Türk İstiklâl Mücadelesi
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer’in Hatıralarında Amasya Genelgesi’nin Hazırlanışı
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
Türk Milli Mücadelesi’nin başbuğu Mustafa Kemal Paşa, 19 Mayıs 1919 Pazartesi sabahı saat 6’da 9. (sonra 3.) Ordu Kıt’aları Müfettişi olarak Samsun’a çıktığında yanında aşağıdaki 18 subay bulunuyordu:
- Kurmay Albay Refet Bey (General BELE) (3. Kor. K.)
- Kurmay Albay Manastırlı Kazım Bey (General DİRİK) (Müfettişlik Kur. Bşk.)
- İbrahim Tali Bey (ÖNGÖREN) (Müfettişlik Sağlık Bşk.)
- Kurmay Yarbay Mehmet Arif Bey (AYICI) (Kurmay Başkan Yardımcısı)
- Kurmay Binbaşı Hüsrev Bey (GEREDE) (Karargâh Erkan-ı Harbiyesi İstihbarat ve Siyasiyat Şubesi Müdürü)
- Topçu Binbaşı Kemal Bey (DOĞAN) (Müfettişlik Topçu K.)
- Binbaşı Refik Bey (SAYDAM) (Sağlık Bşk. Yardımcısı)
- Yüzbaşı Cevat Abbas (GÜRER) (Müfettişlik Başyaveri)
- Yüzbaşı Mümtaz (TÜNAY) (Kurmay Mülhakı)
- Yüzbaşı İsmail Hakkı (Kurmay Mülhakı)
- Yüzbaşı Ali Şevket (ÖNDERSEV) (Müfettişlik Emir Subayı)
- Yüzbaşı Mustafa Vasfi (SÜSOY) (Karargâh K.)
- Üsteğmen Hayati (Kurmay Başkanı Emir Subayı ve Müfettişlik Kalem Amiri)
- Üsteğmen Arif Hikmet (GERÇEKÇİ) (Kurmay Mülhakı sonra 3. Kor. K. Yaveri)
- Üsteğmen Abdullah (İaşe Subayı)
- Teğmen Muzaffer (KILIÇ) (Müfettişlik İkinci Yaveri)
- Birinci Sınıf Kâtip Faik (AYBARS) (Şifre Kâtibi)
- Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh (ATASEV) (Şifre Kâtibi Yardımcısı) [1]

Bu kişilerden Başyaver Cevat Abbas GÜRER (1887-1943), Mustafa Kemal ATATÜRK’ün 24 yıl hizmetinde bulunmuş olup cumhurbaşkanlığı döneminde Çankaya Köşkü’nün sürekli misafirlerinden biridir. Önemli tarihi olaylara tanıklık etmiştir. Harp cephelerinde, mağlubiyet ve galibiyetlerde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşunda, hangi görevde bulunursa bulunsun Cevat Abbas Bey, her zaman ve mekânda Mustafa Kemal Atatürk’ün yanında ve yakınında bulunmuştur. Cevat Abbas Bey’in ortaya çıkan hatıraları, Türk İstiklal Mücadelesi/Harbi’nin karanlıkta kalmış yönlerini aydınlatmaktadır. Mustafa Kemal Atatürk gibi Cevat Abbas Bey’in de ani ölümü kapsamlı bir hatırat hazırlamasını engellemiştir. Cevat Abbas Bey’e ait hatıra ve belgeler, torunlarından Turgut GÜRER tarafından Atatürk’ün Yaveri Abbas Gürer Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl adlı eserde bir toplanarak yayımlanmıştır. [2]
Hâtırat, yine otobiyografik birer anlatım türü olan seyahatname, sefaretname, ruzname (günlük), tezkire, muhtıra, menkıbe ve mektup gibi yazı türleriyle benzerlik taşır. Özellikle seyahatname gezilen yerlerin anlatıldığı bir hâtırat türüdür. Günlük ise hadiselerin vuku bulduğu gün kaydedilmiş notlar olarak hâtırattan ayrılır. Bundan dolayı yaşandıktan az veya çok bir süre sonra yazılan, hatta bazen yaşlılıkta kaleme alınmış çocukluk hâtıraları gibi yaşanmasıyla yazılması arasına uzun zaman girmiş olan hâtırat yılların biriktirdiği yeni intibaları, yeni değer yargılarını ve yeni hayat tecrübelerini de ihtiva ettiğinden farklı bir özellik taşır. Bazı hâtıralarda günlük parçaları, mektuplar ve belgeler de yer almıştır. Böylece hâtırattaki bilgilerin güvenilirlik derecesi artar ve tarih araştırmaları için belge olabilecek değer kazanır. Bir kısım hâtıralar ise dönemin sosyal hayatını ve folklorik yapısını aksettirmede başarılı olduğu için bu konularda kaynak değerine sahiptir.
Hâtıralar ifade ve üslûp bakımından farklılık gösterir. Genellikle askerî şahısların yazdıkları belgelere dayanan, hatta birliklerin harekât şemalarını ihtiva eden harp hâtıraları yalın ve objektif bir ifadeyle kaleme alınmıştır. Sanatkârların, özellikle edebiyatçıların hâtıralarında ise kişi ve olaylarla beraber hâtıra sahibinin intiba, duygu ve sübjektif yorumlan üslûba da tesir eden edebî bir dille anlatılır. Bu sonuncular edebî bir tür olan hâtıratı teşkil eder. Bu özellikleri dikkate alınarak genellikle bütün hâtıralardan, özellikle de siyasî karakteri ağırlıkta olan hâtıralardan bir belge ve objektif bilgi olarak faydalanmak için bunlara ihtiyatla yaklaşılması ve aynı konu üzerine yazılmış olanların karşılaştırılması gerekir. [3]
Yukarıda ifade edilen anlayışla Türk İstiklal Mücadelesi’nin başbuğu Mustafa Kemal ATATÜRK başta olmak üzere yakın çalışma arkadaşlarının hatıratlarının karşılaştırılmasına ve böylece milli tarih bilincinin gelişmesine katkıda bulunmak amacıyla, Turgut GÜRER tarafından Atatürk’ün Yaveri Abbas Gürer Cepheden Meclise Büyük Önder ile 24 Yıl adlı eserde yer alan “Amasya Genelgesinin Hazırlanışı” bölümü aşağıda sunulmuştur.
—***—
AMASYA GENELGESİNİN YAZILDIĞI GECE…
Cevat Abbas GÜRER, altına 9.11.1940 tarihini düştüğü kendi şahsi notları arasında bulunan bir yazısında, Milli Mücadele’de bizzat Atatürk’ün diktesiyle kaleme aldığı, Türk İstiklal Mücadelesi’nin en önemli belgelerinden birinin yazıldığı 21 Haziran’ı 22 Haziran’a bağlayan geceyi anlatıyor:
“Atatürk”, tarihi büyük şerefini arkadaşlarıyla nerede paylaştı?
Atatürk’ün kurtarıcı kudretinin büyük hamlelerinden birine şahit olan Amasya’daki karanlık oda! Kışlanın sınırına bitişik bir binanın, Türkiye kurtuluş nurunun doğduğu ve yer yuvarlığının dört yanına gözler kamaştıran ışıklarını saçtığı odasıdır.
O, daima tarihimizde bütün parlaklığıyla yaşayacaktır.
Askeri hastane idarecilerinin iş gördükleri bu binayı [Saraydüzü kışlası]; 5. Kafkas Fırkası Kumandanı Yarbay Cemil Cahit (Sayın Orgeneral); Atatürk’e ve yakınlarına ayırmış ve kışlanın bir kısmını da müfettişlik karargâhımıza tahsis buyurmuşlardı.

Bu bina kışla kadar, gerek Amasya şehrine ve gerekse verimli Yeşilırmak’ın her iki yönündeki gönül açan yeşil vadilerine hâkim bulunuyordu. Karargâhımızın korunması bakımından da en emin bir mevkide idi.
Burasının intihap olunuşu [seçilmesi], fırka kumandanının dikkat ve ihtimamını ve Samsun’da başlayıp Havza’da açığa vurulan milli harekete geçmek lüzumuna derin ve sarsılmaz ilgisinin necip tezahürü olarak Atatürk’çe kabul edilmişti.
Yarbay Cemil Cahit, sevgili memleketin düşürülmek istenen büyük tehlikesinin bertaraf edilmesi için açılacak olan çetin savaşlı işler karşısında metin ve vakurdu.
Hele büyük fedakârlara has tevazu ve nezaketi, herkeste kolay bulunmayan meziyetlerindendi. Milli hareketlerin öncüleri arasında bulunan muhterem orgeneralin milli tarihimizde pek kıymetli yer tutacağı şüphesizdir.
Mesane rahatsızlığının natamam [bitmemiş] ve tehlikeli tedavisiyle İstanbul’dan ayrılan Atatürk, Havza’nın yüksek dereceli kaplıcasından ve Doktor Refik SAYDAM’ın (merhum başvekil) tedavisinden 17 gün hakkıyla istifade etmişti.
Büyük adam, Havza Camii’nde bütün millete; kurtulmak ve vatanı parçalatmamak için yapılacak vatani ve milli ödevleri işaret ederek, milletler bünyelerinin en büyük kuvveti olan birlik ve beraberliğe davet etmiş ve fiili müsellah [silâhlı] harekete hemen geçmek maksadıyla Havza silâh deposunun kapılarını halka açmakla teşkilata başlamıştı. Havza’dan hareketimiz bir dereceye kadar başlanılan faaliyetin icabı sayılabilirse de asıl Havza’nın cenubunda, Havza’ya hâkim ve Amasya istikametini kolaylıkla kapayacak kabiliyette bulunan Merzifon’daki İngiliz kuvvetlerinin karargâhımız için tehlikeli oluşu idi. Çünkü geniş salahiyetli ordu mufettişi Mustafa Kemal Paşa’nın, artık ordu kumandanından ziyade milleti kurtuluşa vardıracak bir kutlu önder olduğu, İstanbul hükumeti davetine boyun eğmemekle anlaşılmıştı.
Havza’dan hareketimizden evvel çok sevdiği ve güvendiği ve Atatürk’e, başlanılacak milli ve vatani maksatlar uğrunda kolordusu ile büyük ve ağır fedakârlıklar istilzam edecek [gerektirecek] her türlü ödevleri şartsız, kayıtsız ve ifa edeceğine [yerine getireceğine] daha İstanbul’daki ziyareti esnasında söz veren sınıf arkadaşı 20. Kolordu Kumandanı General Ali Fuat CEBESOY’dan (muhterem Nafıa Vekili) er kıyafetine girerek misafirleri ile birlikte Havza istikametine hareket etmesi bir şifre ile rica olunmuştu.
Havza’dan Amasya’ya…
12 Haziran 1335 [1919] günü Havza’dan hareket eden karargâhımız, aynı günün akşamına doğru Amasya’ya vardı. Necip [soylu, asil] ve fedakâr Amasyalılar, Atatürk’ü coşkun tezahüratla karşıladılar. Resmi ziyaretler bittikten sonra yukarıda arz ettiğim karargâh binalarımıza yerleşmiştik.
Havza’dan hareketimizden üç gün geçmemişti. Arandığım telefonda, 20. Kolordu Yaveri Üsteğmen Bay İdris CURA (Selanik Konsolosu) Kumandanının ve misafirlerinin Havza’nın 12 kilometre cenubunda ve Havza-Amasya yolunun üzerinde bir noktada müfettiş paşa hazretlerinin emirlerini bekledikleri haber veriliyordu.
Telefondan ayrılmaması ricasıyla Yaver CURA’yı bırakarak aldığım haberi (Londra sefirimizin de orada bulunduğunu) kumandanıma arz ettim. Kumandanım cevaben:
— Vakit geçirmeden Amasya’ya hareket etsinler. Sen de bizim otomobillerden birine bin. Aynı istikamete hareket et. Nerede rastlarsan Fuat Paşa’yı, Rauf ve Süreyya Beyleri bizim otomobile al getir, emrini telefonda bekleyen yaver arkadaşa aynen bildirdim. Ben de Umumi Harp’ten miras kalan yıpranmış otomobilimizden daha iyicesini seçerek yola koyuldum. Amasya’dan epeyce şimalde ve Vehip Paşa değirmenleri denen mahalde muhterem General Ali Fuat CEBESOY ve arkadaşlarıyla karşılaşıldı. Atatürk’ün emri veçhile hareket edilerek Amasya’ya akşam başlarken dönüldü.
Kahraman, gürbüz bir er kıyafetine girmiş olan koca vatansever General Ali Fuat CEBESOY’un inan ve güveni temin eden huzuzu [sevinci], hakikaten Atatürk’ü çok sevindirdi. Umumi Harbin son yıllarında ve mütareke günlerinde samimi yakınlık gösteren ve Atatürk tarafından ayni duygularla sevilen ve “İstanbul’da faaliyet ümitleriniz kalmadığı zaman bana mülaki olunuz” tavsiyesine riayet eden eski Bahriye Nazırı Albay Hüseyin Rauf ORBAY’ın (Londra sefirimiz) Manisa ve havalisini ve oradan Ankara istikametindeki mıntıkaları tetkik ederek Atatürk’e mülaki oluşu [katılması] Atatürk’ün hazzını katmerlendirdi. Bay Hüseyin Rauf Orbay’a, mutasarrıf İbrahim Süreyya YİĞİT (Kocaeli mebusu), Yüzbaşı Osman Nuri (General Osman TUFAN) ve ihtiyat zabiti [yedek subay] Recep Zühtü SOYAK (Eski Zonguldak mebusu) refakat ediyorlardı.
Trablusgarp harbine gönüllü olarak iştirak eden İbrahim Süreyya YİĞİT, orada Atatürk’ün emrinde çalışmıştı. Memleketin her tehlikesinde zarif yaradılışlı vücudunu ve sarsılmaz iradeli kafasını ortaya koymakla tanınmış olan bu zat Atatürk’ün vefakâr bir arkadaşı idi.
Şimdi, az güneş gördüğünden hemen daimi tatlı bir gölge ve serinlik taşıyan ve fakat ebedi sönmeyecek olan milli şubeyi dünyalara tanıtan odanın misafirleri, geceleri beyaz fanuslu, müdevver [yuvarlak] fitilli iki gaz lambasının ışıkları etrafında baş başa, kalp kalbe vererek Atatürk tarafından atılan ilk milli hareket adımlarına ayak uydurmuşlardı.
Vakit, fırsat kayıtlarını, memuriyet ve hayat kaygılarını Havza’da ebediyete gömen Atatürk; Havza’daki hutbesini tekrar ederek sevgili ve fedakâr tanıdığı ve tanıtmak istediği arkadaşlarıyla birlikte bütün memleketi an geçirmeden kurtuluş hedefine götürmek azmindeydi.
O esasen yurdu parçalanarak esir edilmek istenen aziz ve necip milleti “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır” düsturunu (ilkesini) daha İstanbul’da iken kendilerine başlıca çıkar yol edinmişti. Onun için Samsun’a ayak basar basmaz bu noktadan dinamik bir hızla işe başlamıştı.
Şimdi kesin hareket için Samsun’a çıkışımızdan Amasya’ya muvasalatımıza kadar geçen 23 günlük “hadiseleri”, büyük bir salabet [manevi kuvvet] ve samimiyetle saatlerce, günlerce Atatürk arkadaşlarına izahta bulundu.
Bay Hüseyin Rauf Orbay’ın da düşman süngüleri altında ve tehdidinde bulunan vilayetler halkından edindiği kıymetli intibaları dinlendi.
Bu veçhile Atatürk’ün halesini teşkil edenlerin; samimi ve coşkun fedakârlıklarla kalplerinin çarptığına şahit olan uğurlu oda, müstevli (istilacı) düşmanlar ve yerli hainler aleyhine istiklal ve bütünlük lavlarını dünyaya saçan Türklük yanardağının köklerini 12 gün içinde yaşattı.
Mustafa Kemal İstanbul’a çağırılıyor
Kurmay reisimiz Albay Kazım DİRİK (Trakya müfettişi merhum General Dirik), sıhhiye müfettişimiz Albay Dr. İbrahim Tali (Sayın saylavlarımızdan), sıhhiye müfettiş muavini Binbaşı Dr. Refik SAYDAM (Merhum Başvekil), Kurmay Yarbay Arif (Maslup Arif), Kurmay Binbaşı Hüsrev GEREDE (Eski Berlin Sefiri), Atatürk’te gördükleri necat ümitleriyle İstanbul’dan hareket etmişlerdi. Binaenaleyh bu arkadaşlar Havza’da tam manasıyla görerek, duyarak, bilerek bütün kalpleriyle Atatürk’e bağlanmışlardı. Yalnız o zaman Harbiye Nazırı Şevket Turgut Paşa’dan Atatürk’e gelen bir şifre münasebetiyle Atatürk, vasıtamla yaptığı bir fikir ve inan yoklamasında Kazım DİRİK’in birkaç dakika süren ve bilahare [daha sonra] daha ziyade saffet ve samimiyetine bağışlanan mütalaası Atatürk’ü bir an düşündürdü.
Şevket Turgut Paşa’nın emri kısa idi. “Mühim bir meseleyi görüşmek ve bilahare avdet etmek üzere emrinizdeki gambotlardan biriyle İstanbul’a hareket olunması” mealinde ifade edilmişti.
“Dikkat et Cevat! Kurmay reisi ikimizi yalnız bırakıyor”
8 Haziran 1335 [1919] zevalini müteakip [öğleden sonra] yaver Bay Muzaffer KILIÇ (eski Giresun mebusu) tarafından açılan bu şifreyi, öğle yemeğinden sonra istirahate koyulan kumandanıma sunduğum zaman, emirde gizlenmek istenilen tuzağı derhal görmüş ve bana:
— Ben bu şifreyi görmüş olmayayım. Kurmay reisinden başlayarak arkadaşlara sıra ile göster. Alacağın cevapları olduğu gibi bana getir, emrini verdiler. Emirleri veçhile arkadaşlar yakalandı. Yalnız Kazım DİRİK:
— Olur. Paşa Hazretleriyle ikiniz gidersiniz. Biz sizi burada bekleriz.
Mütalaalarında bulundu. Diğer arkadaşlar umumiyet üzere:
— Bu nasıl şey! Paşa’yı İstanbul’a kapamak istiyorlar, demişlerdi.
Atatürk’e arkadaşların mütalaalarını arz ettim. Atatürk manalı bir gülümseme ile:
“— Dikkat et Cevat! Kurmay Reisi ikimizi yalnız bırakıyor. Öyleyse arkadaşlar İbrahim Tali Bey’in odasında toplansınlar”, emrini verdi. Bir taraftan da Şevket Turgut Paşa’nın telgrafının iç yüzünü öğrenmek için, müfettişliğimizle hususi şifresi bulunan Genel Kurmay Reisi General Cevat’a (merhum Orgeneral Cevat) Harbiye Nazırı’nın telgrafının izah olunması için kumandanım tarafından kısa bir şifre not ettirildi.
İbrahim Tali Bey’in odasında yapılan toplantıda, İbrahim Tali ve Hüsrev GEREDE’nin isabetli ve celaletli mütalaaları Kurmay Reisi’mizi ikaz etti. Bu tarihten sonra Kurmay Erkânımız, Atatürk etrafında bir kere daha sarsılmaz hale girdi. Daha doğrusu bu tarihten itibaren başında Atatürk bulunan ve büyük fedakârlık duygularıyla birbirine bağlanan ve serbestçe kanaatin (kanaatler), mütalaa yürüten ve vatanperverane kararları uğruna mevcudiyetlerini ortaya koyan bir komite haline gelmişlerdi. Ancak bu komite askerliğin usul esası olan disiplinden hiçbir zaman ayrılmamış, bütün memleketi sevk ve idare hususunda uhdelerine [sorumluluklarına] düşen vazifelerinde canla başla çalışmayı en büyük şiar edinmişlerdi.
“Kalem, kâğıt alsın gelsin”
21-22 Haziran [1]335 [1919] gecesi saat 9’da kumandanımın “kalem kâğıt alsın gelsin” emriyle çağrıldım. Muhterem General Ali Fuat CEBESOY, çetin ve büyük işler başaracak her türlü kudret ve kabiliyete hâkim gözlerini saklayan güler yüzüyle bu emri bana tebliğ etmişti. Kendileri Ankara ile telgraf başında meşgul olmaya başladılar. Ben aldığım emri yerine getirmiş, uğurlu odanın büyücek yuvarlak orta masasına yerleşmiştim. Bir an içinde etrafıma göz gezdirdim. Bay Hüseyin Rauf ORBAY, eski Üçüncü Kolordu Kumandanı Albay REFET (İstanbul Saylavı, Milletvekili), Albay Kazım DİRİK, Binbaşı Refik SAYDAM, Binbaşı Hüsrev GEREDE; Atatürk’ün kurtuluş eserini dinlemek için hareketsiz duruyorlardı. Gözlerinde büyük dikkat ve büyük merak canlanmıştı.
Bu derin manalı sükût içinde Atatürk’ün kuvvetli çektiği sigarasından bıraktığı bol dumanlarının gaz lambalarının fanusları üzerinde önce kuvvetle yığıldığına fakat yayıldıkça zayıfladığına dalmıştım. Her varlığın yaşayışının da aynı akıbetle karşılaştığını düşünmeye fırsat bulamadan;
— Yaz bakalım!
Atatürk’ün bu çelik iradeli emri oda içinde sıralanmış bekleyen dimağları fuzuli düşünceden kurtardı; beni de harekete geçirdi.
1- Vatanın tamamiyeti, milletin istikbali tehlikededir.
2- Hükûmeti merkeziye, deruhte ettiği [yüklendiği] mes’uliyetin [sorumluluğun] icabatını [gereklerini] ifa edememektedir [yerine getirememektedir]. Bu hal milletimizi madun tanıtıyor [yok sayıyor].
3- Milletin istiklalini, yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.
4- Milletin bu hal ve vaziyetini derpiş etmek [öne sürmek] ve sadayı hukukunu cihana işittirmek için her turlu tesir ve murakabeden azade bir heyeti milliyenin vücudu elzemdir.
5- Anadolu’nun en emin mahalli olan Sivas’ta milli bir kongrenin serian akdi tekerrür etmiştir [kararlaştırılmıştır].
6- Bunun için tekmil vilayetlerin her livasından milletin itimadına mahzar olmuş üç murahhasın sür’ati mümküne ile yetişmek üzere hemen yola çıkılması icap etmektedir.
7- Her ihtimale karşı bu keyfiyetin milli sır halinde tutulması ve murahhasların lüzum görülen mahallere seyahatlerinin mütenekkiren [kıyafet değiştirerek] icrası lazımdır.
8- Vilayeti Şarkiye namına 13 Temmuz [1]335’te [1919] Erzurum’da bir kongre inikat edecektir [toplanacaktır]. Mezkûr tarihe kadar vilayatı saire murahhasları [temsilcileri, delegeleri] da Sivas’a varid [gelmiş, erişmiş] olabilirlerse Erzurum Kongresi’nin azası da Sivas içtimaı umumisine dâhil olmak üzere hareket edecektir.
Bu direktif, bütün askeri ve milli ruesaya ve belediye reislerine verileceği kaydından sonra bitmişti. Aziz muhatapların hemen cümlesi birden sevinç ve takdir gülüşleriyle,
“— Hayırlı olsun. Allah muvaffakiyet versin” iç dileklerini söylediler ve bu büyük işe şahit olan kutlu odayı şenliklere boğdular.
Atatürk’ün bana:
— Arkadaşlara ver imza buyursunlar! Emrine karşı yüksek nezaket ve tevazu gösteren Hüseyin Rauf ORBAY:
— Henüz misafiriniz bulunuyorum. Onun için kendimde bir salahiyet; göremiyorum. Cevabına karşı Atatürk:
“— Memleketin tanınmış bir evladısınız. Yazdığımız, yeni bir tarihin vesikasında imzanız bulunmalıdır” der demez Bay Hüseyin Rauf Orbay imza buyurdular.
General Ali Fuat CEBESOY direktif yazılırken dışarıda muhaberesiyle meşguldüler. Atatürk tarafından çağrıldılar. Muhterem general gelmişti. Huzuruna sunulan direktifi derhal imzalayarak, çekingen duran Albay Refet’e imza ettirdiler.
Atatürk Kurmay Reisimiz Kazım DİRİK’le Hüsrev GEREDE’ye de kurmay heyetinde tertip olunduğu şerefini esirgemediler.
Aziz vatan ve sevgili milletinin kurtarılması için Atatürk; kısa mucib esbaplı [gerekli] kurtuluş planının tarihi zengin şerefini arkadaşlarıyla Amasya’nın işbu kutlu odasında paylaştı.
Bu paylaşmayla Atatürk geniş vefa ve büyük kalpliliğini gösterdi. Ve onları birinci adımda kendi akıbetine bağlamayı zevk bildi. [4]
9.11.1940
DİPNOTLAR
[1] Fethi TEVETOĞLU, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlardan Üsteğmen Arif Hikmet Bey (Em. Hâkim Tümgeneral Hikmet Gerçekçi)”, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı: 4 (Mayıs 1970), s. 4-7
http://isamveri.org/pdfsbv/D01053/1970_4/1970_4_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlardan Üsteğmen Abdullah (Kunt) (1881-1961)”, Türk Kültürü, Sayı: 278 (Haziran 1986), s. 351-354
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1986_278/1986_278_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlardan Hüsrev Gerede”, Türk Kültürü, Sayı: 82 (Ağustos 1969), s. 692-699
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1969_82/1969_82_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar IV Dr. Refik Saydam”, Türk Kültürü, Sayı: 85 (Kasım 1969), s. 22-31
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1969_85/1969_85_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar VII Yzb. Ali Şevket Öndersev, Birinci Sınıf Kâtip Faik Aybars ve Dördüncü Sınıf Kâtip Memduh Atasev”, Türk Kültürü, Sayı: 88 (Şubat 1970), s. 236-239
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1970_88/1970_88_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar VIII Kurmay Mülhakı Yüzbaşı Ali Mümtaz (TÜNAY)”, Türk Kültürü, Sayı: 91 (Mayıs 1970), s. 443-447
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1970_91/1970_91_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar IX Üsteğmen Arif Hikmet Bey (Em. Hâkim Tümgeneral Hikmet Gerçekçi)”, Türk Kültürü, Sayı: 93 (Temmuz 1970), s. 569-576
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1970_93/1970_93_TEVETOGLUF.pdf
——————————–, “Atatürk’le Samsun’a Çıkanlar X Kurmay Yb. Mehmed Arif (AYICI)”, Türk Kültürü, Sayı: 99 (Ocak 1971), s. 185-188
http://isamveri.org/pdfsbv/D00206/1971_99/1971_99_TEVETOGLUF.pdf
[2] https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/cevat-abbas-gurer-1887-1943/
[3] Orhan OKAY, “Hatırat”, TDV İslam Ansiklopedisi, Cilt: 16, İstanbul 1997, s. 445-446
[4] Turgut GÜRER, Atatürk’ün Yaveri Cevat Abbas Gürer Cepheden Meclise Büyük Öner ile 24 Yıl, Gürer Yayınları, İstanbul 2007, s. 232-237
You may like

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi

Mustafa Kemal Paşaya Göre Amasya Görüşmeleri: Uygulamalar, Yansımalar, Tepkiler ve Vaka Analizleri

Mustafa Kemal’in Amasya Günleri ve Müftü Hacı Tevfik Efendi’nin Liderliğindeki Yerel Destek

Amasya Genelgesi’nin İçerik Analizi: Kavramların Anlam ve Tarihî Değeri
Türk İstiklâl Mücadelesi
Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]
Published
2 hafta agoon
Mayıs 8, 2026By
drkemalkocak
Giriş
21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.
TAMİM
(21 Nisan 1920)
Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]
Tel: Gayet aceledir.
Ankara’ya acele tezkere.
Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)
61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye
Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,
Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,
Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.
1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2-Vatanın istiklali, makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.
2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.
Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.
3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.
5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.
6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal
1. Tarihsel Bağlam
Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü
Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:
Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.
Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.
Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.
Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.
Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak), Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:
Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.
Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.
Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.
Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.
4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:
5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki
Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:
Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.
Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.
Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç
21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.
Kaynakça:
Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor–Heyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.
1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345
Türk İstiklâl Mücadelesi
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
Published
3 hafta agoon
Mayıs 4, 2026By
drkemalkocak

Giriş
19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır. Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir. Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.
1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği
Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.
3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:
Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.
Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.
Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.
Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.
Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji
Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.
5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru
Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme
Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.
Kaynakça
- 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
- 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
- 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
- 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154
Türk İstiklâl Mücadelesi
Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
Published
4 hafta agoon
Nisan 26, 2026By
drkemalkocak

Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME
Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin] makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan] bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].
Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük] bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma] içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.
Kurun-ı vustanın [Ortaçağın] şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı] feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]
17 Mart 1336 [1920] Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
1. Giriş ve Vaka Analizi
16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.
2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi
Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:
Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.
Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.
Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.
İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.
Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.
3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.
Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.
4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı
17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3
http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf
[2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272
[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

13 Mayıs Türk Dil Bayramı

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi3 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi













