Türk İstiklâl Mücadelesi
ÇANAKKALE CEPHESİNDE 3. KOLORDU KOMUTANI MEHMET ESAD PAŞA’NIN HATIRALARI
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
ÇANAKKALE’DE TÜRK ORDUSU
—***—
18 Mart 1915-18 Mart 2026
Çanakkale Deniz Zaferinin 111. Yıldönümü
Çanakkale Muharebeleri (3 Kasım 1914-9 Ocak 1916); deniz, kara ve hava harekâtları olarak gerçekleşmiştir. Bu vatan uğruna bir gül bahçesine girercesine canlarını veren aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle anarım.
Türk Milletinin istiklal ve istikbal mücadelesinde-özellikle Çanakkale deniz ve kara muharebelerinde-emeği geçen Çanakkale Müstahkem Mevkii komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa, Kuzey Grubu ve 3. Kolordu komutanı Mehmet Esat (Bülkat) Paşa ve Kurmaybaşkanı Yb. Fahrettin (Altay), 19. Tümen ve Anafartalar Grup komutanı Mustafa Kemal, Kurmaybaşkanı İzzettin (Çalışlar) olmak üzere komutan, devlet adamı ve topun namlusundan cepheyi gören erlerin aziz hatırasını rahmet ve minnetle yâd ederim.
—***—
GİRİŞ
Çanakkale’nin Ünlü Kumandanlarından Esat Paşa
Esat Paşa, son devir Türk tarihinin değerli askerlerindendir. 1862’de, babası Mehmed Emin Efendi’nin belediye reisi bulunduğu Yanya’da doğdu. Büyük babası Yanya emlak-i seniye nazırı Vehib Efendi, onun babası Yanya mütesellimi Mehmed Efendi’dir. 1890’da askeri tahsilini tamamladı ve kurmay yüzbaşı oldu. Almanya’ya gönderildi ve orada 4 yıl staj gördü. Müşir vonder Golç Paşa’nın yardımcısı oldu. 1897 Türk-Yunan Savaşı’na, Yanya kolordusu kurmayında vazife alarak katıldı. Sonra Harbiye’ye muallim ve 1899’da miralay (albay) rütbesiyle ders nazırı oldu. Zamanla rütbesi mirliva ve ferikliğe yükseldi. 1907’de Selanik’teki III. Ordu kumandan muavinliğine tayin olundu. Meşrutiyet’ten sonra rütbelerin tasfiyesi kanunu mucibince, rütbesi mirlivalığa indirildi. 1911’de Gelibolu’daki 5. Fırka (Tümen) kumandanı ve Çanakkale Savaşı’nda kolordu kumandanı oldu. Kurmay Yarbay Mustafa Kemal Bey’in 19. Fırkası, bu kolordunun 3 tümeninden birini teşkil ediyordu.
Çanakkale Savaşı’nda Esat Paşa’nın adı dünyaca tanındı. Bu savaştaki başarılarından dolayı rütbesi tekrar ferikliğe (korgeneralliğe) yükseltildi. Çanakkale Savaşı’ndan sonra 1. Ordu kumandanı olarak İstanbul’a geldi. Askeri Mektepler Umum Müfettişi, II. Ordu Kumandanı, 1920’de Salih Paşa kabinesinde iki hafta kadar Bahriye Nazın oldu. İsteğiyle emekliye ayrıldı. İki defa vazifeyle Yunanistan’a gönderildi. 2 Kasım 1952’de 90 yaşında öldü ve Karacaahmet mezarlığına defnedildi.
Son devrin değerli askerlerinden Vehib Paşa (1877-1940), Esat Paşa’nın kardeşidir.
Esat Paşa, Harbiye’ de okunmak üzere telif ve tercüme ettiği matematik ve geometri üzerinde 4 basılı eserin sahibidir. Bunlardan çok daha önemli olarak, askeri hatıralarını gayet etraflı şekilde kaleme almıştır. Birinci Dünya Savaşı ve ondan önceki devre için orijinal bilgi veren bu hatıraların mahdut bir kısmı Hayat Mecmuasında neşredilmiştir. Tamamı henüz basılmamıştır ve yeğeni Kazım Taşkent’in elindedir. [1]
Bir fikir vermek için, bu hatıraların Çanakkale Savaşları’na ait bir bölümünü, Çanakkale Deniz Zaferi’nin 111’inci yıldönümünde sunuyoruz.
—***—
ÇANAKKALE’DE TÜRK ORDUSU
Türk ordusu birbirinden çok uzak, kuvvet kaydırması imkânsız ve ikmal yollan olmayan cephelerde çarpışıyordu. Türk Başkomutan Vekili Enver Paşa’nın mevsim ve zamanını seçemediği için Sarıkamış taarruzu başarıya ulaşamamıştı. Zamanında uygulanamayan bu saldın buradaki 3’üncü Türk ordusunun yarısının elden çıkmasına sebep olmuştu.
Güneyde de Kanal harekâtı, bütün çabalara rağmen gerektiği kadar malzeme olmadığından başarısızlıkla sonuçlandı. Petrolün ilerdeki rolünü çok iyi takdir eden İngilizler, Hindistan’ da meydana getirdiği birliklerle Irak cephesinde ilerliyor, para ile satın aldıkları Arap aşiretlerinden de yardım görüyorlardı.
