin yürütme mekanizmasının oluşturulması |
| 4 Ekim 1926 | Türk Medenî Kanunu’nun yürürlüğe girmesi | Hukuk alanında laikleşme ve yeniden yapılanma |
| 15-20 Ekim 1927 | Nutuk’un okunması | Millî Mücadele’nin kurucu anlatısının sistemleştirilmesi |
| 28 Ekim 1927 | İlk genel nüfus sayımı | Devletin toplumu istatistiksel olarak görünür kılması |
| 29 Ekim 1927 | Cumhuriyet’in 4. yıl dönümü | Cumhuriyetin kurumsallaşması |
Bu tablo, Ekim ayındaki bütün tarihsel olayları kapsama iddiasında değildir. Buradaki amaç, ayın özellikle devlet, egemenlik, diplomasi, hukuk ve hafıza eksenlerindeki yoğunluğunu ortaya koymaktır.
3. 30 Ekim 1918: Mondros ve Bir Devlet Düzeninin Çözülüşü
30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında Mondros Ateşkes Antlaşması imzalanmıştır. Antlaşmanın hükümleri Osmanlı ordusunun büyük ölçüde terhis edilmesini, stratejik noktaların İtilaf Devletleri tarafından denetlenebilmesini ve özellikle 7. madde aracılığıyla İtilaf Devletleri’ne güvenliklerini tehdit ettiğini ileri sürdükleri yerleri işgal etme imkânı verilmesini öngörmektedir.³
Bu sebeple Mondros’u yalnızca “bir ateşkes” olarak değerlendirmek yetersizdir. Hukuken savaşın durdurulmasını amaçlayan bir belge olmakla birlikte uygulamadaki sonuçları açısından egemenliğin aşınmasına yol açan bir geçiş metni niteliğindedir.
Kavram: Egemenlik
Mondros sonrasında ortaya çıkan temel mesele, yalnızca ordunun dağıtılması değildir. Asıl mesele, devletin kendi ülkesinde karar verme kapasitesinin zayıflamasıdır.
Bu sebeple Millî Mücadele’nin sonraki siyasal dilinde “hâkimiyet“, “istiklal“, “millî irade” ve “Misak-ı Millî” kavramlarının öne çıkması tesadüf değildir.
Tarihsel coğrafya
Mondros’un etkileri İstanbul, İzmir, Adana, Antep, Maraş, Urfa, Musul, Trakya ve Anadolu’nun diğer bölgelerinde farklı biçimlerde görülmüştür. Böylece “Osmanlı ülkesi” olarak kavranan geniş coğrafya, işgaller, askerî hareketler ve diplomatik düzenlemeler sonucunda yeni bir siyasal coğrafyaya dönüşmeye başlamıştır.
Bu dönüşüm, 1918 Ekim’ini 1921 ve 1922 Ekimleriyle birbirine bağlayan temel tarihsel çizgidir.
4. 13 ve 20 Ekim 1921: Doğu ve Güney Sınırlarının Diplomasiyle Yeniden Kurulması
1921 Ekim’i, Millî Mücadele’nin sadece askerî değil, diplomatik bir mücadele olduğunu gösteren iki önemli antlaşmaya sahne olmuştur.
4.1. Kars Antlaşması — 13 Ekim 1921
13 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan Sovyet hükümetleri arasında Kars Antlaşması imzalanmıştır. Türkiye adına Kâzım Karabekir, Muhtar ve Memduh Şevket Beyler görüşmelerde yer almıştır.⁴
Kars Antlaşması’nın önemi, doğu sınırının diplomatik bir çerçeveye kavuşmasında ortaya çıkmaktadır.
Burada sınır, yalnızca harita üzerindeki bir çizgi değildir. Sınır: egemenliğin mekânla ifadesidir, devletin güvenlik alanıdır, nüfus ve kimlik ilişkilerini etkiler, ticaret ve ulaşım ağlarını biçimlendirir, komşu devletlerle ilişkilerin hukuki çerçevesini oluşturur.
Dolayısıyla Kars Antlaşması, askerî başarıların diplomatik ve coğrafi sonuç üretmesinin örneklerinden biridir.
4.2. Ankara Antlaşması — 20 Ekim 1921
20 Ekim 1921’de TBMM Hükümeti ile Fransa arasında Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Görüşmelerde Franklin Bouillon ile Mustafa Kemal Paşa’nın diplomatik temasları belirleyici olmuştur.⁵
Bu anlaşma, Güney Cephesi’ndeki silahlı mücadelenin sona ermesine ve Türkiye’nin güney sınırının önemli bir bölümünün şekillenmesine katkıda bulunmuştur.
Vaka analizi
Kars ve Ankara antlaşmaları birlikte düşünüldüğünde Millî Mücadele’nin üç farklı araçla yürütüldüğü görülmektedir:
- Askerî güç
- Diplomatik müzakere
- Hukukî meşruiyet
Bu sebeple Millî Mücadele’yi yalnızca cephede kazanılan savaşların toplamı şeklinde okumak eksik kalır.
5. 11 Ekim 1922: Mudanya ve Savaştan Diplomasiye Geçiş
3 Ekim 1922’de başlayan Mudanya görüşmeleri 11 Ekim’de ateşkesle sonuçlanmıştır.⁶
Mudanya’nın tarihsel önemi, Türk ordusunun Büyük Taarruz sonrasında kazandığı askerî üstünlüğün diplomatik sonuç üretmesinde yatmaktadır.
Atatürk’ün 1922 Ekim’inde kullandığı “Ordu vazifesini tamamlamıştır. Bundan sonra temini lâzım gelen sonuçlar diplomatik yolla hallolunacaktır” düşüncesi, bu dönüşümü açık biçimde göstermektedir.⁷
Burada önemli bir kavram değişimi görülmektedir: Cephe → masa.
Askerî mücadele tamamen ortadan kalkmamış, fakat siyasal sonuçların alınmasında diplomasi öne çıkmıştır.
Sembolik anlam
Mudanya, Türk tarih anlatısında: silahlı mücadelenin başarısı, diplomatik meşruiyet, Doğu Trakya’nın savaşılmadan alınması, İstanbul ve Boğazlar meselesinin yeni güç dengesi içinde ele alınması gibi anlamlarla ilişkilendirilmiştir.
Ancak eleştirel tarih açısından Mudanya’yı yalnızca “zaferin doğal sonucu” biçiminde okumak yerine, askerî güç ile diplomatik pazarlığın birbirini tamamladığı bir süreç olarak değerlendirmek daha anlamlıdır.
6. 6 Ekim 1923: İstanbul’un Geri Alınması
2 Ekim 1923’te İtilaf Devletleri’nin son birlikleri İstanbul’dan ayrılmıştır. 6 Ekim’de Şükrü Naili Paşa komutasındaki Türk birlikleri İstanbul’a girmiştir.⁸
İstanbul’un tarihsel anlamı burada iki farklı düzeyde ortaya çıkmaktadır.
Birinci düzey: Fiilî egemenlik
Şehir, Osmanlı Devleti’nin başkenti ve siyasî merkezidir. İşgal döneminde ise İtilaf Devletleri’nin denetimi altındadır.
6 Ekim 1923, bu fiilî durumun sona ermesini simgelemektedir.
İkinci düzey: Siyasal merkez meselesi
Ancak ilginç bir tarihsel paradoks ortaya çıkmıştır:
İstanbul geri alınırken yeni devletin başkenti İstanbul olmamıştır.
Birkaç gün sonra, 13 Ekim’de Ankara devletin merkezi hâline getirilmiştir.
Dolayısıyla Ekim 1923’te iki farklı tarihsel mantık aynı anda görülmektedir:
İstanbul’un kurtarılması → geçmiş siyasal coğrafyanın yeniden kazanılması.
Ankara’nın başkent olması → yeni siyasal coğrafyanın kurulması.
Bu ayrım, Ekim 1923’ü anlamak için son derece önemlidir.
