Türk İstiklâl Mücadelesi
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti’nin Sivas’tan Ankara’ya Gelişi (27 Aralık 1919) (1)
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
27 Aralık 2022. Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerinin Sivas’tan Ankara’ya gelişinin 103. yıl dönümüdür. Mustafa Kemal ve Temsil Heyeti üyelerinin gelişi ile Ankara, “Millî Mücadele“nin ve “Türk İnkılâbı“nın merkezi olmuştur.
“Türk İstiklâl Harbi ve Türk İnkılâbı“nı gerçekleştiren başta merhum Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silâh arkadaşlarını, şehitlerimizi rahmet ve minnetle anar, gazilerimize sağlık ve mutluluklar dilerim.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti, siyasî gelişmeleri yakından takip etmek ve yönetmek için batıdaki bir şehri merkez yapmak istemektedir. Bu sebeple konu, 16-28 Kasım 1919 tarihleri arasında Sivas’ta yapılan “Komutanlar Toplantısı”nda tartışılmış; Ankara, Konya ve Eskişehir üzerinde durulmuş, neticede İstanbul’a bir demiryolu ile bağlantısı bulunan ve millî teşkilâtı kuvvetli olan Ankara, merkez için en uygun şehir olarak kabul edilmiştir.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti, Sivas Lisesi önünde toplanan binlerce atlı, arabalı ve yayadan meydana gelen Sivas halkının coşkun sevgi gösterileri arasında üç otomobilden ibaret bir konvoyla 18 Aralık 1919’da hareket etmek suretiyle Ankara yolculuğuna başlamıştır.
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyelerinin; Sivas-Kayseri-Mucur-Hacıbektaş-Mucur-Kırşehir-Kaman-Beynam güzergâhından Ankara’ya gelişleri hakkındaki metin; “Tarihsel metinlerin en belirleyici özelliklerinden biri de tarihi olayları inandırıcı bir şekilde yeniden düzene koymasıdır. Bunun da ötesinde tarihsel metinler; tarihin akışı içindeki insanların eğilimlerini, karşılaştıkları sorunları, yaşadıkları karmaşık dünyayı açıklama gücüne sahiptirler. Öykü, biyografi, otobiyografi ve benzeri tarihsel metinleri anlamak için öğrenciler, zihinlerinde canlandırarak okuma yeteneğini geliştirmelidir. Bunu yaparken birey ve grupların; niyetlerini, eğilimlerini, değer yargılarını, fikirlerini, umutlarını, şüphelerini, kararlarını, güçlü ve zayıf yanlarını göz önüne almalıdır.
Tarihsel metinleri kavramak; ayrıca öğrencilerin tarihsel yaklaşım edinmelerini yani geçmişteki olayları dönemin şartları ve kavramlarıyla bu geçmişi yaşayanların bakış açılarından inceleyebilmelerini gerektirir. Bunun için öğrenciler geçmişe ait buluntuları, belgeleri, günlükleri, mektupları, sanat eserlerini, edebi ürünleri vb. kaynakları incelerken, geçmişi bugünün kavram ve normlarıyla değerlendirmekten kaçınmayı öğrenmeli, olayların meydana geldiği tarihsel bağlamı göz önünde bulundurmalıdırlar. Ayrıca bu önemli kazanımların ötesinde, öğrenciler tarihsel olayları yeniden açıklayan veya yorumlayan anlatıları da kavrayacak becerileri geliştirmeli ve tarihsel akış içinde etkili olmuş güçler arasındaki ilişkiyi ve bu güçlerin olayların gidişatını nasıl etkilediğini analiz edebilmelidir.” biçiminde tanımlanan “Tarihsel Kavrama Becerisi”nin kazanılmasına ve geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla aşağıda sunulmuştur.
MUSTAFA KEMAL PAŞA ve TEMSİL HEYETİ’NİN SİVAS’TAN ANKARA’YA YOLCULUĞU
18 Aralık 1919 Perşembe günü sabahı… Hava çok soğuk, her yer karla örtülü ve kar yağışı sürüp gitmektedir. Buna rağmen, bütün Sivaslılar, coşkun sevgi gösterileri içinde, sokaklara dökülmüş, yolları doldurmuş, lisenin önünde toplanmışlardı. Mustafa Kemal Paşa, bu göz yaşartıcı eşsiz sevgi taşkınlığı içinde Sivas’tan ayrılıyor, Köprübaşı’nda vatansever Sivaslılarla son ayrılık görüşmesini yaparak, beraberinde birkaç yakın arkadaşı, üç Heyet-i Temsiliye üyesi ve maiyeti olduğu halde, ikisi dolma tekerlekli üç açık otomobil ile ve kar yağışı altında Ankara’ya doğru yola çıkıyor.
Sivas Valisi Reşit Paşa, usul gereğince, olayı bir telgrafla Dâhiliye Nezâreti’ne haber veriyor. Dâhiliye Nâzırı da, Sivas Valiliği’nden aldığı bilgiye dayanarak, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Heyet-i Temsiliyesi’nin 18 Aralık 1919’da Sivas’tan Ankara’ya hareket etmiş olduğunu, bir yazıyla sadrazama bildiriyor.
Mustafa Kemal Paşa, Şarkışla’ya (Şehirkışla) gelince, buradan Sivas Valisi Reşit Paşa’ya çektiği telgrafta “… Sivas’ta hakkımızda göstermiş olduğunuz misafirperverliğe ve kıymettar yardımlarınıza bir kere daha minnettarlığımızı arz etmeyi vazife sayarak…” saygılarını bildirmiştir.
SİVAS VALİSİ REŞİT PAŞA’YA
(18 Aralık 1919)
Sivas Valisi Reşit Paşa Hazretlerine
Çıkış Yeri: Şehirkışla
Numarası: 154
Vilayetiniz sınırını geçerken, Sivas’ta hakkımızda göstermiş olduğunuz misafirperverliğe ve kıymettar yardımlarınıza bir kere daha minnettarlığımızı arz etmeyi vazife sayarak hepimiz ihtiramlarımızı takdim eyleriz.
18.12. [13]35 [1919]
Mustafa Kemal
Şarkışla’dan Anadolu ve Rumeli Müdafaa-ı Hukuk Cemiyeti Sivas Heyet-i Merkeziyesi’ne çektiği telgrafta; heyete selam ve saygılarını takdim etmiş, vatanın iyiliği ve milletin kurtuluş uğrundaki mücahedelerinde başarılar temenni etmiştir.
ŞEHİRKIŞLA’DAN SİVAS HEYETİ MERKEZİYESİ’NE
(18 Aralık 1919)
Sivas Heyeti Merkeziyesi’ne
Şehirkışla’dan:
Sivas bölgesini geçerken muhterem heyetinize selam ve ihtiramlarımızı takdim eder, vatanın iyiliği, milletin kurtuluşu uğrundaki mukaddes mücahedelerinizde muvaffakiyetler temenni eyleriz.
Heyeti Temsiliye namına
Mustafa Kemal
19 Aralık 1919 Cuma günü akşamüzeri, geç vakit Kayseri’ye varan Mustafa Kemal Paşa, bir haftadır yolunu gözleyen vatansever Kayserililer tarafından şehre bir buçuk saatlik mesafede karşılanıyor. Şehre kadar bütün yolu doldurmuş olan halk ve öğrenciler Mustafa Kemal Paşa’ya büyük sevgi gösterilerinde bulunuyor. Bu milli coşkunluk karşısında, şehre varmadan otomobilinden inen Mustafa Kemal Paşa halkı selamlıyor ve eşsiz sevgi gösterileri arasında şehre giriyor. Sivas kapısındaki İmam zade Reşit Ağa’nın konağına gidiyor. Halk sokaklarda fener alayı yaparken Mustafa Kemal Paşa, akşam yemeğini burada yiyor ve geceyi bu konakta geçiriyor.
20 Aralık 1919’da, başlarında Kızıklı Hacı Kasım Efendi olduğu halde Kayseri’nin din bilginleriyle görüşen Mustafa Kemal Paşa, vatansever Kayserililerden gördüğü gönül doyurucu karşılamaya cevap olarak duygularını dile getiren bir bildiri yayınlıyor.
Kayseri Muhterem Ahalisine
Anadolu’nun iktisadi hayatında ebedi bir yüksek mevkii olan Kayseri’nin Heyeti Temsiliye’ye açtığı samimiyet ve kardeşlik kucağı o kadar sıcak, o kadar gönül alıcı oldu ki, muhterem Kayserililere aleni bir minnet ve şükran lisanıyla hitap etmeye lüzum gördük. Kadın, erkek, çocuk bütün millet fertlerinin genel bir galeyan ve heyecan ile gösterdiği teveccüh ve samimiyet, Heyet-i Temsiliye’yi teşkil eden naçiz fertlerin şahısları itibariyle değil, asıl, yönelmiş olduğu mukaddes birlik gayesinde istisnasız her kalbin birleşmiş, her kuvvet ve şahsiyetin anlaşmış ve irtibat kurmuş bulunması sebebiyle pek kıymettar ve pek yüce bir mahiyettedir. Heyet etrafında her çehrede ve her Türk’ten taşan muhabbet ve samimiyet tufanı içinde, hayatını vakfetmiş olduğu mesainin milli emellere tamamen dayandığını görmekle bahtiyar ve memleketin bütünlüğünün yegâne koruyucusu ve milletin selametinin ve kurtuluşunun ilk ve son çaresi olan bu birlik devam ettikçe, geleceğin kayıpları telafi edeceğine mutlaka imkân bahşedeceğinden ümitvar oldu. Bu hissiyatla milli gayeye daha ziyade kuvvet ve metanetle yürümek için, milletin azim ve imanına dayandığını hissederek müteşekkir kaldı. Anadolu’nun kalpten heyecanına, bu seyahatimizin ilk merhalesinde, Kayseri’de temas ettik. Bu temasın bıraktığı hürmet ve bağlılık hatırasını ve şahsen mütehassis olduğumuz kardeşlik ve nezaket eserlerinin yarattığı şükran hissini, ömrümüz oldukça muhafaza edeceğiz. Gayemize bağlılık şiddetinin yüreklerimize bahşettiği iftihar hissiyle seyahatimize devam ederken arkamızda, Anadolu’nun bütün vatanperverane çoşkusunu nefsinde en güzel temsil ve tecelli ettirmiş kuvvetli, zeki, muktedir ve samimi bir faaliyet merkezi mevcut olduğunu daima düşünerek iftihar edeceğiz.
Bu hissiyatı ve bu iftihar hislerini bize hissettirdiğinizden dolayı Kayseri’nin muhterem ahalisine teşekkürlerimizi alenen takdim ve gayeye yönelik çalışmalarda daima kalben birleşmiş olarak veda arz ederiz.
Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti
Heyeti Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
Aynı gün, Burdur Askerlik Şubesi Başkanı, milli mücadeleci İsmail Bey’den bir telgraf alıyor. Bu telgrafta; Isparta, Burdur, Antalya halkının yorgun ve güçsüz görünmekle beraber, milli bağımsızlığın korunması uğrunda her fedakârlığa hazır bulunduğu, fakat halkın henüz gereği gibi teşkilatlanmadığı, işgal kuvvetlerinin (İtalyanların) halka bazı kolaylıklar göstermesinin Antalya ve Burdur bölgelerinde içtimai ve fikri bunalımlara sebep olduğu, milli mücadele çabalarının sadece Aydın Cephesi’ne para ve gönüllü göndermekten ibaret kaldığı, il ve ilçelerdeki milli kuruluşlara, doğru yolu gösterici ve bunu uygulayıcı çalışma kolları ekleyerek ve bildiriler yayınlayarak özellikle köylüleri aydınlatmak ve milli birliğe yöneltmek gerektiği anlatılmaktaydı. Mustafa Kemal Paşa bu konu üzerinde önemle durmuş ve Ankara’ya varınca yayınladığı bir bildiriyle bu noktaya dikkati çekmiştir.
Kayseri’de bir gece daha kalan Mustafa Kemal Paşa, aynı coşkun sevgi gösterileriyle uğurlanmıştır.
21 Aralık 1919 günü akşamı Mustafa Kemal Paşa Mucur’dadır. Apansız geldiği Mucur’da hükümet konağının önünde karşılanır ve hükümet konağının emrine tahsis edilmiş olduğu kendisine bildirilir. Mustafa Kemal Paşa hemen kasaba ileri gelenlerini toplatır, gece onlarla vatan ve millet meselelerini görüşür ve geceyi Mucur’da geçirerek ertesi gün Hacıbektaş’a doğru yola çıkar.
22 Aralık 1919 Pazartesi günü Hacıbektaş kasabası yakınındaki bir çiftlikte öğle yemeğini yiyen Mustafa Kemal Paşa, bir arabayla buraya kadar gelen Salih Niyazi Baba tarafından karşılanıyor, onun arabasına binerek kasabaya geliyor ve Hacı Bektaş Veli Tekkesi Çelebisi Cemalettin Efendi’nin “saray” denen konağına gidiyor. Derhal misafir odasına alınıyor. Birkaç dakika sonra da Çelebi Cemalettin Efendi odaya gelip Mustafa Kemal Paşa’ya “Hoş geldiniz” diyor.
Mustafa Kemal Paşa, Çelebi Cemalettin Efendi’nin evine misafir oluyor. Beraber yemek yiyor ve bu arada vatan ve millet meselelerini görüşüyorlar. Sonunda, fikir birliğine varılıyor ve Çelebi Cemalettin Efendi, milli harekete katıldığını, Kuvayı Milliyeciliği kabullendiğini, hemen kendi adamlarına gerekli emri vereceğini bildiriyor.
Mustafa Kemal Paşa, 22/23 Aralık 1919 gecesini Çelebi Cemaleddin Efendi’nin konağında geçiriyor. Ertesi günün öğle yemeğinde Şeyh Salih Niyazi Baba’nın misafiri oluyor ve yemekten sonra Hacı Bektaş Veli’nin türbesi ziyaret ediliyor. Akşam üzeri Hacıbektaş’tan ayrılıyor, yine Mucur’a geliyor, 23/24 Aralık 1919 gecesini de Mucur’da geçiriyor.
24 Aralık 1919 Çarşamba günü öğle vakti Mustafa Kemal Paşa Kırşehir’dedir. Kurbanlar kesip büyük sevgi gösterilerinde bulunan vatansever Kırşehirliler, Mustafa Kemal Paşa’yı doğruca Kırşehir Gençlik Derneği’ne götürdüler. Kırşehir gençliğinin kendi kendine teşkilâtlanmış olmasından memnunluk duyan ve duygulanan Mustafa Kemal Paşa burada bir konuşma yapıyor ve bu konuşmasında her şeyi ve özellikle teşkilâtlanmayı yukarıdan, hükümetten beklemenin doğru olmadığını, nitekim musibetlerle uyanan milletin de kendi kendine teşkilatlanma yoluna girdiğini, milli kuruluşların hareket noktalarının “kuvayı milliyeyi amil, iradei milliyeyi hâkim kılmak” olduğunu, bağımsız yaşayabilmek için çizilen sınırlar içinde yabancı bırakmamak gerektiğini, milli kuruluşlara ruh kazandırabilmek için milletin her bireyinin düşünce hayatını geliştirmek mecburiyetinde bulunduğunu, böylece milletin tek bir varlık haline getirilebileceğini, bu konuda aydınlara çok iş düştüğünü, ancak aydınların sadece halka milli birlik düşüncesini aşılamakla görevlerinin bitmediğini, başka milletlere karşı varlığımızı koruyabilme tedbirlerinin de alınması gerektiğini anlatıyor:
MUSTAFA KEMAL’İN KIRŞEHİR GENÇLER DERNEĞİNDEKİ HİTABESİ
(24 Aralık 1919)
Milletimiz teşkilât fikrini henüz zihnine sokmamıştır. Ekseriya bunu hükûmete terk eder. Bu, milletimizin öteden beri itiyat [adet edinme, alışkanlık] ettiği bir ahlâktır. Büyüklere hürmet, iyi bir ahlâktır. Fakat zaman, hadisat [hadiseler, olaylar] ve tecarüb [tecrübeler] gösterdi ki bizatihi [kendiliğinden] milletin mütehassıs ve mütefekkir olması lazım. Her ne şekilde ve vasıfta olursa olsun ahara [başkasına] terk etmemek lâzımdır, ederse bugünkü netice hâsıl olur.
Nazarımızı [bakışlarımızı] tarihe çevirecek olursak, millet derecei hâkimiyetinden [hâkimiyet derecesinden] aşağı doğru inmeğe başlamıştır. Fakat düşününüz! Milletimizin her ferdi mütefekkir ve mütehassıs bir tarzda yetiştirilmiş olsaydı muhakkak bu hâle gelmeyecekti. Memleketi ve milletin idaresini deruhte etmiş [üstlenmiş] olanlar, içtihadatında [görüşlerinde] hata etmiş olur, fakat bütün bu hataların netice-i müellimesinden [acı neticelerinden] millet mutazarrır olmuştur [zarar görmüştür].
Mütarekeyi müteakip [takiben] milletimiz, teessüfle [kederlenerek, acıyarak, tasalanarak] söylenir, mukadderatının müsamahakârı [mukadderatına göz yuman] bir halde bulunuyor, mevcudiyetimizi imhaya hahişkâr [istekli] olan düşmanlar, acı darbeler indiriyorlar, memleketimiz parçalanmaya namzet [aday] bulunuyordu. Şayanı teşekkürdür [teşekküre değerdir] ki, bazı ahval, haizi kıymet [kıymet sahibi] olan milletimizi teyakkuz ve intibaha [uyanışa] getirdi. Yer yer efradı milletimiz [millet fertlerimiz], yekdiğerini aramaya, bulmaya başladı. Bunun neticesi olarak, teşkilât meydana geldi. Devletimizin istiklâlini mahvetmeye çalışan ecanib [yabancılar], milletimizden böyle bir ruhun tecelli edeceğine intizar etmiyorlardı [beklemiyorlardı]. Burada yaşayan insanları, hissiz mahlûktan ibaret zannediyorlardı. “Böyle bir milletin ihkak-ı bekası olamaz!” kararlarını ittihazda [almada], bir millet mevcudiyeti nazar-ı dikkate alınmadı, milletimizin hadisat [hadiseler, olaylar] ve darebat [darbeler] neticesi olarak yer yer taazzuv etmesine [şekillenmesine] ehemmiyet vermemişlerdir. Bu ehemmiyet verilmeyen parçaların, müdafaa etmek istedikleri ve verdikleri karar ve bütün milletin kabul ettiği nokta-i esasi [esas nokta]:
Kuvayı milliyenin amil [icracı], iradei milliyenin hâkim olmasıdır.
Ve bu teşkilâtın ruhu budur. Bu maksatla teşkilatı teşmile [yaymaya] başladığı zaman, ecanib [yabancılar] nazarı dikkatlerini Türkiye’ye çevirmeye başladı, mahiyeti asliyesine [asıl mahiyetine] inanamadı; muhtelif [çeşitli] memurlar, heyetler gönderdiler; bizde bir hissi hayat keşif [hayat hissi keşfettiler] ve onu yakından temas ile tetkike [incelemeye] başladılar. Ve binaenaleyh [neticede] anladılar ki, miskin bir millet değildir, altı yüz sene ve daha evvelden beri hâkimiyetini ispat etmiş, efendilik yapmış bir millet, onların tasavvur ettiği esir bir millet değildir. Binaenaleyh [Dolayısıyla] ecanip [yabancılar] tamamen kani olmalıdır ki; Türkiye ve Türkiye’de yaşayan millet, başlı başına bütün cihan milletleri içinde müessir [tesirli, etkili] bir mevcudiyete maliktir [sahiptir], bu izale edilemez [ortadan kaldırılamaz]. Elhamdülillah devletimiz ve milletimizin istiklali mevzuu bahsolmaktan [söz konusu olmaktan] çok uzaklaşmıştır. İstiklalimize her ne suretle hürmet edilmesi tahakkuk etmiştir. Bu bizim için kâfi değildir, bu maksat ve gayemizi temin edemez, maddeten takarrürünü [kararlaştırıldığını] görmek mecburiyetindeyiz. Tamamen mutmain [emin] olmak, atideki [grlrcrktrki] küşayiş [ferahlık] ve temeddünü [medenileşmeyi] bihakkın [hakkıyla] temin edebilmek için, vatan sahibi olarak görüşmeliyiz.
Müstakil yaşamak için feyizli [verimli] vatanın teminine muhtacız. Çizdiğimiz bir hudut vardır, bu hududu ecanibin [yabancıların] eline bırakmayacağız, emniyetimiz pek kavidir [kuvvetlidir].
Bu teşkilât henüz bir şekilden ibarettir, bugün yarın buna bir şekli hendesi [geometri] gibi bakamayız, buna ruh verebilmek için de her ferd-i milletimizin [milletimizin her ferdinin] dimağını inkişaf ettirmek [geliştirmek], heyet-i umumiyenin [herkesin] mukadderatına vuku bulacak taarruz ve tecavüzden kendilerini muhafaza edebilmek için, teşkilata müttehiden [birlikte] tevessül etmek [girişmek] lazımdır.
Vahdeti vatana [vatanın birliğine] ait fikirlerimiz kısa oluyor, diğer vatandaşlarımıza vuku bulacak zarardan müteessir olmuyoruz. Bütün millet bir vücut gibi bir hale getirilmelidir. Her millette olduğu gibi bizde de, bir işe müteşebbisler başlar, en son ferde ve yukarıya doğru sirayet ettirilir. Az zamanda matlup veçhile [talep olunduğu gibi] istikameti hakikiyeye [hakiki istikametine] sevk edebilmek için münevverler [aydınlar] daha çok vazifedardır [vazifelidir]. Münevverlerin vazifeleri gayet büyüktür. Hiç bir millet yoktur ki, ahlak esasatına [esaslarına] istinat etmeden [dayanmadan] tefeyyüz etsin [ilerlesin]. Münevverlerimiz vatan ve millet fikirlerini vermekle beraber, rakip milletlere karşı muhafazai mevcudiyeti [varlığını muhafaza] için lazım olan hususatı [hususları]temin ederlerse, vazifelerini daha vasi [geniş] surette ifa etmiş [yapmış] olurlar.
Daha sonra Mustafa Kemal Paşa, Emekli Subay Yusuf Bey’in evinden getirilen gaz lambasının ışığında Gençler Derneği’nin tüzüğünü alarak inceledikten sonra:
“ – Sevgili gençler, sizin gösterdiğiniz heyecanlı tavır ve hareketlerinizden çok mutlu olduk. Esaret tehlikesine düşen, hürriyet ve istiklalini elde etme hususundaki davamızın ruhuna inanmış olduğunuza kanaat getirerek tüzüğünüzün çizdiği esaslar cidden takdir edilir şekildedir. İlerde hepinizin şerefli başarılar yolcusu olduğunuzu görmekle iftihar ederiz” şeklinde dernek yöneticilerini duygulandıran ve mutlu eden ifadelerde bulunmuştur.
Mustafa Kemal Paşa, Kırşehir Gençler Derneği’ndeki bu takdir dolu ve anlamlı konuşmasından sonra, dernek yöneticileri tarafından getirilen hatıra defterine, o andaki duygu ve düşüncelerini yansıtan aşağıdaki metni yazarak Temsil Heyeti üyeleri ile birlikte imzalamıştır. Kırşehir gençliği ve Kırşehir halkı için bir iftihar vesilesi olan bu belgedeki sözler şöyledir:
“Kırşehir gençliğinin, vatanımızda gençliğin kıymetli bir enmuzeci olduklarını isbat edecek efkâr-ı metine ve musîbe ile mütehallî bulundukları kanaati ile vaz-ı imza eyleriz.” [Kırşehir gençlerinin, ülkemiz gençliğinin değerli bir örneği olduklarını ispat edecek ve doğru görüşlerle donatılmış oldukları kanaati ile imzalarız.]
24 Kânunuevvel 1335 [24 Aralık 1919]
Hakkı Behiç | Alfred Rüstem | Mazhar Müfit | Hüseyin Rauf | Mustafa Kemal |
Kırşehir ileri gelenleri akşam yemeğini itinayla hazırlamışlardır. Ziyafete Mutasarrıf Ekrem Bey [Ankara Müdafaai Hukuk Cemiyeti kurucularından olup, sonra birçok yerde valilik yapacak olan Ankaralı Ekrem ENGÜR] ile birlikte gidiyor. O sırada vatansever Kırşehirliler, Mustafa Kemal Paşa şerefine, şehirde fener alayı gösterileri yapmaktadır. Bir ara, havanın çok soğuk olmasına rağmen, ziyafet verilen evin önünde toplanıp Mustafa Kemal Paşa’ya coşkun ve taşkın sevgi gösterilerinde bulunuyorlar. Bundan son derece duygulanan Mustafa Kemal Paşa, bir konuşma yapıyor ve bu konuşması sırasında şunları söylüyor:
“Bu milletin içinden çıkan bir Kemal:
Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini
Yok imiş kurtaracak bahtı kara mâderini
demiş. Yine bu milletin bağrından çıkan bir Kemal de:
Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini
Bulunur kurtaracak bahtı kara mâderini” diyor.
[Bu sözleri Büyük Millet Meclisi kürsüsünde de tekrarlanacaktır.]