Başkomutanlık 23 Temmuz 1914’te yayınladığı emirde yeni ordu kuruluşunu bildiriyor, ordu müfettişlerini kaldırıyordu, emirde: ” … Başkomutanlığa bağlı savaşa hazır birlikler, Birinci, İkinci, Üçüncü ordularla Karadeniz ve Çanakkale Boğazı müstahkem bölge komutanları ve donanma komutanlığıdır. Mareşal Liman von Sanders Paşa, komutasındaki Birinci Ordu, İstanbul’ da, Birinci Müstakil Süvari Tugayı, 1’inci, 2’nci, 3’üncü, 6’ncı Kolordular ile Ağır Seri Obüs Taburu, Edime’ deki 8’inci Ağır Topçu, Edirne’de kalesinden kurulu olarak bulunacaktır.” diyordu. Başkomutanlık 24 Temmuzdaki emriyle de 3’üncü Kolorduyu doğrudan doğruya kendine bağlıyordu. 1’inci, 5’inci, 6’ncı Kolordular İstanbul’da, 2’nci Kolordu Trakya, 4’üncü Kolordu da Bandırma ve Balıkesir bölgesinde idi.
Ufukların kararması üzerine Tekirdağ’da bulunan 3’üncü Kolordunun Gelibolu’ya, Çanakkale çıkarmalarına karşı görev alması kararlaştırılmıştı. Kolordunun komutanı Balkan Savaşı’nda, Yanya’da savunması ile ün almış olan Tuğgeneral Esat (Bülkat) Paşa bulunmakta idi. Kolordu Kurmaybaşkanı olarak Kurmay Yb. Fahrettin (Altay) görev almıştı.
3’üncü Kolordu, 7′ ve 19’uncu Tümenlerle bağlı birliklerden kurulu olup, 19’uncu Tümenin başında Kurmay Yarbay Mustafa Kemal (Atatürk), Kurmaybaşkanı İzzettin (Çalışlar) görev almıştı.
Savaş bulutlan Türkiye üzerinde görüldüğü zaman, Çanakkale bölgesinde yalnız 9’uncu Tümen ve Jandarma birlikleri bulunmaktaydı. Savaşın ilanından sonra önce 7’nci Tümen ile Kolordu Karargâhı gelmiş, daha sonra 19’uncu Tümen bölgeye getirtilmişti.
Müttefik donanmasının saldırısı başladığı zaman, Gelibolu Yarımadası’nın Bolayır’dan Anafartalar’a Ağıldere’ye kadar olan kısmı, 3’üncü Kolordu tarafından tutulmuştu. 7’nci Tümen Kavaksuyu’ndan Deliyani limanına kadar olan bölgede görev almıştı. Onun güneyinde iki jandarma taburu yerleştirilmişti. Mustafa Kemal’in 19’uncu Tümeni, beklenen bir çıkarmaya karşı ihtiyatta tutulmuştu.
Yarımadanın güney kısmı müstahkem mevki komutanı Cevat (Çobanlı) Paşa‘nın emrinde 9’uncu Tümen tarafından tutuluyordu. Anadolu yakasında ise müstahkem mevki emrinde jandarma birlikleri ile 64’üncü Alay yer almıştı.
Düşman donanma ateşiyle Boğaz girişindeki tahkimat ve topçu mevzilerinin tahribi, Başkomutanlığı uyarmış oluyordu. İlk iş olarak 2’nci Kolordunun 5’inci Tümeni Saros kuzeyine, Yeniköy’e ve 4’üncü Kolordunun 11’inci Tümeni, Ezine’ye getirildiği gibi, 9’uncu Tümen de Gelibolu Yarımadası’nda bir savunma savaşı verecek olan 3’üncü Kolordunun emrine verildi.
ÇANAKKALE MÜSTAHKEM MEVKİİ
Savaşın kara bulutlan ufukta görünmeden önce müstahkem mevki, üç alaylı bir topçu tugayı ile istihkâm ve muharebe bölükleri, telsiz telgraf, torpil döşeme birlikleri ile istihkâm inşaat taburundan kurulu idi. Tahkimat eski usulde, taş ve toprak kazı ve dolgudan ibaretti. Almanya’dan gelen bir uzmanlar kurulu, kendi görüş ve bilgilerine dayanarak, eski topları atmak, bir kısmının yerlerini değiştirmek, uzun ateş menzili olan toplarla Boğaz girişini pekleştirmek, torpil hatları yerine, torpido bataryaları kurma yolunda çalışmalara girişmişlerdi. Fakat bu çalışma uzun bir zamana ihtiyaç gösteriyordu.
Bir kısım topların yerinden alınması ile 32 batarya, 22’ye inmiş, müstahkem mevkiinin ateş gücü zayıflamıştı ki, tam bu sırada seferberlik ilan edilmek ve bir savaşa hazır olmak durumu ile karşılaşıldı.
Daha sonra olaylar, en çok atış mesafesi 16 kilometre olan adi ateşli toplarla Boğaz giriş tahkimatının kuvvetlendirilmeye kalkışmanın hiç de doğru olmadığını, mayın hatlarının ise çok önemli görevler yapabileceğini ve düşman donanmasını sarsacağını gösterecekti.
Seferberlikle, Alman uzmanlarının projelerinin uygulanmasının çok zaman istemesi dolayısıyla geri bıraktırılmış, eski usule dönülerek Edirne Kalesi’nden getirtilen, donanmadan çıkarılan toplarla savunma gücünün arttırılmasına gayret edilmişti.
