Türk İstiklâl Mücadelesi
Ali Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak

Ali Fuat CEBESOY (1882-1968)
GİRİŞ
Ali Fuat (Cebesoy) Eylül 1882’de İstanbul’da doğmuştur. Babası Sökeli Korgeneral İsmail Fazıl Paşa, Annesi Zekiye Hanım 1877-1878 Osmanlı Rus Savaşında Tuna Orduları Umum Kumandanı olan Müşir Mehmet Ali Paşa’nın kızıdır. İlköğrenimini Erzincan Askeri Rüştiyesi’nde tamamlayan Ali Fuat Bey, sırasıyla Saint Joseph Lisesi (1899), Harp Okulu (1902) ve Harb Akademisi’nden (1904) mezun olmuştur. Harp Okulu’nun o sırada diğer öğrencileri arasında Enver (Paşa), Ali Fethi Okyar, Cafer Tayyar Eğilmez, Kazım Karabekir, Selahattin Adil ve Halil Kut (Paşa)lar da bulunmaktaydı. Harp okulunu başarıyla bitirdikten sonra Harp Akademisine kabul edilmiştir. Ali İhsan Sabis ve Asım Gündüz’ün de yer aldığı akademide Ali Fuat, Mustafa Kemal ile sıra arkadaşlığı yapmıştır. Harp Akademisini sekizinci olarak bitiren Ali Fuat’ın Mustafa Kemal ile arkadaşlığı mezuniyetten sonra da devam etmiştir. [1]
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) imzalandığında Ali Fuat Paşa, 20. Kolordu Kumandanlığına asaleten ve Mersinli Cemal Paşa’dan boşalan 7. Ordu birliklerine de vekâleten komuta etmekteydi. Yıldırım Orduları Kumandanı Mustafa Kemal Paşa idi. Bu günlerde İngilizler İskenderun’un boşaltılmasını talep etmekteydi. Nitekim ısrarlı teklif ve hatta tehditler karşısında Adana vilayeti Pozantı’ya kadar boşaltılmıştır. İngilizler, Çukurova’daki Osmanlı askerlerinin çekilmesini istiyorlardı. Fuat Paşa, bölgenin geleceği için 20. Kolordu’nun uygun gördüğü subaylarını polis ve jandarmaya aktarmak, diğer birliklerini ise terhis etmeden barış zamanındaki konuşlanma bölgesine ulaştırmak için çalışmıştır. Kolordu’nun kalan birlikleri zor şartlarda Toroslar’ı aşarak trenle Niğde’ye, daha sonra İngilizlerin engellemesi üzerine kara yoluyla Ereğli, Kırşehir üzerinden Ankara’ya nakledilmiştir. Bu kuvvetler Milli Mücadele”nin bel kemiğini teşkil edecektir.
Birinci Dünya Harbi’nin kaybı üzerine hemen hemen bütün komutanlar İstanbul’da toplanmaya başlamıştır. İstanbul’daki endişeli hava içinde yapılacaklar düşünülüp tartışılmaktadır. İşgal altındaki İstanbul’da herhangi bir şey yapılamayacağı kanaati ağırlık kazandığından, asker- sivil vatanseverler birer görev veya vesileyle Anadolu’ya geçmeye başladılar. Mustafa Kemal Paşa ise geniş yetkilerle 9. Ordu Kıtaatı Müfettişliği’ne tayin edilmiştir. Ali Fuat Paşa, onun bu göreve getirilişinde İsmail Fazıl Paşa ile Fuat Paşa’nın eniştesi Dâhiliye Nazırı Mehmet Ali Bey’in yardımları olduğunu ifade etmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın olağanüstü yetkilerle Samsun’a hareketi ile yerel alanda başlayan Milli Mücadele teşkilatlı bir güce kavuşmuştur.
