Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

5 Ağustos 1921 Tarihli Başkumandanlık Kanunu

Published

on

TBMM’de Mustafa Kemal Paşa’ya Başkumandanlık Tevcihinin İçerik, Siyasi Kültür, Semboller ve Toplumsal Anlamı Üzerine Eleştirel Bir İnceleme

Özet

5 Ağustos 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen ve Mustafa Kemal Paşa’ya Başkumandanlık yetkisi veren kanun, Millî Mücadele tarihinin askerî olduğu kadar hukukî, siyasî ve sembolik bakımdan da en önemli kararlarından biridir. Kanun, yalnızca bir askerî komuta değişikliği veya savaş şartlarının gerektirdiği geçici bir görev tevcihi olarak değerlendirilmemelidir. Başkumandanlık yetkisinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından, Meclis Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya verilmesi; egemenlik, temsil, askerî komuta, Meclis iradesi, liderlik, güven, sorumluluk ve olağanüstü yetki kavramlarının aynı hukuki metin içerisinde yeniden tanımlandığı bir siyasi yapı meydana getirmiştir.

5 Ağustos 1921 tarihli TBMM Zabıt Ceridesi, bu kararın 184 oyla ve oybirliğiyle kabul edildiğini; kanunun Mustafa Kemal Paşa’ya ordunun maddî ve manevî gücünü artırma, sevk ve idareyi güçlendirme amacıyla Meclis adına belirli yetkileri fiilen kullanma imkânı verdiğini ve bu yetkilerin üç ayla sınırlandırıldığını göstermektedir.¹

Kanun metninin özellikle “millet ve memleketin mukadderatına bilfiil vâzıulyed yegâne kuvvet-i âliye” olarak TBMM’yi tanımlaması, Başkumandanlığın kaynağını şahsî iktidardan değil Meclis egemenliğinden türetmesi bakımından önemlidir.²

Bu makalede 5 Ağustos 1921 tarihli görüşmeler; içerik ve vaka analizi, kavram ve sembol analizi, kişiler ve kurumlar, tarihi coğrafya, siyasi sosyoloji, temsil ve meşruiyet, savaş şartları, Meclis kültürü ve eleştirel tarih yöntemi çerçevesinde incelenmektedir. Mustafa Kemal Paşa’nın teşekkür konuşması ile Edirne Mebusu Şeref Bey, Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey ve Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in değerlendirmeleri, dönemin siyasi dilinin yalnızca askerî başarı beklentisini değil; vatan, millet, istiklâl, din, tarih, liderlik, fedakârlık ve ortak irade gibi unsurları da içerdiğini göstermektedir.

Anahtar Kelimeler: Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşa, Başkumandanlık, 5 Ağustos 1921, Millî Mücadele, Teşkilât-ı Esasiye, siyasi meşruiyet, savaş sosyolojisi, tarihi coğrafya, Millî Mücadele hukuku.

Giriş

5 Ağustos 1921, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin savaş şartlarında siyasi iktidar ile askerî komuta arasındaki ilişkiyi yeniden düzenlediği kritik tarihlerden biridir. Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde ordunun askerî ve siyasî durumunun ağırlaştığı bir ortamda Meclis, kendi Başkanı Mustafa Kemal Paşa’ya “Başkumandanlık vazife-i fiiliyesi”ni vermiştir.¹

Bu kararın tarihi anlamı, yalnızca Mustafa Kemal Paşa’nın ordunun başına geçirilmesiyle açıklanmamalıdır. Asıl önemli nokta, olağanüstü savaş şartlarının gerektirdiği askerî merkezileşmenin, egemenliğin kaynağını Meclis olarak kabul eden bir hukukî çerçeve içerisinde gerçekleştirilmiş olmasıdır. Kanunun birinci maddesi Başkumandanlık makamını şahsî bir egemenlik alanı olarak değil, TBMM’nin kendi uhdesindeki yetkinin Mustafa Kemal Paşa tarafından “fiilen” kullanılacağı bir görev olarak tanımlamaktadır.²

Dolayısıyla 5 Ağustos 1921 kararı iki farklı eğilimi aynı anda bünyesinde barındırmaktadır: Bir tarafta savaşın gerektirdiği hızlı karar alma ve askerî merkezileşme; diğer tarafta bu merkezileşmenin Meclis egemenliğiyle sınırlandırılması. Bu ikili yapı, Millî Mücadele’nin siyasi rejimini anlamak bakımından son derece önemlidir.

TBMM Zabıt Ceridesi’nin içeriği incelendiğinde kararın tartışmalı ve uzun bir müzakere sonucunda değil, olağanüstü şartların oluşturduğu siyasî atmosfer içinde hızla kabul edildiği görülmektedir. Şeref Bey’in kanunun “vatanın istihlâsı ve milletin istiklâlini” amaçladığını belirterek tartışmasız kabulünü istemesi üzerine kanun alkışlar ve kabul sesleriyle geçirilmiştir.³ Ardından 184 milletvekilinin tamamının kabul oyu verdiği açıklanmış ve karar “şiddetli alkışlar”la karşılanmıştır.⁴

Bu durum, 5 Ağustos kararının yalnızca hukuki bir işlem olmadığını; aynı zamanda Meclis içerisinde orak iradenin, savaş psikolojisinin ve liderlik etrafında oluşan güvenin sembolik bir gösterisi olduğunu ortaya koymaktadır.

I. Tarihi Bağlam: 5 Ağustos 1921’e Giden Yol

5 Ağustos 1921 tarihli oturumun anlaşılması için kararın meydana geldiği savaş ortamının dikkate alınması gerekmektedir. TBMM Hükûmeti, askerî bakımdan son derece ağır bir dönemden geçmekteydi. Batı Cephesi’ndeki gelişmeler, ordunun yeniden örgütlenmesini, insan ve malzeme kaynaklarının seferber edilmesini ve komuta mekanizmasının daha etkin hâle getirilmesini mecburi kılmaktadır.

 TBMM Zabıt Ceridesi’nin aynı oturumundaki başka bir karar da savaşın komuta yapısındaki değişimin boyutunu göstermektedir. İsmet Paşa’nın Batı Cephesi’ndeki görevinin önem kazanması sebebiyle Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyaseti’nden istifa etmesi gündeme gelmiş; yerine Fevzi Paşa ile Yusuf İzzet Paşa aday gösterilmiştir.⁵ Oylamada Fevzi Paşa 183 oyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisliğine seçilmiştir.⁶

Bu gelişme, Başkumandanlık kararının tek başına değerlendirilmemesi gerektiğini göstermektedir. Aynı oturumda askerî komuta sisteminin farklı kademelerinde yeniden yapılanma gerçekleşmiştir. Dolayısıyla 5 Ağustos 1921, askerî yönetim bakımından bir “komuta yapılandırılması” günüdür.

II. Başkumandanlık Kanununun İçeriği

Kanun beş maddeden meydana gelmektedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine Başkumandanlık tevcihi hakkında Kanun

MADDE 1. — Millet ve memleketin mukadderatına bilfiil vâzıulyed yegâne kuvveti âliye olan ve âzasından her birinin Kanunu Esasi ve Teşkilâtı Esasiye Kanunu ile hukuk ve masuniyeti teşriiyesi tabiati ile mahfuz ve şahsiyeti mâneviyesi Başkumandanlığı haiz bulunan Türkiye Büyük Millet Meclisi kuyudu âtiye ile Başkumandanlık vazifei fiiliyesine kendi Reisi Mustafa Kemal Paşayı memur eylemiştir.

MADE 2. — Başkumandan ordunun maddi ve mânevi kuvvetini âzami surette tezyit ve sevk ve idaresini bir kat daha tarsin hususunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin buna mütaallik salâhiyetini Meclis namına fiilen istimale mezundur.

MADDE 3. — Müşarünileyhe balâdaki mevat ile mevdu sıfat ve salâhiyet üç ay müddetle mukayyettir. Meclis lüzum gördüğü takdirde bu müddetin inkızasından evvel dahi bu sıfat ve salâhiyeti ref’edebilir.

MADDE 4. — İşbu kanun tarihi neşrinden itibaren meriyülicradır.

MADDE 5. — İşbu kanunun icrasına Türkiye Büyük Millet Meclisi memurdur.

Birinci madde, TBMM’nin Mustafa Kemal Paşa’yı “Başkumandanlık vazife-i fiiliyesine” memur ettiğini belirtmektedir. Kanun burada çok dikkat çekici bir hukukî dil kullanmaktadır. TBMM, “millet ve memleketin mukadderatına bilfiil vâzıulyed yegâne kuvvet-i âliye” olarak tanımlanmıştır.⁷

Bu ifade iki temel siyasi ilkeyi bir araya getirmektedir:

  1. Milletin ve memleketin kaderi üzerinde nihai karar yetkisi TBMM’dedir.
  2. Başkumandanlık yetkisi TBMM’nin kendi iradesinden kaynaklanmaktadır.

Dolayısıyla Mustafa Kemal Paşa’nın yetkisi, metnin kuruluş mantığı bakımından bağımsız bir egemenlik yetkisi değildir.

İkinci madde, Başkumandanın ordunun maddî ve manevî gücünü azamî ölçüde artırmak ve sevk ve idareyi güçlendirmek amacıyla TBMM’nin buna ilişkin yetkilerini “Meclis namına” fiilen kullanabileceğini düzenlemektedir.⁸

Buradaki “Meclis namına” ifadesi özellikle önemlidir. Çünkü Başkumandanın hukukî statüsü, Meclis iradesinin yerine geçmekten ziyade onun adına yetki kullanmak biçiminde tasarlanmıştır.

Üçüncü madde ise bu yetkileri üç ayla sınırlandırmaktadır. Ayrıca Meclis’in gerekli gördüğü takdirde sürenin dolmasını beklemeden bu sıfat ve yetkileri kaldırabileceği belirtilmiştir.⁹

Bu düzenleme, savaş dönemindeki olağanüstü yetkinin teorik olarak sınırsız olmadığını göstermektedir.

Dördüncü madde kanunun yayımlandığı tarihten itibaren yürürlüğe girmesini; beşinci madde ise kanunun uygulanmasından TBMM’nin sorumlu olmasını öngörmektedir.¹⁰

Bu beş maddelik yapı, savaş şartları içerisinde hızlı hareket edebilme ihtiyacını Meclis denetimiyle bir arada tutmaya çalışan bir hukukî model ortaya koymaktadır.

III. “Başkumandanlık” Kavramının Siyasi ve Hukukî Anlamı

Başkumandanlık, yalnızca askerî hiyerarşinin en üst makamını ifade etmemektedir. 5 Ağustos 1921 bağlamında kavram üç farklı anlam katmanına sahiptir.

Birinci katman: Askerî komuta

Başkumandan, ordunun sevk ve idaresinde merkezî otoriteyi temsil etmektedir.

İkinci katman: Siyasi temsil

Mustafa Kemal Paşa bu yetkiyi “Meclis namına” kullanacaktır. Dolayısıyla askerî komuta ile Meclis egemenliği arasında bir temsil ilişkisi kurulmuştur.

Üçüncü katman: Savaşın bütün kaynaklarını harekete geçirme

Kanunun ikinci maddesinde yalnızca askerî birliklerin sevk ve idaresinden değil, ordunun “maddî ve mânevî kuvvetinin” artırılmasından söz edilmektedir.¹¹

Bu ifade, Başkumandanlığın yalnızca cephedeki askerî hareketleri değil, savaşın toplumsal kaynaklarını harekete geçirmeyi de kapsayan geniş bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir.

Bu sebeple 5 Ağustos kararı, savaş sosyolojisi açısından “toplumun savaş kapasitesinin merkezîleştirilmesi” sürecinin hukukî araçlarından biri olarak değerlendirilebilir.

IV. Mustafa Kemal Paşa’nın Teşekkür Konuşması: Güven, Sorumluluk ve Liderlik

Kanunun kabul edilmesinden sonra Mustafa Kemal Paşa kürsüye gelmiş ve teşekkür konuşması yapmıştır:

MUSTAFA KEMAL PAŞA. — (Umum Meclisin alkışları arasında kürsüye geldiler) Muhterem arkadaşlar; Meclisi Âlinin şahsiyeti mâneviyesinde mütecelli ve mündemiç olan Başkumandanlık vazifesini fiilen ifa etmek üzere bendenizi memur etmiş olduğunuzdan dolayı arzı teşekkür ederim. (Allah muvaffakiyet versin sadaları ve şiddetli alkışlar)

Bu tevcih Heyeti Celilenizin hakkımdaki itimat ve emniyetinin bariz bir delili olduğundan dolayı benim için pek kıymetli bir taltiftir ve bu mükâfatın hayatımın en kıymetli mükâfatı olacağını arz ederim. (Allah muvaffak etsin sadaları) Binaenaleyh bu tevcihe kesbi liyakat etmek için bütün mevcudiyetimi amaliniz dairesinde sarf etmekten bir dakika içtinab etmiyeceğimi ve bunda tereddüt etmiyeceğimi telâkki ve kabul buyurmanızı rica ederim. (Şiddetli alkışlar, Allah muvaffak etsin sadaları)

Efendiler zavallı milletimizi esir etmek istiyen düşmanları inayeti suphaniye ile behemehâl mağlûb edeceğimize dair olan emniyet ve itimadım bir dakika olsun sarsılmamıştır. (Şiddetli alkışlar) Bu dakikada bu itminanı tammımı Heyeti Celilenize karşı, bütün millete karşı ve bü­ tün âleme karşı ilân ederim. (Şiddetli alkışlar) bu itminanımın fiiliyata münkalib olması için yegâne arzı ihtiyaç ve iftikar ettiği bir şey varsa o da, Heyeti Celilenizin beni sıyanet etmesi ve milletimizin bana daima muavenet etmesidir. Gerek Heyeti Celilenizden ve gerek büyük ve şefkatli milletimden daima büyük bir şefkat ve sıyanete mazhar olacağıma dair olan emniyetim büyüktür. Binaenaleyh Heyeti Celilenizden aldığım feyzile bu dakikadan itibaren Başkumandanlık vazifei fiiliyesine başlıyorum. (Şiddetli alkışlar) (Allah zafer versin sadaları) (Allah muvaffakiyetler ihsan buyursun, dua sesleri)

Konuşmasının ilk önemli unsuru, Başkumandanlık görevini şahsî bir makam olarak değil, Meclis’in “şahsiyet-i mâneviyesi”nde birleşmiş bir görev olarak tanımlamasıdır. Mustafa Kemal Paşa, kendisinin Meclis’in şahsiyet-i mâneviyesinde tecelli eden Başkumandanlık görevini fiilen yerine getirmek üzere görevlendirildiğini belirtmiştir.¹²

Bu söylem, liderlik ile kurum arasındaki ilişkinin kurulması bakımından son derece önemlidir.

Mustafa Kemal Paşa kendisini Meclis’in üzerinde konumlandırmamaktadır. Aksine, yetkisinin kaynağını Meclis’ten almaktadır.