7. 13 Ekim 1923: Ankara’nın Başkent Oluşu
13 Ekim 1923’te TBMM kararıyla Ankara Türkiye Devleti’nin merkezi olmuştur. Ankara, 27 Aralık 1919’dan itibaren Temsil Heyeti’nin merkezi, 23 Nisan 1920’den itibaren TBMM Hükümeti’nin fiilî yönetim merkezi olmuştu.⁹
Dolayısıyla 13 Ekim, tamamen yeni bir merkez yaratmaktan ziyade fiilî durumun hukukileştirilmesi olarak okunmalıdır.
Ankara neden önemlidir?
Ankara: Anadolu’nun merkezî coğrafyasında bulunmaktadır, Millî Mücadele’nin askerî ve siyasî karargâhıdır, TBMM’nin bulunduğu şehirdir, İstanbul’un işgal şartlarından uzaktır, yeni devletin Anadolu merkezli karakterini temsil etmektedir.
Böylece Ankara’nın başkent oluşu bir şehir tarihinden devlet tarihine geçiş örneğidir.
Ankara’nın sembolik dönüşümü
Ankara’nın başkent oluşu aynı zamanda bir mekânın anlamının değişmesidir:
Kasaba/kent → Millî Mücadele merkezi → devlet merkezi → başkent → Cumhuriyet’in sembolü
Bu gelişme, tarihsel coğrafyanın siyasî iktidar tarafından yeniden düzenlenebileceğini göstermektedir.
8. 27-30 Ekim 1923: Cumhuriyet’e Giden Dört Gün
Ekim 1923’ün son dört günü, olay ile yapı arasındaki ilişkinin incelenmesi bakımından özel önem taşımaktadır.
27 Ekim’de Fethi Okyar Hükümeti istifa etmiştir. Meclis Hükümeti sisteminin yürütme alanındaki sorunları belirginleşmiştir. 28 Ekim’de Mustafa Kemal Paşa, Cumhuriyet’in ilanına yönelik çözümün hazırlanmasına geçmiştir. Aynı gece Anayasa değişikliği üzerinde çalışılmıştır. 29 Ekim’de Cumhuriyet ilan edilmiştir. 30 Ekim’de İsmet İnönü ilk Cumhuriyet Hükümeti’ni kurmuştur.¹⁰
Bu gelişme, Cumhuriyet’in tek bir anda ortaya çıkmadığını göstermektedir.
Olgu ile olay arasındaki fark
Olgu: Millî egemenlik düşüncesinin gelişmesidir.
Olay: 29 Ekim 1923’te anayasa değişikliğinin kabul edilmesidir.
Olgu uzun süreli bir tarihsel gelişmedir; olay ise belirli bir zaman ve mekânda gerçekleşmektedir.
Bu ayrım önemlidir. Cumhuriyet’in ilanı bir olaydır; fakat Cumhuriyet fikrinin ortaya çıkışı çok daha uzun bir siyasal dönüşümün sonucudur.
9. 29 Ekim 1923: Cumhuriyet’in İlanı
29 Ekim 1923’te Anayasa’nın bazı maddeleri değiştirilerek “Türkiye Devleti’nin hükûmet şekli Cumhuriyettir” hükmü kabul edilmiştir. Mustafa Kemal Paşa Cumhurbaşkanı seçilmiştir.¹¹
Bu olayın üç farklı boyutu bulunmaktadır:
9.1. Hukukî boyut
Devletin hükümet şekli anayasal hükme bağlanmıştır.
9.2. Siyasal boyut
Meclis Hükümeti sisteminden Cumhuriyet rejimine geçişin kurumsal çerçevesi düzenlenmiştir.
9.3. Sembolik boyut
“Cumhuriyet” kelimesi devletin meşruiyet kaynağının millet egemenliğiyle ilişkilendirilmesinin sembolü hâline gelmiştir.
“Hâkimiyet” kavramı
1923 Cumhuriyeti’nin siyasal dilinde “hâkimiyet“, “millet“, “Meclis“, “istiklal” ve “irade” kavramları birbirine bağlıdır.
Ancak eleştirel tarih yöntemi burada ikinci bir soru sormaktadır:
Bu kavramların hukukî anlamı ile toplumdaki fiilî karşılıkları aynı mıdır?
Cumhuriyet’in ilanı hukuken gerçekleşmiş olmakla birlikte demokratik katılımın kapsamı, kadınların siyasal hakları, muhalefetin konumu, seçim sistemi ve siyasal temsil gibi meseleler Cumhuriyet’in sonraki tarihini oluşturacaktır.
Dolayısıyla 29 Ekim’i yalnızca “demokrasinin tamamlanması” şeklinde değil, yeni bir rejimin başlangıcı olarak değerlendirmek daha tarihsel bir yaklaşımdır.
10. 4 Ekim 1926: Cumhuriyet’in Hukuk Alanında Yeniden Kurulması
Ekim ayının Cumhuriyet tarihindeki önemi yalnızca siyasal rejimle sınırlı değildir.
Türk Medenî Kanunu 17 Şubat 1926’da kabul edilmiş, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girmiştir.¹²
Bu tarih, Cumhuriyet’in siyasal bir rejim olmanın ötesinde hukuk düzenini dönüştüren bir devlet projesi olduğunu göstermektedir.
Medeni Kanun; aile, evlilik, boşanma, miras, kişiler hukuku, mal ilişkileri gibi toplumun gündelik hayatını doğrudan etkileyen alanlarda yeni bir hukuk çerçevesi oluşturmuştur.
Sosyolojik boyut
Devlet değişiminin en önemli göstergelerinden biri, devletin bireyin günlük hayatına nasıl nüfuz ettiğidir.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında: anayasa → yasa → kurum → aile → birey şeklinde ilerleyen bir dönüşüm yaşanmıştır.
Bu sebeple 4 Ekim 1926, Cumhuriyet’in “kuruluş” döneminin sadece TBMM ve hükümet kurumlarıyla sınırlı olmadığını göstermektedir.
11. 15-20 Ekim 1927: Nutuk ve Tarihin Yeniden Anlatılması
15-20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın II. Büyük Kongresi’nde Mustafa Kemal Paşa Nutuk’u okumuştur.¹³
Nutuk’un Ekim ayında okunması, Ekim’in ikinci bir anlamını ortaya çıkarmaktadır:
Ekim yalnızca devletin kurulduğu zaman değil, devletin geçmişinin anlatıldığı zaman da olmuştur.
Nutuk, 1919’dan 1927’ye kadar uzanan dönemi belirli bir illiye bağı/nedensellik içinde anlatmaktadır.
Bu durum tarih yazımı açısından önemlidir.
Tarihsel hafıza
Nutuk; kişileri seçmektedir, olayları sıraya koymaktadır, sebep-sonuç ilişkileri kurmaktadır, bazı kişileri ve kurumları öne çıkarmaktadır, bazı ayrılıkları ve çatışmaları belirli bir çerçevede yorumlamaktadır, Millî Mücadele’yi Cumhuriyet’e ulaşan tarihsel gelişme olarak kurgulamaktadır.
Bu sebeple Nutuk yalnızca bir “hatırat” değildir. Aynı zamanda kurucu bir siyasî tarih anlatısıdır.
Eleştirel soru
Nutuk’un önemi onu sorgulanamaz bir metin olmamasıdır.
Eleştirel tarihçi şu soruları sormaktadır:
Hangi belgeler kullanılmıştır?
Hangi olaylar ayrıntılı anlatılmıştır?
Hangi kişiler eleştirilmiştir?
Hangi alternatif yorumlar dışarıda bırakılmıştır?
1927’deki siyasî ihtiyaçlar geçmişin anlatımını nasıl etkilemiştir?
Böylece Nutuk hem tarih kaynağı hem de tarihsel hafıza üretim aracı olarak incelenmelidir.
12. 28 Ekim 1927: Nüfusun Sayılması ve Devletin Toplumu Görünür Kılması
28 Ekim 1927’de Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk genel nüfus sayımı gerçekleştirilmiştir. Sayım sonucunda ülke nüfusu 13.648.270 olarak belirlenmiştir.¹⁴
Bu olay ilk bakışta teknik ve istatistiksel görünmektedir. Oysa sosyolojik açıdan çok daha önemlidir.
Modern devlet yalnızca vatandaşlarından vergi toplayan veya onları askerlik hizmetine çağıran bir kurum değildir. Aynı zamanda toplumunu saymak, sınıflandırmak, kaydetmek ve yönetmek ister.
Nüfus sayımının sembolik anlamı
1927 nüfus sayımı: “Millet” kavramının istatistiksel bir topluma dönüştürülmesi olarak değerlendirilebilir.
Devlet artık nüfusu: yaş, cinsiyet, yerleşim, ekonomik faaliyet, eğitim, dil ve diğer kategoriler üzerinden ölçmeye yönelmiştir.
Böylece “millet” sadece siyasî bir kavram olmaktan çıkıp aynı zamanda istatistiksel bir nüfus hâline gelmektedir.
Bu, ulus-devlet inşasının sosyolojik boyutunu anlamak bakımından önemlidir.
13. Ekim 1923’te İstanbul ve Ankara: İki Şehrin Karşılaştırmalı Analizi
Ekim 1923 tarihinin en dikkat çekici yönlerinden biri İstanbul ile Ankara’nın aynı ay içinde farklı tarihsel anlamlar kazanmasıdır.
| İstanbul | Ankara |
| Osmanlı başkenti | Millî Mücadele merkezi |
| İmparatorluk mirası | Yeni devletin mekânı |
| İşgal deneyimi | Direniş ve örgütlenme deneyimi |
| Tarihsel süreklilik | Yeni siyasal başlangıç |
| 6 Ekim 1923’te geri alındı | 13 Ekim 1923’te başkent oldu |
Bu tablo basit bir “İstanbul eski, Ankara yeni” karşıtlığı şeklinde okunmamalıdır.
İstanbul Cumhuriyet tarafından reddedilen bir şehir değildir. Tam tersine tarihsel, kültürel ve ekonomik ağırlığını korumaktadır.
Ancak devlet merkezinin Ankara’ya taşınması, siyasal merkez ile tarihsel merkez arasındaki ayrışmayı ortaya çıkarmıştır.
Bu, modern devletlerin başkent seçimiyle ilgili önemli bir tarihsel örnektir.
14. Ekim Ayının Temel Kavramları
14.1. İstiklal
Mondros sonrasında yaşanan egemenlik kaybının karşısında Millî Mücadele’nin temel meşruiyet kavramlarından biri olmuştur.
14.2. Hâkimiyet
Siyasal iktidarın kaynağını hanedan merkezinden millete doğru taşıyan kavramdır.
14.3. Misak-ı Millî
Millî Mücadele’nin sınır ve egemenlik anlayışının temel göstergelerinden biridir.
14.4. Cumhuriyet
Devletin hükümet biçimini tanımlayan hukukî ve siyasal kavramdır.
14.5. Başkent
Siyasal iktidarın mekânsal merkezidir. Ankara örneğinde başkent seçimi aynı zamanda yeni devletin coğrafi ve sembolik yönelimini ifade etmektedir.
14.6. Sınır
Kars ve Ankara antlaşmaları bağlamında sınır, yalnızca coğrafi çizgi değil, egemenliğin uluslararası hukukla tanımlanan alanıdır.
14.7. Millet
Millî Mücadele döneminde siyasal meşruiyetin temel öznesi olarak öne çıkmış; Cumhuriyet döneminde anayasal ve sosyolojik bir kimlik kazanmıştır.
15. Ekim Ayının Sembolleri
Ankara
Yeni devletin siyasal kuruluşunun mekânsal sembolüdür.
İstanbul
İmparatorluk geçmişinin, tarihsel sürekliliğin ve eski başkent geleneğinin sembolüdür.
Meclis
Millî egemenliğin kurumsal sembolüdür.
Cumhuriyet
Yeni devletin hükümet biçiminin sembolüdür.
Sınır
Egemenliğin coğrafi sembolüdür.
Nüfus Sayımı
Devletin toplumu ölçme ve yönetme gücünün sembolüdür.
Nutuk
Kurucu hafızanın ve siyasî tarih anlatısının sembolüdür.
16. Kişiler ve Kurumlar
Mustafa Kemal Paşa
Ekim olaylarının önemli bir bölümünde siyasî ve askerî kararların merkezinde bulunan kişidir. Ancak eleştirel tarihçilik açısından bütün dönüşümü tek kişinin iradesine indirgemek doğru değildir. TBMM, askerî komutanlar, diplomatlar, milletvekilleri, bürokratlar ve toplumun farklı kesimleri de gelişmenin kişileridir.
İsmet İnönü
Askerî komutanlık, diplomasi ve Cumhuriyet’in ilk hükümetinin kurulmasında öne çıkan kişidir.
Kâzım Karabekir Paşa
Doğu Cephesi ve Kars Antlaşması bağlamında önemli bir askerî-diplomatik kişidir.
Franklin Bouillon
Ankara Antlaşmasında Fransa’yı temsil eden diplomattır.
Fethi Okyar
1923 Ekim’indeki hükümet krizinin doğrudan kişilerinden biridir.
TBMM
Millî Mücadele’nin siyasal karar organı ve Cumhuriyet’e geçişin temel kurumsal mekânıdır.
Türk ordusu
Mondros sonrasında dağıtılmak istenen askerî güçten Millî Mücadele’nin temel araçlarından birine dönüşmüştür.
Halk Fırkası
1923’te siyasal örgütlenmenin ve yeni rejimin parti boyutunun önemli kurumlarından biridir.
17. Tarihsel Coğrafya Açısından Ekim
Ekim olaylarının coğrafi dağılımı incelendiğinde üç ana alan ortaya çıkmaktadır:
Doğu
Kars Antlaşması ile Sovyet Kafkasya’sı ve Türkiye arasındaki sınır ilişkileri.
Güney
Ankara Antlaşması ile Fransa ve Suriye bağlantılı sınır düzenlemeleri.
Batı ve Marmara
Mudanya, İstanbul ve Trakya üzerinden askerî ve diplomatik sonuçlar.
İç Anadolu
Ankara’nın Millî Mücadele’nin merkezi ve ardından başkent hâline gelmesi.
Böylece Ekim ayı, Türkiye’nin yeni siyasal coğrafyasının oluşumunu neredeyse bir harita üzerinde izleme imkânı vermektedir.
18. Sosyolojik Boyut: Devletin Toplumla Yeniden İlişki Kurması
Ekim olayları yalnızca hükümetler ve ordular tarihi değildir.
1918-1927 arasında gerçekleşen dönüşüm toplumun gündelik hayatını da etkilemiştir.
Mondros; askerî nüfusun terhisi, işgal, göç, ekonomik sıkıntı, güvenlik sorunu gibi toplumsal sonuçlar doğurmuştur.
Millî Mücadele; seferberlik, askerlik, vergi, göç, yerel direniş, kadın emeği, iaşe gibi alanlarda toplumsal hareketlilik yaratmıştır.
Cumhuriyet’in kuruluşundan sonra ise: hukuk, eğitim, nüfus kayıtları, şehirleşme, vatandaşlık, siyasal temsil alanlarında yeni bir devlet-toplum ilişkisi kurulmaya başlamıştır.
Dolayısıyla Ekim ayının tarihsel çizgisi: savaş → diplomasi → devlet → hukuk → toplum → hafıza şeklinde okunabilir.
19. Olgu, Olay ve Anlam: Eleştirel Tarih Yöntemi
Ekim tarihini incelerken üç düzeyi birbirinden ayırmak gerekmektedir.
Birinci düzey: Olay
29 Ekim 1923’te Cumhuriyet ilan edildi.
Bu tartışmasız bir tarihsel olaydır.
İkinci düzey: Olgu
Millî egemenlik düşüncesinin güçlenmesi uzun süreli bir tarihsel olgudur.
Üçüncü düzey: Anlam
29 Ekim’in “bağımsızlığın tamamlanması“, “modernleşmenin başlangıcı“, “demokratikleşmenin başlangıcı” veya başka bir çerçevede yorumlanması tarihçinin kullandığı kavramsal modele bağlıdır.
