Connect with us

Türk Tarihi

Malazgi̇rt Meydan Muharebesi̇ (26 Ağustos 1071-26 Ağustos 2026)

Published

on

Anadolu’nun Türkleşmesini ve İslamlaşmasını kolaylaştıran “Malazgirt Meydan Muharebesi”nin 955. yıldönümü Türk Milletine ve Türk-İslam Âlemi’ne kutlu olsun.

Sultan Alparslan başta olmak üzere, Türk milleti, vatanı ve devletinin istiklal ve istikbali uğruna canını feda eden devlet, siyaset ve bilim adamları ile aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle anarım.

Görseller, metni açıklayıcı, tamamlayıcı ve destekleyici birer unsur olarak araştırmacı tarafından yerleştirilmiştir.

 GİRİŞ

Alparslan, Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey’in kardeşinin oğludur. 20 Ocak 1029’da doğmuştur. Babası Davud Çağrı Bey’dir. Alparslan’ın göbek adı Mehmet, lakabı Adududdevle, künyesi Ebu Şuca’dır.

Alparslan, babasının sağlığında mertliği, cesareti ve kumandanlıktaki mahareti ile tanınmıştı. Büyük Selçuklu Devleti’ne bağlı Horasan tahtında bulunan babası Çağrı Bey’in son zamanlarında idare tamamen onun eline geçmiş bulunuyordu. Babası 1059’da vefat edince Horasan tahtına çıktı ve amcası Tuğrul Bey’in evlat bırakmadan ölmesi üzerine Büyük Selçuklu tahtına oturdu. 27 Nisan 1064’te Abbasi Halifesi Kaaim Biemrullah tarafından kendisine “Sultan” ünvanı verildi. Aynı yıl, ordusu ile Bizans sınırlarına yürüdü. Gürcistan’ı kendisine tabi kıldıktan sonra Ani ve Kars’ı aldı. Sonra Merv şehrine döndü.

Ertesi yıl beylerini Anadolu’ya akına gönderdi. Bunlar, Doğu Anadolu’da Dicle ve Fırat nehirleri arasında birçok başarılar kazandı. 1067’de Anadolu sınır kumandanı Bizans ordusunu yendiği gibi Kayseri’yi alıp akınlarını Orta Anadolu’ya kadar ilerletti.

Alparslan, 1068’de bazı şehzadelerle beyleri tekrar Anadolu’ya gönderdi. Şehzadeler arasında bulunan Eryasgun oğlu Kurdcu, Sultan’ın hem amcazadesi ve hem de eniştesi idi. Bu sırada Bizans tahtına oturmuş olan Romanos Diogenes, Türk akınlarını durdurmak için bizzat sefere çıkmış bulunuyordu. 1069’da Türk akıncılarının toplu yeri olan Ahlat’ı almaya karar vererek bir kısım kuvvetleriyle o tarafa doğru yürüdü. Palu’ya vardığı zaman güneyden saldıran Türk kuvvetlerinin Malatya’da bırakmış olduğu asıl ordusunu perişan ettiklerini ve Konya şehrine girdiklerini haber aldı. Bunun üzerine hemen geri döndü. Türkleri durdurmaya Manuel Komnen’i görevlendirmişti. Manuel, Kurdcu taratından mağlup ve esir edildi.

Kurdcu, bir müddet sonra eniştesi Sultan Alparslan’a isyan edip Manuel’i ve esir aldığı diğer Bizans generallerini serbest bırakarak kendisini şiddetle takip eden Afşin’in elinden kurtulmak için Bizans’a sığındı. Afşin, ilerlemeye devam ederek Ege kıyılarıan kadar geldi. Kurdcu’yu yakalayamadı ve geri döndü.

Alparslan, 1070’te Mısır’ı zapetmeye karar vererek aynı yıl ortalarında ordusu ile Azaerbaycan’a geldi. Van Gölü’nün kuzeyinden dolaşıp Malazgirt’e ulaştı ve bu müstahkem yeri kolaylıkla aldı. Sonra güneye dönüp Diyarbakır’a yürüdü. Buraya hâkim olan Nasr ve Saad kardeşler, hemen itaatlerini arz ettiler. Sultan, güneye doğru ilerlemeye devam ederek Urfa’yı sarıp elli gün sıkıştırdı. Hükümdarı Mahmut, karşı durmadan itaatini bildirdi ve Sultan’a tabi oldu.

MALAZGİRT MEYDAN MUHAREBESİ

Bizans Oyunu

1071 yılı başlarında Bizans İmparatoru’nun elçisi gelerek barış isteğinde bulundu ve bütün şartları kabul ederek dostluk teminatı verip geri döndü. Ancak bu sadece bir oyalama idi. İmparator, onu kandırmak ve arkadan vurmak niyetinde idi. Nitekim Sultan Alparslan, Mısır üzerine varmak için Halep’ten hareketinden bir gün sonra, Romanos Diogenes’in ordusu ile doğuya doğru ilerlediğini haber aldı. Bunun üzerine ordusunun bir kısmını Suriye’yi almak üzere bırakıp kendisi süratle geri döndü.

Bizans İmparatoru önce Sivas’a varmış, sonra Erzurum’a doğru ilerlemeye başlamıştı. Erzurum’da sonra da Malazgirt üzerine varıp burasını geri aldı ve Ahlat üzerine yürüdü.

Alparslan 27 Nisan 1071’de Fırat’ı aştı. Musul-Urfa-Siverek-Diyarbakır yönünde ilerledi. Casusları vasıtasıyla Türk ordusunun harekâtını takip eden Romanos Diogenes, Alparslan’ın bu yönü tutmasından kaçmakta olduğunu sanarak sevindi, korkusu dağıldı, gururu arttı.

Sultan Alparslan’ın planı, Silvan-Garzan-Bitlis-Ahlat yolu ile Malazgirt’e varmaktı. Sanduk Bey kumandasında 10.000 kişilik bir öncü kuvvetini Ahlat üzerine yolladı. Sanduk Bey, yolda Bizans ordusunun bazı birliklerine rastlayıp bunları dağıttı. İmparator bunu haber alaınca, kumandanlarından cesaret ve kahramanlığı, ayrıca pek sağlam zırhı ile meşhur Basilak’ı onun üzerine gönderdi. Geçen çarpışmalar sonunda Bizans kuvvetleri yenildi ve Basilak esir düşerek Alparslan’a gönderildi. Sultan, ona iyi davrandı. Ordusunu gösterdi ve İmparator ordusu hakkında bilgi aldı. Sonra süratle ilerleyip Ahlat üzerinden 23 Ağustos 1071 günü Malazgirt önlerine vardı.

Bu geliş, İmparatoru şaşkına çevirmişti. Çünkü kendisi, Sultan’ın ordusu ile karşılaşmadan İran’ı alıp Horasan’a varmayı ummaktaydı.

Alparslan’ın yanında 54.000 kişilik bir ordu vardı. Bunun 4.000’ini hassa askerleri, 40.000’ini toprak dirliğine sahip süvariler ve 10.000’ini gönüllüler teşkil ediyordu.

Bizans ordusunun asker sayısı 200.000’e ulaşıyordu. Bunun çoğunluğu, çok iyi savaşan meşhur Bizans lejyonları, yani piyade askeriydi. Ayrıca süvari, istihkâm ve ulaştırma birlikleri vardı. Askerlerinin hemen hepsi zırhlı idi. Türk askerleri ise zırhlı değillerdi.

25 Ağustos günü Türk ordusu, Malazgirt Ovası’nın doğusundaki tepeleri tutmuş bulunuyordu. İki ordunun ordugâhları, Rahva ovasının doğu ve batı uçlarında bulunduğu için birbirlerini gözetleyebiliyorlardı.

Alparslan, düşmanın nispetsiz sayı üstünlüğü karşısında tereddüde kapıldı. Çünkü yenilgi ona her şeyi kaybettirebilir, hatta genç ve kudretli Selçuklu Devleti’ni ortadan kaldırabilirdi. Bu yüzden harpsiz bir anlaşma zemini aramak için Halifenin arabulucusu Elganaim ile kendi kumandanlarından Savtekin’i elçi olarak İmparatora gönderdi.

Elçiler, Romanos Diogenes’e şu haberleri getirmişlerdi:

-Sultan Alparslan, harbe hazırdır. Ancak bu topraklar iki tarafı da besleyecek kudrette olduğundan ara yerde boş yere insan kanını dökülmemesini arzu etmektedir. Aynı isteği gösterdiği takdirde İmparatorla yeni bir barış antlaşması yapmaya hazırdır.

Diogenes’in Gururu

Elçilik heyetini debdebeli bir törenle kabul eden Romanos Diogenes, büyük bir gurur içinde şu cevabı verdi:

-Ben buraya muazzam ve yenilmez bir ordu ile gelmiş bulunuyorum. Bir savaş olursa, Sultanınızın mağlup olacağı muhakkaktır. Onu; süratle, kolaylıkla ve kesinlikle yeneceğim. Bundan kimsenin şüphesi olmasın ve olamaz. Amma, kendisi eğer mutlaka barış istiyorsa şartlarımı münakaşasız kabul etmelidir. Buna, ancak böylelikle nail olabilir. Barış görüşmelerine, ancak Rey şehrinde başlayabilirim. Kendisi buradan çekilmeli ve bu şehri bana teslim etmelidir. Bundan başka, garantiler de isterim. Bunun için oğullarını ve seçeceğim kumandanlarını rehin olarak verecektir. Barışın ilk ve değişmez şartı ise Türklerin Anadolu’dan tamamen çekilmeleri ve giderken de silahlarını bana vermeleridir.

Bunlar, kabulü imkânsız şartlardı. Elçiler, bunu bildikleri için şu karşılığı verdiler:
-Sultan Alparslan’ın bu söylediklerinizi duymak bile istemeyeceğini bildiğimiz için bize verdiği yetkiye dayanarak bu şartları reddediyoruz. Eğer hakikaten barışı arzu ediyorsanız daha makul isteklerde bulununuz.

Bizans İmparatoru:

-Bu şartlar, ilk ve son tekliflerimizdir. Bunlardan fedakârlıkta bulunacağımızı ummayın. Ya bunları yahut savaşı kabul etmek zorundasınız! diye haykırdı.
Elçiler kibarca ve soğukkanlılıkla cevap verdiler:

-Bu şartları kabul etmiyoruz.

-Öyle ise silahlar konuşacaktır.

Elçiler, geri dönerek durumu Sultan Alparslan’a anlattılar.

Alparslan Allah’a Sığınıyor

İşte o zaman Türk ordusunda bulunan Hanefi imamlardan Abdülmelik oğlu Mehmet Buhari ayağa kalkıp Sultan’a hitaben şu sözleri söyledi:

-Sen Cenab-ı Hakk’ın öbür dinlere üstün ve muzaffer kılacağını vadettiği bir din uğruna savaşıyorsun. Bunun için onun bu zaferi sana vereceğini umarım. Şu halde Cuma günü bütün İslam ülkelerinde hatipler minberde iken düşmana saldır. Çünkü onlar o sırada İslam askerinin zaferi için Ulu Tanrı’ya yakarmakta bulunacaklardır.

Alparslan, bunun üzerine Allah’a sığınarak ve Türk askerinin mertlik ve cesaretine güvenerek harp kararını verdi. Esasen ordugâhını kurar kurmaz araziyi incelemiş, harp planını hazırlamıştı.

1071 yılının Ağustos ayının 26’ncı Cuma günü idi. Sultan Alparslan gazi yiğitler ile Cuma namazını kıldı. Dua etti ve ağladı. Gazi yiğitler de “Amin” deyip ağlaştılar ve birbirleriyle helalleşip ölüm eri oldular.

O zaman Alparslan’ın süslü elbiselerini çıkarıp beyaz bir örtüye bürünmüş ve serdengeçtilik alameti olarak atının kuyruğunu bağlamış olduğunu gördüler.

Askerilerine kısaca hitap etti:

-İşte Rum hükümdarı yer götürmez ordusu ile gelmiş, bizimle savaşmak istemektedir. Onlarla daha önce de savaştık. Ama nasıl savaştığımızı bilirsiniz. Biz; töremize, yasamıza ve dinimize uyduk. Kadınlara, yaşlılara ve bütün silahsız halka el kaldırmadık. Asla haddi aşmadık. Mertçe ve yiğitçe döğüştük. Savaşta bile hile yoluna tenezzül etmedik. Onlar ise daima ele geçirdikleri Türk ve İslam halkını kadın, çocuk, ihtiyar demeden öldürdüler.