Bu sebeple konuşmanın ilk katmanında kurumsal meşruiyet bulunmaktadır.

İkinci katmanda güven vardır. Mustafa Kemal Paşa, verilen görevi Meclis’in kendisine duyduğu “itimat ve emniyet”in açık bir göstergesi olarak değerlendirmektedir.¹³

Üçüncü katman ise fedakârlık ve sorumluluktur. Paşa, kendisine verilen göreve layık olabilmek için bütün varlığını Meclis’in amaçları doğrultusunda kullanacağını ifade etmektedir.¹⁴

Buradaki liderlik anlayışı, “iktidar sahibi olma”dan çok “sorumluluk üstlenme” söylemi üzerine kuruludur.

V. “Bütün Mevcudiyetimi” Söylemi ve Siyasi Liderliğin Ahlâkî Temeli

Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasında dikkat çeken ifadelerden biri, göreve layık olabilmek için “bütün mevcudiyetini” Meclis’in amaçları doğrultusunda kullanacağını belirtmesidir.¹⁵

Bu söylem, dönemin siyasi kültüründeki fedakârlık anlayışını yansıtmaktadır.

Millî Mücadele döneminde siyasî liderlik yalnızca karar verme yetkisi olarak değil, millet adına fedakârlık yapma sorumluluğu olarak da kurgulanmıştır.

Bu bakımdan Başkumandanlık: yetki, sorumluluk, fedakârlık, güven, temsil kavramlarının kesiştiği bir makam hâline gelmektedir.

Eleştirel tarih açısından burada dikkat edilmesi gereken husus, sonraki yıllarda oluşan “Mustafa Kemal’in kaçınılmaz ve mutlak liderliği” anlatısının 5 Ağustos 1921 tarihli belgeye doğrudan aktarılmamasıdır.

Belgenin kendisi bize daha farklı bir tablo sunmaktadır: Mustafa Kemal Paşa’nın yetkisi, o tarihte, Meclis tarafından verilmiş ve süreyle sınırlandırılmış bir olağanüstü görevdir.

VI. “Zavallı Milletimizi Esir Etmek İsteyen Düşmanlar”: Düşman İmgesi ve Ortak Kimlik

Mustafa Kemal Paşa konuşmasının devamında düşmanı, “zavallı milletimizi esir etmek isteyen düşmanlar” şeklinde tanımlamaktadır.¹⁶

Bu ifade iki farklı kimlik alanı yaratmaktadır:

Biz: millet, Meclis, ordu ve Millî Mücadele.

Onlar: milleti esir etmek isteyen düşman.

Dolayısıyla savaşın askerî niteliği, ahlâkî ve varoluşsal bir mücadele biçiminde ifade edilmektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın “bütün millete” ve “bütün âleme” karşı güvenini ilan ettiğini belirtmesi de mücadeleyi yalnızca cephede gerçekleşen askerî bir olay olmaktan çıkarmaktadır.¹⁷

Burada tarihi coğrafya açısından da dikkat çekici bir durum söz konusudur: Anadolu, yalnızca savaşın gerçekleştiği fiziki mekân değil, milletin kaderinin belirlendiği siyasî ve sembolik coğrafya olarak inşa edilmektedir.

VII. Meclis’in Rolü: Başkumandanı Yetkilendiren ve Denetleyebilen Kurum

Kanunun en önemli özelliklerinden biri, Başkumandanlık yetkisinin Meclis tarafından verilmesidir.

Birinci madde TBMM’yi millet ve memleketin kaderi üzerinde nihai yetkiye sahip kurum olarak tanımlarken; üçüncü madde Meclis’e verilen yetkiyi kaldırma imkânı tanımaktadır.¹⁸

Dolayısıyla burada üçlü bir ilişki bulunmaktadır: Millet → TBMM → Başkumandan

Bu hiyerarşik ilişki, Millî Mücadele’nin egemenlik anlayışının temel unsurlarından biridir.

Başkumandan doğrudan “millet adına” değil, kurumsal olarak Meclis tarafından görevlendirilmektedir.

Bu ayrım önemlidir. Çünkü modern liderlik kültürünün sonraki dönemlerdeki yorumları, bu hukuki ilişkiyi geriye dönük olarak şahsî liderlik merkezli okuyabilir. Ancak 5 Ağustos 1921 tarihli kanunun lafzı, böyle bir sınırsız kişisel egemenlik anlayışını desteklememektedir.

VIII. Şeref Bey’in Konuşması: Vatan, İstiklâl ve Ortak İrade

Edirne Mebusu Şeref Bey’in konuşması kısa olmakla birlikte sembolik bakımdan oldukça yoğundur:

ŞEREF BEY. (Edirne) — Artık sahifei istikbalini yazan en büyük Türk Milleti Meclisi; siz; mazinin toplanan bütün haşmetli varlığını istikbale en emin bir surette yürüterek milleti lâyık olduğu mevkie is’ad için bugün verdiğiniz karar işte tarihine, ırkına, lâyık bir millet olduğumuzu ispat etti. Vatanımızı istilâ eden düşman yalnız Türk milletini böyle bir kütlei vahide halinde karşısında gördükçe eriyecek, düşecek ve Türk milletinin çelik gibi azim ve imanı hain düşmanı denizlere dökecektir. (Allah’ın inayetiyle sesleri) Allah’ın atıfeti, Allah’ın zaferi; Allah’ın kâbesini, kitabını müdafaa eden Türk milleti ile beraberdir, (İnşallah sesleri) Türk milletinin tarihinde öyle müşkül dakikalar vardır ki, bugün hissetmiş olduğumuz bu dakika ona nispetle hiçtir. İşte o dakika da milletin dehasına mihrak olarak zuhur etmiş birçok sahib zuhurlar vardır ve bu, Hazreti Peygamber Sallâllâhü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerinin bir hadisine iptina etmektedir. Her açılan devrei inkılâbın başında muazzam bir dimağ bitmiştir. Sen en büyük milletin Büyük Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri; milletin senin omuzlarına yüklettiği bu muazzam yükü, bu zafer âlemini, bu milletin al bayrağını, zafer merasimini ta ilerlere götüreceksin. Bugün İzmir’de, Edirne’de, Balıkesir’de bütün mazlum ve masum inliyen saçı bitmedik ağlıyan biçarelerin namusunu, ırzını bu milletin azim ve imaniyle ve Allah’ın inayetiyle sen kurtaracaksın. Tarihe namın altın harflerle geçecektir. (Alkışlar)

Şeref Bey, kanunun “vatanın istihlâsı ve milletin istiklâlini” hedeflediğini söylemiş ve arkadaşlarından kanunu tartışmasız kabul etmelerini istemiştir.¹⁹

Bu söylemde iki temel kavram öne çıkmaktadır:

Vatanın istihlâsı

Vatanın kurtarılması.

Milletin istiklâli

Milletin bağımsızlığının korunması.

Dolayısıyla Başkumandanlık kararının meşruiyeti, yalnızca askerî zorunlulukla açıklanmamakta; doğrudan vatan ve bağımsızlık idealleriyle ilişkilendirilmektedir.

Şeref Bey’in Edirne milletvekili olması da sembolik açıdan önemlidir. Edirne, işgal ve savaş deneyiminin doğrudan yaşandığı bir coğrafyanın temsilcisidir. Dolayısıyla konuşmasındaki “vatan” ve “istiklâl” vurgusu, yalnızca soyut siyasi kavramlar değil, işgal ve toprak kaybı tecrübesiyle bağlantılı tarihi kavramlardır.

IX. Muhiddin Baha Bey: Tarih, Çanakkale ve Mustafa Kemal İmajının İnşası

Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey’in konuşması, Mustafa Kemal Paşa’nın geçmiş askerî başarılarını bugünkü görevin meşruiyetine bağlayan güçlü bir tarihi anlatı kurmaktadır:

MUHİDDİN BAHA B. (Bursa) — Muhterem efendiler; hiçbir an için sarsılmıyan azim ve imanımız bir kere daha ümidi şeref ve şan güneşleri görüyor. Paşa Hazretleri Büyük Şairimiz Namık Kemal’in bir beytini tadilen irat buyurmuşlar ve demişlerdi ki,

Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini

Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini

İşte siz Paşa Hazretleri: Bu beyti bir hakikate inkilâb ettirmek için bu vazifeyi kabul buyurdunuz. Ümidimiz sizin mazide parlıyan yüksek dehanıza merbuttur. Cenabı Hakk’ın bize mevdu olan hayatı ebediye hakkında vâ’dine emin olduğumuz gibi; Paşa Hazretleri siz Çanakkale’­de bir Kemalyeri vücuda getirdiniz, o Kemal Yeri İslamiyet’i kurtarmış, payitahtı kurtarmış, milletin Harbi Umumide duçar olması muhtemel olan bir felâketten onu sıyanet etmişti. Paşa Hazretleri siz Anadolu’da da bir Kemal Yeri vücuda getireceksiniz ve onun karşısında başkaları için bir zeval yeri olacaktır. Paşa Hazretleri: O Kemal Yerini siz tesis ettiniz.

Muhiddin Baha Bey, Namık Kemal’in ünlü mısralarını Mustafa Kemal Paşa’nın şahsında somutlaşan bir kurtuluş beklentisiyle ilişkilendirmektedir.²⁰

Bu nokta, Millî Mücadele döneminde edebiyat ve siyasetin birbirinden ayrı alanlar olmadığını göstermektedir.

Namık Kemal → vatan fikri → Mustafa Kemal → Millî Mücadele şeklinde bir sembolik süreklilik kurulmaktadır.

Muhiddin Baha Bey ayrıca Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale’de meydana getirdiği “Kemalyeri”ni hatırlatmaktadır.²¹

Burada Çanakkale, yalnızca geçmişteki bir askerî başarı değil, Mustafa Kemal’in liderlik meşruiyetinin tarihi kaynağı olarak kullanılmaktadır.

Bu söylemin sosyolojik işlevi açıktır: Meclis, geçmişteki başarıyı gelecekteki zafer beklentisinin teminatı hâline getirmektedir.

X. “Kemal Yeri” Sembolü: Mekânın Hafızaya Dönüşmesi

TBMM Zabıt Ceridesi’nde “Kemal Yeri” ifadesinin kullanılması özellikle dikkat çekicidir.

Bu ifade basit bir coğrafî adlandırma değildir. Bir askerî mevziinin şahsî liderlik sembolüne dönüşmesini ifade etmektedir.

Tunalı Hilmi Bey’in müdahalesinde ise “Kemal Yeri” doğrudan milletin kalbi ve ruhuyla özdeşleştirilmektedir: “Kemal Yeri / Milletin kalbidir, ruhudur.”²²

Bu ifade tarihi coğrafyanın sembolik dönüşümünü göstermektedir.

Bir savaş alanı: mekân → hatıra → sembol → millî kimlik zinciri içerisinde yeniden anlamlandırılmaktadır.

Çanakkale’deki Kemalyeri, böylece Anadolu’daki yeni mücadele için bir moral ve tarihi hafıza kaynağı hâline getirilmektedir.

XI. Tunalı Hilmi Bey: “Kemal Yeri”nden “Milletin Kalbi”ne

Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey’in sözleri, 5 Ağustos oturumundaki sembolik yoğunluğu en açık biçimde gösteren ifadeler arasındadır:

TUNALI HİLMİ B. (Bolu) — Kemal Yeri Milletin kalbidir, ruhudur. Yaşasın Paşa, Yaşasın millet.

“Kemal Yeri / Milletin kalbidir, ruhudur” sözleri, Mustafa Kemal’in şahsı ile millet arasında sembolik bir özdeşlik kurmaktadır.²³

XII. Şeref Bey’in Konuşmasında Dinî Sembolizm

Şeref Bey’in konuşması, millî ve dinî sembollerin aynı söylem içerisinde birleştiğini göstermektedir.

Konuşmada “Allah’ın inayeti”, “Allah’ın atıfeti”, “Allah’ın zaferi”, “Kâbe” ve “kitap” gibi ifadeler yer almaktadır.²⁴

Bu söylem, Millî Mücadele’nin o dönemdeki meşruiyet dünyasının önemli bir unsurunu yansıtmaktadır.

Savaş yalnızca: vatanın savunulması, siyasî bağımsızlık, askerî başarı olarak değil; aynı zamanda kutsal değerlerin korunması olarak da anlamlandırılmaktadır.

XIII. “Türk Milleti”

Şeref Bey’in konuşmasında “Türk milleti” ifadesi öne çıkmaktadır.²⁵

Bu kavram, 1921 siyasal söyleminin temel unsurlarından biridir.

Fakat sosyolojik açıdan “millet” kavramı ile toplumun gerçek demografik yapısı arasında ayrım yapılmalıdır.

TBMM, farklı bölgelerden gelen milletvekillerinin temsil edildiği bir kurumdur. Oylama listesinde Sinop, Edirne, Bursa, Bolu, Dersim, Diyarbakır, Van, Bitlis, Kars, Trabzon, İzmir, Ankara, Konya, Kastamonu ve daha birçok seçim çevresinin temsilcileri görülmektedir.²⁶

Bu coğrafî çeşitlilik, kararın yalnızca Ankara merkezli dar bir grubun kararı olmadığını gösteren önemli bir kurumsal veridir.

XIV. 184 Oyun Anlamı: Oybirliği ve Meşruiyet

Başkumandanlık kanunu için 184 milletvekilinin oylamaya katıldığı ve tamamının kabul oyu verdiği açıklanmıştır.²⁷

Bu durum, kararın TBMM içindeki siyasi meşruiyetinin son derece yüksek olduğunu göstermektedir.

Ancak “oybirliği” kavramı eleştirel olarak incelenmelidir.

Oybirliği üç şekilde okunup anlamlandırılabilir:

  1. Mustafa Kemal Paşa’ya duyulan yüksek güven;
  2. Savaş şartlarının karar alma üzerindeki baskısı;
  3. Meclis’in ortak bir savaş stratejisi etrafında birleşmesi.

XV. Başkumandanlık ve Olağanüstü Yetki Sorunu

Başkumandanlık kanununun en önemli tarihi sorunlarından biri olağanüstü yetkinin sınırlandırılmasıdır. Kanunun üçüncü maddesi açıkça üç aylık süre öngörmektedir.²⁸ Bu hüküm, dönemin hukukî düşüncesi açısından son derece önemlidir. Çünkü savaş şartları altında: hızlı karar alma ihtiyacı ile Meclis egemenliği ve denetimi arasında bir denge kurulmaya çalışılmıştır.

Başkumandanın yetkileri üç ayla sınırlandırılmış; ayrıca Meclis’in bu yetkiyi daha önce kaldırabileceği kabul edilmiştir.

Bu açıdan 5 Ağustos 1921 düzenlemesi, olağanüstü yetkiyi tamamen sınırsızlaştıran bir düzenleme olarak değil, Meclis tarafından verilen ve yine Meclis tarafından geri alınabilen bir görev olarak değerlendirilmelidir.

XVI. Başkumandanlık ile Meclis Egemenliği Arasındaki İlişki

Kanunun hukukî mantığı şu şekilde özetlenebilir:

Egemenlik kaynağı: TBMM

↓

Yetkinin devri: Başkumandanlık

↓

Yetkinin kullanım biçimi: Meclis namına

↓

Süre: Üç ay

↓

Geri alma yetkisi: TBMM

Bu yapı, savaşın yürütülmesi için gerekli askerî merkezileşmeyi kurumsal egemenlik çerçevesinde tutmaktadır. Dolayısıyla 5 Ağustos kararı, bir yandan liderlik merkezileşmesini güçlendirirken diğer yandan kurumsal egemenlik iddiasını korumaktadır. Bu çift yönlü karakter, kararın tarihi öneminin temelini oluşturmaktadır.

XVII. Meclis Kültürü: Alkış, Dua ve Oylama

Zabıt Ceridesi, yalnızca konuşmaların metnini değil, Meclis atmosferini de göstermektedir.

Kanunun kabulünden sonra: alkışlar, “Allah muvaffakiyet versin” sözleri, dua, şiddetli alkışlar gibi tepkiler kaydedilmiştir.²⁹

Bu unsurlar, Meclis’in sadece rasyonel-hukukî kararların alındığı teknik bir kurum olmadığını göstermektedir. Meclis aynı zamanda: siyasî, askerî, dinî, duygusal, sembolik bir topluluk niteliği taşımaktadır.

Bu sebeple TBMM zabıtları yalnızca hukuk tarihi bakımından değil, siyasi kültür ve duygular tarihi bakımından da önemli kaynaklardır.

XVIII. Mustafa Kemal Paşa’nın “İtimat ve Emniyet” Söylemi

Mustafa Kemal Paşa, verilen görevin Meclis’in kendisine yönelik “itimat ve emniyetinin bariz bir delili” olduğunu söylemektedir.³⁰ Bu ifade liderlik sosyolojisi açısından önemlidir.

Siyasal liderlik burada üç aşamada oluşmaktadır: Meşruiyet → güven → sorumluluk.

Meclis güvenmektedir. Mustafa Kemal Paşa bu güveni kabul etmektedir. Ancak güvenin karşılığı olarak zafer ve başarı sorumluluğunu üstlenmektedir.

Dolayısıyla liderlik, yalnızca otorite kullanma hakkı değil, güvenin karşılığını verme yükümlülüğüdür.

XIX. “Bütün Âleme Karşı” İlan Edilen Güven

Mustafa Kemal Paşa’nın zafer konusundaki güvenini “Heyet-i Celile”ye, millete ve “bütün âleme” karşı ilan ettiğini söylemesi, savaşın uluslararası boyutunu da görünür kılmaktadır.³¹ Bu söylem, Millî Mücadele’nin yalnızca Anadolu içerisindeki bir iç savaş veya iktidar mücadelesi olarak görülmediğini göstermektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın söyleminde: Meclis → millet → dünya şeklinde genişleyen bir iletişim alanı bulunmaktadır.

Dolayısıyla Başkumandanlık kararı, uluslararası kamuoyuna yönelik bir siyasî mesaj da taşımaktadır.

XX. Tarihi Coğrafya Açısından Başkumandanlık Kararı

5 Ağustos kararının tarihi coğrafyası yalnızca Ankara’dan ibaret değildir.

Kararın arkasında: Edirne, Bursa, Bolu, Sinop, İzmir, Çanakkale, Anadolu’nun farklı cephe ve şehirleri bulunmaktadır.

Oylama listesinde çok sayıda seçim çevresinin yer alması, TBMM’nin Anadolu’nun farklı bölgelerini temsil eden bir siyasi merkez olarak işlediğini göstermektedir.³² Bu durum, Ankara’nın siyasî coğrafyasının nasıl genişlediğini anlamak bakımından önemlidir.

Ankara, artık yalnızca bir şehir değil; Anadolu’daki Millî Mücadele’nin siyasi karar merkezi hâline gelmiştir. Buna karşılık cephe coğrafyası Batı Anadolu’dadır.

Böylece: Ankara = siyasal merkez, Batı Cephesi = askerî merkez, Anadolu = insan, malzeme ve toplumsal kaynak alanı şeklinde üçlü bir mekân örgütlenmesi ortaya çıkmaktadır.

XXI. Siyasi Sosyoloji Açısından Karar

Başkumandanlık kararının sosyolojik anlamı, bireysel liderlik ile kolektif kurum arasındaki ilişki üzerinden okunabilir.

Mustafa Kemal Paşa güçlü bir şahsiyet olarak öne çıkmaktadır ancak kararın kurumsal çerçevesi TBMM’dir. Bu sebeple burada: karizmatik liderlik + temsilî kurum + savaş şartları üçlüsü bulunmaktadır.

Liderlik, Meclis tarafından hukukileştirilmektedir. Meclis ise liderlik aracılığıyla askerî kapasitesini artırmaktadır. Bu karşılıklı ilişki, Millî Mücadele’nin siyasal sosyolojisinin temel özelliklerinden biridir.

XXII. Kişiler ve Kurumlar

Mustafa Kemal Paşa

Başkumandanlık görevinin merkezindeki aktördür. Ancak görevini Meclis adına kullanmaktadır.³³

TBMM

Yetkinin kaynağıdır. Başkumandanlığı verir, sınırlandırır ve gerektiğinde kaldırabilir.

Rıza Nur ve arkadaşları

Sinop Mebusu Dr. Rıza Nur, Ankara Mebusu Şemseddin, Ankara Mebusu Hilmi, Yozgat Mebusu Ahmed, Eskişehir Mebusu Hüsrev Sami, Diyarbakır Mebusu Hacı Şükrü, Biga Mebusu Hamdi, Bursa Mebusu Muhiddin Baha, Trabzon Mebusu Hamdi.

Başkumandanlık kanun teklifini sunan milletvekilleridir. Teklif, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsından ziyade savaşın sevk ve idaresinde merkezî bir otorite ihtiyacını hukukî forma dönüştürmüştür.³⁴

Şeref Bey

Kanunu vatanın kurtuluşu ve milletin bağımsızlığı çerçevesinde meşrulaştırmaktadır.

Muhiddin Baha Bey

Mustafa Kemal Paşa’nın Çanakkale geçmişini hatırlatarak askerî başarı ile mevcut liderlik arasında tarihi süreklilik kurmaktadır.

Tunalı Hilmi Bey

“Kemal Yeri”ni “milletin kalbi ve ruhu” olarak tanımlayarak şahıs, mekân ve millet arasında sembolik bağ kurmaktadır.³⁵

Fevzi Paşa

Aynı oturumda Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine seçilmesi, askerî komuta mekanizmasının kurumsal yeniden yapılanmasını göstermektedir.³⁶

İsmet Paşa

Batı Cephesi komutanlığının önem kazanması sebebiyle Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinden ayrılan kişi olarak askerî görevlerin yeniden dağıtılması sürecinin parçasıdır.³⁷

XXIII. Kararın Sembolik Evreni

5 Ağustos 1921 oturumunda kullanılan semboller şöyle sınıflandırılabilir:

Sembol/KavramAnlam
VatanToprak ve ortak aidiyet
İstiklâlSiyasî bağımsızlık
MilletEgemenliğin ortak öznesi
MeclisKurumsal egemenlik
BaşkumandanMerkezî askerî liderlik
Kemal YeriAskerî hafıza ve liderlik sembolü
ÇanakkaleGeçmiş askerî başarının meşruiyet kaynağı
Allah’ın inayetiDinî meşruiyet ve moral
BayrakMillî kimlik
ZaferBağımsızlığın gelecekteki sonucu

Bu sembollerin tamamı aynı ideolojik düzlemde değildir. Millî, dinî, askerî ve tarihi anlamlar aynı konuşmalarda iç içe geçmektedir.

XXIV. Eleştirel Tarih Açısından Kaynağın Gücü ve Sınırları

Zabıt Ceridesi birincil kaynak niteliğindedir ve 5 Ağustos 1921 tarihinde TBMM’de gerçekleşen görüşmeler hakkında doğrudan bilgi vermektedir.

Ancak kaynak eleştirisi açısından dört husus önemlidir.

1. Zabıt, toplumun tamamının sesi değildir.

Meclis konuşmaları milletvekillerinin söylemleridir.

2. Belagat/Güzel söz söyleme ile gerçeklik ayrılmalıdır.

“Bütün millet”, “tarih”, “zafer”, “Allah’ın inayeti” gibi ifadeler siyasî söylemin parçalarıdır.

3. Oybirliği, bütün toplumsal görüşlerin aynı olduğunu göstermez.

184 oyun tamamının kabul olması, Meclis içindeki açık siyasî mutabakatı gösterir; Anadolu toplumunun tamamının tutumunu doğrudan ölçmez.

4. Sonraki tarih anlatıları belgeye geri projekte edilmemelidir.

Mustafa Kemal Paşa’nın sonraki yıllardaki tarihi konumu, 5 Ağustos 1921’deki hukuki yetkinin niteliğiyle özdeşleştirilmemelidir.

Bu sebeple belge, hem Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğinin güçlendiğini hem de bu liderliğin 1921’de Meclis hukukunun içerisinde şekillendiğini göstermektedir.

XXV. Başkumandanlık Kararının Çelişkili Yapısı

Kararın tarihi açıdan en dikkat çekici özelliği, iki zıt görünen süreci aynı anda üretmesidir.

Merkezileşme

Askerî yetki tek bir kişide yoğunlaştırılmıştır.

Meclis egemenliği

Bu yetki Meclis tarafından verilmiş, süreyle sınırlandırılmış ve geri alınabilir hâle getirilmiştir.

Dolayısıyla karar: “tek adam yönetimi” şeklinde basitleştirilemeyeceği gibi “olağan anayasal düzenin hiçbir şekilde değişmediği” biçiminde de yorumlanamaz.

Gerçekte savaş şartları, olağan karar alma süreçlerini olağanüstü bir yetki modeliyle yeniden düzenlemiştir. Bu modelin merkezinde Mustafa Kemal Paşa bulunmakla birlikte, yetkinin hukukî kaynağı TBMM’dir.

XXVI. 5 Ağustos Kararının Milli Mücadele İçerisindeki Yeri

Başkumandanlık Kanunu, Millî Mücadele’nin üç temel alanını birbirine bağlamıştır:

1. Hukuk

Meclis, olağanüstü askerî yetkiyi kanunlaştırmıştır.

2. Siyaset

Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği kurumsal güven temelinde güçlendirilmiştir.

3. Savaş

Ordunun sevk ve idaresinin merkezîleştirilmesi hedeflenmiştir.

Bu üç alanın birleşmesi, Başkumandanlık Kanunu’nu Millî Mücadele’nin dönüm noktalarından biri hâline getirmektedir.

XXVII. Yansımalar ve Tepkiler

Zabıt Ceridesi’ndeki tepkiler büyük ölçüde olumlu ve coşkuludur.

Kanunun kabulünde alkışlar yükselmiş; Mustafa Kemal Paşa’nın konuşması sırasında “Allah muvaffakiyet versin” ifadeleri kullanılmış; konuşma şiddetli alkışlarla karşılanmıştır.³⁸

Bu atmosfer, savaşın yalnızca akılcı bir askerî problem olarak değil, güçlü duygusal ve sembolik anlamları olan kolektif bir mücadele olarak algılandığını göstermektedir.

Bununla birlikte kaynakta Başkumandanlık teklifine karşı çıkan herhangi bir konuşma veya olumsuz oy bulunmamaktadır. Bu sebeple 5 Ağustos oturumunun doğrudan kaynağında açık bir muhalefet görünmemektedir.

Fakat bundan “hiçbir muhalif düşünce mevcut değildi” sonucu çıkarılamaz. Sadece bu belirli oturumun tutanağında böyle bir muhalefet kaydedilmemiştir.

Bu ayrım tarihi kaynak eleştirisinin gereğidir.

XXVIII. Başkumandanlık ve “Milletin İradesi” Kavramı

Kanunun birinci maddesinde TBMM’nin millet ve memleketin kaderine sahip yegâne yüce kuvvet olarak tanımlanması, 1921 siyasal düşüncesinin temel karakterini ortaya koymaktadır. Buradaki siyasal mantık: Millet → Meclis → Yetki → Başkumandan → Zafer şeklinde okunabilir.

Başkumandanlığın kişiselleşmesi ihtimali, Meclis egemenliği tarafından sınırlandırılmaktadır. Bu sebeple Mustafa Kemal Paşa’nın yükselen liderliği ile Meclis’in egemenlik iddiası arasında başlangıçta doğrudan bir çatışma değil, karşılıklı bağımlılık ilişkisi vardır.

Sonuç

5 Ağustos 1921 tarihli Başkumandanlık Kanunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Millî Mücadele sırasında aldığı en önemli kararlar arasında yer almaktadır.

Belgenin dikkatli okunması, kararın üç temel tarihi gerçekliği aynı anda ortaya koyduğunu göstermektedir.

Birincisi, savaş şartları askerî komutanın merkezîleştirilmesini mecburi kılmıştır.

İkincisi, bu merkezîleştirme Meclis egemenliğinin hukukî çerçevesi içinde gerçekleştirilmiştir.

Üçüncüsü, Mustafa Kemal Paşa’nın liderliği bu süreçte askerî başarı, Meclis güveni, vatan ve istiklâl söylemi, Çanakkale hafızası ve sembolik dil aracılığıyla güçlenmiştir.

Başkumandanlık Kanunu’nun birinci maddesi, yetkinin kaynağını açık biçimde TBMM’ye bağlamaktadır. İkinci madde Mustafa Kemal Paşa’ya Meclis adına geniş bir fiilî kullanım alanı açmakta; üçüncü madde ise bu yetkiyi üç ayla sınırlandırmaktadır.³⁹ Bu yapı, olağanüstü savaş yetkisi ile kurumsal egemenlik arasında kurulmaya çalışılan dengeyi açık biçimde göstermektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın teşekkür konuşması ise bu hukukî düzenlemeyi siyasî ve ahlâkî bir liderlik söylemiyle tamamlamıştır. Paşa, kendisine verilen görevi Meclis’in “itimat ve emniyeti”nin bir göstergesi olarak değerlendirmiş; bütün varlığını Meclis’in amaçları doğrultusunda kullanacağını belirtmiş ve zafer konusundaki güvenini Meclis’e, millete ve dünyaya ilan etmiştir.⁴⁰

Şeref Bey’in vatan ve istiklâl vurgusu, kararın millî meşruiyetini; Muhiddin Baha Bey’in Namık Kemal ve Çanakkale göndermeleri, Mustafa Kemal Paşa’nın geçmiş askerî başarılarını geleceğin zaferiyle ilişkilendiren tarihi hafızayı; Tunalı Hilmi Bey’in “Kemal Yeri”ni milletin “kalbi” ve “ruhu” olarak nitelemesi ise liderlik ile millî kimlik arasındaki sembolik bağın güçlendiğini göstermektedir.⁴¹

Bununla birlikte eleştirel tarih yöntemi, bu söylemleri doğrudan toplumun tamamının düşüncesi olarak kabul etmeyi engeller. Zabıt Ceridesi, bize öncelikle TBMM’nin belirli bir gününde milletvekillerinin ne söylediklerini ve nasıl oy kullandıklarını göstermektedir. 184 milletvekilinin oybirliğiyle karar vermesi, Meclis düzeyinde güçlü bir mutabakatın delilidir; fakat bütün Anadolu toplumunun aynı düşünceyi aynı şekilde paylaştığının doğrudan delili değildir.⁴²

Sonuç olarak 5 Ağustos 1921 Başkumandanlık Kanunu, Mustafa Kemal Paşa’nın şahsî iktidarının basitçe ilanı değil; savaş şartlarının mecburi kıldığı askerî merkezileşmenin TBMM egemenliği içinde hukukileştirilmesidir. Kararın tarihi önemi tam da bu ikili karakterinden kaynaklanmaktadır.

Başkumandanlık yetkisi Mustafa Kemal Paşa’nın liderliğini olağanüstü ölçüde güçlendirmiş fakat aynı anda bu yetkinin kaynağının Meclis olduğunu açıkça kayda geçirmiştir. Böylece 5 Ağustos 1921, bir yandan Mustafa Kemal Paşa’nın askerî-siyasî liderliğinin zirveye doğru yükseldiği, diğer yandan TBMM’nin egemenliğinin hukukî olarak korunmaya çalışıldığı bir eşik oluşturmuştur.

Bu sebeple karar, Millî Mücadele tarihinin yalnızca askerî tarihi açısından değil; anayasa tarihi, siyasi sosyoloji, liderlik çalışmaları, tarihi coğrafya, siyasi sembolizm, hukuk tarihi ve kolektif hafıza açısından da incelenmesi gereken çok katmanlı bir vaka niteliğindedir.

Dipnotlar

  1. Türkiye Büyük Millet Meclisi, T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, Devre I, Cilt 12, İçtima 2, 5 Ağustos 1337 (1921), s. 18–19. Belgenin içindekiler kısmında Başkumandanlık teklifinin 18–19. sayfalarda yer aldığı görülmektedir.
  2. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Zabıt Ceridesi, Devre I, Cilt 12, İçtima 2, 5 Ağustos 1337 (1921), s. 18. Kanunun birinci maddesi.
  3. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Zabıt Ceridesi, 5 Ağustos 1337 (1921), s. 19. Şeref Bey’in konuşması ve kanunun müzakeresiz kabulü.
  4. Aynı yerde, s. 19. Kanunun 184 oyla oybirliğiyle kabul edildiğinin açıklanması.
  5. Aynı yerde, s. 19–20. İsmet Paşa’nın Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetinden istifası ve yerine aday gösterilen isimler.
  6. Aynı yerde, s. 20. Fevzi Paşa’nın 183 oyla Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine seçilmesi.
  7. Aynı yerde, s. 18. Başkumandanlık Kanunu, md. 1.
  8. Aynı yerde, s. 18. Başkumandanlık Kanunu, md. 2.
  9. Aynı yerde, s. 18. Başkumandanlık Kanunu, md. 3.
  10. Aynı yerde, s. 18-19. Başkumandanlık Kanunu, md. 4–5.
  11. Aynı yerde, s. 18. Kanunun ikinci maddesi.
  12. Aynı yerde, s. 19. Mustafa Kemal Paşa’nın teşekkür konuşması.
  13. Aynı yerde, s. 19.
  14. Aynı yerde.
  15. Aynı yerde.
  16. Aynı yerde, s. 19.
  17. Aynı yerde.
  18. Aynı yerde, s. 18. Kanunun birinci ve üçüncü maddeleri.
  19. Aynı yerde, s. 19. Şeref Bey’in konuşması.
  20. Aynı yerde, s. 20. Muhiddin Baha Bey’in konuşması.
  21. Aynı yerde, s. 20.
  22. Aynı yerde, s. 20. Tunalı Hilmi Bey’in “Kemal Yeri”ne ilişkin sözleri.
  23. Aynı yerde.
  24. Aynı yerde, s. 20. Şeref Bey’in konuşması.
  25. Aynı yerde.
  26. Aynı yerde, s. 21-22. Başkumandanlık kanununu kabul eden milletvekillerinin seçim çevreleri.
  27. Aynı yerde, s. 19. Oylamaya 184 milletvekilinin katıldığı ve 184 kabul oyu verildiği açıklanmıştır.
  28. Aynı yerde, s. 18. Kanunun üçüncü maddesi.
  29. Aynı yerde, s. 19. Mustafa Kemal Paşa’nın konuşması sırasında alkış, dua ve “Allah muvaffakiyet versin” tepkileri.
  30. Aynı yerde, s. 19.
  31. Aynı yerde, s. 19.
  32. Aynı yerde, s. 21-22. Oylamaya katılan milletvekillerinin seçim çevreleri.
  33. Aynı yerde, s. 18–19. Başkumandanlık Kanunu ve Mustafa Kemal Paşa’nın konuşması.
  34. Aynı yerde, s. 18. Rıza Nur ve arkadaşlarının kanun teklifi.
  35. Aynı yerde, s. 19. Tunalı Hilmi Bey’in konuşması.
  36. Aynı yerde, s. 20. Fevzi Paşa’nın Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Riyasetine seçilmesi.
  37. Aynı yerde, s. 19–20. İsmet Paşa’nın Batı Cephesi görevine ilişkin açıklama.
  38. Aynı yerde, s. 19.
  39. Aynı yerde, s. 18-19. Başkumandanlık Kanunu, md. 1–5.
  40. Aynı yerde, s. 19. Mustafa Kemal Paşa’nın teşekkür ve güven konuşması.
  41. Aynı yerde, s. 19–20. Tunalı Hilmi Bey, Şeref Bey ve Muhiddin Baha Bey’in konuşmaları.
  42. Aynı yerde, s. 19. Oylama sonucu.

Tekalif-i Milliye

Tekâlif-i Milliye Emri No. 1 (7 Ağustos 1921): Türk İstiklal Harbi’nde Toplumsal Seferberliğin Hukuki ve Kurumsal İnşası

Published

on

Giriş

Türk İstiklal Harbi’nin en kritik dönemeçlerinden biri olan Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından Başkomutanlığa verilen olağanüstü yetkiler yalnızca askerî komuta alanını değil, aynı zamanda ekonomik, idarî ve toplumsal düzeni de yeniden şekillendirmiştir. 5 Ağustos 1921 tarihli Başkumandanlık Kanunu sonrasında yayımlanan Tekâlif-i Milliye Emirleri, savaş ekonomisinin hukuki temelini oluşturan olağanüstü düzenlemeler olarak değerlendirilmektedir.

Bu emirlerin ilki olan 7 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye Emri No.1, görünüşte yalnızca “Tekâlif-i Milliye Komisyonlarının kurulmasını” düzenlemektedir. Ancak eleştirel tarih yöntemiyle incelendiğinde bu belge, devletin savaş şartlarında yeniden örgütlenmesini sağlayan idari bir anayasa niteliği taşımaktadır.

Tekâlifi Milliye emri

Numara (1)

Madde 1-   5-6-37 tarih 928 numaralı Heyeti Vekile kararının ikinci maddesinde bazı mübayaat [satın alımlar] için en büyük Mülkiye memurunun riyaseti altında Maliye ve Askeriye memurlariyle Meclisi idare [idare meclisi] ve Belediye Ticaret Odası mevcut olan yerlerde ikişer azadan [üyeden] mürekkep [meydana gelen] bir Komisyon teşkili emir buyuruluyordu. Bu komisyonlar derhal her Kaza merkezinde teşekkül edecek, ilâveten Kazalar Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti Heyeti Merkeziye ve idarelerinden iki aza da mezkûr [belirtilen] Komisyona aza sıfatıyla dâhil olacaklardır. Bu komisyonların ismi Tekâlifi Milliye Komisyonlarıdır. Komisyonlar 11.8.37 [1921]  tarihinden itibaren daima hali inikatta [toplantı halinde] bulunacak ve Komisyon azaları hiçbir ücret almayacaklardır. Her Komisyon iki ay müddetle hizmeti askeriyeden tecil edilmek üzere ikişer kâtip, dörder memur ayrıca istihdam edeceklerdir.

2 – Tekâlifi Milliye Komisyonları bu emrin alınmasını müteakip tebliğ edilecek olan Tekâlifi Milliye evamiri esasiyesini [esas emirlerini] salahiyeti kâmile [tam salahiyet]  ile tatbik ile mükellef olacaklar, bu suretle seferber ordu ihtiyacını temin edeceklerdir.

3 – Mezkûr [belirtilen] Tekâlifi Milliye Komisyonlarından İzmit ve Bolu Sancakları dâhilinde bulunanların hasılai mesaisi [mesaisi neticesi] Kocaeli Mıntıkası Kumandanlığına ve Zonguldak Livası, Ankara Vilâyeti, Müstakil Aksaray Sancağı, Konya Vilâyeti, Silifke Sancağıyla bu sayılan mıntıkanın garbında [batısında] kalan aksamı arazideki [arazi kısımlarındaki] Komisyonlar hasılai mesaisi [mesaisi neticesi] Garp Cephesine ve Elcezire ve Şark Ordusu mıntıkalarındaki Komisyonlar hasılai mesaisi [mesaisi neticesi] mezkûr [belirtilen] ordulara, ismi geçmeyen menatıktan  [bölgelerden] başka olarak merkezi Anadolu’da kalan bilumum [bütün] Komisyonlar hasılatı Müdafaai Milliyeye aittir. Merkez Ordusu Adana ve Ayıntap cepheleri ihtiyacatı [ihtiyaçları] Müdafaai Milliyeye muhtas [tahsis olunan] yerlerden tefrik olunacaktır [ayrılacaktır].

4 – Bilâistisna [istisnasız] memleket dâhilindeki her Komisyon bu vazifenin ifasına [yapılmasına] devam edecek ve 10 Eylül sene 337 [1921] tarihine kadar 15, 20, 25, 30 Ağustos 337 ve 5 Eylül 10 Eylül 337 [1921] tarihinde Müdafaai Milliye Levazımatı Umumiye Dairesine anbar mevcutları hakkınla telgrafla rapor vereceklerdir. Aynı zamanda cephelere mıntıkalarında [cepheler bölgelerinde] bulunan Komisyonlardan Garp Cephesi Komisyonlarından Aksaray, Konya, Karahisar Livalariyle bunun cenubunda [güneyinde] bulunan mıntıka [bölge] Komisyonları yakınlığına göre Konya Menzil Müfettişliğine ve bu muhitin şimalinde [kuzeyinde] bulunan Komisyonlar Ankara Menzil Müfettişliğine ve Kocaeli mıntıkasındakiler Kocaeli Levazım Riyasetine ve Elcezire ve Şark Ordusu mıntıkasındaki Komisyonlar mezkûr [belirtilen] Cephe Levazım Riyasetine raporlarının birer suretlerini vereceklerdir.

5 – Komisyonlar aza ve memurlarından en ufak tekâsül [gevşeklik] ve suiistimali görülenler hiyaneti vataniye [vatana ihanet] cürmivle [suçuyla] tecziye edileceklerdir [cezalandırılacaklardır].

6 – 1 numaralı olan bu emir tekmil Kazalara, Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Heyeti Merkeziyelerine tebliğ edilmek üzere Vilâyet ve Müstakil Livalara ve İstiklâl Mahkemelerine, tekmil Ahzıasker [askerlik] şubelerine tebliğ edilmek üzere her ahzıasker kalem Riyasetine ve Cepheler Kumandanlıklarına ve bilumum [bütün] Vekâletlere ve Ankara ve Konya Menzil Müfettişliklerine tebliğ edilmiştir. Emrin vusulü [ulaştığı] tarih ve saatini ve anlaşıldığını, alan makamat [makamlar] telgrafla haber vereceklerdir.

7 – Bu emir ve bunu müteakip verilecek tekâlifi Milliye evamiri esasiyesi [esas emirleri] her tarafta en büyük Mülkiye memuru tarafından vesaiti muhtelife [muhtelif vasıtalar]  ile neşr [yayımlanacak] ve ilan edilecektir.

                                                      7 Ağustos 337 [1921]

Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi

                                             Başkumandan

                                              Mustafa Kemal

Belge; merkezi otoritenin taşraya yayılmasını, sivil toplumun devlet organizasyonuna eklemlenmesini, savaş ekonomisinin yerelleştirilmesini, kamu görevlileriyle halk temsilcilerinin aynı idari mekanizmada buluşmasını, olağanüstü hukuk rejiminin kurulmasını sağlayan temel düzenlemelerden biridir.

Dolayısıyla Tekâlif-i Milliye Emri No.1 yalnızca lojistik bir emir değil, aynı zamanda Milli Mücadele’nin devletleşmesini kurumsal bildirisi olarak da değerlendirilebilir.

1. Tarihsel Arka Plan

1921 yazı Türk İstiklal Harbi’nin en ağır dönemidir.

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Türk ordusu Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmiştir.

Yunan ordusu; Eskişehir’i, Afyon’u, Kütahya’yı işgal etmiştir.

TBMM’de ciddi tartışmalar başlamış, Ankara’nın boşaltılması dahi gündeme gelmiştir.

Ordunun ise; silahı, cephanesi, yiyeceği, giyeceği, nakliye araçları, hayvan gücü çok büyük ölçüde tükenmiştir.

Maliye hazinesi fiilen boştur. Düzenli vergi sistemi çökmüştür. Devlet piyasadan satın alma yapabilecek mali güce sahip değildir.

Bu sebeple klasik maliye sistemi terk edilerek zorunlu milli yükümlülük sistemi kurulmuştur.

İşte Tekâlif-i Milliye Emirleri bu zorunluluktan doğmuştur.

2. Belgenin Hukuki Dayanağı

Emrin girişinde açıkça şu ifadeye yer verilmiştir:

“5-6-37 tarih ve 928 numaralı Heyeti Vekile Kararı…”

Burada iki önemli hukuki unsur bulunmaktadır:

Birincisi

Başkomutanlık tek başına hareket etmemektedir. Başkomutanlık; TBMM’nin verdiği yetkiye, Bakanlar Kurulu kararına dayanmaktadır.

Dolayısıyla emir; kişisel irade değil, kanundan doğan olağanüstü yürütme yetkisidir.

Bu durum Milli Mücadele’de hukukun tamamen ortadan kaldırılmadığını, olağanüstü şartlarda yeni hukuk üretildiğini göstermektedir.

İkincisi

Başkomutanlık Kanunu ile oluşturulan olağanüstü yürütme sistemi ilk defa taşrada kurumsallaştırılmaktadır.

Modern devlet açısından bakıldığında bu, merkezî otoritenin taşraya yeniden nüfuz etmesi anlamına gelmektedir.

3. İçerik Analizi

Madde 1

Belgenin en önemli düzenlemesi şudur:

Her kazada Tekâlif-i Milliye Komisyonu kurulacaktır.

Komisyonun bileşimi dikkat çekicidir.

İçinde; Kaymakam, Maliye memuru, Askerî memur, Belediye temsilcisi, Ticaret Odası temsilcileri, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti temsilcileri yer almaktadır.

Bu yapı olağanüstü önemlidir. Çünkü ilk defa devlet bürokrasisi ile Milli Mücadele hareketinin siyasi örgütü aynı komisyon içerisinde birleşmektedir.

Devlet-Sivil Toplum Bütünleşmesi

Burada Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri artık yalnızca bir sivil direniş örgütü değildir. Devlet yönetiminin doğrudan parçası haline gelmektedir.

Bu durum, Cumhuriyet dönemindeki kamu yönetiminin ilk örneklerinden biridir.

Yerel Katılım

Komisyonların ilçelerde kurulması; yerel bilgi, yerel üretim, yerel ticaret, yerel insan gücü hakkında en doğru verilerin kullanılmasını sağlamaktadır.

Merkeziyetçilik ile yerel katılım arasında bir denge kurulmuştur.

4. Bürokratik Modernleşme

Komisyonlara; iki kâtip, dört memur tahsis edilmesi sıradan görünmektedir. Ancak bu düzenleme; kayıt sistemi, arşiv, istatistik, envanter(döküm), raporlama mekanizmasının kurulması anlamına gelmektedir.

Modern devletin en temel özelliği kayıt tutmasıdır. Tekâlif-i Milliye tam da bunu gerçekleştirmiştir.

5. Madde 2’nin Analizi

İkinci madde şöyledir: Komisyonlar yayımlanacak bütün Tekâlif-i Milliye emirlerini tam yetkiyle uygulayacaktır.

Burada “tam salahiyet” kavramı dikkat çekmektedir. Bu ifade; merkezden sürekli izin beklenmeyeceğini, yerel uygulamanın hızlandırılacağını, bürokrasinin azaltılacağını göstermektedir.

Kamu yönetiminde buna yetki devri denilmektedir.

6. Madde 3: Türkiye’nin Askerî Coğrafyası

Üçüncü madde Türkiye’nin savaş coğrafyasını ortaya koymaktadır.

Komisyonlar; Garp Cephesi, Kocaeli Grubu, Elcezire Cephesi, Şark Ordusu, Millî Müdafaa arasında paylaştırılmıştır.

Bu madde yalnızca lojistik değildir. Aslında 1921 Türkiye’sinin askerî-idarî haritasını göstermektedir.

Tarihsel Coğrafya Açısından

Belgede geçen; İzmit, Bolu, Zonguldak, Ankara, Konya, Silifke, Aksaray, Karahisar gibi bölgeler, üretim merkezleri ile ulaştırma hatlarının kesiştiği alanlardır.

Bu sebeple komisyonlar rastgele kurulmamıştır. Coğrafi üretim kapasitesi dikkate alınmıştır.

Ulaştırma Sosyolojisi

Demiryolları; Konya, Ankara, Eskişehir hattında yoğunlaşmaktadır.

Komisyonların önemli kısmının bu bölgelerde örgütlenmesi, ulaştırma kapasitesinin dikkate alındığını göstermektedir.

7. Madde 4: Bilgi Yönetimi

Komisyonlardan belirli tarihlerde telgrafla rapor istenmektedir.

Bu uygulama; günümüzdeki performans yönetimi, veri yönetimi,  merkezi bilgi sistemi anlayışının erken örneklerinden biridir.

Başkomutanlık; kaç çift çorap, kaç kağnı, kaç öküz, kaç ton zahire bulunduğunu anlık öğrenmeye çalışmaktadır.

Dolayısıyla Tekâlif-i Milliye yalnızca mal toplama sistemi değildir. Aynı zamanda Türkiye’nin ilk savaş lojistik veri tabanıdır.

8. Kavram Analizi

Belgede geçen temel kavramlar ve anlamları şunlardır:

KavramTarihsel AnlamıSembolik Anlamı
Tekâlif-i MilliyeMillî yükümlülükVatandaşlık sorumluluğu
KomisyonYerel yönetimDevlet-toplum ortaklığı
Müdafaa-i HukukMillî egemenlikHalk iradesi
Salahiyet-i kâmileOlağanüstü yetkiHızlı karar alma
RaporHesap verebilirlikBürokratik modernleşme
TelgrafHaberleşmeMerkezi koordinasyon

9. Semboller ve Anlamları

Belgede görülen semboller yalnızca idari değildir. Her biri devlet felsefesini temsil etmektedir.

Komisyon, kolektif yönetimi; telgraf, merkezi denetimi; Müdafaa-i Hukuk üyeleri, millî iradeyi; ücretsiz çalışma, fedakârlığı; askerlik tecili, savaşın topyekûn niteliğini; Başkomutan imzası, siyasi ve askerî otoritenin birleşmesini simgelemektedir.

10. Kişiler ve Kurumlar: Devletin Yeniden Örgütlenmesi

Tekâlif-i Milliye Emri No. 1, yalnızca mal ve hizmet teminine yönelik teknik bir düzenleme değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin siyasi ve idari görevlilerini ortak bir görev etrafında birleştiren kurumsal bir örgütlenme modelidir. Emirde yer alan her kişi ve kurum, belirli bir yönetim anlayışını temsil etmektedir.

a. Türkiye Büyük Millet Meclisi

Emrin sonunda yer alan: “Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi ve Başkumandan Mustafa Kemal” ibaresi dikkat çekmektedir.

Mustafa Kemal Paşa’nın yalnızca “Başkumandan” sıfatını değil, aynı zamanda “TBMM Reisi” sıfatını kullanması, emirlerin meşruiyet kaynağının şahsî otorite değil, millî egemenlik olduğunu göstermektedir.

Bu yönüyle Tekâlif-i Milliye Emirleri; askerî diktatörlük belgesi değildir, meclis egemenliğine dayanan olağanüstü yönetim belgeleridir.

Bu tercih, Millî Mücadele’nin temel siyasi ilkesini oluşturan “Hâkimiyet bilâ kayd ü şart milletindir.” anlayışının idari uygulamasıdır.

b. Başkumandanlık

Başkumandanlık, bu emirle birlikte yalnızca cephede savaş yöneten askerî makam olmaktan çıkmaktadır.

Artık; ekonomik planlama, lojistik yönetimi, ulaştırma, kamu idaresi, üretim organizasyonu, insan gücü planlaması gibi alanlardan da sorumlu hâle gelmiştir.

Dolayısıyla Başkumandanlık, modern anlamda “ulusal kriz yönetim merkezi” görevini üstlenmiştir.

c. Mülkiye Memurları

Komisyonlara en büyük mülkiye amirinin başkanlık etmesi tesadüf değildir. Osmanlı taşra teşkilatının devamı olan kaymakam ve mutasarrıflar; devlet otoritesini, hukuk düzenini, idarî sürekliliği temsil etmektedir.

Bu durum Millî Mücadele’nin Osmanlı bürokrasisini bütünüyle tasfiye etmediğini; aksine onu millî egemenlik temelinde yeniden etkin hâle getirdiğini göstermektedir.

d. Maliye Memurları

Savaş ekonomisinin başarısı yalnızca üretime değil, kayıt ve denetime de bağlıdır. Bu sebeple maliye görevlileri; envanter, muhasebe, kayıt, teslim, hesap verme iş ve işlemlerinin temsilcisidir.

Burada maliye, yalnızca vergi toplayan kurum olmaktan çıkarak savaş ekonomisinin muhasebe organına dönüşmektedir.

e. Askerî Memurlar

Komisyonlardaki askerî temsilciler; ordunun gerçek ihtiyaçlarını belirleyen, sevkiyatı planlayan, lojistik öncelikleri tespit eden uzman kadroyu teşkil etmektedir

Böylece sivil üretim ile askerî ihtiyaç arasında doğrudan bağlantı kurulmaktadır.

f. Belediyeler

Belediyelerin komisyonlara katılması, yerel yönetimlerin savaş sürecinde aktif görev üstlendiğini göstermektedir. Bu durum yerel yönetimlerin yalnızca temizlik ve imar işleriyle sınırlı olmadığını ortaya koymaktadır.

Belediyeler; nüfus bilgisi, üretim kapasitesi, ulaşım imkânları, depo alanları konusunda önemli bilgi kaynaklarıdır.

g. Ticaret Odaları

Belgede Ticaret Odalarının komisyona alınması dikkat çekmektedir. Bu tercih birkaç açıdan önemlidir.

Çünkü ticaret odaları; piyasa fiyatlarını, tüccarları, depoları, üretim kapasitesini en iyi bilen kurumlardır. Dolayısıyla devlet özel sektör bilgisinden yararlanmaktadır.

Bu yönüyle belge, kamu-özel sektör iş birliğinin erken örneklerinden biri olarak değerlendirilebilir.

h. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri

Belgenin en dikkat çekici düzenlemelerinden biri budur. Komisyonlara Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerinden iki üye alınmaktadır.

Bu düzenleme; sivil direniş örgütlerinin, devlet yönetimine katılmasını sağlamaktadır.

Bunun sonucunda Millî Mücadele’nin siyasal örgütü ile devlet bürokrasisi birleşmektedir.

Bu düzenleme, Cumhuriyet dönemindeki siyasal-idari bütünleşmenin ilk örneklerinden biri olarak görülebilir.

11. Temsil Edilen Yönetim Anlayışı

Belgenin arkasındaki yönetim anlayışı beş temel ilkeye dayanmaktadır:

a. Millî Egemenlik

Kararların kaynağı millet adına hareket eden TBMM’dir. Bu sebeple emir, padişah fermanı niteliğinde değildir. Meşruiyet kaynağı millî iradedir.

b. Kamu Yararı

Belgede özel mülkiyet tamamen ortadan kaldırılmamaktadır. Ancak kamu yararı bireysel çıkarlardan üstün tutulmaktadır.

Bu anlayış daha sonra 1924 Anayasası ve Cumhuriyet hukukunda da görülecektir.

c. Dayanışma

Tekâlif-i Milliye’nin temel ilkesi fedakârlığın toplumun bütün kesimlerince paylaşılmasıdır.

Yükümlülük yalnızca köylüye değil tüccara, memura, esnafa, belediyeye, bürokrasiye de yöneltilmektedir.

Dolayısıyla savaş yükü toplumsallaştırılmaktadır.

d. Hesap Verebilirlik

Belgede sürekli rapor istenmesi dikkat çekmektedir.

Bu uygulama, denetim, kayıt, şeffaflık, sorumluluk ilkelerinin erken örneğidir.

e. Hukukun Üstünlüğü

Her ne kadar olağanüstü dönem yaşansa da emir; komisyonların görevlerini, yetkilerini, sorumluluklarını, cezalarını ayrıntılı biçimde tanımlamaktadır.

Bu durum keyfî yönetimi sınırlamaya yönelik bir çabadır.

12. Sembollerin Derin Anlamları

Belge yalnızca idarî düzenlemelerden oluşmamaktadır. Her unsur belirli bir siyasal sembol taşımaktadır.

Komisyon

Devlet ile halkın ortak yönetimini simgelemektedir.

Telgraf

Merkezî otoritenin taşraya ulaşmasını temsil etmektedir.

Ücretsiz Çalışma

Fedakârlığın yalnızca halktan değil, kamu görevlilerinden de beklendiğini göstermektedir.

Askerlik Tecili

Cephede savaşmak kadar cephe gerisinde çalışmanın da millî hizmet sayıldığını göstermektedir.

Müdafaa-i Hukuk Temsilcileri

Millî iradenin yönetime katılımını simgelemektedir.

Başkumandan İmzası

Savaş yönetiminin siyasal sorumluluk altında yürütüldüğünü göstermektedir.

13. Madde 5’in Sosyolojik Yorumu

Belgenin en sert maddesi şudur: Komisyon üyeleri arasında görevini ihmal eden veya kötüye kullananlar Hıyanet-i Vataniye suçuyla cezalandırılacaktır.

Bu düzenleme ilk bakışta ağır görünmektedir.

Ancak Sakarya öncesindeki koşullar dikkate alındığında; cephane eksikliği, ulaşım sorunları, kıtlık, işgal tehdidi sebebiyle lojistikte meydana gelecek her aksamanın doğrudan cephede asker kaybına yol açabileceği öngörülmüştür.

Dolayısıyla görev ihmali yalnızca idarî hata olarak değil, millî savunmayı tehlikeye atan bir fiil olarak değerlendirilmiştir.

Bu anlayış, olağanüstü dönem ceza hukukunun tipik bir örneğidir.

14. Toplumsal Yansımalar

Tekâlif-i Milliye Komisyonlarının kurulması toplumun farklı kesimlerinde farklı etkiler doğurmuştur.

Köylüler

Üretimlerinin önemli bir kısmını orduya vermek zorunda kalmışlardır. Bu durum kısa vadede ekonomik sıkıntılara yol açmıştır.

Ancak işgal tehdidi sebebiyle birçok bölgede bu yükümlülük millî mücadeleye katkı olarak değerlendirilmiştir.

Esnaf

Depolardaki malların kayıt altına alınması başlangıçta kaygı oluşturmuştur. Buna rağmen savaşın zorunlulukları sebebiyle önemli ölçüde uyum sağlanmıştır.

Bürokrasi

Taşra memurları olağan görevlerinin yanında savaş lojistiğini de yürütmek zorunda kalmıştır.

Bu durum kamu yönetiminin iş yükünü önemli ölçüde artırmıştır.

Müdafaa-i Hukuk Teşkilatı

Sivil direniş örgütü olmaktan çıkarak fiilen devlet mekanizmasının parçası hâline gelmiştir.

Bu dönüşüm, Cumhuriyet’in kuruluşunda siyasi örgütlenmenin kurumsallaşmasına zemin hazırlamıştır.

15. Tekâlif-i Milliye Komisyonlarının Uygulamadaki İşleyişi

Tekâlif-i Milliye Emri No. 1’in en önemli yönlerinden biri, yalnızca hukuki bir çerçeve çizmekle kalmayıp uygulanabilir bir idari yapı kurmasıdır. Osmanlı Devleti’nin son döneminde görülen birçok olağanüstü vergi ve yükümlülük uygulamasının aksine, bu emir yalnızca yükümlülük getirmemiş; bu yükümlülükleri yerine getirecek kurumsal yapıyı da kurmuştur.

Komisyonların temel görevleri şunlardır: Tekâlif-i Milliye emirlerini ilan etmek, malların tespit ve kayıt işlemlerini yürütmek, teslim alma ve teslim etme süreçlerini düzenlemek, nakliye organizasyonunu planlamak, düzenli raporlama yapmak, ortaya çıkan uyuşmazlıkları ilk aşamada çözmek, kötüye kullanımları önlemek.

Dolayısıyla komisyonlar yalnızca “mal toplayan kurullar” değil, aynı zamanda yerel kriz yönetim merkezleri olarak çalışmışlardır.

16. Bürokratik Devamlılık ve Devlet İnşası

Tekâlif-i Milliye Komisyonları incelendiğinde dikkat çeken konulardan biri, Osmanlı bürokrasisinin bütünüyle tasfiye edilmemiş olmasıdır.

Aksine; kaymakam, mal müdürü, askerlik şubesi, belediye, ticaret odası gibi mevcut kurumlar korunmuş; bunların üzerine Müdafaa-i Hukuk teşkilatı eklenmiştir.

Bu durum iki önemli sonucu ortaya çıkarmaktadır:  Birincisi, Millî Mücadele eski devlet kurumlarını bütünüyle reddetmemiştir. İkincisi ise yeni devlet, mevcut bürokratik kapasiteyi millî egemenlik ilkesi doğrultusunda yeniden örgütlemiştir.

Bu sebeple Cumhuriyet yönetiminin idari sürekliliği büyük ölçüde bu dönemde şekillenmiştir.

17. Yerel Güç Odaklarının Sisteme Dâhil Edilmesi

Komisyonlarda belediye ve ticaret odalarının bulunması yalnızca teknik bir tercih değildir.

Bu uygulama; yerel eşrafın, tüccarın, esnafın, kanaat önderlerinin karar süreçlerine katılımını sağlamıştır.

Bu katılım iki farklı sonuç doğurmuştur:

Olumlu Sonuçlar

Yerel bilgi kullanılmıştır.

Üretim daha doğru tespit edilmiştir.

Sevkiyat hızlanmıştır.

Halk-devlet ilişkisi güçlenmiştir.

Muhtemel Sorunlar

Bazı bölgelerde; akrabalık ilişkileri, yerel nüfuz, eşraf baskısı, kişisel çıkar çatışmaları uygulamada farklılıklara yol açabilmiştir.

Eleştirel tarih yöntemi açısından bu farklılıkların bölgesel arşiv belgeleriyle incelenmesi gerekmektedir. Tek tip bir uygulamadan söz etmek doğru değildir.

18. Tarihsel Coğrafya Açısından Tekâlif-i Milliye

Tekâlif-i Milliye sistemi Anadolu’nun ekonomik coğrafyasını esas almaktadır.

İç Anadolu

Ankara, Konya ve Aksaray çevresi: hububat, yük hayvanı, kağnı bakımından önemli merkezlerdir.

Batı Anadolu

Afyon ve çevresi: ulaşım düğüm noktaları, hayvancılık, tahıl üretimi ile öne çıkmaktadır.

Karadeniz

Bolu ve Zonguldak: orman ürünleri, kereste, nakliye yolları açısından önemlidir.

Güney Anadolu

Silifke ve çevresi: Akdeniz bağlantısı ve ikmal yolları bakımından stratejik değer taşımaktadır.

Dolayısıyla emir, yalnızca idari sınırları değil, ekonomik coğrafyayı da dikkate alan bir planlama anlayışını yansıtmaktadır.

19. Savaş Sosyolojisi Açısından Değerlendirme

Savaş yalnızca cephede yürütülen askerî faaliyetlerden ibaret değildir. Tekâlif-i Milliye Emirleri, savaşın bütün toplumu kapsayan bir hareket olduğunu göstermektedir.

Bu bağlamda toplum üç temel gruba ayrılabilir:

Üreticiler

Köylüler, çiftçiler, hayvan yetiştiricileri, dokumacılar, demirciler.

Taşıyıcılar

Kağnıcılar, arabacılar, deveciler, katırcılar.

Düzenleyiciler

Komisyon üyeleri, memurlar, askerî görevliler, belediyeler.

Bu yapı, savaşın yalnızca askerlerin değil bütün toplumun ortak çabasıyla yürütüldüğünü göstermektedir.

20. Ekonomi Sosyolojisi

Tekâlif-i Milliye klasik piyasa ekonomisini geçici olarak sınırlandırmıştır.

Ancak bu durum özel mülkiyetin tamamen ortadan kaldırıldığı anlamına gelmez.

Asıl amaç; serbest piyasanın savaş şartlarında oluşturduğu dengesizlikleri önlemektir.

Bu sebeple sistem; üretimin devamını, adil dağıtımı, ordunun ihtiyaçlarının karşılanmasını aynı anda sağlamaya çalışmıştır.

Bu yönüyle Tekâlif-i Milliye; ne klasik liberal ekonomi, ne de devletçi planlı ekonomi modelidir. Olağanüstü savaş ekonomisi örneğidir.

Tekâlif-i Milliye ağır sanayisi olmayan bir ülkenin, sınırlı kaynaklarla geliştirdiği özgün bir savaş ekonomisi modelidir.

21. Dönemin Tepkileri

TBMM görüşmeleri ve dönemin hatıratları, uygulamanın genel olarak zorunlu bir tedbir olarak görüldüğünü göstermektedir. Bununla birlikte uygulama safhasında bazı sorunlar da yaşanmıştır.

Başlıca eleştiriler şunlardır: yükümlülüklerin bazı bölgelerde eşit uygulanmaması, nakliye güçlükleri, kayıt hataları, yerel görevlilerin zaman zaman keyfî davranışları, teslim alınan malların sevkinde gecikmeler.

Buna karşılık Meclis’te hâkim olan görüş, Sakarya öncesindeki olağanüstü şartlar altında bu tedbirlerin kaçınılmaz olduğu yönündedir.

22. Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme

Tekâlif-i Milliye üzerine tarih yazımında iki uç yaklaşım dikkat çekmektedir:

a. Kahramanlaştırıcı Yaklaşım

Bu yaklaşım, emirleri hiçbir aksaklık yaşanmadan uygulanmış, toplumun tamamı tarafından gönüllü olarak benimsenmiş kusursuz bir sistem olarak sunmaktadır.

Bu yorum, yerel uygulamalardaki farklılıkları ve yaşanan sorunları yeterince dikkate almamaktadır.

b. İndirgemeci Yaklaşım

Diğer uç yaklaşım ise Tekâlif-i Milliye’yi yalnızca “zorla mal toplama” uygulaması olarak değerlendirmektedir.

Bu yorum da belgenin hukuki dayanağını, TBMM denetimini, komisyon sistemini ve savaş şartlarını ihmal etmektedir.

c. Dengeli Değerlendirme

Eleştirel tarih yöntemi açısından daha isabetli yaklaşım şudur:

Tekâlif-i Milliye olağanüstü savaş şartlarının ürünüdür.

Uygulamada bölgesel farklılıklar yaşanmıştır.

Yer yer suiistimaller görülmüş olabilir.

Ancak sistem, genel olarak Türk ordusunun Sakarya öncesindeki lojistik krizini aşmasında belirleyici rol oynamıştır.

Bu sebeple değerlendirme yapılırken hem başarılar hem de uygulama sorunları birlikte ele alınmalıdır.

23. Cumhuriyet’e Etkileri

Tekâlif-i Milliye Komisyonlarının uyguladığı yönetim modeli, Cumhuriyet döneminde çeşitli alanlarda etkisini sürdürmüştür.

Özellikle; afet yönetimi, olağanüstü hâl uygulamaları, sivil savunma, kamu-özel sektör iş birliği, yerel yönetimlerin kriz süreçlerindeki rolü gibi alanlarda benzer yönetim anlayışının izleri görülmektedir.

Bu yönüyle Tekâlif-i Milliye yalnızca savaş dönemine özgü bir uygulama değil, Cumhuriyet’in kriz yönetimi kültürünün de tarihi öncüllerinden biridir.

Sonuç

7 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye Emri No. 1, yalnızca komisyonların kuruluşunu düzenleyen idarî bir metin değildir. Türk İstiklal Harbi’nin en kritik safhasında devletin, toplumun ve ekonominin ortak bir amaç doğrultusunda yeniden örgütlenmesini sağlayan temel belgelerden biridir.

Belge; merkezi yönetim ile yerel aktörleri, askerî ihtiyaçlar ile sivil üretimi ve hukuki meşruiyet ile olağanüstü yönetim gerekliliklerini aynı çatı altında birleştirmiştir. Tekâlif-i Milliye Komisyonları sayesinde kaynakların tespiti, kayıt altına alınması, dağıtımı ve denetimi sistematik bir çerçeveye kavuşturulmuş; bu da Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde ordunun lojistik kapasitesinin güçlendirilmesine önemli katkı sağlamıştır.

Eleştirel tarih yöntemi açısından bakıldığında, Tekâlif-i Milliye ne yalnızca kusursuz bir başarı hikâyesi ne de yalnızca zorlayıcı bir müsadere sistemi olarak tanımlanabilir. Daha dengeli bir değerlendirme, onun olağanüstü savaş şartlarında geliştirilen, hukuki dayanağı bulunan ve uygulamada başarılar kadar bölgesel aksaklıklar da içeren karmaşık bir seferberlik modeli olduğunu göstermektedir.

Kaynakça

  1. T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 2 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 132-144.
  2. T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 4 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 157-162
  3.  T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, 5 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 12, İçtima: 2, s. 18-20
  4.  Kemal Atatürk, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, s. 615-617
  5. Selahattin Tansel, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar IV, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1974, s. 108-110
  6. Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Maliye Bakanlığı Ellinci Yıl Yayınları, Ankara, 1974, s. 367-401
  7. AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Tekâlif-i Milliye Emri Numara (1)”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 414-415.
  8. Serpil Sürmeli, Milli Mücadele’de Tekâlif-i Milliye Emirleri, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998,
  9. Hikmet Özdemir, Tekalif-i Milliye, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A. Ş., İstanbul, 2001

Continue Reading

Özel Günler ve Anlamları

Sivas Kongresi Beyannamesi: Millî İrade, Vatan, Egemenlik ve Siyasal Meşruiyetin İnşası

Published

on

Özet

Sivas Kongresi Beyannamesi, 11 Eylül 1919 tarihinde yayımlanan ve Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’da gelişen Millî Mücadele hareketini bölgesel direnişlerden ülke ölçeğinde bir siyasal programa dönüştüren temel belgelerden biridir. Beyanname yalnızca askerî bir direniş metni değil; vatanın bütünlüğü, millî bağımsızlık, millî irade, temsil, siyasal meşruiyet, cemiyetlerin birleşmesi, gayrimüslimlerin hukukunun korunması ve dış yardımın şartları gibi konuları aynı çerçevede ele alan bir siyasal-toplumsal sözleşme niteliğindedir.

Bu makalede Sivas Kongresi Beyannamesi, klasik kronolojik anlatının ötesinde; içerik ve vaka analizi, kavram tarihi, semboller, kişiler ve kurumlar, tarihsel coğrafya, sosyoloji ve eleştirel tarih yöntemi birlikte kullanılarak incelenmektedir. Temel tez, Beyannamenin Osmanlı Devleti’nin hukuken henüz ortadan kalkmadığı bir ortamda, onun siyasî bütünlüğünü savunurken aynı zamanda millî iradeyi devlet yönetiminin meşruiyet ölçütü hâline getiren bir geçiş belgesi olduğudur. Bu bakımdan metin, Osmanlı siyasal dili ile ortaya çıkmakta olan millî egemenlik anlayışı arasında önemli bir köprü kurmuştur.

Anahtar Kelimeler: Sivas Kongresi, Sivas Kongresi Beyannamesi, Millî Mücadele, millî irade, millî egemenlik, vatan, Kuvayı Milliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, manda, Temsil Heyeti, tarihsel coğrafya.

Giriş

1919 yılı, Osmanlı Devleti açısından askerî yenilginin siyasal ve hukukî sonuçlarının ağırlaştığı; Anadolu açısından ise yeni bir siyasal meşruiyet arayışının şekillendiği bir dönemdir. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrasında İtilaf Devletleri’nin Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde uyguladığı işgal ve müdahaleler, İstanbul hükümetinin etkisizliği ve farklı bölgelerde ortaya çıkan Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak örgütlenmeleri yeni bir siyasî durum meydana getirmişti.

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Tamimi, bağımsızlığın ve vatan bütünlüğünün tehlikede olduğunu ilan ederek çözümün milletin azim ve kararında aranacağını ortaya koymuştur. Amasya’da Sivas’ta millî bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır. [1] TBMM’nin yayımladığı belge derlemesinde Amasya Tamimi’nin Sivas Kongresi’ni doğrudan hazırlayan bir aşama olarak yer alması, bu belgeler arasındaki siyasî sürekliliği açık biçimde göstermektedir.

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da Sivas Sultânîsi’nde başlamış, 11 Eylül’de sona ermiştir. Kongrenin delege sayısı konusunda tarih yazımında farklı rakamlar bulunması, Millî Mücadele’nin ilk dönemindeki temsil meselesinin ne kadar karmaşık olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. [2] Kongrede Erzurum Kongresi’nin bölgesel çerçevesi genişletilmiş, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiş ve Temsil Heyeti’nin bütün vatanı temsil ettiği kabul edilmiştir. [3]  

11 Eylül 1919 tarihli Beyanname işte bu dönüşümün siyasî metnidir.

1. Beyannamenin Tarihsel Bağlamı

Sivas Kongresi, çok geniş bir toplumsal ve coğrafi bunalımın ürünüdür.

1918 sonrasında üç temel gelişme aynı anda yaşanmıştır:

  1. Merkezî devlet otoritesinin zayıflaması,
  2. Anadolu’nun farklı bölgelerinde yerel direniş örgütlerinin ortaya çıkması,
  3. Bu yerel örgütlenmelerin ortak bir siyasal programa bağlanması ihtiyacı.

Erzurum Kongresi bu gelişmenin özellikle Doğu Anadolu’daki örgütlenme aşamasını temsil ederken Sivas Kongresi, hareketi Anadolu ve Rumeli ölçeğine taşımıştır. Sivas Kongresi’nin temel görevlerinden biri Erzurum Kongresi kararlarının bütün Anadolu ve Rumeli’ye yayılması olarak tanımlanmaktadır. [4]

Dolayısıyla Sivas Kongresi’ni yerel direnişlerin ulusal siyasete dönüşme noktası olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu dönüşümün belgedeki en önemli göstergelerinden biri, Erzurum Kongresi’ndeki “Şarkî Anadolu” vurgusunun Sivas’ta bütün vatanı kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Böylece siyasî temsilin coğrafi sınırları yeniden tanımlanmıştır. [5]

2. Beyannamenin Yapısı ve İçerik Analizi

Sivas Kongresi Beyannamesi on maddeden ibarettir. Ancak maddeleri yalnızca tek tek kararlar şeklinde okumak yerine onları dört temel blok içerisinde değerlendirmek mümkündür:

A. Vatan ve coğrafya

1, 3 ve 6. maddeler.

1. Yüce Osmanlı Devletiyle İtilaf devletleri arasında resmi olarak kabul edilmiş mütarekenamenin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasına güçlü İslam çoğunluğu yerleşmiş bulunan Osmanlı ülkesi kesimleri, birbirinden ve Osmanlı topluluğun-dan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple, bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur. Sözü edilen ülkelerde yaşayan bütün İslam unsurları birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu sosyal ve kanunî haklarıyla çevre şartlarına bütünüyle saygılı öz kardeştirler.

3. Osmanlı ülkelerinin herhangi bir parçasına karşı meydana gelecek müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde bağımsız birer Rumluk ve Ermenilik kurma amacına dönük hareketlere karşı Aydın, Manisa, Balıkesir cephelerinde yapılan millî savaşta olduğu gibi birleşik olarak savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.

6. İtilaf devletlerince mütareke metninin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp büyük İslam çoğunluğunun yerleşmiş olduğu ve hürriyeti ve medeniyet üstünlüğü Müslümanlara ait bulunan mülk birliğimizin parçalanması görüşünden bütünüyle vazgeçilmek suretiyle bu topraklar üzerindeki tarihimiz, ırkımız ve dinimiz ve coğrafi haklarımıza saygı gösterilmesini ve buna aykırı girişimlerin hükümsüz bırakılmasını ve bu suretle hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

B. Siyasal egemenlik ve meşruiyet

2, 5 ve 8. maddeler.

2. Osmanlı toplumunun bütünlüğünün ve millî bağımsızlığımızın sağlanması ve yüce hilafet ve padişahlık makamının korunması için millî güçleri yapıcı ve millî iradeyi hâkim kılmak, kesin esastır.

5. Osmanlı hükümeti bir dış baskı karşısında ülkemizin herhangi bir parçasını terk veya ihmal etmek mecburiyetinde bulunduğu takdirde hilafet ve saltanat makamıyla vatan ve milletin korunması ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir alınmıştır.

8. Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin belirttikleri bu tarihsel çağda Hükümeti Merkeziyemizin millî iradeye bağlı olması zorunludur. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükümet kurulunun kendine göre ve kişisel kararlarına ulusça uyulmadıktan başka dışarıda da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar belgelenmiş, işlev ve sonuçlarıyla tanıtlanmıştır. Bundan dolayı ulusun içinde bulunduğu sıkıntı ve kuşkudan kurtulmak çarelerine kendisinin girişmesine gerek kalma dan Hükümeti Merkeziyemizin Milli Meclisi hemen ve bir an kaybetmeden toplaması ve bu suretle ulusun kaderi ve ülke için alacağı bütün kararları Milli Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

C. Toplumsal düzen ve hukuk

4 ve  9. maddeler.

4. Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan bütün unsurların her türlü hukuku, eşitlikleri tamamıyla korunmuş olduğundan adı geçen unsurlara siyasî hâkimiyet ve toplum dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilmesi kabul edilmeyecektir.

9. Vatan ve Milletimizin uğradığı işkence ve elemlerle ve tamamen aynı amaç ve niyetle millî vicdandan doğan millî ve vatanî derneklerin birleşmesinden meydana gelen bütün toplum bu kere (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) unvanıyla adlandırılmıştır. Bu dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tamamıyla uzak ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin tabiî üyelerindendir.

D. Örgütlenme ve iktidar

9 ve 10. maddeler.

9. Vatan ve Milletimizin uğradığı işkence ve elemlerle ve tamamen aynı amaç ve niyetle millî vicdandan doğan millî ve vatanî derneklerin birleşmesinden meydana gelen bütün toplum bu kere (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) unvanıyla adlandırılmıştır. Bu dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tamamıyla uzak ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin tabiî üyelerindendir.

10. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas şehrinde toplanan genel kongresi tarafından kutsal amacını izlemekle genel kuruluşları idare için bir temsil heyeti seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün milli kuruluşlar güçlendirilmiş ve birleştirilmiştir.

Bu yapı, Beyannamenin yalnızca “işgale karşı direniş bildirisi” olmadığını göstermektedir.

3. “Vatan” Kavramı: Coğrafyanın Siyasallaştırılması

Beyannamenin birinci maddesi, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırları esas almaktadır.

1. Yüce Osmanlı Devletiyle İtilaf devletleri arasında resmi olarak kabul edilmiş mütarekenamenin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasına güçlü İslam çoğunluğu yerleşmiş bulunan Osmanlı ülkesi kesimleri, birbirinden ve Osmanlı topluluğun-dan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple, bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur. Sözü edilen ülkelerde yaşayan bütün İslam unsurları birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu sosyal ve kanunî haklarıyla çevre şartlarına bütünüyle saygılı öz kardeştirler.

“Osmanlı ülkesi kesimleri … bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur.” [6]

Bu ifade son derece önemlidir. Çünkü metin, vatanı yalnızca etnik veya kültürel bir kategori olarak değil, belirli bir tarihsel-siyasal coğrafya olarak tanımlamaktadır.

TBMM’nin 2015 tarihli Millî Egemenlik Belgeleri derlemesinde Beyannamenin Osmanlıca aslı 28-29. sayfalarda, günümüz Türkçesi 30-31. sayfalarda yayımlanmıştır. Birinci madde özellikle 30. sayfada vatanın bütünlüğünü ve Müslüman nüfusun toplumsal birlik anlayışını vurgulamaktadır. [7]

Burada tarihsel coğrafya açısından üç unsur görülmektedir: sınır, nüfus, tarihsel hak.

Böylece coğrafya → vatan → siyasal hak zinciri kurulmaktadır.

Bu yaklaşım daha sonra Misak-ı Millî’de farklı biçimde sistemleştirilecek olan sınır anlayışının da önemli öncüllerinden biridir.

4. “Millî İrade” Kavramı: Meşruiyetin Kaynağının Değişmesi

Beyannamenin en önemli kavramlarından biri irade-i milliyedir.

İkinci maddede millî güçlerin etkin, millî iradenin ise hâkim kılınması kesin esas olarak belirlenmiştir. [8]

Buradaki dönüşüm, Osmanlı siyasal düzeni açısından son derece önemlidir.

Çünkü metin bir yandan: Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü, hilafeti, saltanatı korumayı savunurken diğer yandan devlet yönetiminin meşruiyetini millî iradeye bağlamaktadır.

Bu sebeple Sivas Beyannamesi’ni doğrudan “cumhuriyetçi bir anayasa metni” olarak nitelendirmek anakronik olur. Ancak onu yalnızca “saltanat yanlısı bir belge” olarak değerlendirmek de metnin siyasî yeniliğini görmezden gelmek olur.

Daha doğru yaklaşım şudur: Beyanname, Osmanlı monarşik meşruiyet çerçevesinin içinde millî iradeyi yükselterek yeni bir siyasal meşruiyet alanı açmıştır.

Bu sebeple metin, 1919’un şartları içerisinde bir geçiş belgesi niteliğindedir.

5. Saltanat ve Hilafet: Muhafazakâr Dil ile Devrimci Siyaset Arasındaki Gerilim

Beyannamenin dikkat çekici özelliklerinden biri, millî iradeyi savunurken aynı zamanda “hilafet ve saltanat makamının korunması“nı açıkça ifade etmesidir. [9]

Bu durum bazen tarih yazımında bir çelişki olarak değerlendirilmiştir.

Oysa 1919 bağlamında bu iki kavramın aynı metinde bulunması anlaşılabilir bir siyasal stratejidir.

Mustafa Kemal ve Kongre kadrosu henüz: Osmanlı Devleti’nin hukukî varlığını reddetmemekte, padişahlığı kaldırma hedefini açıklamamakta, hilafeti tasfiye etmeyi gündeme getirmemekteydi.

Bunun yerine mücadele, devleti kurtarma ve vatanı koruma çerçevesinde meşrulaştırılmaktadır.

Dolayısıyla burada bir “ikili dil” kullanılmaktadır:

Geleneksel meşruiyet: Hilafet + saltanat + Osmanlı Devleti.

Yeni meşruiyet: Millet + millî irade + temsil + kongre.

Sivas Beyannamesi’nin tarihsel önemi tam da bu iki meşruiyet biçimini aynı metinde bir araya getirmesidir.

6. Manda ve Himaye Meselesi: Bağımsızlığın Sınırı

Sivas Kongresi’nin en çok tartışılan konularından biri Amerikan mandası meselesidir.

Kongrede Amerikan mandasını isteyen bir muhtıra yirmi beş delege tarafından imzalanmış, konu sert tartışmalara yol açmış ve reddedilmiştir. [10]

Burada eleştirel tarih yöntemi açısından önemli bir noktaya dikkat etmek gerekmektedir:

Manda tartışmasını yalnızca “bağımsızlık isteyenler ile bağımsızlık istemeyenler” şeklinde basitleştirmek doğru değildir.

Manda fikrini savunanların önemli bir bölümü, içinde bulunulan askerî ve ekonomik şartlar altında Amerikan desteğinin ülkenin parçalanmasını önleyebileceğini düşünmektedirler.

Dolayısıyla tartışmanın gerçek ekseni: Bağımsızlık mı manda mı? sorusundan ziyade, Bağımsızlık hangi araçlarla ve hangi uluslararası güç dengesi içerisinde korunabilir? sorusudur.

Sivas Kongresi’nin sonucu, dış yardımın tamamen reddedilmesi değil, siyasî egemenlik ve vatan bütünlüğünü sınırlayacak bir vesayet ilişkisinin reddedilmesi şeklinde okunmalıdır.

Nitekim Erzurum Beyannamesi’nin 7. maddesinde bağımsızlık ve vatan bütünlüğü korunmak şartıyla teknik, sanayi ve ekonomik yardım alınabileceği belirtilmiştir. [11]

7. Milletimiz insancıl, çağdaş amaçları yücelten ve fenne uygun, sanat ile ilgili ve ekonomik durum ve gereksinmemizi değerlendirir. Bundan dolayı devletimizin ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak koşulu ile altıncı maddede açıklanan sınır içerisinde millî esaslara saygılı ve ülkemize karşı yayılma isteği beslemeyen herhangi bir devletin fenne uygun, sanat ile ilgili ekonomik yardımı- nı kıvançla karşılarız ve bu hakça ve insanca koşulları içeren bir barışın da ivedi karar altına alınması insanlığın esenliği ve dünyanın dirlik ve düzenliği adına alacağımız milli isteğimizdir.

Bu ayrım önemlidir. Yardım ≠ vesayet.

7. Gayrimüslimler Meselesi: Hukuk, Eşitlik ve Siyasal Egemenlik

Beyannamenin dördüncü maddesi, Müslüman olmayan unsurların hukuk ve eşitliklerinin korunacağını belirtirken, siyasî egemenliği ve toplumsal dengeyi bozacak ayrıcalıklara karşı çıkmaktadır. [12]

Bu madde iki farklı düzlemi birbirinden ayırmaktadır:

1. Hukukî hakların korunması

Gayrimüslimlerin can, mal ve hukuk güvenliği.

2. Siyasal imtiyazların reddi

Yabancı müdahalesine veya ayrıcalıklı siyasal statüye yol açabilecek düzenlemelerin reddedilmesi.

Bu ayrım, dönemin Osmanlı millet sistemi, kapitülasyonlar ve azınlık hakları tartışmaları dikkate alınmadan anlaşılamaz.

Beyanname böylece “eşit hukuk” ile “siyasal egemenlik” arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.

Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir sınırlılık da vardır: Metnin vatandaşlık dili henüz modern, dünyevi ve birey merkezli yurttaşlık kavramına ulaşmış değildir. “Müslüman vatandaşların” cemiyetin doğal üyeleri olduğu yönündeki ifade, dönemin toplumsal-siyasal kategorilerinin hâlâ güçlü biçimde dinî kimlik üzerinden kurulduğunu göstermektedir. [13]

Bu sebeple Beyannameyi doğrudan 20. yüzyılın sonraki vatandaşlık anlayışıyla özdeşleştirmek anakronik olur.

8. Kuvayı Milliye: Meşru Direnişin Kurumsallaşması

Üçüncü madde, Aydın, Manisa ve Balıkesir cephelerindeki millî mücadeleyi örnek göstererek birleşik savunma ve direnişi meşru kabul etmektedir. [14]

Burada önemli bir siyasal dönüşüm meydana gelmektedir.

Yerel silahlı direnişler: yerel tepki → millî savunma → meşru siyasî araç haline getirilmektedir.

Bu sebeple Kuvayı Milliye sadece askerî bir yapı değildir.

Aynı zamanda: merkezî hükümete alternatif bir otorite, yerel toplumların kendini savunma mekanizması, millî iradenin sahadaki silahlı biçimi olarak ortaya çıkmaktadır.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Dağınık Toplumdan Siyasal Örgüte

Beyannamenin dokuzuncu maddesi, çeşitli millî ve vatanî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildiğini ilan etmektedir. [15]

Bu kararın sosyolojik önemi büyüktür.

1919 öncesinde direniş: İzmir’de, Balıkesir’de, Erzurum’da, Trabzon’da, İstanbul’da, Kilikya’da, Karadeniz’de farklı örgütler ve yerel aktörler tarafından yürütülmekteydi.

Sivas Kongresi bunları ortak bir siyasî çatıya bağlamıştır. Bu sebeple Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu, toplumsal hareketliliğin kurumsallaştırılması açısından değerlendirilmelidir.

10. Temsil Heyeti: Kongreden İktidara Geçiş

Beyannamenin onuncu maddesi Temsil Heyeti’nin seçilmesini ve millî teşkilatların köylerden vilayet merkezlerine kadar güçlendirilip birleştirilmesini öngörmektedir. [16]

Bu karar, Sivas Kongresi’nin en kritik kurumsal sonucudur.

Çünkü burada yalnızca: “Millet mücadele edecektir.” denilmemektedir.

Aynı zamanda: Bu mücadeleyi yönetecek temsilî bir organ kurulmuştur.

Bu sebeple Temsil Heyeti’ni sadece “kongre sekretaryası” gibi değerlendirmek doğru değildir.

Nitekim kongre sonrasında Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Umum Kuvayı Milliye Komutanlığı’na getirilmesi, Temsil Heyeti’nin fiilî yürütme gücüne dönüşmeye başladığını göstermektedir. [17]

Bu gelişme, daha sonra Ankara’da TBMM hükümetinin kurulacağı siyasal gelişmenin önemli bir ara aşamasıdır.

11. Tarihsel Coğrafya Açısından Sivas

Sivas’ın kongre merkezi olarak seçilmesi tesadüfî değildir.

Sivas: Anadolu’nun merkezî ulaşım güzergâhları üzerinde, Doğu ile Batı Anadolu arasında, Karadeniz ve İç Anadolu bağlantılarına sahip, İstanbul’dan görece uzak, askerî ve idarî açıdan önemli bir konuma sahiptir.