Eleştirel tarihçilik tam bu noktada devreye girmektedir.
Tarihçi yalnızca: “Ne oldu?” diye sormamalıdır.
Aynı zamanda: Kim anlattı?” “Hangi belgeler kullanıldı?” “Hangi sesler duyuldu?” “Hangi kişiler görünmez kaldı?” “Sonraki kuşaklar bu olayı nasıl hatırladı?” sorularını da sormalıdır.
20. Ekim Ayının Tarihsel Hafızadaki Dönüşümü
Cumhuriyet’in ilanından sonra 29 Ekim giderek güçlü bir ulusal törene dönüşmüştür.
Bayraklar, törenler, geçitler, okul etkinlikleri, nutuklar, gazeteler, anıtlar ve resmî konuşmalar Cumhuriyet’i her yıl yeniden hatırlatan araçlara dönüşmüştür.
Burada “hatırlama” ile “tarih” aynı değildir.
Tarih geçmişte olanı araştırmaktadır.
Hafıza ise geçmişi bugünün ihtiyaçlarıyla yeniden anlamlandırmaktadır.
Bu sebeple 29 Ekim’in tarihsel hafızadaki yeri incelenirken yalnızca 1923’e değil, 1923’ten sonraki kutlama biçimlerine de bakmak gerekmektedir.
Bu açıdan Ekim, geçmişin her yıl yeniden üretildiği bir hafıza zamanı hâline gelmiştir.
21. Yansımalar ve Tepkiler
Cumhuriyet’in ilanı kamuoyunda genel olarak coşkuyla karşılanmış olmakla birlikte, dönemin bütün siyasal kişiler aynı yaklaşımı paylaşmamıştır.
Bazı eski Millî Mücadele kadroları Cumhuriyet’in ilan edilme yöntemine ve hızına yönelik eleştiriler ileri sürmüştür. Rauf Orbay, Kâzım Karabekir ve Ali Fuat Cebesoy gibi isimlerin farklı siyasî tutumları, Millî Mücadele kadrosunun Cumhuriyet’in kuruluşunda bütünüyle aynı anlayışta olmadığını göstermektedir.¹⁵
Bu durum, tarihsel kişileri “aynı hedefe başından beri birlikte yürüyen tek bir kadro” şeklinde gösteren basitleştirilmiş anlatıların sorgulanmasını gerektirmektedir.
Millî Mücadele’nin ortaklığı ile Cumhuriyet’in kuruluşundan sonraki siyasî ayrışmalar birbirinden ayrılmalıdır.
22. Ekim Ayı İçin Karşılaştırmalı Vaka Analizi
| Vaka | Temel sorun | Araç | Sonuç |
| Mondros, 1918 | Savaşın kaybedilmesi ve egemenliğin aşınması | Ateşkes | İşgal dönemi |
| Kars, 1921 | Doğu sınırı | Diplomasi | Doğu sınırının düzenlenmesi |
| Ankara, 1921 | Güney Cephesi | Diplomasi | Fransa ile anlaşma |
| Mudanya, 1922 | Savaş sonrası siyasal sonuç | Ateşkes/diplomasi | Barış görüşmelerine geçiş |
| İstanbul, 1923 | İşgalin sona ermesi | Askerî/siyasal | Fiilî egemenliğin yeniden tesisi |
| Ankara, 1923 | Devlet merkezi | Hukukî karar | Başkentlik |
| Cumhuriyet, 1923 | Rejim biçimi | Anayasa | Cumhuriyet |
| Medenî Kanun, 1926 | Hukuk düzeni | Kanunlaştırma | Yeni hukuk düzeni |
| Nutuk, 1927 | Geçmişin anlamlandırılması | Tarih anlatısı | Kurucu hafıza |
| Nüfus sayımı, 1927 | Toplumun tanımlanması | İstatistik | Modern nüfus yönetimi |
Bu tablo, Ekim tarihinin yalnızca askerî tarih olmadığını açıkça göstermektedir.
23. Ekim’in Türk Tarihindeki Genel Modeli
Ekim ayındaki olaylar kronolojik olarak yan yana getirildiğinde şu tarihsel dönüşüm ortaya çıkmaktadır:
1918 — Çözülüş
Mondros → egemenliğin aşınmasıdır.
↓
1921 — Yeniden örgütlenme
Kars + Ankara Antlaşmaları → diplomatik meşruiyet ve sınırların belirlenmesidir.
↓
1922 — Askerî başarıdan diplomasiye geçiş
Mudanya → savaşın siyasal sonuçlarının alınmasıdır.
↓
1923 — Devletin kuruluşu
İstanbul’un alınması → Ankara’nın başkent oluşu → Cumhuriyet
↓
1926 — Hukukî dönüşüm
Medeni Kanun → birey ve aile hayatının yeniden düzenlenmesidir.
↓
1927 — Hafıza ve toplumun yeniden tanımlanması
Nutuk + nüfus sayımı → geçmişin anlatılması ve toplumun istatistiksel olarak tanımlanmasıdır.
Bu çizgi, Ekim ayının tarihsel anlamını tek bir olaydan çok bir dönüşüm zinciri hâline getirmektedir.
Sonuç
Türk tarihinde Ekim ayı, özellikle 1918-1927 döneminde, olağanüstü yoğun bir tarihsel dönüşüm alanı meydana getirmiştir.
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşması ile başlayan dönem, 13 ve 20 Ekim 1921’de diplomatik antlaşmalarla yeni bir yön kazanmış; 11 Ekim 1922 Mudanya Ateşkesi ile askerî mücadelenin diplomatik sonuçlandırılması aşamasına ulaşmış; 6 Ekim 1923’te İstanbul’un geri alınması ve 13 Ekim’de Ankara’nın başkent olmasıyla yeni bir devlet coğrafyası ortaya çıkmış; 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanıyla yeni rejimin hukukî temeli kurulmuştur.
Ancak tarih burada bitmemiştir.
4 Ekim 1926’da Medenî Kanun’un yürürlüğe girmesi devletin hukuk alanındaki dönüşümünü, 15-20 Ekim 1927’de Nutuk’un okunması geçmişin yeniden anlatılmasını, 28 Ekim 1927 nüfus sayımı ise toplumun modern devlet tarafından istatistiksel olarak yeniden tanımlanmasını göstermektedir.
Bu sebeple Ekim’i yalnızca “Cumhuriyet ayı” olarak adlandırmak tarihsel bakımdan yeterli değildir.
Ekim aynı zamanda: çözülüşün, direnişin, diplomasiye geçişin, sınırların belirlenmesinin, başkent değişiminin, Cumhuriyet’in kurulmasının, hukuk düzeninin dönüşmesinin, nüfusun sayılmasının ve geçmişin yeniden anlatılmasının ayıdır.
Eleştirel tarih yöntemi açısından ise daha önemli sonuç şudur:
Bir tarihin anlamı, yalnızca o gün meydana gelen olaydan oluşmamaktadır. O olayın kimler tarafından gerçekleştirildiği, hangi kurumlar içinde kararlaştırıldığı, hangi coğrafyada gerçekleştiği, hangi toplumsal grupları etkilediği ve sonraki kuşaklara nasıl aktarıldığı da tarihin parçasıdır.
Bu sebeple Türk tarihinde Ekim’i incelemek, yalnızca bir takvim yaprağını incelemek değildir. Ekim, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin siyasal, askerî, diplomatik, coğrafi, hukukî, toplumsal ve hafızaya ilişkin katmanlarının aynı tarihsel zaman içinde izlenebildiği yoğun bir laboratuvar niteliğindedir.
Dipnotlar
- 1.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 30 Ekim 1918 kaydı, s. 71; Mehmet Okur, “Mondros Mütarekesi”, Atatürk Ansiklopedisi, 23 Şubat 2021.
- 2.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 6, 13, 27, 28 ve 29 Ekim 1923 kayıtları, s. 239-241.
- 3.Mondros Ateşkes Antlaşması, 30 Ekim 1918, özellikle 5 ve 7. maddeler.
