Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TÜRKİYE İKTİSAT KONGRESİ’Nİ AÇIŞ NUTKU (2) (17 Şubat 1923)

Published

on

GİRİŞ

Lozan Konferansı neticelenmeden ve Cumhuriyet ilan edilmeden önce, 17 Şubat 1923’te Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın desteği ve İktisat Vekili Mahmut Esat [BOZKURT]’ın teşebbüsü ile İzmir’de Türkiye İktisat Kongresi toplanmıştır.

Kongre bütünüyle dışa açık “yarı sömürge” durumundaki ekonomik yapıyı çözmek/aşmak, siyasi bağımsızlık yanında iktisadi bağımsızlığın vazgeçilmez milli hedef olduğunu vurgulamak/pekiştirmek için halkın temsilcilerinin görüş ve tekliflerini almak için toplanmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükumeti, Mudanya Mütarekesi ile Türk İstiklal Mücadelesi’ni zaferle tamamlamış ve iktisadi bağımsızlık için mücadeleye başlamıştır. Gazi Mustafa Kemal Paşa, Türk İktisat Kongresi’nin İzmir’de toplanmasını uygun görmekle birlikte, İtilaf Devletlerinin/emperyalistlerin ve uzantılarının İzmir’i nasıl yakıp yıktığını Türkiye’nin dört tarafından gelen halk temsilcilerinin görmesini istemiştir. İzmir’den “Kapitülasyonlara hayır!” diye dünyaya halk temsilcileriyle birlikte haykırmanın uygun olacağını düşünmüş olabilir.

Zamanı, şartları ve sonuçları itibariyle bu eşsiz Kongre’nin adı “Türkiye İktisat Kongresi”dir.

“A. AFETİNAN, İzmir İktisat Kongresi 17 Şubat-4 Mart 1923, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1989” künyeli eserin İÇİNDEKİLER bölümünde “İzmir İktisat Kongresi (17 Şubat-4 Mart 1923) (s. 12), 17 Şubat 339:4 Mart 339 Tarihine kadar İzmir’de Toplanan İlk Türk İktisat Kongresinde Kabul Olunan Esaslar ve İrat Olunan Nutuklar (s. 17), Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin İlk Türkiye İktisat Kongresindeki İftitahi Nutukları (s. 57)” biçiminde çelişkili ifadeler kullanılmıştır.

Gazi Mustafa Kemal Paşa, kongreyi açış konuşmasında iki yerde “Türkiye İktisat Kongresi” ifadesini kullanmasına rağmen, dönemin resmi tarihçisi olarak kabul edilen Afetinan’dan aktarma yapan çok sayıdaki “İnkılap Tarihi” yazarları çelişkili/yanlış ifadeleri kullanmayı sürdürmüşlerdir.

Milli Eğitim Bakanlığı İlköğretim [1] ve Ortaöğretim [2]  Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Atatürkçülük Öğretim Programlarında “Türkiye İktisat Kongresi” yerine “İzmir İktisat Kongresi” kullanım yanlışlığı devam etmektedir.

“Ahmet Gündüz ÖKÇÜN, Türkiye İktisat Kongresi 1923-İzmir Haberler-Belgeler-Yorumlar, Sermaye Piyasası Kurulu, Ankara 1997” künyeli eserin İÇİNDEKİLER bölümünde (s. xı-xxı), “1923 Türkiye İktisat Kongresi’nin Amacı ve Niteliği, 1923 Türkiye İktisat Kongresi’ne Varan Hazırlıklar, 1923 Türkiye İktisat Kongresi’nin Açılışı ve Yaptığı Çalışmalar, 1923 Türkiye İktisat Kongresi’nde Kabul Edilen Esaslar” yer almaktadır. Görüldüğü gibi eserde kullanılan kongreye ait kavram ve ifadelerde çelişki/yanlışlık yoktur.

Türkiye İktisat Kongresi’ne katılan ziraat temsilcilerinin Türkiye Çitçiler Birliği adında bir dernek kurdukları, Kongre sonunda temsilcilerin oybirliğiyle kabul ve ilan edilen “Misak-ı İktisadi Esasları”nın on binlerce basıldığı ve köylere kadar dağıtıldığı haberlerini içeren metin aşağıda sunulmuştur: [3]

İKTİSAT KONGRESİ

Kongreye iştirak eden ziraat mümessilleri tarafından Türkiye Çiftçiler Birliği namıyla bir cemiyet teşkil edilmiştir

İzmir: 5 Mart-Bütün erbab-ı ziraatın menafi-i müşterekesini himaye ve müdafaa ve vesait-i muhtelife ile ziraat ve şuabatının terakkisine say eylemek üzer İzmir’de toplanan Türkiye İktisat Kongresi ziraat mümessilleri Türkiye Çiftçiler Birliği namıyla bir cemiyet teşkil eylemişlerdir. Bilumum Türk çiftçileri bu cemiyetin azay-ı tabiiyesindendir. Cemiyeti heyet-i idaresi intihap olunmuştur.

MİSAK-I İKTİSADİYEMİZ NEŞİR EDİLİYOR

İzmir: 5 (A. A.)-Kongrece Misak-ı İktisadiyemiz esasatı on binlerce nüsha tab ettirilmiş ve memleketin her köşesinde ve en ziyade köylerinde halka anlatılmak ve evlerin, dükkânların münasip mahallerine asılmak ve hutbelerde okunmak üzere murahhaslarımız bu nüshaları beraberlerinde alıp götürmüşlerdir. Badehu tab ve neşredilecek bilumum kitapların ilk sahifelerine Misak-ı İktisadi Esasları gayet okunaklı bir surette derç olunacaktır. Kongre divanınca bu babda alâkadarane tebligat icrasına karar verilmiştir.

Türkiye İktisat Kongresi’ne ait haberlere, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 16 Şubat -7 Mart 1923 tarihleri arasında yayımlanan nüshalarda yer verilmiştir.  Aşağıda, Türkiye İktisat Kongresi’nin açılışına ait haber ve ekinde Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın kongreyi açış konuşması sunulmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Tarihi’nde siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yapımızda meydana gelen gelişme, değişme ve yenileşmelerin anlam ve önemini ve etkilerini-dünü anlamak-bugünü yaşamak-yarını kurgulamak-bağlamında incelemek ve değerlendirmek milletimize vefa borcumuzdur.

Bu anlayışla milli tarih bilincinin geliştirilmesine katkıda bulunmak amacıyla Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın Türkiye İktisat Kongresi’ni açış konuşmasını anlamlı okumalı, incelemeli, analiz etmeli ve değerlendirmeliyiz ki anlama ve anlatmada, yaşama ve yaşatmada bir adım atabilmiş olmak beklentisi/dileği gerçekleşebilsin…

—***—

TÜRKİYE İKTİSAT KONGRESİ’NİN AÇILIŞI

İzmir: 17 (A. A.) – İzmir İktisat Kongresi bugün saat on buçukta Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerinin taht-ı riyasetinde açıldı.

Çiftçi, tüccar, erbab-ı sanayi ve amele mümessilleri [temsicileri]  olmak üzere bini mütecaviz [aşkın] murahhas [delege] ve beş yüzü kadın olarak üç binden fazla samiin [dinleyici], rüsay-ı mülkiye [mülki reisler], erkân-ı harbiye [askerî erkân], Azerbaycan ve Rus sefirleri ve İzmir’de bulunan ecnebi mümessilleri [yabancı temsilcileri] ve sair muteberan [diğer ileri gelen yabancılar] hazırdılar.  Evvela Belediye namına azadan [üyelerden] Haydar Rüşdü Bey, murahhaslara kısaca bir nutukla beyan-ı hoşamedi etti [hoş geldiniz dedi]. Badehu [sonra] Gazi Paşa Hazretleri kürsü-i riyaseti [başkanlık kürsüsünü] teşrifle uzun ve pek mühim bir nutuk irat [söylediler] ve nihayetlerinde kongrenin küşat edildiğini [açıldığını]  beyan buyurdular.

Paşa Hazretleri’nin nutukları çok yerlerinde ve defaatle [defalarca] ve sürekli surette alkışlandı. Müteakiben İktisat Vekili Mahmud Esat Bey, siyaset-i iktisadiyemize [iktisadî siyasetimize] dair alkışlanan uzun bir nutuk irat etti. Ondan sonra Paşa Hazretleri, umumi bir reisten [genel bir başkandan]  maada [başka] mevcut dört gruptan ayrı ayrı bir reis vekili intihap etmelerini [seçmelerini] kongre heyetine teklif ettiler. Ve bu akşamüzeri Ankara’ya avdet [dönmek] mecburiyetinde olduklarından dolayı içtimaa [toplantıya] nihayete kadar iştirak edemeyeceklerine beyan-ı müteessir eylediler [üzüntülerini beyan ettiler]. Kongre, Paşa Hazretleri’nin tekliflerini beyan-ı ara [oybirliği] ile kabul etti. Ve müşarünileyh [adı geçen], kürsü-i riyaseti [başkanlık kürsüsünü] terk ederken pek sürekli surette alkışlandı. Badehu  Kongre Heyet-i Faalesi Reisi [Kongre İcra Heyeti Başkanı] Posta ve Telgraf Müdiri Umumisi [Genel Müdürü] Sabri Bey kürsüye gelerek kongre namına Paşa Hazretleri’ne ve İktisat Vekiline ve Belediyeye beyan-ı teşekkürat [teşekkürler beyan] edilmesini teklif etti ve Azerbaycan Sefiri ile Rus Sefirinin kongreye temenni-i muvaffakiyatı [başarı dileklerini]  mütesemmin [ihtiva eden, içeren] mektuplarım okudu ve bunlara birer teşekkürname yazılmasını teklif eyledi. Kongre bu teklifatı [teklifleri] alkışlarla kabul etti.

Bu sırada Kafkas Federasyonu Mümessili İbrahim Abilof Bey’le Rus Sefiri Aralof Yoldaş riyaset kürsüsü önüne gelerek murahhaslara beyan-ı teşekkür ettiler. Kongre heyeti ve samiin [dinleyiciler] sefirleri hararetle karşıladılar. Aralof, hazır bulunanları selamlarken “Yaşasın Türkiye, Yaşasın Türk Ordusu!” temenniyatında [temennilerinde, dileklerinde] bulundu.

Kongre, reislerini intihap [seçmek] ve mesaisini tanzim için bugün saat üçte tekrar içtima etmek [toplanmak] üzere saat birde celseyi [oturumu] tatil etti. Celsenin hitamında [sonunda] Belediye tarafından kongre binası dâhilinde Paşa Hazretleri’nin şereflerine bir ziyafet keşide edildi [verildi]. Bu ziyafette süfera [sefirler] ve bazı rical-i askerîye ve mülkiye [askerî ve mülki ileri gelenler] hazır bulundular. Ziyafetten sonra Paşa Hazretleri kongrenin mükemmelen tanzim edilmiş olan numune meşherini [teşhir yerini, sergisini]  ziyaret ve müstahsil [üretici] ve sanatkârlarımıza ayrı ayrı takdirat [takdirler] beyan eylediler.

İzmir: 17 (A. A.)-Bugün İzmir’de İktisat Kongresi’nin resmi küşadı [açılışı] münasebetiyle Gazi Mustafa Kemal Paşa Hazretleri tarafından irat buyurulan nutuk ber-veçh-i zirdir [aşağıda olduğu gibidir].

—***—-

GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN TÜRKİYE İKTİSAT KONGRESİ’Nİ AÇIŞ NUTKU (2)

(17 Şubat 1923)

Buna mukabil unsur-ı asli uzun seferler yapmakla, fütuhat meydanlarında ölmekle, zapt olunan memleketlerin kendisini ve halkını beslemekle ve onlara bekçilik etmekle kendi kendini tahrip ediyordu.

Bu itibar ile millet, unsur-ı asli; kendi evinde, kendi yurdunda ve kendi hakiki esbab-ı hayatiyesini istihsal için çalışmaktan tamamen mahrum bir hâlde bulunuyordu. Bu tacidarlar, milleti böyle diyar diyar dolaştırmakla, onlara kendi yurtlarını düşünmeye müsaade etmemekle de iktifa etmiyorlardı. Belki fütuhat dairesi dâhiline giren halkı memnun edebilmek için doğrudan doğruya, unsur-ı aslinin hukukundan ve menabi-i hayatiye ve iktisadiyesinden birçok şeyleri lütuf olarak, ihsan olarak, atiye olarak onlara bahşediyorlardı.

Meselâ Fatih zamanında Cenovalılara ve Patrik’e verilen imtiyazlar ile açılan yol, kendisinden sonra daima tevessü [genişleme] etmiş ve tarsin [sağlamlaştırma, tahkim, takviye] edilmiş bulunuyordu. Bu imtiyazat, bu istisnaiyet, devletin en kuvvetli, en azametli zamanında vuku buluyordu. Mahza [tek, tam] ve mahza bir müsaade-i şahane, bir ihsan-ı şahane olmak üzere vuku buluyordu.

Cümleniz hatırlayabilirsiniz. Kanuni Sultan Süleyman zamanında Venedikliler ile ticaret muahedenamesi yapılmıştı. Fakat padişah Venedikliler ile ticaret muahedenamesi yapmayı kendi şerefine ve izzet-i nefsine mugayir [aykırı] buldu. Zira onun zihniyetine göre muahede, yekdiğerine müsavi milletler arasında yapılırdı. Hâlbuki Venedik o zaman Osmanlı Devletine müsavi olmak şöyle dursun, onun doğrudan doğruya taht-ı vesayetinde idi. Binaenaleyh zat-ı şahane böyle bir hükûmetle muahede yapamazdı. Fakat ona müsaadatta bulunabilirdi ve müsaadatta bulundu. İşte bu müsaade kelimesi, kapitülasyonlar kelimesiyle tercüme edilmiştir.

Hâlbuki biliyorsunuz kapitülasyon kelimesi, bir kale içinde muhasara olunan bütün esbab ve vesait-i tedafiyesini kullandıktan sonra arz-ı teslimiyete mecbur olanlar hakkında kullanılan bir kelimedir. İşte böyle bir kelimeyi, padişahların müsaadesinin tercüme ederken kullanmış bulundular. Bu ufak tafsilatı iki noktadan tekrar edeyim:

Millet esbab-ı hayatiyesiyle iştigalden memnu olarak diyar diyar dolaştırılıyor ve bu yeni diyarlar halkı birçok istisnalara, birçok imtiyazlara malik olarak çalışıyordu. Yani fatihler, unsur-ı asliyi peşine takarak kılınçla fütuhat yaparken, kılınç sallarken zapt olunan memalik ahalisi kazandıkları istisnalar, muhtariyetlerle sabana yapışıyorlar, toprak üzerinde çalışıyorlardı.

Arkadaşlar, kılınç ile fütuhat yapanlar, sabanla fütuhat yapanlara mağlup olmaya ve binnetice terk-i mevki etmeye mecburdurlar. Nitekim Osmanlı saltanatı da böyle olmuştur.  Bulgarlar, Sırplar, Macarlar, Rumlar sabanlarına yapışmışlar, muhafaza-i mevcudiyet etmişler, kuvvetlenmişler; bizim milletimiz de böyle fatihlerin arkasında serserilik etmiş ve kendi anayurdunda çalışmamış olmasından naşi bir gün onlara karşı mağlup olmuştur.

Bu bir hakikattir ki tarihin her devrinde ve cihanın her yerinde aynen vaki olmuştur. Mesela Fransızlar Kanada’da kılınç sallarken oraya İngiliz çiftçisi girmiştir. Bir müddet sabanla kılınç mücadelesinde nihayet muzaffer olan sabandır. (Alkışlar) Ve İngilizler Kanada’ya sahip oldu.

Efendiler, kılınç kullanan kol yorulur, nihayet kılıncı kınına koyar ve belki kılınç o kında küflenmeye, paslanmaya mahkûm olur. Lakin saban kullanan kol gün geçtikçe daha ziyade kuvvetlenir ve daha çok kuvvetlendikçe daha çok toprağa malik ve sahip olur. (Alkışlar)

Efendiler, Osmanlı fatihleri, hakanları, müstevlileri, unsur-ı asli ile beraber sabanın önünde mağlup olup ricate başladıktan sonra asıl felâketlerin büyüğü başladı. Sırf şahane bir ihsan olarak ecnebilere bahşedilmiş olan ve lütf-ı mahsus olarak memleket dâhilindeki anasır-ı gayr-i müslimeye verilmiş olan her şey hukuk-ı müktesebe telakki edildi. Fakat ecnebiler yalnız bu hukuku muhafaza ile de iktifa etmediler, her gün onları biraz daha tezyid etmek için çareler aradılar ve buldular.

Anasır-ı dâhiliye, muhafazaya muktedir oldukları teşkilat-ı dâhiliyelerine istinaden haricin daima teşvikine ve tertibatına ve müzaheretine sığınarak devletin ve unsur-ı aslinin imhasıyla siyasî bir mevcudiyet iktisabı için çalışmaktan geri durmadılar. Ecnebiler bir taraftan anasır-ı dâhiliyeyi teşvik ediyorlardı, diğer taraftan da kendileri müdahale ediyorlar ve her müdahalede yine devlet ve milletin aleyhine olmak üzere yeni yeni birtakım imtiyazlar, haklar alıyorlardı. Bu tazyikat-ı mütemadiye altında zaten fakir düşmüş olan anayurdu, unsur-ı asli, devlete verebilecek parayı güç tedarik ediyordu. Hâlbuki tacidarlar, saraylar, Babıaliler behemehâl debdebeye malik olabilmek için, onu idame edebilmek, zevk ve ihtiraslarını temin edebilmek için her ne pahasına olursa olsun bu parayı tedarik etmek çaresine tevessül [başvurma, girişme] etmişlerdir. O çareler de istikrazlar [faizle para alma, borçlanma] oldu.

O kadar çok istikrazlar yapıyorlardı, o kadar fena şerait dâhilinde istikrazlar yapılıyordu ki bunların faizlerini de ödemek mümkün olamadı. En nihayet bir gün Osmanlı Devleti’nin iflasına hükmettiler. Umur-ı maliyesi hemen kontrol altına alınmış ve başımıza Düyun-ı Umumiye belası çökmüş bulunuyordu.

Efendiler, milletin duçar olduğu bu hazin hâlin, bu sefaletin esbabını arayacak olursak doğrudan doğruya devlet mefhumunda buluyoruz. Biliyorsunuz ki Osmanlı Devleti, saltanat-ı şahsiye ve en son beş on sene zarfında saltanat-ı meşruta esasına istinaden hükûmet ediyordu.

Arkadaşlar, saltanat-ı şahsiyede her hususta tacidarların arzusu ve emeli hâkimdir. Mevzu bahis olan yalnız odur. Milletin emelleri, arzuları, ihtiyaçları mevzu bahis olmaktan çok uzaktır. Bütün millet âmâl ve iradatından tecerrüt [soyunma, çıplak olma] etmiş bulunuyordu. Çünkü tacidarlar kendilerini Allah tarafından gönderilmiş bir şahsiyet farz ediyorlardı. Bir de tacidarların etrafını alan menfaatperestan vardı. Onlar da padişahların zihniyetleri ile zihniyetlenirler ve padişahın bu zihniyetini, bu arzusunu bir lâzime-i semaviye ve bir lâzime-i Kur’an’iye gibi herkese telkin ederler. Bu gayet koyu ve sürekli telkinat karşısında hakikaten bir gün bütün halk, bu arzu ve iradelerin yapılması lâzım gelen ve bilakayd ve şart icap eden iradat-ı semaviye gibi olduğuna kani olurlardı. Böyle irade ve hâkimiyetten tecerrüde rıza gösteren bir milletin akibeti elbette felâkettir, elbette musibettir.

Arkadaşlar, son tavsif ettiğim noktada artık Osmanlı Devleti hakikatte ve fiilen mahrum-ı istiklâl bir hâle getirilmişti. Filhakika bir devlet ki kendi tebaasına [4] vaz ettiği [koyduğu] bir vergiyi ecnebilere vaz edemez, gümrük muamelatını, rüsumunu memleketin ve milletin ihtiyacatına göre tanzim etmekten memnudur ve bir devlet ki fazla olarak ecnebiler üzerinde hakk-ı kazasını [yargı hakkını, yetkisini] tatbikten mahrumdur, böyle bir devlete bittabi müstakil denilemez.

Devletin ve milletin hayatına vuku bulan müdahâlat yalnız bu kadar değil, daha fazla idi. Doğrudan doğruya milletin ihtiyacat-ı hayatiyesinden olan mesela şimendifer yapmak için, mesela fabrika yapmak için, mesela her şey yapmak için devlet serbest değildir. Behemehâl müdahale vardı. Binaenaleyh hayatını teminden men ettirilen bir devlet müstakil olabilir mi?

Arz ettiğim gibi hakikatte devlet istiklâlini çoktan kaybetmişti ve Osmanlı ülkesi ecnebilerin serbest bir müstameresinden [müstemlekesinden, sömürgesinden] başka bir şey değildi ve Osmanlı halkı içindeki Türk milleti de tamamen esir bir vaziyete getirilmişti. Bu netice, arz ettiğim gibi milletin kendi iradesine ve kendi hâkimiyetine malik bulunamamasından ve bu irade ve hâkimiyetin şunun bunun elinde istimal edilegelmiş olmasından neş’et ediyor.

O hâlde katiyetle diyebiliriz ki biz millî bir devir yaşamıyorduk ve millî bir tarihe malik bulunmuyorduk. Meselâ Osmanlı tarihi baştan nihayetine kadar hakanların, padişahların, şahısların, en nihayet zümrelerin hâl ve hareketini kaydeden bir destandan başka bir şey değildir. Mazinin, asırların elimize tarih diye uzattığı kitabın mahiyeti bundan ibarettir.

Arkadaşlar, milletin hâkimiyetine sahip olmaması yüzünden dâhil olduğu Harb-i Umumide kıymetli evlatlarımızdan mürekkep kahraman ordularımızın Galiçya’da, Romanya ve Makedonya’da, Kafkas dağlarında, Sina çöllerinde duçar olduğu zahmetleri hatırlanmaya lüzum görülecek kadar çok zaman geçmemiştir ve en nihayet bu Harb-i Umuminin şeametli [uğursuzluğu] neticesi de cümlenizin malumudur. Bilhassa Mondros Mütarekenamesiyle açılan mütareke devrinin manzarasını, bir an için tekrar düşünmüş olursanız göreceksiniz ki, baştan nihayete kadar bir manzara-i inhilâlden [dağılmasından, erimesinden] başka bir şey değildir.

Devletler her türlü uhud [ahitler, anlaşmalar] ve hukuk-ı insaniye ve medeniyeden tecerrüd ederek memleketimizin en kıymetli ve en feyiznak [bereketli, verimli] yerlerini çiğnediler. İzmir’i, Bursa’yı, Eskişehir’i ta Sakarya’ya kadar; sonra bütün Adana ve havalisini ve Trakya’yı, İstanbul’u, en aziz yerlerimizi çiğnediler. Fakat düşmanların bu tarz-ı hareketinden daha elim ve feci ve daha çok şayan-ı teessüf olan bir nokta varsa, o da bu memleketin asırlarca başında bulunan ve bu milletin irade ve hâkimiyetini istimal eden [kullanan] insanların dahi düşman saflarına geçmiş olmasıdır. (Kahrolsunlar sesleri)

Arkadaşlar, biliyorsunuz, bu düşmanlar yani dâhili düşmanlar harici düşmanların yapmadığı ve yapmaya muktedir olamayacağı şeni ve feci ef’al ve harekâtı irtikâpta [kötü işler yapmakta] tereddüt göstermemişlerdir. Harici düşman kuvvetleri saydığım aziz vatan topraklarında bulunurken, Padişahın iradesiyle çıkarttığı fetvalarla ve Hilafet ordularıyla bu masum millet şurada, burada izlâl [küçük görme, alçaltma] ve iğfal [aldatma, aldatılma] olunuyordu. Filhakika vatanımızın şurasında burasında isyanlar başlamıştı. Zaten çoktan beri manen ve fiilen istiklâlinden mahrum edilmiş olan Osmanlı Devletinin inkırazına [tükenmesine, bitmesine] muvaffakiyet hâsıl olmuştu. Osmanlı Devleti tamamen munkarız olmuştu [tükenmişti, bitmişti].

Fakat düşmanlarımız aynı zamanda Osmanlı Devletini kuran Türk milletinin de, unsur-ı aslinin de, bu memleketin hakiki halkının da mahv ve müzmehil olduğunu zannettiler. İşte bunda çok aldandılar. Osmanlı Devleti ve Osmanlı Devleti gibi çok devletler kurmuş olan Türk milleti mahv olamaz ve mahv olmamıştır. (Şiddetli alkışlar) Bilakis hayatına  [v]urulan bu darbelerden, harici düşmanların ve dâhili düşmanların bu acı ve nefret edilecek darbelerinden birden bire bütün teyakkuzlarını [uyanıklığını, açıkgözlülüğünü], bütün intibahlarını açan kemal-i azimle başını kaldırdı. Müttehiden ve mütesaniden ortaya atıldı. (Alkışlar)

İşte milletimiz o dakikadan itibaren millî devre girdi, halk devresinin mebdeine [başlangıcına] girdi. Millet bu mebdeden başladığı gün, kendisini hedefe isal eden yolların ve bizzat hedefin bulunduğu ufukların zulmetler içinde bulunduğunu hepimiz hatırlarız. Fakat bu hâl milletimizi ye’se düşürmedi.  Kemal-i azim ile mukaddes hedefe hatvelerini [adımlarını] attı.

Efendiler; milletimiz halâs-ı katiye ve halâs-ı hakikiye ulaşmak için iki umdeye istinadın farz ve şart olduğunu anladı, büyük ve bariz kanaatlerle anladı. Umdelerden birincisi: Misak-ı Millî’nin ifade ettiği ruh ve manadır. (Alkışlar) İkincisi: Teşkilat-ı Esasiye Kanunumuzun tespit ettiği gayr-i kabil-i tebeddülü hakayıktır  [değişmesi, değiştirilmesi kabul edilmeyen gerçeklerdir]. (Alkışlar)

Biliyorsunuz ki Misak-ı Millî, milletin istiklâl-i tammını temin eden ve bunu temin edebilmek için iktisadiyatında inkişafına mâni olan bütün sebepleri bir daha ve katiyyen avdet etmemek üzere lağveden bir düsturdur. Teşkilat-ı Esasiye Kanunu Osmanlı İmparatorluğu’nun, Osmanlı Devleti’nin öldüğünü idrak ve ifade eden ve onun yerine yeni Türkiye Devleti’nin kaim olduğunu ilân eyleyen bir kanundur. (Alkışlar) Ve bu devletin hayatının da bilâ kayd ve şart hâkimiyetin milletin uhdesinde kalmasıyla mümkün olacağını ifade ve beyan eden bir kanundur, (Alkışlar) hâkimiyetin bilâ kayd ve şart milletin uhdesinde kalabilmesi için halkın bizzat kendi mukadderatını idare etmesi esasını şart kılan bir kanundur.

Artık Türkiye halkı için yegâne mümessil, teşrii [yasama] ve icrai [yürütme] salâhiyeti haiz olan kendi meclisidir, Türkiye Büyük Millet Meclisidir, diyen bir kanundur ve Babıali Hükûmeti yerine Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetini koyan bir kanundur.

Efendiler, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve bunun Hükûmetinin milletten aldığı veçhile istiklâl-i tam ve bilâ kayd ve şart hâkimiyet-i millîye umdelerine istinaden memleketi mamur etmek ve milleti zengin, müreffeh ve mesut etmekten ibarettir. (Alkışlar) Böyle olmakla beraber Teşkilat-ı Esasiye Kanunu bir madde-i mahsusası ile meclisin vezaifini dahi tasrih eder. O vezaif ki doğrudan doğruya milletin hukuk ve salâhiyeti iken asırlarca şunun ve bunun elinde kalmıştır. Artık bu hukuk ve salâhiyetin hiçbir sebep ve suretle hiçbir makama ve şahsa terk ve tevdi olunamayacağını katiyetle ifade etmek için bir madde-i mahsusa koymuştur.

Efendiler, milletimiz bu iki esasa istinaden çalışmaya başladığı günden bugüne kadar geçen zaman, çok zaman değildir; üç buçuk, dört seneden ibarettir. Fakat milletimizin kazandığı muvaffakiyet, muzafferiyet bu üç buçuk dört seneye sığamayacak kadar çoktur, taşkındır, coşkundur, yüksektir, kuvvetlidir. (Alkışlar)

Hakikaten o irade-i seniyelerle, Hilafet ordularıyla ve bin türlü teşvikat ve tezviratla vukua getirilen isyanların kâffesi bastırılmıştır. Millet tüfenksiz, topsuz, her türlü malzemesiz ve parasız bulunduğu bir zamanda, yeniden dünyanın en kuvvetli ve en muazzam ordusunu teşkile kudretyâb [kudretli, gücü yetebilen] olmuştur. (Alkışlar) Ve bu ordu daha henüz hâl-i teşekkülde iken Birinci İnönü, İkinci İnönü, Sakarya Meydan Muharebelerini ve zaferlerini ihraz etmiştir. (Alkışlar) Ve en nihayet bütün cihanı hayretlerde bırakan, bütün cihanı ister istemez takdirlere sevk eden en son muzafferiyeti kemâl-i şiddet ve muvaffakiyet ile ihraz ederek topraklarımızı ve mukaddes vatanımızı çiğneyen düşman ordularını bire kadar mahvetmiştir. (Şiddetli ve kuvvetli alkışlar)

Fakat efendiler, istiklâl-i tam için şu düstur vardır: Hâkimiyet-i millîye için bir kanun vardır, diyoruz ve bugün de büyük bir muzafferiyetin amilleri ve failleri bulunduğumuzu ifade ediyoruz.  Bu noktada çok kati olan bir hakikati hep beraber tekrar etmek mecburiyetindeyiz. Bu kadar büyük, bu kadar mukaddes ve azametli hedefler yalnız kâğıt üzerinde düsturlarla ve kanun maddeleriyle ve sadece hırslarla, arzularla husul bulamaz. Tahakkuk-ı tammını temin edebilmek için yegâne kuvvet, hakiki en kuvvetli temel iktisadiyattır. (Alkışlar) Siyasî, askerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsunlar iktisadî muzafferiyetler ile tetvic [taç giydirme, giydirilme] edilemezlerse husule gelen zaferler payidar olamaz, az zamanda söner. Bu itibarla en kuvvetli ve parlak zaferimizin dahi temin edebildiği ve daha edebileceği semerat-ı nafiayı tespit için iktisadiyatımızın, hâkimiyet-i iktisadiyatımızın temin ve tarsin [sağlamlaştırma] ve tevsi [genişletme, genişletilme] lâzımdır.

Özel Günler ve Anlamları

Sivas Kongresi Beyannamesi: Millî İrade, Vatan, Egemenlik ve Siyasal Meşruiyetin İnşası

Published

on

Özet

Sivas Kongresi Beyannamesi, 11 Eylül 1919 tarihinde yayımlanan ve Mondros Mütarekesi sonrasında Anadolu’da gelişen Millî Mücadele hareketini bölgesel direnişlerden ülke ölçeğinde bir siyasal programa dönüştüren temel belgelerden biridir. Beyanname yalnızca askerî bir direniş metni değil; vatanın bütünlüğü, millî bağımsızlık, millî irade, temsil, siyasal meşruiyet, cemiyetlerin birleşmesi, gayrimüslimlerin hukukunun korunması ve dış yardımın şartları gibi konuları aynı çerçevede ele alan bir siyasal-toplumsal sözleşme niteliğindedir.

Bu makalede Sivas Kongresi Beyannamesi, klasik kronolojik anlatının ötesinde; içerik ve vaka analizi, kavram tarihi, semboller, kişiler ve kurumlar, tarihsel coğrafya, sosyoloji ve eleştirel tarih yöntemi birlikte kullanılarak incelenmektedir. Temel tez, Beyannamenin Osmanlı Devleti’nin hukuken henüz ortadan kalkmadığı bir ortamda, onun siyasî bütünlüğünü savunurken aynı zamanda millî iradeyi devlet yönetiminin meşruiyet ölçütü hâline getiren bir geçiş belgesi olduğudur. Bu bakımdan metin, Osmanlı siyasal dili ile ortaya çıkmakta olan millî egemenlik anlayışı arasında önemli bir köprü kurmuştur.

Anahtar Kelimeler: Sivas Kongresi, Sivas Kongresi Beyannamesi, Millî Mücadele, millî irade, millî egemenlik, vatan, Kuvayı Milliye, Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, manda, Temsil Heyeti, tarihsel coğrafya.

Giriş

1919 yılı, Osmanlı Devleti açısından askerî yenilginin siyasal ve hukukî sonuçlarının ağırlaştığı; Anadolu açısından ise yeni bir siyasal meşruiyet arayışının şekillendiği bir dönemdir. 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi sonrasında İtilaf Devletleri’nin Anadolu’nun çeşitli bölgelerinde uyguladığı işgal ve müdahaleler, İstanbul hükümetinin etkisizliği ve farklı bölgelerde ortaya çıkan Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i İlhak örgütlenmeleri yeni bir siyasî durum meydana getirmişti.

22 Haziran 1919 tarihli Amasya Tamimi, bağımsızlığın ve vatan bütünlüğünün tehlikede olduğunu ilan ederek çözümün milletin azim ve kararında aranacağını ortaya koymuştur. Amasya’da Sivas’ta millî bir kongre toplanması kararlaştırılmıştır. [1] TBMM’nin yayımladığı belge derlemesinde Amasya Tamimi’nin Sivas Kongresi’ni doğrudan hazırlayan bir aşama olarak yer alması, bu belgeler arasındaki siyasî sürekliliği açık biçimde göstermektedir.

Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da Sivas Sultânîsi’nde başlamış, 11 Eylül’de sona ermiştir. Kongrenin delege sayısı konusunda tarih yazımında farklı rakamlar bulunması, Millî Mücadele’nin ilk dönemindeki temsil meselesinin ne kadar karmaşık olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. [2] Kongrede Erzurum Kongresi’nin bölgesel çerçevesi genişletilmiş, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiş ve Temsil Heyeti’nin bütün vatanı temsil ettiği kabul edilmiştir. [3]  

11 Eylül 1919 tarihli Beyanname işte bu dönüşümün siyasî metnidir.

1. Beyannamenin Tarihsel Bağlamı

Sivas Kongresi, çok geniş bir toplumsal ve coğrafi bunalımın ürünüdür.

1918 sonrasında üç temel gelişme aynı anda yaşanmıştır:

  1. Merkezî devlet otoritesinin zayıflaması,
  2. Anadolu’nun farklı bölgelerinde yerel direniş örgütlerinin ortaya çıkması,
  3. Bu yerel örgütlenmelerin ortak bir siyasal programa bağlanması ihtiyacı.

Erzurum Kongresi bu gelişmenin özellikle Doğu Anadolu’daki örgütlenme aşamasını temsil ederken Sivas Kongresi, hareketi Anadolu ve Rumeli ölçeğine taşımıştır. Sivas Kongresi’nin temel görevlerinden biri Erzurum Kongresi kararlarının bütün Anadolu ve Rumeli’ye yayılması olarak tanımlanmaktadır. [4]

Dolayısıyla Sivas Kongresi’ni yerel direnişlerin ulusal siyasete dönüşme noktası olarak değerlendirmek mümkündür.

Bu dönüşümün belgedeki en önemli göstergelerinden biri, Erzurum Kongresi’ndeki “Şarkî Anadolu” vurgusunun Sivas’ta bütün vatanı kapsayacak şekilde genişletilmesidir. Böylece siyasî temsilin coğrafi sınırları yeniden tanımlanmıştır. [5]

2. Beyannamenin Yapısı ve İçerik Analizi

Sivas Kongresi Beyannamesi on maddeden ibarettir. Ancak maddeleri yalnızca tek tek kararlar şeklinde okumak yerine onları dört temel blok içerisinde değerlendirmek mümkündür:

A. Vatan ve coğrafya

1, 3 ve 6. maddeler.

1. Yüce Osmanlı Devletiyle İtilaf devletleri arasında resmi olarak kabul edilmiş mütarekenamenin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasına güçlü İslam çoğunluğu yerleşmiş bulunan Osmanlı ülkesi kesimleri, birbirinden ve Osmanlı topluluğun-dan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple, bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur. Sözü edilen ülkelerde yaşayan bütün İslam unsurları birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu sosyal ve kanunî haklarıyla çevre şartlarına bütünüyle saygılı öz kardeştirler.

3. Osmanlı ülkelerinin herhangi bir parçasına karşı meydana gelecek müdahale ve işgale ve özellikle vatanımız içinde bağımsız birer Rumluk ve Ermenilik kurma amacına dönük hareketlere karşı Aydın, Manisa, Balıkesir cephelerinde yapılan millî savaşta olduğu gibi birleşik olarak savunma ve direnme esası meşru kabul edilmiştir.

6. İtilaf devletlerince mütareke metninin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalıp büyük İslam çoğunluğunun yerleşmiş olduğu ve hürriyeti ve medeniyet üstünlüğü Müslümanlara ait bulunan mülk birliğimizin parçalanması görüşünden bütünüyle vazgeçilmek suretiyle bu topraklar üzerindeki tarihimiz, ırkımız ve dinimiz ve coğrafi haklarımıza saygı gösterilmesini ve buna aykırı girişimlerin hükümsüz bırakılmasını ve bu suretle hak ve adalete dayanan bir karar alınmasını bekleriz.

B. Siyasal egemenlik ve meşruiyet

2, 5 ve 8. maddeler.

2. Osmanlı toplumunun bütünlüğünün ve millî bağımsızlığımızın sağlanması ve yüce hilafet ve padişahlık makamının korunması için millî güçleri yapıcı ve millî iradeyi hâkim kılmak, kesin esastır.

5. Osmanlı hükümeti bir dış baskı karşısında ülkemizin herhangi bir parçasını terk veya ihmal etmek mecburiyetinde bulunduğu takdirde hilafet ve saltanat makamıyla vatan ve milletin korunması ve bütünlüğünü sağlayacak her türlü tedbir alınmıştır.

8. Milletlerin kendi kaderlerini kendilerinin belirttikleri bu tarihsel çağda Hükümeti Merkeziyemizin millî iradeye bağlı olması zorunludur. Çünkü millî iradeye dayanmayan herhangi bir hükümet kurulunun kendine göre ve kişisel kararlarına ulusça uyulmadıktan başka dışarıda da geçerli olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar belgelenmiş, işlev ve sonuçlarıyla tanıtlanmıştır. Bundan dolayı ulusun içinde bulunduğu sıkıntı ve kuşkudan kurtulmak çarelerine kendisinin girişmesine gerek kalma dan Hükümeti Merkeziyemizin Milli Meclisi hemen ve bir an kaybetmeden toplaması ve bu suretle ulusun kaderi ve ülke için alacağı bütün kararları Milli Meclis’in denetimine sunması zorunludur.

C. Toplumsal düzen ve hukuk

4 ve  9. maddeler.

4. Öteden beri aynı vatan içinde birlikte yaşadığımız Müslüman olmayan bütün unsurların her türlü hukuku, eşitlikleri tamamıyla korunmuş olduğundan adı geçen unsurlara siyasî hâkimiyet ve toplum dengemizi bozacak ayrıcalıklar verilmesi kabul edilmeyecektir.

9. Vatan ve Milletimizin uğradığı işkence ve elemlerle ve tamamen aynı amaç ve niyetle millî vicdandan doğan millî ve vatanî derneklerin birleşmesinden meydana gelen bütün toplum bu kere (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) unvanıyla adlandırılmıştır. Bu dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tamamıyla uzak ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin tabiî üyelerindendir.

D. Örgütlenme ve iktidar

9 ve 10. maddeler.

9. Vatan ve Milletimizin uğradığı işkence ve elemlerle ve tamamen aynı amaç ve niyetle millî vicdandan doğan millî ve vatanî derneklerin birleşmesinden meydana gelen bütün toplum bu kere (Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti) unvanıyla adlandırılmıştır. Bu dernek, her türlü particilik akımlarından ve kişisel ihtiraslardan tamamıyla uzak ve arınmıştır. Bütün Müslüman vatandaşlarımız bu cemiyetin tabiî üyelerindendir.

10. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin 4 Eylül 1919 tarihinde Sivas şehrinde toplanan genel kongresi tarafından kutsal amacını izlemekle genel kuruluşları idare için bir temsil heyeti seçilmiş ve köylerden il merkezlerine kadar bütün milli kuruluşlar güçlendirilmiş ve birleştirilmiştir.

Bu yapı, Beyannamenin yalnızca “işgale karşı direniş bildirisi” olmadığını göstermektedir.

3. “Vatan” Kavramı: Coğrafyanın Siyasallaştırılması

Beyannamenin birinci maddesi, Mondros Mütarekesi’nin imzalandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırları esas almaktadır.

1. Yüce Osmanlı Devletiyle İtilaf devletleri arasında resmi olarak kabul edilmiş mütarekenamenin onaylandığı 30 Ekim 1918 tarihindeki sınırlarımız içinde kalan ve her noktasına güçlü İslam çoğunluğu yerleşmiş bulunan Osmanlı ülkesi kesimleri, birbirinden ve Osmanlı topluluğun-dan ayrılması mümkün olmayan ve hiçbir sebeple, bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur. Sözü edilen ülkelerde yaşayan bütün İslam unsurları birbirlerine karşılıklı saygı ve fedakârlık duygularıyla dolu sosyal ve kanunî haklarıyla çevre şartlarına bütünüyle saygılı öz kardeştirler.

Osmanlı ülkesi kesimleri … bölünme kabul etmez bir bütün oluşturur.” [6]

Bu ifade son derece önemlidir. Çünkü metin, vatanı yalnızca etnik veya kültürel bir kategori olarak değil, belirli bir tarihsel-siyasal coğrafya olarak tanımlamaktadır.

TBMM’nin 2015 tarihli Millî Egemenlik Belgeleri derlemesinde Beyannamenin Osmanlıca aslı 28-29. sayfalarda, günümüz Türkçesi 30-31. sayfalarda yayımlanmıştır. Birinci madde özellikle 30. sayfada vatanın bütünlüğünü ve Müslüman nüfusun toplumsal birlik anlayışını vurgulamaktadır. [7]

Burada tarihsel coğrafya açısından üç unsur görülmektedir: sınır, nüfus, tarihsel hak.

Böylece coğrafya → vatan → siyasal hak zinciri kurulmaktadır.

Bu yaklaşım daha sonra Misak-ı Millî’de farklı biçimde sistemleştirilecek olan sınır anlayışının da önemli öncüllerinden biridir.

4. “Millî İrade” Kavramı: Meşruiyetin Kaynağının Değişmesi

Beyannamenin en önemli kavramlarından biri irade-i milliyedir.

İkinci maddede millî güçlerin etkin, millî iradenin ise hâkim kılınması kesin esas olarak belirlenmiştir. [8]

Buradaki dönüşüm, Osmanlı siyasal düzeni açısından son derece önemlidir.

Çünkü metin bir yandan: Osmanlı Devleti’nin bütünlüğünü, hilafeti, saltanatı korumayı savunurken diğer yandan devlet yönetiminin meşruiyetini millî iradeye bağlamaktadır.

Bu sebeple Sivas Beyannamesi’ni doğrudan “cumhuriyetçi bir anayasa metni” olarak nitelendirmek anakronik olur. Ancak onu yalnızca “saltanat yanlısı bir belge” olarak değerlendirmek de metnin siyasî yeniliğini görmezden gelmek olur.

Daha doğru yaklaşım şudur: Beyanname, Osmanlı monarşik meşruiyet çerçevesinin içinde millî iradeyi yükselterek yeni bir siyasal meşruiyet alanı açmıştır.

Bu sebeple metin, 1919’un şartları içerisinde bir geçiş belgesi niteliğindedir.

5. Saltanat ve Hilafet: Muhafazakâr Dil ile Devrimci Siyaset Arasındaki Gerilim

Beyannamenin dikkat çekici özelliklerinden biri, millî iradeyi savunurken aynı zamanda “hilafet ve saltanat makamının korunması“nı açıkça ifade etmesidir. [9]

Bu durum bazen tarih yazımında bir çelişki olarak değerlendirilmiştir.

Oysa 1919 bağlamında bu iki kavramın aynı metinde bulunması anlaşılabilir bir siyasal stratejidir.

Mustafa Kemal ve Kongre kadrosu henüz: Osmanlı Devleti’nin hukukî varlığını reddetmemekte, padişahlığı kaldırma hedefini açıklamamakta, hilafeti tasfiye etmeyi gündeme getirmemekteydi.

Bunun yerine mücadele, devleti kurtarma ve vatanı koruma çerçevesinde meşrulaştırılmaktadır.

Dolayısıyla burada bir “ikili dil” kullanılmaktadır:

Geleneksel meşruiyet: Hilafet + saltanat + Osmanlı Devleti.

Yeni meşruiyet: Millet + millî irade + temsil + kongre.

Sivas Beyannamesi’nin tarihsel önemi tam da bu iki meşruiyet biçimini aynı metinde bir araya getirmesidir.

6. Manda ve Himaye Meselesi: Bağımsızlığın Sınırı

Sivas Kongresi’nin en çok tartışılan konularından biri Amerikan mandası meselesidir.

Kongrede Amerikan mandasını isteyen bir muhtıra yirmi beş delege tarafından imzalanmış, konu sert tartışmalara yol açmış ve reddedilmiştir. [10]

Burada eleştirel tarih yöntemi açısından önemli bir noktaya dikkat etmek gerekmektedir:

Manda tartışmasını yalnızca “bağımsızlık isteyenler ile bağımsızlık istemeyenler” şeklinde basitleştirmek doğru değildir.

Manda fikrini savunanların önemli bir bölümü, içinde bulunulan askerî ve ekonomik şartlar altında Amerikan desteğinin ülkenin parçalanmasını önleyebileceğini düşünmektedirler.

Dolayısıyla tartışmanın gerçek ekseni: Bağımsızlık mı manda mı? sorusundan ziyade, Bağımsızlık hangi araçlarla ve hangi uluslararası güç dengesi içerisinde korunabilir? sorusudur.

Sivas Kongresi’nin sonucu, dış yardımın tamamen reddedilmesi değil, siyasî egemenlik ve vatan bütünlüğünü sınırlayacak bir vesayet ilişkisinin reddedilmesi şeklinde okunmalıdır.

Nitekim Erzurum Beyannamesi’nin 7. maddesinde bağımsızlık ve vatan bütünlüğü korunmak şartıyla teknik, sanayi ve ekonomik yardım alınabileceği belirtilmiştir. [11]

7. Milletimiz insancıl, çağdaş amaçları yücelten ve fenne uygun, sanat ile ilgili ve ekonomik durum ve gereksinmemizi değerlendirir. Bundan dolayı devletimizin ve milletimizin iç ve dış bağımsızlığı ve vatanımızın bütünlüğü saklı kalmak koşulu ile altıncı maddede açıklanan sınır içerisinde millî esaslara saygılı ve ülkemize karşı yayılma isteği beslemeyen herhangi bir devletin fenne uygun, sanat ile ilgili ekonomik yardımı- nı kıvançla karşılarız ve bu hakça ve insanca koşulları içeren bir barışın da ivedi karar altına alınması insanlığın esenliği ve dünyanın dirlik ve düzenliği adına alacağımız milli isteğimizdir.

Bu ayrım önemlidir. Yardım ≠ vesayet.

7. Gayrimüslimler Meselesi: Hukuk, Eşitlik ve Siyasal Egemenlik

Beyannamenin dördüncü maddesi, Müslüman olmayan unsurların hukuk ve eşitliklerinin korunacağını belirtirken, siyasî egemenliği ve toplumsal dengeyi bozacak ayrıcalıklara karşı çıkmaktadır. [12]

Bu madde iki farklı düzlemi birbirinden ayırmaktadır:

1. Hukukî hakların korunması

Gayrimüslimlerin can, mal ve hukuk güvenliği.

2. Siyasal imtiyazların reddi

Yabancı müdahalesine veya ayrıcalıklı siyasal statüye yol açabilecek düzenlemelerin reddedilmesi.

Bu ayrım, dönemin Osmanlı millet sistemi, kapitülasyonlar ve azınlık hakları tartışmaları dikkate alınmadan anlaşılamaz.

Beyanname böylece “eşit hukuk” ile “siyasal egemenlik” arasında bir denge kurmaya çalışmaktadır.

Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir sınırlılık da vardır: Metnin vatandaşlık dili henüz modern, dünyevi ve birey merkezli yurttaşlık kavramına ulaşmış değildir. “Müslüman vatandaşların” cemiyetin doğal üyeleri olduğu yönündeki ifade, dönemin toplumsal-siyasal kategorilerinin hâlâ güçlü biçimde dinî kimlik üzerinden kurulduğunu göstermektedir. [13]

Bu sebeple Beyannameyi doğrudan 20. yüzyılın sonraki vatandaşlık anlayışıyla özdeşleştirmek anakronik olur.

8. Kuvayı Milliye: Meşru Direnişin Kurumsallaşması

Üçüncü madde, Aydın, Manisa ve Balıkesir cephelerindeki millî mücadeleyi örnek göstererek birleşik savunma ve direnişi meşru kabul etmektedir. [14]

Burada önemli bir siyasal dönüşüm meydana gelmektedir.

Yerel silahlı direnişler: yerel tepki → millî savunma → meşru siyasî araç haline getirilmektedir.

Bu sebeple Kuvayı Milliye sadece askerî bir yapı değildir.

Aynı zamanda: merkezî hükümete alternatif bir otorite, yerel toplumların kendini savunma mekanizması, millî iradenin sahadaki silahlı biçimi olarak ortaya çıkmaktadır.

9. Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti: Dağınık Toplumdan Siyasal Örgüte

Beyannamenin dokuzuncu maddesi, çeşitli millî ve vatanî cemiyetlerin Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirildiğini ilan etmektedir. [15]

Bu kararın sosyolojik önemi büyüktür.

1919 öncesinde direniş: İzmir’de, Balıkesir’de, Erzurum’da, Trabzon’da, İstanbul’da, Kilikya’da, Karadeniz’de farklı örgütler ve yerel aktörler tarafından yürütülmekteydi.

Sivas Kongresi bunları ortak bir siyasî çatıya bağlamıştır. Bu sebeple Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluşu, toplumsal hareketliliğin kurumsallaştırılması açısından değerlendirilmelidir.

10. Temsil Heyeti: Kongreden İktidara Geçiş

Beyannamenin onuncu maddesi Temsil Heyeti’nin seçilmesini ve millî teşkilatların köylerden vilayet merkezlerine kadar güçlendirilip birleştirilmesini öngörmektedir. [16]

Bu karar, Sivas Kongresi’nin en kritik kurumsal sonucudur.

Çünkü burada yalnızca: “Millet mücadele edecektir.” denilmemektedir.

Aynı zamanda: Bu mücadeleyi yönetecek temsilî bir organ kurulmuştur.

Bu sebeple Temsil Heyeti’ni sadece “kongre sekretaryası” gibi değerlendirmek doğru değildir.

Nitekim kongre sonrasında Ali Fuat Paşa’nın Batı Anadolu Umum Kuvayı Milliye Komutanlığı’na getirilmesi, Temsil Heyeti’nin fiilî yürütme gücüne dönüşmeye başladığını göstermektedir. [17]

Bu gelişme, daha sonra Ankara’da TBMM hükümetinin kurulacağı siyasal gelişmenin önemli bir ara aşamasıdır.

11. Tarihsel Coğrafya Açısından Sivas

Sivas’ın kongre merkezi olarak seçilmesi tesadüfî değildir.

Sivas: Anadolu’nun merkezî ulaşım güzergâhları üzerinde, Doğu ile Batı Anadolu arasında, Karadeniz ve İç Anadolu bağlantılarına sahip, İstanbul’dan görece uzak, askerî ve idarî açıdan önemli bir konuma sahiptir.

Amasya Tamimi’nde Sivas’ın Anadolu’nun “en emin” yerlerinden biri olarak görülmesi de bu coğrafi düşünceyi yansıtmaktadır. [18]

Dolayısıyla Sivas’ın seçilmesi üç anlam taşımaktadır: Coğrafî merkezilik → güvenlik → siyasî temsil.

Sivas böylece sadece kongrenin toplandığı şehir değil, Anadolu’nun siyasî merkezileşme sürecinin sembolik mekânı hâline gelmiştir.

12. Sosyolojik Boyut: “Millet” Nasıl İnşa Edildi?

Sivas Beyannamesi’nde “millet” hazır ve değişmez bir sosyolojik gerçeklik olarak değil, belirli söylemler aracılığıyla oluşturulan bir siyasal topluluk olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu topluluğun birleştirici unsurları: ortak vatan, ortak tehlike, ortak tarih, karşılıklı fedakârlık, millî irade, örgütlenme, savunma olarak tespit edilmiştir.

Beyanname böylece farklı bölgesel toplulukları tek bir siyasî özne hâline getirmeye çalışmıştır.

Buradaki kritik kavram “millî uyanış“tır.

Beyannamenin girişinde kongrenin, iç ve dış tehlikelerin meydana getirdiği “millî uyanış“tan doğduğu ifade edilmektedir. [19]

Bütün milletçe bilinen dış ve iç tehlikelerin doğurmuş olduğu millî uyanıştan doğan kongremiz aşağıdaki kararları almıştır.

Dolayısıyla “millet“, yalnızca nüfus toplamı değildir. Tehlike karşısında siyasallaşan toplumsal iradedir.

13. Semboller ve Anlamları

Sembol/KavramBeyannamedeki anlamıTarihsel görevi
VatanBölünmez coğrafyaSiyasal sınır
Millî iradeMeşruiyet kaynağıYeni siyasal otorite
Kuvayı MilliyeDireniş gücüFiilî savunma
Hilafetİslâmî-siyasal meşruiyetGeleneksel meşruiyet
SaltanatOsmanlı devlet devamlılığıHukukî süreklilik
KongreTemsil ve müzakereAlternatif siyaset
Temsil HeyetiMillî hareketin yürütücü organıİktidarın kurumsallaşması
Anadolu ve RumeliÜlke bütünlüğüBölgesel sınırların aşılması
30 Ekim 1918 sınırıTarihsel coğrafyaMillî sınırın referansı
MandaDış vesayet ihtimaliBağımsızlığın sınırı

14. Kişiler ve Kurumlar

Mustafa Kemal Paşa

Sivas Kongresi bağlamında Mustafa Kemal’in rolü yalnızca kongre başkanlığı değildir.

O: kongrenin toplanmasını sağlayan, farklı cemiyetleri ortaklaştıran, Temsil Heyeti’nin başında bulunan, İstanbul hükümetiyle mücadele eden, millî irade söylemini siyasî programa dönüştüren başlıca aktördür.

Hareketin toplumsal tabanı: yerel eşraf, belediyeler, Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri, askerî kadrolar, din adamları, gazeteciler, eski mebuslar, bölgesel direniş örgütleri gibi çok çeşitli aktörlerden meydana gelmektedir.

Rauf Bey

Rauf Bey, Erzurum ve Sivas kongreleri arasında önemli bir siyasî bağlantı unsurudur.

Özellikle eski Osmanlı devlet yapısı ile Anadolu hareketi arasındaki geçişi temsil eden aktörlerden biridir.

Bekir Sami Bey, Mazhar Müfit Bey ve diğer delegeler

Delegeler, Anadolu hareketinin tek merkezden yönetilen bir yapı olmadığını göstermektedir.

Kongrede farklı: bölgesel, siyasî, askerî, toplumsal çıkarlar temsil edilmiştir.

Nitekim tarih araştırmaları kongre delegelerinin sayısı, temsil ettikleri bölgeler ve katılım biçimleri konusunda önemli farklılıklar bulunduğunu göstermektedir. [20]

15. İstanbul Hükümeti ve Damat Ferit Paşa

Sivas Kongresi’nin karşısındaki temel siyasî güç İstanbul hükümetidir. Damat Ferit Paşa hükümeti, Anadolu hareketini devlet otoritesine karşı bir tehdit olarak görmektedir.

Kongrenin bastırılması için Ali Galip olayı bunun en önemli örneklerinden biridir. Ali Galip’in Sivas üzerine yürütülmeye çalışılması, merkezî hükümetin Anadolu’daki kongre hareketini denetleme teşebbüslerinden biridir. Teşebbüsün başarısız olması, Temsil Heyeti’nin siyasî ağırlığını artırmıştır. [21]  

Daha sonra İstanbul ile haberleşmenin kesilmesi ve Damat Ferit hükümetinin istifası, Sivas Kongresi’nin yalnızca fikri değil, doğrudan siyasî sonuçlar doğuran bir güç merkezi hâline geldiğini göstermiştir. [22]

16. Kongrenin Tepkileri ve Yansımaları

Sivas Kongresi’nin etkileri birkaç düzeyde ortaya çıkmıştır.

1. Anadolu’da

Müdafaa-i Hukuk örgütlerinin birleşmesi, millî hareketin daha koordineli hâle gelmesini sağlamıştır.

2. İstanbul’da

İstanbul hükümeti Anadolu üzerindeki otoritesini kaybetmeye başlamıştır.

3. Uluslararası düzeyde

İtilaf Devletleri Anadolu’daki hareketin artık yalnızca yerel bir direniş olmadığını fark etmek durumunda kalmıştır.

4. Basın alanında

İrade-i Milliye gazetesinin çıkarılması kararı, siyasî mücadelenin basın ve kamuoyu alanına taşınmasını sağlamıştır. [23]  

Bu gelişme, modern siyasal hareketlerin yalnızca askerî ve idarî kurumlarla değil, kamuoyu üretimiyle de şekillendiğini göstermektedir.

17. Eleştirel Tarih Açısından Sivas Beyannamesi

Sivas Beyannamesi üzerine tarih yazımında iki uç yaklaşım görülebilir.

Birinci yaklaşım, metni doğrudan Cumhuriyet’in kuruluş belgesi olarak yorumlama eğilimindedir.

İkinci yaklaşım ise onu Osmanlı devlet bütünlüğünü savunan geleneksel bir metin olarak değerlendirebilir.

Her iki yaklaşım da metnin tamamını açıklamakta yetersizdir.

Çünkü 1919’da henüz: saltanat kaldırılmamış, hilafet kaldırılmamış, Cumhuriyet ilan edilmemiş, TBMM açılmamış, Misak-ı Millî kabul edilmemiştir.

Buna rağmen: millî irade, temsil, millet, meşruiyet, millî teşkilat, Temsil Heyeti gibi kavramlar siyasal pratiğin merkezine yerleşmektedir.

Bu sebeple Beyannameyi sonradan gerçekleşecek gelişmelerin tamamını önceden ilan eden bir belge olarak okumak anakroniktir.

Daha doğru okuma şudur:

Sivas Beyannamesi, Osmanlı siyasal düzeninin çözülme döneminde ortaya çıkan iktidar boşluğunu millî irade ve temsil kavramlarıyla doldurmaya çalışan bir geçiş programıdır.

18. Sivas Beyannamesi ve Millî Egemenliğe Giden Hat

Belgenin tarihsel çizgisi şu şekilde kurulabilir:

Amasya Tamimi (22 Haziran 1919)


Erzurum Kongresi (23 Temmuz–7 Ağustos 1919)


Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919)


Temsil Heyeti’nin ülke ölçeğinde siyasî aktör hâline gelmesi


Amasya Görüşmeleri (20–22 Ekim 1919)


Misak-ı Millî (1920)


TBMM’nin açılması (23 Nisan 1920)


Millî egemenlik esasına dayanan yeni devlet düzeni

Bu çizgide Sivas Kongresi bir eşiktir.

Erzurum’daki bölgesel örgütlenme ile Ankara’daki millî meclis hükümeti arasında önemli bir geçiş noktasıdır.

TBMM’nin kendi yayımladığı Millî Egemenlik Belgeleri derlemesi de Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas belgelerini Misak-ı Millî ile birlikte millî egemenliğin gelişimindeki kilometre taşları olarak değerlendirmektedir. [24]

19. Beyannamenin Tarihsel Önemi

Sivas Kongresi Beyannamesi’nin önemi beş başlıkta toplanabilir:

1. Coğrafî bütünlük

Vatan kavramı belirli tarihsel sınırlar içerisinde tanımlanmıştır.

2. Siyasal bütünlük

Yerel cemiyetler Anadolu ve Rumeli çapında tek bir örgütte birleştirilmiştir.

3. Meşruiyet

Millî irade devlet yönetiminin temel meşruiyet ölçütlerinden biri hâline getirilmiştir.

4. Kurumsallaşma

Temsil Heyeti, millî hareketin merkezî organı hâline gelmiştir.

5. Bağımsızlık

Manda ve dış vesayet düşüncesi reddedilerek siyasî egemenliğin korunması esas alınmıştır.

Sonuç

Sivas Kongresi Beyannamesi, Türk Millî Mücadele tarihinin yalnızca askerî direniş boyutunu değil, siyasî, hukukî, toplumsal ve coğrafî yeniden yapılanmasını anlamak bakımından temel kaynaklardan biridir.

Beyanname bir taraftan Osmanlı Devleti’nin toprak bütünlüğünü, hilafet ve saltanat makamını savunurken, diğer taraftan millî iradeyi siyasî meşruiyetin merkezine yerleştirmiştir. Bu iki unsurun aynı belgede bulunması bir çelişkiden çok, 1919’un geçiş döneminin karakteristik özelliğidir.

Metin henüz Cumhuriyet’i ilan etmez; fakat Cumhuriyet’e giden siyasî zemini hazırlayan kavramları güçlendirir.

Henüz saltanatı kaldırmaz; fakat yönetimin millet iradesine tabi olması gerektiğini savunur.

Henüz TBMM’yi kurmaz; fakat Temsil Heyeti aracılığıyla alternatif bir siyasî merkez oluşturur.

Henüz Misak-ı Millî’yi ortaya koymaz; fakat Mondros sınırlarını esas alan vatan tasavvuruyla onun fikri ve siyasî zeminini güçlendirir.

Dolayısıyla Sivas Beyannamesi’nin tarihsel anlamı, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin tek başına başlangıç noktası olması değil; eski siyasal meşruiyet biçimleri ile yeni millî egemenlik anlayışının aynı metin içerisinde karşılaşmasını sağlamasıdır.

Eleştirel tarih açısından en önemli sonuç da budur: Sivas Kongresi, hazır ve tamamlanmış bir “Cumhuriyet projesinin” ilanı olmaktan ziyade, savaş, işgal, devlet otoritesinin zayıflaması, yerel direnişler, uluslararası baskı ve temsil bunalımının içinden yeni bir siyasal düzenin adım adım inşa edildiği tarihsel laboratuvardır.

Bu açıdan 11 Eylül 1919 tarihli Beyanname, vatanın kurtarılması” ile “iktidarın yeniden tanımlanması” gelişmelerini aynı siyasî metinde birleştiren bir kurucu belgedir.

Dipnotlar

[1] Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, der. Sefer Yazıcı, TBMM Basımevi, Ankara, Ağustos 2015, Eserde Amasya Tamimi’nin günümüz Türkçesi 13–14. sayfalardadır.

[2] Haluk Selvi, “Sivas Kongresi” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 37, İstanbul, 2009.

[3] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[4] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[5] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 23–25, 30–31.

[6] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, 30.

[7]    A.g.e.,  s. 30.

[8]   A.g.e., s. 30.

[9]   A.g.e., s. 30.

[10] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[11] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 24.

[12]  A.g.e., s. 30–31.

[13]  A.g.e., s. 31.

[14]  A.g.e., s. 30.

[15]  A.g.e., s. 31.

[16]  A.g.e., s. 31.

[17] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[18] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 13.

[19]   A.g.e., 30.

[20] Fatih M. Sancaktar, “Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919) Delegelerine Dair Bazı Tespitler” Tarih Dergisi, Sayı: 71 (28 Ağustos 2020), s. 473-496.

[21] Selvi, “Sivas Kongresi.”

[22]   A.g.e.

[23]   A.g.e.

[24] TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, s. 3–5.

Kaynakça

Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M. E. B. Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1982, s. 945-949, Vesika: 54

Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997, s. 207-221

Türkiye Büyük Millet Meclisi Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, Millî Egemenlik Belgeleri, Derleyen Sefer Yazıcı, TBMM Basımevi, Ankara, 2015.

Fatih M. Sancaktar, “Sivas Kongresi (4–11 Eylül 1919) Delegelerine Dair Bazı Tespitler” Tarih Dergisi, Sayı: 71 (28 Ağustos 2020), s. 473-496.

Haluk Selvi, “Sivas Kongresi” Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, Cilt 37, İstanbul, 2009.

S. Esin Dayı, “Erzurum Kongresi Beyannamesinden Sivas Kongresi Beyannamesine”, Sivas Kongresi II. Uluslararası Sempozyumu (2 Eylül 2023-Sivas), Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı, 2004, s. 53-68.

Firdes Temizgüney, “Sivas Kongresi”, Atatürk Ansiklopedisi, 28 Şubat 2021

Continue Reading

Türkler ve Zaferleri

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

Published

on

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.

Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.

RESMİ TEBLİĞ

13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]

***

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

***

Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.

—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri

Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.

Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua

Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.

Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza

Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku

Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.

Van’da Bir Hafta Şenlik

Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman

Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor

Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan]  Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.

Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik

Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].

Kaymakam: Hurşit

Mardin’de Fevkalade Sürur

Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen]  düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde]  eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş]  ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.

Belediye Reisi: Kasım

Erzincan’dan Selam ve Şükran

Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.

Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami

Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru

Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.

Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa

Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti

Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.

Belediye Reisi: Mehmet

Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor

Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.

Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş

Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti

Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.

Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf

Ilgın’da Şevk ve Sürur

Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.

Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali

Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban

Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık

Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman

Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin

Çarsancak’tan Samimi Temenni

Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!

Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip

Yabanabad Kasemi

Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]

Kulp’ta Miting ve Dua

Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.

Mutasarrıf Mehmed Sabri

Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade

Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar  her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet,      Belediye Reisi: Hasan

Zile Baştan Başa Donatıldı

Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi

Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik

Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.

Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin

Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar

Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.

Hacı Bektaş Müdürü: Halid

Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı

Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.

Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü

İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri

İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.

Kaymakam: Hakkı

Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:

  1. Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
  2. Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.

Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif

Gümüşhacıköy’de

Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.

Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim

Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü

Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.

Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim

Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif

Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]

Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği

Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman,    Belediye Reisi: Mehmet

Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi

Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.

Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz

Kars’taki Zafer İçtimaları

Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.

Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]

Konya’da

Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.

Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.

Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz!  Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.

Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye,  Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.

Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir  [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.

Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.

Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]

Kastamonu’da Şenlikler

Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].

Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı]  malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.

İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.

Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı]  netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.

Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.

Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.

Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.

Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler

İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.

Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].

Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.

Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.

Göksun’da Fevkalade Tezahürat

Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.

Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]

DİPNOTLAR

[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6

[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2

[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4

[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1

[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5

[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4

Continue Reading

Türk İstiklâl Mücadelesi

EMİRDAĞLI DELİ BATTAL’IN MİLLÎ MÜCADELE’DEKİ FAALİYETLERİ

Published

on

Özet

Emirdağlı Deli Battal, Millî Mücadele tarihinin yerel ölçekte ortaya çıkan fakat zaman içerisinde millî hafızanın sembolik şahsiyetlerinden birine dönüşen örneklerinden biridir. Onun hikâyesinin merkezinde, cephede silah kullanan bir savaşçıdan ziyade, savaşın maddî ve manevî yükünü toplumun en alt ve kırılgan kesimlerinin nasıl taşıdığını gösteren sembolik bir eylem bulunmaktadır: Çorap ve çarığını Millî Mücadele ordusuna teslim ederek yalınayak kalması. Bu olay, 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye emirlerinin toplumsal anlamını somutlaştıran güçlü bir anlatı olarak yaşamıştır. Deli Battal’ın daha sonra Yunan işgali sırasında Türk kuvvetlerine bilgi ulaştırdığı ve düşman tarafından öldürüldüğü de yerel anlatının önemli bir unsurudur.

Bununla birlikte Deli Battal hakkında mevcut malzemenin önemli bölümü arşiv belgesi olmaktan ziyade hatıra, sözlü kültür, yerel tarih yazımı, gazete yazıları ve edebî anlatılardan meydana gelmektedir. Bu sebeple Deli Battal’ın faaliyetleri tarihsel gerçeklik, kolektif hafıza ve edebî temsil birbirinden ayrılarak incelenmelidir. Özellikle bazı anlatılarda olayın 1919 yılına yerleştirilmesine karşılık, Tekâlif-i Milliye bağlamındaki çorap ve çarık teslimi sahnesinin Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler eserinde 1921 yılı bağlamında verilmesi önemli bir kronolojik farklılıktır. Bu makalede söz konusu farklılık eleştirel tarih yöntemiyle değerlendirilmekte; Deli Battal figürü tarihsel coğrafya, sosyoloji, sembolizm, yerel hafıza ve millî kimlik bağlamında analiz edilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Deli Battal, Emirdağ, Afyonkarahisar, Millî Mücadele, Kuvayı Milliye, Tekâlif-i Milliye, Sakarya Savaşı, yerel tarih, kolektif hafıza, tarih yazımı.

Giriş

Millî Mücadele tarihinin geleneksel anlatısı çoğu zaman Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Fahrettin Altay Paşa ve diğer askerî-siyasî kişiler etrafında şekillenmiştir. Bu yaklaşım, savaşın siyasî ve askerî karar mekanizmalarını anlamak bakımından vazgeçilmez olmakla birlikte, Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını bütün boyutlarıyla açıklamakta yetersiz kalabilir. Çünkü bir savaş yalnızca cephede tüfek taşıyan ve emir veren insanlar tarafından kazanılmaz. Cephe gerisindeki kadınlar, köylüler, çocuklar, esnaf, memurlar, nakliyeciler, zanaatkârlar ve toplumun görünmeyen kesimleri de savaşın maddî ve manevî altyapısını meydana getirir.

Emirdağlı Deli Battal bu bakımdan dikkat çekici bir yerel tarih vakasıdır. Onun hikâyesi, ilk bakışta küçük ve hatta sıradan görünen bir eylemi —kişisel giyeceğini orduya vermeyi— Millî Mücadele’nin bütününe bağlamaktadır. Bir çift çorap ve bir çift çarık, savaş ekonomisinin maddî gerçekliğiyle vatan savunmasının manevî anlamının kesiştiği sembollere dönüşmüştür.

Deli Battal anlatısının önemini artıran bir başka unsur da onun toplumdaki konumudur. Yerel anlatılarda “deli”, “meczup” veya toplumun kenarında yaşayan kişi olarak tanımlanan Battal’ın, tam da bu konumuna rağmen vatan savunması konusunda güçlü bir bilinç sergilemesi dikkat çekicidir. Böylece anlatı, “akıllı” ile “deli”, merkez ile çevre, güçlü ile güçsüz ve devlet ile sıradan vatandaş arasındaki alışılmış hiyerarşileri tersine çeviren sembolik bir yapı kurmaktadır.

Ancak tarihçi açısından temel soru şudur: Deli Battal gerçekten nasıl bir kişiydi ve onun hakkında anlatılanların hangileri tarihsel olarak doğrulanabilir?

Bu soru, hikâyeyi küçümsemek için değil, tam tersine tarihsel değerini doğru yere oturtmak için sorulmalıdır. Çünkü tarihsel şahsiyet ile o şahsiyetin toplum hafızasında aldığı sembolik biçim aynı şey değildir.

1. Emirdağ’ın Tarihsel ve Coğrafî Zemini

Emirdağ, Afyonkarahisar’ın kuzeydoğusunda, İç Batı Anadolu ile Yukarı Sakarya coğrafyalarının kesiştiği stratejik bir bölgede yer almaktadır. İlçe doğuda Yunak, güneyde Bolvadin, batıda Afyonkarahisar, kuzeyde ise Çifteler ve Sivrihisar ile çevrilidir. Coğrafî konumu itibarıyla Ege ile İç Anadolu arasında bir geçiş sahası oluşturması, Millî Mücadele döneminde bölgenin askerî önemini artırmıştır.¹

Emirdağ’ın tarihsel önemi yalnızca coğrafî konumundan kaynaklanmaz. Bölge, uzun tarihsel dönem içerisinde Türkmen, Yörük ve çeşitli aşiret ve cemaatlerin iskân edildiği bir alan olmuştur. Bayındır, Çepni, Döğer, Yıva, Yüreğir, Kayı, Karakeçili, Sarıkeçili, Atçekenli, Horzumlu, Boynuyoğunlu ve başka toplulukların bölge nüfusunun şekillenmesinde etkili olduğu görülmektedir.²

Bu sosyal yapı, Millî Mücadele yıllarında ortaya çıkan dayanışma biçimlerinin anlaşılması bakımından önemlidir. Emirdağ toplumunun yalnızca merkezî idareyle ilişkili bir kitle değil, aynı zamanda aşiret, cemaat, mahalle, köy, aile ve akrabalık bağlarıyla birbirine bağlı bir toplumsal örgüye sahip olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla Deli Battal hikâyesini yalnızca bireysel bir fedakârlık olarak değerlendirmek eksik kalır. Hikâyenin arkasında, Emirdağ’ın toplumsal dayanışma kültürü bulunmaktadır.

2. Millî Mücadele Öncesinde ve Başlangıcında Emirdağ

Emirdağ’da Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde Kaymakam Nuri Bey ve bölgenin ileri gelenleri önemli rol oynamıştır. Yerel kaynaklarda Yarbay Arif Bey’in de bölgedeki örgütlenmenin gelişmesinde etkili olduğu, 5 Ağustos 1919’da Seyitgazi Askerlik Şubesinden mühimmat alarak Karakeçili Millî Alayı’nın kuruluşunu ilan ettiği aktarılmaktadır.³

Emirdağ’daki direniş örgütlenmesi kısa sürede daha geniş bir Millî Mücadele ağıyla ilişki kurmuştur. Karakeçili Millî Alayı’nın Alaşehir Kongresi’ne katılması, ardından çeşitli iç isyanların bastırılması ve daha sonra Fahrettin Bey’in süvari birlikleriyle birleşmesi, bölgesel direnişin giderek daha geniş bir askerî yapıya eklemlendiğini göstermektedir.⁴

Burada önemli bir dönüşüm yaşanmıştır: yerel savunma → Kuvayı Milliye → bölgesel askerî örgütlenme → düzenli ordu.

Deli Battal hikâyesinin anlamı da bu dönem içinde ortaya çıkmaktadır. O, düzenli ordunun bir subayı değildir. Bir milis komutanı da değildir. Fakat toplumun “savaşçı olmayan” kesiminin temsilcisidir.

Bu sebeple onun tarihsel rolü, askerî başarıdan ziyade toplumsal seferberlik açısından değerlendirilmelidir.

3. Deli Battal Kimdir?

Deli Battal’ın gerçek adı, doğum tarihi, ailesi, mesleği ve Millî Mücadele öncesindeki hayatı hakkında güvenilir arşiv belgeleri sınırlıdır. Mevcut anlatılar onu Emirdağ’ın yerel halk tarafından tanınan, toplumun “deli” veya “meczup” olarak gördüğü bir kişi şeklinde tasvir etmektedir.⁵

Burada tarihçi açısından çok önemli bir metodolojik sorun bulunmaktadır.

Deli” veya “meczup” ifadeleri modern anlamda tıbbî teşhisler değildir. Bunlar dönemin ve toplumun bir kişiyi sosyal olarak nasıl sınıflandırdığını gösteren kavramlardır. Dolayısıyla Deli Battal’ın gerçekten psikiyatrik bir hastalığının bulunup bulunmadığını mevcut kaynaklardan söylemek mümkün değildir.

Daha önemlisi, “deli” sıfatı onun Millî Mücadele içindeki davranışlarını anlamsızlaştırmamış; tam tersine yerel hafızada onun ahlâkî duyarlılığını daha görünür hale getirmiştir.

Burada anlatının temel çelişkisi ortaya çıkmaktadır: Toplumun “deli” olarak gördüğü kişi, vatan savunması konusunda “akıllı” toplumun tamamına örnek olan kişi hâline gelmiştir.

Bu çelişki, hikâyenin edebî ve sembolik gücünü açıklayan en önemli unsurlardan biridir.

4. Çorap ve Çarık: Deli Battal Vakasının Merkezindeki Sembol

Deli Battal anlatısının en meşhur sahnesi, çorap ve çarıklarını orduya vermesidir.

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı eserinde olay, Tekâlif-i Milliye uygulamalarının sürdüğü 1921 yılı bağlamında aktarılmaktadır. Özakman’ın anlatısında Emirdağ’ın Deli Battal’ı, kaymakam ve diğer görevlilerin bulunduğu toplantıya girer; askerin çıplak ve donanımsız olduğunu duyduğunu söyler ve elindeki çorap ve çarıkları orduya bırakır. Ardından yalınayak çıkar.⁶

Özakman’ın eserinde olayın anlatıldığı bölüm 252–253. sayfalarda yer almaktadır.⁷

Bu sahnenin tarihsel anlamını çözmek için çorap ve çarığın sembolik anlamlarına ayrı ayrı bakmak gerekir.

Çorap

Çorap, doğrudan doğruya insan bedeninin korunmasına ilişkin bir eşyadır.

Dolayısıyla Deli Battal’ın çorabını vermesi: “Benim bedenimi koruyan şeyi, cephedeki askerin bedenini koruması için veriyorum.” anlamına gelmektedir.

Bu, bireysel mülkiyet ile kolektif sorumluluk arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır.

Çarık

Çarık ise Anadolu insanının savaş yıllarındaki yoksulluğunun simgesidir.

Çarığın verilmesi yalnızca bir ayakkabının verilmesi değildir. Çünkü çarık, insanın yürüyebilmesini sağlayan temel araçtır.

Battal’ın çarığını teslim ettikten sonra yalınayak kalması, fedakârlığın “artık ihtiyaç fazlasını vermek” olmadığını göstermektedir.

Burada fedakârlığın ölçüsü şudur: İhtiyacından arta kalanı değil, ihtiyacının kendisini vermek.

Bu sebeple çorap ve çarık, Deli Battal anlatısının iki temel sembolüdür.

5. Tekâlif-i Milliye ve Deli Battal

Deli Battal hikâyesinin tarihsel bağlamı, 7–8 Ağustos 1921’de yayımlanan Tekâlif-i Milliye emirleridir.

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Türk ordusunun ciddi insan gücü, silah, mühimmat, yiyecek, giyecek ve ulaşım araçları sıkıntısı yaşadığı bilinmektedir. 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi verilmiş; bunun ardından ordunun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Tekâlif-i Milliye emirleri yayımlanmıştır.⁸

Bu emirler, halkın sahip olduğu çeşitli mal ve kaynakların ordu için kullanılmasını düzenlemektedir. Kaynaklarda, halkın elindeki belirli miktardaki mal ve eşyanın ordu adına alınmasına ilişkin uygulamalar ve bedellerinin daha sonra ödenmesi ilkesi belirtilmektedir.⁹

Dolayısıyla Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesi, Tekâlif-i Milliye’nin hukukî ve ekonomik mekanizmasından farklı bir düzlemde okunmalıdır.

Çünkü Tekâlif-i Milliye zorunlu yükümlülük mekanizmasıdır.

Deli Battal’ın davranışı ise anlatı içerisinde gönüllü fedakârlık olarak sunulmaktadır.

Bu iki alan arasındaki fark önemlidir:

Tekâlif-i MilliyeDeli Battal anlatısı
Devlet düzenlemesiBireysel irade
Hukukî yükümlülükAhlâkî fedakârlık
Komisyonlar ve kayıtlarVicdan ve gönüllülük
Malın belirli oranının alınmasıİhtiyaç duyulan kişisel eşyanın tamamının verilmesi
Savaş ekonomisiSavaş ahlâkı

Dolayısıyla Deli Battal, Tekâlif-i Milliye’nin kendisi değildir. Tekâlif-i Milliye’nin toplumdaki manevî karşılığının sembolik bir temsilidir.

6. Kronoloji Problemi: 1919 mu, 1921 mi?

Deli Battal anlatısının tarih yazımı bakımından en önemli problemlerinden biri kronolojidir.

Bazı yerel ve internet kaynaklarında Deli Battal hikâyesinin başlangıcı 1919 yılı Haziran ayına yerleştirilmektedir. Bu anlatılarda Emirdağ halkının Yunan işgali tehlikesi karşısında silahaltına alındığı ve Deli Battal’ın geride kalan kişiler arasında bulunduğu belirtilmektedir.¹⁰

Buna karşılık Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını orduya vermesi, Tekâlif-i Milliye bağlamında anlatıldığında tarihsel olarak 1921’e bağlanmaktadır. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde hazırlanan Emirdağ Folkloru adlı yüksek lisans tezinde de Deli Battal hikâyesi 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye uygulamalarının ardından değerlendirilmekte ve Turgut Özakman’ın eserine atıf yapılmaktadır.¹¹

Burada eleştirel tarih yöntemi açısından şu ayrımı yapmak gerekir:

1919, Emirdağ’daki yerel direnişin ve örgütlenmenin başlangıç bağlamıdır.

1921 ise Tekâlif-i Milliye ve Deli Battal’ın çorap-çarık bağışının anlatıldığı asıl bağlamdır.

Bu sebeple 1919’da başlayan Emirdağ direnişi ile 1921’deki Tekâlif-i Milliye uygulamasını aynı olaymış gibi değerlendirmek kronolojik açıdan doğru değildir.

Daha da önemlisi, Turgut Özakman’ın eseri bir roman olmakla birlikte, yazarın Deli Battal sahnesini 1921 bağlamında kurması, hikâyenin tarihsel anlamlandırılmasında önemli bir referanstır. Eserin ilgili bölümü 252–253. sayfalar arasında yer almaktadır.¹²

“Emirdağ Kaymakamı vakit geçirmeden İlçe Vergi Kurulunu kurdu.

Kurul kaymakamın odasında toplandı.

Kurul üyeleri bu hayati sorumluluğun altında ve halktan istenen özverinin büyüklüğü karşısında sersemlemişlerdi. Üyelerin çoğu ümitsizdi. Kaymakam halkın nasıl davranacağını kestiremediği için yalpalıyordu. Emirde “Kurullara her şey makbuz karşılığı teslim edilecek, ne teslim edilmişse bedeli ilerde ödenecek deniyordu ama acaba halk inanır mıydı buna?

Anadolu, Osmanlı tarihçilerinin büyük kaçgun adını verdikleri on yedinci yüzyıl sonundaki kargaşa döneminden beri devlete güvenmez olmuştu. Can ve mal güvenliğini sağlayamayan devlet, eşkıyanın yağmaladığı köyleri bir de vergi almak için kendi zorlayıp inletmişti. Bu yüzen birçok büyük, bayındır, zengin köy parçalanmış, köylüler kel tepelere, kuytu vadilere, orman içlerine göçmüş, böylece devletin ve eşkıyanın gözünün önünden, elinin altından, yolunun üzerinden kaçmıştı. Kaçamadığını anlaması uzun sürmeyecekti. Eski devlet bugüne kadar, bir şey vermeden, mal ve can vergisi isteyegelmişti. Şimdi yeni devlet de istiyordu.

Bunları konuşurken birden odanın kapısı küt diye ardına kadar açıldı. Kapının çerçevesi içinde Emirdağ’ın delisi Battal belirdi. Bağırdı:

“Selamünaleyküm!”

Kaymakam öfkelendi.

“Ulan deli, baksana çalışıyoruz. Çık dışarı!”

“Kızma beyim, biliyorum, onun için geldim. Duydum ki Kemal’in askeri çıplakmış. Allah şahidimdir üzerimdekinden başka çamaşırım yok. Çoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım, temizdir.”

Yaklaşıp masanın üzerine bir çift ıslak yün çorap koydu. Çarıklarını sıyırıp odanın ortasında bıraktı.

“Aha bunlar da çarıklarım. Haydi, kolay gelsin!”

Çıplak ayak, huzur içinde yürüyüp çıktı. Kapıyı gümleterek kapattı.

Üyelerin dilleri tutulmuştu sanki. Kaymakam, “Halktan kuşkulandığımız için tövbe edelim beyler.” dedi. “…Deli Battal gibi bir garibin yüreği köpürdüyse, tekmil halk ayaklanacak demektir. Hızlanalım.”

7. Deli Battal’ın “İstihbaratçı” Olarak Anlatılması

Yerel anlatının ikinci önemli bölümü, Deli Battal’ın Emirdağ’ın Yunan işgali sırasında düşman hareketlerini takip ettiği ve Türk kuvvetlerine bilgi aktardığı yönündedir.

Bazı anlatılarda, Yunanlıların Emirdağ’ı işgali sırasında Deli Battal’ın toplum tarafından ciddiye alınmayan konumundan yararlanarak düşman birlikleri hakkında bilgi topladığı ve bunu Millî kuvvetlere ulaştırdığı belirtilmektedir. Daha sonra Yunan kuvvetlerinin geri çekilişi sırasında yakalanarak öldürüldüğü ve şehit olduğu aktarılmaktadır.¹³

Bu anlatı tarihsel açıdan son derece anlamlıdır ancak belgesel kesinlik bakımından daha ihtiyatlı ele alınmalıdır.

Mevcut açık kaynaklarda bu faaliyetleri doğrulayacak, Deli Battal’ın adıyla düzenlenmiş bir askerî rapor, istihbarat belgesi, şehadet kaydı veya mahkeme belgesi ortaya konulmuş değildir.

Dolayısıyla tarihçinin kullanması gereken ifade: “Yerel hafızaya göre Deli Battal, işgal sırasında Türk kuvvetlerine istihbarat sağlamış ve Yunanlılar tarafından öldürülmüştür.” olmalıdır.

Kesin olarak şu tarihte şu birliğe istihbarat verdi” şeklinde kesinlik bildiren ifadeler ise mevcut belge durumunun ötesine geçer.

Bu ayrım tarih biliminin temel ilkelerinden biridir.

8. Emirdağ’ın İşgali ve Deli Battal’ın Coğrafî Anlamı

Emirdağ, Sakarya Savaşı öncesinde son derece hassas bir askerî coğrafyada bulunmaktadır.

Afyonkarahisar–Emirdağ–Sivrihisar–Eskişehir–Ankara doğrultusu, Batı Cephesi ile İç Anadolu arasında stratejik bir geçiş alanıdır.

1921 Ağustosunda Yunan ordusunun Sakarya yönündeki ilerleyişi sırasında Emirdağ bölgesi de askerî hareketliliğin etkisi altında kalmıştır. Yerel tarih araştırmalarında Yunan kuvvetlerinin 16 Ağustos 1921’de Emirdağ’a girdiği, bölgedeki Türk gözcü birliklerinin düşman hareketlerini takip ettiği ve daha sonra Türk süvari ve milislerinin karşı baskınlar gerçekleştirdiği aktarılmaktadır.¹⁴

Bu coğrafyada Deli Battal’ın anlatılan rolü, düzenli ordunun dışında faaliyet gösteren yerel bilgi ağı içerisinde değerlendirilebilir.

Savaş yalnızca cephede gerçekleşmez. Bir köylünün gördüğü askerî hareket, bir çobanın fark ettiği birlik, bir kadının duyduğu söylenti, bir esnafın gördüğü araç, bir çocuğun taşıdığı haber, bir “deli”nin düşman tarafından önemsenmeyen gözlemleri savaşın istihbarat coğrafyasının parçaları hâline gelebilir.

Deli Battal hikâyesinin istihbarat boyutu, bu sebeple tarihsel olarak doğrulanması gereken bir iddia olmanın yanı sıra, yerel toplumun savaşta bilgi üretme ve aktarma kapasitesinin sembolik anlatımı olarak da değerlendirilebilir.

9. “Deli” Figürünün Sosyolojik Anlamı

Deli Battal’ın anlatısının en dikkat çekici yönlerinden biri, toplumun dışına itilmiş görünen bir kişinin toplumun en güçlü ahlâkî temsilcilerinden birine dönüştürülmesidir.

Sosyolojik açıdan bu durum üç aşamalıdır:

Birinci aşama: Ötekileştirme

Toplum onu “deli” olarak tanımlamaktadır.

Bu, kişinin gündelik sosyal hiyerarşideki konumunu düşürür.

İkinci aşama: Ahlâkî dönüşüm

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesi, toplumun “normal” üyelerinin gerçekleştirdiği fedakârlıkların üzerine çıkmaktadır.

Artık onun davranışı toplumsal normun dışındaki bir davranış değildir.

Aksine normun en üst seviyesidir.

Üçüncü aşama: Sembolleştirme

Toplum, bireyin gerçek yaşamından çok, onun temsil ettiği değeri hatırlamaya başlamıştır.

Bu noktada Deli Battal artık sadece bir kişi değildir.

O; “Malı olmayanın bile verecek bir şeyi vardır.” anlayışının sembolüdür.

10. Çorap ve Çarığın Sosyal Tarihi

Deli Battal vakasını anlamak için savaş yıllarında Anadolu’nun ekonomik durumunu da hesaba katmak gerekmektedir.

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu toplumunun önemli bir bölümü yoksullaşmıştır. Emirdağ’a ilişkin yerel anlatılarda kadınların yün eğirerek çorap ördüğü, köylülerden yiyecek ve giyecek toplandığı ve cephedeki askerlerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışıldığı aktarılmaktadır.¹⁵

Bu bağlamda çorap: kadın emeğinin, çarık: köylü ekonomisinin, yalın ayaklık: savaş yoksulluğunun sembolüne dönüşmektedir.

Dolayısıyla Deli Battal’ın eylemi yalnızca bireysel değildir.

Arkasında: kadınların iplik ve yün üretimi, ev içi emek, köy ekonomisi, hayvancılık, deri işçiliği, yerel üretim, askerî ihtiyaç, ulaşım ve lojistik gibi çok sayıda toplumsal unsur bulunmaktadır.

Bu sebeple Deli Battal hikâyesi, aslında bir toplumun ekonomik altyapısının savaş alanına taşınmasının küçük ölçekli bir örneğidir.

11. Devlet, Millet ve Birey İlişkisi

Tekâlif-i Milliye uygulamaları, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi olağanüstü savaş koşullarında yeniden tanımlamıştır.

Devletin orduyu beslemesi gerektiği kadar, vatandaşın da bağımsızlığın korunması için sahip olduğu kaynakları kullanıma sunması beklenmiştir.

Fakat Deli Battal hikâyesi bu ilişkiye başka bir boyut eklemektedir:

Devlet: “Ver.” demektedir.

Deli Battal ise: “Bende olanın hepsini veriyorum.” demektedir.

Bu sebeple hikâyenin temel çatışması devlet ile birey arasında değil, bireysel mülkiyet ile kolektif varoluş arasındadır.

Çorap ve çarığın verilmesi, bireysel mülkiyetin millî savunma karşısında ikinci plana geçtiğini gösteren sembolik bir davranıştır.

12. Deli Battal ve “Ordu-Millet” Kavramı

Millî Mücadele’nin önemli sosyolojik kavramlarından biri “ordu-millet” anlayışıdır.

Bu kavram, savaşın yalnızca profesyonel askerler tarafından yürütülmediğini, toplumun geniş kesimlerinin askerî mücadelenin parçası hâline geldiğini ifade etmektedir.

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan çalışmalarda da Tekâlif-i Milliye emirleri ile halkın maddî kaynaklarının ordunun ihtiyaçları için seferber edilmesi, Millî Mücadele’nin topyekûn karakteriyle ilişkilendirilmektedir.¹⁶

Deli Battal bu kavramın sembolik bir kişileştirmesidir.

Çünkü o: düzenli asker değildir, subay değildir, milletvekili değildir, zengin değildir, eşraf değildir, büyük bir aşiret reisi değildir.

Ama yine de savaşın içindedir. Bu durum Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını anlamak açısından çok önemlidir.

13. Kişiler ve Kurumlar

Deli Battal anlatısında çeşitli kişiler ve kurumlar farklı değerleri temsil etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa

Millî egemenlik, bağımsızlık, askerî örgütlenme ve merkezî liderliği temsil etmektedir.

Deli Battal’ın anlatıda Mustafa Kemal Paşa’ya selam göndermesi, yerel bireyin Ankara merkezli Millî Mücadele hareketiyle kurduğu sembolik bağı göstermektedir.

Emirdağ Kaymakamlığı

Yerel devlet otoritesini temsil etmektedir.

Kaymakamın bulunduğu toplantıya Deli Battal’ın girmesi, devlet bürokrasisi ile halk arasındaki sembolik sınırın aşılmasıdır.

Askerlik Şubesi

Yerel askerî seferberliğin merkezidir.

Burada devletin insan ve mal gücünü organize eden kurumsal mekanizma bulunmaktadır.

Kuvayı Milliye

Yerel direnişi ve halkın kendi imkânlarıyla örgütlenmesini temsil etmektdir.

Karakeçili Millî Alayı

Emirdağ’ın yerel direnişinin askerî boyutunu temsil etmektedir.

Emirdağ halkı

Kolektif dayanışmanın temsilcisidir.

Deli Battal

Bütün bu yapıların dışında görünmesine rağmen, anlatı içinde hepsinin temsil ettiği değeri tek bir davranışta birleştiren sembolik kişidir.

14. “Deli Battal Bile…” Söyleminin Anlamı

Deli Battal hikâyesinin toplumsal hafızada kalmasını sağlayan cümlelerden biri, onun davranışını görenlerin: “Deli Battal bile bu şuura erdiyse…” şeklindeki değerlendirmesidir.

Bu ifade tarihsel bir belge olmaktan çok bir hafıza cümlesidir.

Ancak sosyolojik açıdan oldukça önemlidir.

Çünkü cümle, “vatan sevgisinin” toplumdaki en düşük konumda kabul edilen kişiye kadar yayıldığını göstermektedir.

Böylece Deli Battal: toplumun ahlâkî sınırını test eden kişi hâline gelmektedir.

Eğer o bile verebiliyorsa, diğer herkesin de vermesi gerekir.

Bu sebeple hikâyenin asıl görevi, geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmaktan çok, topluma bir davranış modeli sunmaktır.

15. Deli Battal’ın Heykeli ve Hafızanın Maddîleşmesi

Deli Battal’ın Emirdağ’da heykelinin bulunması, yerel hafızanın maddî kültüre dönüşmesinin açık örneklerinden biridir.

Heykelin bir elinde çorap, diğer elinde çarık bulunmaktdır.¹⁷

Bu heykel son derece güçlü bir sembolik anlatı üretmektedir.

Heykelin: bir elindeki çorap → asker, diğer elindeki çarık → fedakârlık, yalın ayak figür → yoksulluk, ayakta duran beden → direnç anlamlarını taşımaktadır.

Burada tarih, metinden heykele geçmektedir.

Deli Battal artık yalnızca anlatılan bir kişi değil, şehir mekânında görülen bir tarih figürüdür.

Bu durum “kolektif hafıza” yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır: Toplum, geçmişi yalnızca hatırlamaz; onu mekânlara, nesnelere, anıtlara ve sembollere yerleştirir.

16. Yerel Hafızadan Millî Hafızaya

Deli Battal’ın hikâyesinin Emirdağ sınırlarını aşarak Türkiye genelindeki Millî Mücadele anlatılarında yer alması, yerel hafızanın millî hafızaya dönüşmesine örnektir.

Yerel hafızada: “Emirdağ’ın Deli Battal’ı” olan kişi, millî anlatıda: “Millî Mücadele’nin fedakâr Anadolu insanı” tipine dönüşmektedir.

Bu dönüşüm, tarih yazımının önemli süreçlerinden biridir. Yerel olay, millî bir değerin sembolüne çevrilmektedir.

Bu bağlamda Deli Battal’ın hikâyesi, Mehmetçik, Şerife Bacı, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye ve diğer yerel kahramanlık anlatılarıyla aynı sembolik evrende değerlendirilmelidir.

17. Eleştirel Tarih Açısından Kaynak Problemi

Deli Battal konusunda en önemli sorun, kaynakların niteliğidir.

Mevcut malzeme şu kategorilere ayrılabilir:

Birincil belgeler

Deli Battal’ın adına ilişkin açık ve kesin askerî arşiv belgeleri henüz ortaya konulmuş değildir.

Yerel tarih araştırmaları

Emirdağ üzerine yapılan araştırmalar, hikâyeyi yerel tarih ve folklor bağlamında aktarmaktadır. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde 2024’te tamamlanan Emirdağ Folkloru tezi bu açıdan önemlidir; çalışma yazılı ve elektronik kaynakların yanı sıra 128 kaynak kişiyle gerçekleştirilen saha araştırmasına dayanmaktadır.¹⁸

Hatıralar ve yerel anlatılar

Bunlar olayın toplum hafızasındaki biçimini göstermektedir.

Edebî anlatı

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler eseri, Deli Battal hikâyesinin geniş kitlelere ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Ancak roman türü bir eser olduğu için doğrudan arşiv belgesi olarak kullanılamaz.

Güncel yerel medya

Heykel, kısa film ve yerel yazılar, Deli Battal’ın günümüzde nasıl hatırlandığını göstermektedir. 2023’te Emirdağ Belediyesi tarafından Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında Deli Battal hikâyesini konu alan kısa film hazırlanması da bu hafızanın günümüzde yeniden üretildiğini göstermektedir.¹⁹

Dolayısıyla tarihçinin görevi, bu kaynakların hiçbirini bütünüyle reddetmek değil, her birinin bilgi değerini ve sınırını ayrı ayrı belirlemektir.

18. Efsane ile Tarih Arasındaki Sınır

Deli Battal hikâyesinin bazı bölümleri tarihsel gerçeklikten ziyade folklorik anlatı özellikleri göstermektedir.

Örneğin: toplantıya nasıl girdiği, söylediği sözlerin kelimesi kelimesine ne olduğu, kaymakamın ve diğer kişilerin verdiği tepkiler, işgal sırasında hangi bilgileri nasıl aktardığı, nasıl ve ne zaman öldürüldüğü konularında anlatılar arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Bu sebeple tarihçi açısından üç ayrı katman oluşturmak gerekmektedir:

Birinci katman: Belgelendirilebilir tarih

Emirdağ’ın Millî Mücadele içindeki konumu, Yunan işgalleri, Karakeçili Millî Alayı, Tekâlif-i Milliye ve Sakarya süreci.

İkinci katman: Hatıra tarihi

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesine ilişkin anlatılar.

Üçüncü katman: Folklorik hafıza

Onun “deli ama akıllı”, “garip ama vatansever”, “yalınayak ama fedakâr” biçiminde sembolleştirilmesi.

Bu üç katmanı birbirine karıştırmadan kullanmak, Deli Battal hikâyesinin değerini azaltmaz.

Tam tersine, onu daha güçlü bir tarihsel nesne hâline getirir.

19. Deli Battal’ın Temsil Ettiği Değerler

Deli Battal anlatısının temsil ettiği başlıca değerler şunlardır:

Fedakârlık

Kişinin kendi ihtiyacından vazgeçmesidir.

Vatanseverlik

Vatanın savunulmasını bireysel çıkarın önüne koymaktır.

Dayanışma

Toplumun savaşan askerle kendisini aynı kader içinde görmesidir.

Tevazu

Büyük bir servete sahip olmadan da büyük bir fedakârlık yapılabileceği düşüncesidir.

Eşitlik

Millî Mücadele’nin yalnızca seçkinlerin değil, toplumun her kesiminin mücadelesi olduğu fikridir.

Manevî seferberlik

Maddî yardımın ötesinde psikolojik ve ahlâkî bir dayanışma oluşturmaktır.

20. Deli Battal ve Kadınların Görünmeyen Emeği

Deli Battal anlatısının yalnızca erkek merkezli okunması da eksik olacaktır.

Çünkü çorap üretimi, Anadolu’nun savaş ekonomisinde kadın emeğinin önemli göstergelerinden biridir.

Emirdağ yerel anlatılarında kadınların yün eğirdiği ve askerler için çorap ördüğü aktarılmaktadır.²⁰

Bu sebeple Deli Battal’ın elindeki çorap, yalnızca “Battal’ın malı” değildir.

O çorap aynı zamanda: kadın emeğinin, ev ekonomisinin, hayvancılığın, yünün, ipliğin, örgü bilgisinin ve cephe gerisinin ürünüdür.

Dolayısıyla bir çift çorabın tarihini takip ettiğimizde cepheden köye, köyden eve, evden kadının eline, kadının elinden tekrar cepheye uzanan bir ekonomik ve toplumsal zincir ortaya çıkmaktadı r.

Bu açıdan Deli Battal hikâyesi, kadınların Millî Mücadele’deki görünmeyen emeğinin de sembolik bir belgesidir.

21. Deli Battal ve Yoksulluk Tarihi

Deli Battal’ın hikâyesi aynı zamanda Anadolu’nun savaş yıllarındaki yoksulluğunu anlamak ve anlatmak için de kullanılabilir.

Bir kişinin sahip olduğu en temel giyeceğini vermesi, ordunun ihtiyaçlarının ne kadar ağır olduğunu göstermektedir.

Burada tarihsel bir çelişki vardır: Yoksulluk fedakârlığı azaltmamış, bazı durumlarda fedakârlığın anlamını büyütmüştür.

Deli Battal’ın çarığını vermesi, zengin bir kişinin büyük miktarda para bağışlamasından sembolik olarak daha etkili hâle gelmiştir.

Çünkü çarık onun hayatındaki temel ihtiyaçtır. Bu sebeple fedakârlığın büyüklüğü ekonomik değeriyle değil, veren açısından taşıdığı ihtiyaç değeriyle ölçülmektedir.

22. Deli Battal’ın “Sessiz Kahraman” Olarak İnşası

Deli Battal’ın klasik kahramanlardan farkı, savaş meydanında görünür bir zafer kazanmamasıdır.

O: bir düşman birliği yok etmemiştir, bir cephe komutanlığı yapmamıştır, bir askerî harekât planlamamıştır, büyük bir siyasî karar almamıştır.

Buna rağmen hafızada kalmıştır. Çünkü onun kahramanlığı sonuçtan ziyade niyet ve fedakârlık üzerinden gerçekleşmiştir.

Bu sebeple Deli Battal, “sessiz kahraman” tipinin örneğidir. Sessiz kahraman: Tarihin resmî belgelerinde az görünen, fakat toplum hafızasında ahlâkî bir değer taşıyan kişidir.

23. Millî Mücadele’nin Mikro Tarihi Açısından Deli Battal

Mikro tarih, büyük tarihsel dönemleri küçük bir kişi, aile, köy veya olay üzerinden inceleme imkânı vermektedir.

Deli Battal bu açıdan oldukça uygun bir mikro tarih vakasıdır.

Bir kişinin hayatına baktığımızda: 1919 yerel direnişiEmirdağ’ın askerî örgütlenmesi1921 Tekâlif-i MilliyeSakarya SavaşıYunan işgaliyerel istihbarat anlatısı1922 Büyük Taarruzşehitlik anlatısıCumhuriyet dönemi hafızasıheykelfilm zinciri ortaya çıkmaktadır.

Böylece küçük bir hikâye, Millî Mücadele’nin bütün tarihsel katmanlarına açılan bir pencereye dönüşmektedir.

24. Deli Battal’ın Tarihsel Coğrafyası

Deli Battal’ın hikâyesinin mekânsal eksenini üç alan oluşturmaktadır:

Emirdağ

Yerel toplumun yaşadığı alandır.

Askerlik Şubesi / Kaymakamlık

Devlet ve Millî Mücadele örgütlenmesinin yerel merkezidir.

Cephe

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarının gönderildiği sembolik savaş alanıdır.

Bu üç mekân arasında fiziksel mesafe kadar sembolik bir bağ da bulunmaktadır: ev → devlet → cephe.

Deli Battal bu üç mekânı birleştiren kişidir. Bu sebeple onun hikâyesi bir “yer hikâyesi”dir.

25. Tepkiler ve Yansımalar

Deli Battal’ın davranışının anlatıdaki ilk etkisi şaşkınlıktır.

Kaymakam ve diğer yöneticiler, kendisini toplumun sıradan bir üyesi olarak görmedikleri hâlde onun fedakârlığı karşısında etkilenmişlerdir.

Özakman’ın anlatısında bu sahne, halkın fedakârlığı konusunda yöneticilerin tereddütlerini değiştiren bir an olarak kurgulanmaktadır.²¹

Bunun sembolik anlamı büyüktür: Devlet halktan fedakârlık beklerken, halk devlete yalnızca mal vermemekte; devletin moral gücünü de yükseltmektedir.

Böylece ilişki tek yönlü değildir. Halk orduyu destekler. Ordu halka güven verir. Halkın fedakârlığı yöneticileri etkiler. Yöneticilerin kararlılığı da halkın moralini yükseltir.

Bu, Millî Mücadele’nin karşılıklı meşruiyet üreten yapısını göstermektedir.

26. Deli Battal ve Günümüz Hafızası

Deli Battal’ın hikâyesi Cumhuriyet döneminde unutulmamış, özellikle son yıllarda yeniden canlandırılmıştır.

Emirdağ’da heykelinin bulunması, yerel basında hakkında yazılar yayımlanması ve Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla hikâyesinin kısa filme konu edilmesi, Deli Battal’ın günümüz toplumunda da bir fedakârlık sembolü olarak yaşatıldığını göstermektedir.²²

Bu durum tarih ile hafıza arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

Tarih: “Ne oldu?” sorusunu sormaktadır.

Hafıza: “Ne hatırlanmalıdır?” sorusunu sormaktdır.

Deli Battal’ın bugünkü temsil biçimi ikinci soruyla ilgilidir.

27. Eleştirel Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar

Deli Battal örneğinde üç farklı tarih üretimi görülmektedir:

1. Olay tarihi

1919–1922 arasında Emirdağ’ın Millî Mücadele dönemidir.

2. Anlatı tarihi

Çorap ve çarığın verilmesi, işgal sırasında istihbarat yapılması ve şehitlik anlatısı.

3. Hafıza tarihi

Heykel, film, yerel yazılar ve millî kahramanlık söylemi.

Bunların hiçbirini birbirinin yerine koymamak gerekmektedir.

Bir olayın folklorik biçimde anlatılması, onun mutlaka “uydurma” olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir olayın çok etkileyici anlatılması, onun her ayrıntısının arşiv belgesiyle kanıtlandığı anlamına da gelmez.

Bu sebeple açık, anlaşılır ve doğru yöntem: belge + sözlü tarih + yerel tarih + edebî kaynak + maddî kültür + coğrafya + sosyoloji birlikteliğidir.

Sonuç

Emirdağlı Deli Battal’ın Millî Mücadele’deki faaliyetleri, klasik askerî tarih perspektifinden bakıldığında küçük bir vaka gibi görünebilir. Ancak mikro tarih, sosyal tarih, tarihsel sosyoloji ve kolektif hafıza açısından incelendiğinde son derece zengin bir araştırma alanı ortaya çıkmaktadır.

Deli Battal’ın en önemli sembolik eylemi, çorap ve çarıklarını orduya vermesidir. Bu davranış, Tekâlif-i Milliye’nin maddî yükümlülüklerinden farklı olarak, savaşın toplum tarafından nasıl ahlâkî bir seferberliğe dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Çorap kadın emeğinin, çarık köylü ekonomisinin, yalın ayaklık savaş yoksulluğunun, Askerlik Şubesi devlet otoritesinin, Kuvâ-yı Milliye yerel direnişin, Deli Battal ise sıradan insanın olağanüstü fedakârlığının sembolü hâline gelmiştir.

Onun “deli” olarak tanımlanması ise hikâyenin paradoksal gücünü artırmaktadır. Toplumun kenarında görülen bir insan, toplumun merkezî değerlerinden biri olan vatan savunmasının ahlâkî temsilcisine dönüşmüştür.

Bununla birlikte eleştirel tarihçilik, Deli Battal’ın bütün hikâyesini sorgusuz biçimde “belgelenmiş tarih” olarak kabul etmemelidir. Özellikle 1919 ve 1921 kronolojilerinin birbirine karıştırılması, çorap-çarık hadisesinin farklı anlatımları ve işgal dönemindeki istihbarat faaliyetlerine ilişkin birincil belge eksikliği dikkatle belirtilmelidir.

Bu noktada Deli Battal’ın tarihsel önemini azaltan değil, artıran bir sonuç ortaya çıkmaktadır:

Deli Battal’ın değeri yalnızca onun gerçekten ne yaptığıyla değil, Emirdağ ve Türkiye toplumunun onun üzerinden neyi hatırlamak istediğiyle de ilgilidir.

O, tarihsel şahsiyet ile kolektif hafızanın kesişme noktasında bulunmaktadır.

Bir elinde çorap, diğer elinde çarık bulunan heykel bu nedenle yalnızca bir insanı temsil etmez.

O heykel; “Benim olan vatanındır.” anlayışının, “Yokluk içinde de fedakârlık mümkündür.” düşüncesinin ve “Millî Mücadele yalnızca cephede değil, evde, köyde, sokakta ve insan vicdanında da yapılmıştır.” gerçeğinin sembolik ifadesidir.

Bu yönüyle Deli Battal, Millî Mücadele’nin büyük komutanlarının yanında, tarihin çoğu zaman sessiz bıraktığı sıradan insanın tarihini görünür kılan önemli bir yerel hafıza figürüdür.

Sonuç Cümlesi

Deli Battal’ın tarihsel önemi, bir çift çorap ve bir çift çarığın maddî değerinde değil; o çorap ve çarığın, Millî Mücadele’nin “herkesin savaşı” olduğunu anlatan güçlü bir toplumsal sembole dönüşmesindedir.

Dipnotlar

  1. Begüm Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı,  Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar, 2024, s. 11–12. Çalışmada Emirdağ’ın coğrafî konumu ve bölgesel özellikleri ayrıntılı biçimde verilmektedir.
  2. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 12–14. Emirdağ’ın aşiret, cemaat, Yörük ve Türkmen toplulukları bakımından sosyal yapısı için bkz.
  3. Ahmet Urfalı’dan aktaran Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Karakeçili Millî Alayı’nın kuruluşu ve Emirdağ’daki Millî Mücadele örgütlenmesi için bkz.
  4. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11.
  5. Deli Battal’ın yerel anlatıdaki kişiliği için bkz. Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Tarihistan, 15 Ocak 2022.
  6. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2005, s. 252–253. Eserde Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını orduya bırakması anlatılmaktadır.
  7. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s. 252–253.
  8. Cemil Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2023.
  9. Mehmet Kayıran, “Tekâlif-i Milliye Emirleri” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 5, No. 15 (Temmuz 1989), s. 642–665.
  10. Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği, 25 Haziran 2024; Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Bu kaynaklarda hikâyenin başlangıcı 1919 Haziranına yerleştirilmektedir.
  11. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Tez, Deli Battal hikâyesini 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye bağlamında ele almaktadır.
  12. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s. 252–253.
  13. Millî mücadelemizden insan manzaraları” Millî Düşünce Merkezi, 7 Ekim 2018; ayrıca yerel anlatının benzer biçimleri için bkz. “Yunanlılar Kaçarken Şehit Ettiler.
  14. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Yunan kuvvetlerinin 1921’de Emirdağ’a girişi, Türk gözcü birlikleri ve Yüzbaşı Yümnü’nün faaliyetleri için bkz.
  15. Soyyer, “Deli Battal”; “Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği.
  16. Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları; ATAM, “Millî Mücadele Dönemi.”
  17. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, 10–11; Emirdağ Belediyesi’nin 2023 tarihli Deli Battal filmi hakkındaki haber.
  18. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, iv, s. 2–4. Tezde 128 kaynak kişiyle gerçekleştirilen saha araştırması hakkında bilgi verilmektedir.
  19. Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.
  20. Soyyer, “Deli Battal”; Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru.
  21. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.252–253.
  22. Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.

Kaynakça

T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 2 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 132-144.

T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 4 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 157-162

T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, 5 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 12, İçtima: 2, s. 18-20

Kemal Atatürk, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, s. 615-617

Selahattin Tansel, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar IV, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1974, s. 108-110

Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Maliye Bakanlığı Ellinci Yıl Yayınları, Ankara, 1974, s. 367-401

AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Tekâlif-i Milliye Emri Numara (1)”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 414-415.

AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Tekâlif-i Milliye Emri Numara (2)”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 415-416.

Serpil Sürmeli, Milli Mücadele’de Tekâlif-i Milliye Emirleri, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998,

Hikmet Özdemir, Tekalif-i Milliye, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A. Ş., İstanbul, 2001

Mehmet Kayıran, “Tekâlif-i Milliye Emirleri.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 5, no. 15 (Temmuz 1989), s. 642–665.

Cemil Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2023.

Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler,  Bilgi Yayınevi, Ankara, 2005.

Begüm Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024.

Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Tarihistan, 15 Ocak 2022.

Ahmet Urfalı, Emirdağ Yöresi ve Millî Mücadele ile ilgili yerel tarih çalışmaları; Şahanoğlu’nun çalışmasında ilgili sayfalara atıfla kullanılmıştır.

Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.

Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği, 25 Haziran 2024.

Millî mücadelemizden insan manzaraları” Millî Düşünce Merkezi, 7 Ekim 2018.

Continue Reading

En Çok Okunanlar