Mustafa Kemal Paşa ve Temsil Heyeti üyeleri geceyi Kırşehir’de geçiriyor. 25 Aralık 1919 Perşembe günü, Kırşehir’den ayrılan Mustafa Kemal Paşa ve Heyet, Kaman bucağına geliyor ve bir gece de burada kalıyor.
26 Aralık 1919 Cuma günü, Kaman’dan yola çıkan Mustafa Kemal Paşa ve Heyet, akşam geç vakit, Beynam köyüne varıyor ve geceyi Muhtar Hasan Çavuş’un evinde geçiriyor.

You may like

Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi
Türk İstiklâl Mücadelesi
Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü
Published
2 ay agoon
Haziran 15, 2026By
drkemalkocak
Giriş
22 Haziran 1919 tarihinde yayımlanan Amasya Tamimi, Türk istiklâl hareketinin askeri bir direniş evresinden siyasal, meşru ve kurumsal bir ihtilal devresine geçişini simgeleyen kurucu bir belgedir. Bu çalışma, Tamim’in muhtevasını eleştirel tarih yöntemi, siyaset sosyolojisi ve tarihsel coğrafya bakış açısından sorgulamaktadır. Çalışmada, metnin ihtiva ettiği kavramlar, semboller ve kişiler arası değer çatışmaları analiz edilerek, belgenin Saltanatın tasfiyesine ve Cumhuriyet’in ilanına giden yoldaki kurumsal ve felsefi rolü çok boyutlu bir yaklaşımla ortaya konulmaktadır.
Meşruiyet Karargâhının Taşraya Taşınması
Birinci Dünya Savaşı’nın ardından imzalanan Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918), Osmanlı İmparatorluğu’nun egemenlik haklarını fiilen ortadan kaldıran ve coğrafyayı İtilaf Devletleri’nin işgal menziline sokan bir dönüm noktasıdır. İstanbul’daki merkezi hükümet, mütareke şartlarının ve başkentteki yabancı askeri denetimin baskısı altında kalarak devletin asli vazifesi olan koruma ve egemenlik görevlerini yerine getiremez hale gelmiştir. Bu durum, tebaa ile hükümdar arasındaki ananevi sadakat sözleşmesini sarsmış ve toplumda derin bir kargaşa ve siyasal meşruiyet krizi doğurmuştur.

Dokuzuncu Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayan gelişme, Anadolu’da dağınık halde bulunan sivil ve askeri direniş merkezlerini (Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak cemiyetleri) ortak bir siyasal program etrafında birleştirme arayışına sahne olmuştur. Bu arayışın aydınlatıcı, hukuki ve askeri bildirisi niteliğindeki Amasya Tamimi, 22 Haziran 1919’da kaleme alınarak telgraf hatları vasıtasıyla bütün sivil ve askeri makamlara tebliğ edilmiştir.
Amasya Tamimi’nin, basit bir askeri genelge olmanın ötesinde, bir imparatorluktan ulus-devlete geçiş hareketini başlatan ve Cumhuriyet’in kurumsal yapısını inşa eden anayasal bir ilk metin olduğu görülmektedir.
1. İçerik ve Vaka Analizi
Amasya Tamimi, siyaset sosyolojisi ve hukuk felsefesi açısından kusursuz bir mantık ve devrimci silsile takip etmektedir. Metin önce mevcut yapının iflasını ilan etmekte (gerekçe), ardından kurtarıcı özneyi tanımlamakta (yöntem/ilke) ve son olarak bu iradenin kurumsallaşacağı mekânı ve usulü tespit etmektedir (hareket).
- Gerekçe ve Siyasal İflasın İlanı
“Vatanın tamamiyeti, milletin istiklâli tehlikededir. Hükümet-i merkeziyemiz itilâf devletlerinin tesir ve murakabesi altında mahsur bulunduğundan deruhte ettiği mesuliyetin icâbâtını ifa edememektedir. Bu hal milletimizi ma’dum tanıttırıyor.”
İçerik ve Vaka Analizi: Bu madde, klasik egemenlik teorisinde devletin meşruiyetini sağlayan “koruma karşılığı itaat” ilkesinin bizzat merkez tarafından ihlal edildiğinin beyanıdır. İstanbul Hükümeti’nin “mahsur” olması, onun siyasi iradesinin ipotek altında olduğunu ve hukuken geçersizleştiğini göstermektedir. “Ma’dum” (yok edilmiş/hiç kılınmış) kavramının seçilmesi, uluslararası alanda Osmanlı toplumunun siyasi bir özne olmaktan çıkarılıp nesneleştirilme tehlikesine karşı bir alarm zili görevi yapmaktadır.
Cumhuriyet’e Etkisi: Bu teşhis, egemenliğin mekânını ve merkezini değiştirmenin meşru gerekçesini ortaya koymuştur. Eğer merkez etkisiz ise çevre (taşra/millet) kendi kaderini tayin etmekle yükümlüdür.
- Kurucu İlke ve İhtilal Bildirgesi
“Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır. Milletin hal ve vaziyetini der-pîş etmek ve sadâ-yı hukukunu cihana işittirmek için her türlü tesir ve murâkabeden âzâde bir heyet-i milliyenin vücudu elzemdir.”
İçerik ve Vaka Analizi: Bu madde, Türk siyasi düşünce tarihinin en devrimci hamlesidir. Yüzyıllardır Tanrı adına hüküm sürme anlayışının temsilcisi padişahın mutlak iradesine karşı, kurtarıcı güç olarak “milletin azim ve kararı” beyan edilmiştir. Bu ifade, “genel irade” kavramının Türk modernleşme sahasındaki somut yansımasıdır. “Heyet-i milliye” (milli/ulusal kurul) teklifi ise, etkisini yitirmiş bürokrasiye karşı alternatif, sivil ve ulusal bir hükümet modelinin ilk çekirdeğidir.
Cumhuriyet’e Etkisi: “Milletin kararı” vurgusu, Saltanatın tasfiyesine ve egemenliğin kayıtsız şartsız millete devredileceği Cumhuriyet yönetimine giden felsefi köprünün ifadesidir. Karar yetkisi saraydan alınarak millete verilmiştir.
- Kurumsallaşma ve Güvenlik
“Bunun için b’il-muhabere her taraftan vaki olan teklif ve arzuy-ı milli üzerine Anadolu’nun bi’l-vücuh en emin mahalli olan Sivas’ta millî bir kongrenin serian in’ikadı takarrür etmiştir. Bunun için tekmil Vilayat-ı Osmaniye’nin her livasından ve fırka ihtilafatı nazarı dikkate alınmaksızın muktedir ve milletin itimadına mazhar üç kadar zatın sürat-ı mümküne ile yetişmek üzere hemen yola çıkarılması icap etmektedir. Her ihtimale karşı bunun bir sırr-ı millî halinde tutularak dağdağaya mahal verilmemesi ve lüzum görülen mahallerde seyahatin mütenekkiren icrası lazımdır.“
İçerik ve Vaka Analizi: İhtilalin teorik düzeyi, bu maddelerle fiili ve kurumsal bir yapılanmaya dönüştürülmektedir. “Fırka ihtilafatı nazarı dikkate alınmaksızın” (parti ayrımı gözetmeksizin) ifadesi, İkinci Meşrutiyet döneminden miras kalan İttihatçı-İtilafçı kamplaşmasının yarattığı sosyolojik yarılmayı, “millî/ulusal beka” paydasında birleştirmeyi/pekiştirmeyi hedeflemektedir. “Sırr-ı millî” (milli/ulusal sır) kavramı ise, istihbarat savaşlarının sürdüğü mütareke döneminde harekâtın güvenliğini sağlama gayreti ve tedbiridir.
2. Kavramlar, Semboller ve Tarihsel Anlam Dünyası
Amasya Tamimi’nin terminolojisi, ananevi Osmanlı idari lisanı ile modern ulus-devlet teorisinin karmaşık bir sentezidir.
Vatan ve Millet Sembolizmi: Klasik monarşilerde vatan, hükümdarın mülkü; millet ise dini aidiyetlere göre bölünmüş tebaa (ümmet) topluluğudur. Tamim’de “Vatan“, sınırları netleştirilmesi ve korunması gereken jeopolitik, dünyevi bir mekân olarak; “Millet” ise ortak hak arayışında (sadây-ı hukuk) birleşen siyasi bir özne olarak yeniden kurgulanmıştır.
Telgraf Hatları ve Ağ Toplumu: Tamim, matbu bir bildiri olmanın ötesinde, şifreli telgraf hatları üzerinden Anadolu’ya gönderilmiştir. Siyaset sosyolojisi açısından telgraf, mütareke döneminin getirdiği kopukluğu aşarak, merkezden uzak taşra birimleri arasında eşzamanlı bir “ortak bilinç” ve direnç ağı inşa etmiştir.