Ben, bu savaşa taraftar değildim. Çünkü düşman bize sayı olarak dört misli üstündür. Gazileri boş yere kızdırmak istemedim. Ancak Rum hükümdarı kabul edilmeyecek kadar ağır şartlar ileri sürdü. Allah’ın ulu adını yüceltmek, onun imdadının her şeyden üstün olduğunu, zaferi ancak onun verebileceğini ispat etmek ve milletimizin Rum milletinden üstün olduğunu ve her zaman da üstün olacağını âleme duyurmak için döğüşeceğiz. Bu yolda ölenler şehittir, ne mutlu onlara. Kalanlar gazidir, ne mutlu onlara. İşte ben de Ulu Tanrı’dan şehitlik dileyerek kefenimi elimle giydim. Benim gibi ölmeye hazır olanlar peşimden gelsin. İstemeyenler dönüp gitsin. Ölümün kalımdan fazla olacağı bu savaşa kimseyi zorlamıyorum. Bugün Sultan ve kumandan yoktur. Ben de sizler gibi sadece bir erim. İşte yayımı kırıyorum ve oklarımı atıyorum. Düşmanla göğüs göğüse döğüşmek için yalnız kılıç, kalkan ve topuzumu alıyorum. Şehit olursam, beni düştüğüm yere gömünüz. Benden sonra oğlum Melikşah’a tabi olunuz.

Alparslan sustu. Orduda hiçbir hareket yoktu. Hiç kimse ayrılıp gitmeyi aklına getirmiyordu. Alparslan son derece memnun kaldı. Aynı zamanda askerlerinin de kendisi gibi beyazlara büründüğünü gördü. Hatipler minbere çıktığı anda Türk ordusu tekbir sesleriyle hücuma geçti.

MALAZGİRT MARŞI

Aylardan Ağustos, günlerden Cuma

Gün doğmadan evvel iklîm-i Rum’a

Bozkurtlar ordusu geçti hücuma

Yeni bir şevk ile gürledi gökler

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!..

Önde yalın kılıç Türkmen Başbuğu

Ardında Oğuz’un ellibin tuğu

Andırır Altay’dan kopan bir çığı

Budur, Peygamberin övdüğü Türkler…

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!..

Türk, Ulu Tanrı’nın soylu gözdesi

Malazgirt Bizans’ın Türk’e secdesi

Bu ses insanlığa Hakk’ın müjdesi

Bu seste birleşir bütün yürekler…

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!..

Nağramızdır bu gün gök gürültüsü,

Kanımızdır bugün yerin örtüsü

Gazi atlarımın nal parıltısı

Kılıçlarımızdır çakan şimşekler…

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber!..

Yiğitler kan döker, bayrak solmaya,

Anadolu başlar, vatan olmaya…

Kızılelma’ya hey… Kızılelma’ya!!!

En güzel marşını vurmadan mehter

Ya Allah… Bismillah… Allahuekber

Niyazi Yıldırım GENÇOSMANOĞLU

Savaş Başlıyor

Meşhur meydan savaşı başladı. Sultan Alparslan ordusunu merkez, sağ kanat ve sol kanat olmak üzere üçe ayırmıştı. Merkeze kendisi kumanda edecekti. İhtiyat kuvveti ayırmamıştı. Bunun yerine her bölümün sonunda savaşa en son girecek bir kısım vardı. Merkez kuvvetleri üç bölümün en zayıfı idi. Görevi, düşmanı üzerine çekmekti. Asıl yoğun kuvvetler sağ ve sol kanatlarda toplanmış ve bunların büyük kısmı tepelerin arkasında gizlenip pusuya yatmıştı.

Plan, merkezden vurmak ve kanatlardan kuşatmaktı.

Bizans ordusu da merkez, sağ ve sol kanatlar düzenindeydi. Ayrıca önemli bir ihtiyat kuvveti ayrılmıştı. Merkez, Romanos Diogenes emrinde bulunuyordu ve Türk ordusunun tersine, asıl yoğun kuvvetler burada toplanmıştı. Sol kanatta Rumeli yaya askeri ve bu kanat ucunda Bizanslıların Uz dediği Hristiyan Oğuz Türkleri, sağ kanatta ise Anadolu askeriyle yine bu kanat ucunda Oğuzlarla akraba bulunan ve Gök Tanrı inancını muhafaza eden Peçenek Türkleri yer almış bulunuyorlardı. Tamamen süvari olan Uzlar ve Peçenekler, Bizans ordusunda ücretli asker olarak vazife görmekteydiler.

Türk hücumu, çok süratli olarak gelişti. Alparslan, süvarileriyle düşman merkez kuvvetlerine saldırmış, onların ok ateşiyle karşılanmıştı. Düşen düştü, kalan düşmana yetişip kılıç ve topuzla girişti.

Türk bahadırları aslanlar gibi döğüşüyor, önlerine çıkan düşman askerlerini tepeleyerek Bizans ordusunun saflarını parçalıyor, birliklerini birbirine katıyordu. Aynı anda Türk ordusunun sağ ve sol kanatları, pusu yerinden iki tarafa açılarak hücuma geçtiler.

Bizans ordusunda ücretli asker olarak hizmet eden Uzlar, düşman diye kendi dillerini konuşan Türklerle karşılaşınca şaşırıp kalmışlardı. Hâlbuki İmparator onları, “Araplarla döğüşeceksiniz.” diye yola çıkarmıştı. Yaralı bir Türk erinin başına toplanıp durumu ondan anlayınca başbuğları 15.000 süvari ile Türklere katılmaya karar verdi.

Türk ordusunun her bölümü muntazam birliklere ayrılmış ve düşman ordusuna her noktadan saldırmıştı. Her birlik, tanınmış bir kumandanın emrinde idi. Sultanın kardeşi Yakuti Bey ve Süleyman Şah kendi yanında bulunuyorlardı. Kutalmış oğulları başta olmak üzere, Savtekin, Sanduk, Afşin, Ahmet Şah, Altuntaş, Emir Atsız, Aksungur, Emir Danişment, Emir Mengücek, Aytekin, Emir Porsuk, Gevherayin birliklerin kumandasını üzerlerine almışlardı.

Bizans ordusunun sağ kanadına Kapadokyalı Alyates, sol kanadına Nikefor Briyennos kumanda etmekte idiler. Geride bekleyen ihtiyat kuvvetlerinin kumandanı da Andronik Dukas’tı.

Merkez kuvveti, ilk başarılı çarpışmadan sonra Alparslan’ın planına göre yavaş yavaş çekilmeye ve Bizans ordusunu da birlikte çekmeye başladı. Romanos Diogenes, bunu bir yenilgi başlangıcı sanarak merkez kuvvetlerini ihtiyatlarla da takviye edip olduğu gibi ileri sürdü. Ancak Bizans ordusu, bütün çabasına rağmen pek ağır ilerleyebiliyordu. Asıl üstünlüğü elinde tutan Sultan Alparslan, çekilmeyi istediği hızda devam ettirmekteydi.

Türk ordusunun çekiliş akşama kadar sürdü. Bu sırada Bizans ordusunun sağ ve sol kanat uçlarında bulunan Uzlarla Peçenekler, kitle halinde Türk ordusuna geçtiler. Bu durum, düşman ordusunda büyük bir karışıklık yarattı. Aynı zamanda müthiş bir hücuma geçen Türk sol kanat kuvvetleri, Bizans sağ kanadını param parça edip dağıttı. Böylece düşman ordusunun sağ kanadı açık ve savunmasız kalmıştı. Türk sağ ve sol kanatları da bu arada bütün kuvvetleriyle yüklenmişler ve önlerine çıkan birlikleri silip süpürerek geniş çapta bir kuşatma hareketine girişmişlerdi.

Romanos Diogenes ne de olsa tecrübeli bir askerdi. Bu yüzden ordusunun düşmüş olduğu tehlikeli durumu hemen s

ezdi. İlk iş olarak açıkta kalan sağ tarafını korumak için o tarafa kuvvet kaydırmak istediyse de Türk birliklerinin müdahalesi bunu önledi. Düşman ordusunda büyük bir kargaşalık başlamış, kumanda zinciri yer yer kopmuş ve irtibat bozulmuştu. Türk kanat kuvvetleri ise kuşatmayı büyük bir başarı ile devam ettiriyorlardı. Bizans İmparatoru, çıkan kargaşalığı gidermek için üst üste emirler veriyor, haberler gönderiyordu. Ancak artık bu emirlerin yerine getirilmediğini de fark etmekteydi. Bizans askerlerinin şimdi gönülden itaat edecekleri bir emir kalmış bulunuyordu: Ric’at!.. Yani geri çekiliş!.. İmparator, bir taraftan da pek fazla uzaklaşmış olduğu ordugâhının her an Türk akıncılarının baskınına uğrayacağını düşünerek ürpermekteydi. İhtiyatların çoğunu ileri sürdüğü için Bizans ordugâhı Türklerin eline geçebilir ve böylece yanlarından sonra arkası da sarılmış olurdu.

Bunun üzerine askerlerinin dört gözle beklediği emri verdi: Ric’at!.. Böylece kalan ihtiyatlarla daha geride kuvvetli bir savunma hattı kurmayı ve Türkleri püskürtüp tekrar hücuma geçmeyi tasarlıyordu.

Genel Hücum Emri

Bu aslında iyi bir plandı, daha doğrusu duruma göre yapılabilecek tek hareketti. Ancak Alparslan’ın beklediği bu idi. Hemen genel hücum emri verdi.

Böylece tepelerin ardında gizlenerek henüz savaşa girmemiş bütün kuvvetlerle beraber, kendi kumandasında bulunan merkez kuvvetleri de yakın mesafeden düşmana saldırdılar. Bizans ordusu, bu sert hücum karşısında kısa zamanda savaş düzenini tamamen kaybetti. Biraz sonra genel bozgun başladı. Ancak kaçanlar da, henüz karşı koyanlar da yıldırım gibi yetişen Türk süvarilerinin kılıçlarına hedef oluyorlardı. Bir kısmı ise kitle halinde teslim olmaya başlamıştı. Bu sırada kuşatma da tamamlanmış, sağ ve sol Türk kanatları Bizans ordugâhında buluşarak burasını zapt ve yağma etmişlerdi.

Düşman ordusu tam bir kıskaç içine alınmış bulunuyordu. Türk yiğitleri zafer neşesiyle büsbütün çoşarak her taraftan hücum ediyor, imha meydan savaşı, artık son safhasına yaklaşıyordu.

Romanos Diogenes, durumu gördüğü ve hiçbir ümit kalmadığını anladığı halde yanındaki hassa askeriyle ve şiddetli direnmekte devam ediyordu. Bu durumu, her ne olursa olsun, sonuna kadar sürdürmeye karar vermişti. Ortalık karardığı zaman her tarafı sarılmış ve bir çember içine alınmış bulunmaktaydı. Nihayet Emir Gevherayin emrindeki birliklerle ona karşı son hücuma geçerek kuvvetlerini dağıttı. Kölelerinden birisi yaralı İmparatoru yakalayarak çadırına götürdü ve zincire vurdu. Bizanslı esirlerden onun İmparator olduğunu öğrenmiş bulunuyordu.

Böylece Malazgirt Meydan Muharebesi sona ermiş, 54.000 Türk yiğidi, 200.000 kişilik düşman ordusunu mağlup ve imha etmişti. Güneş batarken harp meydanında yalnız ölüler ve yaralılar kalmıştı. Kalan düşman kuvvetleri esir alınmış, bütün silahlar, her türlü harp araçları, ordu ağırlıkları ve hazine Türklerin eline geçmişti.

Zafer, muhteşem ve noksansızdı.

Bizans İmparatorunu esir eden köle, durumu efendisi Emir Gevherayin’e haber vermişti. Romanos Diogenes, o geceyi kapatıldığı çadırda zincire vurulmuş olarak geçirdi. Artık o meşhur gururundan eser kalmamış, tamamen çöküp yıkılmıştı. Üstelik uğrayacağı akibeti ve kendisini bekleyen yeni felaketleri düşünüyordu. Türklerle savaşmaya kalkışmakla ne büyük bir hataya düştüğünü şimdi anlamaktaydı. Sultan Alparslan’ın sunduğu barışı reddetmiş, savaşla daha fazlasını elde edebileceğini sanmıştı. O muhteşem ordusuna güvenmişti. O muhteşem ordu, Türk gücü karşısında gözünün önünde eriyip yok olmuş, kendisi ise daha o sabah Bizans, yani Doğu Roma İmparatoru iken şimdi boynu, elleri ve ayakları zincirler içinde sefil bir savaş esiri haline gelmişti. Kendisini bekleyen en tabi sonucun ağır işkencelerle öldürülmek olduğunu tahmin ediyordu. Eğer böyle bir duruma uğramazsa kendisi için zincire vurulmuş olarak memleket memleket gezdirilip vahşi bir hayvan gibi demir kafeslerle teşhir edilmekten daha hafif bir akıbet düşünemiyordu. Böylece kâbuslar içinde sabahı etti. Sabahleyin köle onu Emir Gevherayin’e götürdü. O da yaralı ve zincirli İmparatoru, zafer tebriklerini kabul etmekte olan Sultan Alparslan’ın huzuruna iletti.

Bizans İmparatoru Esir Değil, Misafir

Alparslan, yanına getirilen bu perişan yaratığın muhteşem Doğu Roma İmparatoru olduğuna önce inanmak istemedi ancak daha önce yanına elçilikle gidenler, kendisini tanıdılar. Ayrıca esir Bizanslı kumandan Basilak onu görünce hemen ayaklarına kapanıp “Ey benim muhteşem efendim. Sizi bu halde gördüğüm için Allah’ın en bahtsız kulu şüphesiz ki benim! diye ağlamaya başlayınca hiç şüphesi kalmadı.

Alparslan, bunun üzerine hemen İmparatorun zincirlerini çözdürdü. Sonra hafif olan yarasını sardırdı. Kendisine karşı saygılı davrandı. Bir esir değil, misafir bir hükümdar muamelesinde bulundu. Uğradığı felaketten dolayı teselli etti.

Bu konuda yalnız İslam kaynakları değil, Bizans, Ermeni ve Süryani kaynakları da aynı durumu naklederler. Alparslan, onun ordusu bozulduğu halde sonuna kadar mertçe savaşmasını takdir etmiş ve hakkında bir kahramana layık muamelede bulunulmasını istemişti.

Sonra konuştular. Türk ordusunda esir olarak bulunan Fransız papazı Piyer Bilin, memleketine dönüşünde anlattığına göre, bu konuşma şöyle geçmiştir:

Sultan Alparslan sordu:

-Sen beni yenmeye, Türkleri Anadolu’dan sürmeye, sonra yurdumu istilaya geldin. Savaştan önce sana sunduğum barışı kabule yanaşmadın. Çok mağrurdun ve orduna çok güveniyordun. Lakin bahtın yar olmadı. Allah’ın inayeti ve gazi yiğitlerin gayreti ile zafer bize yüz gösterdi. O muhteşem ordun bir hiç oldu ve sen elime düştün. Lakin bunun aksi olsaydı, yani ben yenilip senin eline esir düşseydim bana ne yapardın?

Romanos Diogenes tereddütsüz cevap verdi:

-Seni her sabah törenle kırbaçlatırdım.

-Bu cevaptan mert bir kimse olduğunu anladım. Peki, ya şimdi benim sana ne yapacağımı sanıyorsun?

İmparator biraz düşündü ve bu soruyu şöyle cevaplandırdı:

-İlk akla gelen beni işkencelerle öldürtmendir. Böyle yapmadığın takdirde her halde bir demir kafes içinde memleket memleket, şehir şehir dolaştırır, teşhir edersin.
Alparslan güldü:

-Hayır, bilemedin. Sana bunların hiçbirini yapmayacağım ve hiçbir kötülükte de bulunmayacağım.
Romanos Diogenes, duyduklarına inanamıyordu. Bunun için saklayamadığı bir hayretle sordu:

-Peki, ama neden?

-Çünkü ben Türküm ve bütün Türkler gibi benim de kendisini savunma yeteneği olmayana ve esirlere elim kalkmaz. Üstelik savaş meydanında sen bana layık bir rakiptin. Gerçi yenildin, lakin şerefinle yenildin. Esirim değil, misafirimsin. Bunun için de istediğin zaman kalkıp gitmekte serbestsin. Buna karşı senden istediğim, savaştan önce teklif ettiğim barıştır.

Bizans İmparatoru, bu görülmemiş ve duyulmamış büyüklük karşısında derin bir heyecana kapıldı. Ne yapacağını bilemedi. Elinde olmayarak onun ayaklarına kapanmak ve minnet duygularını bu suretle ifade etmek istediyse de, Alparslan buna engel oldu. Sonra barış görüşmeleri başladı ve kısa zamanda sonuçlandı.

Bu barışın esasları şunlardı:

  1. İmparator, Sultana savaş tazminatı ve fidye olarak bir buçuk milyon altın ödeyecektir.
  2. Bizans İmparatorları, İslam Halifelerine yılda üç yüz altmış bin altın vergi verecektir.
  3. Anadolu’da Türklerin elinde bulunan yerler onlarda kalacağı gibi evvelce Türklerin elinde bulunmuş iken Bizans tarafından zapt edilmiş olan yerler de geri verilecektir. Böylece iki devlet arasındaki sınır, aşağı yukarı belli oluyor ve bunu Kızılırmak teşkil ediyordu.
  4. Bütün Türk ve İslam esirleri serbest bırakılacaktır.
  5. İmparator, kızlarından birisini Sultanın oğullarından birisine nikâhla verecektir.
  6. Arada 50 yıl süreli bir barış bulunacaktır.

Barıştan sonra İmparator, esir kumandanlarıyla birlikte serbest bırakıldı. Ancak Bizans’a dönmeden önce hal edildiğini, yerine oğlu Mihael Parapinakis’in geçirildiğini ve Bizans’ın onun yaptığı antlaşmayı reddettiğini haber aldı. İmparatorluğu tekrar ele geçirmek için mücadeleye giriştiyse de bunu kaybetti.

Vaktiyle çok iyilik etmiş olduğu Andronik Dukas, onu yakalayıp oğlunun adamlarına teslim etti. Talihsiz İmparator Kotiyeon’a (Kütahya) götürüldü. Gözleri oyularak bir manastıra kapatıldı ve orada öldü.

Malazgirt Meydan Muharebesi ile Bizans’ın mukavemeti kırıldı. Türklerin Anadolu’da yerleşmesi ve genişlemesi gerçekleşti. Sultan Alparslan, beylerine Anadolu’nun fethini emretti. Fetihler sonucunda, Doğu Anadolu ve Güneydoğu Anadolu’da ilk Türk beylikleri kuruldu. Bu beylikler şunlardır:

Saltukoğulları Beyliği (1072-1202)

Ebul Kasım Saltuk tarafından Erzurum merkez olmak üzere Kars ve Bayburt bölgesinde kuruldu. Süleyman Şah tarafından varlıklarına son verildi.

Mengücekoğulları Beyliği (1080-1228)

Mengücek Gazi tarafından merkez Erzincan olmak üzere Kemah ve Divriği bölgesinde kuruldu. I. Alaeddin Keykubat’ın Erzincan’ı almasıyla ortadan kalktı.

Danişmentoğulları Beyliği (1080-1178)

Ahmet Gazi tarafından Sivas merkez olmak üzere Çorum, Tokat, Amasya ve Malatya’yı içine alan bölgede kuruldu. Haçlılar ile başarıyla mücadele ettiler. II. Kılıçarslan Malatya’ya girerek varlıklarına son verdi.

Çubukoğulları Beyliği (1085-1112)

Çubuk Bey ve oğlu Mehmet Bey tarafından Fırat Nehri batısında Çemişgezek merkez olmak üzere Palu, Genç, Eğin ve Arapgir civarında kuruldu. 1112’de Artuklu hâkimiyetine girdi.

Artukoğulları Beyliği (1080-1178)

Artuk Bey ve oğulları tarafından Güneydoğu Anadolu’da kuruldu. Artuk Bey’in ölümüyle Diyarbakır (Hasankeyf), Mardin ve Harput olmak üzere üç koldan yönetildiler. Haçlılara karşı başarıyla mücadele ettiler.

Diyarbakır kolunun kurucusu Sökmen Bey’dir. Eyyubiler tarafından yıkıldı.
Mardin kolunun kurucusu İlgazi Bey’dir. Karakoyunlular tarafından yıkıldı.
Harput kolunun kurucusu Melik Ebubekir’dir. Anadolu Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat tarafından yıkıldı.

KAYNAKLAR:
Mithat SERTOĞLU, Alparslan’dan Atatürk’e Kadar Türk Zaferleri Ansiklopedisi, Yeni İstanbul Gazetesi Yayınları, Tarihsiz, İstanbul, s. 3-10

Erol KÜKÇÜOĞLU, “Başlangıcından Malazgirt Savaşına Kadar Selçuklu-Bizans Münasebetleri”, Türkler, Cilt: 4, s. 694-704

http://www.altayli.net/baslangicindan-malazgirt-savasina-kadar-selcuklu-bizans-munasebetleri.html/1-6
Claude CAHEN, “İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı”, Türkler, Cilt: 6, s. 203-213
http://www.altayli.net/islam-kaynaklarina-gore-malazgirt-savasi.html/1-4

https://drkemalkocak.wordpress.com/2017/08/27/malazgirt-meydan-muharebesi/

Faruk SÜMER-Ali Sevim, İslam Kaynaklarına Göre Malazgirt Savaşı, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1971

Carole HILLENBRAND, Malazgirt Muharebesi, Çeviri: Mehmet MORALI, Alfa Basım Yayım Dağıtım Sa. Ve Tic. Ltd. Şti., İstanbul 2015

Türkler ve Zaferleri

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

Published

on

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.

Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.

RESMİ TEBLİĞ

13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]

***

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

***

Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.

—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri

Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.

Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua

Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.

Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza

Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku

Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.

Van’da Bir Hafta Şenlik

Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman

Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor

Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan]  Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.

Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik

Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].

Kaymakam: Hurşit

Mardin’de Fevkalade Sürur

Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen]  düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde]  eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş]  ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.

Belediye Reisi: Kasım

Erzincan’dan Selam ve Şükran

Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.

Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami

Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru

Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.

Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa

Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti

Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.

Belediye Reisi: Mehmet

Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor

Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.

Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş

Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti

Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.

Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf

Ilgın’da Şevk ve Sürur

Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.

Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali

Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban

Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık

Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman

Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin

Çarsancak’tan Samimi Temenni

Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!

Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip

Yabanabad Kasemi

Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]

Kulp’ta Miting ve Dua

Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.

Mutasarrıf Mehmed Sabri

Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade

Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar  her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet,      Belediye Reisi: Hasan

Zile Baştan Başa Donatıldı

Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi

Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik

Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.

Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin

Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar

Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.

Hacı Bektaş Müdürü: Halid

Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı

Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.

Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü

İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri

İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.

Kaymakam: Hakkı

Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:

  1. Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
  2. Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.

Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif

Gümüşhacıköy’de

Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.

Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim

Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü

Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.

Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim

Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif

Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]

Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği

Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman,    Belediye Reisi: Mehmet

Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi

Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.

Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz

Kars’taki Zafer İçtimaları

Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.

Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]

Konya’da

Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.

Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.

Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz!  Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.

Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye,  Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.

Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir  [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.

Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.

Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]

Kastamonu’da Şenlikler

Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].

Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı]  malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.

İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.

Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı]  netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.

Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.

Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.

Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.

Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler

İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.

Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].

Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.

Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.

Göksun’da Fevkalade Tezahürat

Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.

Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]

DİPNOTLAR

[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6

[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2

[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4

[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1

[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5

[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4

Continue Reading

Türkler ve Zaferleri

NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

Published

on

Özet

Gazi Mustafa Kemal’in 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın II. Büyük Kurultayı’nda okuduğu Nutuk, Millî Mücadele’nin askerî, siyasî ve toplumsal safhalarını yalnızca kronolojik biçimde aktaran bir eser değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin güçlü bir tarihsel yorum ve kurucu hafıza metnidir. Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu anlatının en önemli kırılma noktalarından biridir.

Bu makalede Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Nutuk merkezli olarak; içerik ve vaka analizi, askerî-stratejik boyut, siyasal meşruiyet, tarihsel coğrafya, sosyoloji, kavramlar, semboller, kişiler ve kurumlar, temsil ettikleri değerler, toplumdaki yansımalar ve tepkiler bakımından incelenmektedir. Eleştirel tarih yöntemiyle Nutuk’un olayları aktarmaktan öte onları belirli bir siyasal ve tarihsel anlam çerçevesine yerleştirdiği gösterilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal, Nutuk, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Kocatepe, Millî Mücadele, millî egemenlik, tarihsel coğrafya, tarihsel sosyoloji, eleştirel tarih.

GİRİŞ

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve ardından gelen takip harekâtı, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî sonucunu belirleyen olaylar zinciridir. Büyük Taarruz’un sonunda Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığı çökmüş; 9 Eylül’de İzmir’in, 10 Eylül’de Bursa’nın kurtarılmasıyla savaşın askerî dengesi kesin biçimde Türk tarafına geçmiştir. Harekât 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmış ve 1 Eylül’deki “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle takip harekâtı sürdürülmüştür.

Ancak Nutuk açısından mesele bundan daha geniştir.