15. Kolordu Komutanı Kazım Karabekir Paşa, 12 Nisan 1919’da Erzurum’a hareket etmiştir. 20. Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa ise, kolordunun barış zamanında konuşlanma yeri olan Ankara’ya, 13 Mayıs 1919’da gelmiştir. Mustafa Kemal Paşa müfettişlik göreviyle 16 Mayıs 1919’da İstanbul’dan Samsun’a hareket etmiştir. Yanında Refet (Bele) Bey de bulunmaktaydı. 23 Mayıs’ta yola çıkan Rauf Bey ise Balıkesir, Salihli, Denizli, Afyon’da Teşkilat-ı Mahsusa ve mahalli direniş teşkilatlarıyla ilgili çalışmalardan sonra Ankara’ya ulaşmıştır. Fuat Paşa’nın, Mustafa Kemal Paşa’yı Rauf Bey’in gelişi konusunda bilgilendirmesinden sonra Millî Mücadelenin bu dört öncüsü Amasya’da buluşarak “Amasya Kararları”nı hazırladılar. Mersinli Cemal ve Kazım Karabekir paşaların olumlu görüş ve onaylarının alınmasından sonra Amasya Kararları, “Amasya Tamimi” olarak ilgililere duyurulmuştur. Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararının kurtaracağını belirten bu tamim, Milli Mücadele’nin ilk büyük adımıdır.
Aşağıda, Milli Mücadele’nin öncüleri Mustafa Kemal Paşa, Ali Fuat Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Refet Bele Paşa, Rauf Orbay ve diğer tarihi şahsiyetlerin hatıralarını karşılaştırarak okumak, incelemek suretiyle milli tarih bilincinin kazanılması ve geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla, Ali Fuat Cebesoy’un dilinden, Amasya buluşması, Amasya Kararlarının hazırlanması, Amasya Tamiminin ilanı hakkında yapılan çalışmalar sunulmuştur.
—***—
Ankara’dan hareket
12 Haziran 1919’da Tosya – Osmancık – Merzifon yoluyla Havza’ya gitmek üzere atlı arabalarla Ankara’dan ayrılmıştık. 24 üncü fırka kumandanı genç ve güzide arkadaşım Kaymakam Mahmut Bey bizi şehir hududuna kadar selametlemiş ve ayrılırken;
– İnşallah hayırlı haberlerle dönersiniz.
Demişti. Mühim bir şey olduğu takdirde beni derhal haberdar edecekti. Kendisine Vali Muhittin Paşanın her hareketi ile yakından alâkadar olmasını, bilhassa İstanbul ile vaki temaslarını öğrenmesini söylemiştim. Yeni Dâhiliye Nazırı Ali Kemal Beyin Vali Paşayı fena bir yola sevk etmesinden endişe ediyordum. Bu endişemde pek haklı olduğumu bilâhare gördüm. Hareketimizin ikinci günü bu istikamet yerine Sungurlu – Çorum – Merzifon yolunu tercih bize daha uygun gelmişti. Yaverim mülazımı evvel İdris Çora Beyin almış olduğu tedbirler sayesinde 18 Haziran’da hadisesiz olarak Havza’nın birkaç kilometre cenubundaki değirmenlere muvasalat etmiştik. Burada yaptığımız tahkikatta Mustafa Kemal Paşanın birkaç gün evvel Amasya istikametine geçtiğini öğrendik.
Havza kasabası Fransızların işgalinde bulunduğu cihetle kasabaya girmeyerek Mustafa Kemal Paşa ile telgrafla irtibat tesisi ve mülâkat mahallini tespit etmek üzere yaverim İdris Çora’yı Havza’ya gönderdim. Havza’ya girmeğe ve telgraf müdürünün yardımı ile Mustafa Kemal Paşa karargâhı ile irtibat tesisine muvaffak olan yaverim, Mustafa Kemal Paşanın bizlere Amasya’da intizar ettiği ve memlekette mevcut üç ordu müfettişliğinden merkezi Konya’da bulunan Yıldırım Kıtaatı müfettişliğinin ikinci ve dokuzuncu ordu müfettişliğinin de Üçüncü Ordu kıtaatı müfettişliğine kalbedildiği haberlerini getirmişti. İkinci ordunun başında Mersinli Cemal Paşa bulunuyordu.