Ayrıca donanmadan 4 torpido bot, 2 kıyı koruma ve 1 uçak birliği verilmişti. Deniz kuvvetleri de Kilitbahir ve Çimenlik’te torpil depoları kurmuştu. Toplarından faydalanılmak üzere eski Mesudiye zırhlısı da Kepez kuzeyinde yer aldı. Gemi burada gerekirse kuma oturtularak bir direnek görevi yapacaktı. Yalnız Boğaz’a sızan İngiliz denizaltısı, bu işi engellemede gecikmedi. Zavallı Mesudiye, Boğaz sularına aldığı bir torpille gömülüverdi.
Yapılacak bir deniz saldırısına karşı ileri bir savunma topçu mevzii olarak, 15’ten 28 santim çapına kadar 19 top ile eski sistem mantelli toplardan kurulu Gelibolu Yarımadası’nda Seddilbahir, Ertuğrul bataryaları, Anadolu yakasında da Kumkale, Orhaniye tabyaları yer almıştı. Bunlar düşmanı oyalayacak ve baskınlar engelleyecekti. Giriş ateş gücü, acele olarak 6 havan ve 4 mantelli topla da pekleştirilmişti.
Kepez-Soğanlıdere hattı ile Nara-Değirmendere arasındaki bölgede Boğaz’ın iki kıyısında ise asıl mevziler ve tahkimat bulunuyordu ki, Çanakkale kuzeyinde Nara, Mecidiye; güneyinde Çimenlik, Hamidiye tabyaları ve Kepez burnu güneyinde Dardanos tabyası yer almıştı. Gelibolu Yarımadası’nda ise; Kilitbahir kuzeyinde Değirmendere, Kilitbahir güneyinde Namazgâh, Hamidiye, Mecidiye tabyaları göreve hazırdı. Bu tabyalarda en büyükleri 6 adet 35,5’luk, 13 adet 24’lük olmak üzere toplam olarak 137 top ateşe hazırdı ki, en uzunu 16.900 metreye ateş edebiliyordu. Oysa donanma daha uzaktan ateş açabilecekti. Ayrıca bölgeye sahra bataryaları da getirilmesi düşünülmüştü.
Girişi kapayacak bataryalarla, merkez tabyaları arasındaki boşluğu kapamak üzere 24 adet 15’lik obüs, 10 adet 21’lik havan, 8 adet 12’lik top konmuştu. Bunlar düşman donanmasının uzaktan serbestçe merkez tahkimatını ateş altına almasını önleyecekti.
Deniz geçitini kapamak üzere Soğanlıdere doğrusu ile Dardanos tabyası arasından Kilitbahir-Çanakkale hattına kadar 9 torpil hattı yapılmış, denizaltılar için ağlar, çok basit tel ve malzemedendi.
İngiliz ajanları seferberliğe kadar bu bölgede av vesair bahanelerle dolaşarak her şeyi öğrenmiş gibiydiler. Yalnız seferberlik ilanı üzerine yerleştirilen toplar ve getirilen birliklerle tahkimattan habersizdiler. Bu bilgilere dayanan İngiliz görüşü, kendi donanmalarının üstün ve cehennemi topçu atışına, Türk savunmasının dayanamayacağı idi.
MÜTTEFİK DONANMASININ SALDIRI PLANI
Çanakkale Boğazı’nın denizden geçilmesine İngiltere’nin sayılı deniz otoritelerinden Amiral Lord Fisher karşı koymuşsa da, 28 Ocak 1915 toplantısında kesin karar alınmıştı. İngilizler, 1907’de Amiral Dakvort‘un komutası altında Boğaz’ı geçen donanmada bulunan bir İngiliz deniz subayı anılarına şu satırları ekliyordu:
“Çok şükür şu meşum Boğaz’dan ucuz kurtulduk!“
Onlar umutlarını bizim Balkan ve Sarıkamış yenilgimize bağlamışlardı. Ama buna rağmen kara ve deniz harekâtını birleştirememeleri, General Hamilton’un 18 Mart’ta karaya çıkmayı düşünmemesi büyük hataları olacaktı.
Amiral Karden’in saldırı planı şöyleydi:
1. Önce giriş tahkimatı tahrip edilecek,
2. Merkeze kadar torpiller taranacak, buradaki tabyalar susturulacak,
3. Kepez’de olması düşünülen torpil tarlaları temizlenecek,
4. Kilitbahir ve Çanakkale istihkâmları tahrip edilecek,
5. Donanmanın Marmara’ya girişi ve Marmara’daki harekâtı ve Boğaz’ın korunması.
Boğaz’ın ilk bombardımanını 3 Kasım 1914‘te 28 savaş gemisi ile yapılmış ve bu saldırı 17 dakika sürmüştü.
13 Aralık 1914′ te de, B. II Denizaltısı Mesudiye’yi torpillemişti. 19 Şubat 1915’te Müttefik donanma, bizim topların atış menzili dışında yerleşerek girişteki bataryaları ateş altına aldı. Onlara cevap verecek uzun menzilli topumuz yoktu. Girişteki tabyalarımız tahrip edildi.
27 Şubat’ta da üç savaş gemisi, Boğaz’ dan içeri girdi. Yerleri, onlarca belli olmayan obüslerimizin ateşleri karşısında, geri çekilmek zorunda kaldılar. 18 Mart’ta, bugün donanmayla zorlamaya karar vermişlerdi. Harekâtı, taarruz planını hazırlayan Amiral Dö Robek idare edecekti. Donanma, saat 10.30′ da iki hat halinde ilerledi. Karanlık limanda donanmanın 274 modern topuna karşın biz 78 adi ateşli topla karşı koymak zorundaydık.
Amiral Dö Robek, torpil tarama gemilerini ileri sürmüştü. Bunlar denizi temizleyecek, donanma da kolayca ilerleyecekti. Kıyı bataryaları üçünü ateşi ile tahrip edince, donanmada bir şaşkınlık belirtileri başladı. Onu Fransızların Büve zırhlısının torpile çarpıp batması izledi. Arkasından İngilizlerin İnflexible ve İrresistible gemilerinin torpile çarpmaları takip etti.
Daha ileri gidilirse, donanmanın yarısından fazlasının elden çıkacağından korkan Amiral Dö Robek, saat 17.30’da çekilme emri vermek zorunda kaldı. Bu sırada dönüş manevrası yapan Ocean zırhlısı da, saat 18.00’de torpile çarptı.
Nusret mayın gemimizin cesur kaptanı Tophaneli Hakkı Bey‘in gayretiyle bir gecede, kötü hava şartlarına rağmen, Boğaz’ı mayınlayıvermişti. Yenilmez armanda, üç zırhlıyı Boğaz sularına bırakmış, Golva, Süfren, İnflexitible olmak üzere üç zırhlıyı da ağır yaralı olarak geri götürmek zorunda kalmıştı. Diğer gemilerde de insan kayıpları vardı. Yalnız Bouvet’te 600 insan sulara gömülmüştü. Bizim ise kaybımız 3 subay, 22 er şehit, 2 subay ve 59 er yaralımız vardı. Az kayıpla tarihe şan veren bir zafer kazanmıştık. Düşman ateşi bir 24’lük topumuzun tahribi ne yol açmış, yara alan toptan 2 adedi hariç, diğerleri onarılarak ertesi gün savaşa hazır olmuşlardı.
18 Mart yenilgisi, İngiliz ve Fransızlara acı bir ders vermişti. Boğaz ancak kara ve deniz kuvvetlerinin beraber düzenleyeceği plan ve harekât sonrası geçilebilirdi.
ÇANAKKALE KIYILARINDA ÇIKARMA HAREKÂTI
18 Mart yenilgisi, İtilaf Devletlerine acı bir ders vermişti. Donanmanın kara kuvvetiyle işbirliği yapmadan başarıya ulaşamayacağı kesin olarak ortaya çıkmış bulunuyordu. Mutlaka savaşı yönetecek bir kara ve deniz işbirliği karargâhının kurulması doğru olurdu.
İngiliz ve Fransızları kara ve deniz kurmay başkanlarının yaptığı toplantıda şu hedefleri kapsayan bir harekât planı hazırlanmıştı:
1. Türk savunmasını yanıltmak maksadıyla Bolayır ve Beşike kıyılarına sahte hareketler yapılacak.
2. Anadolu kıyılarına, Kumkale’ye gösteriş hareketleri.
3. Kabatepe kuzeyine, Türk kuvvetlerini dağıtma amacıyla çıkarma yapmak.
4. Seddülbahir bölgesine asıl kuvvetler çıkarılacak, Alçıtepe ele geçirildikten sonra Kilitbahir yönünde ilerlenecek.
İngilizlerin Çanakkale Boğazı’nı ele geçirmek için hazırladığı kuvvetler, 28 Mart’a kadar Mısır’da toplamaya başlamışlardı. Deniz piyade tümeni Portsait’te diğer birlikler İskenderiye’de bulunuyordu.
İlk kademede toplanan savaş gücü, 80 bine yakındı. Ve 84 gemi ile hareketleri şöyle düzenlenmişti:
| Gemi | Er | Hayvan | ||
| Anzak Kolordusu | 30 | 27.500 | 6.900 | (İskenderiye) |
| 29’uncu Tümen | 15 | 17.000 | 3.962 | (İskenderiye) |
| Anzak Tugayı | 5 | 4.800 | 690 | (Mondros’ta) |
| Fransız Tümeni | 22 | 16.700 | 3.550 | (İskenderiye’de) |
| Deniz P. Tümeni | 12 | 10.800 | 1.369 | (Portsait’te) |
| 88 | 75.000 | 16.481 |
Mısır kuzeyindeki toplanan kuvvetler, miktarının öğrenilmesi, hedefini de ortaya çıkarmıştı. Müttefikler Türk kuvvetlerini Boğazlar bölgesine tutmak, Rusların işini kolaylaştırmak ve Mısır’ı korumak istiyorlardı. Toplanan kuvvetler çıkarma eğitimi yapıyor ve komutanlar, beraber çalışmanın ilerde çıkacak güçlükleri karşılama bakımından yararlanıyordu.
ÇANAKKALE VE GELİBOLU’DA TÜRK KUVVETLERİ VE İKİ TARAFIN HAZIRLIKLARI
İngiliz ve Fransızların Bozcaada ve Limni’de toplandıkları öğrenilmişti. Düşman gemileri Saros Körfezi’ndeki küçük adalar bölgesine gelerek keşifler yapıyor, Rumlarla gizli haberleşmelerle kuvvetleri öğrenmek istiyorlardı. Bunlardan birkaçı da Üçüncü Kolordu birlikleri tarafından casusluk suçu ile yakalanmıştı.
