Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

TÜRK İSTİKLAL HARBİNDE 5. SÜVARİ KOLORDUSU KUMANDANI FAHRETTİN ALTAY PAŞA’NIN ANLATIMIYLA BÜYÜK TAARRUZ’DA TÜRK SÜVARİSİ (1)

Published

on

GİRİŞ

Türk İstiklal Harbi Batı Cephesinde; Birinci İnönü (6-11 Ocak 1921), İkinci İnönü (26-31 Mart 1921) olmak üzere İnönü Muharebeleri, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri (10-25 Temmuz 1921), Sakarya Meydan Muharebesi (23 Ağustos-13 Eylül 1921), Büyük Taarruz (26 Ağustos-18 Eylül 1922), Büyük Taarruzun bir safhası olarak Başkumandanlık Meydan Muharebesi (30 Ağustos 1922) cereyan etmiştir.

Büyük Taarruz’da I. ve II. Ordu ile 5. Süvari Kolordusu harp etmiştir. 5. Süvari Kolordusunun kumandanı Fahrettin [ALTAY]’dır. [1]

Büyük Taarruz’da İzmir’e ilk giren ve İzmir Hükumet Konağına Türk Bayrağını çeken Yüzbaşı Şerafettin Bey,  [5. Süvari Kolordusu 2. Süvari Tümeni 4. Alay 2 Bölük subaylarından takım komutanı] ile arkadaşları Teğmen Ali Rıza AKINCI ve Teğmen Hamdi YURTERİ’ye rahmet, minnet ve şükranlarımızı sunarak; Türk süvarilerinin İzmir’e girişi ve İzmir Valilik Konağına Türk bayrağının çekilişini kahramanımız Yüzbaşı Şerafettin Bey’in gözlemleri ve tespitleri çerçevesinde, perde arkasıyla, günü gününe yaşanan hatıraların ışığında ve biraz da sohbet lezzetiyle farklı bir görünüm hâlinde açmaya, [Büyük Taarruz, 30 Ağustos Hatıraları, Türk Süvarilerinin İzmir’e Girişi, İzmir’in Yunan İşgalinden Kurtuluşu] günlerini yeniden yaşama ve yaşatma yolunda karınca misali gayret gösterilmiştir.

https://www.drkemalkocak.com/2022/09/09/30-agustos-hatiralari-izmire-ilk-giren-suvari-mufrezesi-kumandani-serafettin-beyin-hatiralari-9-eylul-1922/

T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim Programı (Ortaokul 8. Sınıf)nda “Millî ve dinî bayramlar, mahallî kurtuluş ve kutlama günleri, önemli olaylar, belirli gün ve haftalardan yararlanılarak öğrencilerin tarihsel duyarlılıkları ile Türk milletine, Türk devletine, Türk vatanına ve Türk bayrağına sevgi, saygı ve takdir duyguları geliştirilmelidir.” [2] ve Ortaöğretim T.C. İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Dersi Öğretim ProgramındaDers içeriğine uygun olacak şekilde yerel tarih ile ilgili araştırma görevleri vererek öğrencilerin yerel tarihi ve yakın geçmişi millî tarih ile ilişkilendirmeleri sağlanmalı, bu yolla öğrencilerde millî bilinç ve tarih duyarlılığı oluşturmaya çalışılmalıdır.” [3] yönergeleri yer almaktadır.

Milli bilinç ve tarihsel duyarlılık kazanılmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak üzere, Büyük Taarruz’da 5. Süvari Kolordusu Kumandanı Fahrettin [ALTAY]’ın anlatımıyla “Büyük Taarruz’da Türk Süvarisinin Kahramanlıkları”nı sunuyoruz. Metinde geçen şahıs ve yer adları, yerel tarih-milli tarih bağlamında bütünleyici/birleştirici tarih anlayışına katkıda bulunmak üzere incelenip değerlendirilmeye muhtaçtır. Mesela; Ahır dağlarından iki süvari tümeninin bir gecede geçip Yunan ordusunun arkasına sarkmasına hizmet eden Tokuşlar köyü halkı ve özellikle Hüseyin Ağa’nın hatıralarını bilenimiz, anlayıp yaşayan ve yaşatan kaç kişidir?..

—***—

Büyük Taarruzda Türk süvarisi

 20 Ağustos 1922, Pazar akşamı, Ankara’dan ansızın Akşehir‘e gelen Mustafa Kemal Paşa, İnönü’nün Karargâhına, Ordu Kumandanları Nurettin ve Şevki Paşalarla, beni çağırarak, yapılacak taarruz hakkında görüşmelerde bulundu. Ve taarruzun 26 Ağustos sabahı yapılmasını kararlaştırdı. Bu konuşmada Kemal Paşa süvarinin taarruz başlangıcında bir faydası olmayacağından, zayiat ile kuvvetten düşürülmemesini ve piyadelerimiz düşman cephesini yardıktan sonra, düşman gerilerine saldırmasını ve bu suretle, düşman ihtiyatlarının yetişmesine mani olunmasını direktif olarak vermişlerdi.

Cephe Kumandanı, orduya lazım gelen emirleri vererek, bu gece bütün birlikler, yürüyüşe başladılar. Kuzeyden, İkinci ve Dördüncü Kolordular, Çay civarında Sandıklı‘ya doğru ilerlerken, vari Kolordusu da, bunları Güneyden takip ediyordu. 2 nci Süvari Tümeni Ballık-Karadilli yolunu; 1 inci, 14 üncü Tümenler

Yalvaç – Karadilli yolunu takip ediyorlardı. Karadilli‘den sonra, üç tümen, birer gün fasıla ile birbiri arkasından gitti. 2 nci Tümen en geride idi. Baştaki 1 inci Tümen 24 Ağustos akşamı Sandıklı’ya vardığı halde, soldaki 2 nci Tümen, 25 Ağustos’ta Sandıklı’nın 15 km. güneyine gelebilmişti.

Aldığımız direktif icabı, 26 Ağustos bizim için bir bekleme günü olacaktı. Piyadelerimizin taarruzuna seyirci kalacaktık; bu hal bizi çok sıkıyordu. Bir gün evvel Sandıklı‘ya varışımda, durumu tetkike fırsat buldum. İaşemiz Dinar ambarından yapılacaktı. Nakliye kollarımız çok eksikti. Düşman cephesi yarılıp içeriye girdikten sonra, iaşe ancak köylerden satın alma suretiyle olabilecekti. Ordumuzun taarruz cephesinin sol yanını Çiğiltepe teşkil ediyordu.

Sandık‘dan Afyon‘a giden şose, Çiğiltepe‘nin Doğu yamaçlarından geçiyordu; düşman bu tepeyi şosenin doğusundaki Tınaztepe’yi kuvvetle tahkim etmişti. Arazi kendi müdafaasına çok elverişli idi. Bu arada, Yörükmezarı’ndan geçerek, Sinan Paşa Ovasına giden bir patika vardır. Bu sarp arazide ne bizden, ne de Yunanlılardan hiçbir birlik yoktu. Bu patikanın gittiği Sinan Paşa Ovasında ve düşman işgali altındaki Tokuşlar köyünde Haydar Ağa isminde bir vatanperver ile haberleşme irtibatı yapılmıştı. Bu zat, her gün bir düşman süvari kıtasının bu boğaza gelerek, patikayı gözetlediğini ve akşam olunca düşman ordugâha dönmekte olduğunu bize bildirmişti. Taarruz günü, ordunun düşman cephesini yarmasını beklemektense, bu gece boğazdan geçmeyi ve yarın, Sinan Paşa Ovanda ordu muharebesine iştirak etmeyi düşünerek, fikrimi Ordu Kumandanına bildirdim.

Orayı keşfetmekle beraber, orduya da fikrimi bildirdim. Teklifimin kabulü üzerine, 25 Ağustos’ta süvari tümenlerini harekete geçirdim:

1 inci Tümen: Çukurca-Yörükmezarı yolu ile Çanhisar istikametinde ilerlemeyecek ve Kolordunun arkası toplanıncaya kadar, düşmana kendini tanıtmamağa çalışacak ve Sinanpaşa (Sincanlı), Düzağaç, Çobanözü istikametlerini keşfettirecek.

14 üncü Tümen: Gödebez yolu ile 1 inci Tümeni takip edecek ve Yörükmezarı‘na inilecek gedikte toplanacak, Hacettepe’deki piyade taburu ile irtibatta bulunarak düşmanın bu cihetten bir ilerlemesi ihtimaline karşı, Sarıyer sırtlarında emniyet tertibatı alacaktır.

2 nci Tümen: Kolordu sahra topçu taburu ile telsiz istasyonunu emrine alarak, Kelendiras üzerinden Tekcalan sırtlarına ilerleyecek ve Çiğiltepe‘ye taarruz edecek olan 57 nci Piyade Tümenimizin sol yanını emniyet altında bulunduracak, düşmanın bu cihetten karşı taarruzu olursa, Tekcalan sırtlarını tutacak, düşmanın böyle bir hareketi olmazsa, Sinan Paşa Ovasında Kolordu ile birleşecektir. Kolordu Karargâhı 1 inci Tümeni takip edecektir.

Bu emir verildikten ve tümenler harekete başladıktan sonra, ordu umumi taarruz emri geldi. Emirde: Süvari Kolordusu bu gece Ahır dağları geçitlerine ilerleyerek, Sinan Paşa Ovasına inecek, 1. Kolordumuz; karşısındaki düşmanın sağ yan ve gerilerine taarruzla, demir yolu hattını tahrip edecek ve Altıntaş – Egret bölgesindeki ihtiyat Grubu ile Uşak Grubuna karşı keşif ve emniyet vazifelerini görecektir. Biz zaten bu emre uygun tertibat almıştık.

Köylü kılavuzların yardımı ile zifiri karanlıkta, sarp dereler boyunca, uçurum kenarlarından ve ormanlık ve taşlık araziden geçen patikada, iki süvari tümeninin tek kolda ilerlemesi, çok müşkülat ve yorgunluğu mucip olmuştu. Hayvanlar bir haftadan beri gece uykusu görmemişlerdi. 14 üncü Tümen sonu ile 2 nci Tümenin başı arasında, 15 km’den fazla bir mesafe vardı. Kolordunun bağlı birlikleri, Sandıklı-Karahisar yolunun açılmasını bekleyecekler, ondan sonra da, bize yetişmeye çalışacaklardı.

Taarruzun Birinci Günü

(26 Ağustos 1922)

Sabaha karşı, 1 inci Tümen kol başısı, emredilen yere gelmiş ve toplanmağa başlamış, ileriye keşifkollarını sürmüştü.14 üncü Tümen de, tek kolda ilerlemeye gayret ediyor ve vazifelerini yapıyordu. Doğudan ve derinden gelen top sesleri, dağlar arasında akisler yapıyor, taarruzumuzun başladığını bildiriyordu. Heyecanımız son haddi bulmuştu.

1 inci Tümen Çayırhisar‘a ilerledi, 14 üncü Tümen de, Yörükmezarı‘nda toplandı.

Biraz istirahatle, yemek ve sulama yapıldı. 1 inci Tümen taarruza hazır idi ise de, düşmanın süvari tümeni ile de karşılaşması ihtimaline karşı, yalnız başına ilerlemesini muvafık görmedim, ancak, 14 üncü Tümenin ilerlemeye hazır olacağı zamana kadar beklettim. İkisini birden ileriye sürdüm. 2 nci Tümen, sahra toplarıyla telsizi beraber sürüklemek için hayli zahmet çekmiş, nihayet muvaffak olamayarak, geriye bırakmış, Çiğiltepe Batısında topçu ateşi yemiş, büyük müşkülatla Çayırhisar’la – Kırka arasına doğru dağları aşmağa başlamıştır.

Keşif kollarımız, Sinan Paşa yönünden gelmek isteyen bir takım kadar düşman süvarisini dağıtmış ve Beşkimse civarında bir düşman demiryolu koruma kıtasını yok ederek, demiryolu ile telgraf hatlarını bozmuşlardı. Bir keşif subayının, demiryolu balast taşlarından bir parçaya, tarih yazarak bana hediye göndermiş olduğunu şükranla yâd ederim.

Keşif bölüklerine dayanak olmak üzere, 14 üncü Tümenin 3 üncü Alayı, Akçaşar köyüne sürüldü. Düşman uçakları üzerimizde uçmağa başladı. Arazinin ormanlık ve kesik olması işimize yaradı, saklanmamızı sağladı.

1 inci Tümen Sinanpaşa‘ya karşı bulunurken, 14 üncü Tümen de, Tokuşlar koruluğunu tuttu. Dumlupınar cihetinden düşmanın muhtemel ilerlemesini göz önünde tutarak, keşif kollarından gelecek haberleri ve 2 nci Tümenin ovaya inmesini beklemeye başlamıştık. Maksadım, düşman ihtiyat kolordusunun, Afyon güneyine yardıma gelmesine mani olmak üzere, Kolordumu Ayvalık-Balmahmut istikametinde ilerletmekti. Bu sırada, ordudan gelen emirde, Çiğiltepe‘de düşmanın inatla dayandığı ve Süvari Kolordusunun, bu tepeyi düşürmek üzere, Kırka-Paşaköy yönünde taarruz etmesi bildiriliyordu. Diğer tümenler başka istikamette olduğundan, yorgunluğuna bakmayarak 2 nci Tümene bu görevi verdim.

Düşman, taarruzumuzun büyük bir hazırlık sonunda yapılmış olduğunu, ancak bugün anlayabilmiş ve ihtiyatlarına emir vermişti. Bunlar harekete geçtiklerine göre, yarın için esaslı bir karşılaşma beklemeli idik. Bu gece, güzelce hazırlanmak için birliklere, iaşe kollarına emirler verildi. İşgalden kurtulduklarını gören köylü halkımız, varını yoğunu feda etmekten çekinmiyordu. Tokuşlar‘ın hamiyetli Haydar Ağası, bütün askerleri misafir etmek için gözyaşları arasında, köylüleri ile adeta yarış ediyordu. Gece, düşmanın tahrip ettiğimiz demiryolunu tamir ve muhafaza için, kuvvetler gönderdiği haberini aldık.

Taarruzun İkinci Günü

(27 Ağustos 1922)

 Bu sabah, 2 nci Tümen, karşısındaki düşmanla muharebeye başlarken, 1 inci Tümen de Balmahmut’a gelen düşmanla muharebeye tutuştu. 1 inci Tümenin, mihver yaparak ve batıdan gelmesi muhtemel kuvvetlere karşı emniyetli bulunarak, kuzeye, İlbudak Dağlarına doğru bir çevirme hareketi yapmasını uygun gördük. Yalnız, demiryolu boyunca düşman koruma kuvvetlerinin bulunması ve batıdan kesin haberlerin gelmemiş olması, bizi biraz düşündürüyordu. Uşak‘taki düşman süvari tümeninin, Dumlupınar doğusuna geleceğini tahmin ediyorduk. Bu halde, ilk iş olarak, onu ezmek icap ettiğinden, buna hazırlanmak için, ilkin Akçaşar-Bakırcık platosunda yerleşerek, demiryolunun koruma birliklerinden temizlenmesi ve batıdan daha kesin bilgiler almak lüzumlu görüldü.

Bakırcık Tepesi bu bölgenin en önemli parçasıdır. Burayı elde bulunduran taraf, Sinanpaşa Ovasına hâkim olur. Uşak cihetinden trenle gelecek bir düşman kuvveti, Küçükköy istasyonuna çıkar da, bu tepeyi tutarsa, Süvari Kolordusunun harekâtına esaslı engel olabilir. İlbudak Dağlarına geçmek için de, burası bir basamaktır. Bu sebeple, 2 nci Tümen şimdilik Akçaşar‘a 14 üncü Tümen de Bakırcık Tepesine gönderildi. Kolordu Karargâhı, 2 nci Tümeni takip etti. Düşman, Balmahmut güneyindeki hava alanını bozarak, birkaç uçağını Uşak‘a kaçırdı. Bunlar alçak uçuşla üzerimizden geçerken açtığımız ateş, isabet etmiş olacak ki, birisi düşecek gibi oldu. Ve pek alçaktan, Dumlupınar’a doğru akıp gitti.

2 nci Tümen Akçaşar’a vararak, Küçükköy‘e kadar, demiryolu koruyucuları ile savaşa girişti. 14 üncü Tümen, Elvanpaşa‘dan gelen bir tabur piyade ile düşmana karşı hazırlığa geçti. 2 nci Tümenin Küçükköy istasyonuna sürdüğü 1 nci Süvari Alayı, bu istasyonu koruyan düşman kuvvetlerine taarruz ederek, bunları püskürtmüş, istasyonu ele geçirmişti.

Bu muharebeler olurken, Akçaşar Tepesi’nde bulunuyordum. Zayıf ve hastalıklı olması sebebiyle, evvelce Konya hastahanesine göndermiş olduğumuz genç Teğmen Yıldırım Kemal, ansızın karşıma çıkıverdi ve: “Taarruz haberini alır almaz, trene atladım geldim” dedi. Her vakit karargâh arkadaşlarına neşe saçan bu İzmir çocuğunu takdirle karşıladım. Ve muhafız Süvari bölüğünde vazife görmesini söyledim. O bana cevap olarak: “Kılıcımı sallayarak İzmir’e en önde girmek isterim, beni en ilerdeki bir alaya göndermenizi rica ederim” dedi. 2 nci Tümene, oradan da, Küçükköy‘de muharebe etmekte olan, 2 nci Alaya gönderildi. İki saat sonra üzücü bir haber, bu vatan yavrusunun, Küçükköy istasyonuna hücum ederken, şehit düştüğünü bize bildirdi. İzmir’e girdiğimiz zaman, bu şanlı şehidin babasının, subaylarımıza oğlunu soruşturduğunu hiç unutamam. Kadirşinas milletimiz bu istasyona, onun adını vermekle, hem babasını, hem de arkadaşlarını tesliye etmiş oldu.

1 inci Tümen de, düşmanın cepheden Balmahmut istikametinde çekilmek isteyen aksamını dağıtarak, bir kısmını kılıçtan geçirdiğini bildirdi. Bugün topçu taburumuz ve telsizimiz, yolları düzelterek, büyük zorluklar içerisinde Çayhisar‘a yaklaştıklarını bildirdiler.

Türk İstiklâl Mücadelesi

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Published

on

Giriş

21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.

TAMİM

(21 Nisan 1920)

Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]

Tel: Gayet aceledir.

Ankara’ya acele tezkere.

Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)

61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye

Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,

Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,

Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.

1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.

2-Vatanın istiklali,  makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.

2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.

Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.

3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.

4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.

5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.

6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.

6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.

Heyet-i Temsiliye namına

Mustafa Kemal

1. Tarihsel Bağlam

Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü

Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden  “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:

Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.

Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.

Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.

Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.

Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak),  Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:

Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.

Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.

Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.

Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.

Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.

4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.

Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:

5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki

Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:

Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.

Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.

Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç

21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.

Kaynakça:

Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün AçılıyorHeyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2

    Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.

    1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528

    Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.

    Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345

    Continue Reading

    Türk İstiklâl Mücadelesi

    Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

    Published

    on

    Giriş

    19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır.  Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir.   Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.

    1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)

    16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.

    2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği

    Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.

    3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı

    Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:

    Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.

    Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.

    Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.

    Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.

    Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.

    4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji

    Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.

    5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru

    Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

    Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme

    Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.

    Kaynakça

    1. 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
    2. 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
    3. 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
    4. 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154

    Continue Reading

    Türk İstiklâl Mücadelesi

    Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname

    Published

    on

    Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

    ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME

             Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin]  makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan]  bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].

    Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük]  bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma]  içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.

             Kurun-ı vustanın [Ortaçağın]  şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı]  feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]

    17 Mart 1336 [1920]                                                Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

                                                                             Heyet-i Temsiliyesi namına

                                                                                       Mustafa Kemal

    1. Giriş ve Vaka Analizi

    16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.

    2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi

    Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:

    Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.

    Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.

    Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.

    İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.

    Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.

    3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif

    Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.

    Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.

    4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı

    17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.

    DİPNOTLAR

    [1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3

    http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf

    [2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272

     [3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

    Continue Reading

    En Çok Okunanlar