Amasya’da
Geceyi Değirmen’de geçirerek sabahleyin erkenden Amasya’ya müteveccihen yola çıktık… Kasabaya yaklaşırken sanki bir yeşillik denizi içinden geçiyorduk. Her taraf zümrüt gibi yeşildi. Hele nehir boyunca sıralanmış bostan dolaplarının suladığı bahçeler ne güzel bir manzara arz ediyordu.
Başta Mustafa Kemal Paşa olmak üzere Amasyalıların candan tezahüratı ile karşılanmıştık (bk. https://www.drkemalkocak.com/2022/06/10/mustafa-kemal-amasyada/). Merasim cidden parlaktı. İstikbalimize hemen hemen kasabanın bütün halkı çıkmıştı. Arabalardan indiğimiz zaman Paşa;
– Sizleri zahmete soktuk; fakat buluşmamız çok iyi oldu.
Dedi. Hepimizin ellerini hararetle sıktı. Kafilemiz şehrin yüksek bir yerinde bulunan kumandanlık dairesinde misafir edilmişti. Yorgunluğumuzu almak için soyunup dökünecek ve biraz da istirahat edecektik. Fakat mümkün olmadı, istikbalimize gelenlerin ziyaretleri hava kararıncaya kadar sürdü. Bu arada tabiatıyla Paşa ile konuşmak imkânını bulamadık.
Başbaşa
Aksam yemeğine hep beraber oturmuştuk. Hasbihallerimiz umumi mahiyette oluyor, mühim meselelerin hiçbirine temas edilmiyordu. Yemekten sonra Mustafa Kemal Paşa, Hüseyin Rauf Bey ve ben baş başa kalmıştık. Ordu müfettişliği Erkânıharp Reisi Miralay Kazım (rahmetli Kazım Dirik) Bey yazı işlerimizi ve muhaberatımızı temin maksadıyla yanımızda bulunuyordu. Bazen Erkanıharp Binbaşısı Hüsrev (sayın Hüsrev Gerede) Bey de odaya girip çıkıyor, Mustafa Kemal Paşadan telakki ettiği emirleri süratle yerine getiriyordu. Söze Mustafa Kemal Paşa başlamış, Samsun’a çıktığı tarih olan 19 Mayıs 1919’dan bugüne kadar gerek askeri ve gerekse mülki makamlarla yaptığı temasları anlatmış, sonra Rauf Beyin Garbi Anadolu’daki seyahat intibalarını dinlemişti. Yirminci kolordunun ve benim hareket tarzımdan daha evvel muhtelif vesile ve muhaberelerle malumattar olduğu için bazı sualler sormakla iktifa etmişti. Verdiğim cevaplardan memnun kalıyordu. Umumi vaziyetin müzakere ve münakaşasına geçmeden evvel Erzurum’da bulunan ve içtimaımıza gelemeyen 15 inci kolordu kumandanı Kazım Karabekir Paşaya toplandığımızı haber vermeği münasip görmüştük. Mustafa Kemal Paşanın imzası ile kendisine bir telgraf çekilmişti:
“İstanbul’da zevatı aliye ve rüfeka ile ariz ve amik müdavelei efkâr neticesinde bize mülaki olmak üzere hareket eden Bahriye Nazırı esbakı Rauf Beyefendi İzmir içinden geçerek ve oradaki kumandan arkadaşlarımızın da noktai nazarını alarak Ankara üzerinden yirminci kolordu kumandanı Ali Fuat Pasa ile birlikte bugün Amasya’ya teşrif eylediler. Vaziyeti umumiye hakkında görüşüyoruz. Neticeyi yarın arz edeceğiz. Hepimiz ayrı ayrı selam ve ihtiram ile gözlerinizden öperiz.”
Vardığımız müşterek netice
İçtimaımız fasılasız olarak saatlerce sürmüştü. Vatanın uğradığı istila tehlikesi, istiklali tammımızın masuniyeti ve hukuku millimizin muhafazası gibi en mühim meselelerin formüle edilmesi pek kolay olmamıştı. Detaylara girdikçe türlü müşküllerle karşılaşıyor, bazen mevzu ister istemez dağılıyordu. Mustafa Kemal Paşanın hazırlamış olduğu kısa bir muhtıranın kararlarımızı formüle etmek bakımından bize bir hayli yardımı dokunmuştu. Vardığımız müşterek kanaat şu birkaç satırla hulasa edilebilirdi: Mademki, Padişah ve onun hükumeti milletin haklarını, vatanın istiklalini müdafaada aciz gösteriyor, hatta milli mukavemete karşı düşmanlarımızla beraber cephe alıyor, istiklalimizi ve vatanın tamamiyetini tehlikeye sokmaktan çekinmiyordu. Artık ondan medet ummakta ve onunla beraber yürümekte mana yoktu. Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktı. Haklı davasını bütün cihana ilan edecek, her türlü tesir ve murakabeden masun bir milli heyet kurulmalıydı. Bunun için de vilayetlerden gelecek mümessillerle milli bir kongrenin akdine lüzumu kat’i vardı. Kongrenin toplanması için en emin yer Sivas’tı.
Verilen kararlar
Verdiğimiz kararları bir kâğıda not etmiştik. Yarın veya öbür gün Amasya’ya gelmesini beklediğimiz 3 üncü kolordu kumandanı Miralay Refet (Sayın General Refet Bele) Bey’e de okuyacak ve onun da mütalaasını alacaktık. Ayrıca Konya’da ikinci ordu müfettişi bulunan Mersinli Cemal Paşa ile Kazım Karabekir Paşa’nın fikir ve mütalaalarını soracak, verdiğimiz karara iştirak edip etmediklerini öğrenecektik. Cemal Paşa ile ben, Karabekir Paşa ile de Mustafa Kemal muhabere edecek ve bu suretle sür’at temin olunacaktı. Müfettişlik Erkânıharp reisi Miralay Kazım Bey de Mustafa Kemal Paşadan alacağı emir ve notlarla gerek kararımızı ve gerekse bu karardan haberdar edeceğimiz kumandanlarla bazı mühim zevata yazılacak telgrafları ve mektupları ertesi akşama kadar hazırlamaya çalışacaktı.
Kazım Karabekir Paşanın bir itirazı
Ertesi günü derhal faaliyete geçmiştik. Mersinli Cemal Paşa ile makine başında giriştiğimiz muhabere hüsnü suretle neticelenmişti. Kararlarımıza tamamen iştirak ettiğini bildirmişti. Hatta İtalyanlardan kâfi miktarda silah ve cephane tedarik ederek halka dağıtabileceği vaadinde de bulunmuştu.
Mustafa Kemal Paşa da aynı şekilde Kazım Karabekir Pasa ile muhabere etmiş, onun da muvafakat reyini almıştı. Yalnız Karabekir Paşa, Sivas umumi kongresinden evvel Erzurum’daki vilayatı şarkiye kongresinin toplanmasını ve Mustafa Kemal Pasa ile Rauf Beyin toplantıya iştirak için Erzurum’a gelmelerini rica etmişti. Paşanın bu arzusu bizim tarafımızdan da kabul olunmuştu. Bununla beraber ufak da olsa bir görüş ihtilafı kendisini belli etmiş demekti. Ne yazık ki, bu ihtilaf ileride ve bilhassa Sivas Kongresine takaddüm eden günlerde kendisini ziyadesiyle hissettirmişti. Mustafa Kemal Paşa bana:
– Erzurum’dan böyle bir cevap alacağımı tahmin etmiştim. Yanılmamışım. İstanbul’da kendisiyle görüştüğüm zaman Şarkta muhtelif namlar altında toplanmış olan teşekkülleri birleştirerek Erzurum’da bir mukavemet merkezi yaratılmasının ve milli bir Türk hükumetinin esaslarını kurarak yine buradan harekete geçilmesinin isabetinden bahsetmişti.
Demiş ve sonra ilave etmişti:
– Memleketi Şark ve Garp diye ikiye ayırmak doğru değildir. Vatanı bir kül olarak mütalaa etmeli. Kurtuluş için umumi çareler aramalıdır.
Aralarında İstanbul’da geçmiş olan bu mülakattan daha evvel “Milli Mücadele hakkında neler düşünüyorlardı?” faslında anlatmış ve kendi mütalaamı da eklemiştim.
Amasya mukarreratı [kararları]
Karabekir Paşanın da arzusunu ilave ettikten sonra mukarreratımız şu şekli almıştı:
1 – Vatanın tamamiyeti ve milletin istiklali tehlikededir. Hükumeti merkeziye İtilaf Devletlerinin tesir ve murakabesi altında bulunduğundan deruhte ettiği mesuliyetin icabatını ifa edememektedir. Bu hal milletimizi madum tanıttırıyor. Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin hal ve vaziyetini derpiş etmek ve sadayı hukukunu cihana işittirmek için her türlü tesir ve murakabeden azade bir heyeti milliyenin vücudu elzemdir. Bunun için bilmuhabere her taraftan vaki olan teklif ve arzuyu milli üzerine bilvücuh Sivas’ta milli bir kongrenin serian in’ikadı tekarrür etmiştir. Bu maksatla, tekmil Vilayatı Osmaniyenin her livasından fırka ihtilafatı dikkat nazarına alınmaksızın muktedir ve milletin itimadına mazhar üç kadar zatın süratle yola çıkarılması icap etmektedir. Her ihtimale karşı bunun bir milli sır halinde tutularak dağdağaya mahal verilmemesi ve lüzum görülen mahallerde seyahatin mütenekkiren icrası.
2 – Doğu vilayetleri namına 10 Temmuz’da Erzurum’da toplanması mukarrer kongre için mezkûr vilayetlerin Müdafaai Hukuku Milliye ve Reddi İlhak Cemiyetlerinden müntehap azalar zaten Erzurum’a müteveccihen yola çıkarılmışlardır, o vakte kadar vilayatı sairemizin murahhasları da Sivas’a vasıl olabileceklerinden Erzurum Kongresinin azası, tensip edeceği zamanda umumi toplantıya iştirak etmek üzere Sivas’a hareket edecektir.
3 – Yukarıdaki mevada göre murahhaslar Müdafaai Hukuk ve Reddi İlhak Cemiyetleri ve Belediyeler tarafından vesair suretlerle intihap edilecektir.
4 – Bu mukarreratın tatbikına Üçüncü Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa, esbak Bahriye Nazırı Hüseyin Rauf Bey, 15 inci Kolordu Kumandanı Kazım Karabekir Paşa, 13 üncü Kolordu Kumandan Vekili Miralay Cevdet ve 3 üncü Kolordu Kumandanı Miralay Refet Bey, Canik Mutasarrıfı Hamit Bey, 2 nci Ordu Müfettişi Ferik Cemal Paşa, 12 nci Kolordu Kumandanı Miralay Salahattin Bey, 20 nci Kolordu Kumandanı Ali Fuat Paşa, Bursa’da 17 nci Kolordu Kumandanı Miralay Bekir Sami Bey, Edirne’de Kolordu Kumandanı Miralay Cafer Tayyar Bey ve diğer bazı mülki ve askeri mühim zevat tarafından çalışılacaktır. Bundan başka sadrı esbak Müşir Ahmet İzzet Paşa, Nafia Nazırı Ferit Bey ve ayan azasından Ahmet Rıza Bey gibi zevatın fikir ve mütalaaları alınacaktır.
5 – Reddi İlhak ve Müdafaai Hukuku Milliye Cemiyetlerinin verecekleri telgrafların yalnız telgrafhanelerde kabul edilerek çekilmemesi Posta ve Telgraf Umum Müdürlüğünden tamim edilmiştir. Bu husus sureti kat’iyede reddedilerek muhaberatın behemehâl serbestçe temini için tezahüratta bulunularak muhaberat temin edilecek ve temin edilinceye kadar tezahürata devam olunacaktır.
6 – Teşkilatı askeriye ve milliye hiçbir suretle ilga edilmeyecektir. Kumanda hiçbir suretle terk ve ahara tevdi olunmayacaktır. Vatanın herhangi bir tarafından yeniden vaki olacak düşman işgal harekâtı umum orduyu alakadar edecek ve hâsıl olan vaziyete nazaran müdafaai memlekete müştereken tevessül olunacaktır. Bu sebeple kumandanlar derhal birbirlerini haberdar edeceklerdir. Esliha ve mühimmat kat’iyen elden çıkarılmayacaktır.
Cevdet, Salahattin Beyler ve Mersinli Cemal Paşa…
Dördüncü maddede adı geçenlerden 13 üncü Kolordu Kumandan Vekili Miralay Cevdet Bey hiçbir şeye karışmamış, Erkânı Harp Reisi Halit Bey kararlarımıza iştirak etmiştir. Kara Vasıf Beyin sonradan bize bildirdiğine göre Cevdet Bey aldığı talimatı Harbiye Nezaretine de yazarak emir talep etmiş, 12 nci Kolordu Kumandanı Salahattin Bey Harbiye Nezaretinde başka bir vazifeye tayin edilerek mevkiinden ayrılmıştır. Mersinli Cemal Paşayı ise bilahare Anadolu ile anlaşmış, İstanbul hükumetlerinin birinde Harbiye Nazın olarak görülmüştü.
Son İçtimaımız
21 Haziran 1919 akşamı Amasya’da son defa olarak toplandık. Samsun Mutasarrıfı Hamit Bey müstacel işleri dolayısıyla içtimaımıza iştirak imkânını bulamamıştı. Miralay Refet Bey (Sayın General Refet Bele) seyahatten dönerek bize katılmıştı. Mustafa Kemal Paşa ordu erkânıharp reisi Miralay Kazım Beye bazı emirler dikte ediyordu. Bir taraftan da İstanbul’a yazılan mektuplar tebyiz olunuyordu. Bunları bizimle beraber gelen maliye müfettişi Arif Bey götürecek, Kara Vasıf Beye verecekti. Tevziat onun vasıtasıyla yapılacaktı. Alınacak cevaplar da yine onun kanalından bize bildirilecekti. Bu fikri bize Hüseyin Rauf Bey vermişti. Kara Vasıf Bey ve arkadaşları İstanbul’da gizlice faaliyette bulunuyorlar, muhitlerini gittikçe genişletiyorlardı. Bu teşkilattan Mustafa Kemal Paşanın da haberi vardı. İstanbul’da bulunduğu sıralarda kendileri ile temas etmişti.
Amasya mukarreratının imzası
Miralay Refet Bey bize iştirak edebilmek için hazırlanmış olan yazıları ve kararları gözden geçiriyordu. Yazı işleri bitinceye kadar içtima odasına girip çıkıyor, bu arada diğer salonda bulunan Paşanın maiyet erkânı ile konuşuyorduk. Ekserisini eskiden tanıyordum. Bunların arasında erkânıharp kaymakamı Arif, Doktor Binbaşı Refik (rahmetli Başvekil Refik Saydam) beyler de vardı. Bu sırada yaverim mülazımı evvel İdris Bey (Dışişleri Bakanlığı Levazım Müdürü Sayın İdris Çora) bir telgraf getirmişti. Ankara’da yerime vekil olarak bıraktığım kaymakam Mahmut Beyden geliyordu. Şifre ile verilmişti. Vali Muhittin Paşa kazaları teftişe çıkmıştı. Benim arkamdan onun da ayrılmış olmasına bir mana verememiştim. Çünkü bu seyahatten bana hiç bahsetmemişti. Telgrafta tafsilat yoktu.
Yaverlerden biri salona gelerek:
– Paşa hazretleri sizi rica ediyorlar.
Dedi. İçtima odasına döndüm. Hüseyin Rauf Bey de orada idi. Mustafa Kemal Paşa:
– Hamdolsun işlerimiz tamamlandı. Burada bulunmayıp da kararlarımıza iştirakini temin eylediğimiz arkadaşlarla da muhabere ederek mutabakatı efkâr hâsıl olduğunu gördük. Öyle ise şimdi kararlarımızı imzalayabiliriz… dedi.
Hüseyin Rauf Bey ile ben imzaladıktan sonra sıra Refet Beye gelmişti. Refet Bey ufak bir tereddüdü müteakip bana döndü:
– Kongrenin icabında bir hükumet teşkil edeceği anlaşılıyor. Acaba siz de böyle mi anlıyorsunuz?
Diye sordu.
– Evet, kongrenin her şeyi tetkik ve müzakere ettikten sonra milletin hürriyet ve istiklalini temin maksadıyla bir hükumet tesisi de lazım geliyorsa bunu yapabileceğini ben de anlıyorum.
Cevabım verdim. Bunun üzerine itiraz etmedi. Mustafa Kemal Paşanın uzattığı kararnamenin altına imzasını koydu.
Amasya mukarreratının kıymeti
Bu fasla nihayet vermeden evvel bir iki söz daha söylemeliyim. Amasya içtimaı ve mukarreratını kurtuluş gününe kadar harikalar yaratan milletimizin milli kıyamına tam bir mebde olarak kabul etmek doğru değildir. Ondan evvel de buna benzer içtimalar olmuş, İzmir’de Müdafaa-i Hukuk-u Osmaniye, Edirne’de Trakya-Paşaeli, merkezi İstanbul’da bulunan Vilayet-i Şarkiye Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti ve Reddi İlhak gibi cemiyetler kurulmuş, Adana ihtilali hazırlığı yapılmış, İzmir hinterlandı cephesinin tesisine başlanmış, Erzurum kongresi içtimaa çağrılmıştı. Fakat Amasya içtimaı ve mukarreratının ehemmiyet ve hususiyeti çok daha başkadır. Münferit ve mıntakavi teşebbüsler birleştirilmiş, bütün milletin, istiklal ve vatanımızın uğradığı tehlike etrafında müttehit olduğu gerek harice ve gerekse dâhile gösterilmiştir.
“Mukaddes ittifak” adını verdiğim Amasya mukarreratı toplayıcı bir ruh taşımaktadır. Şunu hemen ilave etmeliyim ki, bunun başlıca amili de Mustafa Kemal Paşadır.
Amasya’dan ayrılırken
Amasya’da mülaki olduğumuz arkadaşlara 22 Haziran 1919’da veda ettim. Bir an evvel Ankara’ya dönmek, Vali Paşa teftişten gelmeden orada bulunmak istiyordum. Hüseyin Rauf Bey ve müzakerelerimizde dinleyici sıfatıyla bulunup kararlarımıza iştirak eden eski İzmit mutasarrıfı Süreyya Bey, Mustafa Kemal Paşanın refakatinde Erzurum’a gideceklerdi. Seyahatleri gayet gizli tutulacak, hareket tarihi hiçbir suretle ifşa edilmeyecekti.
Yaverim İdris Çora Bey ile İstanbul’daki zevata yazılan mektupları Kara Vasıf Beye götürecek olan maliye müfettişi Arif Bey beraberimde bulunuyorlardı. Mustafa Kemal Paşa hareketimden biraz evvel beni bir kenara çekerek:
– Fuat Paşa, demişti. Beni ordu müfettişliği makamında uzun müddet bırakacaklarına ihtimal vermiyorum. Şu önümüzdeki birkaç gün içinde vaziyet anlaşılacaktır. Seni temin ederim ki, mücadelemize sıfat ve salahiyetten azade olarak da devam edeceğim. Arkadaşlarımın aynı yakınlığı ve vefayı göstereceğinden eminim.
Paşanın ne demek istediğini anlamıştım. İstanbul’daki son mit mülakatımızda verdiğim cevabı tekrarladım:
– Vaziyet ne şekilde tecelli ederse etsin, ben ve kolordum daima emrinde kalacaktır.
Biraz durdu:
– Bu adamlar seni de kolordunun başından ve hatta askerlikten ayırabilirler.
– Bu takdirde dahi seninle beraberim Paşam.
Elimi heyecanla sıktı.
– Biliyorum, biliyorum Fuat.
Dedi ve sonra ilave etti:
– Haydi, uğurlar olsun, Vali Muhittin Paşaya hürmetlerimi söylemeyi unutma. [2]
DİPNOTLAR
[1] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ali-fuat-cebesoy-1882-1968/
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/amasya-tamimi/
[2] Ali Fuat Cebesoy, Milli Mücadele Hatıraları, Vatan Neşriyatı, İstanbul 1953, s. 69-77
You may like

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi

Mustafa Kemal Paşaya Göre Amasya Görüşmeleri: Uygulamalar, Yansımalar, Tepkiler ve Vaka Analizleri

SEVRES (SEVR) ANTLAŞMASI (10 AĞUSTOS 1920)

Mustafa Kemal’in Amasya Günleri ve Müftü Hacı Tevfik Efendi’nin Liderliğindeki Yerel Destek
1 Comment
Leave a Reply
Yanıtı iptal et
Leave a Reply
Türk İstiklâl Mücadelesi
Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]
Published
2 saat agoon
Mayıs 8, 2026By
drkemalkocak
Giriş
21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.
TAMİM
(21 Nisan 1920)
Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]
Tel: Gayet aceledir.
Ankara’ya acele tezkere.
Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)
61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye
Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,
Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,
Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.
1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2-Vatanın istiklali, makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.
2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.
Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.
3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.
5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.
6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal
1. Tarihsel Bağlam
Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü
Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:
Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.
Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.
Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.
Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.
Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak), Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:
Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.
Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.
Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.
Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.
4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:
5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki
Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:
Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.
Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.
Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç
21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.
Kaynakça:
Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor–Heyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.
1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345
Türk İstiklâl Mücadelesi
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
Published
4 gün agoon
Mayıs 4, 2026By
drkemalkocak

Giriş
19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır. Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir. Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.
1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği
Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.
3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:
Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.
Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.
Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.
Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.
Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji
Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.
5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru
Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme
Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.
Kaynakça
- 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
- 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
- 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
- 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154
Türk İstiklâl Mücadelesi
Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
Published
2 hafta agoon
Nisan 26, 2026By
drkemalkocak

Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME
Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin] makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan] bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].
Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük] bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma] içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.
Kurun-ı vustanın [Ortaçağın] şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı] feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]
17 Mart 1336 [1920] Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
1. Giriş ve Vaka Analizi
16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.
2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi
Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:
Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.
Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.
Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.
İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.
Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.
3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.
Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.
4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı
17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3
http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf
[2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272
[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi3 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoMustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi’ni Açış Konuşması (4 Eylül 1919)














Pingback: ALİ FUAT CEBESOY’UN MİLLİ MÜCADELE HATIRALARI’NA GÖRE AMASYA MUKARRERATI [KARARLARI]-AMASYA TAMİMİ [GENELGESİ] – www.drkemalkocak.com | drkemalkocak