- 4.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 13 Ekim 1921 kaydı, s. 184; Bilal N. Şimşir, “Kars Antlaşması”, Atatürk Ansiklopedisi, 16 Şubat 2021.
- 5.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 20 Ekim 1921 kaydı, s. 185; İzzet Öztoprak, “Ankara İtilafnâmesi (1921)”, Atatürk Ansiklopedisi, 11 Nisan 2024.
- 6.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 11 Ekim 1922 kaydı, s. 215-216; Orhan Hülagü, “Mudanya Mütarekesi (3-11 Ekim 1922)”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: XIII, Sayı: 39 (Kasım 1997), s. 759-785; İhsan Güneş, “Mudanya Mütarekesi”, Atatürk Ansiklopedisi, 3 Aralık 2020.
- 7.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 11 Ekim 1922 kaydı, s. 215-216.
- 8.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Ekim 1923 kayıtları, s. 239-241.
- 9.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 13 Ekim 1923 kaydı, s. 239; Zafer Koylu, “Ankara’nın Başkent Oluşu”, Atatürk Ansiklopedisi, 11 Temmuz 2023.
- 10.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 26-30 Ekim 1923, s. 240-241.
- 11.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 29 Ekim 1923 kaydı, s. 240-241; İhsan Güneş, “Cumhuriyet’in İlanı”, Atatürk Ansiklopedisi, 29 Mart 2021.
- 12.Millî Eğitim Bakanlığı, “Türk Medenî Kanunu ve Türk Ceza Kanunu”; Yargıtay, “Tarihçe.”
- 13.Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, 15-20 Ekim 1927, s. 239; Temuçin Faik Ertan, “Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri”, Atatürk Ansiklopedisi, 31 Aralık 1920.
- 14.Aytül Tamer ve Alanur Çavlin Bozbeyoğlu, “1927 Nüfus Sayımının Türkiye’de Ulus Devlet İnşasındaki Yeri: Basında Yansımalar” Nüfusbilim Dergisi, Cilt: 26, Sayı: 1, 2004, s. 73-88.
- 15.Atatürk Araştırma Merkezi, Cumhuriyet’in İlanı’nın 100. Yıldönümü Uluslararası Sempozyum Bildirileri, Yayına Hazırlayan: Murat Saygın, Anakara, 2025; burada Cumhuriyet’in ilanına ilişkin dönemin farklı aktörlerinin tepkileri de belirtilmektedir.
Kaynak
Utkan Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara
Türkler ve Zaferleri
ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ
Published
2 ay agoon
Eylül 11, 2026By
drkemalkocak
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.
Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.
RESMİ TEBLİĞ
13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]
***
ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ
***
Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.
—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri
Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.
Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua
Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.
Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza
Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku
Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.
Van’da Bir Hafta Şenlik
Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.
Belediye Reisi: Hacı Osman
Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor
Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan] Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.
Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik
Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].
Kaymakam: Hurşit
Mardin’de Fevkalade Sürur
Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen] düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde] eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş] ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.
Belediye Reisi: Kasım
Erzincan’dan Selam ve Şükran
Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.
Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami
Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru
Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.
Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa
Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti
Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.
Belediye Reisi: Mehmet
Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor
Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.
Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş
Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti
Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.
Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf
Ilgın’da Şevk ve Sürur
Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.
Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali
Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban
Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.
Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık
Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman
Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin
Çarsancak’tan Samimi Temenni
Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!
Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip
Yabanabad Kasemi
Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]
Kulp’ta Miting ve Dua
Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.
Mutasarrıf Mehmed Sabri
Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade
Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet, Belediye Reisi: Hasan
Zile Baştan Başa Donatıldı
Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi
Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik
Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.
Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin
Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar
Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.
Hacı Bektaş Müdürü: Halid
Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı
Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.
Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü
İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri
İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.
Kaymakam: Hakkı
Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:
- Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
- Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.
Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif
Gümüşhacıköy’de
Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.
Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim
Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü
Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.
Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim
Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif
Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]
Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği
Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman, Belediye Reisi: Mehmet
Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi
Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.
Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz
Kars’taki Zafer İçtimaları
Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.
Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]
Konya’da
Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.
Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.
Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz! Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.
Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye, Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.
Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.
Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.
Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]
Kastamonu’da Şenlikler
Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].
Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı] malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.
İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.
Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı] netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.
Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.
Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.
Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.
Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler
İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.
Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].
Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.
Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.
Göksun’da Fevkalade Tezahürat
Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.
Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6
[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2
[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4
[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1
[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5
[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4
Türkler ve Zaferleri
NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
Published
2 ay agoon
Ağustos 30, 2026By
drkemalkocak
Özet
Gazi Mustafa Kemal’in 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın II. Büyük Kurultayı’nda okuduğu Nutuk, Millî Mücadele’nin askerî, siyasî ve toplumsal safhalarını yalnızca kronolojik biçimde aktaran bir eser değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin güçlü bir tarihsel yorum ve kurucu hafıza metnidir. Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu anlatının en önemli kırılma noktalarından biridir.
Bu makalede Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Nutuk merkezli olarak; içerik ve vaka analizi, askerî-stratejik boyut, siyasal meşruiyet, tarihsel coğrafya, sosyoloji, kavramlar, semboller, kişiler ve kurumlar, temsil ettikleri değerler, toplumdaki yansımalar ve tepkiler bakımından incelenmektedir. Eleştirel tarih yöntemiyle Nutuk’un olayları aktarmaktan öte onları belirli bir siyasal ve tarihsel anlam çerçevesine yerleştirdiği gösterilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal, Nutuk, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Kocatepe, Millî Mücadele, millî egemenlik, tarihsel coğrafya, tarihsel sosyoloji, eleştirel tarih.
GİRİŞ
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve ardından gelen takip harekâtı, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî sonucunu belirleyen olaylar zinciridir. Büyük Taarruz’un sonunda Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığı çökmüş; 9 Eylül’de İzmir’in, 10 Eylül’de Bursa’nın kurtarılmasıyla savaşın askerî dengesi kesin biçimde Türk tarafına geçmiştir. Harekât 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmış ve 1 Eylül’deki “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle takip harekâtı sürdürülmüştür.
Ancak Nutuk açısından mesele bundan daha geniştir.
Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u sadece bir ordunun diğerini yenmesi şeklinde değerlendirmez. Zaferi, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl iradesinin tarihsel sonucu olarak anlamlandırır. Nitekim Nutuk‘ta Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve sonrasındaki harekâtı “Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin” ölümsüz abidesi olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, savaşın askerî sonucunu siyasal ve toplumsal bir anlam alanına taşımaktadır.
Dolayısıyla temel problem şudur: Nutuk’ta Büyük Taarruz yalnızca nasıl anlatılmıştır değil, neden böyle anlatılmıştır?
Bu soru bizi askerî tarihten siyasal tarihe, oradan tarihsel sosyolojiye ve hafıza tarihine götürmektedir.
1. NUTUK’UN TARİHSEL VE ANLATISAL KONUMU
1. Nutuk: Hatırat mı, tarih anlatısı mı?
Nutuk, klasik anlamda tarafsız ve dışarıdan yazılmış bir tarih araştırması değildir. Metnin yazarı olayların başlıca aktörü, karar vericisi ve siyasal lideridir.
Bu sebeple Nutuk üç farklı niteliği aynı anda taşımaktadır:

- Tanıklık metni,
- Siyasal savunma ve hesaplaşma metni,
- Kurucu tarih anlatısı.
Bu özellik Büyük Taarruz’un anlatımında özellikle belirgindir.
Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u anlatırken yalnızca “26 Ağustos’ta saldırı başladı, 30 Ağustos’ta Yunan ordusu yenildi” demekle yetinmemektedir. Harekâtın hazırlanmasını, gizliliğini, askerî kararların oluşumunu, komuta ilişkilerini ve savaşın sonucunu bir bütün içinde değerlendirmektedir.
Dolayısıyla Nutuk‘ta Büyük Taarruz, önceden hazırlanmış tarihsel bir zorunluluk zincirinin sonucu olarak sunulmaktadır.
