Connect with us

Türk İstiklâl Mücadelesi

Büyük Taarruz Kararı

Published

on

BÜYÜK TAARRUZ

(26 Ağustos-9 Eylül 1922)

“Nutuk”ta Büyük Taarruz

TAARRUZ KARARI

Gerçekte ordumuz ihtiyaçlarını ve eksiklerini tamamlamak üzere bulunuyordu. Ben, daha Haziran ortalarında taarruza karar vermiştim. Bu kararımı yalnız Cephe Komutanı ile Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı biliyorlardı.

Bildirdiğim tarihlerde bir geziyi vesile ederek İzmit-Adapazarı yönüne hareket ettiğim zaman, Ankara’da Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa Hazretleriyle görüştükten sonra, o zaman Millî Savunma Bakanı bulunan Kâzım Paşa Hazretlerini Sarıköy istasyonuna kadar birlikte götürerek oraya davet ettiğim Cephe Komutanı İsmet Paşa Hazretleriyle birlikte, taarruz için gerekli hazırlıkların sür’atle tamamlanması ile ilgili kararlar aldık.

Efendiler, artık Büyük Taarruz’dan söz açma sırası geldi. Bilirsiniz ki, Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra, düşman ordusu büyük ve kuvvetli bir grupla Afyonkarahisar-Dumlupınar arasında bulunuyordu.

Bir başka kuvvetli grubuyla da Eskişehir bölgesindeydi. Bu iki grup arasında yedek kuvvetleri vardı. Sağ kanadını, Menderes dolaylarında bulundurduğu kuvvetlerle, sol kanadını da İznik Gölü’nün kuzey ve güneyindeki kuvvetleriyle koruyordu. Denilebilir ki, düşman cephesi, Marmara’dan Menderes’e kadar uzanıyordu.

Düşman ordusunun teşkilâtı, üç kolordu ve bazı müstakil birliklerin mevcudu da üç tümeni bulmaktaydı. Biz, Batı Cephesi’ndeki kuvvetlerimizi iki ordu halinde teşkilâtlandırmış ve düzenlemiştik. Bundan başka, doğrudan doğruya cepheye bağlı teşkilâtımız da vardı.

Bizim bütün birliklerimiz on sekiz tümen idi. Bundan başka üç tümenli bir süvari kolordumuz ve daha zayıf mevcutlu iki süvari tümenimiz vardı. Teşkilâtı birbirinden farklı olan düşman iki ordu karşılaştırılırsa, iki tarafın insan ve tüfek kuvvetleri, aşağı yukarı birbirine denk bulunuyordu.

Yalnız, Yunan ordusunun makineli tüfek, top, uçak, taşıt araçları, cephane ve teknik malzeme bakımından dünyanın serbest ve kendisini destekleyen sanayiine dayanmak itibariyle hissedilir derecede üstünlüğü vardı. Diğer taraftan, bizim ordumuz süvari sayısı bakımından üstünlüğe sahip bulunuyordu.

BİRİNCİ ORDU KOMUTANI ALİ İHSAN PAŞA’NIN YARATTIĞI DURUM

Burada, sırası gelmişken bir noktayı belirtmeliyim. Ordularımızdan birinin, İkinci Ordu’nun komutanı bugün Askeri Şûra üyelerinden olan Şevki Paşa Hazretleri idi. Birinci Ordumuzun komutasını Malta’dan gelmiş olan İhsan Paşa’ya vermiştik. İhsan Paşa’nın, kendisini Divan-ı Harbe kadar götüren yersiz ve yolsuz iş ve hareketlerinden dolayı, ordu komutanlığından uzaklaştırılması gerekti. Gerçekten de Ali İhsan Paşa, ordunun disiplinini ve genel yönetimini bir çıkmaza sokacak şekilde hareket etti. Mesela, ordusundaki ast komutanları, üst komutanlara itaatsizliğe sevk edecek durumlar yarattı.

Mesela, ambarlarının mevcudunu günlerce haber vermeyerek ve haber verdirmeyerek genel beslenme sıkıntısının çekildiği bir sırada, ansızın ambarlarının boşaldığını ve açlık tehlikesi bulunduğunu bildirdi.

Ast komutanları, üstlerine karşı itaatsizliğe ve görevlerini yapmamaya kışkırtma ve bu davranışları destekleme gibi tutumları yanında, ordunun emirlere uyma ve görev duygusuyla oynayacak kadar entrikacı bir yaratılışta olduğu kanaatini de uyandırdı.

Ali İhsan Paşa’nın bilinen, kendisine has özelliklerinden başlıcaları şunlardı:

En küçük birliklere kadar bütün ordusuna, önemli önemsiz her işin ve her kararın ancak kendisi tarafından verileceğini telkin ederek, bütün ordusunda yalnız kendisinin kudret sahibi olduğunu zannettirmek. Büyüklerinden daha üstün olduğunu herkese ispat etmek endişesinde bulunmak. Büyüklerinin gerek resmî iş ve gerek özel davranış bakımından itibarlarını düşürmeye çalışmak. Savaş yönünden, tedbirde isabet ve asapta sağlamlık yönleriyle kendisini tecrübeye fırsat bulunmamış olmakla beraber, bu hususta anlaşılan karakteri şuydu: Herhangi bir başarısızlığı mutlaka astına veya üstüne yüklemek imkânını daima düşünmesi. İhsan Paşa, yumuşak ve nazik davranışlardan daha çok, sert ve resmî davranışla iş yaptırmayı gerekli bulur.

Ali İhsan Paşa’nın huyu ve ahlâkı konusunda, kendisinin kurmay başkanı iken istifaya mecbur kalan Yarbay Hâlit Bey’in (Sonradan Kastamonu Milletvekili olmuştur) Batı Cephesi Komutanlığı’na verdiği 20 Ocak 1922 tarihli resmî bir raporunun bazı bölümlerini olduğu gibi bilginize sunacağım. Hâlit Bey, Birinci Dünya Savaşı’nda, Irak’ta da Ali İhsan Paşa ile birlikte bulunmuştu. Sözünü ettiğim raporda şu cümleler vardır:

“… Komutanım Ali İhsan Paşa Hazretlerinin, geldiği günden beri ast komutanların haysiyetini ve görev yapma isteğini kıracak davranışlar içinde bulunması ve yapılan yazışmalardan anlaşılmış olacağı üzere, cepheye karşı astlara hissettirecek derecede yakışıksız bir haberleşme kapısı açması, benlik kokusu hissedilen fikir yarışına girişmesi, dünyanın değer verdiği ve saygı duyduğu cephe karargâhının nüfuzunu azaltmak istediğini anlatır bir davranış tarzını benimsemiş olması, beni ciddi olarak düşündürdü ve üzdü. Davranışlarını elimden geldiği kadar değiştirmeye çalıştım. Fakat yine büyük bir fark göremedim.

……………………………………

Ahlâkında yer etmiş benlik hastalığı, şöhret hırsı, alabildiğine kıskançlık, son derece bir bencillik sebebiyle baş olmak istediği, davranışlarından ve ast komutanlar yanında söylediği birbirine düşürücü sözlerden anlaşılıyordu. 11′inci Tümen Komutanı ….. istifamı işittikten sonra, bana, gizli bir konuşmada: (Ali İhsan Paşa’nın Malta’da iken kurtulması için Ferit Paşa’ya mektuplar yazdığını ve açıkça İngiliz mandasını kabul için saatlerce kendi karşısında konuşmalar ve münakaşalar yaptığını) söyledi. Bu ifadeyi, hareket tarzınım göz önüne alarak dikkat çekici buldum… Astlardan gelen bazı evrakı cepheye, cepheden geleni astlara olduğu gibi göndererek karşılıklı güven duygularını sarsmak şeklindeki davranışları da ayrıca dikkati çekmektedir.

Mesela, Şeyhelvan dağının kaybı hakkındaki yazışmaların aynen Beşinci Kolordu’ya ve Beşinci Kolordu’dan yazılan bazı raporların da aynen cepheye yazılması gibi…. Buna rağmen, söz konusu olayın sorumluluğunu Beşinci Kolordu Komutanı’na yüklemesi ve kendisinden cepheye şikâyette bulunması âmirlik karakteriyle bağdaştırılamaz.

Tevhid-i Efkâr gazetesinde yayınlattığı hâtıraları arasında, ateşkes tarihinden bir gün önce, Musul güneyinde, Şarkat’ta esir olan Dicle Grubu’nun esaret sebebini de yalnız o zaman grup komutanı olan (Şimdi Doğu Cephesi’nde Tümen Komutanı imiş) Yarbay İsmail Hakkı Bey’in üzerine atması da bu karakterine delildir. Dicle Grubu (7, 9, 43, 18 ve 22′nci alaylarla avcı alayından) meydana gelmişti. Bunlardan başka, ayrıca 5′inci Tümen’den 13 ve 14′üncü Alaylar da parça parça esir verildi.  Ateşkesten  bir gün önce 13.000 kişinin esir verilmesi, 50 kadar topun kaybı, gerçekte kendisinin şartlara ve duruma uygun olmayarak verdiği bir emir yüzündendir. İşte bu durum, Musul vilayetinin kaybına yol açtı.

Halbuki, ateşkes olacağı bilinmekteydi. Gruba, Keyare mevziine çekilmek için talimat verilseydi, İngilizler grubu esir değil, mağlup bile edemezdi. Beşinci Tümen de gruba katılabilirdi. Ateşkes olduğu zaman, esir olan sekiz piyade alayı elde bulunur ve Musul da bizde kalırdı. Fakat sefil bir düşünce, mantığa galebe çalmıştır.

Hâtıralarında, Dicle boyundaki bütün başarı ve Townshend’in esir alınması şerefi, kendisine ait gösterilmiştir… Her başarıyı kendisine ait gösteren neşriyattan maksadı, kamuoyunu aldatmak suretiyle şöhret ve mevki sağlamaktır. Meşhur adamların hâtıralarını yayınlamak, millette övünme duygularını canlı tutar ve gereklidir. Fakat tarihin sorumlu tutacağı kimselerin hareketlerini övünülecek şeyler arasında saymak tarihi lekeler ve gelecek nesilleri yanlış düşüncelere sürükler.

General Marshall’ın: “-Yarın öğleye kadar Musul’u terk ediniz, aksi halde savaş esirisiniz!” emrini aldığı zaman o büyüklük taslayan Paşa Hazretleri, Sincar çölünü geçerek Nusaybin’e gitmek için General Marshall’dan resmî bir yazı ile kendisini korumak üzere iki zırhlı otomobil istedi ve bunların himayesinde Aşir Bey (Bugün Millî Savunma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Âşir Paşa’dır) ile beni Musul’da bırakarak Nusaybin’e gitti.  Aşiretler üzerinde hükûmetin manevi otoritesini de kırdı ve bu durumu görenlerin vicdanı sızladı. Muhafızsız Zaho yoluyla gidebilirdi, veyahut süvari alarak çölden gidebilirdi. Halep’te, İngiliz generalinden şahsı için özel tren istedi ve yolda hakarete uğramaması için trene muhafız yerleştirilmesini istemeyi de unutmadı. Gerektiğinde hayatının ve rahatının korunması için millî şerefi unutan Paşa Hazretleri’nin ahlâkına örnek olmak üzere yukarıdaki olayları dile getirdim.

…Eski komutanıma hoş görünmedim. Çünkü hırsına hizmet etmedim ve dalkavukluğunu yapmadım… Millete, Millî Ordu’yu kuran ve zaferler kazanan büyük komutanlar gibi asil ruhlu, iyi niyetli kılavuzlar, komutanlar gerekir. Orduda birlik ve uyumun bozulmasına, vazife şevkinin zayıflamasına çalışanlar, dâhî de olsalar, zararlı birer şahsiyettirler.

Ben, çekilen emekleri bildiğim… girişilen kutsal mücadelede başarıyı arzu ettiğim için, garaz ve menfaat gözetmediğime namusum ve mukaddesatım üzerine yemin ederek bunları anlatmaya cür’et ettim. İran’da, Kafkasya’da uzun süre yaverliğini yapan (şimdi Birinci Ordu Harekât Şubesi Müdürü) Binbaşı Cemil Bey, son günlerde bana: “-İyi ki Ali İhsan Paşa, Millî Mücadele’nin başlangıcında Anadolu’da bulunmadı. Malta’da bulunduğu iyi oldu. Aksi halde, mutlaka aykırı bir hareket takip ederdi.” dedi.

Paşa’nın karakterini pek iyi bilen Cemil Bey, pek doğru söylemiştir… Cenab-ı Hak’tan “Mar-ı serma-dideye Rabbim güneş göstermesin” (Tanrım, kış uykusuna yatmış yılana güneş göstermesin) dileğinde bulunurum.”

Efendiler, Ali İhsan Paşa, Meclis’teki muhalif grup ileri gelenleriyle de temas ve haberleşmelerde bulunuyordu. Kendisinin komutanlığına son verilerek hakkında kanunî işleme devam edilmek üzere Millî Savunma Bakanlığı emrine alınmasını uygun gördüğüm 18 Haziran 1922 gününün ertesinde, yani 19 Haziran tarihinde, o zaman Türkiye Büyük Millet Meclisi İkinci Başkanı bulunan Rauf Bey’den, makina başında, İhsan Paşa ile ilgisini gösterir bir şifreli telgraf almıştım. Yeri gelince bilginize sunmuştum. Bu tarihlerde Adapazarı, İzmit taraflarında seyahatte bulunuyordum. Rauf Bey, telgrafında diyordu ki: “Birinci Ordu Komutanı Ali İhsan Paşa’nın görevden alınarak Harp Divanı’na verilmek üzere Konya’ya gönderildiğine dair Meclis çevresinde dedikoduya sebep olan bir söylenti vardır.”

Efendiler, bir komutanın görevden alınması ve tayini veya Harp Divanı’na verilmesi işleminin, yapılmasından bir gün bile geçmeden, Meclis’ce dedikodu olabilecek bir söylenti haline gelmesi ve Meclis İkinci Başkanı’nın bu konuda benden açıklama isteyecek kadar yakından ilgilenmesi dikkat çekici değil midir? Rauf Bey’e tarafımdan gereken cevap verildi. Birinci Ordu Komutanlığı bir süre vekâletle idare edildi. Fakat birinin asil olarak tayini gerekiyordu.

Moskova Sefareti(Büyükelçiliği)nden dönmüş olan Fuat Paşa’nın Birinci Ordu Komutanlığı’nı kabul edip etmeyeceği konusunda görüşünü almak istedim. Anladım ki, cephe komutanlığı yapmış olduğundan cephe komutanının emrine girmek istemiyor. Millî Savunma Bakanı bulunan Kâzım Paşa vasıtasıyla Birinci Ordu Komutanlığı’nı, Refet Paşa’ya teklif ettirdim. Kabul etmemiş. Nihayet, o tarihlerde kayıtsız şartsız cephe emrine girerek görev yapacağını söyleyen ve açıkta bulunan Nurettin Paşa’yı Birinci Ordu Komutanlığı’na getirdik.

TAARRUZ PLANININ ANA ÇİZGİLERİ

Efendiler, düşman ordusunun cephe ve teşkilât durumu ile ona karşı Bati Cephesi’ndeki kuvvetlerimizin esas olarak iki ordu halinde kurulup düzenlenmiş olduğunu söylemiştim. Öteden beri tasarlamış olduğumuz taarruz plânımızın ana çizgilerini de arz edeyim:

Düşündüğümüz, ordularımızın ana kuvvetlerini düşman cephesinin bir kanadında ve mümkün olduğu kadar dış kanadında toplayarak, bir imha meydan muharebesi vermekti. Bunun için elverişli bulduğumuz durum, ana kuvvetlerimizi, düşmanın Afyonkarahisar yakınlarında bulunan sağ kanat grubu, güneyinde ve Akarçay ile Dumlupınar hizasına kadar olan alanlarda toplamaktı. Düşmanın en hassas ve önemli noktası orasıydı. Çabuk ve kesin sonuç almak, düşmanı bu kanadından vurmakla mümkündü.

Batı Cephesi Komutanı İsmet Paşa ve Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, bu bakımdan gerektiği gibi bizzat incelemeler yapmışlardı. Hareket ve taarruz plânımız çok önceden tespit edilmişti.

Konya’ya gelmiş olan General Townshend’in isteği üzerine, kendisiyle görüşmek için, Ankara’dan hareket ederek 23 Temmuz 1922 akşamı Batı Cephesi Karargâhı’nın bulunduğu Akşehir’e gittim. Savaş plânı üzerinde görüşürken Genelkurmay Başkanı’nın da katılmasını uygun bulduk. Ben, 24 Temmuzda Konya’ya gittim. 27′sinde tekrar Akşehir’e gelmişti. 27/28 Temmuz gecesi birlikte yaptığımız görüşme sonunda, tespit edilmiş olan plân gereğince taarruz etmek üzere, 15 Ağustosa kadar bütün hazırlıkların tamamlanmasına çalışmayı kararlaştırdık.

28 Temmuz 1922 günü öğleden sonra yaptırılan bir futbol maçını seyretmek bahanesiyle ordu komutanları ve bazı kolordu komutanları Akşehir’e çağrıldı. 28/29 Temmuz gecesi genel olarak komutanların taarruzla ilgili görüşlerini aldım.

30 Temmuz 1922 günü Genelkurmay Başkanı ve Batı Cephesi Komutanı ile yeniden görüşerek taarruzun şeklini ve ayrıntılarını tespit ettik. Ankara’dan çağırdığımız Millî Savunma Bakanı Kâzım Paşa da 1 Ağustos 1922 öğleden sonra Akşehir’e geldi. Ordu hazırlığının tamamlanmasında Millî Savunma Bakanlığı’na düşen işler tespit edildi.

TAARRUZA HAZIRLIK EMRİM

Ordunun hazırlıklarının tamamlanmasını ve taarruzun bir an önce yapılmasını emrettikten sonra tekrar Ankara’ya döndüm. Batı Cephesi Komutanı, 6 Ağustos 1922′de ordularına gizli olarak taarruza hazırlık emri verdi. Genelkurmay Başkanı ve Millî Savunma Bakanı Paşalar da Ankara’ya döndüler.

Efendiler, taarruz için yeniden cepheye gitmeden önce, Ankara’da yapılması gereken bazı işler vardı. Daha taarruz emri verdiğimi Bakanlar Kurulu’na da açıkça bildirmemiştim. Artık onlara resmî olarak haber verme zamanı gelmişti. Yaptığımız bir toplantıda iç ve dış durumlarla ordunun durumunu görüşüp tartıştıktan sonra, taarruz konusunda Bakanlar Kurulu ile görüş birliğine vardık.

Önemli bir konu daha vardı. Muhalifler ordunun çürüdüğünden, kıpırdayacak durumda olmadığından, böyle karanlık ve belirsizlik içinde beklemenin sonucunun felâketten ibaret olacağı yolundaki propagandalarına alabildiğine hız vermişlerdi. Gerçi, Meclis’te bu düşünce akımının bıraktığı yankılar, zaten düşmanlardan fazlasıyla gizlemek istediğim taarruz bakımından yararlıydı. Fakat bu olumsuz propaganda en yakın ve en inanmış kimseler üzerinde bile kötü etkisini göstermeye başlamış, onlarda da kararsızlıklar uyandırmıştı.

Onları da yakında yapacağım taarruz konusunda ve altı yedi gün içinde düşmanın ana kuvvetlerini yeneceğime olan güvenim hususunda aydınlatmayı ve yatıştırmayı gerekli buldum. Bunu da yaptıktan sonra Ankara’dan ayrıldım. Genelkurmay Başkanı benden önce 13 Ağustos 1922′de cepheye gitmişti.

Ben birkaç gün sonra hareket ettim. Hareketimi belirli birkaç kişi dışında bütün Ankara’dan gizledim. Benim Ankara’dan ayrılacağımı bilenler, burada imişim gibi davranacaklardı. Hatta gazetelerle benim Çankaya’da çay ziyafeti verdiğimi de ilân edeceklerdi. Bunu şüphesiz o vakitler işitmişsinizdir. Trenle hareket etmedim. Bir gece otomobille Tuz Çölü (Şereflikoçhisar) üzerinden Konya’ya gittim. Konya’ya hareketimi, telgrafla orada kimseye bildirmediğim gibi, Konya’ya varır varmaz telgrafhaneyi kontrol altına aldırarak Konya’da bulunduğumun da hiçbir yere bildirilmemesini sağladım.

20 Ağustos 1922 günü öğleden sonra saat 16.00′da Batı Cephesi Karargâhı’nda yani Akşehir’de bulunuyordum. Kısa bir görüşmeden sonra 26 Ağustos 1922 sabahı düşmana taarruz için Cephe Komutanı’na emir verdim.

26 AĞUSTOS 1922 TAARRUZ EMRİ

20/21 Ağustos 1922 gecesi 1′inci ve 2′nci Ordu Komutanlarını da Cephe Karargâhına çağırdım. Genelkurmay Başkanı ile Cephe Komutanını da yanımda bulundurarak, taarruzun nasıl yapılacağını harita üzerinde kısa bir savaş oyunu şeklinde açıkladıktan sonra, Cephe Komutanı’na o gün vermiş olduğum emri tekrarladım.

Komutanlar harekete geçtiler. Taarruzumuz, strateji ve aynı zamanda bir taktik baskın halinde yürütülecekti. Bunun gerçekleştirilebilmesi için de kuvvetlerin yığınak ve hazırlıklarının gizli kalmasına önem vermek gerekiyordu.

Bu sebeple bütün yürüyüşler gece yapılacak, birlikler gündüzleri köylerde ve ağaçlıklar altında dinleneceklerdi. Taarruz bölgesinde, yolların düzeltilmesi v.b. çalışmalarla düşmanın dikkatini çekmemek için diğer bazı bölgelerde de benzeri yanıltıcı hareketlerde bulunulacaktı.

24 Ağustos 1922′de karargâhımızı Akşehir’den, taarruz cephesi gerisindeki Şuhut kasabasına getirttik, 25 Ağustos 1922 sabahı da Şuhut’tan savaşı idare ettiğimiz Kocatepe’nin güneybatısındaki çadırlı ordugâha naklettik. 26 Ağustos sabahı Kocatepe’de hazır bulunuyorduk. Sabah saat 5.30′da topçu ateşimizle taarruz başladı.

BAŞKOMUTAN SAVAŞI

Efendiler, 26/27 Ağustos günlerinde, yani iki gün içinde, düşmanın Karahisar’ın güneyinde 50 ve doğusunda 20, 30 kilometre uzunluğundaki müstahkem cephelerini düşürdük. Yenilen düşman ordusunun bütün kuvvetlerini, 30 Ağustos’a kadar Aslıhanlar yöresinde kuşattık.

30 Ağustosta yaptığımız savaş sonunda (buna Başkomutan Muharebesi adı verilmiştir), düşmanın ana kuvvetlerini yok ettik ve esir aldık. Düşman ordusunun Başkomutanlığını yapan General Trikopis de esirler arasına girdi.

Demek ki, tasarladığımız kesin sonuç, beş günde alınmış oldu. 31 Ağustos 1922 günü ordularımız ana kuvvetleriyle İzmir’e doğru yol alırken, diğer birlikleriyle de düşmanın Eskişehir ve kuzeyinde bulunan kuvvetlerini yenmek üzere ilerliyorlardı.

ATEŞKES TEKLİFİ

Efendiler, Başkomutan Savaşı’nın sonuna kadar her gün büyük başarılarla gelişen taarruzumuzu, resmî bildirilerde pek önemsiz harekâttan ibaret gösteriyorduk. Maksadımız, durumu mümkün olduğu kadar dünyadan gizlemekti.

Çünkü, düşman ordusunu tamamen yok edeceğimizden emindik. Bunu anlayıp, düşman ordusunu felâketten kurtarmak isteyeceklerin yeni teşebbüslerine meydan vermemeyi uygun görmüştük. Gerçekten, bizim hareketimizi sezdikleri zaman ve taarruzumuzun arkasından bize başvuranlar olmuştur.

Örnek olarak, biz taarruza devam ettiğimiz sırada, Bakanlar Kurulu Başkanı olan Rauf Bey’den, Ateşkes konusunda İstanbul’dan haber geldiğini bildiren 4 Eylül 1922 tarihli bir telgraf almıştım. Verdiğim cevap aynen şöyledir:

Tel. Makama mahsustur.                                                                                                  5/9/1922

Bakanlar Kurulu Başkanlığı Yüksek Katına (Heyet-i Vekile Riyaseti Celilesi’ne)

C: Anadolu’daki Yunan ordusu kesin olarak yenilgiye uğratılmıştır. Yunan ordusunun artık yeniden ciddi bir direnişte bulunmasına ihtimal yoktur. Anadolu için herhangi bir görüşmeye gerek kalmamıştır. Ateşkes ancak Trakya için söz konusu olabilir. Bu bakımdan Eylül’ün onuna kadar doğrudan doğruya Yunan Hükûmeti veyahut İngiltere vasıtasıyla, hükûmetimize resmen başvurduğu takdirde, aşağıdaki şartlar ileri sürülerek cevap verilmelidir. Bu tarihten, yani Eylül’ün onundan sonra yapılacak başvurmaya verilecek cevap başka türlü olabilir. Bu takdirde durum bana ayrıca bildirilmelidir:

1 – Ateşkes tarihinden başlayarak on beş gün içinde Trakya, 1914 sınırlarına kadar kayıtsız şartsız Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti’nin sivil memurlarına ve askeri kuvvetlerine teslim edilmiş bulunacaktır.

2 – Yunanistan’daki esirlerimiz on beş gün içinde İzmir, Bandırma ve İzmit limanlarında bize teslim edilecektir.

3 – Yunan Hükûmeti, Yunan ordusunun üç buçuk yıldan beri Anadolu’da yaptığı ve yapmakta bulunduğu tahribatı telafi etmeyi şimdiden taahhüt edecektir.

Büyük Millet Meclisi Başkanı

Başkomutan

Mustafa Kemal

ORDULARIMIZ İZMİR RIHTIMINDA İLK VERDİĞİM HEDEFE, AKDENİZ’E ULAŞTILAR

Doğrudan doğruya bana gönderilen bir telsiz telgrafta da, İzmir’deki İtilâf Devletleri konsoloslarına benimle görüşmelerde bulunma yetkisinin verildiği bildirilerek, onlarla hangi gün ve nerede buluşabileceğim soruluyordu. Buna verdiğim cevapta da, 9 Eylül 1922′de Kemalpaşa’da (O günkü adıyla Nif’te) görüşebileceğimizi bildirmiştim. Gerçekten de, söz verdiğim gün, ben Kemalpaşa’da bulundum. Fakat görüşme isteyenler orada değildi. Çünkü ordularımız, İzmir rıhtımında, ilk verdiğim hedefe, Akdeniz’e ulaşmış bulunuyorlardı.

Saygıdeğer Efendiler, Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesini ve ondan sonra düşman ordusunu tamamen yok eden veya esir eden ve kılıç artıklarını Akdeniz’e, Marmara’ya döken harekâtımızı açıklayıcı ve vasıflandırıcı söz söylemeyi gereksiz sayarım.

Her safhasıyla düşünülmüş, hazırlanmış, idare edilmiş ve zaferle sonuçlandırılmış olan bu harekât Türk ordusunun, Türk subay ve komuta heyetinin yüksek kudret ve kahramanlığını tarihe bir kere daha geçiren muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl düşüncesinin ölümsüz bir abidesidir. Bu eseri yaratan bir milletin evlâdı, bir ordunun başkomutanı olduğumdan, mutluluk ve bahtiyarlığım sonsuzdur.

Efendiler, işte şimdi diplomasi alanına geçebiliriz. Gerçi, ordumuzun zafere ulaşacağından ümitsiz oldukları için, bu meseleyi daha önce diplomasi yoluyla çözüme bağlama kanaat ve iddiasında olanları, dediklerini yapma hususunda biraz fazlaca bekletmiş oldum. Bununla birlikte, sonunda benim de diplomasi alanında ciddî olarak çaba harcadığımı görerek memnun olmaları gerekirdi. Böyle olup olmadığını göreceğiz.

Ordularımız, İzmir ve Bursa’yı geri aldıktan sonra, Trakya’yı da Yunan ordusundan kurtarmak için İstanbul ve Çanakkale doğrultusunda yürüyüşlerine devam ederken, İngilizlerin o zamanki başbakanı bulunan Lloyd George, fiilen harbe karar vermiş bir tavırla ve yardımcı birlikler gönderilmesi isteğiyle dominyonlara müracaat etmiş. Yalnız, ondan sonra olup bitenlere bakılırsa Lloyd George’un isteğinin yerine getirilmediğini kabul etmek gerekir.

İTİLAF DEVLETLERİ’NİN 23 EYLÜL 1922 TARİHLİ ATEŞKES TEKLİFİ

Bu sıralarda, İstanbul’da Fransız Fevkalâde Komiseri bulunan General Pellé benimle görüşmek üzere İzmir’e geldi. «Tarafsız bölge» diye adlandırdığı bir bölgeye, ordularımızın girmemesinin yerinde olacağını tavsiye eti.

Millî hükûmetimizin böyle bir bölge tanımadığını, Trakya’yı da kurtarmadıkça ordularımızın durdurulmasına imkân olmadığını söyledi. General Pellé, bana, Mösyö Franklin Bouillin’un benimle görüşmek üzere gelmek istediğini bildiren, kendisine çekilmiş özel bir telgrafını gösterdi. Kendisini İzmir’de kabul edeceğimi söyledim.

Mösyö Franklin Bouillon, bir Fransız harp gemisiyle İzmir’e geldi. Fransız Hükûmeti adına, İngiliz ve İtalyan Hükûmetlerinin de uygun görmeleri üzerine, benimle görüşmeler yapmaya geldiğini söyledi. Biz Franklin Bouillon’la görüşürken, İtilâf Devletleri Dışişleri Bakanları imzasını taşıyan 23 Eylül 1922 tarihli bir nota geldi.

Bu notada iki önemli nokta yer alıyordu. Bunlardan biri askerî harekâtın durdurulmasıyla diğeri de Barış Konferansı’yla ilgiliydi.

Biz, Rumeli’de Doğu Trakya’yı millî sınırlarımıza kadar tamamen almadıkça askerî hareketten vazgeçemezdik. Ancak, yurdumuzun bu bölgesinden düşman birlikleri çıkarıldığı takdirde böyle bir harekete devam etmeye kendiliğinden gerek kalmayacaktı.

Bu notada, Venedik veya başka bir şehirde toplanacak olan İngiliz, Fransız, İtalyan, Japon, Romen, Sırp – Hırvat – Sloven Devleti ile Yunanistan’ın da çağrılacağı bir konferansa, delegelerimizi göndermeyi kabul edip etmeyeceğimiz sorulmakla birlikte, görüşmeler sırasında Boğazlardaki tarafsız bölgelere bizden asker gönderilmemesi şartıyla, Edirne dâhil olmak üzere Meriç’e kadar Trakya’nın bize iadesi ile ilgili talebimizin olumlu karşılanacağı bildiriliyordu.

Notada, boğazlardan, azınlıklardan ve Milletler Cemiyeti’ne girmemizden de söz ediliyordu.

Konferansın toplanmasından önce, Yunan birliklerinin, İtilâf Devletleri komutanlarının çizecekleri bir hattın gerisine çekilmesi için, İtilâf Devletleri’nin nüfuzunu kullanacağına söz verilmekte ve bu konuda görüşülmek üzere Mudanya veya İzmit’te bir toplantı yapılması teklif edilmekteydi.

MUDANYA KONFERANSI

29 Eylül 1922 tarihinde, bu notaya verdiğim kısa bir cevapta, Mudanya Konferansı’nı kabul ettiğimi bildirdim. Fakat Meriç Nehri’ne kadar Trakya’nın derhal bize geri verilmesini istedim.

3 Ekimde toplanmasının uygun olacağını söylediğim Mudanya Konferansı’na, Başkomutanlık adına olağanüstü yetkiyle Batı Cephesi Orduları Komutanı İsmet Paşa’yı delege tayin ettiğimi bildirdim. Bu notaya hükûmetçe de 4 Ekim 1922 tarihli etraflı bir cevap verildi. Bu cevapta, konferans yeri olarak İzmir teklif edildi. Boğazlar meselesi dolayısıyla, Rusya, Ukrayna ve Gürcistan Cumhuriyetleri’nin de daveti istendi. Diğer konular üzerindeki görüşlerimiz de ana çizgileriyle bildirildi.

Mudanya’da, İsmet Paşa’nın başkanlığı altında, İngiliz delegesi General Harrington, Fransız delegesi General Charpy, İtalyan delegesi General Monbelli’nin katıldıkları konferans toplandı. Bir hafta kadar süren tartışmalı görüşmelerden sonra, 11 Ekimde, Mudanya Ateşkes Anlaşması imzalandı. Böylece, Trakya ana vatana katılmış oldu.

Efendiler, zaferden sonra, bizim İzmir’deki siyasî temaslarımız üzerine, Ankara’da Bakanlar Kurulu’nun daha doğrusu bazı bakanların telaşlı bir duruma girdikleri fark edildi.

Askerî görevimin son bulmuş olduğunu, bundan sonraki siyasî işlerin Bakanlar Kurulu’na ait olduğunu hissettirecek şekilde, beni Ankara’ya davet ettiler. Halbuki ne askeri görevim son bulmuştu ne de siyasî ve diplomatik konularla ilgilenmek ve uğraşmaktan kendimi alabilirdim. Bu bakımdan, İzmir’den ordunun başından ve başlattığım siyasî ilişkilerden uzaklaşamazdım. Bundan dolayıdır ki, benimle görüşmek isteğinde bulunan ve bunda direnen hükûmet üyelerinin veya ilgili bakanların İzmir’e yanıma gelmelerini teklif ettim. Hükûmet Başkanı Rauf Bey’le Dışişleri Bakanı Yusuf Kemal Bey geldiler.

Rauf Bey, İzmir’de bana bazı özel dileklerini de bildirdi. Söz gelişi, Ali Fuat Paşa ile Refet Paşa’nın, zafer dolayısıyla terfi ettirilmelerini ve kendilerine uygun birer görev verilerek memnun edilmelerini rica ettiler. Bildiğiniz üzere, muharebeden önce Ali Fuat ve Refet Paşaların bu harekâta katılmaları için türlü yollarla teşebbüste bulunmuştum; fakat başaramadım. Zaferden dolayı, muharebede fiilen hizmet edip liyakat göstermiş olan komutanlar ve subaylar terfi ettirilmek ve takdir edilmek suretiyle elbette ödüllendirilmişlerdi.

Askeri harekâta katılmaktan kaçınan kimselerin de bizzat orada bulunanlarla birlikte ödüllendirilmeleri elbette kötü etki yapabilirdi. Kısacası, Rauf Bey’e dileklerini yerine getiremeyeceğimi söyledim. Fakat Ali Fuat Paşa, Meclis İkinci Başkanı bulunduğuna göre, mevkii ve görevi kendisini memnun edebilecek bir seviyede idi.

Yalnız, açıkta bulunan Refet Paşa için uygun bir görev bulmaya çalışacağıma söz verdim. Kendisini İzmir’e davet etmesini söyledim. Refet Paşa, İzmir’e gelmişti. Fakat bu geliş tam benim Ankara’ya döndüğüm geceye rastladığı için kendisiyle orada görüşme imkânı olamadı.

KAYNAK:

Nutuk II, Baskıya Hazırlayanlar: Doç. Dr. Birol EMİL-Melin HAS-ER, Kültür Bakanlığı Yayınları:389 Atatürk Serisi:2, İkinci Basılış Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1980, s.268-287

Kemal ATATÜRK, Nutuk Cilt: II 1920-1927, MEB, İstanbul 1997, s.665-680

Türkler ve Zaferleri

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

Published

on

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.

Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.

RESMİ TEBLİĞ

13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]

***

ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ

***

Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.

—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri

Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.

Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua

Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.

Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza

Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku

Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.

Van’da Bir Hafta Şenlik

Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman

Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor

Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan]  Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.

Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik

Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].

Kaymakam: Hurşit

Mardin’de Fevkalade Sürur

Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen]  düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde]  eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş]  ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.

Belediye Reisi: Kasım

Erzincan’dan Selam ve Şükran

Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.

Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami

Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru

Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.

Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa

Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti

Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.

Belediye Reisi: Mehmet

Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor

Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.

Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş

Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti

Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.

Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf

Ilgın’da Şevk ve Sürur

Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.

Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali

Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban

Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.

Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık

Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman

Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin

Çarsancak’tan Samimi Temenni

Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!

Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip

Yabanabad Kasemi

Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]

Kulp’ta Miting ve Dua

Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.

Mutasarrıf Mehmed Sabri

Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade

Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar  her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet,      Belediye Reisi: Hasan

Zile Baştan Başa Donatıldı

Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi

Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik

Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.

Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin

Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar

Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.

Hacı Bektaş Müdürü: Halid

Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı

Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.

Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü

İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri

İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.

Kaymakam: Hakkı

Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:

  1. Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
  2. Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.

Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif

Gümüşhacıköy’de

Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.

Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim

Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü

Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.

Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim

Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif

Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]

Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği

Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.

Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman,    Belediye Reisi: Mehmet

Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi

Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.

Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz

Kars’taki Zafer İçtimaları

Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.

Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]

Konya’da

Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.

Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.

Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz!  Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.

Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye,  Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.

Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir  [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.

Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.

Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]

Kastamonu’da Şenlikler

Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].

Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı]  malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.

İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.

Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı]  netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.

Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.

Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.

Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.

Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler

İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.

Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].

Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.

Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.

Göksun’da Fevkalade Tezahürat

Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.

Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]

DİPNOTLAR

[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6

[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2

[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4

[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1

[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5

[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4

Continue Reading

Türk İstiklâl Mücadelesi

EMİRDAĞLI DELİ BATTAL’IN MİLLÎ MÜCADELE’DEKİ FAALİYETLERİ

Published

on

Özet

Emirdağlı Deli Battal, Millî Mücadele tarihinin yerel ölçekte ortaya çıkan fakat zaman içerisinde millî hafızanın sembolik şahsiyetlerinden birine dönüşen örneklerinden biridir. Onun hikâyesinin merkezinde, cephede silah kullanan bir savaşçıdan ziyade, savaşın maddî ve manevî yükünü toplumun en alt ve kırılgan kesimlerinin nasıl taşıdığını gösteren sembolik bir eylem bulunmaktadır: Çorap ve çarığını Millî Mücadele ordusuna teslim ederek yalınayak kalması. Bu olay, 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye emirlerinin toplumsal anlamını somutlaştıran güçlü bir anlatı olarak yaşamıştır. Deli Battal’ın daha sonra Yunan işgali sırasında Türk kuvvetlerine bilgi ulaştırdığı ve düşman tarafından öldürüldüğü de yerel anlatının önemli bir unsurudur.

Bununla birlikte Deli Battal hakkında mevcut malzemenin önemli bölümü arşiv belgesi olmaktan ziyade hatıra, sözlü kültür, yerel tarih yazımı, gazete yazıları ve edebî anlatılardan meydana gelmektedir. Bu sebeple Deli Battal’ın faaliyetleri tarihsel gerçeklik, kolektif hafıza ve edebî temsil birbirinden ayrılarak incelenmelidir. Özellikle bazı anlatılarda olayın 1919 yılına yerleştirilmesine karşılık, Tekâlif-i Milliye bağlamındaki çorap ve çarık teslimi sahnesinin Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler eserinde 1921 yılı bağlamında verilmesi önemli bir kronolojik farklılıktır. Bu makalede söz konusu farklılık eleştirel tarih yöntemiyle değerlendirilmekte; Deli Battal figürü tarihsel coğrafya, sosyoloji, sembolizm, yerel hafıza ve millî kimlik bağlamında analiz edilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Deli Battal, Emirdağ, Afyonkarahisar, Millî Mücadele, Kuvayı Milliye, Tekâlif-i Milliye, Sakarya Savaşı, yerel tarih, kolektif hafıza, tarih yazımı.

Giriş

Millî Mücadele tarihinin geleneksel anlatısı çoğu zaman Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Kazım Karabekir Paşa, Fahrettin Altay Paşa ve diğer askerî-siyasî kişiler etrafında şekillenmiştir. Bu yaklaşım, savaşın siyasî ve askerî karar mekanizmalarını anlamak bakımından vazgeçilmez olmakla birlikte, Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını bütün boyutlarıyla açıklamakta yetersiz kalabilir. Çünkü bir savaş yalnızca cephede tüfek taşıyan ve emir veren insanlar tarafından kazanılmaz. Cephe gerisindeki kadınlar, köylüler, çocuklar, esnaf, memurlar, nakliyeciler, zanaatkârlar ve toplumun görünmeyen kesimleri de savaşın maddî ve manevî altyapısını meydana getirir.

Emirdağlı Deli Battal bu bakımdan dikkat çekici bir yerel tarih vakasıdır. Onun hikâyesi, ilk bakışta küçük ve hatta sıradan görünen bir eylemi —kişisel giyeceğini orduya vermeyi— Millî Mücadele’nin bütününe bağlamaktadır. Bir çift çorap ve bir çift çarık, savaş ekonomisinin maddî gerçekliğiyle vatan savunmasının manevî anlamının kesiştiği sembollere dönüşmüştür.

Deli Battal anlatısının önemini artıran bir başka unsur da onun toplumdaki konumudur. Yerel anlatılarda “deli”, “meczup” veya toplumun kenarında yaşayan kişi olarak tanımlanan Battal’ın, tam da bu konumuna rağmen vatan savunması konusunda güçlü bir bilinç sergilemesi dikkat çekicidir. Böylece anlatı, “akıllı” ile “deli”, merkez ile çevre, güçlü ile güçsüz ve devlet ile sıradan vatandaş arasındaki alışılmış hiyerarşileri tersine çeviren sembolik bir yapı kurmaktadır.

Ancak tarihçi açısından temel soru şudur: Deli Battal gerçekten nasıl bir kişiydi ve onun hakkında anlatılanların hangileri tarihsel olarak doğrulanabilir?

Bu soru, hikâyeyi küçümsemek için değil, tam tersine tarihsel değerini doğru yere oturtmak için sorulmalıdır. Çünkü tarihsel şahsiyet ile o şahsiyetin toplum hafızasında aldığı sembolik biçim aynı şey değildir.

1. Emirdağ’ın Tarihsel ve Coğrafî Zemini

Emirdağ, Afyonkarahisar’ın kuzeydoğusunda, İç Batı Anadolu ile Yukarı Sakarya coğrafyalarının kesiştiği stratejik bir bölgede yer almaktadır. İlçe doğuda Yunak, güneyde Bolvadin, batıda Afyonkarahisar, kuzeyde ise Çifteler ve Sivrihisar ile çevrilidir. Coğrafî konumu itibarıyla Ege ile İç Anadolu arasında bir geçiş sahası oluşturması, Millî Mücadele döneminde bölgenin askerî önemini artırmıştır.¹

Emirdağ’ın tarihsel önemi yalnızca coğrafî konumundan kaynaklanmaz. Bölge, uzun tarihsel dönem içerisinde Türkmen, Yörük ve çeşitli aşiret ve cemaatlerin iskân edildiği bir alan olmuştur. Bayındır, Çepni, Döğer, Yıva, Yüreğir, Kayı, Karakeçili, Sarıkeçili, Atçekenli, Horzumlu, Boynuyoğunlu ve başka toplulukların bölge nüfusunun şekillenmesinde etkili olduğu görülmektedir.²

Bu sosyal yapı, Millî Mücadele yıllarında ortaya çıkan dayanışma biçimlerinin anlaşılması bakımından önemlidir. Emirdağ toplumunun yalnızca merkezî idareyle ilişkili bir kitle değil, aynı zamanda aşiret, cemaat, mahalle, köy, aile ve akrabalık bağlarıyla birbirine bağlı bir toplumsal örgüye sahip olduğu görülmektedir.

Dolayısıyla Deli Battal hikâyesini yalnızca bireysel bir fedakârlık olarak değerlendirmek eksik kalır. Hikâyenin arkasında, Emirdağ’ın toplumsal dayanışma kültürü bulunmaktadır.

2. Millî Mücadele Öncesinde ve Başlangıcında Emirdağ

Emirdağ’da Millî Mücadele’nin örgütlenmesinde Kaymakam Nuri Bey ve bölgenin ileri gelenleri önemli rol oynamıştır. Yerel kaynaklarda Yarbay Arif Bey’in de bölgedeki örgütlenmenin gelişmesinde etkili olduğu, 5 Ağustos 1919’da Seyitgazi Askerlik Şubesinden mühimmat alarak Karakeçili Millî Alayı’nın kuruluşunu ilan ettiği aktarılmaktadır.³

Emirdağ’daki direniş örgütlenmesi kısa sürede daha geniş bir Millî Mücadele ağıyla ilişki kurmuştur. Karakeçili Millî Alayı’nın Alaşehir Kongresi’ne katılması, ardından çeşitli iç isyanların bastırılması ve daha sonra Fahrettin Bey’in süvari birlikleriyle birleşmesi, bölgesel direnişin giderek daha geniş bir askerî yapıya eklemlendiğini göstermektedir.⁴

Burada önemli bir dönüşüm yaşanmıştır: yerel savunma → Kuvayı Milliye → bölgesel askerî örgütlenme → düzenli ordu.

Deli Battal hikâyesinin anlamı da bu dönem içinde ortaya çıkmaktadır. O, düzenli ordunun bir subayı değildir. Bir milis komutanı da değildir. Fakat toplumun “savaşçı olmayan” kesiminin temsilcisidir.

Bu sebeple onun tarihsel rolü, askerî başarıdan ziyade toplumsal seferberlik açısından değerlendirilmelidir.

3. Deli Battal Kimdir?

Deli Battal’ın gerçek adı, doğum tarihi, ailesi, mesleği ve Millî Mücadele öncesindeki hayatı hakkında güvenilir arşiv belgeleri sınırlıdır. Mevcut anlatılar onu Emirdağ’ın yerel halk tarafından tanınan, toplumun “deli” veya “meczup” olarak gördüğü bir kişi şeklinde tasvir etmektedir.⁵

Burada tarihçi açısından çok önemli bir metodolojik sorun bulunmaktadır.

Deli” veya “meczup” ifadeleri modern anlamda tıbbî teşhisler değildir. Bunlar dönemin ve toplumun bir kişiyi sosyal olarak nasıl sınıflandırdığını gösteren kavramlardır. Dolayısıyla Deli Battal’ın gerçekten psikiyatrik bir hastalığının bulunup bulunmadığını mevcut kaynaklardan söylemek mümkün değildir.

Daha önemlisi, “deli” sıfatı onun Millî Mücadele içindeki davranışlarını anlamsızlaştırmamış; tam tersine yerel hafızada onun ahlâkî duyarlılığını daha görünür hale getirmiştir.

Burada anlatının temel çelişkisi ortaya çıkmaktadır: Toplumun “deli” olarak gördüğü kişi, vatan savunması konusunda “akıllı” toplumun tamamına örnek olan kişi hâline gelmiştir.

Bu çelişki, hikâyenin edebî ve sembolik gücünü açıklayan en önemli unsurlardan biridir.

4. Çorap ve Çarık: Deli Battal Vakasının Merkezindeki Sembol

Deli Battal anlatısının en meşhur sahnesi, çorap ve çarıklarını orduya vermesidir.

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler adlı eserinde olay, Tekâlif-i Milliye uygulamalarının sürdüğü 1921 yılı bağlamında aktarılmaktadır. Özakman’ın anlatısında Emirdağ’ın Deli Battal’ı, kaymakam ve diğer görevlilerin bulunduğu toplantıya girer; askerin çıplak ve donanımsız olduğunu duyduğunu söyler ve elindeki çorap ve çarıkları orduya bırakır. Ardından yalınayak çıkar.⁶

Özakman’ın eserinde olayın anlatıldığı bölüm 252–253. sayfalarda yer almaktadır.⁷

Bu sahnenin tarihsel anlamını çözmek için çorap ve çarığın sembolik anlamlarına ayrı ayrı bakmak gerekir.

Çorap

Çorap, doğrudan doğruya insan bedeninin korunmasına ilişkin bir eşyadır.

Dolayısıyla Deli Battal’ın çorabını vermesi: “Benim bedenimi koruyan şeyi, cephedeki askerin bedenini koruması için veriyorum.” anlamına gelmektedir.

Bu, bireysel mülkiyet ile kolektif sorumluluk arasındaki sınırın ortadan kalkmasıdır.

Çarık

Çarık ise Anadolu insanının savaş yıllarındaki yoksulluğunun simgesidir.

Çarığın verilmesi yalnızca bir ayakkabının verilmesi değildir. Çünkü çarık, insanın yürüyebilmesini sağlayan temel araçtır.

Battal’ın çarığını teslim ettikten sonra yalınayak kalması, fedakârlığın “artık ihtiyaç fazlasını vermek” olmadığını göstermektedir.

Burada fedakârlığın ölçüsü şudur: İhtiyacından arta kalanı değil, ihtiyacının kendisini vermek.

Bu sebeple çorap ve çarık, Deli Battal anlatısının iki temel sembolüdür.

5. Tekâlif-i Milliye ve Deli Battal

Deli Battal hikâyesinin tarihsel bağlamı, 7–8 Ağustos 1921’de yayımlanan Tekâlif-i Milliye emirleridir.

Kütahya-Eskişehir Muharebeleri sonrasında Türk ordusunun ciddi insan gücü, silah, mühimmat, yiyecek, giyecek ve ulaşım araçları sıkıntısı yaşadığı bilinmektedir. 5 Ağustos 1921’de Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi verilmiş; bunun ardından ordunun ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla Tekâlif-i Milliye emirleri yayımlanmıştır.⁸

Bu emirler, halkın sahip olduğu çeşitli mal ve kaynakların ordu için kullanılmasını düzenlemektedir. Kaynaklarda, halkın elindeki belirli miktardaki mal ve eşyanın ordu adına alınmasına ilişkin uygulamalar ve bedellerinin daha sonra ödenmesi ilkesi belirtilmektedir.⁹

Dolayısıyla Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesi, Tekâlif-i Milliye’nin hukukî ve ekonomik mekanizmasından farklı bir düzlemde okunmalıdır.

Çünkü Tekâlif-i Milliye zorunlu yükümlülük mekanizmasıdır.

Deli Battal’ın davranışı ise anlatı içerisinde gönüllü fedakârlık olarak sunulmaktadır.

Bu iki alan arasındaki fark önemlidir:

Tekâlif-i MilliyeDeli Battal anlatısı
Devlet düzenlemesiBireysel irade
Hukukî yükümlülükAhlâkî fedakârlık
Komisyonlar ve kayıtlarVicdan ve gönüllülük
Malın belirli oranının alınmasıİhtiyaç duyulan kişisel eşyanın tamamının verilmesi
Savaş ekonomisiSavaş ahlâkı

Dolayısıyla Deli Battal, Tekâlif-i Milliye’nin kendisi değildir. Tekâlif-i Milliye’nin toplumdaki manevî karşılığının sembolik bir temsilidir.

6. Kronoloji Problemi: 1919 mu, 1921 mi?

Deli Battal anlatısının tarih yazımı bakımından en önemli problemlerinden biri kronolojidir.

Bazı yerel ve internet kaynaklarında Deli Battal hikâyesinin başlangıcı 1919 yılı Haziran ayına yerleştirilmektedir. Bu anlatılarda Emirdağ halkının Yunan işgali tehlikesi karşısında silahaltına alındığı ve Deli Battal’ın geride kalan kişiler arasında bulunduğu belirtilmektedir.¹⁰

Buna karşılık Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını orduya vermesi, Tekâlif-i Milliye bağlamında anlatıldığında tarihsel olarak 1921’e bağlanmaktadır. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde hazırlanan Emirdağ Folkloru adlı yüksek lisans tezinde de Deli Battal hikâyesi 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye uygulamalarının ardından değerlendirilmekte ve Turgut Özakman’ın eserine atıf yapılmaktadır.¹¹

Burada eleştirel tarih yöntemi açısından şu ayrımı yapmak gerekir:

1919, Emirdağ’daki yerel direnişin ve örgütlenmenin başlangıç bağlamıdır.

1921 ise Tekâlif-i Milliye ve Deli Battal’ın çorap-çarık bağışının anlatıldığı asıl bağlamdır.

Bu sebeple 1919’da başlayan Emirdağ direnişi ile 1921’deki Tekâlif-i Milliye uygulamasını aynı olaymış gibi değerlendirmek kronolojik açıdan doğru değildir.

Daha da önemlisi, Turgut Özakman’ın eseri bir roman olmakla birlikte, yazarın Deli Battal sahnesini 1921 bağlamında kurması, hikâyenin tarihsel anlamlandırılmasında önemli bir referanstır. Eserin ilgili bölümü 252–253. sayfalar arasında yer almaktadır.¹²

“Emirdağ Kaymakamı vakit geçirmeden İlçe Vergi Kurulunu kurdu.

Kurul kaymakamın odasında toplandı.

Kurul üyeleri bu hayati sorumluluğun altında ve halktan istenen özverinin büyüklüğü karşısında sersemlemişlerdi. Üyelerin çoğu ümitsizdi. Kaymakam halkın nasıl davranacağını kestiremediği için yalpalıyordu. Emirde “Kurullara her şey makbuz karşılığı teslim edilecek, ne teslim edilmişse bedeli ilerde ödenecek deniyordu ama acaba halk inanır mıydı buna?

Anadolu, Osmanlı tarihçilerinin büyük kaçgun adını verdikleri on yedinci yüzyıl sonundaki kargaşa döneminden beri devlete güvenmez olmuştu. Can ve mal güvenliğini sağlayamayan devlet, eşkıyanın yağmaladığı köyleri bir de vergi almak için kendi zorlayıp inletmişti. Bu yüzen birçok büyük, bayındır, zengin köy parçalanmış, köylüler kel tepelere, kuytu vadilere, orman içlerine göçmüş, böylece devletin ve eşkıyanın gözünün önünden, elinin altından, yolunun üzerinden kaçmıştı. Kaçamadığını anlaması uzun sürmeyecekti. Eski devlet bugüne kadar, bir şey vermeden, mal ve can vergisi isteyegelmişti. Şimdi yeni devlet de istiyordu.

Bunları konuşurken birden odanın kapısı küt diye ardına kadar açıldı. Kapının çerçevesi içinde Emirdağ’ın delisi Battal belirdi. Bağırdı:

“Selamünaleyküm!”

Kaymakam öfkelendi.

“Ulan deli, baksana çalışıyoruz. Çık dışarı!”

“Kızma beyim, biliyorum, onun için geldim. Duydum ki Kemal’in askeri çıplakmış. Allah şahidimdir üzerimdekinden başka çamaşırım yok. Çoraplarımı getirdim. Şimdi yıkadım, temizdir.”

Yaklaşıp masanın üzerine bir çift ıslak yün çorap koydu. Çarıklarını sıyırıp odanın ortasında bıraktı.

“Aha bunlar da çarıklarım. Haydi, kolay gelsin!”

Çıplak ayak, huzur içinde yürüyüp çıktı. Kapıyı gümleterek kapattı.

Üyelerin dilleri tutulmuştu sanki. Kaymakam, “Halktan kuşkulandığımız için tövbe edelim beyler.” dedi. “…Deli Battal gibi bir garibin yüreği köpürdüyse, tekmil halk ayaklanacak demektir. Hızlanalım.”

7. Deli Battal’ın “İstihbaratçı” Olarak Anlatılması

Yerel anlatının ikinci önemli bölümü, Deli Battal’ın Emirdağ’ın Yunan işgali sırasında düşman hareketlerini takip ettiği ve Türk kuvvetlerine bilgi aktardığı yönündedir.

Bazı anlatılarda, Yunanlıların Emirdağ’ı işgali sırasında Deli Battal’ın toplum tarafından ciddiye alınmayan konumundan yararlanarak düşman birlikleri hakkında bilgi topladığı ve bunu Millî kuvvetlere ulaştırdığı belirtilmektedir. Daha sonra Yunan kuvvetlerinin geri çekilişi sırasında yakalanarak öldürüldüğü ve şehit olduğu aktarılmaktadır.¹³

Bu anlatı tarihsel açıdan son derece anlamlıdır ancak belgesel kesinlik bakımından daha ihtiyatlı ele alınmalıdır.

Mevcut açık kaynaklarda bu faaliyetleri doğrulayacak, Deli Battal’ın adıyla düzenlenmiş bir askerî rapor, istihbarat belgesi, şehadet kaydı veya mahkeme belgesi ortaya konulmuş değildir.

Dolayısıyla tarihçinin kullanması gereken ifade: “Yerel hafızaya göre Deli Battal, işgal sırasında Türk kuvvetlerine istihbarat sağlamış ve Yunanlılar tarafından öldürülmüştür.” olmalıdır.

Kesin olarak şu tarihte şu birliğe istihbarat verdi” şeklinde kesinlik bildiren ifadeler ise mevcut belge durumunun ötesine geçer.

Bu ayrım tarih biliminin temel ilkelerinden biridir.

8. Emirdağ’ın İşgali ve Deli Battal’ın Coğrafî Anlamı

Emirdağ, Sakarya Savaşı öncesinde son derece hassas bir askerî coğrafyada bulunmaktadır.

Afyonkarahisar–Emirdağ–Sivrihisar–Eskişehir–Ankara doğrultusu, Batı Cephesi ile İç Anadolu arasında stratejik bir geçiş alanıdır.

1921 Ağustosunda Yunan ordusunun Sakarya yönündeki ilerleyişi sırasında Emirdağ bölgesi de askerî hareketliliğin etkisi altında kalmıştır. Yerel tarih araştırmalarında Yunan kuvvetlerinin 16 Ağustos 1921’de Emirdağ’a girdiği, bölgedeki Türk gözcü birliklerinin düşman hareketlerini takip ettiği ve daha sonra Türk süvari ve milislerinin karşı baskınlar gerçekleştirdiği aktarılmaktadır.¹⁴

Bu coğrafyada Deli Battal’ın anlatılan rolü, düzenli ordunun dışında faaliyet gösteren yerel bilgi ağı içerisinde değerlendirilebilir.

Savaş yalnızca cephede gerçekleşmez. Bir köylünün gördüğü askerî hareket, bir çobanın fark ettiği birlik, bir kadının duyduğu söylenti, bir esnafın gördüğü araç, bir çocuğun taşıdığı haber, bir “deli”nin düşman tarafından önemsenmeyen gözlemleri savaşın istihbarat coğrafyasının parçaları hâline gelebilir.

Deli Battal hikâyesinin istihbarat boyutu, bu sebeple tarihsel olarak doğrulanması gereken bir iddia olmanın yanı sıra, yerel toplumun savaşta bilgi üretme ve aktarma kapasitesinin sembolik anlatımı olarak da değerlendirilebilir.

9. “Deli” Figürünün Sosyolojik Anlamı

Deli Battal’ın anlatısının en dikkat çekici yönlerinden biri, toplumun dışına itilmiş görünen bir kişinin toplumun en güçlü ahlâkî temsilcilerinden birine dönüştürülmesidir.

Sosyolojik açıdan bu durum üç aşamalıdır:

Birinci aşama: Ötekileştirme

Toplum onu “deli” olarak tanımlamaktadır.

Bu, kişinin gündelik sosyal hiyerarşideki konumunu düşürür.

İkinci aşama: Ahlâkî dönüşüm

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesi, toplumun “normal” üyelerinin gerçekleştirdiği fedakârlıkların üzerine çıkmaktadır.

Artık onun davranışı toplumsal normun dışındaki bir davranış değildir.

Aksine normun en üst seviyesidir.

Üçüncü aşama: Sembolleştirme

Toplum, bireyin gerçek yaşamından çok, onun temsil ettiği değeri hatırlamaya başlamıştır.

Bu noktada Deli Battal artık sadece bir kişi değildir.

O; “Malı olmayanın bile verecek bir şeyi vardır.” anlayışının sembolüdür.

10. Çorap ve Çarığın Sosyal Tarihi

Deli Battal vakasını anlamak için savaş yıllarında Anadolu’nun ekonomik durumunu da hesaba katmak gerekmektedir.

Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın ardından Anadolu toplumunun önemli bir bölümü yoksullaşmıştır. Emirdağ’a ilişkin yerel anlatılarda kadınların yün eğirerek çorap ördüğü, köylülerden yiyecek ve giyecek toplandığı ve cephedeki askerlerin temel ihtiyaçlarının karşılanmasına çalışıldığı aktarılmaktadır.¹⁵

Bu bağlamda çorap: kadın emeğinin, çarık: köylü ekonomisinin, yalın ayaklık: savaş yoksulluğunun sembolüne dönüşmektedir.

Dolayısıyla Deli Battal’ın eylemi yalnızca bireysel değildir.

Arkasında: kadınların iplik ve yün üretimi, ev içi emek, köy ekonomisi, hayvancılık, deri işçiliği, yerel üretim, askerî ihtiyaç, ulaşım ve lojistik gibi çok sayıda toplumsal unsur bulunmaktadır.

Bu sebeple Deli Battal hikâyesi, aslında bir toplumun ekonomik altyapısının savaş alanına taşınmasının küçük ölçekli bir örneğidir.

11. Devlet, Millet ve Birey İlişkisi

Tekâlif-i Milliye uygulamaları, devlet ile vatandaş arasındaki ilişkiyi olağanüstü savaş koşullarında yeniden tanımlamıştır.

Devletin orduyu beslemesi gerektiği kadar, vatandaşın da bağımsızlığın korunması için sahip olduğu kaynakları kullanıma sunması beklenmiştir.

Fakat Deli Battal hikâyesi bu ilişkiye başka bir boyut eklemektedir:

Devlet: “Ver.” demektedir.

Deli Battal ise: “Bende olanın hepsini veriyorum.” demektedir.

Bu sebeple hikâyenin temel çatışması devlet ile birey arasında değil, bireysel mülkiyet ile kolektif varoluş arasındadır.

Çorap ve çarığın verilmesi, bireysel mülkiyetin millî savunma karşısında ikinci plana geçtiğini gösteren sembolik bir davranıştır.

12. Deli Battal ve “Ordu-Millet” Kavramı

Millî Mücadele’nin önemli sosyolojik kavramlarından biri “ordu-millet” anlayışıdır.

Bu kavram, savaşın yalnızca profesyonel askerler tarafından yürütülmediğini, toplumun geniş kesimlerinin askerî mücadelenin parçası hâline geldiğini ifade etmektedir.

Atatürk Araştırma Merkezi tarafından yayımlanan çalışmalarda da Tekâlif-i Milliye emirleri ile halkın maddî kaynaklarının ordunun ihtiyaçları için seferber edilmesi, Millî Mücadele’nin topyekûn karakteriyle ilişkilendirilmektedir.¹⁶

Deli Battal bu kavramın sembolik bir kişileştirmesidir.

Çünkü o: düzenli asker değildir, subay değildir, milletvekili değildir, zengin değildir, eşraf değildir, büyük bir aşiret reisi değildir.

Ama yine de savaşın içindedir. Bu durum Millî Mücadele’nin toplumsal tabanını anlamak açısından çok önemlidir.

13. Kişiler ve Kurumlar

Deli Battal anlatısında çeşitli kişiler ve kurumlar farklı değerleri temsil etmektedir.

Mustafa Kemal Paşa

Millî egemenlik, bağımsızlık, askerî örgütlenme ve merkezî liderliği temsil etmektedir.

Deli Battal’ın anlatıda Mustafa Kemal Paşa’ya selam göndermesi, yerel bireyin Ankara merkezli Millî Mücadele hareketiyle kurduğu sembolik bağı göstermektedir.

Emirdağ Kaymakamlığı

Yerel devlet otoritesini temsil etmektedir.

Kaymakamın bulunduğu toplantıya Deli Battal’ın girmesi, devlet bürokrasisi ile halk arasındaki sembolik sınırın aşılmasıdır.

Askerlik Şubesi

Yerel askerî seferberliğin merkezidir.

Burada devletin insan ve mal gücünü organize eden kurumsal mekanizma bulunmaktadır.

Kuvayı Milliye

Yerel direnişi ve halkın kendi imkânlarıyla örgütlenmesini temsil etmektdir.

Karakeçili Millî Alayı

Emirdağ’ın yerel direnişinin askerî boyutunu temsil etmektedir.

Emirdağ halkı

Kolektif dayanışmanın temsilcisidir.

Deli Battal

Bütün bu yapıların dışında görünmesine rağmen, anlatı içinde hepsinin temsil ettiği değeri tek bir davranışta birleştiren sembolik kişidir.

14. “Deli Battal Bile…” Söyleminin Anlamı

Deli Battal hikâyesinin toplumsal hafızada kalmasını sağlayan cümlelerden biri, onun davranışını görenlerin: “Deli Battal bile bu şuura erdiyse…” şeklindeki değerlendirmesidir.

Bu ifade tarihsel bir belge olmaktan çok bir hafıza cümlesidir.

Ancak sosyolojik açıdan oldukça önemlidir.

Çünkü cümle, “vatan sevgisinin” toplumdaki en düşük konumda kabul edilen kişiye kadar yayıldığını göstermektedir.

Böylece Deli Battal: toplumun ahlâkî sınırını test eden kişi hâline gelmektedir.

Eğer o bile verebiliyorsa, diğer herkesin de vermesi gerekir.

Bu sebeple hikâyenin asıl görevi, geçmişte yaşanmış bir olayı anlatmaktan çok, topluma bir davranış modeli sunmaktır.

15. Deli Battal’ın Heykeli ve Hafızanın Maddîleşmesi

Deli Battal’ın Emirdağ’da heykelinin bulunması, yerel hafızanın maddî kültüre dönüşmesinin açık örneklerinden biridir.

Heykelin bir elinde çorap, diğer elinde çarık bulunmaktdır.¹⁷

Bu heykel son derece güçlü bir sembolik anlatı üretmektedir.

Heykelin: bir elindeki çorap → asker, diğer elindeki çarık → fedakârlık, yalın ayak figür → yoksulluk, ayakta duran beden → direnç anlamlarını taşımaktadır.

Burada tarih, metinden heykele geçmektedir.

Deli Battal artık yalnızca anlatılan bir kişi değil, şehir mekânında görülen bir tarih figürüdür.

Bu durum “kolektif hafıza” yaklaşımı açısından değerlendirildiğinde anlam kazanmaktadır: Toplum, geçmişi yalnızca hatırlamaz; onu mekânlara, nesnelere, anıtlara ve sembollere yerleştirir.

16. Yerel Hafızadan Millî Hafızaya

Deli Battal’ın hikâyesinin Emirdağ sınırlarını aşarak Türkiye genelindeki Millî Mücadele anlatılarında yer alması, yerel hafızanın millî hafızaya dönüşmesine örnektir.

Yerel hafızada: “Emirdağ’ın Deli Battal’ı” olan kişi, millî anlatıda: “Millî Mücadele’nin fedakâr Anadolu insanı” tipine dönüşmektedir.

Bu dönüşüm, tarih yazımının önemli süreçlerinden biridir. Yerel olay, millî bir değerin sembolüne çevrilmektedir.

Bu bağlamda Deli Battal’ın hikâyesi, Mehmetçik, Şerife Bacı, Kara Fatma, Gördesli Makbule, Tayyar Rahmiye ve diğer yerel kahramanlık anlatılarıyla aynı sembolik evrende değerlendirilmelidir.

17. Eleştirel Tarih Açısından Kaynak Problemi

Deli Battal konusunda en önemli sorun, kaynakların niteliğidir.

Mevcut malzeme şu kategorilere ayrılabilir:

Birincil belgeler

Deli Battal’ın adına ilişkin açık ve kesin askerî arşiv belgeleri henüz ortaya konulmuş değildir.

Yerel tarih araştırmaları

Emirdağ üzerine yapılan araştırmalar, hikâyeyi yerel tarih ve folklor bağlamında aktarmaktadır. Afyon Kocatepe Üniversitesi’nde 2024’te tamamlanan Emirdağ Folkloru tezi bu açıdan önemlidir; çalışma yazılı ve elektronik kaynakların yanı sıra 128 kaynak kişiyle gerçekleştirilen saha araştırmasına dayanmaktadır.¹⁸

Hatıralar ve yerel anlatılar

Bunlar olayın toplum hafızasındaki biçimini göstermektedir.

Edebî anlatı

Turgut Özakman’ın Şu Çılgın Türkler eseri, Deli Battal hikâyesinin geniş kitlelere ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Ancak roman türü bir eser olduğu için doğrudan arşiv belgesi olarak kullanılamaz.

Güncel yerel medya

Heykel, kısa film ve yerel yazılar, Deli Battal’ın günümüzde nasıl hatırlandığını göstermektedir. 2023’te Emirdağ Belediyesi tarafından Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında Deli Battal hikâyesini konu alan kısa film hazırlanması da bu hafızanın günümüzde yeniden üretildiğini göstermektedir.¹⁹

Dolayısıyla tarihçinin görevi, bu kaynakların hiçbirini bütünüyle reddetmek değil, her birinin bilgi değerini ve sınırını ayrı ayrı belirlemektir.

18. Efsane ile Tarih Arasındaki Sınır

Deli Battal hikâyesinin bazı bölümleri tarihsel gerçeklikten ziyade folklorik anlatı özellikleri göstermektedir.

Örneğin: toplantıya nasıl girdiği, söylediği sözlerin kelimesi kelimesine ne olduğu, kaymakamın ve diğer kişilerin verdiği tepkiler, işgal sırasında hangi bilgileri nasıl aktardığı, nasıl ve ne zaman öldürüldüğü konularında anlatılar arasında farklılıklar bulunmaktadır.

Bu sebeple tarihçi açısından üç ayrı katman oluşturmak gerekmektedir:

Birinci katman: Belgelendirilebilir tarih

Emirdağ’ın Millî Mücadele içindeki konumu, Yunan işgalleri, Karakeçili Millî Alayı, Tekâlif-i Milliye ve Sakarya süreci.

İkinci katman: Hatıra tarihi

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını vermesine ilişkin anlatılar.

Üçüncü katman: Folklorik hafıza

Onun “deli ama akıllı”, “garip ama vatansever”, “yalınayak ama fedakâr” biçiminde sembolleştirilmesi.

Bu üç katmanı birbirine karıştırmadan kullanmak, Deli Battal hikâyesinin değerini azaltmaz.

Tam tersine, onu daha güçlü bir tarihsel nesne hâline getirir.

19. Deli Battal’ın Temsil Ettiği Değerler

Deli Battal anlatısının temsil ettiği başlıca değerler şunlardır:

Fedakârlık

Kişinin kendi ihtiyacından vazgeçmesidir.

Vatanseverlik

Vatanın savunulmasını bireysel çıkarın önüne koymaktır.

Dayanışma

Toplumun savaşan askerle kendisini aynı kader içinde görmesidir.

Tevazu

Büyük bir servete sahip olmadan da büyük bir fedakârlık yapılabileceği düşüncesidir.

Eşitlik

Millî Mücadele’nin yalnızca seçkinlerin değil, toplumun her kesiminin mücadelesi olduğu fikridir.

Manevî seferberlik

Maddî yardımın ötesinde psikolojik ve ahlâkî bir dayanışma oluşturmaktır.

20. Deli Battal ve Kadınların Görünmeyen Emeği

Deli Battal anlatısının yalnızca erkek merkezli okunması da eksik olacaktır.

Çünkü çorap üretimi, Anadolu’nun savaş ekonomisinde kadın emeğinin önemli göstergelerinden biridir.

Emirdağ yerel anlatılarında kadınların yün eğirdiği ve askerler için çorap ördüğü aktarılmaktadır.²⁰

Bu sebeple Deli Battal’ın elindeki çorap, yalnızca “Battal’ın malı” değildir.

O çorap aynı zamanda: kadın emeğinin, ev ekonomisinin, hayvancılığın, yünün, ipliğin, örgü bilgisinin ve cephe gerisinin ürünüdür.

Dolayısıyla bir çift çorabın tarihini takip ettiğimizde cepheden köye, köyden eve, evden kadının eline, kadının elinden tekrar cepheye uzanan bir ekonomik ve toplumsal zincir ortaya çıkmaktadı r.

Bu açıdan Deli Battal hikâyesi, kadınların Millî Mücadele’deki görünmeyen emeğinin de sembolik bir belgesidir.

21. Deli Battal ve Yoksulluk Tarihi

Deli Battal’ın hikâyesi aynı zamanda Anadolu’nun savaş yıllarındaki yoksulluğunu anlamak ve anlatmak için de kullanılabilir.

Bir kişinin sahip olduğu en temel giyeceğini vermesi, ordunun ihtiyaçlarının ne kadar ağır olduğunu göstermektedir.

Burada tarihsel bir çelişki vardır: Yoksulluk fedakârlığı azaltmamış, bazı durumlarda fedakârlığın anlamını büyütmüştür.

Deli Battal’ın çarığını vermesi, zengin bir kişinin büyük miktarda para bağışlamasından sembolik olarak daha etkili hâle gelmiştir.

Çünkü çarık onun hayatındaki temel ihtiyaçtır. Bu sebeple fedakârlığın büyüklüğü ekonomik değeriyle değil, veren açısından taşıdığı ihtiyaç değeriyle ölçülmektedir.

22. Deli Battal’ın “Sessiz Kahraman” Olarak İnşası

Deli Battal’ın klasik kahramanlardan farkı, savaş meydanında görünür bir zafer kazanmamasıdır.

O: bir düşman birliği yok etmemiştir, bir cephe komutanlığı yapmamıştır, bir askerî harekât planlamamıştır, büyük bir siyasî karar almamıştır.

Buna rağmen hafızada kalmıştır. Çünkü onun kahramanlığı sonuçtan ziyade niyet ve fedakârlık üzerinden gerçekleşmiştir.

Bu sebeple Deli Battal, “sessiz kahraman” tipinin örneğidir. Sessiz kahraman: Tarihin resmî belgelerinde az görünen, fakat toplum hafızasında ahlâkî bir değer taşıyan kişidir.

23. Millî Mücadele’nin Mikro Tarihi Açısından Deli Battal

Mikro tarih, büyük tarihsel dönemleri küçük bir kişi, aile, köy veya olay üzerinden inceleme imkânı vermektedir.

Deli Battal bu açıdan oldukça uygun bir mikro tarih vakasıdır.

Bir kişinin hayatına baktığımızda: 1919 yerel direnişiEmirdağ’ın askerî örgütlenmesi1921 Tekâlif-i MilliyeSakarya SavaşıYunan işgaliyerel istihbarat anlatısı1922 Büyük Taarruzşehitlik anlatısıCumhuriyet dönemi hafızasıheykelfilm zinciri ortaya çıkmaktadır.

Böylece küçük bir hikâye, Millî Mücadele’nin bütün tarihsel katmanlarına açılan bir pencereye dönüşmektedir.

24. Deli Battal’ın Tarihsel Coğrafyası

Deli Battal’ın hikâyesinin mekânsal eksenini üç alan oluşturmaktadır:

Emirdağ

Yerel toplumun yaşadığı alandır.

Askerlik Şubesi / Kaymakamlık

Devlet ve Millî Mücadele örgütlenmesinin yerel merkezidir.

Cephe

Deli Battal’ın çorap ve çarıklarının gönderildiği sembolik savaş alanıdır.

Bu üç mekân arasında fiziksel mesafe kadar sembolik bir bağ da bulunmaktadır: ev → devlet → cephe.

Deli Battal bu üç mekânı birleştiren kişidir. Bu sebeple onun hikâyesi bir “yer hikâyesi”dir.

25. Tepkiler ve Yansımalar

Deli Battal’ın davranışının anlatıdaki ilk etkisi şaşkınlıktır.

Kaymakam ve diğer yöneticiler, kendisini toplumun sıradan bir üyesi olarak görmedikleri hâlde onun fedakârlığı karşısında etkilenmişlerdir.

Özakman’ın anlatısında bu sahne, halkın fedakârlığı konusunda yöneticilerin tereddütlerini değiştiren bir an olarak kurgulanmaktadır.²¹

Bunun sembolik anlamı büyüktür: Devlet halktan fedakârlık beklerken, halk devlete yalnızca mal vermemekte; devletin moral gücünü de yükseltmektedir.

Böylece ilişki tek yönlü değildir. Halk orduyu destekler. Ordu halka güven verir. Halkın fedakârlığı yöneticileri etkiler. Yöneticilerin kararlılığı da halkın moralini yükseltir.

Bu, Millî Mücadele’nin karşılıklı meşruiyet üreten yapısını göstermektedir.

26. Deli Battal ve Günümüz Hafızası

Deli Battal’ın hikâyesi Cumhuriyet döneminde unutulmamış, özellikle son yıllarda yeniden canlandırılmıştır.

Emirdağ’da heykelinin bulunması, yerel basında hakkında yazılar yayımlanması ve Cumhuriyet’in 100. yılı dolayısıyla hikâyesinin kısa filme konu edilmesi, Deli Battal’ın günümüz toplumunda da bir fedakârlık sembolü olarak yaşatıldığını göstermektedir.²²

Bu durum tarih ile hafıza arasındaki ilişkiyi göstermektedir.

Tarih: “Ne oldu?” sorusunu sormaktadır.

Hafıza: “Ne hatırlanmalıdır?” sorusunu sormaktdır.

Deli Battal’ın bugünkü temsil biçimi ikinci soruyla ilgilidir.

27. Eleştirel Tarih Yazımı Açısından Sonuçlar

Deli Battal örneğinde üç farklı tarih üretimi görülmektedir:

1. Olay tarihi

1919–1922 arasında Emirdağ’ın Millî Mücadele dönemidir.

2. Anlatı tarihi

Çorap ve çarığın verilmesi, işgal sırasında istihbarat yapılması ve şehitlik anlatısı.

3. Hafıza tarihi

Heykel, film, yerel yazılar ve millî kahramanlık söylemi.

Bunların hiçbirini birbirinin yerine koymamak gerekmektedir.

Bir olayın folklorik biçimde anlatılması, onun mutlaka “uydurma” olduğu anlamına gelmez.

Aynı şekilde bir olayın çok etkileyici anlatılması, onun her ayrıntısının arşiv belgesiyle kanıtlandığı anlamına da gelmez.

Bu sebeple açık, anlaşılır ve doğru yöntem: belge + sözlü tarih + yerel tarih + edebî kaynak + maddî kültür + coğrafya + sosyoloji birlikteliğidir.

Sonuç

Emirdağlı Deli Battal’ın Millî Mücadele’deki faaliyetleri, klasik askerî tarih perspektifinden bakıldığında küçük bir vaka gibi görünebilir. Ancak mikro tarih, sosyal tarih, tarihsel sosyoloji ve kolektif hafıza açısından incelendiğinde son derece zengin bir araştırma alanı ortaya çıkmaktadır.

Deli Battal’ın en önemli sembolik eylemi, çorap ve çarıklarını orduya vermesidir. Bu davranış, Tekâlif-i Milliye’nin maddî yükümlülüklerinden farklı olarak, savaşın toplum tarafından nasıl ahlâkî bir seferberliğe dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Çorap kadın emeğinin, çarık köylü ekonomisinin, yalın ayaklık savaş yoksulluğunun, Askerlik Şubesi devlet otoritesinin, Kuvâ-yı Milliye yerel direnişin, Deli Battal ise sıradan insanın olağanüstü fedakârlığının sembolü hâline gelmiştir.

Onun “deli” olarak tanımlanması ise hikâyenin paradoksal gücünü artırmaktadır. Toplumun kenarında görülen bir insan, toplumun merkezî değerlerinden biri olan vatan savunmasının ahlâkî temsilcisine dönüşmüştür.

Bununla birlikte eleştirel tarihçilik, Deli Battal’ın bütün hikâyesini sorgusuz biçimde “belgelenmiş tarih” olarak kabul etmemelidir. Özellikle 1919 ve 1921 kronolojilerinin birbirine karıştırılması, çorap-çarık hadisesinin farklı anlatımları ve işgal dönemindeki istihbarat faaliyetlerine ilişkin birincil belge eksikliği dikkatle belirtilmelidir.

Bu noktada Deli Battal’ın tarihsel önemini azaltan değil, artıran bir sonuç ortaya çıkmaktadır:

Deli Battal’ın değeri yalnızca onun gerçekten ne yaptığıyla değil, Emirdağ ve Türkiye toplumunun onun üzerinden neyi hatırlamak istediğiyle de ilgilidir.

O, tarihsel şahsiyet ile kolektif hafızanın kesişme noktasında bulunmaktadır.

Bir elinde çorap, diğer elinde çarık bulunan heykel bu nedenle yalnızca bir insanı temsil etmez.

O heykel; “Benim olan vatanındır.” anlayışının, “Yokluk içinde de fedakârlık mümkündür.” düşüncesinin ve “Millî Mücadele yalnızca cephede değil, evde, köyde, sokakta ve insan vicdanında da yapılmıştır.” gerçeğinin sembolik ifadesidir.

Bu yönüyle Deli Battal, Millî Mücadele’nin büyük komutanlarının yanında, tarihin çoğu zaman sessiz bıraktığı sıradan insanın tarihini görünür kılan önemli bir yerel hafıza figürüdür.

Sonuç Cümlesi

Deli Battal’ın tarihsel önemi, bir çift çorap ve bir çift çarığın maddî değerinde değil; o çorap ve çarığın, Millî Mücadele’nin “herkesin savaşı” olduğunu anlatan güçlü bir toplumsal sembole dönüşmesindedir.

Dipnotlar

  1. Begüm Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Türk Dili ve Edebiyatı Ana Bilim Dalı,  Yüksek Lisans Tezi, Afyonkarahisar, 2024, s. 11–12. Çalışmada Emirdağ’ın coğrafî konumu ve bölgesel özellikleri ayrıntılı biçimde verilmektedir.
  2. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 12–14. Emirdağ’ın aşiret, cemaat, Yörük ve Türkmen toplulukları bakımından sosyal yapısı için bkz.
  3. Ahmet Urfalı’dan aktaran Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Karakeçili Millî Alayı’nın kuruluşu ve Emirdağ’daki Millî Mücadele örgütlenmesi için bkz.
  4. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11.
  5. Deli Battal’ın yerel anlatıdaki kişiliği için bkz. Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Tarihistan, 15 Ocak 2022.
  6. Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler, Bilgi Yayınevi, Ankara, 2005, s. 252–253. Eserde Deli Battal’ın çorap ve çarıklarını orduya bırakması anlatılmaktadır.
  7. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s. 252–253.
  8. Cemil Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2023.
  9. Mehmet Kayıran, “Tekâlif-i Milliye Emirleri” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 5, No. 15 (Temmuz 1989), s. 642–665.
  10. Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği, 25 Haziran 2024; Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Bu kaynaklarda hikâyenin başlangıcı 1919 Haziranına yerleştirilmektedir.
  11. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Tez, Deli Battal hikâyesini 7–8 Ağustos 1921 tarihli Tekâlif-i Milliye bağlamında ele almaktadır.
  12. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s. 252–253.
  13. Millî mücadelemizden insan manzaraları” Millî Düşünce Merkezi, 7 Ekim 2018; ayrıca yerel anlatının benzer biçimleri için bkz. “Yunanlılar Kaçarken Şehit Ettiler.
  14. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, s. 10–11. Yunan kuvvetlerinin 1921’de Emirdağ’a girişi, Türk gözcü birlikleri ve Yüzbaşı Yümnü’nün faaliyetleri için bkz.
  15. Soyyer, “Deli Battal”; “Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği.
  16. Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları; ATAM, “Millî Mücadele Dönemi.”
  17. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, 10–11; Emirdağ Belediyesi’nin 2023 tarihli Deli Battal filmi hakkındaki haber.
  18. Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, iv, s. 2–4. Tezde 128 kaynak kişiyle gerçekleştirilen saha araştırması hakkında bilgi verilmektedir.
  19. Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.
  20. Soyyer, “Deli Battal”; Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru.
  21. Özakman, Şu Çılgın Türkler, s.252–253.
  22. Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.

Kaynakça

T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 2 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 132-144.

T. B. M. M. Gizli Celse Zabıtları, 4 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 2, İçtima: 2, s. 157-162

T. B. M. M. Zabıt Ceridesi, 5 Ağustos 1337 (1921), Devre: 1, Cilt: 12, İçtima: 2, s. 18-20

Kemal Atatürk, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969, s. 615-617

Selahattin Tansel, “Tekâlif-i Milliye Emirleri”, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar IV, Başbakanlık Basımevi, Ankara, 1974, s. 108-110

Alptekin Müderrisoğlu, Kurtuluş Savaşının Mali Kaynakları, Maliye Bakanlığı Ellinci Yıl Yayınları, Ankara, 1974, s. 367-401

AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Tekâlif-i Milliye Emri Numara (1)”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 414-415.

AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Tekâlif-i Milliye Emri Numara (2)”, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 415-416.

Serpil Sürmeli, Milli Mücadele’de Tekâlif-i Milliye Emirleri, AKDTYK Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998,

Hikmet Özdemir, Tekalif-i Milliye, Yeni Gün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A. Ş., İstanbul, 2001

Mehmet Kayıran, “Tekâlif-i Milliye Emirleri.” Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi 5, no. 15 (Temmuz 1989), s. 642–665.

Cemil Öztürk, Millî Mücadele Ruhu ve Millî Güç Unsurları, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 2023.

Turgut Özakman, Şu Çılgın Türkler,  Bilgi Yayınevi, Ankara, 2005.

Begüm Şahanoğlu, Emirdağ Folkloru, Yüksek Lisans Tezi, Afyon Kocatepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2024.

Ahmet Yılmaz Soyyer, “Deli Battal” Tarihistan, 15 Ocak 2022.

Ahmet Urfalı, Emirdağ Yöresi ve Millî Mücadele ile ilgili yerel tarih çalışmaları; Şahanoğlu’nun çalışmasında ilgili sayfalara atıfla kullanılmıştır.

Emirdağlı Millî Mücadele Kahramanı Film Oluyor” Afyon Türkeli Gazetesi, 30 Ekim 2023.

Emirdağlı Deli Battal” Sinop Bilim Kültür Eğitim Derneği, 25 Haziran 2024.

Millî mücadelemizden insan manzaraları” Millî Düşünce Merkezi, 7 Ekim 2018.

Continue Reading

Türkler ve Zaferleri

NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ

Published

on

Özet

Gazi Mustafa Kemal’in 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın II. Büyük Kurultayı’nda okuduğu Nutuk, Millî Mücadele’nin askerî, siyasî ve toplumsal safhalarını yalnızca kronolojik biçimde aktaran bir eser değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin güçlü bir tarihsel yorum ve kurucu hafıza metnidir. Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu anlatının en önemli kırılma noktalarından biridir.

Bu makalede Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Nutuk merkezli olarak; içerik ve vaka analizi, askerî-stratejik boyut, siyasal meşruiyet, tarihsel coğrafya, sosyoloji, kavramlar, semboller, kişiler ve kurumlar, temsil ettikleri değerler, toplumdaki yansımalar ve tepkiler bakımından incelenmektedir. Eleştirel tarih yöntemiyle Nutuk’un olayları aktarmaktan öte onları belirli bir siyasal ve tarihsel anlam çerçevesine yerleştirdiği gösterilmektedir.

Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal, Nutuk, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Kocatepe, Millî Mücadele, millî egemenlik, tarihsel coğrafya, tarihsel sosyoloji, eleştirel tarih.

GİRİŞ

26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve ardından gelen takip harekâtı, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî sonucunu belirleyen olaylar zinciridir. Büyük Taarruz’un sonunda Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığı çökmüş; 9 Eylül’de İzmir’in, 10 Eylül’de Bursa’nın kurtarılmasıyla savaşın askerî dengesi kesin biçimde Türk tarafına geçmiştir. Harekât 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmış ve 1 Eylül’deki “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle takip harekâtı sürdürülmüştür.

Ancak Nutuk açısından mesele bundan daha geniştir.

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u sadece bir ordunun diğerini yenmesi şeklinde değerlendirmez. Zaferi, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl iradesinin tarihsel sonucu olarak anlamlandırır. Nitekim Nutuk‘ta Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve sonrasındaki harekâtı “Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin” ölümsüz abidesi olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, savaşın askerî sonucunu siyasal ve toplumsal bir anlam alanına taşımaktadır.

Dolayısıyla temel problem şudur: Nutuk’ta Büyük Taarruz yalnızca nasıl anlatılmıştır değil, neden böyle anlatılmıştır?

Bu soru bizi askerî tarihten siyasal tarihe, oradan tarihsel sosyolojiye ve hafıza tarihine götürmektedir.

1. NUTUK’UN TARİHSEL VE ANLATISAL KONUMU

1. Nutuk: Hatırat mı, tarih anlatısı mı?

Nutuk, klasik anlamda tarafsız ve dışarıdan yazılmış bir tarih araştırması değildir. Metnin yazarı olayların başlıca aktörü, karar vericisi ve siyasal lideridir.

Bu sebeple Nutuk üç farklı niteliği aynı anda taşımaktadır:

  1. Tanıklık metni,
  2. Siyasal savunma ve hesaplaşma metni,
  3. Kurucu tarih anlatısı.

Bu özellik Büyük Taarruz’un anlatımında özellikle belirgindir.

Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u anlatırken yalnızca “26 Ağustos’ta saldırı başladı, 30 Ağustos’ta Yunan ordusu yenildi” demekle yetinmemektedir. Harekâtın hazırlanmasını, gizliliğini, askerî kararların oluşumunu, komuta ilişkilerini ve savaşın sonucunu bir bütün içinde değerlendirmektedir.

Dolayısıyla Nutuk‘ta Büyük Taarruz, önceden hazırlanmış tarihsel bir zorunluluk zincirinin sonucu olarak sunulmaktadır.

Bu anlatı içerisinde: Samsun → Amasya → Erzurum → Sivas → Ankara → Sakarya → Büyük Taarruz → İzmir → Mudanya → Lozan → Cumhuriyet şeklinde ilerleyen bir tarihsel süreklilik kurulmaktadır.

Böylece askerî zafer, daha önce başlayan siyasî ve toplumsal mücadelenin nihai sonucu haline getirilir.

2. BÜYÜK TAARRUZ’UN NUTUK’TAKİ İÇERİĞİ

1. Sakarya’dan Büyük Taarruz’a

Büyük Taarruz, Nutuk‘ta Sakarya Zaferi’nin devamı bir olay olarak ele alınmaktadır. Sakarya’dan sonra temel mesele artık savunmanın sürdürülmesi değil, uygun zamanda stratejik karşı taarruza geçilmesidir.

Mustafa Kemal açısından bunun için üç temel unsurun hazırlanması gerekmektedir: ordu, meclis, millet.

Nitekim Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl süren hazırlık döneminde millet, Meclis ve ordunun savaşa hazırlanmasının esas alınmıştır.  

Burada dikkat çekici olan husus, Büyük Taarruz’un bir “ani saldırı” değil, uzun süreli bir hazırlık, örgütlenme, lojistik ve strateji sürecinin sonucu olmasıdır.

3. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ

1. Vakanın temel unsurları

UnsurAçıklama
Zaman26 Ağustos–9 Eylül 1922
Kritik tarih30 Ağustos 1922
Ana sahaAfyonkarahisar–Dumlupınar–Uşak hattı
Türk tarafıTBMM Orduları
BaşkomutanMustafa Kemal Paşa
Genelkurmay BaşkanıFevzi Paşa
Batı Cephesi Komutanıİsmet Paşa
1. Ordu KomutanıNureddin Paşa
Karşı tarafYunan Küçük Asya Ordusu
Yunan komuta heyetiGeorgios Hacıanestis; Trikopis ve Diyenis
Stratejik amaçYunan ordusunun imhası ve Anadolu’nun kurtarılması
SonuçYunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının çöküşü

26 Ağustos sabahı taarruz Kocatepe’den sevk ve idare edilmiştir. Türk kuvvetleri kısa sürede Afyonkarahisar çevresindeki Yunan savunmasını yarmıştır.

Burada önemli nokta, Türk stratejisinin yalnızca arazi kazanmayı değil, Yunan ordusunun ana kuvvetlerini kuşatıp imha etmeyi amaçlamasıdır.

4. TARİHSEL COĞRAFYA: KOCATEPE’DEN DUMLUPINAR’A

Büyük Taarruz’u anlamanın en önemli yollarından biri mekânı tarihsel bir aktör olarak ele almaktır.

1. Kocatepe

Kocatepe yalnızca bir yükselti değildir. Nutuk bağlamında Kocatepe: komuta merkezi,  gözlem noktası, stratejik karar mekânı, askerî iradenin görünürleştiği alan haline gelmiştir.

Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve diğer komutanların burada bulunması mekânı sembolik olarak da güçlendirmiştir.

Bugün Kocatepe’nin Millî Mücadele hafızasında bu kadar güçlü yer edinmesinin sebebi budur.

2. Afyonkarahisar

Afyonkarahisar coğrafi bakımdan Anadolu’nun batıya açılan önemli geçiş alanlarından biridir.

Buradaki Yunan savunmasının yarılması: savunma hattının kırılması → stratejik derinliğin kaybedilmesi → Yunan ordusunun manevra alanının daralması sonucunu doğurmuştur.

Bu sebeple Afyon, yalnızca bir şehir değil, stratejik kapı niteliğindedir.

3. Dumlupınar

Dumlupınar, Büyük Taarruz’un askerî sonucunun belirleyici mekânıdır.

30 Ağustos’ta Yunan kuvvetlerinin büyük bölümünün kuşatılması ve imha edilmesiyle savaşın sonucu kesinleşmiştir.

Dumlupınar’ın sembolik anlamı ise daha sonra genişlemiştir.

Dumlupınar: İşgal altındaki Anadolu’nun askerî olarak geri alınmasının simgesine dönüşmüştür.

Bu sebeple coğrafya burada hafızaya dönüşmektedir.

5. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ’NİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ

30 Ağustos muharebesinin Büyük Taarruz içindeki konumu özellikle önemlidir.

Büyük Taarruz bir harekât bütünü, 30 Ağustos ise bu harekâtın kesin sonuç aşamasıdır.

Başka bir ifadeyle: 26 Ağustos → yarma, 27–29 Ağustos → kuşatma ve takip, 30 Ağustos → imha, 31 Ağustos–9 Eylül → stratejik takip ve tasfiye şeklinde bir gelişme söz konusudur.

30 Ağustos muharebesinin “Başkumandan Muharebesi” şeklinde adlandırılması da Mustafa Kemal’in savaşı bizzat sevk ve gözetimiyle ilişkilendirilmiştir. Mustafa Kemal de Nutuk‘ta “Başkumandan Muharebesi” ifadesini kullanmaktadır.

Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın adı da tarihsel hafızanın inşasının bir parçasıdır.

6. “BAŞKOMUTAN” KAVRAMI

Nutuk‘ta “Başkomutan” yalnızca askerî bir rütbe değildir.

Kavram üç ayrı anlam taşır:

1. Askerî anlam

Ordunun en üst sevk ve idare makamıdır.

2. Siyasal anlam

TBMM’nin verdiği olağanüstü yetkiler çerçevesinde millî iradenin savaş alanındaki temsilidir.

3. Sembolik anlam

Milletin bağımsızlık iradesinin askerî karar mekanizmasındaki somutlaşmasıdır.

Bu sebeple Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı, Nutuk anlatısında kişisel iktidar arayışı olarak değil, TBMM egemenliğiyle bağlantılı bir görev ve sorumluluk olarak sunulmaktadır.

7. “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!”

1 Eylül 1922 tarihli emir, Büyük Taarruz’un en güçlü sembollerinden biridir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları,

Afyonkarahisar, Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun anasır-ı asliyesini [asli unsurlarını] inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip [asil] milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden [geleceğinden] emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede [görüyor] ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdiratına delalet etmek [aracı olmak] vazifemi mütevelliyen [ara vermeden] ve mütemadiyen [durmadan] ifa edeceğim [yerine getireceğim]. Başkumandanlığa teklifatta [tekliflerde] bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvay-ı akliyesini [akli kuvvetlerini] menabi-i celadet ve hamiyetini [kahramanlık ve hamiyet kaynaklarını] müsabaka ile izale-i [sarf etmeye] devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!

1-9-[13]38[1922]              Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi  

                                                         Başkumandan

                                                         Mustafa Kemal

Bu emir üç kavramı birleştirmektedir: ordu + hedef + ilerleme.

Akdeniz” burada yalnızca coğrafi bir yön değildir. Aynı zamanda: İzmir,  Ege, işgalin sona erdirilmesi, denize ulaşma, Anadolu’nun askerî olarak kurtarılması anlamlarını taşımaktadır.

Dolayısıyla “Akdeniz” kelimesi Nutuk ve Millî Mücadele hafızasında özgürlüğe ulaşmanın coğrafi sembolü haline gelir.

8. “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ

Büyük Taarruz yalnızca askerî personelin gerçekleştirdiği bir savaş değildir. Arka planda: Tekâlif-i Milliye, ulaşım, iaşe, mühimmat, hayvan ve taşıt temini, kadınların ve köylülerin katkısı, demiryolu ve kara ulaşımı, sağlık hizmetleri, mali kaynaklar bulunmaktadır.

Bu sebeple Büyük Taarruz’u sadece “ordu tarihi” çerçevesinde açıklamak yetersizdir. Askerî zaferin toplumsal altyapısı seferber edilmiş bir toplumdur.

Millî güç unsurları üzerine yapılan değerlendirmelerde Tekâlif-i Milliye’nin orduya maddi gövde, millî ruhun ise zihinsel ve moral üstünlüğü sağladığı vurgulanmaktadır.

9. TARİHSEL SOSYOLOJİ AÇISINDAN BÜYÜK TAARRUZ

Büyük Taarruz’un sosyolojik açıdan üç temel dönüşüm meydana getirdiği söylenebilir.

1. “Tebaadan yurttaşa”

Osmanlı siyasal düzeninde padişah merkezli siyasal aidiyet önemliyken Millî Mücadele sırasında siyasal özne giderek millet kavramı etrafında yeniden tanımlanmıştır.

2. “Ordu”dan “millet ordusu”na

TBMM Ordusu’nun meşruiyeti, Nutuk‘ta milletin egemenliğiyle ilişkilendirilmiştir.

3. “İşgal edilmiş ülke”den “egemen devlet”e

Büyük Taarruz’un nihai sosyolojik anlamı, askerî işgalin sona erdirilmesiyle siyasal egemenliğin kurulmasıdır.

Bu bakımdan savaş: askerî → siyasal → toplumsal → hukuksal bir dönüşüm zincirinin parçasıdır.

10. KİŞİLER VE TEMSİL ETTİKLERİ DEĞERLER

Mustafa Kemal Paşa

Nutuk‘ta: stratejik akıl, kararlılık, risk alma, siyasal liderlik, askerî komuta, millî egemenlik kavramlarının merkezinde yer almaktadır.

Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Mustafa Kemal’in merkezî rolünü kabul etmek ile bütün başarıyı yalnızca tek kişiye indirgemek aynı şey değildir.

Zaferin gerçekleşmesinde: Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nureddin Paşa, kolordu ve tümen komutanları, subaylar, erler, TBMM, lojistik örgütlenme, halk birlikte rol oynamıştır.

Bu gerçekliği Mustafa Kemal Nutuk’ta, “Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumandan heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir.

Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” ifadesiyle tebcil ve teyit etmiştir.

Fevzi Paşa

Fevzi Paşa, özellikle: Genelkurmay, stratejik planlama,  askerî koordinasyon,  harekâtın genel sevk ve idaresi açısından önemlidir. Dolayısıyla temsil ettiği değer kurumsal askerî akıldır.

İsmet Paşa

İsmet Paşa: Batı Cephesi’nin sevk ve idaresi, ordu-komuta ilişkileri, Büyük Taarruz’un icrası, askerî disiplin açısından öne çıkmaktadır. Konumu, kişisel liderlikten ziyade profesyonel komuta kademesinin kurumsallaşmasını temsil etmektedir.

Nureddin Paşa

1.Ordu’nun komutanı olarak Büyük Taarruz’un kritik askerî safhalarında görev yapmıştır. Konumu, Başkomutanlık ile cephe komutanlıkları arasındaki hiyerarşik komuta zincirini göstermektedir.

11. YUNAN KOMUTA HEYETİ VE KARŞI TARAFIN TEMSİLİ

Nutuk‘ta Yunan ordusunun yenilgisi sadece askerî başarısızlık değildir.

Yunan işgali, Türk millî anlatısında: Anadolu’nun işgali, bağımsızlığın tehdit edilmesi, Megali İdea, dış destekli işgal bağlamında değerlendirimektedir.

Yunan komutanlarından Trikopis ve Diyenis’in esir düşmesi ise zaferin sembolik boyutunu güçlendirmektedir.

Karşı tarafın komuta heyetinin esir alınması, işgalci ordunun komuta kapasitesinin çöküşünü temsil etmektedir.

12. KAVRAMLARIN SEMBOLİK HARİTASI

KavramNutuk’taki temel anlam
MilletEgemenliğin temel kaynağı
İstiklâlMücadelenin nihai amacı
HürriyetZaferin ahlâkî ve siyasî gerekçesi
OrduMillî iradenin silahlı gücü
BaşkomutanMillî iradenin askerî sevk ve idaresi
MeclisSiyasal meşruiyet
TaarruzSavunmadan kurtuluşa geçiş
KocatepeKarar ve komuta
DumlupınarKesin askerî sonuç
AkdenizKurtuluşun coğrafi hedefi
İzmirİşgalin sona ermesinin sembolü
ZaferAskerî başarıdan daha geniş millî egemenlik
CumhuriyetZaferin siyasal kurumsallaşması

13. NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ’UN RETORİĞİ

Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz anlatımında üç retorik katman bulunmaktadır.

Birinci katman: Askerî başarı

Planlama, hazırlık, komuta ve savaş.

İkinci katman: Millî başarı

Zaferin sahibi yalnızca ordu değil “Türk milleti”dir.

Üçüncü katman: Tarihsel başarı

Zafer, yeni Türk devletinin kuruluşunda bir dönüm noktasıdır.

Bu sebep Mustafa Kemal’in şu değerlendirmesi metnin özünü ortaya koymaktadır: “Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin lâyemut âbidesidir.

Burada “eser” kelimesi önemlidir. Savaş, tesadüfi bir askerî başarı değil düşünülmüş + hazırlanmış + yönetilmiş + sonuçlandırılmış bir tarihsel “eser” olarak tanımlanmaktadır.

Bu anlayış, Mustafa Kemal’in savaş felsefesindeki planlama ve irade vurgusuyla da uyumluluk göstermektedir. Meydan savaşını yalnızca iki ordunun çarpışması olarak değil, milletlerin maddî ve manevî güçlerinin sınandığı alan olarak değerlendirmektedir.

14. ELEŞTİREL TARİH YÖNTEMİYLE NUTUK’UN OKUNMASI

Burada temel metodolojik problem şudur: Nutuk tarihsel gerçekliğin kendisi değil, tarihsel gerçekliğin Mustafa Kemal tarafından 1927’de yeniden kurulmuş anlatımıdır.

Bu ayrım son derece önemlidir. 1922’de yaşanan olay ile 1927’de anlatılan olay aynı şey değildir. Arada beş yıllık bir zaman vardır.

Bu beş yıl içinde: saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet kurulmuş, yeni siyasal kurumlar ortaya çıkmış, siyasal muhalefetlerle çatışmalar yaşanmış, eski lider kadrolarıyla ayrışmalar oluşmuş, yeni devletin meşruiyet anlatısı şekillenmiştir.

Dolayısıyla Nutuk, 1922’nin olaylarını 1927’nin siyasal tecrübesi üzerinden anlatmaktadır.

Bu sebeple eleştirel tarih yöntemi üç farklı soruyu birlikte sormalıdır:

1. Ne oldu?

Arşiv belgeleri, harp raporları, TBMM zabıtları, günlükler ve hatıratla araştırılmalıdır.

2. Mustafa Kemal ne olduğunu söyledi?

Bunu Nutuk üzerinden incelemeliyiz.

3. Mustafa Kemal neden böyle anlattı?

Bu ise siyasal tarih ve hafıza tarihinin sorusudur.

15. NUTUK’UN GÜÇLÜ VE SINIRLI YÖNLERİ

Güçlü yönleri

Nutuk: karar süreçlerine içeriden ışık tutmaktadır, liderlik anlayışını ortaya koymaktadır, askerî-siyasal ilişkileri açıklamaktadır, dönemin siyasî mücadelelerini anlamaya yardım etmektedir, belge ve telgraflara dayanmaktadır, Millî Mücadele’nin bütünlüğünü göstermektedir.

Sınırlılıkları

Buna karşılık: anlatıcı olayların baş aktörüdür, metin 1927’nin siyasal ortamında kaleme alınmıştır, bazı aktörler daha olumlu, bazıları daha olumsuz çerçevelenmiştir, toplumsal kesimlerin sesleri çoğu zaman doğrudan verilmemiştir, sıradan askerlerin ve sivillerin deneyimleri liderlik anlatısının gerisinde kalmıştır.

Dolayısıyla Nutuk tek başına bütün tarihsel gerçekliği temsil etmemektedir. Ancak bu, Nutuk‘un değerini azaltmamakta, tam tersine onu daha önemli hale getirmektedir:

Nutuk, hem Millî Mücadele tarihinin birinci elden önemli kaynaklarından biri hem de Cumhuriyet’in kurucu tarih bilincini anlamak için birincil önemde bir hafıza metnidir.

16. YANSIMALAR VE TOPLUMSAL TEPKİLER

Büyük Taarruz’un toplumsal etkisi yalnızca savaşın sona ermesi değildir.

Zafer: işgal korkusunu ortadan kaldırmış, millî özgüveni yükseltmiş, TBMM’nin meşruiyetini güçlendirmiş, Mustafa Kemal’in liderliğini pekiştirmiş, Anadolu’daki millî hareketin siyasal üstünlüğünü kesinleştirmiştir.

TBMM açısından zafer, hükümetin askerî başarısının ötesinde egemenlik iddiasının fiilen gerçekleşmesi anlamına gelmiştir.

Uluslararası düzeyde ise askerî zafer, Mudanya Mütarekesi’ne giden yolu açmıştır. Türk ordusunun 30 Ağustos’taki kesin zaferi Millî Mücadele’nin askerî aşamasını sona erdiren temel gelişme olmuş ve Yunanistan’ı Anadolu’daki hedeflerinden vazgeçmeye zorlamıştır.

17. BÜYÜK TAARRUZ’UN SİYASAL SONUÇLARI

Büyük Taarruz’un üç temel siyasal sonucu bulunmaktadır:

1. TBMM Hükümeti’nin meşruiyeti güçlenmiştir.

2. İstanbul Hükümeti’nin siyasal etkisi fiilen sona yaklaşmıştır.

3. İtilaf Devletleri Ankara Hükümeti’yle doğrudan diplomatik ilişki kurmak zorunda kalmıştır.

Bu sebeple Büyük Taarruz: Askerî savaşın diplomatik savaşa dönüşüm noktasıdır. Mudanya bunun diplomatik sonucudur. Lozan ise bunun hukukî ve uluslararası sonucu olmuştur.

18. BÜYÜK TAARRUZ’DAN CUMHURİYET’E

Nutuk‘un büyük tarihsel anlatısı içinde Büyük Taarruz’u şu zincirin içine yerleştirmek mümkündür:

Millî irade

TBMM’nin açılması

Düzenli ordu

Sakarya Zaferi

Büyük Taarruz

Başkomutanlık Meydan Muharebesi

İzmir’in kurtuluşu

Mudanya

Saltanatın kaldırılması

Lozan

Cumhuriyet

Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel anlamı yalnızca “Yunan ordusunun yenilmesi” değildir.

Asıl anlam: Millî egemenlik iddiasının askerî güç tarafından kesinleştirilmesidir.

19. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: “TEK KAHRAMAN” ANLATISI MI, “MİLLET-ORDU” ANLATISI MI?

Nutuk‘un merkezinde Mustafa Kemal yer almaktadır. Ancak metin dikkatli okunduğunda zaferin yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel başarısı olarak sunulmadığı görülmektedir.

Mustafa Kemal özellikle: Türk milleti, Türk ordusu, Türk subayları, komuta heyeti üzerinde durmaktadır. Nitekim zafer değerlendirmesinde harekâtı Türk ordusu ile Türk subay ve komuta heyetinin “yüksek kudret ve kahramanlığı” ile ilişkilendirmiştir.

Dolayısıyla daha doğru okuma şudur: Mustafa Kemal merkezli fakat ordu-millet bütünlüğünü vurgulayan bir zafer anlatısı.

Eleştirel tarihçi ise bu anlatıyı daha da genişletmelidir: Mustafa Kemal + komuta heyeti + subaylar + askerler + TBMM + lojistik sistem + Anadolu halkı + ekonomik fedakârlık + diplomasi birlikte değerlendirilmelidir.

20. BÜYÜK TAARRUZ’UN TARİHSEL ANLAMI

Büyük Taarruz’u dört farklı düzeyde değerlendirmek mümkündür.

Askerî düzey

Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin imhası ve Anadolu’dan çıkarılması.

Siyasal düzey

TBMM Hükümeti’nin siyasal meşruiyetinin kesinleşmesi.

Sosyolojik düzey

Millet” kavramının siyasal özne olarak güçlenmesi.

Sembolik düzey

Kurtuluş, bağımsızlık ve egemenlik hafızasının oluşması.

Bu dört düzey birbirinden bağımsız değildir. Tam tersine: Askerî zafer → siyasal meşruiyet → toplumsal bütünleşme → devletleşme aşamalarını meydana getirir.

SONUÇ

Nutuk‘ta Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Millî Mücadele’nin sadece askerî sonucu olarak değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin tarihsel ve siyasal olarak kesinleştiği aşama olarak kurgulanmıştır.

26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da stratejik kesinliğe ulaşmış, 1 Eylül’deki takip emriyle İzmir’e doğru ilerlemiş ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla işgalin askerî boyutunu fiilen sona erdirmiştir.

Fakat Nutuk açısından Büyük Taarruz’un gerçek anlamı yalnızca burada değildir.

Büyük Taarruz: bir askerî operasyon, aynı zamanda bir devletleşme, bir egemenlik mücadelesi, bir toplumsal seferberlik, bir tarihsel hafıza olayı ve nihayet Cumhuriyet’in kuruluş anlatısının merkezî sembollerinden biridir.

30 Ağustos’un Dumlupınar’da kesin sonuç yaratması, Kocatepe’nin karar mekânına dönüşmesi, “Akdeniz”in kurtuluş hedefinin sembolü haline gelmesi ve “Başkomutanlık” kavramının Mustafa Kemal’in liderliğiyle özdeşleşmesi, savaş coğrafyasının aynı zamanda siyasal ve kültürel hafızanın coğrafyasına dönüştüğünü göstermektedir.

Bu sebeple Büyük Taarruz’u yalnızca “26 Ağustos–9 Eylül 1922 tarihleri arasındaki askerî harekât” olarak okumak eksik kalır.

Daha kapsamlı tarihsel yorum şudur: Büyük Taarruz, Anadolu’daki işgal düzenini askerî olarak yıkan; TBMM’nin egemenlik iddiasını fiilen doğrulayan; millet, ordu ve meclis arasındaki siyasal-toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren ve yeni Türk devletinin kuruluşuna giden yolu açan tarihsel kırılmadır.

Nutuk ise bu kırılmayı yalnızca anlatmamış; ona anlam vermiş, kişilerini sınıflandırmış, sembollerini üretmiş ve gelecek kuşakların hatırlayacağı bir kurucu tarih çerçevesine yerleştirmiştir.

Dolayısıyla eleştirel tarih bakımından Nutuk‘un Büyük Taarruz anlatısının en önemli özelliği, ne oldu?” sorusunun yanında “bu olay nasıl hatırlanmalıdır?” sorusuna da cevap vermesidir.

KAYNAKÇA

Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.

Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.

Fahrettin Altay, İstiklal Harbimizde Süvari Kolordusu, İnsel Yayınları, İstanbul, 1949.

Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.

İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994

Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995

Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:4-6

Şerafettin Turan, Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk Ansiklopedisi, 21 Aralık 2020

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4899/Atat%C3%BCrk,-Gazi-Mustafa-Kemal-(1881-10-Kas%C4%B1m-1938)

Temuçin Faik Ertan, Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri, Atatürk Ansiklopedisi, 31 Aralık 2020

https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/878/Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn-Nutuk-Adl%C4%B1-Eseri

Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz

Continue Reading

En Çok Okunanlar