Amasya Tamimi’nde Sivas’ın Anadolu’nun “en emin” yerlerinden biri olarak görülmesi de bu coğrafi düşünceyi yansıtmaktadır. [18]

Dolayısıyla Sivas’ın seçilmesi üç anlam taşımaktadır: Coğrafî merkezilik → güvenlik → siyasî temsil.

Sivas böylece sadece kongrenin toplandığı şehir değil, Anadolu’nun siyasî merkezileşme sürecinin sembolik mekânı hâline gelmiştir.

12. Sosyolojik Boyut: “Millet” Nasıl İnşa Edildi?

Sivas Beyannamesi’nde “millet” hazır ve değişmez bir sosyolojik gerçeklik olarak değil, belirli söylemler aracılığıyla oluşturulan bir siyasal topluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu topluluğun birleştirici unsurları: ortak vatan, ortak tehlike, ortak tarih, karşılıklı fedakârlık, millî irade, örgütlenme, savunma olarak tespit edilmiştir.

Beyanname böylece farklı bölgesel toplulukları tek bir siyasî özne hâline getirmeye çalışmıştır.

Buradaki kritik kavram “millî uyanış“tır.

Beyannamenin girişinde kongrenin, iç ve dış tehlikelerin meydana getirdiği “millî uyanış“tan doğduğu ifade edilmektedir. [19]

Bütün milletçe bilinen dış ve iç tehlikelerin doğurmuş olduğu millî uyanıştan doğan kongremiz aşağıdaki kararları almıştır.

Dolayısıyla “millet“, yalnızca nüfus toplamı değildir. Tehlike karşısında siyasallaşan toplumsal iradedir.

13. Semboller ve Anlamları

Sembol/KavramBeyannamedeki anlamıTarihsel görevi
VatanBölünmez coğrafyaSiyasal sınır
Millî iradeMeşruiyet kaynağıYeni siyasal otorite
Kuvayı MilliyeDireniş gücüFiilî savunma
Hilafetİslâmî-siyasal meşruiyetGeleneksel meşruiyet
SaltanatOsmanlı devlet devamlılığıHukukî süreklilik
KongreTemsil ve müzakereAlternatif siyaset
Temsil HeyetiMillî hareketin yürütücü organıİktidarın kurumsallaşması
Anadolu ve RumeliÜlke bütünlüğüBölgesel sınırların aşılması
30 Ekim 1918 sınırıTarihsel coğrafyaMillî sınırın referansı
MandaDış vesayet ihtimaliBağımsızlığın sınırı

14. Kişiler ve Kurumlar

Mustafa Kemal Paşa

Sivas Kongresi bağlamında Mustafa Kemal’in rolü yalnızca kongre başkanlığı değildir.

O: kongrenin toplanmasını sağlayan, farklı cemiyetleri ortaklaştıran, Temsil Heyeti’nin başında bulunan, İstanbul hükümetiyle mücadele eden, millî irade söylemini siyasî programa dönüştüren başlıca aktördür.

Hareketin toplumsal tabanı: yerel eşraf, belediyeler, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri, askerî kadrolar, din adamları, gazeteciler, eski mebuslar, bölgesel direniş örgütleri gibi çok çeşitli aktörlerden meydana gelmektedir.

Rauf Bey

Rauf Bey, Erzurum ve Sivas kongreleri arasında önemli bir siyasî bağlantı unsurudur.

Özellikle eski Osmanlı devlet yapısı ile Anadolu hareketi arasındaki geçişi temsil eden aktörlerden biridir.

Bekir Sami Bey, Mazhar Müfit Bey ve diğer delegeler

Delegeler, Anadolu hareketinin tek merkezden yönetilen bir yapı olmadığını göstermektedir.

Kongrede farklı: bölgesel, siyasî, askerî, toplumsal çıkarlar temsil edilmiştir.

Nitekim tarih araştırmaları kongre delegelerinin sayısı, temsil ettikleri bölgeler ve katılım biçimleri konusunda önemli farklılıklar bulunduğunu göstermektedir. [20]

15. İstanbul Hükümeti ve Damat Ferit Paşa

Sivas Kongresi’nin karşısındaki temel siyasî güç İstanbul hükümetidir. Damat Ferit Paşa hükümeti, Anadolu hareketini devlet otoritesine karşı bir tehdit olarak görmektedir.

Kongrenin bastırılması için Ali Galip olayı bunun en önemli örneklerinden biridir. Ali Galip’in Sivas üzerine yürütülmeye çalışılması, merkezî hükümetin Anadolu’daki kongre hareketini denetleme teşebbüslerinden biridir. Teşebbüsün başarısız olması, Temsil Heyeti’nin siyasî ağırlığını artırmıştır. [21]  

Daha sonra İstanbul ile haberleşmenin kesilmesi ve Damat Ferit hükümetinin istifası, Sivas Kongresi’nin yalnızca fikri değil, doğrudan siyasî sonuçlar doğuran bir güç merkezi hâline geldiğini göstermiştir. [22]

16. Kongrenin Tepkileri ve Yansımaları

Sivas Kongresi’nin etkileri birkaç düzeyde ortaya çıkmıştır.

1. Anadolu’da

Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin birleşmesi, millî hareketin daha koordineli hâle gelmesini sağlamıştır.

2. İstanbul’da

İstanbul hükümeti Anadolu üzerindeki otoritesini kaybetmeye başlamıştır.

3. Uluslararası düzeyde

İtilaf Devletleri Anadolu’daki hareketin artık yalnızca yerel bir direniş olmadığını fark etmek durumunda kalmıştır.

4. Basın alanında

İrade-i Milliye gazetesinin çıkarılması kararı, siyasî mücadelenin basın ve kamuoyu alanına taşınmasını sağlamıştır. [23]  

Bu gelişme, modern siyasal hareketlerin yalnızca askerî ve idarî kurumlarla değil, kamuoyu üretimiyle de şekillendiğini göstermektedir.

17. Eleştirel Tarih Açısından Sivas Beyannamesi

Sivas Beyannamesi üzerine tarih yazımında iki uç yaklaşım görülebilir.

Birinci yaklaşım, metni doğrudan Cumhuriyet’in kuruluş belgesi olarak yorumlama eğilimindedir.

İkinci yaklaşım ise onu Osmanlı devlet bütünlüğünü savunan geleneksel bir metin olarak değerlendirebilir.

Her iki yaklaşım da metnin tamamını açıklamakta yetersizdir.

Çünkü 1919’da henüz: saltanat kaldırılmamış, hilafet kaldırılmamış, Cumhuriyet ilan edilmemiş, TBMM açılmamış, Misak-ı Millî kabul edilmemiştir.

Buna rağmen: millî irade, temsil, millet, meşruiyet, millî teşkilat, Temsil Heyeti gibi kavramlar siyasal pratiğin merkezine yerleşmektedir.

Bu sebeple Beyannameyi sonradan gerçekleşecek gelişmelerin tamamını önceden ilan eden bir belge olarak okumak anakroniktir.

Daha doğru okuma şudur:

Sivas Beyannamesi, Osmanlı siyasal düzeninin çözülme döneminde ortaya çıkan iktidar boşluğunu millî irade ve temsil kavramlarıyla doldurmaya çalışan bir geçiş programıdır.

18. Sivas Beyannamesi ve Millî Egemenliğe Giden Hat

Belgenin tarihsel çizgisi şu şekilde kurulabilir:

Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)

↓
Erzurum Kongresi (23 Temmuz–7 Ağustos 1919)

↓
Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919)

↓
Temsil Heyeti’nin ülke ölçeğinde siyasî aktör hâline gelmesi

↓
Amasya Görüşmeleri (20–22 Ekim 1919)

↓
Misak-ı Millî (1920)

↓
TBMM’nin açılması (23 Nisan 1920)

↓
Millî egemenlik esasına dayanan yeni devlet düzeni

Bu çizgide Sivas Kongresi bir eşiktir.

Erzurum’daki bölgesel örgütlenme ile Ankara’daki millî meclis hükümeti arasında önemli bir geçiş noktasıdır.

TBMM’nin kendi yayımladığı Millî Egemenlik Belgeleri derlemesi de Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas belgelerini Misak-ı Millî ile birlikte millî egemenliğin gelişimindeki kilometre taşları olarak değerlendirmektedir. [24]

19. Beyannamenin Tarihsel Önemi

Sivas Kongresi Beyannamesi’nin önemi beş başlıkta toplanabilir:

1. Coğrafî bütünlük

Vatan kavramı belirli tarihsel sınırlar içerisinde tanımlanmıştır.

2. Siyasal bütünlük

Yerel cemiyetler Anadolu ve Rumeli çapında tek bir örgütte birleştirilmiştir.

3. Meşruiyet

Millî irade devlet yönetiminin temel meşruiyet ölçütlerinden biri hâline getirilmiştir.

4. Kurumsallaşma

Temsil Heyeti, millî hareketin merkezî organı hâline gelmiştir.

5. Bağımsızlık

Manda ve dış vesayet düşüncesi reddedilerek siyasî egemenliğin korunması esas alınmıştır.

Sonuç

Sivas Kongresi Beyannamesi, Türk Millî Mücadele tarihinin yalnızca askerî direniş boyutunu değil, siyasî, hukukî, toplumsal ve coğrafî yeniden yapılanmasını anlamak bakımından temel kaynaklardan biridir.

Beyanname bir taraftan Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü, hilafet ve saltanat makamını savunurken, diğer taraftan millî iradeyi siyasî meşruiyetin merkezine yerleştirmiştir. Bu iki unsurun aynı belgede bulunması bir çelişkiden çok, 1919’un geçiş döneminin karakteristik özelliğidir.

Metin henüz Cumhuriyet’i ilan etmez; fakat Cumhuriyet’e giden siyasî zemini hazırlayan kavramları güçlendirir.

Henüz saltanatı kaldırmaz; fakat yönetimin millet iradesine tabi olması gerektiğini savunur.

Henüz TBMM’yi kurmaz; fakat Temsil Heyeti aracılığıyla alternatif bir siyasî merkez oluşturur.

Henüz Misak-ı Millî’yi ortaya koymaz; fakat Mondros sınırlarını esas alan vatan tasavvuruyla onun fikri ve siyasî zeminini güçlendirir.

Dolayısıyla Sivas Beyannamesi’nin tarihsel anlamı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin tek başına başlangıç noktası olması değil; eski siyasal meşruiyet biçimleri ile yeni millî egemenlik anlayışının aynı metin içerisinde karşılaşmasını sağlamasıdır.

Eleştirel tarih açısından en önemli sonuç da budur: Sivas Kongresi, hazır ve tamamlanmış bir “Cumhuriyet projesinin” ilanı olmaktan ziyade, savaş, işgal, devlet otoritesinin zayıflaması, yerel direnişler, uluslararası baskı ve temsil bunalımının içinden yeni bir siyasal düzenin adım adım inşa edildiği tarihsel laboratuvardır.

Bu açıdan 11 Eylül 1919 tarihli Beyanname, “vatanın kurtarılması” ile “iktidarın yeniden tanımlanması” gelişmelerini aynı siyasî metinde birleştiren bir kurucu belgedir.

Dipnotlar

[1] Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, der. Sefer Yazıcı, TBMM Basımevi, Ankara, Ağustos 2015, Eserde Amasya Tamimi’nin günümüz Türkçesi 13–14. sayfalardadır.

[2] Haluk Selvi, “Sivas Kongresi” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 37, İstanbul, 2009.

[3] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[4] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[5] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 23–25, 30–31.

[6] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, 30.

[7]    A.g.e.,  s. 30.

[8]   A.g.e., s. 30.

[9]   A.g.e., s. 30.

[10] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[11] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 24.

[12]  A.g.e., s. 30–31.

[13]  A.g.e., s. 31.

[14]  A.g.e., s. 30.

[15]  A.g.e., s. 31.

[16]  A.g.e., s. 31.

[17] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[18] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 13.

[19]   A.g.e., 30.

[20] Fatih M. Sancaktar, “Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919) Delegelerine Dair Bazı Tespitler” Tarih Dergisi, Sayı: 71 (28 Ağustos 2020), s. 473-496.

[21] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[22]   A.g.e.

[23]   A.g.e.

[24] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 3–5.

Kaynakça

Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M. E. B. Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1982, s. 945-949, Vesika: 54

Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997, s. 207-221

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, Derleyen Sefer Yazıcı, TBMM Basımevi, Ankara, 2015.

Fatih M. Sancaktar, “Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919) Delegelerine Dair Bazı Tespitler” Tarih Dergisi, Sayı: 71 (28 Ağustos 2020), s. 473-496.

Haluk Selvi, “Sivas Kongresi” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 37, İstanbul, 2009.

S. Esin Dayı, “Erzurum Kongresi Beyannamesinden Sivas Kongresi Beyannamesine”, Sivas Kongresi II. Uluslararası Sempozyumu (2 Eylül 2023-Sivas), Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, 2004, s. 53-68.

Firdes Temizgüney, “Sivas Kongresi”, Atatürk Ansiklopedisi, 28 Şubat 2021

Continue Reading

Türkler ve Zaferleri

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

Published

on

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.

Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.

RESMİ TEBLİĞ

13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]

***

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

***

Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.

—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri

Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.

Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua

Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.

Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza

Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku

Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.

Van’da Bir Hafta Şenlik

Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman

Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor

Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan]  Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.

Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik

Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].

Kaymakam: Hurşit

Mardin’de Fevkalade Sürur

Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen]  düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde]  eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş]  ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.

Belediye Reisi: Kasım

Erzincan’dan Selam ve Şükran

Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.

Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami

Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru

Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.

Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa

Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti

Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.

Belediye Reisi: Mehmet

Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor

Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.

Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş

Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti

Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.

Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf

Ilgın’da Şevk ve Sürur

Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.

Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali

Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban

Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık

Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman

Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin

Çarsancak’tan Samimi Temenni

Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!

Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip

Yabanabad Kasemi

Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]

Kulp’ta Miting ve Dua

Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.

Mutasarrıf Mehmed Sabri

Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade

Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar  her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet,      Belediye Reisi: Hasan

Zile Baştan Başa Donatıldı

Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi

Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik

Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.

Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin

Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar

Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.

Hacı Bektaş Müdürü: Halid

Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı

Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.

Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü

İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri

İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.

Kaymakam: Hakkı

Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:

  1. Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
  2. Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.

Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif

Gümüşhacıköy’de

Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.

Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim

Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü

Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.

Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim

Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif

Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]

Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği

Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman,    Belediye Reisi: Mehmet

Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi

Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.

Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz

Kars’taki Zafer İçtimaları

Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.

Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]

Konya’da

Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.

Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.

Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz!  Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.

Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye,  Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.

Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir  [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.

Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.

Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]

Kastamonu’da Şenlikler

Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].

Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı]  malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.

İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.

Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı]  netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.

Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.

Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.

Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.

Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler

İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.

Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].

Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.

Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.

Göksun’da Fevkalade Tezahürat

Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.

Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]

DİPNOTLAR

[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6

[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2

[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4

[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1

[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5

[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4

Continue Reading

En Çok Okunanlar