Bu anlatı içerisinde: Samsun → Amasya → Erzurum → Sivas → Ankara → Sakarya → Büyük Taarruz → İzmir → Mudanya → Lozan → Cumhuriyet şeklinde ilerleyen bir tarihsel süreklilik kurulmaktadır.
Böylece askerî zafer, daha önce başlayan siyasî ve toplumsal mücadelenin nihai sonucu haline getirilir.
2. BÜYÜK TAARRUZ’UN NUTUK’TAKİ İÇERİĞİ
1. Sakarya’dan Büyük Taarruz’a
Büyük Taarruz, Nutuk‘ta Sakarya Zaferi’nin devamı bir olay olarak ele alınmaktadır. Sakarya’dan sonra temel mesele artık savunmanın sürdürülmesi değil, uygun zamanda stratejik karşı taarruza geçilmesidir.
Mustafa Kemal açısından bunun için üç temel unsurun hazırlanması gerekmektedir: ordu, meclis, millet.
Nitekim Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl süren hazırlık döneminde millet, Meclis ve ordunun savaşa hazırlanmasının esas alınmıştır.
Burada dikkat çekici olan husus, Büyük Taarruz’un bir “ani saldırı” değil, uzun süreli bir hazırlık, örgütlenme, lojistik ve strateji sürecinin sonucu olmasıdır.

3. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ
1. Vakanın temel unsurları
| Unsur | Açıklama |
| Zaman | 26 Ağustos–9 Eylül 1922 |
| Kritik tarih | 30 Ağustos 1922 |
| Ana saha | Afyonkarahisar–Dumlupınar–Uşak hattı |
| Türk tarafı | TBMM Orduları |
| Başkomutan | Mustafa Kemal Paşa |
| Genelkurmay Başkanı | Fevzi Paşa |
| Batı Cephesi Komutanı | İsmet Paşa |
| 1. Ordu Komutanı | Nureddin Paşa |
| Karşı taraf | Yunan Küçük Asya Ordusu |
| Yunan komuta heyeti | Georgios Hacıanestis; Trikopis ve Diyenis |
| Stratejik amaç | Yunan ordusunun imhası ve Anadolu’nun kurtarılması |
| Sonuç | Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının çöküşü |
26 Ağustos sabahı taarruz Kocatepe’den sevk ve idare edilmiştir. Türk kuvvetleri kısa sürede Afyonkarahisar çevresindeki Yunan savunmasını yarmıştır.
Burada önemli nokta, Türk stratejisinin yalnızca arazi kazanmayı değil, Yunan ordusunun ana kuvvetlerini kuşatıp imha etmeyi amaçlamasıdır.
4. TARİHSEL COĞRAFYA: KOCATEPE’DEN DUMLUPINAR’A
Büyük Taarruz’u anlamanın en önemli yollarından biri mekânı tarihsel bir aktör olarak ele almaktır.
1. Kocatepe
Kocatepe yalnızca bir yükselti değildir. Nutuk bağlamında Kocatepe: komuta merkezi, gözlem noktası, stratejik karar mekânı, askerî iradenin görünürleştiği alan haline gelmiştir.
Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve diğer komutanların burada bulunması mekânı sembolik olarak da güçlendirmiştir.
Bugün Kocatepe’nin Millî Mücadele hafızasında bu kadar güçlü yer edinmesinin sebebi budur.
2. Afyonkarahisar
Afyonkarahisar coğrafi bakımdan Anadolu’nun batıya açılan önemli geçiş alanlarından biridir.
Buradaki Yunan savunmasının yarılması: savunma hattının kırılması → stratejik derinliğin kaybedilmesi → Yunan ordusunun manevra alanının daralması sonucunu doğurmuştur.
Bu sebeple Afyon, yalnızca bir şehir değil, stratejik kapı niteliğindedir.
3. Dumlupınar
Dumlupınar, Büyük Taarruz’un askerî sonucunun belirleyici mekânıdır.
30 Ağustos’ta Yunan kuvvetlerinin büyük bölümünün kuşatılması ve imha edilmesiyle savaşın sonucu kesinleşmiştir.
Dumlupınar’ın sembolik anlamı ise daha sonra genişlemiştir.
Dumlupınar: İşgal altındaki Anadolu’nun askerî olarak geri alınmasının simgesine dönüşmüştür.
Bu sebeple coğrafya burada hafızaya dönüşmektedir.
5. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ’NİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ
30 Ağustos muharebesinin Büyük Taarruz içindeki konumu özellikle önemlidir.
Büyük Taarruz bir harekât bütünü, 30 Ağustos ise bu harekâtın kesin sonuç aşamasıdır.
Başka bir ifadeyle: 26 Ağustos → yarma, 27–29 Ağustos → kuşatma ve takip, 30 Ağustos → imha, 31 Ağustos–9 Eylül → stratejik takip ve tasfiye şeklinde bir gelişme söz konusudur.
30 Ağustos muharebesinin “Başkumandan Muharebesi” şeklinde adlandırılması da Mustafa Kemal’in savaşı bizzat sevk ve gözetimiyle ilişkilendirilmiştir. Mustafa Kemal de Nutuk‘ta “Başkumandan Muharebesi” ifadesini kullanmaktadır.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın adı da tarihsel hafızanın inşasının bir parçasıdır.

6. “BAŞKOMUTAN” KAVRAMI
Nutuk‘ta “Başkomutan” yalnızca askerî bir rütbe değildir.
Kavram üç ayrı anlam taşır:
1. Askerî anlam
Ordunun en üst sevk ve idare makamıdır.
2. Siyasal anlam
TBMM’nin verdiği olağanüstü yetkiler çerçevesinde millî iradenin savaş alanındaki temsilidir.
3. Sembolik anlam
Milletin bağımsızlık iradesinin askerî karar mekanizmasındaki somutlaşmasıdır.
Bu sebeple Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı, Nutuk anlatısında kişisel iktidar arayışı olarak değil, TBMM egemenliğiyle bağlantılı bir görev ve sorumluluk olarak sunulmaktadır.

7. “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!”
1 Eylül 1922 tarihli emir, Büyük Taarruz’un en güçlü sembollerinden biridir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları,
Afyonkarahisar, Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun anasır-ı asliyesini [asli unsurlarını] inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip [asil] milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden [geleceğinden] emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede [görüyor] ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdiratına delalet etmek [aracı olmak] vazifemi mütevelliyen [ara vermeden] ve mütemadiyen [durmadan] ifa edeceğim [yerine getireceğim]. Başkumandanlığa teklifatta [tekliflerde] bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvay-ı akliyesini [akli kuvvetlerini] menabi-i celadet ve hamiyetini [kahramanlık ve hamiyet kaynaklarını] müsabaka ile izale-i [sarf etmeye] devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!
1-9-[13]38[1922] Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan
Mustafa Kemal
Bu emir üç kavramı birleştirmektedir: ordu + hedef + ilerleme.
“Akdeniz” burada yalnızca coğrafi bir yön değildir. Aynı zamanda: İzmir, Ege, işgalin sona erdirilmesi, denize ulaşma, Anadolu’nun askerî olarak kurtarılması anlamlarını taşımaktadır.
Dolayısıyla “Akdeniz” kelimesi Nutuk ve Millî Mücadele hafızasında özgürlüğe ulaşmanın coğrafi sembolü haline gelir.
8. “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ
Büyük Taarruz yalnızca askerî personelin gerçekleştirdiği bir savaş değildir. Arka planda: Tekâlif-i Milliye, ulaşım, iaşe, mühimmat, hayvan ve taşıt temini, kadınların ve köylülerin katkısı, demiryolu ve kara ulaşımı, sağlık hizmetleri, mali kaynaklar bulunmaktadır.
Bu sebeple Büyük Taarruz’u sadece “ordu tarihi” çerçevesinde açıklamak yetersizdir. Askerî zaferin toplumsal altyapısı seferber edilmiş bir toplumdur.
Millî güç unsurları üzerine yapılan değerlendirmelerde Tekâlif-i Milliye’nin orduya maddi gövde, millî ruhun ise zihinsel ve moral üstünlüğü sağladığı vurgulanmaktadır.

9. TARİHSEL SOSYOLOJİ AÇISINDAN BÜYÜK TAARRUZ
Büyük Taarruz’un sosyolojik açıdan üç temel dönüşüm meydana getirdiği söylenebilir.
1. “Tebaadan yurttaşa”
Osmanlı siyasal düzeninde padişah merkezli siyasal aidiyet önemliyken Millî Mücadele sırasında siyasal özne giderek millet kavramı etrafında yeniden tanımlanmıştır.
2. “Ordu”dan “millet ordusu”na
TBMM Ordusu’nun meşruiyeti, Nutuk‘ta milletin egemenliğiyle ilişkilendirilmiştir.
3. “İşgal edilmiş ülke”den “egemen devlet”e
Büyük Taarruz’un nihai sosyolojik anlamı, askerî işgalin sona erdirilmesiyle siyasal egemenliğin kurulmasıdır.
Bu bakımdan savaş: askerî → siyasal → toplumsal → hukuksal bir dönüşüm zincirinin parçasıdır.
10. KİŞİLER VE TEMSİL ETTİKLERİ DEĞERLER
Mustafa Kemal Paşa
Nutuk‘ta: stratejik akıl, kararlılık, risk alma, siyasal liderlik, askerî komuta, millî egemenlik kavramlarının merkezinde yer almaktadır.
Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Mustafa Kemal’in merkezî rolünü kabul etmek ile bütün başarıyı yalnızca tek kişiye indirgemek aynı şey değildir.
Zaferin gerçekleşmesinde: Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nureddin Paşa, kolordu ve tümen komutanları, subaylar, erler, TBMM, lojistik örgütlenme, halk birlikte rol oynamıştır.
Bu gerçekliği Mustafa Kemal Nutuk’ta, “Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumandan heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir.
Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” ifadesiyle tebcil ve teyit etmiştir.
Fevzi Paşa
Fevzi Paşa, özellikle: Genelkurmay, stratejik planlama, askerî koordinasyon, harekâtın genel sevk ve idaresi açısından önemlidir. Dolayısıyla temsil ettiği değer kurumsal askerî akıldır.
İsmet Paşa
İsmet Paşa: Batı Cephesi’nin sevk ve idaresi, ordu-komuta ilişkileri, Büyük Taarruz’un icrası, askerî disiplin açısından öne çıkmaktadır. Konumu, kişisel liderlikten ziyade profesyonel komuta kademesinin kurumsallaşmasını temsil etmektedir.
Nureddin Paşa
1.Ordu’nun komutanı olarak Büyük Taarruz’un kritik askerî safhalarında görev yapmıştır. Konumu, Başkomutanlık ile cephe komutanlıkları arasındaki hiyerarşik komuta zincirini göstermektedir.
11. YUNAN KOMUTA HEYETİ VE KARŞI TARAFIN TEMSİLİ
Nutuk‘ta Yunan ordusunun yenilgisi sadece askerî başarısızlık değildir.
Yunan işgali, Türk millî anlatısında: Anadolu’nun işgali, bağımsızlığın tehdit edilmesi, Megali İdea, dış destekli işgal bağlamında değerlendirimektedir.
Yunan komutanlarından Trikopis ve Diyenis’in esir düşmesi ise zaferin sembolik boyutunu güçlendirmektedir.
Karşı tarafın komuta heyetinin esir alınması, işgalci ordunun komuta kapasitesinin çöküşünü temsil etmektedir.
12. KAVRAMLARIN SEMBOLİK HARİTASI
| Kavram | Nutuk’taki temel anlam |
| Millet | Egemenliğin temel kaynağı |
| İstiklâl | Mücadelenin nihai amacı |
| Hürriyet | Zaferin ahlâkî ve siyasî gerekçesi |
| Ordu | Millî iradenin silahlı gücü |
| Başkomutan | Millî iradenin askerî sevk ve idaresi |
| Meclis | Siyasal meşruiyet |
| Taarruz | Savunmadan kurtuluşa geçiş |
| Kocatepe | Karar ve komuta |
| Dumlupınar | Kesin askerî sonuç |
| Akdeniz | Kurtuluşun coğrafi hedefi |
| İzmir | İşgalin sona ermesinin sembolü |
| Zafer | Askerî başarıdan daha geniş millî egemenlik |
| Cumhuriyet | Zaferin siyasal kurumsallaşması |
13. NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ’UN RETORİĞİ
Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz anlatımında üç retorik katman bulunmaktadır.
Birinci katman: Askerî başarı
Planlama, hazırlık, komuta ve savaş.
İkinci katman: Millî başarı
Zaferin sahibi yalnızca ordu değil “Türk milleti”dir.
Üçüncü katman: Tarihsel başarı
Zafer, yeni Türk devletinin kuruluşunda bir dönüm noktasıdır.
Bu sebep Mustafa Kemal’in şu değerlendirmesi metnin özünü ortaya koymaktadır: “Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin lâyemut âbidesidir.”
Burada “eser” kelimesi önemlidir. Savaş, tesadüfi bir askerî başarı değil düşünülmüş + hazırlanmış + yönetilmiş + sonuçlandırılmış bir tarihsel “eser” olarak tanımlanmaktadır.
Bu anlayış, Mustafa Kemal’in savaş felsefesindeki planlama ve irade vurgusuyla da uyumluluk göstermektedir. Meydan savaşını yalnızca iki ordunun çarpışması olarak değil, milletlerin maddî ve manevî güçlerinin sınandığı alan olarak değerlendirmektedir.
14. ELEŞTİREL TARİH YÖNTEMİYLE NUTUK’UN OKUNMASI
Burada temel metodolojik problem şudur: Nutuk tarihsel gerçekliğin kendisi değil, tarihsel gerçekliğin Mustafa Kemal tarafından 1927’de yeniden kurulmuş anlatımıdır.
Bu ayrım son derece önemlidir. 1922’de yaşanan olay ile 1927’de anlatılan olay aynı şey değildir. Arada beş yıllık bir zaman vardır.
Bu beş yıl içinde: saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet kurulmuş, yeni siyasal kurumlar ortaya çıkmış, siyasal muhalefetlerle çatışmalar yaşanmış, eski lider kadrolarıyla ayrışmalar oluşmuş, yeni devletin meşruiyet anlatısı şekillenmiştir.
Dolayısıyla Nutuk, 1922’nin olaylarını 1927’nin siyasal tecrübesi üzerinden anlatmaktadır.
Bu sebeple eleştirel tarih yöntemi üç farklı soruyu birlikte sormalıdır:
1. Ne oldu?
Arşiv belgeleri, harp raporları, TBMM zabıtları, günlükler ve hatıratla araştırılmalıdır.
2. Mustafa Kemal ne olduğunu söyledi?
Bunu Nutuk üzerinden incelemeliyiz.
3. Mustafa Kemal neden böyle anlattı?
Bu ise siyasal tarih ve hafıza tarihinin sorusudur.
15. NUTUK’UN GÜÇLÜ VE SINIRLI YÖNLERİ
Güçlü yönleri
Nutuk: karar süreçlerine içeriden ışık tutmaktadır, liderlik anlayışını ortaya koymaktadır, askerî-siyasal ilişkileri açıklamaktadır, dönemin siyasî mücadelelerini anlamaya yardım etmektedir, belge ve telgraflara dayanmaktadır, Millî Mücadele’nin bütünlüğünü göstermektedir.
Sınırlılıkları
Buna karşılık: anlatıcı olayların baş aktörüdür, metin 1927’nin siyasal ortamında kaleme alınmıştır, bazı aktörler daha olumlu, bazıları daha olumsuz çerçevelenmiştir, toplumsal kesimlerin sesleri çoğu zaman doğrudan verilmemiştir, sıradan askerlerin ve sivillerin deneyimleri liderlik anlatısının gerisinde kalmıştır.
Dolayısıyla Nutuk tek başına bütün tarihsel gerçekliği temsil etmemektedir. Ancak bu, Nutuk‘un değerini azaltmamakta, tam tersine onu daha önemli hale getirmektedir:
Nutuk, hem Millî Mücadele tarihinin birinci elden önemli kaynaklarından biri hem de Cumhuriyet’in kurucu tarih bilincini anlamak için birincil önemde bir hafıza metnidir.
16. YANSIMALAR VE TOPLUMSAL TEPKİLER
Büyük Taarruz’un toplumsal etkisi yalnızca savaşın sona ermesi değildir.
Zafer: işgal korkusunu ortadan kaldırmış, millî özgüveni yükseltmiş, TBMM’nin meşruiyetini güçlendirmiş, Mustafa Kemal’in liderliğini pekiştirmiş, Anadolu’daki millî hareketin siyasal üstünlüğünü kesinleştirmiştir.
TBMM açısından zafer, hükümetin askerî başarısının ötesinde egemenlik iddiasının fiilen gerçekleşmesi anlamına gelmiştir.
Uluslararası düzeyde ise askerî zafer, Mudanya Mütarekesi’ne giden yolu açmıştır. Türk ordusunun 30 Ağustos’taki kesin zaferi Millî Mücadele’nin askerî aşamasını sona erdiren temel gelişme olmuş ve Yunanistan’ı Anadolu’daki hedeflerinden vazgeçmeye zorlamıştır.
17. BÜYÜK TAARRUZ’UN SİYASAL SONUÇLARI
Büyük Taarruz’un üç temel siyasal sonucu bulunmaktadır:
1. TBMM Hükümeti’nin meşruiyeti güçlenmiştir.
2. İstanbul Hükümeti’nin siyasal etkisi fiilen sona yaklaşmıştır.
3. İtilaf Devletleri Ankara Hükümeti’yle doğrudan diplomatik ilişki kurmak zorunda kalmıştır.
Bu sebeple Büyük Taarruz: Askerî savaşın diplomatik savaşa dönüşüm noktasıdır. Mudanya bunun diplomatik sonucudur. Lozan ise bunun hukukî ve uluslararası sonucu olmuştur.

18. BÜYÜK TAARRUZ’DAN CUMHURİYET’E
Nutuk‘un büyük tarihsel anlatısı içinde Büyük Taarruz’u şu zincirin içine yerleştirmek mümkündür:
Millî irade
↓
TBMM’nin açılması
↓
Düzenli ordu
↓
Sakarya Zaferi
↓
Büyük Taarruz
↓
Başkomutanlık Meydan Muharebesi
↓
İzmir’in kurtuluşu
↓
Mudanya
↓
Saltanatın kaldırılması
↓
Lozan
↓
Cumhuriyet
Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel anlamı yalnızca “Yunan ordusunun yenilmesi” değildir.
Asıl anlam: Millî egemenlik iddiasının askerî güç tarafından kesinleştirilmesidir.
19. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: “TEK KAHRAMAN” ANLATISI MI, “MİLLET-ORDU” ANLATISI MI?
Nutuk‘un merkezinde Mustafa Kemal yer almaktadır. Ancak metin dikkatli okunduğunda zaferin yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel başarısı olarak sunulmadığı görülmektedir.
Mustafa Kemal özellikle: Türk milleti, Türk ordusu, Türk subayları, komuta heyeti üzerinde durmaktadır. Nitekim zafer değerlendirmesinde harekâtı Türk ordusu ile Türk subay ve komuta heyetinin “yüksek kudret ve kahramanlığı” ile ilişkilendirmiştir.
Dolayısıyla daha doğru okuma şudur: Mustafa Kemal merkezli fakat ordu-millet bütünlüğünü vurgulayan bir zafer anlatısı.
Eleştirel tarihçi ise bu anlatıyı daha da genişletmelidir: Mustafa Kemal + komuta heyeti + subaylar + askerler + TBMM + lojistik sistem + Anadolu halkı + ekonomik fedakârlık + diplomasi birlikte değerlendirilmelidir.
20. BÜYÜK TAARRUZ’UN TARİHSEL ANLAMI
Büyük Taarruz’u dört farklı düzeyde değerlendirmek mümkündür.
Askerî düzey
Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin imhası ve Anadolu’dan çıkarılması.
Siyasal düzey
TBMM Hükümeti’nin siyasal meşruiyetinin kesinleşmesi.
Sosyolojik düzey
“Millet” kavramının siyasal özne olarak güçlenmesi.
Sembolik düzey
Kurtuluş, bağımsızlık ve egemenlik hafızasının oluşması.
Bu dört düzey birbirinden bağımsız değildir. Tam tersine: Askerî zafer → siyasal meşruiyet → toplumsal bütünleşme → devletleşme aşamalarını meydana getirir.
SONUÇ
Nutuk‘ta Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Millî Mücadele’nin sadece askerî sonucu olarak değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin tarihsel ve siyasal olarak kesinleştiği aşama olarak kurgulanmıştır.
26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da stratejik kesinliğe ulaşmış, 1 Eylül’deki takip emriyle İzmir’e doğru ilerlemiş ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla işgalin askerî boyutunu fiilen sona erdirmiştir.
Fakat Nutuk açısından Büyük Taarruz’un gerçek anlamı yalnızca burada değildir.
Büyük Taarruz: bir askerî operasyon, aynı zamanda bir devletleşme, bir egemenlik mücadelesi, bir toplumsal seferberlik, bir tarihsel hafıza olayı ve nihayet Cumhuriyet’in kuruluş anlatısının merkezî sembollerinden biridir.
30 Ağustos’un Dumlupınar’da kesin sonuç yaratması, Kocatepe’nin karar mekânına dönüşmesi, “Akdeniz”in kurtuluş hedefinin sembolü haline gelmesi ve “Başkomutanlık” kavramının Mustafa Kemal’in liderliğiyle özdeşleşmesi, savaş coğrafyasının aynı zamanda siyasal ve kültürel hafızanın coğrafyasına dönüştüğünü göstermektedir.
Bu sebeple Büyük Taarruz’u yalnızca “26 Ağustos–9 Eylül 1922 tarihleri arasındaki askerî harekât” olarak okumak eksik kalır.
Daha kapsamlı tarihsel yorum şudur: Büyük Taarruz, Anadolu’daki işgal düzenini askerî olarak yıkan; TBMM’nin egemenlik iddiasını fiilen doğrulayan; millet, ordu ve meclis arasındaki siyasal-toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren ve yeni Türk devletinin kuruluşuna giden yolu açan tarihsel kırılmadır.
Nutuk ise bu kırılmayı yalnızca anlatmamış; ona anlam vermiş, kişilerini sınıflandırmış, sembollerini üretmiş ve gelecek kuşakların hatırlayacağı bir kurucu tarih çerçevesine yerleştirmiştir.
Dolayısıyla eleştirel tarih bakımından Nutuk‘un Büyük Taarruz anlatısının en önemli özelliği, “ne oldu?” sorusunun yanında “bu olay nasıl hatırlanmalıdır?” sorusuna da cevap vermesidir.
KAYNAKÇA
Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.
Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.
Fahrettin Altay, İstiklal Harbimizde Süvari Kolordusu, İnsel Yayınları, İstanbul, 1949.
Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.
İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:4-6
Şerafettin Turan, Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk Ansiklopedisi, 21 Aralık 2020
Temuçin Faik Ertan, Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri, Atatürk Ansiklopedisi, 31 Aralık 2020
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/878/Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn-Nutuk-Adl%C4%B1-Eseri
Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz

Cumhuriyetin İlanı (29 Ekim 1923): Millî Egemenlikten Cumhuriyet Devletine

Nutuk’un Okunması (15–20 Ekim 1927): Tarihin Anlatımı, Cumhuriyetin Hafızası Ve Siyasal Meşruiyet

İsmet Paşa ve Rüfekasının [Arkadaşlarının] Ankara’nın Hükûmet Merkezi İttihazı [Kabulü] Hakkındaki Kanun Teklifi ve TBMM Görüşmeleri (13 Teşrinievvel 1339 / 13 Ekim 1923)
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi
Türk Tarihi4 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi4 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI