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u sadece bir ordunun diğerini yenmesi şeklinde değerlendirmez. Zaferi, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl iradesinin tarihsel sonucu olarak anlamlandırır. Nitekim Nutuk‘ta Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve sonrasındaki harekâtı “Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin” ölümsüz abidesi olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, savaşın askerî sonucunu siyasal ve toplumsal bir anlam alanına taşımaktadır.

Dolayısıyla temel problem şudur: Nutuk’ta Büyük Taarruz yalnızca nasıl anlatılmıştır değil, neden böyle anlatılmıştır?

Bu soru bizi askerî tarihten siyasal tarihe, oradan tarihsel sosyolojiye ve hafıza tarihine götürmektedir.

1. NUTUK’UN TARİHSEL VE ANLATISAL KONUMU

1. Nutuk: Hatırat mı, tarih anlatısı mı?

Nutuk, klasik anlamda tarafsız ve dışarıdan yazılmış bir tarih araştırması değildir. Metnin yazarı olayların başlıca aktörü, karar vericisi ve siyasal lideridir.

Bu sebeple Nutuk üç farklı niteliği aynı anda taşımaktadır:

  1. Tanıklık metni,
  2. Siyasal savunma ve hesaplaşma metni,
  3. Kurucu tarih anlatısı.

Bu özellik Büyük Taarruz’un anlatımında özellikle belirgindir.

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u anlatırken yalnızca “26 Ağustos’ta saldırı başladı, 30 Ağustos’ta Yunan ordusu yenildi” demekle yetinmemektedir. Harekâtın hazırlanmasını, gizliliğini, askerî kararların oluşumunu, komuta ilişkilerini ve savaşın sonucunu bir bütün içinde değerlendirmektedir.

Dolayısıyla Nutuk‘ta Büyük Taarruz, önceden hazırlanmış tarihsel bir zorunluluk zincirinin sonucu olarak sunulmaktadır.

Bu anlatı içerisinde: Samsun → Amasya → Erzurum → Sivas → Ankara → Sakarya → Büyük Taarruz → İzmir → Mudanya → Lozan → Cumhuriyet şeklinde ilerleyen bir tarihsel süreklilik kurulmaktadır.

Böylece askerî zafer, daha önce başlayan siyasî ve toplumsal mücadelenin nihai sonucu haline getirilir.

2. BÜYÜK TAARRUZ’UN NUTUK’TAKİ İÇERİĞİ

1. Sakarya’dan Büyük Taarruz’a

Büyük Taarruz, Nutuk‘ta Sakarya Zaferi’nin devamı bir olay olarak ele alınmaktadır. Sakarya’dan sonra temel mesele artık savunmanın sürdürülmesi değil, uygun zamanda stratejik karşı taarruza geçilmesidir.

Mustafa Kemal açısından bunun için üç temel unsurun hazırlanması gerekmektedir: ordu, meclis, millet.

Nitekim Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl süren hazırlık döneminde millet, Meclis ve ordunun savaşa hazırlanmasının esas alınmıştır.  

Burada dikkat çekici olan husus, Büyük Taarruz’un bir “ani saldırı” değil, uzun süreli bir hazırlık, örgütlenme, lojistik ve strateji sürecinin sonucu olmasıdır.

3. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ

1. Vakanın temel unsurları

UnsurAçıklama
Zaman26 Ağustos–9 Eylül 1922
Kritik tarih30 Ağustos 1922
Ana sahaAfyonkarahisar–Dumlupınar–Uşak hattı
Türk tarafıTBMM Orduları
BaşkomutanMustafa Kemal Paşa
Genelkurmay BaşkanıFevzi Paşa
Batı Cephesi Komutanıİsmet Paşa
1. Ordu KomutanıNureddin Paşa
Karşı tarafYunan Küçük Asya Ordusu
Yunan komuta heyetiGeorgios Hacıanestis; Trikopis ve Diyenis
Stratejik amaçYunan ordusunun imhası ve Anadolu’nun kurtarılması
SonuçYunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının çöküşü

26 Ağustos sabahı taarruz Kocatepe’den sevk ve idare edilmiştir. Türk kuvvetleri kısa sürede Afyonkarahisar çevresindeki Yunan savunmasını yarmıştır.

Burada önemli nokta, Türk stratejisinin yalnızca arazi kazanmayı değil, Yunan ordusunun ana kuvvetlerini kuşatıp imha etmeyi amaçlamasıdır.

4. TARİHSEL COĞRAFYA: KOCATEPE’DEN DUMLUPINAR’A

Büyük Taarruz’u anlamanın en önemli yollarından biri mekânı tarihsel bir aktör olarak ele almaktır.

1. Kocatepe

Kocatepe yalnızca bir yükselti değildir. Nutuk bağlamında Kocatepe: komuta merkezi,  gözlem noktası, stratejik karar mekânı, askerî iradenin görünürleştiği alan haline gelmiştir.

Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve diğer komutanların burada bulunması mekânı sembolik olarak da güçlendirmiştir.

Bugün Kocatepe’nin Millî Mücadele hafızasında bu kadar güçlü yer edinmesinin sebebi budur.

2. Afyonkarahisar

Afyonkarahisar coğrafi bakımdan Anadolu’nun batıya açılan önemli geçiş alanlarından biridir.

Buradaki Yunan savunmasının yarılması: savunma hattının kırılması → stratejik derinliğin kaybedilmesi → Yunan ordusunun manevra alanının daralması sonucunu doğurmuştur.

Bu sebeple Afyon, yalnızca bir şehir değil, stratejik kapı niteliğindedir.

3. Dumlupınar

Dumlupınar, Büyük Taarruz’un askerî sonucunun belirleyici mekânıdır.

30 Ağustos’ta Yunan kuvvetlerinin büyük bölümünün kuşatılması ve imha edilmesiyle savaşın sonucu kesinleşmiştir.

Dumlupınar’ın sembolik anlamı ise daha sonra genişlemiştir.

Dumlupınar: İşgal altındaki Anadolu’nun askerî olarak geri alınmasının simgesine dönüşmüştür.

Bu sebeple coğrafya burada hafızaya dönüşmektedir.

5. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ’NİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ

30 Ağustos muharebesinin Büyük Taarruz içindeki konumu özellikle önemlidir.

Büyük Taarruz bir harekât bütünü, 30 Ağustos ise bu harekâtın kesin sonuç aşamasıdır.

Başka bir ifadeyle: 26 Ağustos → yarma, 27–29 Ağustos → kuşatma ve takip, 30 Ağustos → imha, 31 Ağustos–9 Eylül → stratejik takip ve tasfiye şeklinde bir gelişme söz konusudur.

30 Ağustos muharebesinin “Başkumandan Muharebesi” şeklinde adlandırılması da Mustafa Kemal’in savaşı bizzat sevk ve gözetimiyle ilişkilendirilmiştir. Mustafa Kemal de Nutuk‘ta “Başkumandan Muharebesi” ifadesini kullanmaktadır.

Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın adı da tarihsel hafızanın inşasının bir parçasıdır.

6. “BAŞKOMUTAN” KAVRAMI

Nutuk‘ta “Başkomutan” yalnızca askerî bir rütbe değildir.

Kavram üç ayrı anlam taşır:

1. Askerî anlam

Ordunun en üst sevk ve idare makamıdır.

2. Siyasal anlam

TBMM’nin verdiği olağanüstü yetkiler çerçevesinde millî iradenin savaş alanındaki temsilidir.

3. Sembolik anlam

Milletin bağımsızlık iradesinin askerî karar mekanizmasındaki somutlaşmasıdır.

Bu sebeple Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı, Nutuk anlatısında kişisel iktidar arayışı olarak değil, TBMM egemenliğiyle bağlantılı bir görev ve sorumluluk olarak sunulmaktadır.

7. “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!”

1 Eylül 1922 tarihli emir, Büyük Taarruz’un en güçlü sembollerinden biridir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları,

Afyonkarahisar, Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun anasır-ı asliyesini [asli unsurlarını] inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip [asil] milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden [geleceğinden] emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede [görüyor] ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdiratına delalet etmek [aracı olmak] vazifemi mütevelliyen [ara vermeden] ve mütemadiyen [durmadan] ifa edeceğim [yerine getireceğim]. Başkumandanlığa teklifatta [tekliflerde] bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvay-ı akliyesini [akli kuvvetlerini] menabi-i celadet ve hamiyetini [kahramanlık ve hamiyet kaynaklarını] müsabaka ile izale-i [sarf etmeye] devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!

1-9-[13]38[1922]              Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi  

                                                         Başkumandan

                                                         Mustafa Kemal

Bu emir üç kavramı birleştirmektedir: ordu + hedef + ilerleme.

Akdeniz” burada yalnızca coğrafi bir yön değildir. Aynı zamanda: İzmir,  Ege, işgalin sona erdirilmesi, denize ulaşma, Anadolu’nun askerî olarak kurtarılması anlamlarını taşımaktadır.

Dolayısıyla “Akdeniz” kelimesi Nutuk ve Millî Mücadele hafızasında özgürlüğe ulaşmanın coğrafi sembolü haline gelir.

8. “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ

Büyük Taarruz yalnızca askerî personelin gerçekleştirdiği bir savaş değildir. Arka planda: Tekâlif-i Milliye, ulaşım, iaşe, mühimmat, hayvan ve taşıt temini, kadınların ve köylülerin katkısı, demiryolu ve kara ulaşımı, sağlık hizmetleri, mali kaynaklar bulunmaktadır.

Bu sebeple Büyük Taarruz’u sadece “ordu tarihi” çerçevesinde açıklamak yetersizdir. Askerî zaferin toplumsal altyapısı seferber edilmiş bir toplumdur.

Millî güç unsurları üzerine yapılan değerlendirmelerde Tekâlif-i Milliye’nin orduya maddi gövde, millî ruhun ise zihinsel ve moral üstünlüğü sağladığı vurgulanmaktadır.

9. TARİHSEL SOSYOLOJİ AÇISINDAN BÜYÜK TAARRUZ

Büyük Taarruz’un sosyolojik açıdan üç temel dönüşüm meydana getirdiği söylenebilir.

1. “Tebaadan yurttaşa”

Osmanlı siyasal düzeninde padişah merkezli siyasal aidiyet önemliyken Millî Mücadele sırasında siyasal özne giderek millet kavramı etrafında yeniden tanımlanmıştır.

2. “Ordu”dan “millet ordusu”na

TBMM Ordusu’nun meşruiyeti, Nutuk‘ta milletin egemenliğiyle ilişkilendirilmiştir.

3. “İşgal edilmiş ülke”den “egemen devlet”e

Büyük Taarruz’un nihai sosyolojik anlamı, askerî işgalin sona erdirilmesiyle siyasal egemenliğin kurulmasıdır.

Bu bakımdan savaş: askerî → siyasal → toplumsal → hukuksal bir dönüşüm zincirinin parçasıdır.

10. KİŞİLER VE TEMSİL ETTİKLERİ DEĞERLER

Mustafa Kemal Paşa

Nutuk‘ta: stratejik akıl, kararlılık, risk alma, siyasal liderlik, askerî komuta, millî egemenlik kavramlarının merkezinde yer almaktadır.

Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Mustafa Kemal’in merkezî rolünü kabul etmek ile bütün başarıyı yalnızca tek kişiye indirgemek aynı şey değildir.

Zaferin gerçekleşmesinde: Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nureddin Paşa, kolordu ve tümen komutanları, subaylar, erler, TBMM, lojistik örgütlenme, halk birlikte rol oynamıştır.

Bu gerçekliği Mustafa Kemal Nutuk’ta, “Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumandan heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” ifadesiyle tebcil ve teyit etmiştir.

Fevzi Paşa

Fevzi Paşa, özellikle: Genelkurmay, stratejik planlama,  askerî koordinasyon,  harekâtın genel sevk ve idaresi açısından önemlidir. Dolayısıyla temsil ettiği değer kurumsal askerî akıldır.

İsmet Paşa

İsmet Paşa: Batı Cephesi’nin sevk ve idaresi, ordu-komuta ilişkileri, Büyük Taarruz’un icrası, askerî disiplin açısından öne çıkmaktadır. Konumu, kişisel liderlikten ziyade profesyonel komuta kademesinin kurumsallaşmasını temsil etmektedir.

Nureddin Paşa

1.Ordu’nun komutanı olarak Büyük Taarruz’un kritik askerî safhalarında görev yapmıştır. Konumu, Başkomutanlık ile cephe komutanlıkları arasındaki hiyerarşik komuta zincirini göstermektedir.

11. YUNAN KOMUTA HEYETİ VE KARŞI TARAFIN TEMSİLİ

Nutuk‘ta Yunan ordusunun yenilgisi sadece askerî başarısızlık değildir.

Yunan işgali, Türk millî anlatısında: Anadolu’nun işgali, bağımsızlığın tehdit edilmesi, Megali İdea, dış destekli işgal bağlamında değerlendirimektedir.

Yunan komutanlarından Trikopis ve Diyenis’in esir düşmesi ise zaferin sembolik boyutunu güçlendirmektedir.

Karşı tarafın komuta heyetinin esir alınması, işgalci ordunun komuta kapasitesinin çöküşünü temsil etmektedir.

12. KAVRAMLARIN SEMBOLİK HARİTASI

KavramNutuk’taki temel anlam
MilletEgemenliğin temel kaynağı
İstiklâlMücadelenin nihai amacı
HürriyetZaferin ahlâkî ve siyasî gerekçesi
OrduMillî iradenin silahlı gücü
BaşkomutanMillî iradenin askerî sevk ve idaresi
MeclisSiyasal meşruiyet
TaarruzSavunmadan kurtuluşa geçiş
KocatepeKarar ve komuta
DumlupınarKesin askerî sonuç
AkdenizKurtuluşun coğrafi hedefi
İzmirİşgalin sona ermesinin sembolü
ZaferAskerî başarıdan daha geniş millî egemenlik
CumhuriyetZaferin siyasal kurumsallaşması

13. NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ’UN RETORİĞİ

Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz anlatımında üç retorik katman bulunmaktadır.

Birinci katman: Askerî başarı

Planlama, hazırlık, komuta ve savaş.

İkinci katman: Millî başarı

Zaferin sahibi yalnızca ordu değil “Türk milleti”dir.

Üçüncü katman: Tarihsel başarı

Zafer, yeni Türk devletinin kuruluşunda bir dönüm noktasıdır.

Bu sebep Mustafa Kemal’in şu değerlendirmesi metnin özünü ortaya koymaktadır: “Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin lâyemut âbidesidir.

Burada “eser” kelimesi önemlidir. Savaş, tesadüfi bir askerî başarı değil düşünülmüş + hazırlanmış + yönetilmiş + sonuçlandırılmış bir tarihsel “eser” olarak tanımlanmaktadır.

Bu anlayış, Mustafa Kemal’in savaş felsefesindeki planlama ve irade vurgusuyla da uyumluluk göstermektedir. Meydan savaşını yalnızca iki ordunun çarpışması olarak değil, milletlerin maddî ve manevî güçlerinin sınandığı alan olarak değerlendirmektedir.

14. ELEŞTİREL TARİH YÖNTEMİYLE NUTUK’UN OKUNMASI

Burada temel metodolojik problem şudur: Nutuk tarihsel gerçekliğin kendisi değil, tarihsel gerçekliğin Mustafa Kemal tarafından 1927’de yeniden kurulmuş anlatımıdır.

Bu ayrım son derece önemlidir. 1922’de yaşanan olay ile 1927’de anlatılan olay aynı şey değildir. Arada beş yıllık bir zaman vardır.

Bu beş yıl içinde: saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet kurulmuş, yeni siyasal kurumlar ortaya çıkmış, siyasal muhalefetlerle çatışmalar yaşanmış, eski lider kadrolarıyla ayrışmalar oluşmuş, yeni devletin meşruiyet anlatısı şekillenmiştir.

Dolayısıyla Nutuk, 1922’nin olaylarını 1927’nin siyasal tecrübesi üzerinden anlatmaktadır.

Bu sebeple eleştirel tarih yöntemi üç farklı soruyu birlikte sormalıdır:

1. Ne oldu?

Arşiv belgeleri, harp raporları, TBMM zabıtları, günlükler ve hatıratla araştırılmalıdır.

2. Mustafa Kemal ne olduğunu söyledi?

Bunu Nutuk üzerinden incelemeliyiz.

3. Mustafa Kemal neden böyle anlattı?

Bu ise siyasal tarih ve hafıza tarihinin sorusudur.

15. NUTUK’UN GÜÇLÜ VE SINIRLI YÖNLERİ

Güçlü yönleri

Nutuk: karar süreçlerine içeriden ışık tutmaktadır, liderlik anlayışını ortaya koymaktadır, askerî-siyasal ilişkileri açıklamaktadır, dönemin siyasî mücadelelerini anlamaya yardım etmektedir, belge ve telgraflara dayanmaktadır, Millî Mücadele’nin bütünlüğünü göstermektedir.

Sınırlılıkları

Buna karşılık: anlatıcı olayların baş aktörüdür, metin 1927’nin siyasal ortamında kaleme alınmıştır, bazı aktörler daha olumlu, bazıları daha olumsuz çerçevelenmiştir, toplumsal kesimlerin sesleri çoğu zaman doğrudan verilmemiştir, sıradan askerlerin ve sivillerin deneyimleri liderlik anlatısının gerisinde kalmıştır.

Dolayısıyla Nutuk tek başına bütün tarihsel gerçekliği temsil etmemektedir. Ancak bu, Nutuk‘un değerini azaltmamakta, tam tersine onu daha önemli hale getirmektedir:

Nutuk, hem Millî Mücadele tarihinin birinci elden önemli kaynaklarından biri hem de Cumhuriyet’in kurucu tarih bilincini anlamak için birincil önemde bir hafıza metnidir.

16. YANSIMALAR VE TOPLUMSAL TEPKİLER

Büyük Taarruz’un toplumsal etkisi yalnızca savaşın sona ermesi değildir.

Zafer: işgal korkusunu ortadan kaldırmış, millî özgüveni yükseltmiş, TBMM’nin meşruiyetini güçlendirmiş, Mustafa Kemal’in liderliğini pekiştirmiş, Anadolu’daki millî hareketin siyasal üstünlüğünü kesinleştirmiştir.

TBMM açısından zafer, hükümetin askerî başarısının ötesinde egemenlik iddiasının fiilen gerçekleşmesi anlamına gelmiştir.

Uluslararası düzeyde ise askerî zafer, Mudanya Mütarekesi’ne giden yolu açmıştır. Türk ordusunun 30 Ağustos’taki kesin zaferi Millî Mücadele’nin askerî aşamasını sona erdiren temel gelişme olmuş ve Yunanistan’ı Anadolu’daki hedeflerinden vazgeçmeye zorlamıştır.

17. BÜYÜK TAARRUZ’UN SİYASAL SONUÇLARI

Büyük Taarruz’un üç temel siyasal sonucu bulunmaktadır:

1. TBMM Hükümeti’nin meşruiyeti güçlenmiştir.

2. İstanbul Hükümeti’nin siyasal etkisi fiilen sona yaklaşmıştır.

3. İtilaf Devletleri Ankara Hükümeti’yle doğrudan diplomatik ilişki kurmak zorunda kalmıştır.

Bu sebeple Büyük Taarruz: Askerî savaşın diplomatik savaşa dönüşüm noktasıdır. Mudanya bunun diplomatik sonucudur. Lozan ise bunun hukukî ve uluslararası sonucu olmuştur.

18. BÜYÜK TAARRUZ’DAN CUMHURİYET’E

Nutuk‘un büyük tarihsel anlatısı içinde Büyük Taarruz’u şu zincirin içine yerleştirmek mümkündür:

Millî irade

TBMM’nin açılması

Düzenli ordu

Sakarya Zaferi

Büyük Taarruz

Başkomutanlık Meydan Muharebesi

İzmir’in kurtuluşu

Mudanya

Saltanatın kaldırılması

Lozan

Cumhuriyet

Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel anlamı yalnızca “Yunan ordusunun yenilmesi” değildir.

Asıl anlam: Millî egemenlik iddiasının askerî güç tarafından kesinleştirilmesidir.

19. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: “TEK KAHRAMAN” ANLATISI MI, “MİLLET-ORDU” ANLATISI MI?

Nutuk‘un merkezinde Mustafa Kemal yer almaktadır. Ancak metin dikkatli okunduğunda zaferin yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel başarısı olarak sunulmadığı görülmektedir.

Mustafa Kemal özellikle: Türk milleti, Türk ordusu, Türk subayları, komuta heyeti üzerinde durmaktadır. Nitekim zafer değerlendirmesinde harekâtı Türk ordusu ile Türk subay ve komuta heyetinin “yüksek kudret ve kahramanlığı” ile ilişkilendirmiştir.

Dolayısıyla daha doğru okuma şudur: Mustafa Kemal merkezli fakat ordu-millet bütünlüğünü vurgulayan bir zafer anlatısı.

Eleştirel tarihçi ise bu anlatıyı daha da genişletmelidir: Mustafa Kemal + komuta heyeti + subaylar + askerler + TBMM + lojistik sistem + Anadolu halkı + ekonomik fedakârlık + diplomasi birlikte değerlendirilmelidir.

20. BÜYÜK TAARRUZ’UN TARİHSEL ANLAMI

Büyük Taarruz’u dört farklı düzeyde değerlendirmek mümkündür.

Askerî düzey

Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin imhası ve Anadolu’dan çıkarılması.

Siyasal düzey

TBMM Hükümeti’nin siyasal meşruiyetinin kesinleşmesi.

Sosyolojik düzey

Millet” kavramının siyasal özne olarak güçlenmesi.

Sembolik düzey

Kurtuluş, bağımsızlık ve egemenlik hafızasının oluşması.

Bu dört düzey birbirinden bağımsız değildir. Tam tersine: Askerî zafer → siyasal meşruiyet → toplumsal bütünleşme → devletleşme aşamalarını meydana getirir.

SONUÇ

Nutuk‘ta Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Millî Mücadele’nin sadece askerî sonucu olarak değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin tarihsel ve siyasal olarak kesinleştiği aşama olarak kurgulanmıştır.

26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da stratejik kesinliğe ulaşmış, 1 Eylül’deki takip emriyle İzmir’e doğru ilerlemiş ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla işgalin askerî boyutunu fiilen sona erdirmiştir.

Fakat Nutuk açısından Büyük Taarruz’un gerçek anlamı yalnızca burada değildir.

Büyük Taarruz: bir askerî operasyon, aynı zamanda bir devletleşme, bir egemenlik mücadelesi, bir toplumsal seferberlik, bir tarihsel hafıza olayı ve nihayet Cumhuriyet’in kuruluş anlatısının merkezî sembollerinden biridir.

30 Ağustos’un Dumlupınar’da kesin sonuç yaratması, Kocatepe’nin karar mekânına dönüşmesi, “Akdeniz”in kurtuluş hedefinin sembolü haline gelmesi ve “Başkomutanlık” kavramının Mustafa Kemal’in liderliğiyle özdeşleşmesi, savaş coğrafyasının aynı zamanda siyasal ve kültürel hafızanın coğrafyasına dönüştüğünü göstermektedir.

Bu sebeple Büyük Taarruz’u yalnızca “26 Ağustos–9 Eylül 1922 tarihleri arasındaki askerî harekât” olarak okumak eksik kalır.

Daha kapsamlı tarihsel yorum şudur: Büyük Taarruz, Anadolu’daki işgal düzenini askerî olarak yıkan; TBMM’nin egemenlik iddiasını fiilen doğrulayan; millet, ordu ve meclis arasındaki siyasal-toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren ve yeni Türk devletinin kuruluşuna giden yolu açan tarihsel kırılmadır.

Nutuk ise bu kırılmayı yalnızca anlatmamış; ona anlam vermiş, kişilerini sınıflandırmış, sembollerini üretmiş ve gelecek kuşakların hatırlayacağı bir kurucu tarih çerçevesine yerleştirmiştir.

Dolayısıyla eleştirel tarih bakımından Nutuk‘un Büyük Taarruz anlatısının en önemli özelliği, ne oldu?” sorusunun yanında “bu olay nasıl hatırlanmalıdır?” sorusuna da cevap vermesidir.

KAYNAKÇA

Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.

Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.

Fahrettin Altay, İstiklal Harbimizde Süvari Kolordusu, İnsel Yayınları, İstanbul, 1949.

Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.

İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:4-6

Şerafettin Turan, Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk Ansiklopedisi, 21 Aralık 2020

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4899/Atat%C3%BCrk,-Gazi-Mustafa-Kemal-(1881-10-Kas%C4%B1m-1938)

Temuçin Faik Ertan, Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri, Atatürk Ansiklopedisi, 31 Aralık 2020

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/878/Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn-Nutuk-Adl%C4%B1-Eseri

Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz

Continue Reading

Türkler ve Zaferleri

ASIM GÜNDÜZ’ÜN HATIRALARIM’DA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

Published

on

Özet

Bu çalışma, Batı Cephesi Kurmay Başkanı Orgeneral Asım Gündüz’ün Hatıralarım adlı eserinde Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin (30 Ağustos 1922) nasıl anlatıldığını; anlatının askerî, siyasî, toplumsal, coğrafî ve sosyolojik boyutlarını eleştirel tarih yöntemiyle incelemektedir. Gündüz’ün hatıratı yalnızca savaşın nasıl yürütüldüğünü aktaran bir askerî anı kitabı değildir. Aynı zamanda karar alma mekanizmasını, kurmay zihniyetini, Mustafa Kemal Paşa–İsmet Paşa–Fevzi Paşa üçgenindeki komuta ilişkilerini, istihbarat ve aldatma faaliyetlerini, Anadolu coğrafyasının harekât üzerindeki etkisini ve zaferin kolektif hafızada nasıl anlamlandırıldığını gösteren bir birinci el kaynak niteliğindedir. Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olması, anlatısını sıradan bir savaş hatıratından ayırmaktadır. Bununla birlikte hatıratın olaylardan yaklaşık yarım yüzyıl sonra kaleme alınmış olması, hafıza, seçicilik, sonradan anlamlandırma ve Cumhuriyet dönemi tarih anlatısının etkileri bakımından kaynak eleştirisini zorunlu kılmaktadır. Gündüz’ün anlatısında Büyük Taarruz, yalnızca askerî bir başarı değil; örgütlenmiş millî iradenin, kurmay aklın, coğrafî avantajın, lojistik seferberliğin ve siyasî hedefle askerî hedefin bütünleştirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise bu sürecin imha ve takip aşamasını temsil etmektedir. Bu sebeple çalışma, Gündüz’ün hatıratını Nutuk, Genelkurmay’ın Türk İstiklal Harbi serisi ve çağdaş araştırmalarla karşılaştırmalı biçimde değerlendirmektedir.

Anahtar Kelimeler: Asım Gündüz, Hatıralarım, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Batı Cephesi, Millî Mücadele, tarihsel hafıza, eleştirel tarih.

GİRİŞ

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ile 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk İstiklal Harbi’nin askerî bakımdan belirleyici safhasıdır. Ancak bu iki olayı yalnızca “Türk ordusunun Yunan ordusunu yenmesi” şeklinde açıklamak, olayın tarihsel derinliğini önemli ölçüde azaltır. Büyük Taarruz; yaklaşık bir yıllık askerî hazırlığın, yeniden yapılanmanın, lojistik düzenlemenin, istihbarat faaliyetlerinin, stratejik sabrın, gizliliğin ve uygun zamanda yoğun kuvvet üstünlüğünün gerçekleştirilmesinin sonucudur. Harita Genel Müdürlüğü de harekâtı 26-30 Ağustos arasındaki beş temel safha üzerinden göstermektedir.

Bu bakımdan Asım Gündüz’ün Hatıralarımı özel bir önem taşımaktadır. Eser, Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olarak savaşı karar ve planlama merkezinden gözlemlemesi bakımından dikkate değerdir. Türk Tarih Kurumu katalog kaydına göre kitap İhsan Ilgar’ın hazırlamasıyla 1973 yılında Kervan Kitapçılık tarafından yayımlanmış ve 240 sayfadan oluşmuştur.

Gündüz, 18 Ağustos 1921’de Batı Cephesi Kurmay Başkanlığına atanmış, Sakarya Savaşı sonrasında Büyük Taarruz hazırlıklarında görev almış ve taarruz planının hazırlanmasında etkili olmuştur.

Bu makalenin temel sorusu şudur: Asım Gündüz, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni nasıl hatırlamış, hangi olayları öne çıkarmış, hangi kavramları kullanmış ve bu anlatı Millî Mücadele’nin askerî ve toplumsal gerçekliği hakkında bize ne söylemektedir?

Bu soruya cevap aranırken üç ayrı düzlem birlikte ele alınacaktır:

  1. Gündüz’ün doğrudan tanıklığı,
  2. olayların askerî ve tarihsel gerçekliği,
  3. hatıratın sonradan kurulmuş bir hafıza metni olarak eleştirel değerlendirilmesi.

1. ASIM GÜNDÜZ VE HATIRATIN KAYNAK DEĞERİ

Asım Gündüz (1880-1970), Osmanlı askerî eğitim sisteminden yetişmiş ve Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele safhalarından geçmiş bir kurmay subaydır. Millî Mücadele dönemindeki en önemli görevi Batı Cephesi Kurmay Başkanlığıdır.

Bu konum, Gündüz’ün anlatısına üç önemli özellik kazandırır.

a. Karargâh merkezli bakış

Gündüz, savaşın yalnızca ön cephesini değil, savaşın arkasındaki karar mekanizmasını da görebilen bir konumdadır.

Bir piyade subayı, örneğin bir tepenin ele geçirilmesini anlatabilir. Gündüz ise o tepenin neden hedef seçildiğini, hangi birliklerin nereye sevk edildiğini, yedeklerin nasıl değerlendirildiğini ve komuta kademesinin neyi amaçladığını açıklayabilir.

Dolayısıyla Hatıralarım, “savaşın içinden” olduğu kadar “karargâhın içinden” yazılmış bir metindir.

b. Kurmay aklının görünürlüğü

Gündüz’ün anlatısında kahramanlık kadar hesap, zamanlama, kuvvet yoğunlaştırması, aldatma ve lojistik önemlidir.

Bu nokta önemlidir. Çünkü popüler savaş anlatıları çoğu zaman savaşı bireysel cesaret üzerinden açıklarken, kurmay hatıratı savaşı bir sistem olarak görmektedir.

c. Hatıratın sınırlılığı

Bununla birlikte hatırat “olayın kendisi” değildir.

Gündüz’ün kitabı 1973’te, olaylardan yaklaşık elli yıl sonra yayımlanmıştır. Bu sebeple metin: kişisel hafıza, unutma, seçme, yeniden yorumlama, dönemin resmî tarih anlayışı, Cumhuriyet’in kuruluş anlatısı gibi unsurlardan etkilenmiş olabilir.

Bu sebeple tarihçi açısından temel yöntem, “Gündüz böyle söylüyor, o hâlde olay kesinlikle böyle olmuştur” yaklaşımı değildir.

Doğru yöntem: Gündüz’ün ne söylediği + başka kaynakların ne söylediği + Gündüz’ün neden böyle hatırlamış olabileceği üçlüsünü birlikte değerlendirmektir.

2. SAKARYA’DAN BÜYÜK TAARRUZ’A: STRATEJİK DÖNÜŞÜM

Büyük Taarruz’u anlamanın başlangıç noktası Sakarya Meydan Muharebesi’dir.

Sakarya’dan sonra Türk ordusu savunma stratejisinden stratejik taarruz stratejisine geçmiştir. Ancak bu geçiş hemen gerçekleşmemiştir.

1921 sonbaharından 1922 yazına kadar geçen dönem, askerî bakımdan bir hazırlık ve güç biriktirme dönemi olmuştur.

Gündüz’ün hatıratında da bu dönem önemlidir. Büyük Taarruz, aniden verilmiş bir saldırı kararı olarak değil, uzun süreli hazırlığın sonucu olarak görülmelidir.

Bu bağlamda 1922 yazında temel sorun şudur:

Türk ordusu ne zaman ve nerede saldıracaktır?

Asıl stratejik problem, Yunan ordusunun güçlü savunma mevzilerini doğrudan karşıdan yarmak değil, onun savunma sisteminin zayıf noktasına yoğun kuvvetle yüklenmek ve ardından geri çekilme yollarını keserek imha etmektir.

3. TAARRUZ PLANI VE KURMAY ZİHNİYETİ

Gündüz’ün anlatısının en önemli yönlerinden biri, Büyük Taarruz’un tesadüfi askerî hareket olmadığını göstermesidir.

1922 Ağustosunda Türk ordusunun temel hedefi, Yunan kuvvetlerinin Afyonkarahisar güneyindeki kesimine karşı büyük bir kuvvet yoğunlaşması oluşturmaktır.

Askerî planın temel mantığı: aldatma → kuvvet yoğunlaştırma → yarma → kuşatma → imha → takip şeklinde özetlenebilir.

Bu sistemde 1. Ordu asıl taarruz gücünü oluştururken 2. Ordu düşmanı yanıltacak ve Yunan ihtiyatlarının asıl taarruz bölgesine kaydırılmasını engelleyecek bir görev üstlenmiştir.

Gündüz’ün hatıratında kurmay başkanı olarak üstlendiği görev bu noktada ortaya çıkmaktadır.

Nitekim daha sonraki araştırmalar, Gündüz’ün 20 Ağustos 1922’de Akşehir’de gerçekleştirilen toplantıya katıldığını ve taarruz planının belirlenmesindeki kurmay heyeti içinde bulunduğunu göstermektedir.

4. “GİZLİLİK” KAVRAMI: BÜYÜK TAARRUZ’UN EN ÖNEMLİ SİLAHLARINDAN BİRİ

Gündüz’ün anlatısının ana kavramlarından biri gizliliktir. Buradaki gizlilik yalnızca taarruz tarihinin saklanması değildir.

Asıl mesele: kuvvetlerin yer değiştirmesinin gizlenmesi, gerçek taarruz yönünün saklanması, Yunan istihbaratının yanıltılması, ordunun gece yürüyüşleri, lojistik hareketlerin gizlenmesi, komuta merkezlerinin bilgi akışının kontrol edilmesidir.

Bu açıdan Büyük Taarruz, modern anlamda bir askerî aldatma operasyonu niteliği taşımaktadır.

Türk birliklerinin geceleri hareket ettirilmesi ve cephane ile birliklerin gizlice taarruz bölgesine aktarılması, planın temel unsurlarındandır.

Dolayısıyla “gizlilik” burada sadece askerî bir teknik değil, aynı zamanda bir stratejik kültürdür.

5. 26 AĞUSTOS 1922: KOCATEPE VE TAARRUZUN BAŞLAMASI

26 Ağustos sabahı Kocatepe merkezli topçu ateşiyle Büyük Taarruz başlamıştır.

Gündüz’ün hatıratına dayanan kaynaklarda, Kocatepe’de taarruzun başlangıcına ilişkin ayrıntılı gözlemler bulunmaktadır. Genelkurmay kaynaklarını kullanan araştırmalarda Gündüz’ün Hatıralarımının 154. sayfası özellikle 26 Ağustos sabahındaki topçu ateşi için kaynak gösterilmektedir:

“26 Ağustos 1922 sabahı tan yeri ağarırken Kocatepe yamaçlarında mevzilenmiş topçumuza “Ateş” emrini ulaştırdım. İlk olarak bir on beşlik obüsümüzün gürlemesi ile Türk Milletinin üç yıldan beri hasretini çektiği büyük günün çetin hesaplaşması başlıyordu. İki saat süren korkunç bombardımanımız, Yunan siperlerini ateş içinde kaynatıyor gibi idi. Türk topçuları, dünya orduları içinde ateş isabeti ile yaptıkları haklı şöhretin en kahredici eserlerini veriyorlardı. Başkumandanın Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarma salahiyetini eline alarak “Tekâlif-i Milliye” adı altında halkın nesi var nesi yoksa hürriyet ve istiklal uğruna topladıklarını kuruş kuruş biriktirerek, binbir zorlukla elde ettiğimiz mermilerimizi tam isabetle hedefine ulaştırmak yolunda elde edilen sonuç, gerçekten mucize idi. Piyadelerimiz mevzilerinden fırlamışlar, yeri göğü sarsan “Allah!.. Allah!..” yakarışları içinde hain, zalim, hayasız bir düşmanı mübarek vatan topraklarından söküp atmak için ellerinde Türk’ün tarihi silahı süngü ile ileriye atılmışlardı. Birçok yerlerde boğaz boğaza boğuşuluyordu.”

Burada Kocatepe, yalnızca coğrafî bir yükselti değildir. Kocatepe üç farklı anlam taşmaktadır:

Askerî anlam

Düşman mevzilerinin gözetlenmesini ve topçu ateşinin sevk ve idaresini mümkün kılan hâkim arazi.

Sembolik anlam

Türk taarruzunun başlangıç noktası.

Hafıza anlamı

Sonraki kuşakların Büyük Taarruz’u hatırlarken kullandıkları bir millî hafıza mekânı.

Bu sebeple Kocatepe, savaş coğrafyasının “hafıza coğrafyasına” dönüşmesinin en güçlü örneklerinden biridir.

6. 26-27 AĞUSTOS: YARMA HAREKÂTI

26 Ağustos günü Türk birlikleri Yunan savunma sisteminin belirli kesimlerinde gedikler açmaya başladı.

27 Ağustos’ta Afyonkarahisar’ın ele geçirilmesi, operasyonun stratejik başarısını hızlandırdı.

Burada Gündüz’ün anlatısının temel önemi, savaşın yalnızca “kahramanca saldırı” olmadığını göstermesidir.

Asıl mesele kuvvetlerin doğru zamanda doğru yerde yoğunlaştırılmasıdır.

Bu bakımdan Büyük Taarruz’un başarısı: insan gücü + ateş gücü + hareket kabiliyeti + istihbarat + arazi bilgisi + komuta birliği bileşkesinin ürünüdür.

7. 5. SÜVARİ KOLORDUSU: HAREKÂTTA HAREKETLİLİK FAKTÖRÜ

Gündüz’ün hatıratında süvari birliklerine özel bir önem atfedilmektedir.

  • Süvari Kolordusu’nun Ahır Dağları üzerinden Yunan ordusunun gerisine sarkması, harekâtın kaderini değiştiren gelişmelerden biridir.

Gündüz, Fahrettin Altay komutasındaki süvarilerin başarısına özellikle vurgu yapmakta ve zaferin süvari birliklerine çok şey borçlu olduğunu ifade etmektedir. Bu pasaj Hatıralarımın 135. sayfasına dayandırılmıştır:

“Beşinci Süvari Kolordusu: Kurmay Albay Fahrettin Bey (daha sonra Orgeneral olan arkadaşım Fahrettin Altay). Karargâhı Keledere’de idi, 2 ve 14 ncü tümenler Sandıklı bölgesinde Ahır dağlarına doğru yürüyüşe hazırdılar. Altıncı tümen, Kozluca-Akçabedir-Havulca-Hocalar mıntıkasında idi.

Süvarilerimize ve onların cesur bilgili, kahraman kumandanlarına zaferimiz çok şey borçludur.”

Bu durum bize önemli bir askerî gerçeklik gösterir:

Büyük Taarruz yalnızca piyade ve topçu savaşı değildir.

Hareket savaşı boyutunda süvarilerin görevi: düşman gerisine geçmek, ulaşım yollarını kesmek, haberleşmeyi bozmak, geri çekilen birlikleri takip etmek, düşman birliklerinin birleşmesini engellemek olmuştur.

Dolayısıyla süvari, Gündüz’ün anlatısında “geleneksel savaşın kalıntısı” değil, modern hareket savaşının önemli unsurlarından biridir.

8. 30 AĞUSTOS 1922: BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

26-30 Ağustos arasındaki harekâtın doruk noktası 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesidir.

Burada iki farklı kavramı birbirinden ayırmak gerekir:

Büyük Taarruz, 26 Ağustos’ta başlayan genel stratejik harekâttır.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu harekâtın 30 Ağustos’ta Dumlupınar çevresindeki belirleyici meydan muharebesidir.

Bu ayrım önemlidir; çünkü 30 Ağustos tek başına ortaya çıkmış bir zafer değildir. Önceki dört günlük operasyonun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin hedefi yalnızca Yunan kuvvetlerini geri püskürtmek değil, onların büyük bölümünü kuşatmak ve imha etmektir.

Bu nedenle operasyonel hedef: geri çekilmeye zorlamak değil, geri çekilme imkânını ortadan kaldırmak olmuştur.

9. MUSTAFA KEMAL PAŞA: “BAŞKOMUTAN” SEMBOLÜ

Gündüz’ün anlatısında Mustafa Kemal Paşa yalnızca siyasî lider değildir.

O aynı zamanda: stratejik karar verici, başkomutan, kurmay planlamacı, risk alan lider, ordu ile TBMM arasında bağ kuran siyasî-askerî figür olarak görünür.

Bu sebeple “Başkomutan” kavramı sembolik açıdan önemlidir. TBMM’nin Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi vermesiyle siyasal meşruiyet ile askerî komuta arasında doğrudan bir bağ kurulmuştur.

Mesai arkadaşlarının Büyük Taarruz sonrasında Mustafa Kemal Paşa’ya atfettikleri vasıflar da bu algıyı göstermektedir. Çağdaş araştırmalar, mesai arkadaşlarının onu “milletin sembolü”, “demir el” ve ordunun moral gücünü yükselten lider olarak nitelediklerini göstermektedir.

Ancak eleştirel tarih açısından burada bir uyarı gerekir: Zaferi yalnızca Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel dehasıyla açıklamak eksiktir.

Zafer; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Asım Gündüz, Fahrettin Altay, kolordu ve tümen komutanları, kurmay heyetleri, subaylar, erler, lojistik teşkilatı, Anadolu halkı gibi çok sayıda aktörün birlikte oluşturduğu sistemin sonucudur.

10. İSMET PAŞA: OPERASYONEL KOMUTA VE KURMAY DİSİPLİNİ

Gündüz’ün hatıratının önemli yönlerinden biri İsmet Paşa ile kurmay heyeti arasındaki görüş ayrılıklarını göstermesidir.

Bu durum, Millî Mücadele tarihinin bazen sunulduğu gibi tamamen çatışmasız ve tek sesli bir komuta sistemi olmadığını ortaya koymaktadır.

Kurmaylar arasında: taarruz tarihi, kuvvet dağılımı, ihtiyatların kullanılması, ikinci ordunun görevi gibi konularda tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmalar aslında kurmay sisteminin doğal parçasıdır.

Eleştirel tarih açısından önemli olan nokta şudur: Başarılı bir komuta sistemi, fikir ayrılığının bulunmadığı değil fikir ayrılığının karar süreci içinde yönetilebildiği sistemdir.

11. FEVZİ PAŞA: GENELKURMAY VE STRATEJİK BÜTÜNLÜK

Fevzi Paşa, Gündüz’ün anlatısındaki üçüncü büyük askerî aktördür.

Onun temsil ettiği değerler: disiplin, kurmaylık, askerî süreklilik, örgütlenme, stratejik koordinasyon olarak değerlendirilebilir.

Mustafa Kemal Paşa siyasî ve stratejik liderliği, İsmet Paşa cephe komutasını, Fevzi Paşa genel askerî organizasyonu temsil ederken, Gündüz kurmay planlama düzeyinde bu sistemin önemli halkalarından birini oluşturmuştur.

Dolayısıyla Büyük Taarruz’un başarısını tek kişiye indirgemek yerine komuta mimarisi üzerinden değerlendirmek daha açıklayıcıdır.

12. ASIM GÜNDÜZ: “GÖRÜNMEYEN KOMUTANLIK”

Gündüz’ün temsil ettiği anlayış, savaş tarihinin çoğu zaman geri planda bıraktığı kurmay emeğidir.

Savaş meydanında görünür olan: Mustafa Kemal, İsmet, Fevzi, Fahrettin gibi komutanlardır.

Fakat savaşın başarısı için görünmeyen başka bir emek vardır: harita çalışmaları, emirlerin hazırlanması, birliklerin intikali, haberleşme, ikmal, istihbarat, zamanlama, koordinasyon.

Gündüz’ün tarihsel önemi tam burada ortaya çıkmaktadır. O, zaferin “arka planındaki mekanizmayı” temsil etmektedir.

13. ANADOLU COĞRAFYASI: DAĞ, OVA VE YOL

Büyük Taarruz aynı zamanda bir coğrafya savaşıdır. Afyonkarahisar, Kocatepe, Ahır Dağları, Dumlupınar ve Uşak hattı birbirinden bağımsız yerler değildir. Bunlar bir harekât koridorunun parçalarıdır. Coğrafyanın savaş üzerindeki etkisi üç düzeydedir:

a. Savunma coğrafyası

Yunan ordusu tahkim edilmiş mevzilerden yararlanmıştır.

b. Saldırı coğrafyası

Türk ordusu düşmanın beklemediği yönlerden saldırarak savunmanın geometrisini bozmuştur.

c. Takip coğrafyası

30 Ağustos sonrasında mesele yalnızca savaşmak değil, kaçan düşman kuvvetlerinin yeniden örgütlenmesini engellemek olmuştur.

Bu sebeple Afyon-Dumlupınar-Uşak-İzmir hattı, savaşın “mekân omurgası”dır.

14. SOSYOLOJİK BOYUT: ORDU VE TOPLUM

Gündüz’ün anlatısı her ne kadar asker merkezli olsa da savaşın arkasında bir toplum vardır.

Büyük Taarruz’un başarısı: askerî insan gücü, köylünün taşıma faaliyetleri, hayvan gücü, iaşe, mühimmat, sağlık hizmetleri, ulaşım, yerel bilgi olmadan gerçekleşemezdi.

Bu sebeple Büyük Taarruz, sadece “ordu ile ordu arasındaki savaş” değildir. Daha doğru ifade: örgütlenmiş bir toplumun, örgütlenmiş askerî gücü aracılığıyla yürüttüğü topyekûn mücadeledir.

Bu açıdan Gündüz’ün hatıratı, askerî tarihin sosyal tarih ile birleştirilmesi için önemli bir başlangıç kaynağıdır.

15. TRİKOPİS VE YUNAN KOMUTA KRİZİ

Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin sonuçlarından biri Yunan komuta sisteminin çözülmesidir.

Nikolaos Trikopis’in kuvvetleri kuşatılmış, geri çekilme ve birleşme imkânları ciddi biçimde daralmıştır.

29 Ağustos’taki Yunan hareketlerinin Türk kuşatmasından çıkma çabası olduğu, ancak emirlerin gecikmesi ve yanlış istikamet tercihlerinin Yunan kuvvetlerini daha zor bir duruma soktuğu çeşitli araştırmalarda belirtilmektedir.

Burada tarihsel vaka analizi açısından önemli kavram komuta ve iletişim krizidir.

Bir ordunun yalnızca silah gücü değil: emir-komuta, haberleşme, istihbarat, zamanlama, karar alma kapasitesi de savaş sonucunu belirlemektedir.

16. TAKİP HAREKÂTI: ZAFERDEN KURTULUŞA

30 Ağustos zaferi savaşın sonu değildir. Asıl stratejik sonuç, takip harekâtının başarıyla yürütülmesiyle ortaya çıkmıştır.

31 Ağustos’tan itibaren Türk ordusu geri çekilen Yunan birliklerini takip etmiş, Uşak ve daha batıdaki hatlara ilerlemiştir.

Gündüz’ün hatıratında bu safha artık “meydan muharebesi”nden “takip ve kurtuluş” aşamasına geçiş olarak görülmektedir.

4 Eylül 1922’de Takmak’ta gördüğü tahribatı anlatırken Gündüz, savaşın sivil mekânlar üzerindeki sonuçlarını da kayda geçirmiştir. Bu olay Hatıralarımın 164. sayfasına dayandırılmaktadır:

“Atatürk’ün en ufak noktasına kadar şahsen hazırladığı “Başkumandanlık Meydan Muharebesi” kesin zaferimizle neticelenmiş, Yunan sürüleri vatanın bağrında yok edilmişlerdi. Geride kalan bir eşkıya sürüsü idi. Yakıyorlar, yıkıyorlar, ateşe veriyorlar ve bu vahşetleriyle sanki önümüze duvar çekerek sahillere erişmeye çalışıyorlardı. Mahsulleri kundaklıyorlar, kadın-erkek, çoluk-çocuk, Türk ve Müslüman halkı camilere dolduruyor, yakıyorlardı. Bütün bunlardan daha feci hadiselere de irtikâp edilmiştir. Gördüğü feci manzara karşısında büsbütün şahlanan Mehmetçiği artık durdurmak bizim dahi elimizde değildi. Anadolu’nun harimindeki vahşet seli, ardında son cinayetlerini irtikâp ederek def olurken, zalim ve hain mahiyetini ortaya koyuyordu. Bir cani sürüsünden başka ne beklenebilirdi?”

Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın sonunda askerî zafer kadar yıkılmış yerleşimlerin manzarası da vardır.

17. YAKILMIŞ KÖYLER VE SAVAŞIN SİVİL YÜZÜ

Gündüz’ün Takmak gözlemi, askerî tarihin sosyal tarihle birleştiği noktadır. Savaş sadece: mevzi, top, tüfek, süngü değildir. Savaş aynı zamanda: ev, köy, tarla, yol, demiryolu, dükkân, cami, okul, insan hayatı üzerinde gerçekleşmektedir.

Bu sebeple Gündüz’ün anılarındaki sivil yıkım tasvirleri, savaşın “insanî maliyeti” açısından ayrıca değerlendirilmelidir.

18. KAVRAMLARIN SEMBOLİK ANLAMLARI

Gündüz’ün anlatısı üzerinden Büyük Taarruz’un başlıca kavramlarını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:

KavramAskerî anlamSembolik anlam
TaarruzStratejik saldırıİnisiyatifin ele geçirilmesi
BaşkomutanEn üst askerî otoriteMillî iradenin askerî temsilcisi
KocatepeHâkim araziZafer hafızasının mekânı
DumlupınarMeydan muharebesi alanıKesin zafer
SüvariHızlı hareket ve kuşatmaHareket ve özgürlük
TakipDüşmanı geri çekilme sırasında izlemeİşgalin sona erdirilmesi
ŞehitSavaşta hayatını kaybedenFedakârlık ve vatan
GaziSavaştan sağ çıkanMücadelenin yaşayan tanığı
OrduAskerî örgütMilletin silahlı gücü
VatanSavunulan coğrafyaKolektif aidiyet

Bu semboller, Cumhuriyet döneminin tarihsel hafızasının temel yapı taşlarından birini oluşturmuştur.

19. GÜNDÜZ’ÜN ANLATISINDA “MİLLÎ İRADE”

Gündüz’ün anlatısının arka planındaki temel kavramlardan biri millî iradedir. Burada askerî zafer ile siyasî meşruiyet arasında ilişki kurulmaktadır.

TBMM: ordunun siyasî meşruiyet kaynağı, Başkomutanlığın hukukî dayanağı, savaşın siyasî hedefinin temsilcisi konumundadır.

Bu sebeple Büyük Taarruz sadece bir askerî operasyon değil, TBMM hükümetinin Anadolu’daki siyasî egemenlik iddiasının fiilen güçlenmesidir.

20. HATIRAT VE TARİHSEL HAFIZA

Gündüz’ün Hatıralarımı ile olayın kendisi arasında yarım yüzyıla yakın zaman vardır. Bu durum hatıratın değerini azaltmaz; fakat niteliğini değiştirir.

Hatırat: olayın doğrudan kopyası değil, olayın hafızada yeniden kurulmuş biçimidir. Dolayısıyla Gündüz’ün metninde iki farklı zaman birlikte bulunur:

  1. 1922’nin zamanı: savaşın yaşandığı an,
  2. 1973’ün zamanı: olayın hatırlandığı ve yayımlandığı an.

Bu iki zamanı birbirinden ayırmak eleştirel tarihçiliğin temel şartıdır.

21. GÜNDÜZ’ÜN HATIRATININ NUTUK İLE KARŞILAŞTIRILMASI

Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuku siyasî ve stratejik bir anlatı niteliğindedir.

Gündüz’ün Hatıralarımı ise daha çok askerî-kurmay bakış açısına sahiptir.

Bu sbeple iki kaynak arasında işlev farklılığı bulunmaktadır:

NutukHatıralarım
Siyasî-stratejik anlatıAskerî-kurmay anlatı
Millî Mücadele’nin genel çerçevesiKarargâh ve harekât ayrıntıları
Mustafa Kemal merkezliKurmay heyeti merkezli
Siyasî meşruiyet vurgusuAskerî uygulama vurgusu
Retorik yönü güçlüTeknik hatırat yönü güçlü

Bu iki kaynak birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.

22. HATIRATIN ELEŞTİREL TARİH AÇISINDAN GÜVENİLİRLİĞİ

Gündüz’ün anlatısının güvenilirliğini üç seviyede değerlendirmek mümkündür.

A. Yüksek güvenilirlik alanları

Gündüz’ün doğrudan görev yaptığı: karargâh çalışmaları, taarruz planlaması, komuta ilişkileri, birlik hareketleri konularında tanıklığı güçlüdür.

B. Karşılaştırılması gereken alanlar

Başka komutanların kararları ve psikolojik durumları konusunda anlatı, başka hatıratlarla karşılaştırılmalıdır.

C. Öznel değerlendirmeler

Şu komutan şöyle düşündü”, “şu kişi şu nedenle böyle davrandı” türündeki ifadeler, kişisel tanıklık oldukları için ayrıca sorgulanmalıdır.

Bu sebeple Gündüz’ün hatıratı: birincil kaynak olarak güçlü, fakat tek başına yeterli olmayan bir tarih kaynağıdır.

23. BÜYÜK TAARRUZ’UN ASKERÎ BAŞARI FORMÜLÜ

Gündüz’ün anlatısından hareketle Büyük Taarruz’un başarısı aşağıdaki modelle açıklanabilir:

1. Stratejik sabır

Sakarya sonrasında hemen saldırılmamıştır.

2. Ordunun yeniden örgütlenmesi

İnsan, silah, mühimmat ve lojistik kapasite geliştirilmiştir.

3. Gizlilik

Taarruz tarihi ve yönü gizlenmiştir.

4. Kuvvet yoğunlaştırılması

Asıl darbe belirli bir bölgede yoğunlaştırılmıştır.

5. Aldatma

Yunan ordusunun dikkatinin başka bölgelere yönelmesi sağlanmıştır.

6. Yarma

Savunma hattı kırılmıştır.

7. Süvari harekâtı

Düşman gerisine geçilmiştir.

8. Kuşatma

Yunan birliklerinin birleşme ve geri çekilme yolları kesilmiştir.

9. İmha

30 Ağustos’ta ana kuvvetlerin savaşma kapasitesi kırılmıştır.

10. Takip

Zafer stratejik sonuca dönüştürülmüştür.

24. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ’UN “KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ”

Bir vaka analizi modeliyle değerlendirildiğinde Büyük Taarruz’un beş kritik faktörü öne çıkar:

1. Liderlik

Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik karar alma kapasitesi.

2. Kurmay koordinasyonu

Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Asım Gündüz ve diğer kurmayların planlama faaliyetleri.

3. Coğrafya

Afyon-Dumlupınar hattının operasyonel avantajları.

4. Zamanlama

26 Ağustos tarihinin seçilmesi.

5. Lojistik

Ordunun uzun süreli hazırlık sonunda taarruz kapasitesine ulaştırılması.

Bu beş faktörün birleşmesi, tek başına hiçbir faktörün sağlayamayacağı bir sonuç doğurmuştur.

25. “30 AĞUSTOS”UN ULUSAL SEMBOL HALİNE GELMESİ

30 Ağustos sonrasında Başkomutanlık Meydan Muharebesi, askerî olay olmaktan çıkarak millî kimliğin sembollerinden biri hâline gelmiştir.

Bu dönemde: Kocatepe, Dumlupınar, Zafertepe, şehitlikler, anıtlar, bayram  törenleri bir zafer hafızası coğrafyası oluşturmuştur.

Böylece savaş alanı, yalnızca geçmişte gerçekleşen olayların mekânı olmaktan çıkarak sonraki kuşakların millî kimliğini kuran bir “hafıza mekânı”na dönüşmüştür.

26. GÜNDÜZ’ÜN ANLATISINDA KAHRAMANLIK VE KURUMSAL AKIL

Gündüz’ün hatıratının önemli bir yönü, kahramanlık ile kurumsal aklı aynı çerçevede göstermesidir.

Savaşın kazanılması: “kahraman bir lider” kadar, “iyi örgütlenmiş bir ordu” gerektirmiştir.

Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel açıklamasında iki uçtan da kaçınmak gerekir.

Birinci uç: “Her şeyi Mustafa Kemal yaptı.”

İkinci uç: “Mustafa Kemal’in rolü yoktu; zafer tamamen ordunun eseriydi.”

Eleştirel tarih açısından daha doğru yaklaşım şudur: Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik liderliği, kurmay kadronun kolektif çalışması ve ordunun sahadaki icra kapasitesi birbirinden ayrılmaz bir sistem oluşturmuştur.

27. YANSIMALAR VE TEPKİLER

Büyük Taarruz’un sonuçları üç düzeyde ortaya çıkmıştır.

Askerî sonuç

Yunan ordusunun Anadolu’daki ana savaş gücü çökmüştür.

Siyasî sonuç

TBMM Hükümeti, Anadolu üzerindeki egemenlik iddiasını fiilen güçlendirmiştir.

Diplomatik sonuç

Türk ordusunun hızlı ilerleyişi, İtilaf Devletlerini yeni bir diplomatik durumla karşı karşıya bırakmış ve Mudanya Mütarekesinin önünü açmıştır.

Gündüz’ün askerî bakış açısı içinde bu sonuçların başlangıç noktası sahadaki zaferdir.

28. TARİHSEL COĞRAFYA AÇISINDAN SONUÇ

Büyük Taarruz’un coğrafî haritası aynı zamanda siyasî dönüşümün haritasıdır.

Afyon’dan Dumlupınar’a, Dumlupınar’dan Uşak’a, Uşak’tan İzmir’e uzanan hat, yalnızca askerî ilerleme güzergâhı değildir. Bu hat: işgal coğrafyasından egemenlik coğrafyasına geçişi temsil etmektedir.

Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel coğrafyası, askerî hareketlerin ötesinde devletleşmenin coğrafyasıdır.

29. SOSYOLOJİK SONUÇ: “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ

Gündüz’ün hatıratı askerî merkezli olmasına rağmen savaşın arkasındaki toplumun varlığı sürekli hissedilmektedir.

Ordu: insan, yiyecek, hayvan, araç, mühimmat, yol, haberleşme bakımından toplumdan bağımsız değildir.

Bu sebeple Büyük Taarruz, askerî sosyoloji açısından ordu-toplum bütünleşmesinin örneklerinden biridir.

Ancak “ordu-millet” kavramının romantikleştirilmesi de doğru değildir. Çünkü savaş: ölüm, yaralanma, yoksullaşma, göç, tahribat, ailelerin parçalanması gibi ağır toplumsal maliyetler üretmiştir.

Eleştirel tarih, zaferin büyüklüğünü kabul ederken maliyetini de görünür kılmalıdır.

SONUÇ

Asım Gündüz’ün Hatıralarımı, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin anlaşılması açısından son derece değerli bir askerî hatırattır.

Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olması, ona olayları cephe ile karargâh arasındaki ilişkiden değerlendirme imkânı vermiştir.

Gündüz’ün anlatısından çıkarılabilecek en önemli sonuç, Büyük Taarruz’un “bir gecede kazanılmış” veya yalnızca kişisel kahramanlıkla açıklanabilecek bir zafer olmadığıdır.

Zaferin arkasında: yaklaşık bir yıllık hazırlık, stratejik sabır, kurmay planlama, askerî gizlilik, istihbarat ve aldatma, kuvvet yoğunlaştırması, topçu üstünlüğü, süvari harekâtı, lojistik seferberlik, komuta koordinasyonu, Anadolu toplumunun desteği bulunmaktadır.

26 Ağustos’ta başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile stratejik bir kırılma yaratmış; takip harekâtıyla bu başarı Anadolu’nun batısının kurtuluşuna dönüştürülmüştür.

Gündüz’ün anlatısında Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa belirleyici komuta figürleri olarak görünürken, Asım Gündüz’ün kendisi “görünmeyen kurmay emeğini” temsil etmektedir. Bu yönüyle hatırat, zaferin sadece meydandaki kahramanlıkla değil, masa başındaki planlama ve koordinasyonla da kazanıldığını göstermektedir.

Ancak eleştirel tarih açısından Gündüz’ün hatıratı mutlak hakikat olarak kabul edilmemelidir. 1973’te yayımlanan eser, olayların yaklaşık elli yıl sonrasındaki hafıza biçimidir. Dolayısıyla metin, dönemin siyasî ve kültürel hafızası, kişisel unutma ve yeniden anlamlandırma süreçleriyle birlikte okunmalıdır.

Sonuç olarak Asım Gündüz’ün Hatıralarımında Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî harekât değil; kurmay akıl, millî irade, askerî örgütlenme, coğrafya, toplumsal seferberlik ve stratejik liderliğin birleştiği tarihsel bir dönüşüm olarak karşımıza çıkmaktadır.

Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise bu dönüşümün sembolik doruk noktasıdır.

30 Ağustos’un tarihsel önemi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesinde değil, Anadolu’daki güç ilişkilerinin geri döndürülemez biçimde değişmesinde aranmalıdır. Gündüz’ün tanıklığı bu değişimin askerî mekanizmasını anlamamıza yardımcı olurken, eleştirel tarih yöntemi bize zafer anlatısının arkasındaki insanları, kurumları, coğrafyayı, sosyal maliyetleri ve hafıza süreçlerini de görme imkânı vermektedir.

Bu açıdan Hatıralarım, Büyük Taarruz’un yalnızca “nasıl kazanıldığını” değil, aynı zamanda “nasıl hatırlandığını” anlamak bakımından da temel kaynaklardan biridir.

Kaynakça

Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.

Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.

Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.

İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995

Orkun Canbek, Asım Gündüz, Atatürk Ansiklopedisi, 13 Ağustos 2025

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/8867/As%C4%B1m-G%C3%BCnd%C3%BCz-(1880-1970)

Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz

Continue Reading

En Çok Okunanlar