Connect with us

Maarifimizde İstikamet

İLKÖĞRETİM OKULU 5’İNCİ SINIF SOSYAL BİLGİLER DERSİ KAVRAMLARININ KAZANILMIŞLIK DÜZEYİ (Kastamonu Örneği)

Published

on

TAŞI GEDİĞİNE KOYMAK/HAKKI HAK SAHİBİNE TESLİM EDEBİLMEK!?..

 “Eğitim Reformu” çalışmaları kapsamında İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi 4, 5, 6 ve 7’nci Sınıf Öğretim Programı çalışmalarının izinin olmadığı, sözünün/söylemenin edilmediği zaman ve mekânda Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Eğitimi Ana Bilim Dalında bir öğretim elemanı, Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Programı 3 ve 4’üncü sınıf öğrencileriyle Özel Öğretim Yöntemleri I-II dersleri kapsamında Sosyal Bilgiler Öğretiminde Kavram Eğitimi/Öğretimi yapmakta ve çırpınmakta idi. Bu öğretim elemanının, teori ve pratiği birleştirme/buluşturma anlayışının somut göstergesi olarak Kasım 2002’de öğrencileriyle birlikte yaptığı alan araştırmalarından bir kesit aşağıda sunulmaktadır.

Alan araştırmalarının raporları 16.06.2004 tarihinde Kastamonu Eğitim Fakültesi Dekanlığına “Kastamonu merkez ilköğretim okulu 6 ve 8’inci sınıf öğrencilerine uygulanarak gerçekleştirilen “İlköğretim Okulu 5’inci Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Kavramlarının Kazanılmışlık Düzeyi“ ve “İlköğretim Okulu 7’nci Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Kavramlarının Kazanılmışlık Düzeyi“adlı alan araştırmalarına ait raporlar; eğitim-öğretimde program ve ders kitabı, hazırlama, geliştirme ve değerlendirme faaliyetlerinde yararlanılmak/kullanılmak amacıyla Kastamonu Valiliği (Millî Eğitim Müdürlüğü) ile Millî Eğitim Bakanlığı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığına gönderilmek üzere” sunulmuştur.

Bunlara karşılık, “kavram, değer ve beceri eğitimi”nden söz ederek İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretim Programını hazırlayıp deneme uygulaması yapanlardan bir kesimin mensupları vefasızlık, haset gibi değer ve duygularını esiri olmaktan bir türlü kurtulamadıklarından, İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretim Programı Kılavuzunda Bibliyografya/Kaynakça bölümünde, aşağıda bir kısmı sunulan araştırmadan söz edebilme erdemini gösterememişlerdir. Tarihe not düşmek ve ibret aynasında yer alması dileğiyle yıllar sonra TAŞI GEDİĞİĞNE KOYMAK: HAKKI HAK SAHİBİNE TESLİM EDEBİLMEK gayretkeşliğinde bulunulmuştur…

Yrd. Doç. Dr. Kemal KOÇAK

Kastamonu Üniversitesi Eğitim Fakültesi

 İlköğretim Bölümü Sosyal Bilgiler Eğitimi Ana Bilim Dalı (E) Öğretim Üyesi

                                                                      Birinci Bölüm

                                                                   Araştırmanın Tanımı, Amaç ve Kapsamı

I. PROBLEM

Sosyal bilimler; değişme, gelişme ve yenileşmenin bilimi olarak tanımlanmaktadır. Buna göre, sosyal bilimlerin değişmeye açık olması; sosyal, kültürel, ekonomik ve politik gelişmeleri incelemesi gereklidir.

Ülkemizde Sosyal Bilgiler ismi zaman zaman kullanıldığı halde, 1968 yılına kadar okul programlarımıza girmemiştir. Sosyal Bilgiler, ders olarak 1968-1969 öğretim yılında ilkokullarda, 1973-1974 öğretim yılında da ortaokullarda okutulmaya başlanmıştır. İlköğretim okullarının 4 ve 5. sınıflarında (ilkokullarda) sosyal bilgiler dersi günümüzde de devam etmesine rağmen, 6 ve 7. sınıflardan (ortaokullardan ) 1985-1986 öğretim yılından itibaren kaldırılmıştır. Ortaokullarda, sosyal bilgiler dersinin yerini Millî Tarih, Millî Coğrafya ve Vatandaşlık Bilgileri dersleri almıştır. [1]

4306 sayılı kanunun öngördüğü sekiz yıllık ilköğretim uygulaması gereğince, İlköğretim okulu 4, 5, 6 ve 7. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı 1998-1999 öğretim yılından itibaren uygulamaya konulmuştur. Böylece, ilkokul 4 ve 5. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı, Ortaokul Millî Tarih Programı ve Ortaokul Millî Coğrafya Programı; 1997-1998 öğretim yılı sonunda ilköğretim okullarında uygulamadan kaldırılmıştır. [2]

Sosyal Bilgiler dersinin niteliği, 1968-1969 öğretim yılından bugüne kadar bazı çevrelerce tam olarak kavranamamış, bu yüzden değişik anlayışlar ortaya çıkmıştır. Bazı kesimler sosyal bilgileri yalnızca yurttaşlık bilgisi anlamında kullanmış; bazıları tarih, coğrafya ve yurttaşlık bilgisinin birleştirilmesi olarak görmüş; bazıları da insan topluluklarının organizasyonuna ilişkin bilgiler olarak kabul etmiştir.

Sosyal Bilgiler, şöylece tanımlanmaktadır:

Sosyal Bilgiler ( toplum bilgileri ), “ öğrencileri toplumsal yönden eğitmek, onlara içinde yaşadıkları toplumun yönetim düzeni, ekonomik özellikleri, geçmişi üzerinde gerekli bilgi ve anlayışları kazandırmak, yurttaşlığın hak ve görevlerini kavratmak amacıyla ilk ve ortaokullarda okutulan, konuları genellikle tarih, coğrafya, ekonomi ve hukuk gibi bilim dallarından yararlanılarak seçilen ders”tir. [3]

Araştırmanın konusu olan kavramlar; aynı zamanda Sosyal Bilgiler dersi konularının temel taşlarıdır. Kavramlar, bir konu alanında özel anlam taşıyan kelimelerdir. Kavramların açıklığı ve zenginliği insanların öğrenmelerinin anlamlı olmasında büyük rol oynar. [4]

Bu sebeple; insan düşüncesi gibi geniş bir mevhum ve öğrenme gibi uzun bir sürecin gerçekleşmesini sağlayabilen kavramların tabii olarak pek çok özelliklere sahip olması gerekir. Böylelikle de birbirinden farklıdır.

Bu özellikleri şöyle sıralayabiliriz:

1. Kavramlar, dünyadaki gerçek obje ve olayların tecrübelerimize dayalı algılanan özellikleri kadar tanımlanabilirler.

2. Obje ve olayların algılanan özellikleri bireyden bireye değişir.

3. Kavramlar, objelerin hem doğrudan, hem de dolaylı olarak gözlenen özelliklerinden oluşur.

4. Kavramlar, aynı zamanda kendi içlerinde özelliklerine uygun belirli ölçütlere göre gruplandırılabilir.

5. Kavramlar dille ilgilidir ve kavramların çeşitliliği ile dil zenginliği arasında olumlu bir ilişki vardır. [5]

Eğitimde üzerinde durulan öğrenme – öğretme faaliyetleri tabii ki kavram öğrenimi – öğretimi için de geçerlidir. Kavramların nasıl öğretilmesi gerektiği konusunda eğitimciler çeşitli yollar ortaya koymuşlardır. Kavram öğretimi daha çok iki aşamada incelenmektedir. Birincisi, kavram oluşturma, ikincisi ise kavram kazanma şeklindedir.

Kavram oluşturma; sembol ve anlamlarını hatırlama ilişkisi, yapısal açıdan anlam ağı kurmadır. Kavram kazanma ise; objelerin algılanan özelliklerini birbirleri ile ilişkilerine göre uygun kural ve ölçütlerle gruplama yapmaktır. [6]

Kavram kazanmanın önemi daha çok okullarda kavram öğrenme sırasında ortaya çıkar. Bunun sebeplerini de şöyle sıralayabiliriz:

1. Okullarda öğrenilen kavramlar daha önce öğrenilen kavramların üzerine inşa edilen üst düzeyde kavramlardır.

2. Öğrenmeyi etkili kılmak için, birçok konuda kavramlar ön şartlı olarak düzenlenmiştir. Bu ilişkiler içerisinde tekrarlanarak ve gruplanarak geliştirilir.

3. Okulda öğrenilen kavramlar tümdengelim ve tümevarım niteliğinde işlenir; kavram önce öğrenciye tanıtılır, öğrenci onu inceleyerek gruplara ayırır ve sonuç çıkarır.

4. Kavram öğrenme, ancak kavram öğrenme tecrübeleri ile bireyin kavram kazanma becerisi ve etkili bir kavram kazanma stratejisi geliştirmesini sağlayabilir.

5. Olaya bireyin gelişim özelliği açısından bakılırsa, okul dönemindeki çocuklarda mantık kurallarına uygun, düşünme ve dil zenginliği hızlanır. Bu gelişim özelliklerine paralel olarak birey kavramsal olaylarla karşılaştığı zaman onları mantıksal yollarla gruplama ve uygun sözcüklerle birleştirme eğilimi gösterir. [7]

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi kavramlarının kazandırılması öğretim programında her ünitenin ilk amacı olarak “……………… ünitesinde geçen kavramların anlam bilgisi” biçiminde yer almıştır. Buna karşın öngörülen her ünitede geçen kavramların neler olduğu ve bu kavramların anlam bilgisinin kazanılıp / kazanılmadığını gösteren davranışlara yer verilmemiştir. Bu konuda bir çalışmanın dışında ilgili kişi, kurum ve kuruluşlarca herhangi bir düzenleme bulunmamaktadır. [8]

İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı’nda kavramların anlam bilgisinin kazandırılmasında hangi davranışların gerçekleştirileceği buna bağlı olarak hangi kavramların kazandırılacağı öğretmenin inisiyatifine bırakılmıştır.

Kavram, olay ve olgu tanımlarının çeşitli kaynaklarda veriliş biçimi örnek olarak aşağıda gösterilmiştir.

 

KAVRAM

Eğitim Terimleri Sözlüğü, TDK, 1981

Türkçe Sözlük I-II, TDK,1988

Örneklerle Türkçe Sözlük I-IV, MEB, 1995

KAVRAM
1. Bir şey üzerinde birçok aynı algıları kapsayan genel düşünce. 2. Bir olay, bir nitelik yada nicelik üzerinde oluşan zihinsel imge. 3. Kapsam ve içeriği bir im ya da sözle anlatılarak anlam kazandıran soyut düşünce (s. 92.).1.is. Bir nesnenin soyut ve genel tasarımı, mevhum, nosyon. 2.fel. Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım, mevhum, nosyon ( s. 817.). 

 

Kavranılan, anlaşılan şey, konu veya fikir; bir nesnenin zihindeki yalın ve genel tasavvuru, mevhum, nosyon ( s.1592.). 

 

OLAY Ortaya çıkan, oluşan durumu, ilgiyi çeken veya çakabilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vak’a ( s. 1104.). 

 

1. Meydana gelen veya ortaya çıkan hal; dikkati çeken veya çekebilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vak’a. 2. Önemli değişmelere yol açan vak’a ( s. 2157.).
OLGU1. Olmuş, gerçek yada gerçekleştirilmiş olan. 2. Deney sonucu ortaya çıkan, benimsenmesi zorunlu görülen durum. 3. Bir önermeyi yada varsayımı doğrulayan ya da yalanlayan gözlemlere dayalı verilerin tümü ( s.113.). 1. is. Bir takım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin  yol açtığı sonuç,vakıa. 2. fel. Düşünülmüş olanın karşıtı, alınmış olan, gerçek olan, gerçekleşmiş olan, vakıa (s.1105.). 

 

 1. Bir takım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç. 2. fel. Düşünülmüş olanın zıddı, alınmış olan, gerçek olan, gerçekleşmiş olan, vakıa                 ( s.2158.). 

 

 

1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nda öngörülen Türk Millî Eğitimi’nin temel ilkelerinden biri de “ bilimsellik ”tir. Buna göre “ Her derece ve türdeki ders programları ve eğitim metotlarıyla ders araç ve gereçleri bilimsel ve teknolojik esaslara ve yeniliklere, çevre ve ülke ihtiyaçlarına göre sürekli olarak geliştirilir. Eğitimde verimliliğin artırılması ve sürekli olarak gelişme ve yenileşmesinin sağlanması bilimsel araştırma ve değerlendirmelere dayalı olarak yapılır “.[9]

Bu durumda,  bilimsel araştırma bulgularına dayanılarak İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler dersi kavramlarının kazandırılması/ kazanılması çerçevesinin oluşturulması gereği duyulmaktadır.

II. ARAŞTIRMANIN AMACI

1. İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi kavramlarının anlama, seçip işaretleme, örnekleme, eşleştirme, tamamlama bakımından 6’ncı sınıf öğrencilerince ne derecede kazanıldığını saptamak,

2. kavramlarının kazanılmasında, eğitim araçlarından İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarında öğrencileri zorlayan etkenleri saptamak,

3. Kavramların kazanılmasında anlama, seçip işaretleme, örnekleme, eşleştirme, tamamlama ve ders kitaplarının niteliklerine yönelik program ve ders kitabı hazırlama, geliştirme konularında önerilerde bulunmaktır.

 III. ARAŞTIRMANIN ÖNEMİ

1. Bu çalışmada, İlköğretim Okulu 5’inci Sınıf Sosyal Bilgiler dersindeki kavramların öğretilmesi ile bilgi ve kavrama basamakları düzeyinde ne derecede kazandırıldığı üzerinde durulacaktır. Çünkü kavramlar, bir konu alanında özel anlam taşıyan kelimelerdir. Kavramlar, bilim dalının, dersin ya da konu alanının temel öğeleridir ve bu kavramların bilinmesi zorunluluğu vardır. [10]

Kavram öğretiminde bilgi basamağı; herhangi bir nesne ve olguyla ilgili bazı özellikleri kişinin görünce tanıması, sorunca söylemesi ya da ezberden aynen tekrar etmesi davranışlarını kapsar. Kavrama basamağında ise; bilgi düzeyinde kazanılan davranışların öğrenci tarafından özümsenmesi, kendine mal edilmesi, anlamının yakalanması söz konusudur. Bilginin transfer edilmesi gerekmektedir. Transfer türü öğrenmelerde yalnız başına ezberleme, anımsama ve tanıma yoktur. Bunlara ek olarak ve onların üstünde yeni bir anlatım biçimine çevirme, grafiğini çizme, yeni bir grafiği yazılı ya da sözlü olarak açıklama, bir olgunun nedenini, niçinini, nasıl ve niye olduğunu kendi cümleleriyle gerekçe göstererek açıklama, yeni örnek verme, verilerin geçmişini ve geleceğini kestirme vardır. [11]

2. Öğretmen, işleyeceği dersin hedefine ulaşması için, o derste öngörülen kavramları öncelik sırasına göre vermelidir. Eğer öğretim programında öngörülen konuların kapsadığı kavramlar kazandırılmazsa; öğrencilerin daha üst düzeydeki hedef davranışlara ulaşmaları mümkün olamaz. Bu yüzden öğrencilerin, kavramları iyice öğrenmeleri, sorulduğunda hatırlamaları, örnek vermeleri ve değişik durumlarda kullanabilmeleri gerekmektedir. İşte belirtilen bütün bu konuların ne şekilde gerçekleştiğinin tespiti, ancak yapılan bu çeşit çalışmalarla mümkün olabilir. Böylece çıkan sonuçlara göre; başarı durumu ile eksik ve yanlışlar görülebileceğinden, kavramların daha iyi kazanılması sağlanabilir.

Yüksek Öğretim Kurumu Tez Merkezi ile MEB EARGED araştırma konuları arasında “İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Dersi Kavramlarının Kazanılmışlık Derecesi” konulu herhangi bir bilimsel çalışmanın bulunmaması da böyle bir araştırmanın önemini kendiliğinden ortaya koymaktadır.

 IV. PROBLEM CÜMLESİ

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi kavramları Sosyal Bilgiler dersini alan 6’ncı sınıf öğrencilerince hangi düzeyde kazanılmıştır?

V. ALT PROBLEMLER

1. İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Vatan ve Millet ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağı düzeyinde ne derecede kazanılmıştır?

3. İlköğretim Okulu 5’inci  sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Cumhuriyete Nasıl Kavuştuk? ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağı düzeyinde ne derecede kazanılmıştır?

5. İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Güzel Yurdumuz Türkiye ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağı düzeyinde ne derecede kazanılmıştır?

7. İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ İslâmiyetin  Doğuşu, Yayılışı ve Türkler ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağı düzeyinde ne derecede kazanılmıştır?

 VI. VARSAYIMLAR

Bu araştırmada aşağıda sıralanan varsayımlar kabul edilmiştir.

  1. Literatür tarama suretiyle elde edilen bilgiler doğrudur.
  2. Bilgi toplama aracı olarak kullanılan anketin, araştırma için yeterli bilgi verebileceği hakkında öğrencilerin görüşleri geçerli ve güvenilirdir.
  3. Kaynaklardan elde edilen bilgiler, araştırmacının görüşünü açıklayacak nitelikte ve güvenilirdir.
  4. Seçilen örneklem grubu evreni temsil eder.

VII. SINIRLILIKLAR

1. Bu araştırmada, İlköğretim okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi kavramlarının bu dersi alan 6’ncı sınıf öğrencilerince kazanılmışlık düzeyi ele alınmıştır. 2002 – 2003 öğretim yılında eğitim – öğretime açık bulunan MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı şehir ilköğretim okulları araştırma kapsamını oluşturmaktadır.

2. Bu araştırmanın çalışma evreni, Kastamonu ilinde 2002 -2003 öğretim yılında eğitim öğretime açık bulunan MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı 605 ilköğretim okulunda öğrenim gören 6461 altıncı sınıf öğrencisidir.

Random yöntemi ile Atabey, Atatürk, Gazipaşa, Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Yirmiüçağustos ilköğretim okullarında öğrenim gören 374 altıncı sınıf öğrencisi örneklem alınmıştır.

3. Araştırma, İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerinin; “İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler Dersi Kavramlarının Kazanılmışlık Düzeyi”ne ilişkin görüşleri ile sınırlıdır

4.  Araştırma için, literatür tarama ve alan araştırması yeterli görülmüştür

 VIII. TANIMLAR

 İlköğretim: Kadın ve erkek bütün Türk vatandaşlarının “ Millî gayelere uygun olarak bedeni, zihni ve ahlaki gelişmelerine ve yetişmelerine hizmet eden temel eğitim ve öğretimdir.”[12]

İlköğretim Okulu: Sekiz yıllık ilköğrenim veren gündüzlü millî eğitim ve öğretim kurumudur.

Eğitim: Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yolu ile ve kasıtlı olarak, istendik değişme meydana getirme süreci.

Eğitim Aracı: Eğitim – öğretim faaliyetlerini etkili ve verimli kılmak amacıyla öğretmen ve öğrencilerin yararlanmaları için hazırlanan yazılı ve basılı, görsel ve işitsel araçlardan her biri.

Öğretme: Herhangi bir öğrenmeyi kılavuzlama veya sağlama faaliyeti.

Kavram: is. 1. Bir nesnenin soyut ve genel tasarımı, mevhum, nosyon. 2.fel. Nesnelerin veya olayların ortak özelliklerini kapsayan ve bir ortak ad altında toplayan genel tasarım, mevhum, nosyon. [13]

Kavramın kazanılmışlık düzeyi: Kavramın ne kadar öğrenildiği veya öğrenilmediğinin % olarak ifadesidir.

Kavramın kalıcılık düzeyi: Kavramın, sorulduğunda ne kadar hatırlanıldığının % olarak ifadesidir.

Olay: is. 1. Ortaya çıkan, oluşan durumu, ilgiyi çeken veya çakabilecek nitelikte olan her türlü iş, hadise, vak’a. [14]

Olgu: is. 1. Bir takım olayların dayandığı sebep veya bu sebeplerin yol açtığı sonuç, vakıa. 2. fel. Düşünülmüş olanın karşıtı, alınmış olan, gerçek olan, gerçekleşmiş olan, vakıa.[15]

ıx. İLGİLİ LİTERATÜR

Bu bölümde; sosyal bilgiler öğretimi, kavram öğretimi, tarih öğretimi, materyal / teknoloji kullanımı ile ilgili araştırma ve yayımlara yer verilmiştir.

 1. TEZLER

Keskin (2003) “İlköğretim 5. Sınıf Sosyal Bilgiler Dersinde Öğrencilere Tarih Kavramlarının Kazandırılma Düzeyinin Araştırması” başlıklı bir çalışma yapmıştır. Bu araştırma Marmara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü İlköğretim Ana Bilim Dalı Sınıf Öğretmenliği Bilim Dalında yapılmıştır. Araştırmanın amacı; ilkokulda sosyal bilgiler programında öngörülen kavramların öğrencilere hangi düzeyde kazandırıldığını belirlemektir.

Araştırmanın evrenini, 2001 – 2002 öğretim yılında İstanbul iline bağlı 33 ilçede, 1806 resmi ilköğretim okulunda bulunan 5. sınıf öğrencileri ve bu öğrencilerin öğretmenleri oluşturmaktadır. Evrende yer alan 33 ilçeden random (tesadüfî/rastlantısal) yöntemiyle 3 ilçe örneklemi oluşturmak için belirlenmiştir. Seçilen bu ilçelerde yer alan ilköğretim okulları tezde verilmiştir.

Araştırmadan elde edilen bulgulardan aşağıdaki sonuçlara varılmıştır:

1. İlköğretim okulları 5. sınıf sosyal bilgiler programında öğretilmesi öngörülen kavramların bilgi basamağındaki kalıcılık anlamlı çıkmıştır. Buna göre, öngörülen kavramları kazandırmak için yapılan eğitim – öğretim etkili olmuştur. Diğer yandan yapılan eğitim – öğretim etkili görünmesine rağmen tam öğrenme alt sınırı olan %70 ve üstüne 39 kavramdan sadece 11’ inde ulaşılmıştır. Programda öngörülen kavramlar, ilgili üniteler işlenirken, uygulama yapılan sınıfların öğretmenleri tarafından kazandırılmıştır. Ancak tam öğrenme modeli göz önüne alındığında sadece 11 kavramda tam öğrenme alt sınırının üstüne çıkıldığı görülmektedir. Bunun nedeni de, ünitelerin analizi yapılmadan, neyin nasıl kazandırılacağı belirlenmeden, kısacası planlı eğitimin gerekleri düzenlenmeden eğitim ve öğretime gidilmesidir. Kısaca başarı tesadüfe bırakılmıştır.

2. İlköğretim okulları 5. sınıf sosyal bilgiler programında öğretilmesi öngörülen kavramların kavrama basamağındaki kalıcılık düzeyleri anlamlı çıkmıştır. Fakat tam öğrenme alt sınırı olan %70 ile karşılaştırıldığında 11 kavramdan sadece 2’ si tam öğrenme alt sınırının üzerindedir. Bilgi düzeyinde kalıcılık sağlanamadığına göre bir üst basamağı olan kavrama düzeyinde de kalıcılığın sağlanması beklenemez. Çünkü eğitimde aşamalılık söz konusudur. Kavrama düzeyinde ipucu, dönüt – düzeltme ve  pekiştirecin kullanılmaması, sosyo – ekonomik şartlar, öğretmenin mesleki formasyonu, zamanın kısıtlı oluşu ve programlı eğitimin gereklerine uyulmaması kalıcılığın sağlanamamasında etkili olabilir.

3. Sosyal bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyi ile cinsiyet değişkeni arasında yapılan ki kare (x²) testi sonucunda 50 kavramdan 34’ünde anlamlı bir ilişki çıkmıştır. Kız öğrencilerin erkek öğrencilere oranla sosyal bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeylerinin daha yüksek olduğu söylenebilir.

4. Sosyal Bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyiyle sosyo-ekonomik düzey değişken arasında bir ilişki olup olmadığını sınamak amacıyla ki kare(x²) testi yapılmıştır. Anne mesleği değişkeniyle sosyal bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyi arasında bir ilişki olup olmadığını sınamak amacıyla yapılan ki kare (x²) testi sonucunda elli kavramın on yedisinde anlamlı bir ilişki çıkmıştır.

5.  Sosyal bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyiyle öğrenim durumu değişkeni arsında ilişki incelendiğinde tarih kavramlarını kazanma düzeylerinin daha yüksek olduğu söylenebilir.

6.  Sosyal Bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyiyle mesleki kıdem değişkeni arasında anlamlı bir ilişki çıkmıştır.

7.Sosyal Bilgiler derslerinde tarih kavramlarını kazanma düzeyiyle öğrenim durumu (öğretmen) değişkeni arasında yapılan ki kare (x²) testi sonucunda elli kavramdan kırkında anlamlı bir ilişki çıkmıştır.

Bayazıtoğlu (1991), “İlkokul 4. Sınıf Sosyal Bilgiler Programında Öngörülen Kavramların Kazandırılma Düzeyi” başlıklı bir çalışma yapmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde yapılmıştır. Araştırma, Ankara ilinin merkez ilçelerindeki 4. sınıf öğrencilerine uygulanmıştır.

Bayazıtoğlu araştırma sonucunda şu bulgulara ulaşmıştır:

1. Bilgi basamağı düzeyindeki kavramlar için hedef-davranışları kazandırmada eğitim-öğretim etkili olmuş ancak kavramların kazanılmışlığında kalıcılığı sağlama konusunda eğitim-öğretim etkili olmamıştır. Tam öğrenme açısından İlkokul 4. sınıf Sosyal Bilgiler Programı çerçevesinde yapılan eğitim ve öğretimin bilgi basamağı düzeyindeki hedef davranışları kazandırmada etkili olmadığı söylenebilir.

2. Kavrama basamağı düzeyindeki kavramların hedef-davranışlarını kazandırma konusunda verilen eğitim-öğretim etkili olmuş ancak kavramların kazanılmışlığında kalıcılığı sağlama konusunda verilen eğitim-öğretim etkili olmamıştır. Tam öğrenme açısından ilkokul 4. sınıf Sosyal Bilgiler Programı çerçevesinde yapılan eğitim ve öğretimin kavrama basamağı düzeyindeki hedef-davranışları kazandırmada etkili olmadığı söylenebilir.

3. Toplam erişi düzeyi ile ilgili hedef-davranışları kazanmada ve kalıcılığı sağlamada yapılan eğitim-öğretim etkili olmuştur.

Balkaya (2002) “İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Tarih Konularının Öğretiminde Tarihsel Kanıtların Etkililiği” adlı tezini hazırlamıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Ümraniye ilçesi sınırları dâhilindeki resmi ilköğretim kurumlarında 2001 – 2002 öğretim yılında görev yapan sınıf öğretmenleri ve bu kurumların 4. ve 5. sınıflarına devam eden öğrenciler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili Ümraniye ilçesi sınırları dahilindeki ilköğretim okullarında görev yapan sınıf öğretmenlerini temsil edecek şekilde tesadüfen yöntemle seçilen 25 ilköğretim okulunda görev yapan 300  sınıf öğretmeni ile yine tesadüfen yöntemle seçilen 1. kademe, 2. devreden 6 ilköğretim sınıfı ve bu sınıflara kayıtlı öğrenciler oluşturmaktadır.

Coşkun (2001), “İlköğretim Okulu 4. Ve 5. Sınıf Sosyal Bilgiler Derslerinde Materyal / Teknoloji Kullanım Durumu” adlı tezini hazırlamıştır. Araştırmanın evrenini, 2000 – 2001 öğretim yılında İstanbul ili’ ne bağlı 33 ilçede 1500 resmi ve 281 özel ilköğretim okulunda görev yapan toplam 43067 öğretmen ve bu okulların müdürleri oluşturmaktadır. Evrende yer alan 33 ilçeden random (tesadüfen) yöntemiyle 8 ilçe örneklemi oluşturmak için belirlenmiştir. Seçilen ilçelerde yer alan ilköğretim okullarının ve bu ilçelerde çalışan ilköğretim okulu öğretmenlerinin sayısı çalışmada verilmiştir. İstanbul iline bağlı 8 ilçeden toplam 65 resmi ve 5 özel ilköğretim okulu örneklem olarak belirlenmiştir.

Bozcan (2202), “İlköğretim Sosyal Bilgiler Dersi Tarih Konularının Öğretiminde Öğrencilerin Tarih Düşüncesinin Gelişim” adlı tezini hazırlamıştır. Araştırmanın evreni, İstanbul ili Üsküdar ilçesi sınırları içinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı resmi ilköğretim okullarında, 1. kademede, 2001 – 2002 akademik yılında okuyan 4. ve 5. sınıf öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmanın İstanbul ili, Üsküdar ilçesi sınırları içinde yer alan ilköğretim okullarının 1. kademesinde okuyan 4. ve 5. sınıf öğrencilerini temsil edecek şekilde, tesadüfen yöntemle seçilen ve anket uygulanan 300 kişilik öğrenci grubu oluşturmaktadır.

2. KİTAPLAR VE MAKALELER

2.1. Kitaplar

Tekindal ve Diğerleri (2002) tarafından hazırlanan, editörlüğünü Cemil Öztürk ve Dursun Dilek’in yaptığı “Hayat Bilgisi Ve Sosyal Bilgiler Öğretimi” adlı eserin amacı, öğrenci merkezli eğitim ve öğretimin yöntem ve önemini, öğretmen adayları ve iş başındaki öğretmenlere anlatmak olup Türkiye’de daha nitelikli bir eğitime katkı sağlamaktır. Bu bağlamda, çağdaş öğretim stratejisi yöntem ve tekniklerini öne çıkararak, Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretim Programlarında ağırlıkta olan bilişsel alanın, bilgi ve kavrama düzeylerindeki davranışların ötesinde, üst düzey davranışlar kazandırmaya ön ayak olmaktır. Eser 13 bölüm ve tablolar, resimler ve şekiller listesinden oluşmaktadır.

Öztürk ve Otluoğlu (2002) tarafından hazırlanan “Sosyal Bilgiler Öğretiminde Edebi Ürünler ve Yazılı Materyaller” adlı eserin amacı, sosyal bilgiler öğretiminde kullanılabilecek edebi türler ile diğer yazılı materyalleri tanıtmak ve bunların kullanımına ilişkin strateji, yöntem ve teknikleri ortaya koymaktır. Bu çalışma, öğretmen adaylarının mesleki eğitimlerine, mevcut öğretmenlerin kendilerini yenilemelerine katkıda bulunmak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Buna paralel olarak, eserin eğitim fakültelerinin Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Programları’ndaki Sosyal Bilgiler’de yazılı ve sözlü edebiyat incelemeleri dersi için temel, yine bu programdaki özel öğretim yöntemleri (Sosyal Bilgiler Öğretimi), Öğretim Teknolojileri ve Materyal Geliştirme Dersleriyle Sınıf Öğretmenliği Programı’ndaki Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi dersi için yardımcı kitap olması öngörülmüştür. Eser 6 bölüm ve eklerden oluşmuştur.

Oğuz, Oktay ve Ayhan (2001) tarafından hazırlanan “21. Yüzyıl’da Eğitim ve Türk Eğitim Sistemi” adlı eserin amacı, kendi alanlarında uzman kişilerin, 21. yüzyılda eğitim anlayışı ve Türk Eğitim Sistemi hakkındaki görüşlerini ve önerilerini belirleyip açıklamaktır. Yeni yüzyıla ait değişimlerin eğitim düzlemindeki etki ve beklentilerinin son yüzyılın tecrübelerinden de yararlanılarak değerlendirilmesini esas alan, “21. Yüzyıl’da Eğitim ve Türk Eğitim Sistemi” adlı eser, eğitimde “küreselleşme” den “toplam kalite yöntemi” ne kadar eğitimin farklı boyutlarını ele alan makaleleri içeren toplu bir bakış çerçevesi ortaya koymaktadır.

Dilek (2001) tarafından hazırlanan “Tarih Derslerinde Öğrenme ve Düşünce Gelişimi” adlı eser, özellikle ilköğretim öğrencilerinin tarih konularına yönelik öğrenme ve düşünce gelişimi hakkında yapılan tartışmaları eleştirel bir bakış açısıyla incelemektedir. Geleceğini araştıran ve sorgulayan bireylerini yetiştirmek için tarih öğretimine geleneksel eğitimin sunduğu sosyal amaçlarla yaklaşmak yerine, tarihin “doğruyu arama etkinliği” ne yönelik olan amaçlarıyla başlama düşüncesi bu incelemenin ana fikrini oluşturmaktadır. Bu yapıtın ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci bölümleri çeşitli zamanlarda yayınlanmış / yayınlanmakta olan makalelerin oluşturduğu içeriğe bağlı kalınarak hazırlanmıştır. Makaleler ile ilgili açıklamalar adı geçen bölümlerin sonunda dip not olarak verilmiştir. Kitap haline getirme sürecinde elde edilen yeni bilgilerin ve meslektaşlarla yapılan tartışmaların ışığı altında düzenlemeler yapılmıştır. Eser başlıca 5 bölümden oluşmuştur. 1. bölüm “Tarih Nedir?”, 2. bölüm  “Tarih Öğretiminin Amaçları Üzerine Tartışmalar”, 3. bölüm “Tarih Düşüncesinin Gelişimi ve Öğrenme”, 4. bölüm “Öğrencilerde Tarihsel Anlama”, 5. bölüm “Tarihsel Düş Gücü veya İmgelem” adlarını taşımaktadır.

Ülgen (2001) tarafından hazırlanan “Kavram Geliştirme Kuramlar ve Uygulamalar” adlı kitabın amacı, okullarda çeşitli disiplinlerle ilgili bilgilerin bel kemiğini oluşturan kavramların öğrenilmesinde, öğretmenin etkili bir öğretim yapabilmesine ve öğrencinin bilgiyi yapılandırmasına yardımcı olmaktır. Kitabın birinci bölümünde, kavram öğrenmeye taban oluşturması için dünyamızdaki bilgiler ve onların çeşitli ölçütlere göre nasıl sınıflandırılabileceği konusunda açıklamalar yapılmıştır. 2. bölümde, insanların bu bilgileri nasıl edinebildiği, nasıl ürettiği ve nasıl kullanılabildiği konusuna açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Bağlamcı öğrenme kuramı, bilişsel öğrenme kuramı özellikle bilgi işlem kuramı merkeze alınmış; yürütme işlevine yer verilmiş ve bilişsel süreçlerin ölçülmesinde kullanılacak araçlara değinilmiştir. 3.ölümde, bilgilerin nasıl yapılandığı ve yapılandırıldığı, Piaget ve Vygotsky’nin görüşlerine ağırlık verilerek tartışılmıştır. 4. bölümde, kavramların nasıl tanımlanabildiği, eğitim programındaki yeri ve öğrenilmesi için gerekli koşullar üzerinde durulmuştur. Son kısımda ise, kavramların analiz ve örneklendirilmesiyle ilgili birkaç öğrenci ödevi bulunmaktadır.

Bloom (1998) tarafından hazırlanan “İnsan Nitelikleri ve Okulda Öğrenme” adlı eserden özellikle öğrenme yeteneği ve hızı ile ilgili olanlar, bu niteliklerin kişilerde farklı miktarlarda bulunduğunu savunan anlayışların doğruluğunu şüpheye düşürdü. Bu araştırmalar, elverişsiz öğrenme koşullarının bireyleri öğrenme gücü, öğrenme hızı ve öğrenmeye isteklilik bakımından gittikçe daha da farklı bir hale getirdiğini gösterdi. Bu kitapta sunulan okulda öğrenme kuramının temellerini oluşturan araştırmalar işte bunlardır. İnsanın doğası, nitelikleri ve okulda öğrenme konularında yaygın olan görüşler üzerinde önemli değişiklere yol açacağını sandığımız sonuçlar bu araştırmanın sonucudur.

Barth ve Demirtaş (1997) tarafından ve YÖK / Dünya Bankası Milli Eğitim Geliştirme Projesi kapsamında hazırlanan “İlköğretim Sosyal Bilgiler Öğretimi” adlı eserin hazırlanmasının birçok amacı vardır. 34 Eğitim Fakültesini araç-gereçler, programlar ve öğretim elemanlarının eğitimi yönlerinden geliştirmeyi amaçlayan projenin önemli etkinliklerinden bir tanesi öğretmen eğitimiyle ilgili çeşitli konu alanlarında öğrenme – öğretme materyalleri hazırlamak olmuştur. Bu amaç çerçevesinde hazırlanan kitapların özel öğretim yöntemleri, okullarda uygulamalar ve ilgili diğer derslerde öğretim etkililiğini ve verimliliğini arttırmasına katkıda bulunması beklenmektedir. Çeşitli derslerde çok yönlü olarak kullanılabilecek bu kitaplarda yeni öğretim yöntemleri ve teknikleri, çeşitli düzeylerde etkinlikler ve öneriler yer almaktadır. Bu kitaplar, ilgili derslerdeki pratik ihtiyaçlar dikkate alınarak hazırlandığından dolayı teorik bir ders kitabından çok, esnek ve gelişmeye açık bir kaynak kitap niteliğindedir.

Erden (tarihsiz) tarafından hazırlanan “Sosyal Bilgiler Öğretimi” adlı eser, Eğitim Fakültelerinin Sınıf Öğretmenliği bölümlerinde okutulmakta olan “Sosyal Bilgiler Öğretimi” dersi için, ders kitabı olarak hazırlanmıştır. Ancak kitabın, kendisini geliştirmek isteyen Sosyal Bilgiler Öğretimi öğrencilerine de yardımcı olması amaçlanmıştır.

Doğan (1994) tarafından hazırlanan “Ders Kitapları ve Sosyalleşme” adlı eserde, 2. Abdülhamit ve 2. Meşrutiyet dönemi ders kitaplarında, idealize edilen insan tipinin özelliklerinin neler olduğu araştırılmıştır. Dönemler arası farklılıkları, değişen ve değişmeyen değerleri tespit etmek için, özellikle okuma metinlerinden ve metinlerdeki örneklerden yararlanılmıştır. Eser 4 bölümden oluşmuştur.

Köstüklü (1998) tarafından hazırlanan “Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretimi” adlı eser başlıca 5 bölümden oluşmuştur. 1. bölüm, “Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretimine Giriş”, 2. bölüm, “Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretim Metotları”, 3. bölüm, “Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretiminde Kullanılan Araç – Gereçler”,  4. bölüm, “İlk ve Orta Öğretimde Tarih Müfredatının Tanıtımı”, 5. bölüm, “Sosyal Bilimler ve Tarih Öğretiminde Ölçme ve Değerlendirme” bölümlerinden meydana gelmiştir.

Nas (2000) tarafından hazırlanan “Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretimi” adlı eserde, formal eğitimin sınırları genişletilerek informal eğitimin denetim altına alınmasının; konuların dökümü anlamındaki “müfredat” anlayışından (“içerik merkezli” ders vermekten) vazgeçilmesinin önemi vurgulanmaya çalışılmıştır. Program kavramını yalnızca öğretim açısından görmek, okulların işlevini bilgi alışverişine indirgemektir. Onun için kimi sayfalarda yoğunlaşan alıntılara orijinal olarak yer verilmiştir.

2.2. Makaleler

Sağlam (2002) tarafından “İlköğretim 4. Sınıf Öğrencilerinin Sosyal Bilgiler Dersindeki Kavramları Öğrenme Düzeyi” adlı bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırma 4. sınıf öğrencilerinin Sosyal Bilgiler dersi “aile, okul ve toplum hayatı” ünitesinde geçen kavramları öğrenme düzeylerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Bu araştırmada; öğrencilerin kavramları öğrenme düzeyleri ile Sosyal Bilgiler dersi başarıları arasındaki ilişki; öğrencilerin ailelerinin kültürel düzeyleri ve kavramları öğrenmeleri arasındaki ilişki ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır.

Coştu, Ayas ve Cerrah (2002) tarafından “Öğrencilerin Fen Kavramlarını Anlama Seviyelerinin Ve Yanılgılarının Belirlenmesinde Grup Mülakatlarının Önemi” adlı bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmada kavramların anlama seviyelerini tespit etmek amacıyla 9 öğrenci ile bireysel olarak, 27 öğrenci ile ise grup halinde mülakatlar yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde, öğrencilerin kavramları anlama seviyeleri ve kavram yanılgılarını ortaya çıkarmada grup mülakatının dezavantajlarının önlenmesine ilişkin bazı önerilerde bulunulmuştur.

Kabapınar (2002) tarafından hazırlanan “ İlköğretim Hayat Bilgisi ve Sosyal Bilgiler Öğretiminde Kullanılan Ders Kitapları ve Öğretim Materyalleri Açısından Türkiye ve İngiltere Örnekleri” adlı araştırmada siyasal, sosyal, kültürel yapılanma ve deneyimleri birbirinden oldukça farklı olan Türkiye ve İngiltere’deki ilköğretimin ilk basamağında yer alan Hayat Bilgisi ve Vatandaşlık Eğitimi derslerinde izlenen yöntemlerin genel bir karşılaştırılması yapılmıştır. Böylece eğitim felsefeleri ve öğretime yüklenen amaç boyutunda iki ülke arasında farklılıklar olup olmadığı da incelenmiştir.

Öztürk ve Yılmaz (2001) tarafından hazırlanan “ Türkiye ‘de Harf İnkılâbından Önce Kullanılan Tarih Programları ve Ders Kitapları” adlı makale 19. yüzyılın başlarından itibaren modernleşme sürecine giren Osmanlı Devleti’nde eğitim ve bilimde Batı modeline göre meydana gelen yapılanma ve değişimi konu edinmiştir. Bununla beraber yeni yapılanma ve değişim açısından Türk tarihinde bir dönüm noktası olan II. Meşrutiyet Devri’ndeki yeni tarih tezi hakkında bilgiler verilmiştir. Kurtuluş Savaşı yıllarında başlayıp, Cumhuriyet Döneminde mecrasına oturan Türk İnkılâbı’nda meydana gelen ivmenin temel ilkesi olan Milliyetçilik ve Laiklik ilkelerine değinilmiştir. Bu ilkeler doğrultusunda şekillenen Tarih öğretim programı ve ders kitapları makalenin ana temasını oluşturmaktadır.

X. ARAŞTIRMA YÖNTEMİ

Bu bölümde; araştırmanın modeli, araştırmanın evreni, örneklem durumu, verilerin toplanması ve verilerin analizi konuları açıklanmıştır.

  1. 1.      Araştırmanın Modeli

Bu araştırmada, anket – survey yöntemi uygulanacaktır. Araştırma genellikle ankete dayanan veriler üzerinde yürütülecek; bunun yanında, literatür taraması ile elde edilecek bilgiler de analizlerde kullanılacaktır.

  1. 2.      Evren ve Örneklem

Bu araştırmanın çalışma evrenini, Kastamonu 2002 -2003 öğretim yılında eğitim öğretime açık bulunan MEB İlköğretim Genel Müdürlüğü’ne bağlı 605 ilköğretim okulunda öğrenim gören 6461 altıncı sınıf öğrencisi oluşturmaktadır.

Random yöntemi ile Atabey, Atatürk, Gazipaşa, Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Yirmiüçağustos ilköğretim okullarında öğrenim gören 387 altıncı sınıf öğrencisi örneklem alınmıştır.

 

KASTAMONU İL MERKEZİNDE BULUNAN Örneklem İLKÖĞRETİM OKULU

6’ıncı SINIF ÖĞRENCİLERİNİN DAĞILIMI [16]

 

İLKÖĞRETİM OKULU

6’ncı Sınıf Öğrenci/Şube sayısı

Öğrenci

Şube

  1. Atabey

46

2

  1. Atatürk

38

2

  1. Gazipaşa

90

3

  1. Mehmet Akif Ersoy

54

2

  1. Vali Aydın Arslan

85

3

  1. Yirmiüçağustos

74

3

toplam

387

15

 

  1. 3.      Verilerin Toplanması

Bu araştırmada kullanılacak bilgileri toplamak üzere Sosyal Bilgiler Öğretim Programı’nda öngörülen her bir üniteye ait “…………… ünitesinde geçen kavramların anlam bilgisi” amacı, davranışlarla tanımlanmış, [17] davranışlarda geçen kavramlar listelenmiştir. Diğer taraftan 2002 – 2003 öğretim yılında ilköğretim okullarında eğitim aracı olarak kullanılan 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarında yer alan kavramlar tarama yöntemi ile listelenmiştir.

2001 – 2002, 2002 – 2003 ÖĞRETİM YILLARINDA KASTAMONU İL MERKEZİNDEKİ İLKÖĞRETİM OKULLARINDA OKUTULAN SOSYAL BİLGİLER DERS KİTAPLARI

 

İLKÖĞRETİM OKULU

4. SINIF

5. SINIF

6. SINIF

7. SINIF

1.Abdülhakhamit

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

2. Ali Fuat Darende

Tütibay Yayınları

Tütibay Yayınları

Doğan Yayıncılık

Doğan Yayıncılık

3. Atabey

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

4. Atatürk

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

5. Candaroğulları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

6. Ceritoğlu

MEB Yayınları

Serhat Yayınları

Doğan Yayıncılık

Doğan Yayıncılık

7. Cumhuriyet

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

8. Darende

Üner Yayınları

ÜnerYayınları

Doğan Yayıncılık

Doğan Yayıncılık

9. Gazipaşa

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

10. Hisarardı

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

11. İsfendiyarbey

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

12. Kırkçeşme

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

13. Kuzeykent

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

14. Mehmet Akif Ersoy

Üner Yayınları

Üner Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

15. Merkez

Doğan Yayıncılık

Doğan Yayıncılık

MEB Yayınları

MEB Yayınları

16. Sepetçioğlu

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

17. Şehit Şerife Bacı

MEB Yayınları

MEB Yayınları

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

18. Vali Aydın Arslan

Ders Kitapları A.Ş.

Ders Kitapları A.Ş.

MEB Yayınları

MEB Yayınları

19. Yıldırım Bayezıt

Doğan Yayıncılık

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

20.Yirmiüçağustos

Özgün Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

MEB Yayınları

Yukarıdaki tablodan da anlaşılacağı gibi, veri toplama aracının uygulandığı 20 okuldan; 2’si Doğan Yayıncılık, 3’ü Ders Kitapları A. Ş. ve 14’ü MEB Yayınlarına ait Sosyal Bilgiler ders kitabını kullanmaktadır.

5’nci sınıf Sosyal Bilgiler Öğretim Programında öngörülen ve ders kitaplarında geçen kavram listelerinden bir liste oluşturulmuştur.

Düzenlenen kavram listesi dikkate alınarak veri toplama aracı hazırlanmıştır. Veri toplama aracında yer verilen kavramların hangi davranışı/davranışları ölçmeye yönelik olduğu aşağıdaki listede gösterilmiştir.

 ANKETTE YER ALAN KAVRAMLAR VE ÖNGÖRÜLEN DAVRANIŞLAR

 

SORU

KAVRAMLAR

DAVRANIŞLAR

 

1

Vatan, Dil, Milliyetçilik, Anayasa, Siyaset, Doğal çevre, Fay hattı, Dünya, Halife, Mondros, Millet, Üçlü İttifak, Doğal afet, Kuvay-ı Milliye, Deprem, Üçlü İtilâf, Vahiy, Kültür, Lâiklik, BayrakTanıma

 

2

İslâmiyet, Kapitülasyon, Medeni Kanun, Çağdaşlaşma, Bitki örtüsü, Yuğ, Maki, Toprak kayması, Tevhid-i Tedrisat, Hicret, Bozkır, İnkılâp, Yurt birliği, Meşrutiyet, Bedevi, İklim, Geoit, Plâto, Sevr Anlaşması, OkyanusAnlamını bilme

3

VatanSeçip işaretleme – Tanıma-Örnekleme

4

LâiklikSeçip işaretleme-tamamlama

5

YuğSeçip işaretleme – Tanıma-Örnekleme

6

AtabeySeçip işaretleme – Tanıma-Örnekleme

7

DepremSeçip işaretleme – Tanıma-Örnekleme

8

Peri bacasıSeçip işaretleme-tamamlama

9

Erozyon, Vatan, Okyanus, Yuğ, Ova, Vezir, İklim, Vahiy, Bitki örtüsüCoğrafî kavramları Seçip İşaretleme-Tanıma-Örnekleme

10

KültürSeçip işaretleme – Tanıma-Örnekleme

11

Geoit, Halife, İklim, İnkılâpSeçip işaretleme-tamamlama

12

Erozyon, Divan, BozkırTanım Doğru / Yanlış

13

Layıklık, Anayasa, Meşrutiyet, Mondros, Okyanus, Hicret, Üçlü İttifak, Yurt birliğiYazım(İmlâ) Doğru/ Yanlış

Hazırlanan anket taslağı, ankette yer alan soruların alan kapsama yeterliliği, kullanılan kavramların ve soru biçimlerinin anlaşılabilirliği bakımından 11-15.11.2002 tarihleri arasında Kastamonu il merkezindeki Ali Fuat Darende, Candaroğulları, Ceritoğlu, Darende ve Merkez ilköğretim okullarında öğrenim gören altıncı sınıf öğrencilerine uygulanıp denenmiştir.

Soruların alan kapsama yeterliği, kullanılan kavramların ve soru biçimlerinin anlaşılabilirliği bakımından gerekli düzeltmeler yapılarak ankete son şekli verilmiştir.

Anket formu 13 seçenekli ve 1 açık uçlu olmak üzere 14 sorudan meydana gelmektedir.

Araştırma Anket Formları, 25-29.11.2002 tarihleri arasında Kastamonu Eğitim Fakültesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği 4’üncü sınıf öğrencilerinden oluşan araştırma gruplarınca örneklem alınan Kastamonu merkezindeki Atabey, Atatürk, Gazipaşa, Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Yirmiüçağustos ilköğretim okullarında öğrenim gören 387 altıncı sınıf öğrencisine uygulanmıştır.

4.      Verilerin Analizi

Toplanan Anket Cevap Formları, araştırmanın amaçlarına uygun olarak anket soruları için yan dağılımlar ( cevap kategorilerine göre frekans ve yüzde sayımları ) alınmıştır.

Kavramların hangi düzeyde/derecede kazanıldığını belirlemek amacıyla frekans dağılımı itibariyle % 0-44 arasındaki beklentiler “ Başarısız “, % 45-54 arasındaki beklentiler “ Geçer “, % 55-69 arasındaki beklentiler “ Orta “, % 70-84 arasındaki beklentiler “ İyi “, % 85-100 arasındaki beklentiler “ Pekiyi “ düzeyde [18] “ grubun beklentileri “ ya da “ karşı tarafın beklentisinin benimsenmesi “ olarak tanımlanmıştır. Elde edilen sonuçlar bu sınırlar içinde değerlendirilip yorumlanmıştır.

 

İKİNCİ Bölüm

Sonuç ve Teklifler

1. Sonuçlar

Kastamonu il merkezinde 2002 – 2003 öğretim yılında eğitim-öğretime açık bulunan 6 ilköğretim okulunda (Atabey, Atatürk, Gazipaşa, Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Yirmiüçağustos) öğrenim gören 387 6’ncı sınıf öğrencisine uygulanan veri toplama aracından elde edilen bulgu ve yorumlara dayanarak araştırmanın amaçlarına göre elde edilen sonuçlar ve bu sonuçlara göre teklifler aşağıda sıralanmıştır.

 Amaç 1

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi kavramlarının anlama, seçip işaretleme, örnekleme, eşleştirme, tamamlama bakımından 6’ncı sınıf öğrencilerince ne derecede kazanıldığını saptamak

Alt Problem 1

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Vatan ve Millet ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağında ne derecede kazanılmıştır?

 

TABLO 1

“ VATAN ve MİLLET “  ÜNİTESİNDE GEÇEN KAVRAMLARIN KAZANILMIŞLIK DÜZEYİ

 

Davranış

Kavram

Denek sayısı

N

beklenilen cevabı verenler

Frekans

Yüzde Oranı

%

Kazanılmışlık Düzeyi

verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip göstermeKültür

381

148

38,84

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeYurt birliği

387

248

64,08

0rta
Kavramı tanımaKültür

387

315

81,39

İyi
verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip göstermeVatan

387

324

83,72

İyi
Kavramı tanımaDil

387

338

87,33

Pekiyi
Kavramı tanımaBayrak

387

347

89,66

Pekiyi
Kavramı tanımaMillet

387

369

95,34

Pekiyi
Kavramı tanımaVatan

387

374

96,64

Pekiyi

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi “ VATAN ve MİLLET ” ünitesinde geçen kavramlardan “ Kültür, Yurt birliği ” % 38,84-64,08 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının altında, “ Kültür, Vatan, Dil, Bayrak, Millet ” % 81,39-96,64 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının üstünde kazanılmıştır.

“ VATAN ve MİLLET ” ünitesinde geçen kavramların davranışlara ve ilköğretim okullarına göre kazanılmışlık düzeyi hakkındaki sonuçlar aşağıda belirtilmiştir:

a. Kavramı tanıma

“ Bayrak 

Tüm grubun; “ Bayrak” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 89.66 (Pekiyi)’dır.

“ Bayrak” kavramı; Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos, Atabey, Gazipaşa ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Dil 

Tüm grubun; “ Dil” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 87.33 ( Pekiyi )’tür.

“ Dil” kavramı; Mehmet Akif Ersoy, Atatürk, Yirmiüçağustos, ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Kültür ”

Tüm grubun; “ Kültür” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 81.39 ( İyi )’dur.

“ Kültür” kavramı; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos, Atabey ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Millet 

Tüm grubun; “ Millet” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 95.34 (Pekiyi )’tür.

“ Millet” kavramı; Atabey, Mehmet Akif Ersoy ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa, Atatürk ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Vatan “

Tüm grubun; “ Vatan” kavramını tanıma /kazanılmışlık düzeyi % 94.64 (Pekiyi)’tür.

“ Vatan” kavramı; Yirmiüçağustos, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Atatürk ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

b. Kavramın anlamını bilme

“ Yurt birliği “

Tüm grubun; “ Yurt birliği” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 64.08 (Orta)’dir.

“ Yurt birliği” kavramı; Mehmet Akif Ersoy ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey, Atatürk, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

c. Verilen bir  tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip gösterme

“ Kültür ”

Tüm grubun; tanımı verilen “ Kültür ” kavramını bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi % 38,84 ( Başarısız )’tür.

Tanımı verilen “ Kültür ” kavramı; Vali Aydın Arslan, Atabey, Atatürk ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Kültür ” kavramı; Atatürk (% 28.94), Mehmet Akif Ersoy (% 75.92), Yirmiüçağustos  (% 77.02) ve Atabey (% 78.26) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin ( % 81.39 ) altında; Vali Aydın Arslan (% 80) ve Gazipaşa   (% 87.77) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince;  “ Kültür ” kavramı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmasına karşılık, tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Kültür ” kavramının; Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tanınma ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/ kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin kavramı tanıma ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

“ Vatan ”

Tüm grubun; tanımı verilen “ Vatan ” kavramını bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi % 83,72 ( İyi )’dir.

Tanımı verilen “ Vatan ” kavramı; Mehmet Akif Ersoy, Atabey ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Vatan ” kavramı; Yirmiüçağustos (% 91.89), Atatürk ve Atabey (% 100) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin (% 96.64) üstünde tanınmaktadır.

“ Vatan ” kavramının; Atabey ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tanınma ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/ kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Atatürk, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerinin kavramı tanıma ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

Alt Problem 2

İlköğretim Okulu 5’inci  sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Cumhuriyete Nasıl Kavuştuk ? ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağında ne derecede kazanılmıştır?

 

TABLO 2

“ CUMHURİYETE NASIL KAVUŞTUK ? “  ÜNİTESİNDE GEÇEN KAVRAMLARIN KAZANILMIŞLIK DÜZEYİ

 

Davranış

Kavram

Denek sayısı

N

bekleni-len cevabı verenler

Frekans

Yüzde Oranı

%

Kazanıl-mışlık Düzeyi

Kavramı tanımaÜçlü İtilâf

387

65

16,79

Başarısız
Kavramı tanımaÜçlü İttifak

387

72

18,60

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeKapitülasyon

387

98

25,33

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeMeşrutiyet

387

121

31,26

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeTevhid-i Tedrisat

387

127

32,81

Başarısız
Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaLâiklik

379

181

47,75

Geçer
Kavramın anlamını bilmeÇağdaşlaşma

387

195

50,38

Geçer
Kavramı tanımaKuvay-ı Milliye

387

204

52,71

Geçer
Kavramın anlamını bilmeSevr Antlaşması

387

211

54,52

Orta
Kavramın anlamını bilmeMedeni Kanun

387

226

58,39

Orta
Kavramın yazımı(imlâsı)nın doğru ya da yanlış olduğunu yazmaLayıklık/ Lâiklik

387

239

61,75

Orta
Kavramı tanımaMondros Mütarekesi

387

264

68,21

Orta
Kavramın anlamını bilmeİnkılâp

387

281

72,60

İyi
Kavramı tanımaSiyaset

387

284

73,38

İyi
Kavramı tanımaLâiklik

387

293

75,71

İyi
Verilen  bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaİnkılâp

373

300

80,42

İyi
Kavramı tanımaMilliyetçilik

387

322

83,20

İyi
Kavramı tanımaAnayasa

387

331

85,52

Pekiyi

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi “ CUMHURİYETE NASIL KAVUŞTUK? ” ünitesinde geçen kavramlardan “ Üçlü İtilâf, Üçlü İttifak, Kapitülasyon, Meşrutiyet, Tevhid-i Tedrisat, Lâiklik, Çağdaşlaşma, Kuvay-ı Milliye, Sevr Antlaşması, Medeni Kanun, Mondros Mütarekesi ” % 16,79-68,21 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının altında, “ İnkılâp, Siyaset, Lâiklik, Milliyetçilik, Anayasa ” % 72,60-85,52 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının üstünde kazanılmıştır.

“ CUMHURİYETE NASIL KAVUŞTUK ? ” ünitesinde geçen kavramların davranışlara ve ilköğretim okullarına göre kazanılmışlık düzeyi hakkındaki sonuçlar aşağıda belirtilmiştir:

a. Kavramı tanıma

“ Anayasa ”

Tüm grubun; “ Anayasa” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 85,52 (Pekiyi)’dir.

“ Anayasa” kavramı; Atabey, Atatürk ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa, Yirmiüçağustos ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Kuvay-ı Milliye ”

Tüm grubun; “ Kuvay-ı Milliye ” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 52.71 (Geçer)’dir.

“ Kuvay-ı Milliye” kavramı; Atabey ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Lâiklik 

Tüm grubun; “ Lâiklik” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 75.71 ( İyi )’dir.

“ Lâiklik” kavramı; Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos, Atabey, Gazipaşa ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Milliyetçilik ”

Tüm grubun; “ Milliyetçilik” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 83,20 (İyi)’dir.

“ Milliyetçilik” kavramı; Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa, Vali Aydın Arslan ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Mondros 

Tüm grubun; “ Mondros” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 68.21 (Orta)’dir.

“ Mondros Mütarekesi” kavramı; Yirmiüçağustos, Atabey ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Siyaset ”

Tüm grubun; “ Siyaset” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 73,38 ( İyi )‘dir.

“ Siyaset” kavramı; Atabey, Mehmet Akif Ersoy ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Üçlü İtilâf ”

Tüm grubun; “ Üçlü İtilâf” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 16.79   ( Başarısız )’dur.

“ Üçlü İtilâf” kavramı; Atabey, Yirmiüçağustos, Atatürk ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Üçlü İttifak ”

Tüm grubun; “ Üçlü İttifak” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 18.60 ( Başarısız )’tır.

“ Üçlü İttifak” kavramı; Mehmet Akif Ersoy, Atabey, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

b. Kavramın anlamını bilme

“ Çağdaşlaşma ”

Tüm grubun; “ Çağdaşlaşma ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 50.38    ( Geçer )’dir.

“ Çağdaşlaşma” kavramının; Yirmiüçağustos, Mehmet Akif Ersoy ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Atatürk ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ İnkılâp ”

Tüm grubun; “ İnkılâp ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 72,60    ( İyi )’tır.

“ İnkılâp” kavramının; Yirmiüçağustos, Mehmet Akif Ersoy ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Atatürk ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Kapitülasyon ”

Tüm grubun; “ Kapitülasyon ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 25.33         ( Başarısız )’tür.

“ Kapitülasyon” kavramının; Yirmiüçağustos, Atabey ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Medeni Kanun ”

Tüm grubun; “ Medeni Kanun ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 58.39   ( Orta )’dur.

“ Medeni Kanun” kavramının; Yirmiüçağustos, Mehmet Akif Ersoy ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Meşrutiyet 

Tüm grubun; “ Meşrutiyet ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 31.26         ( Başarısız )’dır.

“ Meşrutiyet” kavramının; Atabey, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Sevr Anlaşması ”

 

Tüm grubun; “ Sevr Anlaşması ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 54.52      ( Orta )’dir.

“ Sevr Anlaşması” kavramının; Yirmiüçağustos ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa, Vali Aydın Arslan, Mehmet Akif Ersoy ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 

“ Tevhid-i Tedrisat ”

Tüm grubun; “ Tevhid-i Tedrisat” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 32.81(Başarısız)’dir.

“ Tevhid-i Tedrisat” kavramının; Atabey Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında;, Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 

c. Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma

 İnkılâp ”

Tüm grubun “ İnkılâp ” kavramı tanımının boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi % 80.42 ( İyi )’tir.

“ İnkılâp” kavramı tanımının boş bırakılan yerine; Atabey, Yirmiüçağustos, Atatürk ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ İnkılâp ” kavramının; Yirmiüçağustos (% 64.86), Mehmet Akif Ersoy (% 66.66) ve Atabey (% 67.39) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin (% 72.60) altında; Vali Aydın Arslan (% 72.94), Atatürk (% 76.31) ve Gazipaşa (% 83.33) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince;  “ İnkılâp ” kavramının anlamı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında bilinmesine karşılık kavramın tanımının boş bırakılan yerine, tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ İnkılâp ” kavramının; Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince anlamını bilme ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamının bilmenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

“ Lâiklik 

Tablonun incelenmesinden anlaşılacağı gibi verilen bir tanımın boş bırakılan yerine, Atabey İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 31,81 oranıyla alt düzeyde, Gazipaşa İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 58,62 oranıyla üst düzeyde ilgili kavramın bir dizi seçenek arasından seçilip yazıldığı gözlenmektedir.

Tüm grubun; verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi % 47,75’tir.

d. Kavramın yazımı(imlâsı)nın doğru ya da yanlış olduğunu yazma

“ Layıklık/Lâiklik ”

Tüm grubun; “ Layıklık ” yazımının yanlış olduğunu seçip doğrusunu; Atabey, Mehmet Akif Ersoy, Atatürk ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde “ Lâiklik ” olarak yazma/kazanılmışlık düzeyi  % 61,75 ( Orta )’tir.

“ Lâiklik ” kavramının; Vali Aydın Arslan (% 45.88) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin ( % 75.71 ) altında; Mehmet Akif Ersoy (% 75.92), Yirmiüçağustos (% 78.37), Atabey (% 82.60), Gazipaşa (% 90) ve Atatürk (% 94.73) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Mehmet Akif Ersoy, Atabey ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince;  “ Lâiklik ” kavramının anlamı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bilinmesine karşılık, kavramın yazımının yanlış olduğu seçilip tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında doğrusu yazılmaktadır.

“ Lâiklik ” kavramının; Mehmet Akif Ersoy, Atabey ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince anlamını bilme ve  yazımın yanlış olduğunu seçip doğrusunu yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamının bilmenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve yazımın yanlış olduğunu seçip doğrusunu yazma/ /kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

Alt Problem 3

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ Güzel Yurdumuz Türkiye ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağı düzeyinde ne derecede kazanılmıştır?

 

TABLO 3

“GÜZEL YURDUMUZ TÜRKİYE“  ÜNİTESİNDE GEÇEN KAVRAMLARIN

 KAZANILMIŞLIK DÜZEYİ

 

Davranış

Kavram

Denek sayısı

N

beklenilen cevabı verenler

Frekans

Yüzde Oranı

%

Kazanılmışlık Düzeyi

Verilen  bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaPeri bacası

371

128

34,50

Başarısız
Verilen bir tanımın doğru ya da yanlış olduğunu yazmaMaki

380

188

49,47

Geçer
Kavramı tanımaFay hattı

387

197

50,90

Geçer
Kavramın anlamını bilmeMaki

387

244

63,04

Orta
Kavramın anlamını bilmePlâto

387

255

65,89

Orta
Kavramın anlamını bilmeBozkır

387

264

68,21

Orta
Kavramı tanımaDoğal çevre

387

278

71,83

İyi
Kavramın anlamını bilmeGeoit

387

281

72,60

İyi
Kavramın anlamını bilmeİklim

387

281

72,60

İyi
Kavramı tanımaDoğal afet

387

282

72,86

İyi
Verilen bir tanımın doğru ya da yanlış olduğunu yazmaErozyon

381

283

74,27

İyi
Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaİklim

373

286

76,67

İyi
Kavramın anlamını bilmeOkyanus

387

299

77,26

İyi
Kavramın anlamını bilmeToprak kayması

387

305

78,81

İyi
Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaGeoit

374

302

80,74

İyi
Kavramın anlamını bilmeBitki örtüsü

387

313

80,87

İyi
Verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip göstermeDeprem

383

318

83,02

İyi
Kavramı tanımaDeprem

387

357

92,24

Pekiyi
Kavramı tanımaDünya

387

360

93,02

Pekiyi

 

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi “ güzel yurdumuz türkiye ” ünitesinde geçen kavramlardan “ Peri bacası, Maki, Fay hattı,  Plâto, Bozkır ” % 34,50-68,21 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının altında, “ Doğal çevre, Geoit, İklim, Doğal afet, Erozyon, Okyanus, Toprak kayması, Bitki örtüsü, Deprem, Dünya ” % 71,83-93,02 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının üstünde kazanılmıştır.

“ Güzel Yurdumuz Türkiye ” ünitesinde geçen kavramların davranışlara ve ilköğretim okullarına göre kazanılmışlık düzeyi hakkındaki sonuçlar aşağıda belirtilmiştir:

a. Kavramı tanıma

“ Deprem 

Tüm grubun; “ Deprem” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 92.24 (Pekiyi)’tür.

“Deprem” kavramı; Mehmet Akif Ersoy, Atabey, Vali Aydın Arslan, Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Doğal afet ”

Tüm grubun; “ Doğal afet” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 72.86 (İyi)’dır

“Doğal afet” kavramı; Mehmet Akif Ersoy Yirmiüçağustos ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin  üstünde tanınmaktadır.

“ Doğal çevre ”

Tüm grubun; “ Doğal çevre” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 71.83 (İyi)’tür.

“Doğal çevre” kavramı; Yirmiüçağustos, Atabey ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Gazipaşa ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Dünya ”

Tüm grubun; “ Dünya” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 93.02 (Pekiyi)’dir.

“Dünya” kavramı; Atabey, Yirmiüçağustos ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Gazipaşa ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Fay hattı ”

Tüm grubun; “ Fay hattı” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 50.90 (Geçer)’dır.

“Fay hattı” kavramı; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Atabey Yirmiüçağustos ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

b. Kavramın anlamını bilme

“ Bitki örtüsü ”

Tüm grubun; “ Bitki örtüsü ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 80.87 (İyi)’dir.

“ Bitki örtüsü ” kavramının; Yirmiüçağustos, Atatürk ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Mehmet Akif Ersoy ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Bozkır ”

Tüm grubun; “ Bozkır ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 68.21 (Orta)’dir.

“ Bozkır ” kavramının; Atatürk, Yirmiüçağustos ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Geoit ”

Tüm grubun; “ Geoit ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 72.60     ( İyi )’tır.

“ Geoit ” kavramının; Yirmiüçağustos, Atabey ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 İklim ”

Tüm grubun; “ İklim ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 72.60      ( İyi )’tır.

“ İklim ” kavramının; Yirmiüçağustos, Mehmet Akif Ersoy ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Maki ”

Tüm grubun; “ Maki ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 63.04 (Orta)’tür.

“ Maki ” kavramının; Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey  ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinde; Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Okyanus ”

Tüm grubun; “ Okyanus ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 77.26 (İyi)’dır.

“ Okyanus ” kavramının; Mehmet Akif Ersoy, Atabey ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Atatürk ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Plâto ”

Tüm grubun; “ Plâto ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 65.89  ( Orta )’dur.

“ Plâto ” kavramının; Yirmiüçağustos, Atabey ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

“ Toprak kayması ”

Tüm grubun; “ Toprak kayması ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 78.81    ( İyi )’dir.

“ Toprak kayması ” kavramının; Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 c. Verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip gösterme

“ Deprem ”

Tüm grubun; tanımı verilen “ Deprem ” kavramını bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi % 83,02 ( İyi )’dir.

Tanımı verilen “ Deprem ” kavramı; Atabey, Mehmet Akif Ersoy ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Deprem ” kavramı; Mehmet Akif Ersoy ( % 88.88 ), Atabey ( % 89.13 ), Vali Aydın Arslan ( % 91.76 ), Yirmiüçağustos ( % 91.89 ) ve Atatürk ( % 92.10 ) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin ( % 92.24 ) altında; Gazipaşa ( % 96.66 ) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramı tanıma ve bir dizi seçenek arasında seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

d. Verilen  bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma

“ Geoit ”

Tüm grubun;  “ Geoit ” kavramı tanımının boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi  % 80,74 ( İyi )’dir.

“ Geoit ” tanımının boş bırakılan yerine; Atabey, Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ Geoit ” kavramının; Yirmiüçağustos (% 51.35), Atabey (% 52.17) ve Atatürk (%60.52) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin (% 72.60) altında; Mehmet Akif Ersoy ( % 75.92 ), Vali Aydın Arslan ( % 88.23 ) ve Gazipaşa  (% 88.88) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamı bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

“ İklim ”

Tüm grubun; “ İklim ” tanımının boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi  % 76,67 ( İyi  )’dir.

“İklim ” tanımının boş bırakılan yerine; Atabey, Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ İklim ” kavramının; Yirmiüçağustos (% 60.81), Mehmet Akif Ersoy (% 70.37) ve Atatürk (% 71.05) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin   (% 72.60) altında; Atabey (% 78.26), Vali Aydın Arslan (% 78.82) ve Gazipaşa (% 92.22) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince;  “ İklim ” kavramının anlamı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bilinmesine karşılık, tanımın boş bırakılan yerine tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ İklim ” kavramının; Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince anlamını bilme ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasında seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

“ Peri bacası ”

Tüm grubun; “ Peri bacası ” tanımının boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi % 34,50’dir.

“ Peri bacası ” tanımının boş bırakılan yerine, Atabey İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 15,55 oranıyla alt düzeyde, Yirmiüçağustos İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 47 oranıyla üst düzeyde ilgili kavramın bir dizi seçenek arasından seçilip yazılabildiği gözlenmektedir.

e. Verilen bir tanımın doğru ya da yanlış olduğunu yazma

“ Erozyon 

Tüm grubun; “ Erozyon ” tanımının doğru olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi % 74,27 (İyi)’dir.

“ Erozyon ” tanımının; Atabey, Vali Aydın Arslan ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk, Gazipaşa ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde doğru olduğu yazılmaktadır.

Verilen bir dizi kavram arasından coğrafî kavramlardan “ Erozyon ”; Yirmiüçağustos (% 54), Mehmet Akif Ersoy ( % 62.96 ) ve Vali Aydın Arslan (% 65.8) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin (% 66.40) altında; Atatürk (% 68.42), Gazipaşa (% 73.3) ve Atabey (% 76.87) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde seçilip işaretlenmektedir.

“ Erozyon ” kavramının; Atabey ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince coğrafî kavram olarak seçip işaretleme ve tanımının doğru olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında coğrafî kavram olarak seçip işaretlemenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Atatürk ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; coğrafî kavram olarak seçip işaretleme ve tanımın doğru olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında coğrafî kavram olarak seçip işaretlemenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

 Maki ”

Tüm grubun; “ Maki “ tanımının yanlış olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi % 49,47         ( Geçer )’dir.

“ Maki “ tanımının; Yirmiüçağustos, Gazipaşa ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey, Vali Aydın Arslan ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde yanlış olduğu yazılmaktadır.

“ Maki “ kavramının; Atatürk (% 55.26), Yirmiüçağustos (% 55.40) ve Mehmet Akif Ersoy (% 66.66) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin   (% 68.21) altında; Atabey (% 69.56), Vali Aydın Arslan (% 70.58) ve Gazipaşa (% 82.22) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince; “ Maki “ kavramının anlamı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bilinmesine karşılık tanımının, tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında yanlış olduğu yazılmaktadır.

“ Maki “ kavramının; Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince anlamını bilme ve tanımın yanlış olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Atatürk, Atabey ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve tanımın yanlış olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında  anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

 Alt Problem 4

İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler dersi “ İslâmiyetin Doğuşu, Yayılışı ve Türkler ” ünitesinde geçen kavramlar, 6’ncı sınıf öğrencilerince bilgi basamağında ne derecede kazanılmıştır?

 

TABLO 4

“İSLÂMİYETİN DOĞUŞU, YAYILIŞI VE TÜRKLER “  ÜNİTESİNDE GEÇEN KAVRAMLARIN  KAZANILMIŞLIK DÜZEYİ

 

Davranış

Kavram

Denek sayısı

N

beklenilen cevabı verenler

Frekans

Yüzde Oranı

%

Kazanılmışlık Düzeyi

Verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip göstermeAtabey

370

102

27,56

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeYuğ

387

111

28,68

Başarısız
Kavramın anlamını bilmeBedevi

387

114

29,45

Başarısız
Kavramı tanımaVahiy

387

133

34,36

Başarısız
Verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip göstermeYuğ

362

188

51,93

Geçer
Kavramı tanımaHalife

387

271

70,02

İyi
Verilen bir tanımın doğru ya da yanlış olduğunu yazmaDivan

374

263

70,32

İyi
Kavramın anlamını bilmeHicret

387

276

71,31

İyi
Kavramın anlamını bilmeİslâmiyet

387

314

81,13

İyi
Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazmaHalife

369

303

82,11

İyi

Tablonun incelenmesinden de anlaşılacağı gibi “İSLÂMİYETİN DOĞUŞU, YAYILIŞI VE TÜRKLER ” ünitesinde geçen kavramlardan “ Atabey, Yuğ, Bedevi, Vahiy, Yuğ ” % 27,56-51,93 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının altında, “ Halife, Divan, Hicret, İslâmiyet, Halife ” % 70,02-82,11 oranları ile tam öğrenmenin alt sınırı olan % 70 oranının üstünde kazanılmıştır.

“İSLÂMİYETİN DOĞUŞU, YAYILIŞI VE TÜRKLER ” ünitesinde geçen kavramların davranışlara ve ilköğretim okullarına göre kazanılmışlık düzeyi hakkındaki sonuçlar aşağıda belirtilmiştir:

 a. Kavramı tanıma

“ Halife 

Tüm grubun; “ Halife” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 70,02 ( İyi )’dir.

“ Halife” kavramı; Atabey, Mehmet Akif Ersoy Yirmiüçağustos ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

“ Vahiy ”

Tüm grubun; “ Vahiy ” kavramını tanıma/kazanılmışlık düzeyi % 34,36 (Başarısız)’dır.

“ Vahiy ” kavramı; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

 b. Kavramın anlamını bilme

“ Bedevi ”

Tüm grubun; “ Bedevi ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 29.45 (Başarısız)’tir.

“ Bedevi ” kavramının; Atabey, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Hicret ”

Tüm grubun; “ Hicret ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 71.31    ( İyi )’dir.

“ Hicret ” kavramının; Mehmet Akif Ersoy ve Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Yirmiüçağustos, Vali Aydın Arslan, Gazipaşa ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 İslâmiyet ”

Tüm grubun; “ İslâmiyet ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 81.13 (İyi)’tür.

“ İslâmiyet ” kavramının; Mehmet Akif Ersoy, Atatürk ve Atabey ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Vali Aydın Arslan, Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 

“ Yuğ 

Tüm grubun; “ Yuğ ” kavramının anlamını bilme/kazanılmışlık düzeyi % 28.68 (Başarısız)’dir.

“ Yuğ ” kavramının; Yirmiüçağustos, Vali Aydın Arslan, Atabey ve Mehmet Akif Ersoy ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atatürk ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

 

c. verilen bir tanımla ilgili kavramı bir dizi kavram arasından seçip gösterme

“ Atabey ”

Tüm grubun; tanımı verilen “ Atabey ” kavramını bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi % 27,56 ( Başarısız )’dır.

Tanımı verilen “ Atabey ” kavramı; Atatürk, Mehmet Akif Ersoy, Yirmiüçağustos ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Atabey ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Yuğ ”

Tüm grubun; tanımı verilen “ Yuğ ” kavramını bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi  % 51,93 ( Geçer )’dir.

Tanımı verilen “ Yuğ ” kavramı; Vali Aydın Arslan, Atabey, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Yuğ ” kavramının;  Yirmiüçağustos (% 14.86), Vali Aydın Arslan (% 21.17), Atabey (% 21.73) ve Mehmet Akif Ersoy (% 25.92) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin(% 28.68) altında; Atatürk (% 28.94) ve Gazipaşa (% 52.22) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde anlamı bilinmektedir.

Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince; “ Yuğ ” kavramının anlamı tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde bilinmesine karşılık, tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında bir dizi seçenek arasından seçilip gösterilmektedir.

“ Yuğ ” kavramının; Atatürk ilköğretim okulu öğrencilerince anlamını bilme ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olmadığı yönünde çelişki bulunmaktadır.

Mehmet Akif Ersoy ve Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerinin; kavramın anlamını bilme ve bir dizi seçenek arasından seçip gösterme/kazanılmışlık düzeyi arasında anlamını bilmenin bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

d. Verilen bir tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma

“ Halife ”

Tüm grubun; “ Halife ” tanımının boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi % 82,11 ( İyi )’dir.

“ Halife “ tanımının boş bırakılan yerine; Atabey, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Mehmet Akif Ersoy, Gazipaşa ve Vali Aydın Arslan ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde ilgili kavram bir dizi seçenek arasından seçilip yazılmaktadır.

“ Halife ” kavramı; Atabey ( % 50 ), Mehmet Akif Ersoy ( % 55.55 ), Yirmiüçağustos ( % 58.10 ) ve Atatürk ( % 65.78 ) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin ( % 70.02 ) altında; Gazipaşa ( % 83.33 ) ve Vali Aydın Arslan ( % 88.23 ) ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde tanınmaktadır.

Tüm grubun;  kavramı tanıma ve tanımın boş bırakılan yerine ilgili kavramı bir dizi seçenek arasından seçip yazma/kazanılmışlık düzeyi arasında tanımanın bilinçli/kalıcı olduğu yönünde tutarlılık görülmektedir.

e. Verilen bir tanımın doğru ya da yanlış olduğunu yazma

“ Divan 

Tüm grubun; “ Divan ” tanımının doğru olduğunu yazma/kazanılmışlık düzeyi % 70.32 (İyi)’dir.

“ Divan ” tanımının; Atabey, Mehmet Akif Ersoy, Vali Aydın Arslan, Atatürk ve Yirmiüçağustos ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin altında; Gazipaşa ilköğretim okulu öğrencilerince tüm grubun kazanılmışlık düzeyinin üstünde doğru olduğu yazılmaktadır.

Amaç 2

Kavramlarının kazanılmasında, eğitim araçlarından İlköğretim Okulu 5’inci sınıf Sosyal Bilgiler ders kitaplarında öğrencileri zorlayan etkenleri saptamak

 

TABLO 5

SOSYAL BİLGİLER VE DİĞER DERS KİTAPLARININ ANLAŞILMASINDA KARŞILAŞILAN GÜÇLÜKLERİ ÖNEM SIRASINA GÖRE BELİRTME SORUSUNA VERİLEN CEVAPLARIN İLKÖĞRETİM OKULU 6’NCI SINIF ÖĞRENCİLERİNE VE CEVAP KATEGORİLERİNE GÖRE DAĞILIMI

İLKÖĞRETİM OKULU

 

İLKÖĞRETİM OKULU 6’NCI SINIF ÖĞRENCİLERİnin verdikleri cevaplar

 

1

2

3

4

5

TÜM GRUP

A

B

C

D

E

f

%

f

%

f

%

f

%

f

%

f

%

1. Atabey

19

54,28

4

11,42

3

8,57

6

17,14

3

8,57

35

100

2. Atatürk

12

36,36

5

15,15

7

21,21

7

21,21

2

6,06

33

100

3. Gazipaşa

32

47,05

15

22,05

9

13,23

4

5,88

8

11,76

68

100

4. Mehmet Akif Ersoy

18

39,13

7

15,21

6

13,04

2

4,34

13

28,26

46

100

5. Vali Aydın Arslan

40

47,05

22

25,88

15

17,64

5

5,88

3

3,52

85

100

6. Yirmiüçağustos

20

27,02

10

13,51

15

20,27

25

33,78

4

5,40

74

100

TÜM GRUP

141

41,34

63

18,47

55

16,12

49

14,36

33

9,67

341

100

 

Sosyal Bilgiler ve diğer ders kitaplarını anlamakta çekilen güçlüklerin sıralanması sorusuna, 341 denekten 141’i (% 41,34) “Kitaplarda yabancı kelimeler bulunması ” seçeneğini 1’ncı sırada, 63’ü (% 18,47) “ Cümlelerin uzun ve karmaşık olması ” seçeneğini 2’nci sırada, 55’i  (% 16,12) “ İşlenen konuların güç olması “ seçeneğini 3’üncü sırada, 49’u (% 14,36), “ Metinlerin yeterince açıklayıcı biçimde yazılmaması ” seçeneğini 4’üncü sırada ve 33’ü (% 9,67) “ Kitaplarda yeterince öğretime yardımcı unsur olmaması “ seçeneğini 5’inci sırada “sosyal bilgiler ve diğer ders kitaplarını anlamakta çekilen güçlük“ olarak cevap vermiştir.

sosyal bilgiler ve diğer ders kitaplarının anlaşılmasında çekilen güçlüklerin  önem sırasına göre belirtilmesinde; Yirmiüçağustos İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 27.02 oranıyla alt düzeyde. Atatürk İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 54.28 oranıyla üst düzeyde “ Kitaplarda yabancı kelimeler bulunması “ seçeneği 1’inci sırada;

Atabey İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 11.42 oranıyla alt düzeyde. Vali Aydın Arslan İlköğretim Okulu 6 ‘ncı sınıf öğrencilerince % 25.88 oranıyla üst düzeyde “ Cümlelerin uzun ve karmaşık olması “ seçeneği 2’nci sırada;

Atabey İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 8.57 oranıyla alt düzeyde, Atatürk İlköğretim Okulu 6 ‘ncı sınıf öğrencilerince % 21.21 oranıyla üst düzeyde “İşlenen konuların güç olması” seçeneği 3’üncü sırada;

Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 4.34 oranıyla alt düzeyde, Yirmiüçağustos İlköğretim Okulu 6 ‘ncı sınıf öğrencilerince % 33.78 oranıyla üst düzeyde “ Metinlerin yeterince açıklayıcı biçimde yazılmaması “ seçeneği 4’üncü sırada;

Vali Aydın Arslan İlköğretim Okulu 6’ncı sınıf öğrencilerince % 3.52 oranıyla alt düzeyde, Mehmet Akif Ersoy İlköğretim Okulu 6 ‘ncı sınıf öğrencilerince % 28.26 oranıyla üst düzeyde  “ Kitaplarda yeterince öğretime yardımcı unsur olmaması  “ seçeneği 5’inci sırada yer almaktadır.

Hiçbir öğrencinin imlâ (yazım) kılavuzu kullanmamasının gözlenmesi anlamlıdır.

2. TEKLİFLER

 Amaç 3

Kavramların kazanılmasında anlama, seçip işaretleme, örnekleme, eşleştirme, tamamlama ve ders kitaplarının niteliklerine yönelik program ve ders kitabı hazırlama, geliştirme konularında önerilerde bulunmak

Kavram öğretimi kişinin / öğrencinin kendi çabası, aile ve sosyal çevresinin verdiği imkânlarla gerçekleşir. Bundan sonra örgün eğitimde öğretmen ve ders kitapları rol oynar.

İlköğretim Okulu Türkçe eğitim programına göre kavram eğitiminin kazanılmasında aşağıdaki işlem basamaklarına uyulur.

  1. Kavramın gösterdiği varlığın kendisi,
  2. Varlığın kendisi yoksa resmi, sembolü vs.,
  3. Varlığın eylemle anlatımı,
  4. Zıt anlamıyla anlatımı,
  5. Sözlük, ansiklopedi kullanımı.

Sosyal Bilgiler öğretmenleri başta Türkçe olmak üzere Vatandaşlık ve İnsan Hakları Eğitimi, T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük dersleriyle bağlantı kurmaları gerekir.

a. Kavramların Tespiti

Sosyal Bilgiler öğretiminde hangi kavramların, hangi sayıda, hangi ünitede verilmesi gerektiğine ilişkin herhangi bir çerçeve bulunmamaktadır. Sosyal Bilgiler Programı “ …………. ünitesinde geçen kavramların anlam bilgisi” özel amacını her ünite için öngörmüş olmasına karşılık; bu kavramların neler olduğuna dair herhangi bir çerçeve vermemiştir. Programın açıklamalar başlığı altında “Konuların işlenişinde kavramlar ilgili olduğu konu ile birlikte verilir.” yönergesi ünite – konularda geçen kavramların tespitini öğretmene bırakmış gözükmektedir.

b. Amaçların / Davranışların Tanımlanması

Sosyal Bilgiler Programı’nda her ünitenin özel amaçları verilmiş olmasına rağmen bu amaçların gerçekleştiğini gösteren; başka bir deyişle amaçları tanımlayan davranışlar bulunmamaktadır. Bu durumda kavramların anlam bilgisinin amacının gerçekleşme derecesinin ölçülmesi (gözlenebilir davranışların) öğretmenin niteliğinin yeterliliğine kalmaktadır. Öğretmen kavramların anlam bilgisi amacının kazanılıp/kazanılmadığını, amacı tanımlayabiliyorsa ölçebilecektir.

 Örnek

Ünite Düzeyinde Amaç: “Vatan ve Millet” ünitesinde geçen kavramların anlam bilgisi.

Konu Düzeyinde Amaç: “Millet” kavramının anlam bilgisi.

Davranışlar:

1. “Millet” kavramı tanımının doğru ya da yanlış olduğunu yazma / söyleme.

2. Tanımı verilen “Millet” kavramını, bir dizi kavram arasından seçip işaretleme.

3. “Millet” kavramının tanımını, bir dizi tanım arasından seçip işaretleme.

4. “Millet” kavramıyla ilgili  bir dizi tanımı eşleştirip işaretleme.

5. Tanımın boş bırakılan yerine ilgili “Millet” kavramını yazma / söyleme.

6. “Millet” kavramının tanımını derste geçen ifadesiyle yazma / söyleme.

7. “Millet” kavramına yakın çevresinden örnekler verme.

Ünite Düzeyinde Amaç: “Cumhuriyete Nasıl Kavuştuk ?” ünitesinde geçen  kavramların anlam bilgisi.

Konu Düzeyinde Amaç: “Milliyetçilik” kavramının anlam bilgisi.

Davranışlar:

1. “Milliyetçilik” kavramı tanımının doğru ya da yanlış olduğunu yazma / söyleme.

2. Tanımı verilen “Milliyetçilik” kavramını, bir dizi kavram arasından seçip işaretleme.

3. “Milliyetçilik” kavramının tanımını, bir dizi tanım arasından seçip işaretleme.

4. “Milliyetçilik” kavramıyla ilgili bir dizi tanımı eşleştirip işaretleme.

5. Tanımın boş bırakılan yerine ilgili “Milliyetçilik” kavramını yazma / söyleme.

6. “Milliyetçilik” kavramının tanımını derste geçen ifadesiyle yazma / söyleme.

7. “Milliyetçilik” kavramına yakın çevresinden örnekler verme.

Ünite Düzeyinde Amaç:  “Güzel Yurdumuz Türkiye” ünitesinde geçen  kavramların anlam bilgisi.

Konu Düzeyinde Amaç: “Deprem” kavramının anlam bilgisi.

Davranışlar:

1. “Deprem” kavramı tanımının doğru ya da yanlış olduğunu yazma / söyleme.

2. Tanımı verilen “Coğrafi Keşifler” kavramını, bir dizi kavram arasından seçip işaretleme.

3. “Deprem” kavramının tanımını, bir dizi tanım arasından seçip işaretleme.

4. “Deprem” kavramıyla ilgili bir dizi tanımı eşleştirip işaretleme.

5. Tanımın boş bırakılan yerine ilgili “Deprem” kavramını yazma / söyleme.

6. “Deprem” kavramının tanımını derste geçen ifadesiyle yazma / söyleme.

7. “Deprem” kavramına yakın çevresinden örnekler verme.

Ünite Düzeyinde Amaç: “İslâmiyetin Doğuşu, Yayılışı ve Türkler” ünitesinde geçen  kavramların anlam bilgisi.

Konu Düzeyinde Amaç: “Atabey” kavramının anlam bilgisi.

Davranışlar:

1. “Atabey” kavramı tanımının doğru ya da yanlış olduğunu yazma / söyleme.

2. Tanımı verilen “Atabey” kavramını, bir dizi kavram arasından seçip işaretleme.

3. “Atabey” kavramının tanımını, bir dizi tanım arasından seçip işaretleme.

4. “Atabey” kavramıyla ilgili  bir dizi tanımı eşleştirip işaretleme.

5. Tanımın boş bırakılan yerine ilgili “Atabey” kavramını yazma / söyleme.

6. “Atabey” kavramının tanımını derste geçen ifadesiyle yazma / söyleme.

7. “Atabey” kavramına örnekler verme.

 

c. Ders Kitaplarının Programa Uygunluğu

Ders kitapları, öğrencinin öğrenme yaşantılarına kaynaklık eden yazılı ve basılı araç – gereçlerden biridir. Ders kitabı “her tür ve derecedeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarında kullanılacak olan, konuları öğretim programları doğrultusunda hazırlanmış, öğrenim amacı ile kullanılan basılı eser”dir. Başka bir deyişle, “ 1- Bir dersin öğretimiyle ilişkili olarak hazırlanan ya da seçilen herhangi bir kitap. 2- Belirli ölçülere göre incelendikten sonra belli okul, sınıf ve ders için öğretmen ve öğrencilere kaynak olarak salık verilen kitap”tır.

Ülkemizde ders kitapları öğrenci için hazırlanmaktadır. Ülkemiz şartlarında ders kitabı öğrencinin kavram kazanmasında başlıca kaynak özelliği taşımaktadır. Diğer taraftan öğretmen dersin öğretiminde meslekî yayınları takip etmekle birlikte, ağırlıklı olarak öğrenci için hazırlanmış ders kitabını belirleyici bir kaynak ve araç olarak kullanmaktadır. Bu anlayış kavramların anlam bilgisi amacının gerçekleşmesini ders kitabındaki kavramın veriliş biçimi, işlenişi ile sınırlandırmaktadır. Bu durumda öğretmen ders kitabında verilen kavramların öğrenme / öğretme etkinliklerinde kullanılması kolaylığını tercih etmektedir.

 d. Sosyal Bilgiler Dersinin Türkçe Dersiyle İlgisinin / Bağlantısının Kurulması

Türkçe eğitim programında öngörüldüğü gibi kavram eğitiminde son aşama sözlüğe bakılarak kavramın anlamının bilinmesi/tanımlanmasıdır. Ders kitaplarının sözlüklerinin bu kapsamda yeterli olduğunu söylemek mümkün değildir. Daha doğrusu ders kitabındaki sözlüğün kavram eğitimine yönelik olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

 e. Hizmet İçi Eğitim

Ülkemiz şartlarında öğretmenlerin program hazırlama, geliştirme ve değerlendirme, ölçme ve değerlendirme alanlarındaki niteliklerinin “ Türk Millî Eğitiminin Genel Amaç ve Temel İlkeleri ”ni gerçekleştirmede yeterli olmadığı kamuoyunda tartışılan gerçeklerden biridir. Bu yetersizliğin giderilmesinde; öğretmenin hizmet içi eğitim yoluyla iş başında yetiştirilmesi ya da öğretmenin kendi isteği ile ihtiyacını karşılaması veya öğretim programlarının öğretmen kılavuzu ağırlıklı hazırlanması gibi uygulamalar katkıda bulunabilir.

f. Kavram Haritaları

Sosyal Bilgiler Öğretim Programında amaçların davranışlarla tanımlanması, her ünite sonunda o ünitenin kavramlarını gösteren kavram haritalarına yer verilmesi; kavram eğitimindeki boşlukların doldurulmasına, eğitimin rastgele / tesadüfî değil plânlı olmasına katkıda bulunabilir.

DİP NOTLAR

[1] KOÇAK, Kemal, “1998 İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Programı Genel Amaçlarının (Gerçekleşebilirliği) Değerlendirilmesi (Alan Araştırması-Kastamonu Örneği)”, Gazi Üniversitesi Kastamonu Eğitim Dergisi, Cilt:10, Sayı:1( Mart 2002 ), s. 134; MEB Talim ve Terbiye Kurulunun 25.04.1985 tarih ve 67 sayılı kararı, Tebliğler Dergisi ( 17.06.1985;2190 )

[2] KOÇAK, Kemal, a. g.m., s. 135; MEB Talim ve Terbiye Kurulunun 02.04.1998 tarih ve 62 sayılı kararı, Tebliğler Dergisi ( Nisan 1998;2487 )

[3] OĞUZKAN, A. Ferhan, Eğitim Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınlar, A. Ü. Basımevi, Ankara 1981, s. 150

[4] FİDAN, Nurettin, Okulda Öğrenme ve Öğretme Kavramlar, İlkeler, Yöntemler, Kadıoğlu Matbaası, Ankara 1984, s.189

[5] ÜLGEN, Gülten, Kavram Geliştirme Uygulama ve Kuramlar, Ankara 1988, s.14

[6] ÜLGEN, Gülten, a.g.e., s. 20

[7] BEYAZITOĞLU, E. Nazif, İlkokul IV. Sınıf Sosyal Bilgiler Programında Öngörülen Kavramların Kazandırılma Düzeyi (Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi ), H. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 1991, s. 9

[8] KOÇAK, Kemal, İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Öğretim Programı Özel Amaçlar ve Davranışlar, Kastamonu 2001

[9] 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu, madde 13

[10] SÖNMEZ, Veysel, Program Geliştirme ve Öğretmen El Kitabı, Olgaç Matbaası, Ankara 1986, s. 46

[11] SÖNMEZ, Veysel, Sosyal Bilgiler Öğretimi, Şafak Matbaası, Ankara 1994, s. 70-80

[12] 222 Sayılı İlköğretim ve Eğitim Kanunu, madde 1

[13] Türkçe Sözlük 2 K-Z, AKDTYK Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu Basım evi, Ankara 1988, s. 817

[14] A.g.e., s. 1104

[15] A.e., s. 1105

[16] Kastamonu Valiliği Millî Eğitim Müdürlüğünün 21.11.2002 gün ve 20686 sayılı yazısı eki

[17] KOÇAK, Kemal, İlköğretim Okulu Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı Özel Amaçlar /  Davranışlar, Kastamonu 2000

[18] MEB İlköğretim Kurumları Yönetmeliği, ( 27.08.2003;25212 ) Resmî Gazete, madde 33

KAYNAKÇA

1.   ALKAN, Cevat; Özel Öğretim İlke ve Yöntemleri, A.Ü. Eğt. Bil. Fak. Yayınları No: 167, Ankara, 1991.

2. BART, James L. ve diğerleri; İlköğretimde Sosyal Bilgiler Öğretimi, YÖK-Dünya Bankası Milli Eğitimi Geliştirme Programı, Ankara, 1997.

3. BAŞARAN, İ. Ethem; Eğitime Giriş, Kadıoğlu Maatbası, Ankara, 1983.

4. BEYAZITOĞLU, E. Nazif; İlkokul IV. Sınıf Sosyal Bilgiler Programında Öngörülen Kavramların Kazandırılma Düzeyi ( Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi ), H.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 1991.

5. BİNBAŞIOĞLU, Cavit; Genel Öğretim Bilgisi, Ankara, 1981.

6. 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanunu.

7. ÇİLELİ, Meral; İlköğretim Kurumlarında Sosyal Bilgiler Öğretimi ve Sorunları, T.E.D. Yayınları Öğretim Dizisi No: 13, Ankara, 1995.

8. DEMİREL, Özcan; Genel Öğretim Yöntemleri, Usem Yayınları No:11, Ankara, 1994.

9. ERDEN, Münire; Sosyal Bilgiler Öğretimi, Alkım Yayın Evi, Ankara.

10. ERDEN, Münire ve Yasemin Akman; Eğitim Psikolojisi, Ankara, 1995.

11. ERGİNER, Ergin; Öğretimi Planlama ve Uygulama ve Değerlendirme, Anı Yayınları, Ankara, 2000.

12. ERTÜRK, Selahattin; Eğitimde Program Geliştirme, Yelkenkaya Yayınları, Ankara, 1984.

13. FİDAN, Nurettin; Okulda Öğrenme ve Öğretme Kavramlar, İlkeler Yöntemler, Kadıoğlu Matbaası, Ankara, 1984.

14. …………………..; Okulda Öğrenme ve Öğretme, Alkım Kitabevi, Ankara, 1990.

15. 222 Sayılı İlköğretim Ve Eğitim Kanunu.

16. KARASAR, Niyazi; Bilimsel Araştırma Yöntemi, 3A Araştırma Eğitim Danışmanlık, Ankara, 1995.

17. KISAKÜREK, M. A. – F. Paykoç; Sosyal Bilgiler Öğretimi, Meteksan Yayınları, Ankara, 1987.

18. KOÇAK, Kemal; Sosyal Bilgiler Programının Değerlendirilmesi ( Alan Araştırması – Kastamonu Örneği ), MEB Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı, Ankara, 1995.

19. …………………; Cumhuriyetten Günümüze Tarih Anlayışı ve Ortaöğretim Kurumlarında Tarih Öğretimi ( Doktora Tezi ), G.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 1998.

20. ………………….; Ortaöğretim Kurumları Tarih Programının Değerlendirilmesi (Alan Araştırması – Ankara Örneği ), Kastamonu Eğitim Dergisi, Mart 2000.

21. KÜÇÜKAHMET, Leyla; Öğretim İlke ve Yöntemleri, Alkım Kitapevi, İstanbul, 1998.

22. MEB Milli Eğitim Sayısal Veriler 2001 – 2002, Ankara, 2002.

23. MOFFAAT, Maurice; Sosyal Bilgiler Öğretimi, Maarif Basımevi, İstanbul, 1957.

24. OĞUZKAN, A. Ferhan; Eğitim Terimleri Sözlüğü, TDK Yayınları, A.Ü. Basımevi, Ankara, 1981.

25. ÖZDEN, Yüksel; Öğrenme ve Öğretme, Pegem Yayınları, Ankara, 1997.

26. POCZTAR, Jerry; Programlı Öğretim Kuramları ve Uygulaması, ( Çev.: Alişan Hızal ), A.Ü. Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları No: 199, Ankara, 1997.

27. SAFRAN, Mustafa; “Değişik Öğrenim Basamaklarındaki Tarih Dersine İlişkin Tutumlar Üzerine Bir Araştırma”, Eğitim Sayı: 4, MEB Basımevi, Ankara, 1993.

28. ……………………; Ortaöğretim Kurumlarında Tarih Öğretiminin Yapı ve Sorunlarına İlişkin Bir Araştırma, ( Yayınlanmamış Doçentlik Tezi ), G.Ü., Ankara, 1993.

29. SAĞLAMER, Emin; İlkokulda Sosyal Bilgiler Öğretimi, Ankara, 1980.

30. SÖNMEZ, Veysel; Program Geliştirme ve Öğretmen El Kitabı, Olgaç Matbaası, Ankara, 1986.

31. …………………..; Sosyal Bilgiler Öğretimi, Şafak Matbaası, Ankara, 1994.

32. Tebligler Dergisi; ( 2434 ), MEB Ders Kitapları Yönetmeliği.

33. …………………; ( 2487 ), Sosyal Bilgiler Dersi Öğretim Programı.

34. TEKIŞIK, H. Hüsnü; Sosyal Bilgiler Öğretimi Rehberi, Ankara, 1987.

35. TURGUT, M. Fuat; Eğitimde Ölçme ve Değerlendirme, Saydam Matbaacılık, Ankara, 1992.

36. Türk Dil Kurumu; TDK Sözlüğü, T.T.K. Basımevi, Ankara, 1981.

37. ÜLGEN, Gülten; Kavram Geliştirme Uygulama ve Kuramlar, Ankara, 1988.

Continue Reading
Click to comment

Leave a Reply

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Maarifimizde İstikamet

İLK MEKTEPLERDE TARİH TEDRİSATI [ÖĞRETİMİ]

Published

on

Giriş

Tedrisat Mecmuası, R. 1325/M. 1910 yılında İstanbul Matbaa-i Amirede Osmanlı Türkçesi ile yayımlanmaya başlamıştır.  Dönemin Maarif Nezareti adına Darü’lmuallimin Heyet-i Talimiyesi tarafından dergi önceleri ayda bir defa, ardından her ayın on beşinde çıkarılmaya başlanmıştır. 43. sayıdan itibaren on beş günde bir yerine, tekrar ayda bir yayımlanmıştır. Dergi, önceleri Tedrisat-ı İbtidaiye Mecmuası adıyla yayınlanmış, 19. sayıdan itibaren adı Tedrisat Mecmuası olarak değiştirilmiştir.

Dönemin “Darü’l-muallimin” müdürleri, dergide başyazar olarak yazılarını kaleme almışlardır.

Derginin muhtevası, 44. sayıya kadar “malumat-ı umumiye” ve “ders numuneleri” olmak üzere iki bölümden ibarettir. İlk bölümde teorik olarak verilen bilgiler ve yapılan açıklamalar ikinci bölümde pratiğe dökülmüştür. 44. sayıdan sonra bu iki bölüm yerine bir bütün hâlinde açıklamalar yapılmıştır. 20. sayıdan sonra “Kısm-ı Resmi” adı altında Maarif Nezaretinin resmi yazılarını içeren bir bölüme yer verilmiştir. 24. sayıdan itibaren “şuun-ı maarif/dar’ül-muallimin şuunu” adıyla yer alan bölümde eğitim bilimleri ile ilgili gelişmelere ait makaleler bulunmaktadır. Bu bölüme düzenli olarak her sayıda yer verilmemiştir.

Aşağıda, derginin tanımlanan [Tedrisat Mecmuası, Sayı:67, İstanbul, Mayıs 1341 (1925), s. 317-338] künyesinde öğrenci başarısının ölçülmesine yönelik yayımlanan “İLK MEKTEPLERDE TARİH TEDRİSATI” başlıklı makale araştırmacı tarafından Osmanlı Türkçesi’nden çevriyazı olarak sunulmuştur.

***

Epeyce zamandan beri tarih okuturum. Her dersin bidâyetinde [başında] geçen dersin hülâsasını tekrar ettirmek usûlüne sadık kaldığım gibi her sene-i tedrisiye [öğretim yılı] bidâyetinde geçen senenin derslerini umûmi [genel] bir nazarla [bakışla]  gözden geçirmek ve çocuklara birkaç derste icmâl ettirmek kaidesini de ihmâl etmedim. Fakat bu tekrarlamalarda elde ettiğim netayic [neticeler, sonuçlar] hiçbir vakit sarf ettiğim mesaiye [yaptığım çalışmaya] tekabül etmedi [karşılık olmadı]. Çok zaman meyus [ümitsiz] oldum. Arzu ettiğim neticeyi elde edemediğimden mütevellit [dolayı] bir ızdırabla [acıyla] düşündüm. “Çocuklar neden muvaffak olamıyorlar?

Bu sual, çok zaman beni meşgul etti. Müteaddit [birçok, çeşitli]  tecrübelerimde bu sualime cevap olabilecek bazı izlere tesadüf ettim. Bilhassa son senelerde bu izleri teyit edecek [doğrulayacak]  müşahhas [somut]  misallere de şahit oldum. Tereddüt ettim. Acaba çocuklardaki bu muvaffakiyetsizlik [başarısızlık]  hususi [özel] midir? Yoksa muhtelif hocaların dest-i terbiyetinde [elinde eğitimde] bulunan çocuklar da aynı evsafı [niteliği] mı haizdir [sahiptir]? İşte bu tereddüt [kararsızlık] bizi, yukarıdaki suali biraz umumileştirerek [genelleştirerek] diğer mektepler arasında da bir tahkik yapmağa [araştırmaya]  sevk etti. Bu tetkik [inceleme] tecrübesini sene-i dersiye [öğretim yılı] sonuna tesadüf ettirmek daha tam bir netice çıkarabilmek ümidini artıracağı cihetle bu sene 27 Mayıs [1]341[1925]’de iki mektebin üç sınıfında tarih okuyan (150) talebesi arasında bir anket yaptık. Her sınıfın seviyesine göre sualler tertip edip sorduk. Sorduğumuz sualler şunlardır?

Beşinci sınıfa [Bu sınıftaki talebe Kurun-ı Cedide [Yeniçağ] okumuştur.]

1-Kristof Kolomb Amerika’yı keşfetmeseydi Harb-i Umûmi’de [Birinci Dünya Savaşı’nda] ihtimal mağlup olmazdık diyorlar. Siz ne dersiniz?

2-Memleketimizden kovulan hükümdarlara: (Siz kendi rahatınızı kendiniz bozdunuz, şikâyete hakkınız yoktur.) demişler, hükümdarlar da: (Hayır bizim rahatımızı milletlerimiz yıktı.) demişler. Bunların hangisi doğrudur?

3-İnsanların gözleri en uzak, en küçük şeyleri görmeye müsait olsaydı hangi şeyleri icat etmeğe lüzum kalmazdı? İnsanlarda o zaman nasıl bir değişiklik olurdu?

4-İnsanlarda para merakı olmasaydı şimendifer ihtira [icat] edilemezdi diyorlar. Bu, doğru mudur?

Dördüncü sınıfa [Talebe bu sınıfta Kurun-ı Evveli ve Vusta [İlkçağ ve Ortaçağ] okumuştur.]

1-İnsanlar için Karaköy köprüsünü yapmak mı güç olmuştur. Yoksa Sultanahmet Meydanı’ndaki yazılı büyük taşı yapıp dökmek mi?

2-Ayasofya yapıldığı zaman Bakırköyü’ndeki taş ocaklarından taş almak istemişler. Bakırköyü’ndeki Türkler taş vermemiş. Mimarlar başka yerden taş bulup Ayasofya’yı yapmışlar. Bakırköylülerin bu hareketi doğru mudur?

3-Ispartalılar çocuklarını hırsızlığa teşvik ederlermiş. Biz ise hırsızları hapsediyoruz. Şimdiki hırsızlar diyorlarmış ki: (Ah ne olurdu biz de Ispartalı olsaydık…) Bunların düşüncesi doğru mudur?

4-Asurilerin kale muharebelerinde kullandıkları toplar, bizim İstanbul’u zapt ederken kullandığımız toplardan küçük mü idi, büyük mü idi?

Üçüncü sınıfa [Talebe Türk Tarihi okumuştur.]

1-Biz İstanbul’u zapt ederken atılan büyük topların sesini benim babam işitmiş, bana anlattı. Sizin babanız da işitmiş mi, size anlattı mı?

2-Sakarya Muharebesi’nde Yeniçeriler hangi silahlarla harp ettiler?

3-Büyük Reşit Paşa âlim bir adammış. Acaba Erkek Muallim Mektebi’nde mi okudu, yoksa Galatasaray Mektebi’nde mi?

4-Eski dedelerimiz ayaklarına yemeni ve pabuç giyerlermiş, neden fotin giymiyorlardı? Bu, daha rahat değil midir?

5-Barbaros Hayreddin Paşa mı milletine çok hizmet etmiştir. Yoksa Namık Kemal Bey mi? Hangisi evvel, hangisi sonra hizmet etmiştir?

Bu suallere verilen cevapların hepsini burada neşretmeğe imkân yoktur. Yalnız (müspet [olumlu/başarılı]  ve menfilerden [olumsuzlardan/başarısızlardan]) birer ikişer numune [örnek] yazmak bir fikir verebilir. Çocukların bu yazıları, diğer terbiyevi nukat [nokta/esas] nazarından [bakımından] da mühim birer tetkik zemini olabilir ise de biz burada yalnız tarih nokta-i nazarından [anlayışından] tetkik edeceğiz.

Beşinci sınıfın birinci suale (müspet) cevapları

1-Doğru değildir. Çünkü bir def’a harb-i umûmide bizi mağlup etmeğe çalışanlar, Amerika yerlileri değildir. Bunlar, Amerika’nın keşfini müteakip oraya para hırsıyla veya eza ve cefadan bizar kalarak giden Avrupalılardır. Bunlar mürur-ı zamanla orada hükûmet kurdular ve hükûmetleri harb-i umumide itilâf devletlerine yardım etti. Hem bizim mağlubiyetimize neden yalnız bunlar sebep olsun? Almanlar mahsurdu, Bulgarlar bitkin bir hâle geldi. Biz ise birçok cephede yardıma muhtaç bir hâlde kaldık. Amerika olmasaydı mağlubiyetimiz yine olacaktı ama belki biraz geç…

2-Hayır, doğru değildir. Çünkü keşiften sonra Amerika’ya gidenlerin çoğu İngiliz’di. Bunlar oraya gitmeseydi Avrupa’da kalacaklardı. Yine mağlup olacaktık.

3-Doğru değildir. Çünkü Kristof Amerika’yı keşfetmeseydi başka bir seyyah keşfedecekti. Onları da yine İngilizler kandıracaktı. Eğer Almanya Amerika’nın vapurunu batırmasaydı veya batırdıktan sonra Amerika’nın gönlünü yapsaydı Amerika tehlikesini kaldırmış olurdu. Fakat biz belki yine mağlup olurduk. Çünkü her taraftan mahsur kalmıştık.

Birinci suale beşinci sınıfların (makûs) cevapları

1-Doğrudur. Çünkü biz Almanlarla beraberdik. Almanlar Fransızları eyice ezmişti. Amerikalılar harbe karışmasaydı yüzde yüz galip gelecektik. Çünkü Almanlar kuvvetli idi. Amerikalılar geldi, işimiz bozuldu. Ve harb-i umumide mağlup olduk.

2-Kristof Kolomb Amerika’yı keşfetmeseydi bu kıta malum olmayacaktı. Ve aynı zamanda orada birçok hükûmetler olmayacaktı. Harb-i umumide de bize fenalık etmeyecekler, biz de mağlup olmayacaktık

3-Doğru değil. Kolomb Amerika’yı Dünya’nın yuvarlak olduğunu ispat için keşfetti. Eğer Amerika’yı keşfetmeseydi Dünya’nın yuvarlak olduğunu bilmezdik.

İkinci suale her iki mektebin 37 talebesi müttefikan [birlikte] müspet cevap vermişlerdir. Bunlardan yalnız bir numune zikretmek kâfidir.

1-Doğru değildir. Eğer hükümdarlar milletlerine zulüm ve istibdatla muamele etmeseydi rahatları bozulmazdı. Çünkü milletler vaktiyle onları bu mevkie getirdikleri zaman, bize iyi baksın, bizi idare etsin diye getirmişlerdi. Onlar “Ben Allah’ın vekiliyim.” diyerek kendilerine bir süs verdiler, milleti unuttular, millet de bu hayırsız uşakları başından attı.

Diğer cevaplar hemen umumiyetle bu tipe yakındır.

Beşinci sınıfın üçüncü suale (müspet) cevabı

1-Birinci teleskop, ikincisi mikroskoptur. Çünkü teleskop semadaki uzak yıldızları görmeye yarar. Hâlbuki insanın gözü bunları gördükten sonra teleskoba ihtiyacı kalmaz. Mikroskop ise içtiğimiz şeylerin, kanımız vesairenin tetkikine yarar. Gözümüz bunları gördükten sonra neye yarar?

Huylar değişirdi. Sebebi fena huylu adamlar başka kimselerin en ince yerlerini görürlerdi. Mikropları gördükçe birçok hastalıktan kurtulurduk. Fakat titiz olurduk. Ahlâk alt üst olur. Bugün başka insan olurduk.

2-Dürbün, teleskop, mikroskop gibi aletleri icada hiç lüzum kalmazdı.  Herkes temiz olurdu. Çünkü mikropları görür ve onlardan iğrenirdi[k]. Sonra herkesin her şeyden malumatı olurdu.

Beşinci sınıfın üçüncü suale (makûs) cevabı

1-İnsanların gözleri müsait olsaydı: Hindistan, Amerika’nın keşfine lüzum kalmazdı. Çünkü biz Amerika’yı gözümüzle görürdük. Sonra pusulanın da ehemmiyeti kalmazdı. Çünkü denizden karayı görmek kabil olurdu. Kıskançlık gibi ahlâk doğardı.

Diğer cevaplar hep bu tipe yakındır. Bunun için diğer bir numune zikrine lüzum görülmemiştir.

Beşinci sınıfın dördüncü suale müspet cevapları:

1-Bu sual bir cihetten doğru, bir cihetten yanlıştır. Her fert para için bir şeyi icat etmez. Milletine iyilik etmek, nam kazanmak ve yine milletinin bir ihtiyacını temin için de icat eder. Ve şimdiye kadar olan keşiflerin çoğu böyledir. Fakat bazı kimseler de para kazanacağım diye çalışır, bir şeyi keşf ve ihtira [icat] eder.

Diğer çocuklar bu sualin cevabında keşf ve ihtiralara yalnız ihtiyacın sebep olduğunu söylemekle en kestirme cevap vermiş oluyorlar.

Makûs cevap verenler ise:

1-Evet ortada para sevdası olmasaydı şimendifer icat olunmazdı. Çünkü bir adam der ki: Benim param var neden ben uzaklara gideyim? Der evden dışarıya çıkmazdı ve herkes tembel, miskin olurdu.

Diyorlar veya:

2-Doğrudur. Çünkü para olmasaydı şimendifer makineleri yapılamazdı. Demiri çıkarmak için para lâzımdır. Tesfiye etmek [işlemek] için para lâzımdır.

Demekle meseleyi pratik ve sathî bir nokta-i nazarla muhakeme etmektedir. Dördüncü sınıf cevaplarından da ikişer, üçer numune zikredecek olursak mesele çok uzayacaktır. Bunun için yalnız müspet ve menfilerinden birer misal zikredeceğiz.

Dördüncü sınıfın birinci suale müspet cevapları

1-İnsanlar için Karaköy köprüsünü yapmak daha kolay olmuştur. Çünkü Sultanahmet meydanındaki taş, köprüden daha eskidir. Medeniyet gittikçe işi kolaylaştırır ve insanlara kolaylık verir. Dikilitaş medeniyet daha ilerlemeden yapılmıştır ve insanlara güç olmuştur.

Diğer müspet cevaplar hemen aynı muhakemeye istinat ediyor. Bu cevabın menfileri:

1-Dikilitaş kolay, köprü zordur. Çünkü başka memleketlerden getirdiler, denizin dibine dalgıçlar indirdiler ve denize bağladılar. Ve böylece zorlukla yaptılar. Dikilitaş ise bir parçadan ibarettir. Nasıl olsa yapılır.

Makûsların çoğunda aynı tarz muhakeme mevcuttur.

Dördüncü sınıfın ikinci suale müspet cevapları:

1-Ayasofya yapılırken Bakırköyü’nde Türkler yoktu. Bizanslılar vardı. Eğer Ayasofya’yı Türkler yapsaydı ve Bakırköyü’nde de Türkler bulunsaydı da taş vermeselerdi o zaman bir kabahat olurdu.

Bu çocuk şayan-ı dikkat olan muhakemesiyle dürüst bir cevap verdiği halde ekseriyeti teşkil eden ve aksine cevap veren talebeden birisi de:

1-Bakırköyü’ndeki Türklerin bu hareketi doğru değildir. Çünkü o vakit kilise diye yapıyorlardı. Türkler memleketimizde böyle bir kilise yapılmasını istemediler ve taş vermediler. Yaptıkları bu hareket doğrudur ama sonradan Türklerin camii olunca mahzun ve pişman olmuşlardır.

Demekle hatadan hataya düşüyor ve farkında olmaksızın bir de azab-ı deruni hissediyor.

Dördüncü sualin cevabında çocuklar çok müşkülâta tesadüf etmişlerdir. Cevapların birisinde:

1-Ispartalılar bu fena âdeti yapıyor diye biz de mi yapalım? Hırsızlar bu fena huydan kurtulmak için çalışmıyorlar da Ispartalılar gibi olmayı düşünüyorlar. Isparta’nın terbiyesi öyle imiş. Biz neden öyle olalım? Zaten Ispartalı olsaydılar çalacak para bulamazlardı. Dayak yiye yiye canları çıkardı. Bunlar doğru düşünmüyor. Bunlar için en doğru düşünce çalışıp elinin teriyle yaşamaktır.

Demekle dimağının inkişaf ettiğini gösterdiği hâlde ekseriyeti teşkil eden menfi cevaplardan birisinde de çocuk:

1-Efendim, Ispartalılar hiçbir vakit çocuklarını hırsızlığa teşvik etmezlerdi. Daha çok terbiye ederlerdi. Onlar namuslu adamlardı. Bizimkiler ise hem hırsızlık ederler sonra da pişman olurlar. Birkaç kere de hapis edilirler.

Demekle ne söylediğinin farkındadır. Ne de yaptığının…

Talebe üçüncü sualin cevabında da aynı nispette muvaffakiyetsizlik göstermişlerdir. Bunlar meyanında şu cevaplar şayan-ı dikkattir:

1-Asurilerin topları üç direk arasına asılmış bir zincir, zincirin ucunda da bir topuz vardır. Onlarla kaleyi yıkmak için topuzu sallarlar kale duvarına çarparlardı. Hâlbuki Fatih’in topları böyle değildi. Onlar demirdendi. Ve gülle atarlardı.

1-Asurilerin kale muharebelerinde kullandıkları toplar, tabii bizimkinden çok küçüktür. Çünkü o zaman biz İstanbul’u zapt ederken medeniyet çok ilerlemişti. Diyor.

Çocuklar burada sualin şekline aldanmışlar ve mademki Asuriler askerdi topları da vardır. Fakat eski oldukları için küçüktü. Neticesine varmışlardır.

Üçüncü sınıfın cevapları ise bunlardan daha şayan-ı dikkattir.

İlk suale müspet cevap verenlerden yalnız bir tanesi şöyle düşünmüştür:

1-İstanbul, çok eski zamanda zapt edildi. Şimdi benim babam kırk yaşındadır. Babam o zaman doğmamıştı. Onun için işitmemiş, bana anlatmadı. Diyor. Diğer birisi de:

1-Benim babam o zaman askerdi, işitmiş, bana anlattı. Diyor.

Çocuğun babası ihtimal askerdi. Harpteki top seslerini anlatmış olabilir. Fakat çocuk bu hatıratını karıştırdı.

İkinci sualin cevabında da aynı hâller nazar-ı dikkati celp etmektedir. Bunlardan bir talebe:

1-Sakarya muharebesinde Cumhuriyet ordusu harp etti. Topla, tüfenkle, süngü ile harp etti. Yeniçeriler çoktan ortadan kalkmıştı.

Demekle tarihe olan rüştünü ispat ettiği hâlde müspetlerin iki mislini teşkil eden menfilerde çocuk hemen umumiyetle hatıratını karma karışık etmektedir. Bunlardan birisi:

1-Sakarya muharebesinde yeniçeriler okla, mızrakla, kılıçla, balta ile harp ettiler. Diyor.

Bunlar, üçüncü sualin cevabında da aynı hâli göstermektedirler.

1-Büyük Reşit Paşa büyük adamdı. Fakat ne Erkek Muallim Mektebinde okudu. Ne de Galatasaray’da, o, başka bir mektepte okudu, mahalle mektebinde o zaman böyle mektepler yoktu.

Demekle hakikate yaklaştığı hâlde müspet cevapların iki mislini teşkil eden menfi cevaplarda ise:

1-Büyük Reşit Paşa Erkek Muallim Mektebinde okudu. Demekle ya Darülmuallimin’e teveccüh göstermekte veya: “Galatasaray’da okudu” demekle topçu olduğunu izhar etmektedir.

Dördüncü sualin cevabında çok şayan-ı dikkattir ki hemen umumiyetle muvaffak olmuşlardır. 41 müspet cevaba karşı 11 menfi ile neticelenen bu cevapların birinde:

1-Eski zamanlarda medeniyet çok yoktu fotin yapmazlardı. Onun için ayaklarına yemeni giyerlerdi. Yapsalardı tabii kundura giyerlerdi. Daha rahat olurdu. Deniyor ve sanat tarihini anlamaya başladığını ihsas ediyor. Menfilerden birisinde ise şöyle deniyor:

1-O vakit fotin yoktu. Yemeni ucuz olduğu için onu giyerlerdi.

Beşinci sualin cevabında ise çocuklar yine hatıratını karıştırıyor ve yukarıdaki cevaplarda muvaffakiyet gösteren bir çocuk şöyle cevap veriyor:

1-Barbaros denizde, Namık Kemal Bey de şairlikte hizmet etti. Fakat Namık Kemal Bey daha evvel hizmet etti.

Çocukların hemen hepsi aynı hataya düşmektedir. 52 çocuktan 15 çocuk yakın cevaplar vermişlerdir:

1-Barbaros denizcilikte hizmet etti ve çok hizmet etti. Namık Kemal Bey de bizi ve memleketi padişahların zulmünden kurtarmak için hizmet etti. Barbaros daha evvel hizmet etti.

Bu cevapların tasnifinde şöyle bir netice hâsıl oluyor:

Beşinci sınıf talebeleri birinci suale 8 müspet 29 menfi,

Beşinci sınıf talebeleri ikinci suale 37 müspet,

Beşinci sınıf talebeleri üçüncü suale 23 müspet 14 menfi,

Beşinci sınıf talebeleri dördüncü suale 16 müspet 21 menfi

Netice: 84 müspet, 64 menfi;

Dördüncü sınıf talebeleri birinci suale 38 müspet 17 menfi,

Dördüncü sınıf talebeleri ikinci suale 2 müspet 53 menfi,

Dördüncü sınıf talebeleri üçüncü suale 17 müspet 38 menfi,

Dördüncü sınıf talebeleri dördüncü suale 14 müspet 41 menfi

Netice: 79 müspet, 149 menfi;

Üçüncü sınıf talebeleri birinci suale 13 müspet 39 menfi,

Üçüncü sınıf talebeleri ikinci suale 17 müspet 35 menfi,

Üçüncü sınıf talebeleri üçüncü suale 19 müspet 33 menfi,

Üçüncü sınıf talebeleri dördüncü suale 41 müspet 11 menfi

Üçüncü sınıf talebeleri beşinci suale 15 müspet 37 menfi

Netice: 105 müspet, 155 menfi.

Bunlar da hülâsa edilirse 628 cevaptan 260 müspet, 368 menfi cevap elde edilmiştir. Müspet cevaplar, menfilerin ancak sülâsenine [üçte birine] karib [yakın] bir kısmını teşkil etmektedir. Bu hâle nazaran iki mektebin tarih okuyan “150” talebesi üzerinde tatbik edilen bu anket menfi bir netice vermiş demektir. Eğer mümkün olsaydı da çocuk adedini teksir etseydik [çoğaltsaydık]  ve bu yoklamayı sene-i dersiye bidayetinde [öğretim yılı başında] yapsaydık bu tespit daha tenezzül edecekti [belirleyici olacaktı]. Çünkü bu iki mektebin şerâit-i terbiye ve tedrisiyesi [eğitim ve öğretim şartları] diğer mekteplerden daha üstün görülmekte olduğu gibi çocuklar, hâl-i hazırda birçok hamule-i tarihiyeyi [tarihi bilgiye] de haiz [sahip] bulunmaktadır. Evet, suallerin bazıları yüksek görülebilir. Buna rağmen meseleyi muhakemeye alışmış olan bir talebe için yüksek olmadığını cevaplar göstermektedir.

Muvaffak [başarılı] olan çocuklar sınıfın en yüksek talebesi telakki [kabul] edilse bile- nerede kaldı ki bunların hepsi böyle değildir-tarih dersi yalnız bunlar için müfit [faydalı] olmuş demektir. Biz derslerin muvaffakiyetini yüzde nispetiyle tayin etmemiz lâzımken burada tespit ahadlar [birler, 1-9’a kadar olan sayılar] arasında dönmektedir. Bu ise hiç olmazsa bazı mekteplerde tarih tedrisinin [öğretiminin] menfi [olumsuz]  bir netice verdiğini göstermektedir. Acaba bu, neden neşet etmektedir [kaynaklanmaktadır]? İşte biz bu sualin cevabını çocuklardan almak istedik ve şu vaziyetimizle onlara sorduk ve dedik ki: Çocuklar, size daha iyi tarih okutabilmek için ne suretle hareket edelim? Hangi usulden, hangi yoldan gidelim? Dedik. Onlar da bize bir takım cevaplar verdiler. Vaz’ı masumeleriyle [masun durumlarıyla] dertlerini anlatmak istediler. İşte biz bu satırları, bunların derdini anlatmak için yazdık. Kavl-i mücerretle [delilsiz, kanıtsız] hareket etmek istemedik. Her hükmü-muvakkat da olsa-tecrübeye istinat ettirdik [dayandırdık]. Tecrübemiz yanlış ise hükmümüz de yanlıştır. Biz tecrübemizde devam edeceğiz. Ve hatalarımızı görmeye çalışacağız. Bu hususta bizi ikaz eden muhterem üstadım Cevdet Beyefendiye payansız [sonsuz] teşekkürler ederim.

Biz çocukların cevaplarındaki lisan-ı hâlden az çok şu manaları anlamaya çalıştık:

1-Çocuk maziyi ancak kendi tecrübesi nispetinde anlayabilir.

2-Hadisat-ı maziye [geçmişteki olaylar], kendisinden biraz geride ve mesafesini tayin güç olan bir noktada mütekarib huzmeler [yaklaşan demetler] hâlinde toplanır.

3-Bu huzmeler ziyası [ışığı] kendisi için daima müphemdir [belirsizdir]. Her huzmeyi, hareketi istikametinde takiple tenvir eder[aydınlatır].

4-Asar-ı bakiye [kalıntılar] bu huzmelerin ipuçları, hayatındaki müşabihleri [benzerlikleri] ise rehberidir.

5-Hadisatın cereyanında müntaki teselsülle tebâid-i hisseder. [Sebeb-i evvel, netice sonra, bir neticenin diğerine merbutiyeti [bağlılığı] gibi.]

6-Çocuğu kendisi ve ancak mensup olduğu cemaat alâkadar eder. Diğer cemaatlerin mânası onca sönüktür. Kendisiyle alâkadar oldukları nispette ziyadar olurlar [ilgi duyarlar, öğrenirler, aydınlanırlar].

7-Zaman mikyası [ölçeği] çocuk için daima yuvarlak hesaptır.

8-Çocukta müsaade [izin] ve müsamahakârlık [hoş görme] yoktur. Kendisinden başka türlü düşünenleri afv edemez.

Filhakika [hakikatte] bu cevaplar tetkik edildiği [incelendiği] zaman görülür ki çocuklar zaman nispetlerini tayinde daima ve ekseriyetle hataya düşüyorlar. Bilhassa şayan-ı dikkat olan bir cihet de:

Vekâyin münasebetlerini [olayların bağlantılarını/ilişkilerini], esbap [sebepler] ve neticelerini dürüst olarak tayin edememeleridir. Harb-i umumideki mağlubiyetimizi Amerika’nın keşfinde arayan masum, son asır muharebatındaki [muharebelerindeki] keyfiyet-i harbiyeyi [harbin niteliğini/cereyanını] yakinen bilememektedir. Keza: İnsanların gözleri başka şerâit tahtında [şartlar altında] rüyet hassasına [görme duyusuna] malik [sahip] olsaydı, ne gibi netayiç [neticeler] ve ne gibi ihtiyaç tevlit edecekti [doğacaktı] bunu tayinde mütereddittir [kararsızdır].

Çocuklar tecrübi bir insiyakla [içgüdüyle] daima kemiyete [sayıya, niceliğe] ehemmiyet atfederler [önem verirler]. Onların hayattaki tecrübeleri ancak bu kadarına mezuniyet [izin] vermektedir. Mektep ise insiyakı tenvire [aydınlatmaya]  imkân hazırlayamamıştır. Harb-i Umûmi’de kemiyeten [sayıca] bizim tarafın fazla olduğunu söylediğiniz zaman mağlubiyetimize hayret etmekten kendini alamaz. Tedris anında keyfiyetin daima mühim rol oynadığını, ne yaptığını bilen bir dimağ olmadıkça eldeki silahın bir odun parçasından farkı olmadığını söylesek bile çocuk bunu ancak kendi nefsinden kıyas ederek niçin benim elimdeki bir silah odun parçasından farksız olsun der. Bu sizin hükmünüzü dimağında iptal eder. Veya onda yalnız bir hatıra olarak kalır. Hatıra ise her an sönebilir. Keza: Şimendiferin ihtiraını [icadını] sırf para gibi maddi bir saikin tesirine tabi tutması her günkü maddi tecrübesinin bir neticesidir. Mektep bunu da tenvir edememiştir. Veya hariçteki tesirat [dıştaki tesirler] mektebin nurunu söndürmeğe kâfi gelmiştir. Tarihte bu gibi mesailin [meselelerin] halline hiç imkân verilmemiştir. Çocuk, muharebe yığınları ve kendisine hiçbir şey ifade etmeyen muahede [antlaşma] maddeleri arasında bunalmış kalmıştır. Tarih okumaktan maksat eğer geçmiş olan adamların yaptıklarını birer birer sayıp dökmek demek ise bir Amerikalı mürebbinin [eğitimcinin] dediği gibi “Ölüleri olmuş olan vukuatıyla medfun bırakmalıdır.” Çocuğun hâl [şimdiki/yaşadığı durum] ve istikbali [geleceği] varken tarih, ancak bunları tenvir [aydınlatma] nokta-i nazarından [bakımından] tedris ve tetkik edilebilirken [öğretilir ve incelenebilirken] onu bir masal derecesine indirmek tabiatıyla çocuklara hiç müfit [faydalı] olmamak demektir. Çocuk bir cemiyetin malıdır. Biz bu cemiyeti çocuğa tanıtmamız lâzımdır. Fakat nasıl?.. İşte mesele buradadır. İçindeki yaşadığı cemiyeti çocuğa tanıtmak gayet müşküldür. Çünkü çok girift [karışık] ve muazzeldir [ayıplanmıştır, paylanmıştır, azarlanmıştır]. Vak’ayi henüz bizden uzaklaşmadığı için onu olduğu gibi görebilmek çocuk için müşkül bir iştir. O hâlde bugünü tetkik imkânı çocuk için müşkül ise onu bilvasıta [araçla] izah etmek zarureti vardır. O vasıta da bugünkü şerâit-i ictimaiyeyi [sosyal/toplum şartlarını] ihzar eden [gösteren] hadisat-ı maziyedir [geçmişteki olaylardır].

O hâlde tarih, bugünü izah eden bir sebep, bir vasıta gibi tetkik edilecektir. Nokta-i istinat [dayanak noktası] bu olunca hâldeki [şimdiki] müessesat-ı ictimaiyeyi [toplum kurumlarını] tetkik ederken [incelerken] maziden [geçmişten] istimdat edeceğiz [yardım isteyeceğiz]. İşte bu tetkik ve istimdat ameliyesini nasıl tatbik ve icra edeceğimizi biraz düşünmek lâzımdır. Biz çocuğa bugünkü cemiyetin heyet-i mecmuasını [toplum yapısını] arz eder ve bunu izah seddinde mazinin heyet-i mecmuasını imdada çağırırsak tarih hiç bizim işimize yaramayacaktır. Çünkü bu takdirde müşkülü müşkül ile izaha çalışacağız. Bu vaziyette biz; bir şehri ziyarete giden seyyahın uzaktan o şehrin heyet-i umumiyesini [tamamını] görmekle iktifa etmesi vaziyetindeyiz. Bir şehirden maksat, yalnız taş binalar ve menazır-ı tabiye [doğal görünüş] ise o şehirdeki müessesat-ı ictimaiyenin [toplum kurumlarının] hiç kıymeti yoksa onu ziyaret külfetine değmeyeceği gibi cemiyet-i beşeriyeyi [insan topluluklarını] de bu tarzdaki tetkikimizin bir kıymeti olmayacak demektir. Çünkü çocuk bu muazzam işi kavrayamayacaktır. Onun dimağı bunu anlamakta her zaman izhar-ı acz edecektir [yetersizlik gösterecektir, başarısız olacaktır].

Eğer biz cemiyet-i beşeriyeyi, elan [şimdi, henüz] yaşayan, canlı ve müteharrik [hareketli] bir kuvvet mecmuası diye telakki edecek [kabul edecek] ve onu tetkike bu nokta-i nazardan başlayacaksak o hâlde çocuğu bu kuvvetlerin ve bu hareketlerin istikameti cihetinde harekete getirmemiz lâzımdır. Çocuğu aynı zamanda ve muhtelif, belki de makes [akseden] istikamette hareket eden kuvvetlerin arkasından koşturacak olursak bitap düşüreceğiz ve ona hiçbir şeyi izah edememekten mütevellit [doğan] ızdırab-ı deruni [derin ıztırap] ile çırpınıp duracağız. Binaenaleyh [dolayısıyla]: Heyet-i mecmua-ı beşeri millet enmuzeclerine [tiplerine, örneklerine] ayırarak tetkik etmek yine bir heyet-i mecmuayı tetkikten farksızdır. Böyle yapılmayıp da müessesat-ı ictimaiye birer birer tetkik edilse o müessesat ki cemiyet dediğimiz kuvvet mecmuasının hareketi istikametleridir. Çocuğu bu istikametlerde yürüterek evvela birini tetkik etsek, mesela tarz-ı maişeti alsak, bugünkü şeraitini tetkik vesilesiyle kablettarih [tarih öncesi] zamanlara kadar insek ve sonra tedricen yükselerek yine hâle avdet etsek sonra da meselâ ahlâk müessesesini alsak tetkik vesilesiyle hâlden maziye intikal ederek kablettarihe kadar nüfuz ve yine hâle avdet etsek cemiyeti çocuğa müspet bir surette tanıtmış olmaz mıyız? Bu müesseseler tetkik edildikten sonra sıra ile diğer müessesat-ı ictimaiyeyi [sosyal kurumları], silah, harp, âdat-ı din, sanat, sanayi nefise [güzel sanatlar], tarz-ı telebbüs [giyinme biçimi] gibi mevzuları tetkik zımnında [maksadıyla] beşeriyetle bu vadilerde karşı karşıya gelsek, onların hangi ihtiyaç ve hangi ızdıraplarla ne gibi hamlelerde bulunduğunu biz de adım adım takip etsek ve aynı ızdırap, aynı ihtiyacı çocukla beraber biz de hissetsek daha yoluyla, daha usulüyle bir tetkik yapmış olmaz mıyız? Ve acaba o zaman çocuk, Asuriler zamanında topun mevcudiyetini kabul etmek hatasına düşer mi?..

Bizim bu tarzda çizdiğimiz esas, tahkik ve tetkik usulüne de uygundur. Elektriği tetkik ettiğimiz zaman mevzumuzu onun hadisat ve tezahüratı teşkil eder. Bunun tekemmül ve terakkisinde filân zatın müessir olması ise ikinci derecede bir mesele olduğu gibi işte bizim mevzu bahsettiğimiz bu yeni tarzdaki tarih programında da hadisat-ı maziye, müessesat-ı ictimaiye programın birinci numerosunu teşkil edeceklerdir. Milletler ki o müessesata ayrı ayrı birer eser ilâve etmeleri lâzımdır. Bunlar programın ikinci veya üçüncü numerosunu işgal etmelidir.

Evet, bu müessesatın hiçbiri müstakil olmayabilir. Biri diğerinin ya sebep ya neticesidir. İşte biz bu münasebetlerin nispetini tayin için bu tarzı kabul ediyoruz. Maişetin [yaşayışın], ahlâk ve âdat üzerindeki tesirini ancak maişeti tetkik ettiğimiz zaman hissedilen zaruretler neticesinde anlayabiliriz. Ve bu suretle müessesatın nasıl doğduğunu, nasıl yaşadığını ve elân nasıl yaşamakta olduğunu ancak bu tarzda bir tetkikle anlayabiliriz. Eğer bugünkü tarih derslerimiz bu tarzda takip edilseydi çocuk şimendiferin ihtiraını paraya taalluk etmezdi [bağlamazdı]. Rüyet-i şerâiti [görme şartları] değiştiği zaman Amerika’yı gözüyle görmezdi. Ayasofya yapıldığı zaman Bakırköyü’nde Türk’ün mevcudiyetini kabul etmezdi.

Ispartalıları ahlâksız telakki etmezdi. Sakarya’da yeniçerilere mızrak, ok kullandırmazdı.

Bu hatalar, cemiyet-i beşeriyeyi tanıtacağız diye çocuğun dimağına bir oradan, bir buradan malumat istif etmeğe çalışmamızdan neşet eden [doğan, kaynaklanan]  hatalardır. Bu hatalar hem programa hem kitaplara, hem de mektebe ait hatalardır.

Çocukların bu muvaffakiyetsizliğini görmek, vazifesine merbut [bağlı] her hocayı müteessir eder [üzer]. Tarih okumak vak’ayı sırasıyla saymak demek olmayınca, tabir-i diğerle [başka ifadeyle] tarih okutmak bir takım malumat listesi vermek olmayınca bu gibi tarihi muhakemelerde çocukların muvaffakiyetsizliği tarih tedrisatının muvaffakiyetsizliği addedilmelidir [kabul edilmelidir]. Nitekim Ayasofya’nın inşası meselesinde çocukların malumatsız olmadıkları şu suretle tebeyyün etmiştir [ortaya çıkmıştır].

Sorduğumuz o sualin cevabını çocuklar yazıp bitirdikten sonra onlara şöyle bir sual daha tevcih ettik [yönelttik]:

Biz İstanbul’u aldığımız zaman Ayasofya var mıydı, yok muydu? Ve o zamana kadar Ayasofya yapılalı çok olmuş muydu?”

Bu sual üzerine çocuklar hem gülüyorlar hem de evvelki suale verdikleri cevabı tashih için benden müsaade istiyorlardı. Yani evvelki cevaplarının hata olduğunu bu ikinci sual ile anlamış oluyorlardı. Demek ki bunlarda malumat noksanlığı da yoktu. Evet, belki bunların masum dikkatini sualin tarzı aldatmış olabilir. Hâlbuki vazifemiz dikkatin bu gafletini izale değil midir? Acaba buna fırsat verebildik mi?

Asuriler zamanında topun mevcudiyetini kabul eden çocuk, esliha müessesesini [silah kurumunu] tarık-ı tekâmülündeki [gelişimindeki] harekâtı [hareketleri] esnasında takip ve tetkik etmediği için bu gaflete düşmüştür. Bu da malumat noksanlığından tevlit eden bir hata değildir. Çünkü o suali de şöyle bir sual ile kontrol ettik:

Asuriler, muharebelerde ne gibi silâh kullanırlardı?Bunun cevabını şu tarzda vermişlerdir: Ok, mızrak, kılıç, kaleleri yıkmak için mancınık, ateş püskürtme makineleri…

Beşinci sınıf talebeleri hükûmet ve hükümdar sualinde müttefikan muvaffak olmuşlardır. Bunun izahı güç değildir. Çocuk mektebe dâhil olduğu ve tarih okumağa başladığı günden beri tarihi bu cepheden tetkik etmiş binaenaleyh [dolayısıyla] gafleti zail olmuştur. Çocuğun bu tarzda noksan inkişafı tarihten matlup olan gayeyi inhiraf ettirmektedir. Çocuk tarihte hükûmet ve hükümdarlarla ancak diğer müesseseler kadar alâkadar olabilir.

Çocuğun; insanların ahlâkıyla meşgul olması hükümdarlarla meşgul olmasından daha mı az ehemmiyetlidir?

İşte bu nokta-ı nazardan cemiyeti çocuğa noksan ve hatta yanlış tanıtıyoruz. Onu cemiyette en son alâkadar eden müesseselerle meşgul edip de her gün çocuğun hayatına yeni bir ruh nefh eden [veren] müessesatı; meselâ mektep müessesesini, ilim müessesesini ihmal etmek mekteplerdeki tarih tedrisinden gayenin ne olduğunu sarahatle [açıkça] tayin etmemekten neşet eder [meydana gelir]. Bugünkü cemiyet, böyle gördüğümüz gibi mi başlamıştır? Ve asırlardan beri böyle mi yaşamıştır? Yoksa birçok müşterek mesai neticesinde, birçok zaruretler ve ihtiyaçlar neticesinde mi hâl-i tekemmüle vasıl olmuştur. Ve bu cereyan henüz hâl-i tevakkufta mıdır? Yeni bir takım zaruretler yeni hamleler tevlit etmekte midir?.. Bunları tetkike imkân hazırladık mı?

Ispartalılar hangi zaruretle hırsızlığı tecviz edebilmişlerdir [caiz, uygun görmüşlerdir]? Asuriler mabutlarını nasıl intikamcı, hunhar telakki edebilmişlerdir? Türkler nasıl bir ihtiyaçla demire tapmış, kurdu mukaddes tanımıştır? Bunların bu telakkileri [anlayışları]  bugünkü tefekküratımıza [düşüncelerimize] uymakta mıdır? O hâlde bunlar ahlâksız, dinsiz vahşi insanlar mıdır? Bizden sonra geleceklerin bizi de böyle telakki etmeyeceklerini ne ile temin edebiliriz?

Çocuklar, bu meselelere ait cevaplarında tamamen masumdur. Çünkü onları bu meseleler üzerinde uğraştırmadık. Çocuk küçük bir filozoftur. Her gün başımızı ağrıtan “niçin”leri, felsefesini itmam [tamamlamak] için yaptığı hamlelerdir. Biz bunu tatmin edebiliyor muyuz?

Tarih işte çocuğun bu “niçin”lerine cevap verebilmelidir. Dimağının bu inkişaf [gelişme]  ve elâstikiyetini [esnekliğini] temin için tarihin yapacağı bu vazifeyi diğer hiçbir ders yapamamaktadır.

Cemiyet-i beşeriyenin zaruretlerini idrak edebilen dimağlar, tarihi hamlelerden haz duyarlar. İrticâı aksülâmelleri [yansımaları] kanun-ı tabiata isyan diye telakki ederler.

Bilhassa bizim gibi böyle birçok inkılap ve tahavvüllere [değişmelere] muhtaç olan bir milletin efradında [fertlerinde] zihnin bu inkişaf ve elâstikiyeti temin edilmezse her adımımızda bir mâniaya tesadüf etmek, her tahavvülün neticesinde bizi daima gerileten aksülâmellere şahit olmak zarureti vardır. Bu vazife ilk mekteplere düşen ilk vazifedir.

Amerikalı ruhiyatçı üstadın: Yirmi beş yaşından sonrakilerin dimağı yenilikleri kabul etmez. demesi bizim mevzumuzla alâkadar değil midir? Binaenaleyh: Tarih tedrisini bu nokta-i nazardan görmek, programlarını kitaplarını o suretle tertip etmek, muallimlerini o suretle hazırlamak çok lâzım ve çok mühimdir.

Vakıa son programlarda bir yenilik yapılmak istendi fakat o da başka mahzurlar tevlit etti [doğurdu]: 

Meselâ Türk tarihine ait olan kısımda müfredat lüzumundan fazla elastiki yapıldı. Müfredatta eski mevzuların değişmiş birer şekli kabul edildi. Milletle, milletin müessesatıyla pek az meşgul olundu.  Ve bilnetice müelliflerin, tedris ile meşgul olanların elinde baziçe [oyuncak, eğlence  ] oldu. Ayrı ayrı müelliflerin kitabını takip mecburiyetinde kalan çocuklar,  ayrı ayrı kanaatler edindiler. Bu vahdetsiz tedris de menfaat yerine mazarrat tevlit etti. Bundan başka son programda diğer bir yenilik yapılmak istendi. O da: Hâlden başlayarak maziye doğru gitmek… Program bu vaziyette tespit edildi. Tarihte vakayi [olaylar] birbirinin netice-i tabiyesidir [doğal sonucudur]. İşte bu vakayi bir tertibe tabi tutulmadı. Bunun neticesinde her müellif kitabında kendi arzusuna göre hareket etti. Hadisat-ı tarihiye [tarihi olaylar] birbirine tedahül etti [karıştı]. Okuyan çocuklar da hangi vak’a evvel hangisi sonra olduğunu tayinde tereddüt etti. Muallimler ise hangi kitap tavsiye edildiyse onu okutmak mecburiyetinde kaldı. Onlar da bu vakayı tertip ve tasnife imkân bulamadılar. Bulamazlardı çünkü bir muallimin bu işi yapabilmesi için vakti ve nakdi müsait olması lâzımdır. Mütalaa için muallime lüzumu kadar vakit verilmemiştir. Mütalaa zamanını yaratsa bile arzu ettiği kitabı tedarik etmekte müşkülât çekmektedir. Bunun neticesinde muallim her günkü derslerine hazırlanmadan girmekte ve binaenaleyh: Çocuklar için yazılmış olan kitapta ne bulursa ya aynen kıraat ederek ders vermekte veya kitaba bakarak aynen tekrir etmektedir. Hocaların dersi kitaptan takip ettiğini gören çocuklar ise “ben de sonra kitaptan okurum” diyerek sınıfta tekrir olunan derse ehemmiyet vermemektedir. Eve gittiği zaman kitaptaki bahisleri aynen ezber etmektedir. Bu hâl, talebenin çalışkan olduğuna göredir. Hâlbuki talebe tenbel olursa kitabı da okumağa lüzum görmüyor ve bilnetice tarihten hiçbir hisse alamıyor.

Şu hâle nazaran çocukların ellerine kitap verileceğine hiç vermemek muvafıktır. Çocuklar için kitap yazılacağına muallimler için kitap yazmak en doğru bir harekettir.  Bu muallimler kitabı, ilk mekteplerdeki tarih tedrisinin gayesine uygun olmalıdır. Kitap, ders ders yazılmalı ve her dersin sonunda ders hülâsaları bulunmalı. Ders nasıl verileceğine dair izahat ve vesaik bulunmalı, hocayı bu suretle çalışmaya mecbur etmelidir. Başka memleketler bunu çoktan takdir etmişler ve bu gibi hoca kitaplarını muktedir muallimlere telif ettirmişler, hocalara meccanen [ücretsiz] tevzi etmektedirler [dağıtmaktadırlar]. Bizim gibi; hocanın mesaisinden azamî istifadeye muhtaç olan milletler ise bu hatt-ı hareketi çoktan ihtiyar etmeleri lâzımdı. Maalesef elân böyle bir hareket meşhut olmamaktadır [görülmemektedir].

Muallimin şerâit-i hususiyesinin [özel şartlarının] mükemmel olduğunu, yani vakdî, nakdî müsait olduğunu kabul edelim, çalışkan olduğunda da tereddüt etmeyelim. Bu takdirde bu muallim ne yapacaktır? Talebesini tarih dersinden yükseltmek için her gün hazırlanacaktır. Nereden?.. Ya liseler için yazılmış olan kitaptan veya herhangi bir kitaptan… Bu takdirde muallim kitabın usulünü kabul edecek demektir. O kitabın takip ettiği fikri, o kitaptaki sırayı takip mecburiyetindedir. Takip etmese dersinin insicamını [akışını, gidişini] gaip etmekten korkacaktır, neticede çocuklara yüksek bir takım malumat arz edilmiş olacak ve çocuklar bundan hiçbir şey istifade etmeyecektir. İşte bugünkü tarih tedrisatının muvaffakiyetsizliğinin sırları… Ne program, ne kitap, ne de muallim hiçbir vakit çocuğun anladığı tarihi vermemektedir. Kitapların fenalığı yüzünden çocuklarımız mütalaa zevkini de duymamaktadır. İşte bu programın ve bu kitapların hatasıdır ki küçük yaştaki üçüncü sınıf talebelerini tamamen zillete sevk etmiştir.

İstanbul’un fethi kendilerine anlatıldığı zaman heyecandan el çırpan ve yerinde oturamayan bu talebeler, o zamanda benim babamın yaşamış olduğuna kail olmalarında tamamen haklıdırlar. Çünkü bu yaştaki çocuklar için mazi bir küldür, onun daha evvel ve daha sonrası yoktur. Bu ders verildiği zaman, İstanbul’un hangi tarihte fethedildiğini, şimdiye kadar elimizde kaç sene kaldığını bütün çocuklarla beraber hesap etmiş ve yuvarlak hesap olarak “500” senedir elimizde kaldı demiştik. Bunu defterlerine de kaydetmeyi unutmamışlardı. Buna rağmen, benim babamın top seslerini işitmiş olmasını kabulde tereddüt etmemiştir. Çünkü İstanbul’un fethi de, benim babam da onlar için bir mazidir. Ve hepsi kendisinden biraz geride cereyan etmiş bir hâdiseden ibarettir. Sakarya muharebesinde yeniçerilerin bulunduğunu ve ok, mızrak kullanarak muzafferen harp ettiğini çocuk kabul etmiştir. Çocuk bu hareketinde de haklıdır. Çünkü Sakarya muharebesini, İstiklâl harbini yeniçerilerin lağvı bahsinden daha evvel görmüştür. Kitabında daha evvel yazılmıştır. Çocuk için evvel görülen ve evvel okunan şey evveldir. Ders esnasında biz ne kadar birinin evvel, diğerinin sonra olduğunu söylersek söyleyelim. Bunlar çocuk için hafıza yükünden fazla bir şey değildir. Günün vakası sayılabilecek kadar bize yakın olan ve kendisi için çok yerleri muzlim [karanlık, bilinmeyen] olmayan İstiklâl Harbinde çocuk bu kadar gaflete düşerse kendisinden ve daha evvel geçen vak’ayi hakkındaki hatalarını tabii bulmak icap eder. Bakınız fotin meselesinde hataya düşmemişlerdir. El ile tutulup göz ile görülebilen bir hâdisedir, bugün bile ayakkabının şekli daima tahavvül etmektedir [değşmektedir]. Binâenaleyh: Çocuk bunu düşünmekte mâniaya tesadüf etmemiştir. Bundan başka bu çocuklar geçen sene ikinci sınıfta bulundukları zaman kendilerine kabl-et-tarih [tarih öncesi] hayat biraz anlatılmıştır. Binâenaleyh: Bugünkü hâl-i medeniyetin tedricen [yavaş yavaş] bu hâle geldiği hakkında pek mücmel [kısa ve az] bir fikirleri vardır. İşte bu cevaplarındaki hükümleri bu fikre istinat etmiştir. Bu, bize tarih tedrisinde hangi yolu ihtiyar edeceğimizi [seçeceğimizi] pekiyi tayin eder. İşte çocuk bu tarzda muhtelif müessesat-ı ictimaiyeyi [sosyal kurumları] ayrı ayrı tetkik etseydi ve her hâdiseyi daha evvelkine rabt ederek [bağlayarak] yürüseydi bugünkü zillete düşmeyecekti. Namık Kemal Bey’i Barbaros Hayreddin’e takaddüm etmesi gibi gafletlere düşmeyecekti. Kabl-et-tarih hâdisatın çocukları diğer hâdisattan daha ziyade alâkadar ettiğini tarih okutan her muallim bilir. Hâlbuki programımızda buna hiç yer verilmemiştir. Kabl-et-tarih hadisattır ki çocuğa bugünkü medeniyetin manasını izah eder. Cemiyet-i beşeriyenin hangi zaruretler neticesinde doğduğunu kabl-et-tarih hadisattan daha iyi izah edecek bir numuneye tesadüf edilemez. Vak’a çocuğa biz cemiyeti anlatacağımız zaman sanki bir takım tasavvur ve faraziyelerle izaha çalışırız. Bu, çocuk için nihayet bir faraziyedir. Tesiri ise tasavvurdan ibaret kalır.

Çocuk hayalen bugünkü medeniyetten mahrum olmamalı, eski insanlarla hemhâl olmalı, o zaman bugünkü medeniyetin manasını anlayacaktır. Muktedir ve coşkun bir muallim çocukların benliğine tamamen hâkim olur. Onları beşeriyetin bu ızdırap günlerine kadar götürür. Onlara medeniyeti katre katre [damla damla] içirerek hatve hatve [adım adım] takip eder. Ve cemiyetimizin manasını anlatmış olur.

Çocuğun etrafında her şey ona daha evvelkini evvel, daha sonrakini sonra görmeyi telkin eder. Bizzat kendisi ben geçen sene ikinci sınıfta idim. İkinci sınıfın derslerini daha evvel gördüm. Dün bugünden daha evveldir, dünkü dersi de daha evvel okudum. Birinci ders, üçüncü dersten daha evveldir. Birinci dersi daha evvel gördüm. diye düşünür. Tecrübesi ona bunu telkin eder. Bir gün herhangi bir sebeple çocuklara ihsas etmeden birinci dersi okutmamış olsanız da ikinci veya üçüncü derse girseniz derhal bu ikinci veya üçüncü dersin birinci ders olduğu zehabına düşmekte tereddüt etmezler. Üçüncü dersin hocası sınıfa girdiği zaman hayretlerini izhardan kendilerini men edemezler. Bu, çocuk için tabiidir. Onların yanında ne kadar saat olursa olsun birinci ders saatinin geçtiğini saatinde görse bile saatinin yanlışlığına ihtimal verir. Birinci dersin geçtiğine ihtimal vermez. Tarihten herhangi bir bahsi anlattığınız zaman o bahse takaddüm eden bahsi sehven unutmuş olsanız da ders esnasında o bahse avdet etseniz [dönseniz] bu iki bahsin ikisi de çocuk için anlaşılmamıştır. Eğer anladıklarına kanaat eder de derse devam edersek ancak kendimizi aldatmış oluruz.  Meğer uzun zaman geçmeli ve o bahisler hakkında edindiği intibalar kesb-i zafiyet etmeli. O zaman bu bahis hakkında dürüst, yeni intibalar verirsek o bahis hakkında hâsıl olan teşevvüşü [karışıklığı] izale ettiğimize kanaat edebiliriz. Bu hâller, bize tarih dersinde takip edeceğimiz hatt-ı hareketi tayin eder. Bu telkinat çocuğa her şeyin bir sistem ve intizam dâhilinde yürüdüğü fikrini vermektedir. Biz bu yoldan inhiraf ettiğimiz zaman çocuğun fikriyatı alt üst olur, gördüğümüz zilletlere düşer. Evet, mazi çocuk için bir küldür. Bu külün [bütünün] bazı cüz’lerini [parçalarını] bazı hususta tetkik etmek istiyorsak o cüz’i hâldeki müşabihine [benzerine]  rabt ederek [bağlayarak] tetkik zarureti vardır. Fakat hâl-i hâlde, mazi ise kendi mevkiinde kalmak şartıyla… Bu ise ancak ders verildiği zaman muallimin yapacağı bir hareket, bir manevradır. Çocuğun ruhunu istediği noktaya getirmek ve o noktada istediği fikri kabul ettirebilmek için muallim elan çocuğu benliğinden yakalamalı, bunun için de tamamen çocukla muallim hemhâl olmalı, onun insiyak [içgüdü] ve enterelerini (?) çok yakından bilmelidir. Bu sırra vakıf olduktan sonra çocuk ruhu bizim gideceğimiz yolu bize gösterir. Çocuğun hareketlerini kendi mıntıkamızın çizdiği hatlarla tahdide çalıştıkça bu muvaffakiyetsizlik devam edecek demektir.

Ali Fahreddin

İstanbul: Erkek Muallim Mektebi Tatbikat Muallimlerinden

[Tedrisat Mecmuası, Sayı:67, İstanbul, Mayıs 1341 (1925), s. 317-338] 

https://www.tufs.ac.jp/common/fs/asw/tur/htu/data/HTU2197-07/index.djvu

Continue Reading

Maarifimizde İstikamet

Kılıç Ali’nin Anlatımıyla Dr. Reşit Galip Olayı

Published

on

Giriş

Ayşe Afet İnan’[1]ın “1933 yılının 23 Nisan Çocuk Bayramı idi. O, heyecanla Çankaya Köşkü’ne geldiği vakit, Atatürk’ün yanında bana bir kâğıt uzattı ve şunları anlatmaya başladı:

Sabahleyin ilk bayramlaşmayı kızlarımla yaptım. Onlara bir şeyler söylemek istediğim vakit, bir ant meydana çıktı. İşte Cumhuriyetimizin 23 Nisan çocuklarına armağanı” dedi. Kâğıtta şöyle yazıyordu:

Türküm, doğruyum, çalışkanım. Yasam: Küçüklerimi korumak, büyüklerimi saymak; yurdumu, budunumu özümden çok sevmektir. Ülküm, yükselmek, ileri gitmektir. Varlığım Türk varlığına armağan olsun.

Bu sözler, Türk çocukları tarafından o yıldan beri tekrarlanmaktadır. Vatanperver Dr. Reşit Galip, evvela bir baba olarak bu hisleri duymuş, sonra da Milli Eğitim Bakanı olarak okul çocuklarına bu andı içirmişti.

O, 6 Mart 1934 gününde, daha bu ülkeye çok yararlı olabilecek bir çağda vefat etti. Ulus, bu gibi feragatli değerlere her zaman muhtaçtır. Dr. Reşit Galip’in kişiliğinde Türk Tarih Kurumu, kurucu bir üyesini, vatan, idealist bir evladını kaybetmiştir.” [2] ifadeleriyle tanımladığı Dr. Reşit Galip [3], Mustafa Kemal’in isteği üzerine 19 Eylül 1932-13 Ağustos 1933 tarihleri arasında Maarif Vekilliği yapmıştır.

Mustafa Kemal’in 17-19 Mart 1923 tarihlerinde yaptığı Mersin gezisinde, Millet Bahçesi’nde Türk Ocağı’nın düzenlediği açık hava toplantısında Dr. Reşit Galip, Mersin Türk Ocağı Başkanı ve Hükumet Tabibi olarak konuşma yapmıştır. Dr. Reşit Galip’in konuşmasını dinleyen Mustafa Kemal, konuşmayı cevaplandırmak üzere kürsüye çıkmış ve aşağıdaki konuşmayı yapmıştır [4]:

Mersin’de Halka Nutuk

(17 Mart 1923)

Mersin, 17 [Mart 1923] (A. A.) – Gazi Paşa Hazretleri Mersin Millet Bahçesi’nde Mersinliler namına Doktor Reşid Bey’in nutkundan pek mütehassis olmuşlar ve halka hitaben bir çeyrek saat irad-i nutuk [nutuk irat] buyurmuşlardır. Paşa Hazretleri’nin bu nutuklarından zapt edilebilen aksamı [kısımları] ber-vech-i atidir [aşağıdadır]:

“Aziz kardeşler,

Genç ve çok kıymetli doktorumuz Reşit Bey’in sözleri bence iki nokta-i nazardan [bakımdan] kabil-i taksimdir [taksim edilebilir].

Birincisi doğrudan doğruya kalbinin, vicdanının ve muhterem Mersin halkının vicdanının, benim kalbimdeki hissiyata tercüman olan hissiyatıdır. Buna teşekkür ile iktifa edeceğim [yetineceğim]. Hakikaten muhterem Doktor’un dediği gibi, benim için dünyada en büyük mevki ve mükâfat milletin bir ferdi olarak yaşamaktır. Eğer Cenabı Hak beni bunda muvaffak etmiş ise, şükür ve hamtlar ederim. Bugün olduğu gibi ömrümün nihayetine kadar milletin hadimi [hizmetçisi] olmakla iftihar edeceğim.

Muhterem Mersin halkı, bugün hakkımda gösterdiğiniz samimi ve heyecanlı tezahürattan size ayrıca teşekkür ederim. Ayrıca itiraf etmek mecburiyetindeyim ki, geldiğim günden bu ana kadar hissiyatımın, memnuniyetimin derecesini biliyorum, müsterih ve emin bulunuyorum ki, her taraftaki kardeşlerimiz gibi burada da bana muhabbet ve itimat eden kardeşler var. Mersinliler, memleketiniz Türkiya’nın çok mü­him bir noktası bulunuyor, çok mühim bir ticaret noktasıdır. Memleketiniz bütün dünya ile Türkiya’nın en mühim bir irtibat noktasıdır. Bunu sizler benden iyi biliyorsunuz. Memleketinize sahip olabilmek için çektiğiniz elemler, azaplar, mahrumiyetler büyük olmuştur. Bunu sizler takdir edersiniz. Hepimiz arzu edelim ki, acı günler tekerrür etmesin. Buna hakikaten layık olmak lazımdır. Muharebe meydanlarında kıymetli evlatlarımızın süngü ve silahlarının muzafferiyeti kâfi değildir. Bu muzafferiyet ve muvaffakiyet çok büyüktür. Ancak hakiki refah ve saadete sahip olabilmek için, asıl bundan sonra çalışmak lazımdır. Sizin için zafer ve terakki [ilerleme] sahası iktisadiyatta, ticarettedir. Bunu takdir ediyorsanız, çok çalışmaya mecbursunuz. Aksi takdirde memleketin sahib-i hakikisi [hakiki sahibi] olduğunuzu söyleseniz bile, kimseyi inandıramazsınız. Bu hakikatle dolu sözlerim, fakat bu hakikati ifade ediyorum. Gönül arzu eder ki, burada bir saat, bir gün değil, uzun müddet kalayım, daha hususi hasbıhaller yapalım [özel görüşüp dertleşelim]. Fakat şimdilik buna imkân yoktur. Sözümü kesmek mecburiyetindeyim. Son söz olmak üzere bu memleketin hakiki sahibi olunuz, diyeceğim. Burada geçirdiğim saatler benim için pek kıymetli olmuştur. Derin muhabbetlerle hepinize veda ediyorum; Allah’a ısmarladık arkadaşlar.”

Paşa Hazretleri ve maiyeti erkânı saat üçü on beş geçe bahçeden istasyona ve üç buçukta hususi trenle Tarsus’a hareket buyurdular.

***

Kılıç Ali’[5]nin Anlatımıyla Dr. Reşit Galip Olayı

Bu [17-19 Mart 1923 tarihlerinde yapılan] Mersin gezisinden bir hayli sonra, Hamidiye kruvazörü ile Mudanya’dan Trabzon’a gidiyorduk. Hamdullah Suphi Bey de (Tanrıöver) bizimle birlikteydi. Tam Sinop limanına gireceğimiz sırada, boş bulunan birkaç milletvekilliği için adayların durumu konuşuluyordu. Gazi, hemen Reşit Galip’i hatırladı:

Mersin’de bir doktor görmüştük. Adı Ragıp mıydı neydi?

Hamdullah Suphi Bey, Reşit Galip’le ilgili kanaatlerini, onun yurtseverliğini kendine özgü güzel konuşma şekliyle anlattı. Reşit Galip’in adaylığı bu şekilde Hamidiye kruvazöründe kararlaştırılmış oldu. Gazi, bu geziden Ankara’ya döner dönmez Reşit Galip’in adaylığı için hemen emir verdi.

O yıllarda milletvekili adayları, Bakanlar Kurulu ve partinin genel yönetim kurulu ile grup yönetim kurulu üyelerinden oluşan Parti Divanı tarafından belirlenir ve ilan edilirdi. Ben de partinin Genel Yönetim Kurulu Üyesi olduğum için bu divana dâhildim. Başbakan Fethi Okyar’ın başkanlığında toplanan Parti Divanı’nda Dr. Reşit Galip’in adaylığı görü­şüldü. Bazı itirazlar oldu. Arkadaşlar bunun Gazi tarafından istendiğinden haberdar değillerdi. Buna rağmen bütün arkadaşlar oylarını sonuçta Reşit Galip’e verdiler. Bu adaylığa sadece Sağlık Bakanı Dr. Refik Bey (Saydam) karşı çıkmıştı. Divan toplantısından sonra bir aralık Refik Bey’in koluna girdim. “Niçin muhalif kaldınız?” diye sordum. Gazi’nin arzusu olduğunu anlattım. Bana aynen şunları söyledi:

Kılıç Ali, belki doğru yapmadım. Fakat ben gidip bizzat Gazi’ye niçin muhalif kaldığımı arz edeceğim. O zaman hiç şüphe etmem ki beni haklı bulacaklar ve mazur göreceklerdir.

Hemen arkasından şunları ekledi:

Bu adamı çok iyi bilirim. Şimdi bir köy doktorunu milletvekili yapıyoruz. Yarın milletvekilliği kendisine az gelecek. Bakan olmak isteyecek. Bakan olursa o da az gelecek başbakanlık isteyecek! Başbakan olursa. . .

Kolumdan çıktı ve “Ondan sonra ne isteyeceğini artık sen anla” diyerek başını titrete titrete yürüdü, odadan çıkıp gitti.

Reşit Galip’in adaylığı ilan edildi, milletvekili seçildi. Meclis’e gelir gelmez İstiklal Mahkemesi üyesi oldu. Birlikte çalış tık. Ahlakı, yurtseverliği ve başarılı çalışmalarından dolayı kendisini saygıyla anmak görevimdir.

Reşit Galip, okumayı ve çalışmayı çok seven kültürlü bir gençti. Vaktiyle Türk Ocakları’nın yıllık kongrelerinde yaptığı gibi milletvekili olduktan sonra sık sık kürsüye çıkar, gü­zel konuşur, görüş ve düşüncelerini söylemekten, savunmaktan çekinmezdi. Çok olumlu görüş ve düşünceleri vardı. Cesur bir adamdı. Meclis’te tartışmalara katılmaktan zevk alırdı. Meclis’te ve parti toplantılarında yaptığı konuşmalarla giderek dikkati çekmeye başladı.

Reşit Galip’in bir parti toplantısında, doğu illerinden söz edilirken, Kürtlük konusunu gündeme getirerek, hükümetin o illerde halkı rencide ettiğini ileri sürmesi İsmet Paşa ile arasının açılmasına sebep olmuştu. Hele parti toplantısı sırasında, “İsmet Paşa bunları duymuyor. Aslında duymak gücüne sahip değildir” diye bağırmasını İsmet Paşa hiçbir zaman affetmeyecekti.

Atatürk o sıralarda Türk tarihiyle ilgileniyor, bu konuya büyük önem veriyordu. Ülkenin tanınmış tarihçilerini ve profesörlerini davet ediyor, toplantılar, görüşmeler ve araştırmalar yapıyordu. Bu arada Reşit Galip’ten de yararlanıyordu. Reşit Galip ise Atatürk’ten aldığı her görevi büyük bir özenle yerine getiriyordu. Bu nedenle de Atatürk’ün dikkatini çekmeyi başarmıştı. Gerek Meclis çalışmalarında ve devrimler konusunda, gerekse bilim alanında gösterdiği başarılarla Atatürk’ün sevgisini ve güvenini kazanmıştı. Dolayısıyla O’nun çevresine de girmiş oldu. Her akşam sofrada ve yapılan gezilerde arkadaşlar arasında bulunurdu. Fakat Atatürk’ün çevresine girip onun yakını olduktan sonra tavırları değişmeye başladı. Yavaş yavaş yakın arkadaşlarını bile beğenmez olmuştu. Sadece milletvekili olarak kalmış olmasını takdir edilememesine bağlıyordu. Dr. Refik Saydam’ı haklı çıkarır gibiydi.

Atatürk, gezilerinin birinde Reşit Galip’i de yanına alarak İstanbul’a getirmiş, kendisini Dolmabahçe Sarayı’nda konuk ediyordu. Bir gece hep birlikte Beyoğlu’ndaki Turkuvaz lokantasına gittik. Bu lokanta, Bolşevik ihtilalinden kaçıp Türkiye’ye sığınmış olan Beyaz Ruslardan bir karı-koca tarafından açılmıştı. Lokantanın bütün çalışanları da Beyaz Rus’tu. İyi Rus ailelerinden oldukları yüzlerinden anlaşılıyordu. Görüntü ve adamların tavırları Atatürk’ün pek hoşuna gitmişti. Lokantanın sahibi ile sahibesini yanına çağırdı. Böyle güzel düzenlenmiş bir lokanta açtıkları için kendilerini kutladı.

Atatürk, her vatandaşın konforlu bir evde çoluk çocuğuyla refah içinde yaşamasını, güzel lokantalarda oturup yemek yemesini, güzel bir gazinoda eğlenmesini isterdi. Bir vatandaşının, bir yakınının bir eve sahip olduğunu, hele bu evin konforunun yerinde bulunduğunu görünce çok memnun olurdu. Halkın yemek yediği, eğlendiği yerlerin de Avrupai tarzda yapılmasından, konforlu ve temiz olmasından hoşlanırdı. Ankara’da Karpiç’te, İstanbul’da Park Otel, Tokatlıyan ve Turkuvaz’da, temiz salonlarda, temiz masalarda neşe içinde yemek yiyenleri görünce çok mutlu olurdu. Bu çeşit yerlerin sayısının artmasını arzulardı. Turkuvaz sahipleri de bunu bildikleri için Atatürk’ten yardım rica ettiler. Atatürk bu ricaya şu karşılığı verdi:

Mademki yapılacak daha başka yeniliklere maddi imkânları yoktur, o halde büyük bir şehrin ihtiyacını karşılayabilecek bu yeniliğe bankalar yardım etmelidir.”

Daha sonra, sofrada bulunan Hasan Saka’ya şu emri verdi:

Hasan Bey! Yarın İş Bankası’yla görüşünüz. Durumu birlikte inceleyiniz. Bu müesseseye mümkün olan yardımı yapsınlar. Bu şekilde İstanbul rahat edebilecek güzel bir yer kazanmış olur.

Hemen şunu eklemeyi de ihmal etmedi:

Tabii bankanın yapacağı bu yardım, bankanın usul ve teamülüne uygun olsun.”

Hasan Saka Bey bu işle meşgul oldu. İş Bankası bu müesseseye yardım için çok uğraştı. Fakat müessesenin sahipleri teminat gösteremedikleri için kredi verilemedi.

Turkuvaz’da servis yapan Madam Vera, hizmeti ve güler yüzlülüğüyle Atatürk’ün çok kez iltifatına mazhar olmuştu. Bu nedenle Madam Vera adı, özellikle o gece sofrada bulunanların belleğinde kalmış olmalıdır. Bu arada Reşit Galip’in de belleğinde ve anılarında iz bıraktığını sonradan anlamıştık.

***

Reşit Galip Bey, aynı zamanda Ankara Halkevi başkanlığını da üstlenmişti ve bu görevi büyük bir hevesle yapıyordu. Özellikle tiyatro alanında bir yenilik yapmak istiyor, buna çok önem veriyordu. Hatta Atatürk’ün takdirini kazanan bir piyes seyrettirmeyi başarmıştı. Fakat o zaman Milli Eğitim bakanı olan Esat Bey, Reşit Galip’in bu alandaki yenilik teşebbüslerine daima engel oluyordu. Reşit Galip’in bakanlıktan istedikleri reddediliyordu. Reşit Galip sık sık bunları bana anlatır, Esat Bey’den acı acı şikâyet ederdi.

Milli Eğitim Bakanı Esat Bey (Sagay), piyade albaylığından emekli eski bir askerdi. Harbiye’de uzun yıllar Almanca hocalığı yapmıştı. Balkan Savaşı sırasındaki fırka kumandanlığından sonra emekliye ayrılmış, ordu donanma pazarı müdürlüğüne getirilmişti. Mütarekede İstanbul Belediye Cemiyeti’ne üye seçilmiş, sonunda ikinci devrede milletvekili seçilerek Meclis’e gelmişti. Harbiye’de Atatürk’ün de hocalığını yapmış olduğu için Atatürk ona “hocam” diye hitap ederdi.

Esat Bey olgun, tecrübeli, dürüst ve nazik bir insandı. Milli Eğitim Bakanlığı’na getirildiğinde kendisinden çok olumlu işler ve yenilikler beklenmişti. Zaman geçtikçe bunların hiç­biri olmayınca Atatürk bile hayal kırıklığına uğramıştı. Sırası geldikçe Esat Bey’i uyarıyordu. Esat Bey’in artık uzun süre bakanlıkta kalamayacağı anlaşılmıştı.

***

Turkuvaz lokantasına gittiğimiz geceden dokuz-on gün sonra Dolmabahçe Sarayı’nda akşam yemeğindeydik. Davetliler arasında Bolu Milletvekili Hasan Cemil, Reşit Galip, Cevat Abbas, diğer bazı arkadaşlar ve ben bulunuyorduk. Sofradan önce Reşit Galip odama geldi. Çok önem verdiği ve üzerinde özenle çalıştığı Akın piyesi için Milli Eğitim Bakanı’nın yine gereksiz ve anlamsız bazı zorluklar çıkardığını anlattıktan sonra, Esat Bey’i kastederek şöyle dedi:

Bu adama karşı o kadar doluyum ki kendimi zapt edemeyeceğim. Belki bir falso yaparım. Onun için sofraya gelmek istemiyorum.”

Ben de kendisine şu cevabı verdim:

Şayet dediğin gibi kendini tutamayacaksan gelme. Atatürk seni sorarsa idare ederim.”

Fakat Reşit Galip sonradan ne düşündüyse, geldi sofraya oturdu. Sofrada tarih konuları üzerinde sohbet ediliyordu. Atatürk özellikle Hasan Cemil Bey’in hazırladığı bazı tezler hakkında verdiği bilgiyi dikkat ve takdirle dinliyordu. Reşit Galip ise çok neşesizdi. Söylenenleri dinlemiyor, dikkatimi çekecek kadar alkol alıyordu. Sohbetin konusu bir ara halkevlerinin çalışmalarına intikal etti. Reşit Galip Bey fırsattan yararlanarak, Milli Eğitim Bakanı’nın halkevlerine çıkardığı güç­ lüklerden şikâyete başladı. Biraz da alkolün etkisiyle Esat Bey’i çok ağır ve acı şekilde eleştirdi.

Atatürk çok nazik bir ev sahibiydi. Sofradaki konuklarının rencide edilmesine asla izin vermezdi. Reşit Galip’in Milli Eğitim bakanına karşı dolu olmasını anlıyordu. Esat Bey’i rencide edici sözler söylememesi için konuyu değiştirmeye çalışıyordu. Reşit Galip Bey ise konuyu daha da alevlendiriyor ve giderek saldırganlaşıyordu. Bir ara Atatürk’e şöyle hitabetti:

Atatürk! Milli Eğitimi ve gençliği bu softa zihniyetli insanlardan ancak sen kurtarabilirsin.”

Atatürk’ün artık sabrı tükenmişti. İstemeye istemeye Re­şit Galip’e şunları söylemeye mecbur oldu:

Reşit Galip! Bunlar nasıl sözlerdir? Sizi bu şekilde konuşmaktan menediyorum. Artık susunuz.”

Reşit Galip o kadar kendinden geçmiş durumdaydı ki, ne söylediğini, ne yaptığını bilmiyordu. Atatürk’ün bu uyarısına cevap verdi:

Bu sofra millet sofrasıdır, bir yere gidemem.”

Atatürk hala nezaketini bozmuyordu:

O halde siz kalınız. Ben gidiyorum.” diyerek ayağa kalktı. Sofradan ayrılarak salonun yanı başındaki çalışma odasına gitti.

Kötü olmuştu. Reşit Galip Bey, Esat Bey’i eleştirmeye hala devam ediyordu. Onun bu aşırı hareketlerine son vermek için Cevat Abbas’la birlikte düşündük, sofracıya derhal yemek getirmesini söyledik. Fakat kimsede yemek yiyecek hal ve iştah kalmamıştı. Yemekler çabucak yenildi. Konuklar ayrılıp gittikleri halde Reşit Galip hala inatla söylenip duruyor, masadan bir türlü kalkmıyordu. Bir ara Turkuvaz gecesi aklına gelmiş olacak ki, “Lokanta sahiplerine paralar veriliyor. Madam Veralara iltifat ediliyor. Bizim halimizi gören yok” diye saçmalamaya başladı. Dayanamadım:

Reşit, bana bak. Şimdi hemen odana gidecek misin, yoksa biz seni gönderelim mi?

Alkolün etkisi biraz azalmış olacak ki, uyarımı ciddiye aldı. Sofradan kalktı. Bu kez de salonun yanındaki kırmızı odaya girdi. Orada Genel Sekreter Tevfik ve Başyaver Rusuhi Beylere derdini dökmeye başladı. Sonunda sabaha doğru odasına götürüldü ve yatırıldı.

Ertesi sabah uyanır uyanmaz Reşit Galip’in durumunu öğrenmek istedim. Bana şu kartı bırakarak sabahın erken saatinde saraydan çıkıp gitmiş:

Biliyorum, hatam büyüktür. Bunun telafisi ve tamiri çarelerine başvurmak üzere Ankara’ya gidiyorum.”

Giderken Tevfik Bey’e uğramış. Ankara’ya gitmek için yataklı trenden bilet alacağını, ancak parası olmadığını söyleyerek on beş lira borç istemiş.

Hataları affetmesini bilen Büyük Atatürk, ertesi gün bize şöyle diyordu:

Zavallı Reşit Galip! Esat Bey’den ne kadar güçlük görmüş, ne kadar çile çekmiş ki kendini tutamayacak hale geldi. Kim bilir şimdi ne kadar sıkılıyordur. Kendisini teselli etmeli.”

Reşit Galip’in sabah erken saatlerde Ankara’ya gitmek üzere saraydan ayrıldığını ve bana bir kart bıraktığını arz ettim, kartı okudum. Parası olmadığı için Tevfik Bey’den de on beş lira ödünç aldığını duyunca Atatürk çok üzüldü:

On beş lira mı verilir? Çok ayıp olmuş. Tevfik biraz fazlaca vermeliydi.”

Reşit Galip, hiç de elinde olmayarak ve istemeyerek yaptığı bu hareketten sonra, Keçiören’deki evinin çok sevdiği kütüphanesine kapandı. Kendini tümüyle okumaya verdi.

***

Aradan aylar geçmişti. Bir gün Çankaya’da sofrada birdenbire Atatürk’ün aklına Reşit Galip geldi. Bana sordu:

Kılıç, Reşit Galip ne âlemde?

Kütüphanesine çekilmiş üzgün bir durumda emirlerinizi bekliyor” dedim.

Acaba şimdi, şu dakikada ne durumda bulunuyor?” “Efendim şimdi anlar arz ederim.”

Sofradan kalktım. Anlıyordum ki bu gece Reşit Galip’i görmek istiyordu. Nitekim öyle de oldu.

Arkamdan bağırmaya başladı:

Durumunu sormaya gerek yok. Hemen kalksın gelsin.”

Gece yarısı olmuştu. Reşit Galip’e bunu telefonla müjdeledim. Çok geçmeden Çankaya’ya geldi. Atatürk’ün elini, Atatürk de onun yüzünü öptü. Sofra birden şenlendi. Reşit Galip’in tekrar sofraya davet edilmesi hepimizi sevindirmişti.

Bir süre sonra Atatürk’ün maiyeti olarak İstanbul’a gitmiştik. Reşit Galip Bey de Atatürk’ün konuğu olarak yine Dolmabahçe Sarayı’ndaydı. O akşam sofra resmi salonda kurulmuş, orada toplanılmıştı. Tesadüfen Milli Eğitim Bakanı Esat Bey de davetliler arasındaydı. Atatürk bir ara kendisine dö­nerek şöyle dedi:

Hocam, Maarif işleri hala düzelemedi. Aradan hayli zaman geçtiği halde, ben sizde bunu düzeltecek ve Maarif’te gerekli yenilikleri yapacak bir faaliyet göremiyorum.”

Esat Bey fena halde ürktü. “Bütçe beni çok sıkıyor, bu yüzden iş çıkarmak mümkün olamıyor efendim” deyince Atatürk büsbütün kızdı:

Bu ne biçim cevaptır? Eski Osmanlı Devleti’nin Maarif nazırları da mektepler olmasaydı maarifi iyi idare ederdim derlermiş. Onların zihniyetiyle aranızdaki fark nedir? Bu zihniyetle benim istediğim maarif idare edilebilir mi?

Atatürk, sözlerini şöyle sürdürdü.

Anlıyorum ki, siz bu işi idare edemeyeceksiniz. Hemen istifa ediniz ve yerinize şimdi bana bir aday teklif ediniz!

Esat Bey bu öneri karşısında şaşırdı ve bocaladı. Atatürk yerinden kalktı. Esat Bey’i alarak, salonun yanındaki somaki odaya çekildi. Reşit Galip sofrada tam yanımda oturuyordu. Güçlü bir önseziyle kulağına şunu söyledim:

Reşit, Milli Eğitim bakanı oluyorsun!

Ve ekledim:

Şayet Milli Eğitim bakanı olursan Antep’e bir yatılı lise açmayı vaat ediyor musun?

Reşit Galip “Söz veriyorum” dedi ve sigara paketinin arkasına şunları yazdı, altını imza etti ve bana verdi:

Milli Eğitim bakanı olursam behemehâl Gazianteplilere bir lise açmayı Kılıç Ali’ye vaat ediyorum.”

Atatürk, Esat Bey’le birlikte sofraya döndü. Konuyu tekrar açtı ve Esat Bey’e sordu:

Tabii şimdiye kadar aday düşündünüz. Adayınız kimdir söyleyiniz.”

Esat Bey ayağa kalkarak cevap verdi:

Efendimiz! Adayı o kadar uzaklarda aramaya gerek yok. (Reşit Galip’i göstererek) İşte adayım huzurunuzdadır. Reşit Galip Beyefendi’dir. Bu iş için her bakımdan güveninizi kazanmış genç bir arkadaşımızdır.”

Bu senaryonun somaki odada Atatürk tarafından hazırlandığı ve Esat Bey’e dikte ettirildiği anlaşılıyordu. Atatürk gülümsedi:

Teşekkür ederim. Çok isabetli oldu. Öteden beri benim de adayım o idi.”

Esat Bey bir odaya çekilerek istifasını yazdı, getirip Atatürk’e takdim etti. Bundan Başbakan İsmet Paşa’nın tabii haberi yoktu. Atatürk onu da telefonla haberdar etti ve Esat Bey’den bo­şalan Milli Eğitim Bakanlığı’na Aydın Milletvekili Reşit Galip’in getirilmesi konusundaki görüşünü sordu. Gece yarısı olmuştu. İsmet Paşa henüz olumlu veya olumsuz cevap vermemişti. Reşit Galip çok heyecanlıydı. Ben kendisini sürekli yatıştırmaya çalışıyordum. Bir taraftan da İsmet Paşa’dan cevap alınması için yaver beylere sürekli haber gönderiyordum. Sonunda İsmet Paşa’dan aşağı yukarı şu şekilde bir cevap geldi:

Reşit Galip Bey arkadaşımız hiç şüphesiz ki Milli Eğitim Bakanlığı için yeterlidir. Ancak kendileri daha genç denebilecek bir çağda iken uykularım sırasında haberdar olmak ve duymak kabil olmayan bazı idari ve siyasi yolsuzlukların sorumluluğuna katılmak uygun mudur? Bunu düşünüyorum. Mamafih emir ve irade yine şefimindir.”

Bir Reformcunun Sonu

İsmet Paşa’dan gelen bu cevap, bir parti toplantısında Reşit Galip’in “Hükumet Başkanı uyuyor ve işitemiyor” sözüne bir karşılıktı. İsmet Pa­şa, o sözü unutmamış ve sırası gelince taşı gediğine koymuştu. Atatürk bunu anladı, “İsmet Paşa taşı gediğine koydu” dedi. Fakat işin pe­şini bırakmadı. İsmet Paşa’ya güzel bir cevap verdi. Çok geçmeden İsmet Paşa’dan Reşit Galip’e yazılı olarak şu telgraf gelecekti:

Maarif Vekili Reşit Galip Beyefendi Hazretleri’ne,

Esat Bey’in istifası üzerine boşalan Maarif Vekilliği’ne zat-ı devletleri seçilerek keyfiyet yüksek onaya sunulmuştur. Hemen Ankara’ya teşrifleriniz rica olunur.

Formalite bu şekilde tamamlanmış oldu ve Reşit Galip Ankara’ya giderek görevine başladı.

Reşit Galip Bey, Milli Eğitim bakanlığı görevini büyük bir şevk ve hevesle yapıyordu. Ancak gün geçtikçe şaşırmaya ve şımarmaya başladı. Bir zamanlar Refik Saydam’ın, hakkında söylediklerini adeta doğrular gibiydi. Çok geçmedi, bakanlıktan istifaya mecbur edildi.

Bu durum Reşit Galip’in çok ağırına gitmişti. Bundan sonra onu ortada görmek mümkün olmadı. Köşesine çekildi. Bütün yakın dostlarıyla ilişkisini kesti. Evinin kütüphanesine karyolasını, yatağını attı, günlerini okuyarak, inceleyerek geçirmeye başladı.

Bir gece Atatürk’le birlikte Akın piyesini seyretmeye Ankara Halkevi’ne gitmiştik. Perde arasıydı. Meğer Reşit Galip de oradaymış. Beni görünce koştu, yanıma geldi. Atatürk’ü çok özledi­ğini söyledi. Ben de memnun olacağını bildiğim için durumu Atatürk’ e arz ettim. Orada Reşit Galip’i kabul etti, iltifatta bulundu.

Reşit Galip. Atatürk’ün yanından çıktıktan sonra tekrar yanıma geldi. Benimle hayli dertleşti, içini döktü:

Hastayım. Müthiş soğuk almışım. Piyesten çok, uzaktan bile olsa Atatürk’ü bir kez daha göreyim diye geldim. İzin ver de gideyim. Fazla kalıp ba­şına bir iş çıkarmayayım.

Öpüştük, ayrıldık. Bu genç, namuslu, vatansever ve inkılapçı insan, iki gün sonra zatürreye yakalandı. Zaten ciğerlerinden rahatsızdı. Bütün çabalara rağmen kurtarılamadı ve çok sevdiği kütüphanesinin bir köşesindeki basit karyolasında bir hafta sonra hayata gözlerini kapadı. Üniversitede reform onun bakanlığı döneminde gerçekleşmiş, yabancı uzmanlar onun zamanında getirilmişti. [6]

DİP NOTLAR:

[1] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ayse-afet-inan-1908-1985/

[2] Afet İnan, Atatürk Hakkında Hatıralar ve Belgeler, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2009, s. 287

[3] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/resit-galip-baydur-1893-1934/

[4] Hâkimiyet-i Milliye, 21 Mart 1923, No: 769, s. 2, sütun: 6

Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 15 (1923), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2005, s. 222-223

[5] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/kilic-ali-suleyman-asaf-1888-1971/

[6] Atatürk’ün Sırdaşı Kılıç Ali’nin Anıları, Derleyen: Hulusi Turgut, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2007, 289-298

Continue Reading

Maarifimizde İstikamet

Öğretmen Okullarının Kuruluşu

Published

on

16 Mart, Türk Millî Eğitimi Tarihinde, öğretmen yetiştirmede kurumlaşma adımının atıldığı günün yıldönümüdür.

Bu münasebetle Türk Millî Eğitiminin genel amaç ve temel ilkelerinin gerçekleştirilmesinde-özellikle öğretmen yetiştirme ve istihdamı- verimli ve kalıcı hizmetlerde bulunan şahsiyetler ile öğretmenlerden baki âleme göç etmiş bulunanlara rahmet, yaşayan şahsiyet ve öğretmenlerimize sağlık, mutluluk ve başarılar dilerim.

“Öğretmen Okulu”nun kuruluşu ve yaygınlaşması hakkındaki bilgi ve açıklamalar ile Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye (SNMU) 1316 (1898)’dan Darülmuallimin ve Darülmuallimat Programı (haftalık ders çizelgesi) ve Darülmuallimin Nizamnamesi aşağıda sunulmuştur.

DARÜLMUALLİMİN [1]

Tanzimat Döneminde, eğitimin modernleştirilmesi yolunda yapılan çalışmalara rağmen, ilköğretimde istenilen başarının gerçekleşmemesinin en önemli sebebi olarak öğretmen yokluğu gösterilmiştir. Modern eğitim görmüş öğretmenlerin yokluğu sebebiyle öğretmen ihtiyacı medrese mezunlarından karşılanmıştır. Rüşdiyelerin modern eğitim anlayışına uygun öğretim yapabilmeleri, medrese dışında öğrenim görmüş öğretmenlerin yetiştirilmesini gerekli kılmıştır. İstanbul’da Fatih semtinde 16 Mart 1848’de sıbyan ve rüşdiye mekteplerine öğretmen yetiştirmek üzere “Darülmualimin-i Rüşdi” açılmıştır. Darülmuallimin-i Rüşdi’nin açıldığı ilk yıllarda öğretmen kadrosu, rüşdiye mezunlarının azlığı ve bunların genellikle devlet kurumlarında istihdam edilmeleri sebebiyle yine medrese kökenli kimselerden meydana gelmiştir.

Sıbyan mektepleri yeni usulde eğitime başladıktan sonra, bu okulların öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere 1868’de İstanbul’da öğrenim süresi iki yıl olan “Darülmuallimin-i Sıbyan” açılmıştır.

1869 Nizamnamesinde; ilk, orta ve yüksekokulların öğretmen ihtiyacını karşılamak üzere İstanbul’da “Büyük Darülmuallimin” kurulması öngörülmüştür. Bu okulun idadi, rüşdi ve sıbyan şubelerini ihtiva edeceği ve idadi kısmının edebiyat ve fünun şubelerine ayrılacağı belirtilmiştir.

Sıbyan okulları ve kız rüşdiyelerine öğretmen yetiştirmek üzere, sıbyan ve rüşdiye şubelerinden meydana gelen “Darülmuallimat”, İstanbul’da Ayasofya’da 26 Nisan 1870 tarihinde açılmıştır.

Maarif Nezareti’nce 14 Mart 1874 tarihinde, “Büyük Darülmuallimin”in sıbyan, rüşdiye ve idadiye adlarıyla üç dereceli olmak üzere kurulması kararlaştırılmıştır. Nizamnamenin 54-61’inci maddelerinde; okutulacak dersler belirtilmiş ve mezunlarının isterlerse daha üst basamakta öğrenimlerine devam ederek idadi öğretmeni olabilmeleri esası kabul edilmiştir.

Sultan II. Abdülhamit döneminde, eğitim-öğretimi İstanbul dışında diğer vilayetlere yaygınlaştırma kapsamında ilk teşebbüs 1880 yılında yapılmıştır. İstanbul dışında ilk darülmuallimin, Kosova vilayetinde “Darülmuallimin-i Sıbyan” olarak açılmıştır.

Maarif Meclisi 11 Kasım 1882 tarihli toplantısında, maarif müdürü bulunan 10 vilayet merkezinde darülmuallimin açılmasını kararlaştırmıştır. Buna göre 1885-1886 yıllarında Edirne, Kosova, Manastır, Aydın, Bursa,  Halep, Mamuretülaziz, Erzurum, Sivas, Amasya, Musul, Van ve Bolu’da olmak üzere 14 darülmuallimin-i sıbyan açılmıştır.

Taşra darülmuallimlerinin öğretmen kadrosu son derece sınırlı kaldığından okulun yönetim işleri, okulun tek öğretmeni olan müdür tarafından yürütülmüştür. Osmanlı ülkesinde darülmuallimlerin sayısı, 1899-1904 yılları arasında 20’ye ulaşmıştır. 1899-1900 öğretim yılında bu okullardaki öğretmen sayısı 20, 1900-1901 öğretim yılında 24 ve 1903-1904 öğretim yılında 43’tür. Örnek olarak Ankara Darülmuallimin İbtidai Şubesi öğretmenleri ile öğrenci sayıları aşağıda gösterilmiştir.

1898-1903 Yılları Arasında Ankara Darülmuallimin İbtidai Şubesi Muallimleri ve Öğrenci Sayıları

YILMUALLİMTALEBE
H.1316-M.1898Raşid Efendi15
H.1317-M.1899Raşid Efendi10
H.1318-M.1900Abdurrahim Efendi10
H.1319-M.1901Abdurrahim Efendi14
H.1321-M.1903Abdurrahim Efendi17

—***—

DARÜLMUALLİMİN PROGRAMI [2]

İbtidaiye Şubesi

Esami-i DerusBirinci Sene Haftadaİkinci Sene Haftada
Kur’an-ı Kerim ma Tecvid ve Fıkh-ı Şerif43
Türkçe Kavaid ve İmla3
Usul-ı Tedris1
İnşa2
Arabi Sarf ve Nahv22
Kavaid-i Farisi22
Fransızca1
Hesab22
İlm-i Eşya11
Coğrafyay-ı Umumi ve Osmani22
Tarih-i İslam21
Hüsn-i Hat11
Yekûn1918

Rüşdiye Şubesi

Esami-i DerusBirinci Sene Haftadaİkinci Sene Haftada
Kavaid ve İmla1
Usul-ı Tedris12
İnşa11
Arabi33
Farisi11
Fransızca22
Hesab22
Usul-ı Defteri11
Cebir11
Hendese11
Hikmet12
Mevalid11
Coğrafya21
Tarih22
Hüsn-i Hat11
Resim11
Ulum-ı Diniye2
Yekûn2224

Aliye Şubesi

Esami-i DerusBirinci Sene Haftadaİkinci Sene HaftadaÜçüncü Sene Haftada
Ulum-ı Diniye ve Şerh-i Akaid112
Edebiyat-ı Osmaniye111
Kitabet-i Resmiye11
Usul-ı Tedris1
Edebiyat-ı Arabiye111
Edebiyat-ı Farisiye111
Fransızca443
Hesab2
Usul-ı Defteri11
Cebir-i Adi ve İla211
Hendese121
Müsellesat11
Tersimat-ı Riyaziye2
Kozmoğrafya11
Makine11
Himet-i Tabiiye221
Mevalid-i Sülase212
Coğrafyay-ı Umumi ve Osmani111
Tarih-i Umumi ve Osmani111
KimyaKimyay-ı Gayr-i Uzvi 2Kimyay-ı Uzvi 2Tahlilat-ı Kimyevi 1
Kavanin111
Ulum-ı Servet11
Yekûn242524

DARÜLMUALLİMAT PROGRAMI [3]

(Mevad-ı Tedrisiyenin Senelere Taksimi)

Mevad-ı TedrisiyeHer Sınıfta Bir Hafta Zarfında Okunacak Derslerin Adedi
Birinci Sene Haftadaİkinci Sene HaftadaÜçüncü Sene Haftada
Tecvid ve Kur’an-ı Kerimde Tatbikatı211
Ulum-ı Diniye222
Arabi222
Farisi111
Kaavaid-i Osmaniye   111
Kitabet ve Tatbikat-ı Kavaid112
Hüsn-i Hat111
Usul-ı Tedris211
Ahlak21
İlm-i Eşya111
Mevalid ve Ulum-ı Tabiiye11
Hıfzıssıhha11
İdare-i Beytiye122
Hesab211
Hendese111
Resim111
Coğrafya211
Tarih111
Musiki111
El Hünerleri433
Yekûn262626

DARÜLMUALLİMİN NİZAMNAMESİ [4]

(Maarif-i Umumiye Nizamnamesinin İkinci Faslının Darülmuallimîn Hakkındaki Mevadını Tadilen Kaleme Alınan Nizamname)

(Layiha)

Birinci Madde-Darülmuallimîn iptidaiye ve rüşdiye ve âliye namıyla ve her birinin müddet-i tahsiliyesi ikişer sene olmak itibariyle üç şubeye münkasım olmak ve irade-i seniyye ile mansub [naspolunmuş, konmuş, dikilmiş] ve maarife mensup bir müdürün idaresinde bulunmak üzere müceddeden teşkil olunmuştur.

İkinci Madde-İbtidaiye şubesine şart-ı duhûl sarf, nahiv, kıraet-i Türkiye, hat, imlâdan imtihan vermek ve hüsn-i ahlâk ashabından olmak ve sinni yirmiden dûn [aşağı] ve otuzdan efzûn [fazla, çok] olmamak ve sakat ve malûl bulunmamak ve ileride sınıfına göre açılacak muallimliği kabulden istinkâf eder ise müddet-i tahsiliyesinde aldığı maaşın hakk-ı istirdadını temin eylemektir. Sakat ve malûl olmamak ve istirdat maaşı temin eylemek şartları rüşdiye ve âliye şubelerinde dahi muteber olacaktır.  

Üçüncü Madde-İbtidaiye şubesinde kıraet olunacak derûs balâda münferiden programda gösterilmiştir.

Dördüncü Madde-Rüşdiye şubesine şart-ı duhûl iptidaiye şubesinden şahadetname almak ve hariçten talep olanların yedlerinde mekâtib-i idadiye şahadetnameleri var ise ibraz eylemek yoğ ise iptidaiye şubesi şahadetnamelileri mertebesinde şifahen ve tahriren imtihan vermek ve ahlâk-ı mazbut ve sinni yirmiyi mütecaviz bulunmaktır.

Beşinci Madde-Rüşdiye şubesinde tedris olunacak dersler balâdaki programda münferiden gösterilmiştir.

Darülmuallimîn-i Aliye Şubesi

Altıncı Madde-Bu şube edebiyat ve fünun şubelerini havidir. Rüşdiye şubesinden edebiyat sınıfına kayıt olunacaklar belagat-ı arabiyeden şifahi ve bir vak’a tasviriyle Türkçe makale yazdırılarak tahriri imtihan verecekleri gibi hariçten dâhil olacakların rüşdiye şubesinde tedris olunan ulum ve fünundan dahi ayrıca imtihan vermeleri lazım ve fünun sınıfına rüşdiye şubesinden geçecek olanlar için o şubede tedris olunan ulum-ı riyaziye ve hükmiyeden vermiş oldukları imtihanda sülasen numroyu kazanmış olmaları ve evvelce mekatib-i idadiyeden mülazemet ruusuyle veya mekteb-i sultani veyahut rüşdiye şubesinden mezun olup da fünun-ı mezkurede sülasenden ziyade numro ahz edenlerin tekrar imtihandan istiğnaları için şahadetnameleri tarihinden itibaren bir sene zarfında müracaat etmiş bulunmaları meşruttur.

Yedinci Madde-Edebiyat sınıfında tedris olunacak dersler ber-vechi bala programda zikr olunmuştur.

Sekizinci Madde-Fünun sınıfında okunacak dersler yine balada programda gösterilenlerdir.

Dokuzuncu Madde-Darülmuallimîn talebesi cümlesi muvazzaf olmak üzere yüz kırk nefer ile tahdit edilip altmışı iptidaiye ve kırkı rüşdiye ve kırkı aliye şubelerinde bulunacak ve iptidaiye şubesinde bulunacaklara şehri ellişer ve rüşdiye şubesinde bulunacaklara yetmişer ve aliye şubesinde bulunacaklara yüzer guruş maaş ita edilecektir.

Onuncu Madde-Her şube derslerinin tekmilinde o şubeden şahadetname verilecektir.

On Birinci Madde-İbtidaiye şubesi ve rüşdiye şubesine ve rüşdiye şubesi aliye şubesine mahreçtir fakat iptidaiye şubesinde ikmal-i tahsil edenlerden rüşdiye şubesine ve rüşdiye şubesinde ikmal-i tahsil edenlerden aliye şubesine nakli ihtiyar etmeyenler için bulunduğu şubeye mahsus mekâtibde muallimlik etmek üzere şahadetnamelerine işaret olunacaktır.

On İkinci Madde-Rüşdiye mektepleri üç sınıfa taksim ile her sınıf iki derecede muallimle idare olunacaktır. Her sınıf mekteb-i rüşdiyede muallim-i evvel birinci derecede sani ve salis kaç muallime lüzum var ise onların cümlesi ikinci derecede muallim addedilecektir.

On Üçüncü Madde-Darülmualimînin iptidaiye ve rüşdiye şubelerinden mezun olduktan sonra başka bir mesleğe sülûk edenler yahut sınıfına göre muvazzaf olarak mekatib-i umumiyede istihdam olunmak üzere teklif olunan muallimliği kabülden bila-mucip istinkâf eyleyenler muallimliğe mahsus hukuk ve imtiyazattan sakıt olacaklar ve müddet-i tahsillerinde maarif veznesinden almış oldukları maaşatı kâmilen iade edeceklerdir.

On Dördüncü Madde-Darülmuallimînden neşet etmiş olanların mekatib-i umumiyede muallim olmak için sairlerine hakk-ı rüçhanı olacaktır.

On Beşinci Madde-Darülmuallimînden mezun olanlar ibtida muallimlik sınıfı meyanında terakki edip sonra mekatib-i idadiye ve maarif müdürlüğü gibi maarifçe münasibi veçhile her nev’i memuriyete tayin olunacaklardır. Fakat terakkiyat-ı mevude beş sene ifay-ı hüsn-i hidmete mütevakkıftır.

On Altıncı Madde-Talebeye bir defaya mahsus olmak üzere her şubeye mahsus olan kitaplar meccanen verilecektir.

On Yedinci Madde-Darülmuallimîn talebesinin imtihanlarında kavaid-i teminiye vazı ve sonra muallimliğe tayin olunmak üzere intihap mazbatalarının tanzimi ve aleyhlerinde vaki olacak şikayatın tedkiki ve azl ve becayişlerinin kanuna tevfiki münhasıran meclis-i maarife aittir.

On Sekizinci Madde-Darülmuallimîn müdürü ve muallimin ve memurini meclis-i maarifçe intihap ve maarif nezareti makamından tasdik ve imtihanlar dahi meclis-i mezkûrun nezaret ve malumatı tahtında icra olunur.

On Dokuzuncu Madde-Darülmualimînin bir muntazam kütüphane ve nümunehanesi olacağı gibi hikmet-i tabiye ve kimya ve tersimat-ı riyaziye ile topoğrafya ve tarih-i tabiyeye müteallık alat ve edevat ve levayıh-ı mukteziye dahi mükemmel olacaktır.

Yirminci Madde-Mektebin her ayda vukuatını mübeyyin meclise müzekkere vermek ve meclisçe verilecek talimata tevfik hareket etmek üzere Darülmualimînin bir müfettiş-i mahsusu bulunacaktır.

Yirminci Birinci Madde-İşbu nizamnamenin icrasına Maarif Nezareti memurdur.  

—***—

DİPNOTLAR

[1] Asuman KOÇAK, Salnamelere Göre Ankara Vilayeti (1871-1907),  Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Tarih Anabilim Dalı Yakınçağ Tarihi Bilim Dalı Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi (Danışman: Doç. Dr. Şennur ŞENEL), Ankara, 2013, s. 167-168

[2] Salname-i Nezaret-i Maarif-i Umumiye (SNMU) 1316 (1898), 1. Defa, 1316 Sene-i Hicriyesine Mahsustur, Matbaa-i Amire, s. 127-129

http://www.tufs.ac.jp/common/fs/asw/tur/htu/data/HTU1931-01/index.djvu

[3]  A. g. e., s. 453

http://www.tufs.ac.jp/common/fs/asw/tur/htu/data/HTU1931-02/index.djvu

 [4] A. g. e., s. 130-134http://www.tufs.ac.jp/common/fs/asw/tur/htu/data/HTU1931-01/index.djvu

Continue Reading

En Çok Okunanlar