Bu devrede Boğaz kıyılarının savunması 3’üncü Kolorduya verilmişti. Bu kolordu Yanya kahramanı olarak tanınan Esat (Bülkat) Paşa’nın komutasında Tekirdağ’da seferberliğini yapmış, 8’inci Tümenini Şam’a gönderdikten sonra yeniden 19’uncu Tümeni kurmuştu. Kolordu, 24 Martta Birinci Ordu Kumandanlığından yeni kurulan 5’inci Ordu Komutanlığına gelen Liman von Sanders‘in emirlerine uyarak tümeniyle Gelibolu’ya, 19’uncu Tümeni ile de Eceabat’a gelmiş bulunuyordu.
9 Nisan, Kolordu: 7, 9, 19’uncu Tümenlerden, topçu ve bağlı birliklerden kurulmuş bulunuyordu.
7’nci Tümenin kuruluşunda 19, 20 ve 2l’inci Piyade Alayları,
9’uncu Tümenin kuruluşunda 25, 26, 27’nci Piyade Alayları,
19’uncu Tümenin kuruluşunda 57, 72, 77’nci Piyade Alayları,
görev almışlardı.
23 Nisan 1915‘te üç İngiliz uçağı, kendilerinin çıkarmayı tasarladığı bölgeye yakın olan Eceabat’ı ve oradaki birlikleri bombalıyordu. Burada dört er kaybetmiş, dokuz yaralı vermiştik. Bu bölgeye önem verilmesi gerektiğini anlayan Başkomutanlık, İstanbul’dan 3’üncü Tümen ile Beyoğlu Jandarma Alayını da 5’inci Ordu emrine vermişti. Düşmanın hareketleri hakkında çok değişik bilgiler alınıyordu. Kıbns’ta toplanan kuvvetlerle Mersin ve Suriye kıyılarına bir çıkarmanın da planlandığı ileri sürülüyordu. İngiliz haberalma örgütü Türk gücünü dağıtmak için elinden gelen gayreti geri bırakmıyordu.
3’üncü Kolordu, düşmanı karaya çıkarmamak, onu kıyıda bütün gücü ile yok etmek kararındaydı. Fakat ordu komutanı, Anadolu kıyılarını çıkarmaya daha elverişli görüyor, burayı kuvvetlendirmek amacı ile Başkomutanlığın gönderdiği 3’üncü Tümen ile Beyoğlu Jandarma Alayını buraya göndererek, buradaki 11’inci Tümenle beraber 15’inci Kolorduyu meydana getirdi.
Ordu komutanı, Bozcaada’nın Anadolu kıyılarına yakın olması, önemli tabyaların burada bulunmasını önce sürerek düşmanın Boğaz’ı buradan susturmak isteyeceğini hesaplıyordu.
Seddülbahir ve kuzey kıyıları ordu komutanı için ikinci derecede bir önem taşıyordu. Bu bakımdan kıyıların gözetleme ile yetinilerek kuvvetli ihtiyatların çıkarmaları karşı taarruzlarla atacak bir savunma düzeninde tertiplenmesini istiyordu.
İngilizler ise, hiç de ordu komutanı gibi düşünmüyorlardı. Onların görüşüne göre Anadolu kıyıları fazla dağlık, kıyıda bataklıklar vardı. Bu bakımdan Gelibolu’da Seddülbahir bölgesinin çıkarma yerleri yeterince müsaitti. Ayrıca bu bölgede Kabatepe, Arıburnu, Suvla, Saros gibi diğer çıkarmaya oldukça elverişli bölgeler de bulunuyordu.
İngiliz ve Fransız Kuvvetleri Komutanı Hamilton, bölgeyi uzun uzun etüt ettikten ve bir kurmay çalışmasından sonra asıl kuvvetleri Seddülbahir’e yani yarımadanın ucuna çıkarmak istiyordu. Ayrıca Kabatepe kuzeyine çıkaracağı kuvvetlerle Türkleri buraya çekmek isteyecekti.
Fransızlar ise bu görüşe katılmıyordu. Onlar Boğaz’ı daha gerilerden dolaşarak çökertmek davasında idiler. Fransız generaline göre, Edremit kıyılarına çıkılarak Balıkesir-Bandırma yönünden gelişecek bir taarruzun daha doğru olacağı ve bu bölgedeki azınlıklardan da faydalanılacağı kanısı idi.
Bu çok kuvvet isteyen bir plandı. Fransız Genelkurmayı da bu düşünceye yanaşmamış, Beşike limanına bir çıkarma yapmayı daha uygun bulmuştu.
Bu hazırlıklar Balkanlara da umut aşılamaktaydı. Sırplar Avusturyalılara karşı bir direnme gücü kazanacaklarını düşünürken, Yunanlılar İzmir’i ele geçirmek hevesiyle bir tümenle donanmalarını İngilizlerin emrine vermek istiyordu. Fakat Bulgarlar Balkan Savaşı sonu kendilerine oynanan oyunu çok iyi bildikleri için, kendilerini kazanmak isteyen İtilaf Devletlerine yanaşmıyordu. Ruslar da Sırplara duyduğu sempatiyi, Boğazlara el atma korkusuyla Bulgarlardan esirgiyordu. İtilaf Devletleri harcadıkları çaba sonu, Adriyatik kıyılarını vadederek İtalya’yı Avusturya ve Almanlardan koparmışlardı.
Ruslar Müttefiklerinin gözlerini Boğazlara bir an önce çevirmek için 28 ve 29 Mart’ta Karadeniz Boğaz’ı tahkimatını bombardıman ettirmişlerdi. Odesa’da bir kolordu hazırladıkları halde Yavuz’dan çekinerek bir çıkarmaya girişemiyorlardı. Rus amirali Eberhart, İtilaf Devletleri donanması, Çanakkale’yi geçip Marmara’ya girildiği zamanı çıkarma için uygun bir zaman olarak bildiriyordu. [2]
DİPNOTLAR
[1] Esat Paşa’nın Çanakkale Savaşı Hatıraları, Yayına Hazırlayanlar: İhsan ILGAR-Nurer UĞURLU, Örgün Yayınevi, İstanbul, 2004, s. 5-6
[2] A. g. e., s. 29-41
You may like

TÜRK İSTİKLAL MÜCADELESİNİN BAŞLANGICI: 19 MAYIS 1919’DA MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SAMSUN’A ÇIKIŞI

ÇANAKKALE DENİZ ZAFERİ

İSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ

429, 430 ve 431 SAYILI İNKILAP KANUNLARININ KABULÜNÜN (03.03.1924-03.03.2025) 101.YILDÖNÜMÜ

REİSİCUMHUR GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN KASTAMONU/İNEBOLU GEZİSİ VE İNEBOLU TÜRK OCAĞI’NDA YAPTIĞI KONUŞMA

REİSİCUMHUR GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN MUALLİMLER BİRLİĞİ KONGRESİ’NE KATILAN TEMSİLCİLERE YAPTIĞI KONUŞMA
Türk İstiklâl Mücadelesi
Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)
Published
4 gün agoon
Mayıs 27, 2026By
drkemalkocak
Giriş
Türk İstiklâl Mücadelesi’nin kırılma noktalarından biri olan Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919), Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da filizlenen mahallî ve dağınık mukavemet hareketlerini ulusal bir çatıda birleştiren bir başkaldırı metnidir. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın resmî yetkilerini aşarak yayımladığı bu genelge, sömürgeci müdahaleye, işgale ve İstanbul Hükümeti’nin edilgen tutumuna karşı toplumsal hafızayı harekete geçirmiştir.
1. Öncesi (Samsun’dan Havza’ya Geçiş): Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Zemin
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrası Osmanlı coğrafyası, yalnızca askeri bir teslimiyeti değil, mekân ve toplum bakımından bir parçalanma dönemini tecrübe etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi olarak Samsun’a ayak bastıktan kısa süre sonra, güvenli ve telgraf hatlarının aktif olduğu iç bölgelere geçmek istemiştir. Yol üstündeki Kavak kasabasından itibaren liderlik faaliyetlerine başlamış ve 25 Mayıs 1919’da Havza’ya intikal etmiştir.

Jeopolitik ve Tarihsel Coğrafya Kırılması
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgali, Anadolu’nun iç kesimlerinde derin bir jeopolitik güvensizlik dalgası yaratmıştır. Samsun ve çevresi (Canik Sancağı), Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurmayı amaçlayan ayrılıkçı Rum çeteleri ile Müslüman ahali arasındaki çatışmaların merkezidir. İngilizlerin bölgedeki asayişsizliği gerekçe göstererek Mondros’un 7. maddesini işletme (stratejik noktaları işgal etme) tehdidi, Mustafa Kemal’in geniş yetkilerle bölgeye gönderilmesinin önünü açmıştır. Havza, Samsun limanındaki İngiliz askerî denetiminden ve donanma namlularından uzak, İç Anadolu’ya açılan korunaklı yapısıyla, direnişin lojistik ve stratejik ilk “güvenli bölgesi” görevini yapmıştır.
Sosyolojik Yapı ve Kolektif Sarsıntı
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği demografik yıkım, zorunlu göçler ve ekonomik çöküş; Anadolu’da “bıkkın ama tetikte” bekleyen bir toplumsal yapı (köylülük, yerel eşraf ve taşra bürokrasisi) yaratmıştı. İzmir’in işgali, “vatanın elden gittiği” algısını somutlaştırarak yerel düzeydeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin sosyolojik tabanını genişletmiştir. Havza, kaplıcaları ve nispeten korunaklı yapısıyla, bu sarsıntının organize bir direnişe dönüştürüleceği ilk “güvenli bölge” olmuştur.
2. Anı: İçerik ve Vaka Analizi (28 Mayıs 1919)
Mustafa Kemal Paşa, 26 Mayıs’ta bölgenin ileri gelenleriyle halk toplantıları yapmış, 28 Mayıs 1919‘da Havza’dan askeri ve mülki amirlere gönderdiği genelgeyle, işgallere karşı protesto mitingleri düzenlenmesini resmen istemiştir.

Metnin İçerik Analizi
Genelge, üç ana pratik ve sembolik talep üzerine kurulmuştur:
1. Protesto ve Mitingler: İzmir ve diğer yerlerdeki işgallerin haksızlığının bütün ülkeye duyurulması için büyük ve heyecanlı mitingler düzenlenmelidir.
2. Büyük Devletlere ve İstanbul Hükümetine Diplomatik Baskı Telgrafları: İtilaf Devletleri temsilciliklerine ve İstanbul Hükümetine protesto telgrafları çekilerek ulusal irade beyan edilmelidir.
3. Hristiyan Ahaliye Zarar Verilmemesi/Azınlık Haklarının Korunması: Gösteriler sırasında Hristiyan halka karşı hiçbir taşkınlık ve düşmanlık yapılmamalıdır.
4. Sonrası (Mitingler, Silah Rehineleri ve Tepkiler): Genelgenin ardından Anadolu genelinde protestolar çığ gibi büyümüş, İstanbul Hükümeti ile Harbiye Nezareti Mustafa Kemal Paşa’dan hesap sormaya başlamıştır. Paşa ise Haziran başında Doğu Anadolu’daki Müdafaa-i Hukuk şubelerini organize etmeye ve Mondros gereği İtilaf Devletlerine teslim edilmesi gereken silahlara (10.000 sürgü kolu ve 12 top kaması) el koyarak direnişi fiile dökmeye başlamıştır.
3. Çok Boyutlu İçerik ve Vaka Analizi
Metinde geçen olaylar, askeri strateji ve sivil itaatsizliğin iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapı sunmaktadır:

a. Sivil İtaatsizlik ve Millî Bilincin Uyandırılması
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti’nin “sükûnet” politikasının aksine, halkı “harekete geçirmeye“ odaklanmıştır. Havza Genelgesi, tepkilerin bireysel kalmayıp “sine-i milletten feveran eden” (milletin bağrından kopan) kitlesel protestolara dönüşmesini sağlamıştır.
b. Askerî ve Stratejik Tedbirler
Paşa, işgallerin yayılması ihtimaline karşı çete (gerilla) teşkilatlarından yararlanılmasını ve düzenli ordu birliklerinin dağıtılmadan derli toplu tutulmasını emretmiştir. Havza silah deposundaki mühimmatın halkın evlerine taşınması ve İstanbul’a gönderilecek silah parçalarına el konulması, mücadelenin lojistik altyapısını kurma hamlesidir.
c. Azınlıklar ve “Meşruiyet” PolitikasıMili
İngilizlerin Ermenileri koruma bahanesiyle verdikleri 24 Mayıs tarihli notaya karşı Mustafa Kemal Paşa, Hristiyan ahalinin can güvenliğinin taahhüt altında olduğunu savunarak işgal gerekçelerini çürütmüştür. Paşa, Batı dünyasına karşı haklılığı zedelememek adına mitinglerde Hristiyan halka yönelik düşmanca eylemlerden kaçınılmasını özellikle vurgulamıştır.
Vaka Analizi ve Stratejik Deha
Eleştirel tarih yöntemi açısından bakıldığında, üçüncü madde metnin en faydacı ve deha ürünü unsurudur. Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin Mondros’un 7. maddesini (huzursuzluk çıkan bölgeleri işgal etme hakkı) bahane ederek Anadolu’yu tamamen istila etme niyetinin farkındadır. Yerel halkın kışkırtmalara gelmesini engelleyerek, “haklıyken haksız duruma düşmeme” stratejisini işletmiş ve direnişin uluslararası hukuk zeminindeki meşruiyetini korumuştur.
4. Kişiler, Taraflar ve Temsil Ettikleri Anlayışlar
Havza Genelgesi sürecinde aktörler tek bir blok halinde değil, farklı ideolojik ve faydacı isteklerle/beklentilerle hareket etmişlerdir.
a. Mustafa Kemal Paşa ve Askerî-Bürokratik Kadro: Temsil ettikleri anlayış, “topyekûn direniş ve tam bağımsızlık“tır. Meşruiyetini saray otoritesinden değil, doğrudan halkın iradesinden (sine-i millet) almayı hedefleyen yeni bir siyasal aktör tipidir.
b. Kolordu Komutanları (Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy): Askeri kanattaki bu isimler, genelgeyi destekleyerek ordunun terhis edilmesini geciktirmişlerdir. Temsil ettikleri anlayış, “askeri-bürokratik direniş ve nizamın korunması“dır.
c. Sait Molla, Damat Ferit Paşa ve İstanbul Hükümeti: Temsil ettikleri anlayış, “saltanatın bekası için İtilaf Devletleri (özellikle İngiliz) hamiliği“dir. Onların anlayışına göre İtilaf Devletleri’ne karşı yapılacak herhangi bir başkaldırı, devletin ve hilafetin tamamen ortadan kalkmasına yol açacaktır (Garantörlük ve teslimiyetçilik).
ç. İtilaf Devletleri (İngiltere ve Fransa): Bölgedeki sömürgeci çıkarlarını korumak ve Sykes-Picot/Mondros haritasını hayata geçirerek Hindistan yolunu güvenceye almak için Anadolu’da güçlü bir merkezi ya da yerel herhangi bir ulusal gücün doğmasını engellemeye yönelmişlerdir.
5. Sonrası: Yansımalar, Tepkiler ve Meşruiyet Krizi
Havza Genelgesi, o zamana kadar yerel ve dağınık olan direniş merkezlerini (Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini) ulusal bir ağda birleştirmiştir.

Toplumsal Yansımalar ve İlk Sivil İtaatsizlik
Genelge sonrası başta Havza ve İstanbul (Sultanahmet Mitingleri) olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanında (Bayramiç, Seydişehir, Gördes, Burdur, Ezine, Ödemiş, Denizli, Aydın, Bursa, Kalecik, Keskin, Konya, Beyşehir, Kastamonu ve Kırklareli gibi çok farklı coğrafi bölgelerde) mitingler düzenlenmiştir. Bu durum, sivil toplumun askeri bürokrasiyle eklemlendiği, toplu bir sivil itaatsizlik dalgası yaratmıştır. Sosyolojik açıdan, farklı yapıdaki “ümmet” kimliğinden, ortak kader bilincine sahip “millet” kimliğine geçişin ilk denemesi Havza’da yapılmıştır.
Siyasal Tepkiler ve Geri Çağrılma Krizi
İngiliz Yüksek Komiserliği’nin (özellikle Amiral Calthorpe ve ardından Sir John de Robeck) İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal’in faaliyetlerinin durdurulmasını istemiştir. Harbiye Nezareti 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’i resmen İstanbul’a geri çağırmıştır. Mustafa Kemal’in bu emre “Kordon hattı arkasındaki İstanbul’da hiçbir şey yapılamayacağı” gerekçesiyle uymayarak zaman kazanmaya çalışması, Türk askeri ve siyasi tarihinde bürokratik itaatsizliğin ve fiili ihtilal hareketinin resmen başladığının ilanıdır. Havza, nihai kararların alınacağı Amasya Genelgesi’ne giden yolu döşemiştir.
6. Eleştirel Tarih Değerlendirmesi
Geleneksel tarih yazımı Havza Genelgesi’ni pürüzsüz ve mutlak bir oy birliğiyle gerçekleşmiş bir kahramanlık anlatısı olarak sunma eğilimindedir. Ancak eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında metin, ciddi bir meşruiyet ikilemi taşımaktadır:
a. İki Başlı Yönetim Gerçekliği: Metin, “Osmanlı Devleti’nin bir süre âdeta iki elden idare edileceğini” açıkça belirtir. Resmi olarak hâlâ padişaha bağlı görünen (Yâver-i Fahrî-i Hazret-i Şehriyârî unvanını kullanan) bir müfettiş, fiilen devletin resmi dış ve iç politikasına taban tabana zıt alternatif bir iktidar merkezi kurmaktadır.
Mustafa Kemal, padişahın kendisine verdiği yetkiyi (asayişi sağlama görevi), padişahın ve hükümetin politikalarına aykırı olarak direnişi örgütlemek için kullanmıştır. Bu durum, dönemin hukuksal çerçevesi içinde bir “yetki gaspı” veya “ihtilal hamlesi” olarak okunmalıdır.

Ayrıca, genelge telgrafları incelendiğinde, Anadolu’daki bütün mülki ve askeri amirlerin genelgeye olumlu bir cevap vermediği; bir kısmının İstanbul ile bağları koparmaktan çekinerek çekimser kaldığı görülmektedir. Dolayısıyla Havza, bağdaşmış bir mutabakatın değil, Mustafa Kemal ve ekibinin taşradaki kararsız bürokrasiyi ikna, yönlendirme ve baskı araçlarıyla ulusal harekete eklemleme mücadelesinin ilk hamlesidir.
b. Propaganda Savaşları: İngilizlerin ve Ermeni Patrikhanesi’nin “Hristiyanlar katlediliyor” algısına karşı, Mustafa Kemal’in “İzmir ve Manisa’nın işgali yüzünden halk tepkili ancak Hristiyanlara düşmanlık yok” tezi, Milli Mücadele’nin sadece silahla değil, uluslararası hukuk ve diplomasi dilini de kullanarak yürütüldüğünü ispatlamaktadır.
c. Lojistik Gerçekçilik: Metindeki telgraf trafikleri ve mühimmata el koyma vakaları, Havza Genelgesi’nin sadece teorik bir protesto metni olmadığını; askeri tahkimatı, milis örgütlenmesini ve mülki idari ağı (Müdafaa-i Hukuk şubelerini) yapılandıran kapsamlı bir ihtilal programı olduğunu göstermektedir.
Kaynakça
Faik Reşit Unat, “Mustafa Kemal Paşa’ya Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Sıfatıyla Verilen Vazife ve Salahiyetlere Dair Bazı Vesikalar”, Mf. V. Tarih Vesikaları, Sayı: 12 (Nisan 1943), Cilt: III, s. 401-409
Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar I, ME Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1977, s. 239-242
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Gnkur. Basımevi, Ankara, 1981, Belge No: 1731, s. 8-10
Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaş Günlüğü I (Açıklamalı Kronoloji) Mondros’tan Erzurum Kongresi’ne (30 Ekim 1918-22 Temmuz 1919), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1993, s. 275-319
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 2 (1915-1919), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999, s. 334
Milli Egemenlik Belgeleri, “Havza Genelgesi”, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, TBMM Basımevi, 2015, s. 6-8
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/768/Havza-Genelgesi
Türk İstiklâl Mücadelesi
Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]
Published
3 hafta agoon
Mayıs 8, 2026By
drkemalkocak
Giriş
21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.
TAMİM
(21 Nisan 1920)
Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]
Tel: Gayet aceledir.
Ankara’ya acele tezkere.
Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)
61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye
Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,
Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,
Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.
1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2-Vatanın istiklali, makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.
2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.
Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.
3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.
5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.
6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal
1. Tarihsel Bağlam
Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü
Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:
Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.
Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.
Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.
Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.
Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak), Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:
Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.
Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.
Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.
Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.
4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:
5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki
Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:
Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.
Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.
Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç
21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.
Kaynakça:
Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor–Heyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.
1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345
Türk İstiklâl Mücadelesi
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
Published
4 hafta agoon
Mayıs 4, 2026By
drkemalkocak

Giriş
19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır. Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir. Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.
1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği
Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.
3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:
Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.
Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.
Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.
Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.
Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji
Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.
5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru
Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme
Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.
Kaynakça
- 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
- 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
- 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
- 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi3 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi



