Belediyeler ve Seçim Meşruiyeti: Delegelerin seçimi için “Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri ve belediye riyasetleri” yetkilendirilmiştir. Osmanlı taşrasında nispi de olsa seçimle iş başına gelen tek sivil kurum belediyelerdi. Bu kurumların harekete dâhil edilmesi, kurulacak yeni iktidar merkezinin tabandan gelen demokratik bir meşruiyete dayanacağının en net sembolüdür.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değerler Dünyası
Tamim, tek bir karizmatik/etkileyici liderin diktesi değil; Osmanlı askeri-bürokratik seçkininin “vatansever” kanadının ortak mutabakat metnidir.
| Kişiler / Kurum | Rolü/ Konumu | Temsil Ettiği Değerler Sistemi |
| Mustafa Kemal Paşa | 9. Ordu Müfettişi, Metnin Mimarı | Kurucu akılcılık, hukuki meşruiyetçilik, ihtilalci deha. |
| Hüseyin Rauf Bey (Orbay) | Eski Bahriye Nazırı, Popüler Lider | Mondros’un yarattığı yıkıma karşı vicdani kefaret, milli haysiyet. |
| Ali Fuat Paşa (Cebesoy) | 20. Kolordu Komutanı (Ankara) | Düzenli ordunun direnişe uyumu, askeri gerçekçilik. |
| Kâzım Karabekir Paşa | 15. Kolordu Komutanı (Erzurum) | Doğu cephesinin askeri güvencesi, mahalli direnişin millileşmesi. |
| İstanbul Hükümeti | “Mahsur ve aciz” merkez | Teslimiyetçilik, monarşik beka, edilgen sığınmacılık. |
| Belediyeler/ Cemiyetler | Taban örgütleri ve delege seçiciler | Yerel sivil itaatsizlik, taban demokrasisi, yasal-akla uygun meşruiyet. |
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Açısından Çok Boyutlu Analiz
Tarihsel Coğrafya Bakış Açısı: Mekânın Jeopolitik Kalkan Olması
Mekân, tarihi gelişmelerin edilgen bir sahnesi değil; kişilerin eylemlerini sınırlayan veya genişleten yapı unsurudur. Amasya Tamimi’nin kaleme alındığı Saraydüzü Kışlası, Yeşilırmak’ın açtığı derin vadilerle korunan, coğrafi açıdan savunulması kolay bir sığınaktır.
Daha da önemlisi, metinde Sivas’ın “Anadolu’nun bi’l-vücuh en emin mahalli” olarak ilan edilmesidir. İstanbul, İtilaf donanmasının namluları altında “merkez” vasfını ve stratejik derinliğini kaybetmiştir. Sivas ise; işgal altındaki Batı ve Güney bölgelerine güvenli bir mesafede, demiryolu ve telgraf hatlarının kesişim noktasında, hinterlandı güçlü bir coğrafi kale niteliğindedir. Erzurum ise Kafkas cephesinden kalan terhis edilmemiş düzenli ordunun varlığıyla askeri bir güvence alanıdır. Coğrafya, emperyalizme karşı bir “derinlik savunması” anlayışıyla yeniden düzenlenmiştir.
Siyaset Sosyolojisi Bakış Açısı: Otorite Tiplerinin Çatışması
Amasya Tamimi, Türkiye’deki egemenlik yapısında köklü bir kırılmaya işaret etmektedir. İstanbul Hükümeti ve Saltanat, gücünü dini ve ananevi anlayış ve kaynaklardan alan “Ananevi Otorite“yi temsil etmektedir. Tamim ise delegelerin seçimle belirlenmesini, kongrelerin toplanmasını ve hukuki hakların (sadâ-yı hukuk) aranmasını şart koşarak “Yasal-Gerçek Otorite“nin inşasını başlatmıştır. Bu, tebaadan yurttaşa, saray idaresinden Meclis idaresine geçişin sosyolojik zeminidir.
5. Yansımalar, Tepkiler ve Siyasal Kriz
Amasya Tamimi’nin ilan edilmesi, mütareke düzeninin temsilcileri arasında bir şok dalgası yaratarak safların netleşmesine yol açmıştır.
a. İstanbul ve Saray Çevresinin Tepkisi
Damat Ferit Paşa kabinesi ve Dâhiliye Nazırı Ali Kemal, Tamim’i saltanatın mutlak otoritesine karşı bir “isyan ve ihtilal girişimi” olarak tanımlamıştır. Ali Kemal, taşra valiliklerine gönderdiği tamimle Mustafa Kemal’in azledildiğini, emirlerinin dinlenmemesi gerektiğini bildirmiştir. Saray, mülki amirleri Padişah ile Anadolu’daki komutanlar arasında bir seçim yapmaya zorlamıştır. Bu kriz, Mustafa Kemal’in resmi görevlerinden ve askerlik mesleğinden istifa ederek tamamen sivil bir ihtilalciye dönüşmesini hızlandırmıştır.
b. İtilaf Devletleri’nin Tepkisi
İngiliz istihbaratı, Anadolu’da dağınık halde bulunan Kuvayı Milliye çetelerinin düzenli subaylar eliyle merkezi ve siyasi bir organizasyona (Heyet-i Milliye) dönüştürülmeye çalışıldığını fark etmiştir. Paris Barış Konferansı’nda Osmanlı topraklarını taksim etmeye hazırlanan müttefikler için Tamim, diplomatik masayı devirecek askeri ve siyasi bir durdurma hamlesi olarak algılanmıştır.
c. Taşra Bürokrasisinin Yarılması
Anadolu’daki valiler ve mutasarrıflar arasında derin bir kararsızlık ve sadakat krizi baş göstermiştir. Konya Valisi Cemal Bey gibi saltanat çizgisine sıkı sıkıya bağlı isimler Tamim’in delege toplama emrine direnirken; Ankara Valisi Vekili Defterdar Yahya Galip Bey gibi bürokratlar bütün baskılara rağmen ihtilalin lojistik ve idari destekçisi olmuşlardır.
Sonuç: Cumhuriyet’in Kurucu Şifresi
Eleştirel tarih yöntemiyle değerlendirildiğinde Amasya Tamimi, Milli Mücadele’nin askeri strateji belgesi olmanın çok ötesinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu felsefesini içeren anayasal bir çekirdektir. Metnin merkezinde yer alan “milletin azim ve kararı” ilkesi, 1921 Anayasası’nın (Teşkilat-ı Esasiye Kanunu) “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” maddesine dönüşmüş, oradan da 29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilanı ile nihai kurumsal biçimine kavuşmuştur. Tamim, hanedanın egemenlik hakkını tasfiye ederek yerine milletin iradesini ikame eden, Türk modernleşmesinin ve kurucu ihtilalinin en esaslı metnidir.
Kaynakça
Sina Akşin, İstanbul Hükümetleri ve Milli Mücadele I [Mutlakiyete Dönüş1918-1919], İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2004, s. 285-308.
Sabahattin Selek, Anadolu İhtilali, 1. Cilt, Kastaş Yayınları, İstanbul, 1987, 295-300.
Sabahattin Selek, Milli Mücadele 1, Örgün Yayınevi, İstanbul, 2002, s. 315-326.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 3 (1919), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 105-108.
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı 79 (Mayıs 1981), Belge No 1733, Gnkur. Basımevi, Ankara.
Amasya Tamimi, Milli Egemenlik Belgeleri, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, TBMM Basımevi, Ankara, 2015, s. 9-14. [Metin içi atıflar bu resmi yayındaki orijinal ve günümüz Türkçesi sayfalarına dayanmaktadır].
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
2 ay agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı neticesinde imzalamış olduğu Mondros Mütarekesi, Türk tarihinin en derin siyasi, askeri ve toplumsal krizlerinden birini beraberinde getirmiştir. İtilaf Devletleri’nin, özellikle de İngiltere’nin, mütareke şartlarını tek taraflı yorumlayarak Anadolu ve Rumeli topraklarını işgale başlaması, Osmanlı egemenlik haklarını fiilen ortadan kaldırmıştır. Bu dönemin kırılma noktası 16 Mart 1920’de payitaht İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve milli iradeyi temsil eden mebusların tevkif edilerek Malta’ya sürgüne gönderilmesidir.

İstanbul’un işgali, saltanat ve hilafet merkezini prangaya vururken, Türk milletinin mukavemet merkezini de kaçınılmaz olarak Anadolu’ya kaydırmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi (BMM), sadece yasama organı değil, aynı zamanda işgale karşı direnişi yöneten kurucu ve ihtilalci bir meclis niteliğindedir. Ancak Ankara’daki bu yeni yönetim, hem işgal devletlerinin askeri tehdidiyle hem de İstanbul hükümetinin (Damat Ferit Paşa kabinesi) Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi vasıtasıyla yayımladığı ve “Kuvayı Milliye unsurlarının katledilmesinin şer’an caiz, hatta farz olduğunu” ihtiva eden fetvalarla karşı karşıya kalmıştır. İç isyanların Anadolu’yu yangın yerine çevirdiği bu meşruiyet krizinde, BMM kendi hukuki ve dini meşruiyetini halk nezdinde tescil etmek amacıyla manevi cephaneliğini devreye sokmuştur.
Bu çalışmada, BMM’nin açılışından kısa bir süre sonra, 9 Mayıs 1920 tarihinde Şer’iye Encümeni (Din İşleri Komisyonu) tarafından hazırlanan ve Kırşehir Mebusu Müfid Efendi tarafından Meclis kürsüsünde okunan “Memleket Dâhiline Beyanname” eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla tahlil edilmiştir. Beyanname, dönemin sosyo-politik hareketleri, kullanılan dini-siyasi kavramlar ve semboller ekseninde incelenerek, kurucu meclisin Anadolu halkını ortak bir ülkü etrafında birleştirme yöntemini ortaya koymaktadır.

1. Vaka Açısından Tarihsel Arka Plan ve İçerik Analizi
Beyanname, 9 Mayıs 1920 günü öğleden sonra saat 6’da açılan, riyasetini Reisisani (İkinci Başkan) Celaleddin Arif Bey’in yaptığı BMM’nin 13. toplantısının 4. celsesinde okunmuş ve kabul edilmiştir. Metnin altında BMM Reisi Mustafa Kemal’in imzası bulunmakta olup, belge dönemin resmi yayın organı olan Hâkimiyeti Milliye gazetesinin 17 Mayıs 1920 tarihli 30. sayısında neşredilmiştir.
Metnin içerik yapısı incelendiğinde, klasik İslam amme hukuku metinlerinin üslubuna sadık kalındığı, ancak içeriğin tamamen anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı bir siyasal bildiriye dönüştürüldüğü müşahede edilmektedir. Beyanname, kâinatın Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının bir tezahürü olduğu, insanın ise bu düzenin (nizam-ı âlem) bekasını sağlamakla görevli kılındığı belirtilerek başlamaktadır. Metne göre, toplumsal düzenin ve adaletin tesisi, ulemanın şer’i hükümlerine ve İslam siyasetine uymakla mümkündür.
Bu teorik girişin ardından metin hızla somut siyasi gerçekliğe yönelmektedir. Hedef tahtasına doğrudan İngilizler oturtulmuştur. İngilizlerin “İslamiyet’i yeryüzünden kaldırmak” gibi haince bir maksatla İstanbul’u işgal ettiği, halifeyi esir aldığı ve milli bağımsızlığı ihlal ettiği açıkça ilan edilmektedir. Bu işgal karşısında Müslümanların ne şekilde hareket etmesi gerektiği, Kur’an-ı Kerim’den getirilen ayetlerle (Nahl: 125, Bakara: 191 ve Al-i İmran: 103) temellendirilmektedir.
Beyannamenin can damarını, İstanbul Hükümeti’nin “isyan” olarak nitelediği halk hareketine getirilen şer’i meşruiyet teşkil etmektedir:
“Milletin uyanış sinesinden doğmuş olan Kuvayı Milliye’nin hareketi her yönden şer’i şerife uygun olmakla beraber düşman âlemi gözünde hayat hakkına sahip olduğumuzu ispata kâfi bir meseledir.”
Metnin son bölümünde ise Anadolu’da baş gösteren iç isyanlara ve kışkırtmalara temas edilmektedir. İstanbul muhitindeki bazı “bedtıynetlerin” (kötü yaratılışlıların) İngiliz parası ve tahakkümüyle halkı kandırdığı, Müslümanlar arasına nifak soktuğu belirtilerek Hucurât Suresi’nin 6. ayeti uyarınca yalan haberlere itibar edilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Metin, dünyadaki 300 milyondan fazla Müslüman’ın tek sığınağının Anadolu olduğunu belirterek tam bir birlik ve tesanüt çağrısıyla son bulmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Derin Anlamları
Eleştirel tarih yöntemi açısından metinde seçilen kelimeler, dönemin zihniyet dünyasını ve inşa edilmek istenen yeni siyasal dili anlamak adına kritik önemdedir.
Hilafet Sırrı ve Nizam-ı Âlem: Klasik Osmanlı siyasetnamesinin temel taşları olan bu kavramlar, dünyada adaletin sağlanması ve kargaşanın önlenmesi için meşru bir siyasi otoritenin varlığını şart koşmaktadır. Beyannamede bu kavramlar, Ankara’daki meclisin mevcut durumu koruma değil, aksine bozulan dünya düzenini (İngiliz işgaliyle bozulan nizamı) yeniden tesis etme görevini üstlendiğini meşrulaştırmak için kullanılmıştır.
Kuvayı Milliye (Milli Kuvvetler): Metinde bu kavram, “milletin uyanış sinesinden doğmuş” bir yapı olarak kutsanmaktadır. İstanbul’un “asi” veya “çete” olarak nitelediği bu güçler, beyanname vasıtasıyla “şer’i şerife (İslam hukukuna) tamamen uygun” meşru bir ordu seviyesine çıkarılmıştır.
Fitne ve Katil (Bakara 191): Metinde zikredilen “Fitne, insan öldürmekten daha kötüdür” ayeti, muazzam bir belagati tersyüz etmeyi barındırmaktadır. İstanbul hükümeti Ankara’dakileri “fitneci ve asi” ilan ederken, Şer’iye Encümeni bu ayetle asıl fitnenin “vatanı işgal eden İngilizler ve onlara boyun eğen işbirlikçiler” olduğunu ilan etmiştir. İşgale karşı savaşmak, katliam değil, fitneyi ortadan kaldıran meşru bir müdafaa olarak sunulmuştur.
İstidad-ı Milli /Toplumsal İstidat: Metinde şer’i delillerin yanı sıra modern sosyolojik ve siyasi kavramlara da yer verilmiştir. “Milli toplumsal kabiliyet/yetenek” anlamına gelen bu ifadeler, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme gücüne ve hürriyet karakterine yapılan erken dönem atıflardır.
Beni Mustalık Vakası ve “Fasık” Benzetmesi: Hucurât Suresi’nin 6. ayetinin tefsiri sadedinde anlatılan tarihi vaka, tam bir psikolojik harp aracıdır. Yanlış/yalan istihbarat yüzünden Müslümanların birbirini kırmak üzere olduğu bu kıssa üzerinden, İstanbul’dan gelen fetva ve bildirilerin “fasık(günahkâr/bozguncu) haberi” niteliğinde olduğu ima edilmiş, Anadolu halkına “Ankara’ya karşı silah kuşanmayın, aldatılıyorsunuz” mesajı verilmiştir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değer Dünyası
Beyanname metninde ve arka planında yer alan kişiler, çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaran yapıyı gözler önüne sermektedir.
Kişiler ve Kurumlar Tablosu
| Kişi / Kurum | Metindeki/Tarihteki Rolü | Temsil Ettiği Anlayış ve Değerler |
| BMM Şer’iye Encümeni | Beyannameyi kaleme alan dini-hukuki komisyon. | İslam hukukunu (fıkıh), milli bağımsızlık savaşıyla uzlaştıran meşrutiyetçi-modernist ulema anlayışı. |
| Mustafa Kemal Paşa | BMM Reisi olarak metnin altındaki en üst siyasi/askeri imza. | Milli egemenlik, tam bağımsızlık, faydacı liderlik ve halkı ortak paydada birleştirme stratejisi. |
| Müfid Efendi (Kırşehir Mebusu) | Metni meclis kürsüsünde heyecanla okuyan hatip ve din adamı. | Anadolu ulemasının saltanatın mutlakiyetçiliğine karşı milli direnişin yanında saf tutması. |
| Celaleddin Arif Bey | Oturumu yöneten meclis ikinci başkanı, hukukçu. | İstanbul Hukuk Mektebi eski müdürü olarak meclisin hukuki meşruiyetini ve anayasal sürekliliği temsil. |
| Hamdullah Suphi Bey (Antalya Mebusu) | Beyannamenin iç hitap olmasını öneren, İslam dünyasına ayrı hitap hazırlayan kişi. | Türk milliyetçiliği (Türk Ocakları geleneği) ile İslam dünyasının dayanışmasını (Pan-İslamizm) stratejik harmanlayan aydın duruşu. |
| İngilizler ve “Bedtıynetler” | İşgalci güç ve İstanbul’daki işbirlikçi merkez unsurları. | Emperyalizm, sömürgecilik, şahsi menfaat uğruna milli ve dini mukaddesatı feda eden kozmopolit teslimiyetçilik. |
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Açısından Analiz
Tarihsel Coğrafya Perspektifi: Ankara – İstanbul İkilemi
Coğrafi açıdan metin, jeopolitik bir eksen kaymasının vesikasıdır. Yüzyıllardır İslam dünyasının jeopolitik ve manevi merkezi olan İstanbul, metinde artık “düşman tarafından fiilen işgal edilmiş“, “askerleri silahsızlandırılmış“, “İngiliz kanunlarının çiğnediği” bir mağduriyet coğrafyası olarak tasvir edilmektedir. Buna mukabil Ankara, “milletin sağlam bir bina gibi birleştiği“, meşru şer’i ve milli kararların alındığı, kurtarıcı ve koruyucu yeni bir “merkez üs” olarak inşa edilmektedir.
Metindeki coğrafi algı sadece Anadolu ile sınırlı değildir; “bütün yerkürede mevcut 300 milyonu aşkın Müslüman” ifadesiyle evrensel bir İslam coğrafyası tasavvuru çizilmektedir. Anadolu, bu devasa coğrafyanın ayakta kalan “son sığınağı” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, jeopolitik bir savunma hattının en uç ve en hayati noktasının Anadolu coğrafyası olduğunu ilan etmektedir.
Tarihsel Sosyoloji Bakış Açısı: Ulema ve Halkın Hareketliliği
Sosyolojik açıdan 1920 Anadolu’su, okuma-yazma oranının son derece düşük olduğu, kitle iletişim araçlarının kısıtlı kaldığı ve geleneksel dini değerlerin toplumsal davranışları doğrudan belirlediği bir yapıya sahiptir. Böyle bir toplumda halkı harekete geçirmenin ve cepheye sürmenin yolu, akli-hukuki gerekçelerden ziyade (ulus-devlet, cumhuriyet, demokrasi vb.), karizmatik ve geleneksel otorite kalıplarını kullanmaktan geçmektedir.
Şer’iye Encümeni, din sosyolojisinin bu gerçeğini çok iyi okumuştur. Metinde modern bir kavram olan “bağımsızlık” (istiklal), dini bir mecburiyet olan “şer’i lüzum” ve “cihad” ile eklemlenmiştir. Halkın yabancılaşmasını önlemek adına meclisin meşruiyeti, “Cuma günü dualarla açılması” teyidiyle pekiştirilmiştir. Sosyolojik bağlamda bu metin, elitler (aydınlar/subaylar) ile taşra (halk/ulema) arasında bir toplumsal sözleşme denemesidir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
9 Mayıs 1920 tarihli bu beyanname, Anadolu’da ve İslam dünyasında geniş yankılar uyandırmıştır:
Anadolu’daki İç İsyanlara Etkisi: Beyannamenin neşredilmesi ve ardından Anadolu ajansı, ulema ve seyyar vaizler vasıtasıyla köylere kadar ulaştırılması, Damat Ferit hükümetinin fetvalarının yarattığı kafa karışıklığını büyük ölçüde gidermiştir. Anzavur İsyanı, Bolu-Düzce-Gerede olayları gibi iç ayaklanmalara katılan halk tabanının bir kısmı, Ankara’nın “dinsiz/asi” olmadığını, aksine halifeyi kurtarmaya çalıştığını bu beyannameler kanalıyla idrak ederek saf değiştirmiştir.

Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve Anadolu Ulemasının Desteği: Şer’iye Encümeni’nin bu çıkışı, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin daha önce yayımladığı karşı fetvayı tahkim etmiş, Anadolu’daki yüzlerce müftü ve din adamının Milli Mücadele’ye olan desteğini alenileştirmiştir.
İslam Dünyasındaki Akisleri: Hamdullah Suphi Bey’in önerisiyle bu beyannamenin ikiz sürümü olarak hazırlanan “Bütün İslam Âlemine Beyanname“, özellikle Hint Müslümanları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında karşılık bulmuştur. Ankara’nın emperyalizme karşı direnişi, sömürge altındaki diğer Müslüman milletler için bir meşale vazifesi görmüş, Hilafet Komiteleri aracılığıyla Anadolu’ya maddi ve manevi yardımların akmasını hızlandırmıştır.

Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli BMM Şer’iye Encümeni Beyannamesi, Türk kuruluş felsefesinin sadece batılı değerler dizisiyle değil, aynı zamanda çok güçlü bir teolojik-politik meşruiyet zeminiyle başladığını ispatlayan tarihi bir belgedir.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında; metnin o günkü varoluş mücadelesinde (İngiliz işgali ve iç isyanlar kıskacında) kitleleri bir arada tutan muazzam bir harç vazifesi gördüğü anlaşılmaktadır. Din ve vatan müdafaasını tek bir potada eriten bu kurucu metin, Ankara’daki ihtilalci meclisin hem geleneksel değerlere ne kadar hâkim olduğunu hem de bu değerleri faydacı ve sosyolojik bir deha ile milli bağımsızlık gayesine nasıl hizmet ettirebildiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 17 Mayıs 1336 (1920), No: 30, “ÂLEM-İ İSLAMA HİTAB-Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümeni tarafından tertip olunarak Meclis Heyet-i Umumiyesince bittasvip memleketin bilcümle aksamına neşri karargir olan beyanname”, s. 1, sütun: 1-2; s. 2, sütun: 1-2.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 246-250
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “B.M.M Şer’iye Encümeni Tarafından Hazırlanan ve Mecliste Kabul Edilen İslam Âlemine Beyanname”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 334-337.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümenince Hazırlanan Memleket Dâhiline Beyanname”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 198-201
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
2 ay agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş

Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı coğrafyasının fiilen işgale uğraması ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilerek Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, Türk milletinin egemenlik ve beka mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu karışıklık ortamında Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), yalnızca askeri bir cephe örgütlemekle kalmamış, aynı zamanda ulusal ve uluslararası meşruiyet zeminini inşa etmek amacıyla yoğun bir diplomasi ve propaganda faaliyeti yürütmüştür. Hamdullah Suphi (Tanrıöver) tarafından kaleme alınan ve 9 Mayıs 1920’de TBMM tarafından kabul edilen “İslâm Âlemi’ne Beyanname“, bu stratejik arayışın en somut tarihsel vesikalarından biridir. Bu makalede, söz konusu metin; eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla analiz edilmek suretiyle içerdikleri vaka, kavram, sembol, aktör ve kurumsal yapılar çerçevesinde çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

1. Vaka Analizi ve Tarihsel Arka Plan
Beyanname, yapısal olarak sömürgeci İtilaf devletlerinin (özellikle İngiltere ve Fransa) ve onların taşeronu konumundaki Yunanistan’ın Anadolu’daki işgal hareketlerini, mezalimini ve bu dönemde İstanbul Hükümeti ile hilafet makamı üzerinde kurdukları baskıyı teşhir etmek üzere hazırlanmıştır.
İşgal Altındaki İstanbul ve Meclisin Ankara’ya İntikali: Metinde, İstanbul’un “düşman silahlarının gölgesi altına düştüğü“, askerlerin uykularında şehit edildiği ve mebusların tutuklanarak sürgüne gönderildiği vurgulanmaktadır. Bu durum, TBMM’nin Ankara’da açılmasının lüks bir tercih değil, “ecnebi tahakküm ve tazyikinden hür bir kısım memlekete çekilme” mecburiyetinden doğan şer’î ve millî bir meşruiyet adımı olduğunu savunmaktadır.
Hükümetlerin Düşürülmesi ve İş Birlikçi Yönetim: Milli Mücadele’ye sempati duyan ya da işgale direnen Rıza ve Salih Paşa hükümetlerinin İngiliz baskısıyla istifaya zorlanması ve ardından “her şeyi Garb’ın adaletinden bekleyecek kadar anlayışsız, iradesiz bir adamın” (Damat Ferit Paşa) sadarete getirilmesi, vaka analizinin merkezinde yer almaktadır.
Anadolu’daki Parçalanma Senaryosu: İngiliz emperyalizminin, sömürgeleştirdiği Hindistan ve Mısır arasındaki hattı güvenceye almak amacıyla Anadolu’yu tampon/boşluk haline getirme siyaseti güttüğü tespiti yapılmaktadır. Bu doğrultuda Batı Anadolu’da Yunan ordusunun, Güney Anadolu’da (Adana, Maraş, Antep, Urfa) ise Fransız subayları komutasındaki Ermenilerin katliamlarına dikkat çekilerek topyekûn bir imha tehdidi tanımlanmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Anlam Dünyası
Beyanname, hitap ettiği kitlenin (İslam Dünyası) zihnî ve dinî yapısına uygun yoğun bir sembolik dil kullanmaktadır. Metindeki kavram ağı, meşruiyet üretimini dinî yükümlülükler (farz) ve tarihsel süreklilik üzerinden sağlanmaktadır.
Sembolik Karşıtlıklar Dünyası
Metin, coğrafi ve manevi kavramları ikili bir karşıtlık ilişkisi içinde inşa etmektedir:
| Direniş / İslam Cephesi | Sömürgeci / İşgalci Cephe |
| Din-i Mübin’in son askeri | Ölüm kuvvetleri / İstila orduları |
| Ezelî gazâ ve cihat toprakları (Anadolu) | Gayz, kin ve şütûm ufukları |
| Hakkı hürriyet / Hakkı hayat | İğfal, desise ve ifsat |
| Saday-ı hakiki / Saday-ı şer’i | Kizb ve riyâ gürültüleri |
Anahtar Sembollerin Anlamları
Darülhilâfe ve Kıblegâh: İstanbul, Şam, Kurtuba, Kahire ve Bağdat’ın tarihsel düşüş silsilesinin son halkası; “İslam’ın son Darülhilâfesi” olarak konumlandırılmaktadır. Hicaz, Yemen, Filistin ve Irak’ın kaybedilmesiyle İslam dünyasının kalbinin (Kıblegâh, Ravza-i Nebevi) İngiliz hattı (“şehrâhı”) tarafından kuşatıldığı söylenerek jeopolitik bir panik duygusu tetiklenmektedir.
Korkunç Bir Salip (Haç): Balkan Muharebeleri’nden beri Müslümanları katleden düşman unsurlar “kızıl, korkunç bir salip” olarak nitelendirilmektedir. Bu sembol, mücadelenin yalnızca toprak değil, dünyevi bir emperyalizm maskesi takmış modern bir Haçlı Seferi olduğunu ima etmektedir.
Küsuf-ı Tamma (Tam Tutulma): İslam dünyasının mevcut durumu, güneşi kararmaya yüz tutmuş bir “küsuf” (tutulma) olarak betimlenmektedir. Anadolu direnişi, bu güneşin yeniden parıldamasını sağlayacak yegâne manevi merkezdir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değerler
Metinde adı geçen aktörler, sosyolojik olarak iki ana kutba ayrılarak belirtilmiştir:
Müdafaa ve Meşruiyet Kutbu
Mustafa Kemal ve TBMM: “Millet Meclisi”, ecnebi baskısından uzak, halkın iradesini ve “hakkı hayatını” savunan meşru, hür otoritedir. Mustafa Kemal, Meclis Reisi sıfatıyla bu hür iradenin kurumsal liderliğini temsil etmektedir.
Anadolu Mücahitleri ve Halk: “Analar, kız kardeşler, çocuklar ve ihtiyarlar” ile örülen halk mücadelesi, sivil ve topyekûn bir direnişi, “civanmert evlatları” sembolize etmektedir.
Rıza ve Salih Paşalar: Namus ve hamiyet sahibi, Halife ve milletin emniyetine mazhar olmuş meşru asker-bürokrat tipolojisini temsil etmektedirler.
Anadolu Uleması (Müftü ve Müderrisler): Din-i mübinin hakiki sesini duyuran, işgal altındaki bir halifenin esir olduğunu ve ona yardımın farz olduğuna fetva veren şer’î meşruiyet unsurudur.
İşgal ve İhanet Kutbu
İngiltere ve İblisane Siyaset: “Riya” ve “küstahlık” ile malul, vaatlerini on günde çiğneyen, sömürgeci evrensel aklı temsil etmektedir. “İblisane fikirlerin” (Müslümanı Müslümana kırdırma) kaynağıdır.
Yunan Ordusu / Eşkıya Sürüleri / Seffah Katiller: Batı’nın koruması altında cürm-i meşhut (suçüstü) halinde katliam yapan, Mora ve Teselya’dan beri Müslüman kanı döken “sefil ve vahşi” bir taşeron yapıdır.
İradesiz Sadrazam (Damat Ferit) ve Vatansızlar: İngiliz emrinde çalışan, Şeyhülislamlık makamını (makam-ı ifta) kendi mücahitlerine karşı fetva silahı olarak kullanan, “idraksizlik, cehalet ve öfke” içindeki yerli iş birlikçilerdir.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Bakış Açısı
Jeopolitik Bir Sığınak Olarak Anadolu
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’yu sadece Türklerin değil, evrensel İslam coğrafyasının mazlumları için bir “Darülaman” (Güvenli Sığınak) olarak tanımlamaktadır. Kırım’dan, Bosna-Hersek’ten, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan gelen ve düşman önünden kaçan “matrut” (kovulmuş) muhacirlerin birleştiği son vahadır. Anadolu’nun düşmesi, sadece bir devletin yıkılması değil; Asya ve Avrupa’daki bütün Müslüman mülteci nüfusun sosyolojik olarak imhası anlamına gelmektedir.
Hilafet Sosyolojisi ve Sömürge Karşıtı Söylem
Beyanname, sömürge altındaki Mısır ve Hindistan Müslümanlarına doğrudan seslenerek, İngiliz emperyalizminin “İslam’ın başını İslam’ın eliyle ezme” stratejisini deşifre etmektedir. Sosyolojik açıdan metin, Ankara’daki meclisin Halife’ye asi olmadığını aksine “Makam-ı Hilafeti düşman esaretinden kurtarmak” için savaştığını beyan ederek, sömürgelerdeki Müslüman tebaanın İngiliz ordusunda asker olarak Anadolu’ya karşı kullanılmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir. Yavuz Sultan Selim’in “İslam birliği” (İttihad-ı İslam) fikrine atıf yapılması, meclisin pan-İslamist kartı taktik ve ideolojik bir kalkan olarak masaya sürdüğünü göstermektedir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
Ankara Hükümeti’nin bu beyannamesi, İstanbul Hükümeti’nin ve Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuva-yı Milliyecileri “katli vacip asi kâfirler” olarak ilan eden İngiliz güdümlü fetvalarına bir karşı-tezdir.
İç Yansımalar: Anadolu uleması (Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi ve Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi öncülüğünde) karşı-fetvalar yayımlayarak beyannamedeki “Esir halifenin hükümleri ve yayımladığı fetvaları geçersizdir, cihat farzdır” tezini şer’î olarak tescillemiştir. Bu durum Anadolu halkının direnişe katılımındaki tereddütleri kırmıştır.
Dış Yansımalar: Beyanname; Hint Müslümanları Hilafet Hareketi üzerinde büyük bir infial yaratmış, Britanya İmparatorluğu’nun Müslüman sömürgelerinde isyan ve protesto dalgalarına yol açmıştır. Hindistan’dan Ankara’ya gönderilen maddi ve manevi yardımların meşruiyet zemini bu nevi beyannamelerle tahkim edilmiştir.
Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli İslâm Âlemi’ne Beyanname, askeri açıdan kuşatılmış, lojistik açıdan zayıf bir meclisin, retorik ve diplomasiyi nasıl bir savunma silahına dönüştürebildiğini kanıtlayan bir eleştirel tarih belgesidir. Hamdullah Suphi’nin tahrik edici/kışkırtıcı ve edebi üslubu, Mustafa Kemal’in stratejik dehasıyla birleşerek, Anadolu direnişini yerel bir başkaldırı olmaktan çıkarıp evrensel bir sömürge karşıtı (anti-emperyalist) İslami mukavemet olarak tanımlamıştır. Metin; tarihsel coğrafyayı bir sığınak sosyolojisiyle birleştiren, hilafet meşruiyetini işbirlikçi saraydan alıp direnen halka teslim eden kurucu bir bildiri niteliğindedir.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 13 Mayıs 1336 (1920), No: 29, “Büyük Millet Meclisinin İslam Âlemine Hitabı”, s. 1, sütun: 1-4; s. 2, sütun: 1.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 248-249
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 338-341.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 202-205

Amasya Tamimi[Genelgesi]’nin Milli Mücadele ve Cumhuriyet’in Kuruluşundaki Rolü

Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi4 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk Tarihi4 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI












