Türk İstiklâl Mücadelesi
Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi’ni Açış Konuşması (4 Eylül 1919)
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
Bilindiği üzere, tarihî olayların iki yüzü vardır: Birincisi, herkes tarafından kabul edilen görünen gerçek yüzü; ikincisi, pek bilinmeyen, daha doğrusu üzerinde yeterince durulmayan, ancak o olayları hazırlayan, geliştiren ve sonuçlandıran safhaları, aşamaları ve yönlerini içeren görünmeyen yüzüdür.
Sivas Kongresi’nin 106. yıldönümü münasebetiyle bu son derece önemli tarihî olayı, Mustafa Kemal Paşa ve yakın çalışma arkadaşı (daha sonra Denizli Milletvekili olan) Mazhar Müfit [KANSU] Bey’in gözlemleri ve tespitleri çerçevesinde, perde arkasıyla, günü gününe yaşanan hatıraların ışığında ve biraz da sohbet lezzetiyle farklı bir görünüm hâlinde açmaya, [Sivas Kongresi’nin Açılışı Öncesinde Halkın Hissettikleri, Sivas Kongresi’nin Açılışı, Mustafa Kemal Paşa’nın Sivas Kongresi’ni Açış Konuşması, Sivas Kongresi Çalışmaları] günlerini yeniden yaşama ve yaşatma yolunda karınca misali gayret göstereceğiz!..
—***—
Sivas Kongresi’nin Açılışı Öncesinde Halkın Hissettikleri
4 Eylül 1335 [1919]
Öğle vakti.
Bugün saat ikide büyük Sivas Kongresi açılacak. İlk gece, yani, Sivas’a muvasalatımız [varışımız] tarihi olan 2 Eylül’ü 3 Eylül’e bağlayan gece, yeni odamızda uyuyarak bütün yorgunluğumuzu çıkarmış olacağız ki, dün sabah erkenden çarşıya ve Sivas’ı gezmeye çıktım. Bu sabah da bu gezmelerime ve halk ile temaslarıma devam ettim. Sivas’ta çok elektrikli bir hava var. Bu elektrikli havayı yapan üç vaziyettir:
1) Hürriyet ve İtilafın ve İstanbul’daki çeşitli muhalefetin entrikaları ve İstanbul hükûmetinin propagandası.
2) Millî mukavemet ruh ve fikrinin halk ekseriyetine hâkim oluşu ve Sivas Kongresi’ne millî iradenin tecellisi yolunda büyük bir inanla bağlanılması.
3) İstanbul’dan gelen bazı delegelerin bütün kurtuluş çare ve tedbirlerini ecnebi himayesinde ve manda fikrinde aramaları ve bu hususta telkinlere başlamış olmaları.
Bununla beraber, Sivas yaylasının öz evlatları istisnasız millî iradenin akışı istikametinde his ve fikirlerini belirtmiş bulunuyorlar.
Hemen temas ettiğim bütün yerliler en kuvvetli bir inan ve iman hissiyle millî mücadele ruh ve şuuruna bağlı bulunuyorlar. Bilhassa Şekercizade İsmail Efendi isminde bir zatla tanıştım. Beni dükkânına götürdü. Beraber kahve içtik. Dükkânda daha birçok Sivaslı tanınmış kimseler vardı. İsmail Efendi beni, fikirlerimi, ileri durum hakkındaki düşüncelerimizi iskandil ederken ben de onun his, düşünce ve fikirlerinde Sivas halkının düşünceleri hakkında bir sondaj yapmış oldum.
Gerek İsmail Efendiyi, gerek dükkânındaki bütün Sivaslıları fevkalade hamiyetli, vatansever, millî davaya ve mücadele azmine inanmış ve hazır buldum.
İsmail Efendi:
– Günlerdir, Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini bekliyorduk. Erzurum’ dan hareketleri ve yolda bulundukları duyulunca, halk meserrete [sevince] gark oldu. Hele ayın ikisinde burada bulunacakları belli olunca, halkın meserretine, cuşu huruşuna [neşesi ve ahengine] payan yoktu. Tabii gördünüz: Atı olan atı ile faytonu olan faytonu ile yaylısı olan yaylısı ile ve ayağına güvenen ayağı ile kendisini Kılavuzun tepesine attı. Çarşıdaki dükkânlar kapandı, herkes yollara döküldü. Sivas’ta yapılan bu muazzam istikbal Kemal Paşa’nın şahsında millî mücadeleye ne muazzam ölçüde bağlandıklarını göstermeye yeter bir tezahürdür.
Dedi, Kamil Efendi ismindeki bir başka tacir de şunları ilave etti:
– Müftü Abdürrauf Efendi, Kolordu Kumandanı Salahattin ve eski Sivas mebusu Rasim Beyler de Mustafa Kemal Paşa Hazretlerini ve heyeti karşılamak, misafir etmek hususunda büyük gayret sarf ettiler. Filhakika Hürriyet ve İtilafçılar: “Mustafa Kemal Paşa’nın teşebbüsleri bir İttihat ve Terakki manevrasından ibarettir.”
Diyerek halkın fikirlerini çelmek hususunda ellerinden gelebilen gayreti gösterdiler. Muvaffak olamadılar. Hatta Emiri Paşa Hürriyet ve İtilaftan uzaklaşarak Paşa’nın istikbaline [karşılanmasına] şitap [acele] etti ve Bekir Sami Beyin telkin ve talimatından ayrılmadı.
(Emiri Paşa, bilahare tamamıyla Mustafa Kemal Paşa’ya iltihak etmiş, Sivas’taki Hürriyet ve İtilaf Fırkası binasındaki levhayı indirtmiş ve birinci Büyük Millet Meclisi’ne mebus seçilerek mecliste idare amirliği etmişti).
Görüyorsunuz ki, bazı istisnalar dışında Sivas halkı Mustafa Kemal Paşa’nın emrindedir ve millî mücadele azmindedir.
Yerlilerle yaptığım bu temaslardan sonra, kongre delegelerinden birçoğu ile tanıştım ve bilhassa dost ve arkadaşlarımla buluştum.
Bekir Sami Bey, Ali Fuat Paşa [CEBESOY]’nın pederi İsmail Fazıl Paşa, Cami, Kara Vasıf, Hakkı Behiç Beyler (Hakkı Behiç Sivas Heyeti Temsiliye azalığı yapmıştır, geçen yıllarda rahmeti hakka intikal etmiştir.) ile de görüştüm. Umumiyetle halk ne kadar sakin, şuurlu ve millî mücadele ruhuna bağlı ise, bilhassa İstanbul’dan gelen delegeler arasında “manda” fikrinden dolayı daha şimdiden bir bozgun havası estiği seziliyor.
Bunlar, adeta kurtuluşun ve her şeyin “manda” ile temin edilebileceği fikrine iman etmiş halde görünüyorlar. Hürriyet ve İtilafçılardan, İstanbul hükûmetinin menfi propagandalarına körü körüne bağlananlardan zaten bir hayır beklemeye lüzum yok. Delegeler arasında grup grup bazı gizli içtimalar yapıldığı da anlaşılıyor. Havayı elektrikleştiren şeyler de zaten bu gibi haller.
Sonradan bir arkadaştan Şekercizade İsmail Efendi’nin kongre azasından yirmiye yakın zatı bizzat misafir etmekte bulunduğunu öğrendim.
Bu, delegeler arasındaki veya İstanbul’dan gelenler içindeki fikir teşettütlerine [ayrılıklarına] rağmen asıl halkın ruh ve iradesini belirtmek bakımından müstesna bir işarettir.
Yine İsmail Efendi’nin dükkânında çok dikkate şayan bir ifşaya sami [dinleyici] oldum.
Jandarma tabur kumandanı Ali Şefik Bey, karakol kumandanı İbrahim Bey’e şu emri vermiş:
– Mustafa Kemal Paşa iki Eylül’de Sivas’ta bulunacak. Sivas’tan Hafik’e kadar yollarda emniyet tedbirleri alınız.
İbrahim Bey, tabur kumandanına bir espri hududunu geçmemek üzere şu cevabı vermiş:
– Mustafa Kemal Paşa’nın ölü veya diri olarak ele geçirilmesi hakkında dosyamızda bir emir varken yollarda nasıl emniyet tedbiri alabiliriz?
Kumandan gülerek şu cevabı vermiş:
– O emir, dosyada uyuya dursun. Paşa’nın sağ, salim, sıhhatle Sivas’a teşrifi lazımdır ve millî selamet bundadır.
Haleti ruhiye, halka, ordu mensuplarına, jandarmaya, memurlara hâkim şuur bu olduktan sonra neticeye emniyet ve ümitle bakmamak için hiçbir sebep kalmıyor.
Herhalde, kongrenin de öğleden sonra bu şuur ve bu hisle açılacağına ve neticeye bu inan ve imanın hâkim olacağına şüphem yok. [1]
Sivas Kongresi’nin Açılışı
Kongre gününde, yani Mustafa Kemal’in tayin ettiği ve her türlü engeli yenerek Sivas’a ulaştığı günün akabinde toplandı. Millî tarihin büyük Türk rönesansı, ihtilal ve kurtuluş kongresi. Diye anacağı Sivas Kongre’si gelecekteki her 4 Eylül günü bir millî bayram günü olarak kutlansa yeridir. 4 Eylül 1335 [1919] hakikaten Türk tarihinde başlı başına bir dönüm noktası olmuş; Millî ihtilal, savaş, kurtuluş, inkılap, cumhuriyet devrini getiren hamlenin vatan bütünlüğü adına temelini Sivas Kongresi teşkil etmiştir.
Mustafa Kemal Paşay’ı coşkun tezahürlerle karşılayan ve bağrına basan Sıvas halkı saat on üçten itibaren mektebi sultaniye giden yolları doldurmuştu.
Kongre binası ittihaz edilen mektebi sultani (şimdiki lise)nin önü mahşer halindeydi. Günün perşembe oluşu da ayrıca bir uğur sayılıyor, namazdan çıkan, çarşıdaki dükkânını kapayan, daireden ayrılan, işini gücünü bırakan herkes sel halinde bu mahşere katılıyordu.
Kongre delegeleri de birer birer gelerek binaya giriyorlardı.
Kongrenin açılması için tayin edilen saat 14’tü. Eski ifadesi ile badezzeval saat iki. Açılış saatine beş dakika kala, Mustafa Kemal Paşa da kongre mahallini şereflendirmişlerdi.
Paşa’ya ben ve Hüsrev Sami Bey (eski Kars milletvekili merhum) refakat ediyorduk. Kongre salonundan içeriye girerken Rauf [ORBAY] Bey’le Paşa arasında saniyelerle ölçülebilen bir konuşma oldu. Aramızda bir iki metrelik bir mesafe vardı. Rauf Bey’in ne söylediğini işitememiştim. Fakat Mustafa Kemal Paşa’nın cevabı kısa ve sertti:
– Bekir Sami Bey’in evinde verdiğiniz kararı bana tebliğ ediyorsunuz, öyle mi?
Diyordu. Paşa, Rauf Bey’in vereceği cevabı beklemeksizin, asabi adımlarla salondan içeriye girmişti. Merak ettim:
– Bekir Sami Bey’in evindeki içtima nedir?
Neye karar vermiş olabilirler?
Paşa bize hiç böyle bir şeyden bahsetmemişti.
Kafamın içini birden saran bütün bu istifhamlara cevap arayarak salonun gerisinde ve solunda oturan Hüsrev Sami Bey’in yanına oturdum. Kulağına fısıldadım:
– Nedir bu mesele?
– Hangi mesele?
– Paşa’nın Rauf Bey’e kapıdan girerken verdiği cevabı işitmedin mi?
Hüsrev Sami merhum:
– Ha anladım.. Riyaset meselesi..
Diyerek ilave etti:
– Paşa’nın kongreye reis seçilmesini istemiyorlar. Mamafih, şimdi bu bahsi bırakarak kongreyi takip edelim. Sonra, sana anlatırım!
Hayret içindeydim. Erzurum’da olduğu gibi burada da bir reislik meselesi ortaya atılıvermişti. Paşa’nın şahsından mı, hareket tavrından mı, görüş ve düşünüşlerinden mi, siyasi şahsiyetinden mi, neden çekiniyorlar ve niçin onu reis seçmemek hususunda menfi bir faaliyet göstermeyi tercih ediyorlardı? Ben, kafamın içindeki bu istifhamları çözmeye çalışırken, Mustafa Kemal Paşa da kongreyi açmış ve nutkunu söylemeye başlamış bulunuyordu.
Tarihi bir önem muhafaza ve bir vesika teşkil eden bu nutku aynen kaydetmeliyim:
MUSTAFA KEMAL PAŞA’NIN SİVAS KONGRESİ’Nİ AÇIŞ KONUŞMASI
– Muhterem efendiler,
Vatan ve milletin halâsını istihdaf eden [kurtuluşunu hedefleyen] sevaiki mücbire [mecburi sebepler], sizleri bunca meşakı mevani [sıkıntı ve engeller] karşısında Sivas’ta topladı. Celadetperver [mücadeleci] azminizi tebrik ve beyanı hoş amedi eylemekle [hoş geldiniz demekle] bahtiyarlığımı arz ederim.
Efendiler,
Muhterem heyetiniz, rehakâr müzakeratına [kurtuluş görüşmelerine] girişmeden evvel bazı maruzatta bulunmama müsaadenizi rica ederim. Malumdur ki milliyetler esasına müstenit [dayalı] vaidler [vaatler] üzerine otuz teşrinisani otuz dört tarihinde [30 Ekim 1334/1918] düveli itilafiye [İtilaf devletleri] ile mütareke akdedildi [imzalandı]. Milletimiz adilane bir sulha nail olacağını [erişeceğini] ümit etti. Hâlbuki mütarekename ahkâmı [mütareke hükümleri], vatan ve milletimiz aleyhinde her gün bir suretle suiistimal ve taarruz ve icbar [zorlama] suretiyle tatbik edildi. Düveli itilafiyeden [İtilaf devletlerinden] kuvvet alan memleketimizdeki anasırı hıristiyaniye [Hristiyan unsurlar], milletimizin haysiyetini kesrü ihlâl [kırma ve bozma] mahiyetinde çılgınca harekâta koyuldu. Garbi Anadolu’da, İslâm’ın harimi ismetine dâhil olan [mukaddes ocağına giren] Yunan zalimleri, düveli itilafiyenin [İtilaf devletlerinin] enzarı tesamühü [hoş gören bakışları] karşısında canavarca fecayi ika etti [facialar yaptı].
Şarkta Ermeniler, Kızıl Irmağa kadar tevessü [genişleme] hazırlıklarına ve şimdiden hudutlarımıza kadar dayanan katliam siyasetine başladı. Karadeniz sahillerimizde Pontus krallığı hayalinin tahakkukuna [gerçekleştirilmesine] bile çalışıldı. Adana, Ayıntap, Maraş ve Konya havalisine kadar Antalya işgal ve Trakya da işgal mıntakasına [bölgesine] ithal edildi [katıldı].
Payitahtı saltanat [saltanatın başkenti] ve makarrı hilafetin [hilafetin merkezi] ise hükümdar saraylarına kadar boğucu bir tarzda işgali suretiyle, kalbgâhı devlette [devletin can evinde], ecnebi inhisar [tekel] ve tahakkümü teessüs etti [kuruldu] ve bütün bu hakşiken tasaddilere [hak kırıcı saldırılara] karşı hükûmeti merkeziye [merkezi hükumet], ihtimal ki tarihte bir misli daha görülmemiş surette, tahammül etti. Ve daima zayıf ve aciz bir mevkide kaldı.
İşte bu ahval, milletimizi şedit bir intibaha [şiddetli bir uyanışa] sevk etti. Artık milletimiz, pek güzel anladı ki, düveli itilafiye, bu vatanda mukaddesat ve mukadderatına sahip bir kudret ve iradei millîye [milli irade] mevcut olmadığı zehabı batılına kapıldı. Ve bu zehap yüzünden cansız bir vatan, kanunsuz bir millet nelere müstahak ise bimehaba [çekinmeden] onların tatbikatına koyuldu. Buna karşı tevekkül ve teslimiyetin inkırazı tam faciasında [tam çöküş faciasında] başka bir netice vermeyeceği kanaati teeyyüt etti [yerleşti].
Efendiler,
Milletimizin, sizler gibi münevveran [aydınları] ve hamiyyetperveranı [hamiyetperverleri], manzaranın elemli karanlıklarından naümit [ümitsiz] olmadılar. Çünkü onlar bilirler ki tarih, bir milletin varlığını, hakkını hiçbir zaman inkâr edemez. Çünkü onlar, kuvvetli bir iman ile kanidirler ki, bir nikabı batıl [çürük perde] arkasından, vatan ve milletimiz aleyhinde verilen hükümler, ortaya sürülen kanaatler muhakkak iflasa mahkûmdur.
Efendiler,
İtilaf devletlerinin haksızlıkları ve hükûmeti merkeziyenin zaaf ve aczi karşısında milletimiz mevcudiyetini ispat ve fiili tecavüzlere karşı namus ve istiklalini, bilfiil müdafaa hükmünü vermekte muztar [zorunda] kaldı. Matlup olduğu veçhile [istenildiği üzere]; şarkta harbi zailin [son harbin] her türlü meşakkat [sıkıntı] ve elemlerini [acılarını] görmüş ve bilhassa Ermenilerin vahşet ve zulümlerine sahne olmuş matemzede [yaslı] hudut vilayetlerimiz namus ve istiklali millîyi [milli namus ve bağımsızlığı] kurtarmak maksadiyle Müdafaai Hukuku Millîye Cemiyetleri teşkil eylediler [kurdular]. Şarktan [doğudan] ve cenuptan [güneyden] tehlike hisseden, Diyarbakır vilayetimizde de Müdafaai Vatan Cemiyeti teşekkül etti [kuruldu].
Garpta [batıda] Yunanlıların tecavüzü ihtimaline karşı teşekkül eden Müdafaai Hukuku Millîye Cemiyeti, Yunanlıların sevgili topraklarımıza ayak basması üzerine ilhakı fiilen redde kıyam etti [ilhakın fiilen reddi için ayaklandı].
Trakya’da, Kilikya’da ve her tarafta Millî cemiyetler teşekkül etti. Hülasa [Kısacası] garptan ve şarktan yükselen sadayı millet [milletin sesi], Anadolu’nun en hücra köşesinde makes [yankı] buldu. Binaenaleyh [Bununla beraber] millî cemiyetler, düşmanların esaret boyunduruğuna girmemek kastiyle millî vicdanın azim ve iradesinden doğmuş yegâne teşkilat oldu. Bu sayede asırlardan beri müstakil [bağımsız] yaşayan milletimiz, mevcudiyetini [varlığını] âleme göstermeğe başladı.
Efendiler,
Milletçe çarei halâsın [milletçe kurtuluş çaresinin] ancak kendi ruhundan ve kendi taazzuvundan [örgütlenmesinden] doğacağı kanaati tahakkuk edince [gerçeklleşince], bariz [açık] tehlikeler karşısında bulunan Şarki Anadolu Vilayatı [Doğu Anadolu Vilayetleri] “Erzurum Kongresi”ni davet etti. Bu sırada idi ki, cereyan eden muhaberat [haberleşmeler] ve saik olan hadisat [arkasındaki olaylar] ve zarurat ile de halâsı umumii vatanı [bütün vatanın kurtuluşunu] istihdaf eyleyen [hedef alan] Sivas Kongresi, bugün heyeti muhteremenizin [muhterem heyetinizin] vücuda getirdiği umumi kongre [genel kongre], 21 Haziran [1]335 [1919] tarihinde karargir olmuştur [karara bağlanmışır].
Efendiler;
Burada azim [büyük] teessüflerle heyeti aliyenize [yüksek heyetinize] arz edeceğim ki, memleketin ve milletin mukaddesatını teminde aciz ve meskenetten [miskinlikten] başka bir kudret gösterememiş olan hükûmeti merkeziye, sadayi milleti [milletin sesini] boğmak, revabıtı müşterekei millîyeyi [ortak milli bağları] kırmak ve bu suretle milleti, daima mağlup göstermek gibi ancak düşmanlarımızın hesabı menfaatine [menfaati hesabına] kaydolunan, harekâtı mezbuhane ve mütehalifede [boğazlama ve tutarsızlık harekâtında], bütün celâdetini [mücadeleciliğini] takındı. Bu hâl tarihi millîmizde [milli tarihimizde] bittabi hükûmeti merkeziye hesabına pek şaibedar [şaibeli] bir fasıldır.
Teşekkür olunur ki efendiler, millet ve kudreti millîyenin tamamen müzahiri [yardımcısı] olan namuskâr ordumuz [namuslu ordumuz], hükûmeti merkeziyeyi ikaz [uyarmak] suretiyle zararlar takim edilmiştir [sonuçsuz bırakılmıştır]. Maahaza suitesirler [Bununla beraber kötü etkiler] bazı mertebe teehhuratı [bir miktar gecikmelere] bâdi olmuştur [yol açmıştır].
Hatırlarda olacaktır ki, Sivas Umumi Kongresi’ne teşrifleri için 22 Haziran’da vukubulan [yapılan] davetnamede Erzurum Kongresi’nden bahsedilerek 10 Temmuz, in’ikad [toplanma] için esas itibar edilmişti. Garbi batı] Anadolu murahhaslarının [delegelerinin] bu zamana kadar Sivas’a vasıl olabilecekleri [gelebilecekleri] tahmin olunarak, Erzurum Kongre Heyeti’nin de Sivas’ta umumi içtimaa [genel toplantıya] dâhil olabileceğine [katılabileceğine] imkân tasavvur edilmişti. Hâlbuki Sivas Kongresi’nin inikadı [toplanması] ancak bugün müyesser oldu [gerçekleşti]. Aradan bir ayı mütecaviz [bir aydan fazla] zaman geçti. Bu uzun müddet zarfında Erzurum Kongresi Heyeti’nin intizar etmesinden beklenilmesinden] ise zaten malum [bilinen] ve müşterek [ortak] olan makasıdı asliye [asıl maksatlar] ve nikatı esasiye [esas noktalar] üzerinde icrayı müzakerat [görüşmeler yapması] ve ittihazı mukarrerat eylemesi kararlar alması] münasip [uygun] görüldü ve sonra da murahhasların [delegelerin] mahalli intihaplarına [seçim yerlerine] avdetleriyle [dönmeleriyle], mukarreratın [kararların] fiilen tatbikatına başlamaları tercih edildi. Fakat Kongre Heyeti Umumiyesi [Kongre Genel Kurulu] ve binaenaleyh Şarki Anadolu namına Sivas Kongresi’nde hazır bulunmak üzere Heyeti Temsiliye’den, bir heyetin tevkiline [vekil] karar verildi.
Erzurum Kongresi’nin Beyanname ve Nizamnamesi muhteviyatından [içeriğinden] başka hafi [gizli] kalmış hiçbir karar yoktur. Yalnız Sadrazam Ferit Paşa’nın Paris seyahatinden avdetinde [dönüşünde], Anadolu’da şüriş [karışıklık] olduğuna dair vukubulan bir tamimi Kongre’ce büyük teessüflerle okunmuş ve muhalifi hakikat [gerçeklere aykırı] ve menafii memleket ve millete muzir [memleket ve millet menfaatine zaralı] bu gafilane tebliğin derhal tekzibi şiddetle kendisinden talep edilmiştir. Bir de intihabı mebusanın tesrii [mebusların seçiminin hızlandırılması] talep olunmuştur. Erzurum Kongresi yalnız Şarki Anadolu murahhaslarından teşekkül etmiş bulunduğu için salahiyetini [yetkisini] bu daire dâhiline hasretmek mecburiyetini nazarı dikkatte tutmuştur. Ancak Garbi Anadolu ve Rumeli murahhaslarının iştirakiyle [katılmasıyla] tecelli edebilecek [ortaya çıkabilecek] am ve şamil [genel ve kapsamlı] salahiyetin istimalini [kullanılmasını] heyeti muhteremenizin huzuriyle [muhterem heyetinizin huzurunda olması] meşrut [şartına bağlı] ve mukayyet [kayıtlı] gördü. Hatta bu sebepledir ki, Şarki Anadolu’daki millî cemiyetlerin birleşmesinden hâsıl olan [ortaya çıkan] kitleye, ünvan verirken, Şarki Anadolu kaydı kondu. Alelıtlak [rasgele], “Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti” yahut “Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti” unvanı umumisi [genel unvanı] istimal edilmek [kullanılmak] ve bütün milletin hukuku namına kendi kendine salahiyet vermek doğru olamazdı. Bu takdirde İstanbul’da vuku bulduğu gibi beş on kişinin bir araya gelerek bütün milletin sahibi salahiyet vekilleri [yetki sahibi vekilleri] imiş gibi indi [kendiliğinden] ve sahibi asli olan [asıl sahibi olan] milletle alakasız, bir teşebbüs mahiyetinde olabilirdi.
Bununla beraber efendiler, Erzurum Kongresi bütün memleketin ve milletin ittihat ve ittifak noktasında Şarki Anadolu vilayetlerince vilayatı saire [öteki vilayetler] ile her noktai nazardan [her bakımdan] iştiraki mesai temini emeli kat’idir [işbirliği temini emeli kesindir], üssülesasını [temel ilkesini] kabul eylemiştir. Bittabi huzuru alinizle [yüksek huzurunuzla] münakit [toplanan] işbu Sivas Umumi Kongremizde vatanımızın yekpare, milletimizin yekvücut olduğu, lüzumu gibi ifade ve ispat edecek esasat vazolunur [temeller atılır].
Efendiler,
Millet Meclisi’nin toplanması için öteden beri gösterilen amali millîye [milli emeller] karşısında hükûmeti merkeziyenin bidayetten beri [başından beri] aldığı ihmalkâr ve bilahare [daha sonra] mütemerridane [dik kafalı] ve Kanunu Esasi’ye külliyen mugayir etvarı [bütünüyle aykırı tavrı], son günlerde cereyanı millî tesiratiyle[milli cereyan etkileriyle] mümaşatkar [uysal] bir vaziyete girmiştir. İntihabata [seçimlere] emir verildiği malumunuzdur. Bunun tahakkukunu [gerçekleşmesini] inşallah azim ve celadetiniz [mücadeleciliğiniz] vücuda getirecektir. Ancak buna tekaddüm eden safhai vekayide [bunun öncesindeki vakalar safhasında] müteaddit [çok sayıda] veya münferit ecnebi mandaterlikleri gibi doğrudan doğruya hayat ve istiklalimizle alakadar bir mesele mevzuu bahsolmaktadır [söz konusu olmaktadır].
Meclisi millînin henüz toplanmamış olduğu bir sırada mahsur [kuşatılmış] ve istiklalini [bağımsızlığını] zayi etmiş [kaybetmiş] olan hükûmeti merkeziyenin, münferit ve gayri meşru [meşru olmayan] bir kararı ve yahut amali millîyeye [milli emellere] muhalif bazı tekâlifi hariciyeye [dış tekliflere] inkıyat [teslim olmuş] ve serfüru etmiş [boyun eğmiş] gibi emri vakilerin ihtimali zuhuratına [ortaya çıkması ihtimaline] karşı, Erzurum ve Sivas kongrelerinin ruhu millîyi temsilen ve birbirini takiben içtimaı [toplanması] muhakkak bir fali hayır ve selâmettir [hayırlı bir kurtuluş belirtisidir].
Maruzatım hitam [son] bulurken, vatan ve milletin fevzü halâsı gayesine [üstünlüğü ve kurtuluşu gayesine] merbut [bağlı] olan heyetimizin muvaffak bilhayır [hayırlısıyla başarılı] olması temenniyatını [temennilerini] barigâhı ilâhiye refeylerim [ilahi yaratanın yüceliğine sunarım]. [2]
DİPNOTLAR
[1] Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber, I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1997, s. 207-210
[2] Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M. E. B. Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1982, s. 945-949, Vesika: 54
You may like

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi

Mustafa Kemal Paşaya Göre Amasya Görüşmeleri: Uygulamalar, Yansımalar, Tepkiler ve Vaka Analizleri

Mustafa Kemal’in Amasya Günleri ve Müftü Hacı Tevfik Efendi’nin Liderliğindeki Yerel Destek

Amasya Genelgesi’nin İçerik Analizi: Kavramların Anlam ve Tarihî Değeri
Türk İstiklâl Mücadelesi
Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]
Published
3 gün agoon
Mayıs 8, 2026By
drkemalkocak
Giriş
21 Nisan 1920 tarihli Heyet-i Temsiliye tamimi, Türk siyasi tarihinin en kritik meşruiyet dönüşümünü belgeleyen temel bir vesikadır. İstanbul’un işgaliyle sarsılan geleneksel otoritenin yerine Ankara merkezli yeni bir iradenin ikamesini amaçlayan bu metin, stratejik bir retorik üzerine kurgulanmıştır. Bu çalışma, tamimdeki kavram, sembol ve aktörleri analiz ederek; Mustafa Kemal Paşa’nın halkın köklü dini değerleri ile modern milli egemenlik ilkesini nasıl birbiriyle kaynaştırarak (mezcederek) yeni bir toplumsal rıza zemini inşa ettiğini incelemektedir. Belge; dini sembolizm, askeri disiplin ve halk iradesi arasında kurulan hassas dengenin, Milli Mücadele’nin hukuki ve sosyolojik meşruiyetini nasıl tahkim ettiğini ortaya koymaktadır.
TAMİM
(21 Nisan 1920)
Ankara, 21 Nisan [1]336 [1920]
Tel: Gayet aceledir.
Ankara’ya acele tezkere.
Kolordulara (14. Kolordu Vekâlet’ine)
61. Fırka Kumandanlığı’na, Refet Beyefendi’ye
Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara,
Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine,
Belediye Riyasetlerine

1-Bi menni-hül-Kerim Nisan’ın yirmi üçüncü Cuma günü Cuma namazını müteakip Ankara’da Türkiye Büyük Millet Meclisi küşat edilecektir.
1 — Tanrı’nın lütfuyla Nisanın 23′üncü Cuma günü, cuma namazından sonra, Ankara’da Büyük Millet Meclisi açılacaktır.
2-Vatanın istiklali, makam-ı refi-i hilafet ve saltanatın istihlası gibi en mühim ve hayati vezaifi ifa edecek olan Büyük Millet Meclisinin yevm-i küşadını Cumaya tesadüf ettirmekle yevm-i mezkûrun mübareketinden istifade ve kabl-el-küşad bil-umum Mebusin-i Kiram Hazeratiyle Hacı Bayram Veli Camii-i Şerifi’nde Cuma namazı eda olunarak envar-ı Kur’an ve salattan istifade olunacaktır. Bade-s-salat Lihye-i Saadet ve Sancak-ı Şerif’i hamilen Daire-i Mahsusa’ya gidilecektir. Daire-i Mahsusa’ya dâhil olmadan evvel bir dua kıraatiyle kurbanlar zebh olunacaktır. İşbu merasimde Camii-i Şerif’ten bed’ ile Daire-i Mahsusa’ya kadar Kolordu Kumandanlığınca kıtaat-ı askeriye ile tertibat-ı mahsusa alınacaktır.
2 — Vatanın istiklâli, yüce Hilâfet ve Saltanat makamının kurtarılması gibi en önemli ve hayati görevleri yapacak olan Büyük Millet Meclisi’nin açılış gününü cumaya rastlatmakla, o günün kutsallığından yararlanılacak ve bütün sayın milletvekilleriyle Hacı Bayram Velî Câmi-i Şerifinde cuma namazı kılınarak Kur’an’ın ve namazın nurlarından da feyz alınacaktır. Namazdan sonra, Sakal-ı Şerif ve Sancâk-ı Şerif alınarak Meclisin toplanacağı yere gidilecektir.
Meclise girmeden önce bir dua okunarak kurbanlar kesilecektir. Bu merasimde Câmi-i Şeriften başlayarak Meclis binasına kadar Kolordu Komutanlığı’nca askerî birliklerle özel tören düzeni alınacaktır.

3-Yevm-i mezkûrun te’yid-i kudsiyeti için bugünden itibaren merkez-i vilayette Vali Beyefendi Hazretleri’nin tertibiyle hatim ve Buhari-i Şerif tilavetine bed’ olunacak ve Hatm-i Şerif’in son aksamı teberrüken Cuma namazından sonra Daire-i Mahsusa önünde ikmal edilecektir.
3 — Açılış gününün kutsallığını belirtmek için bu günden başlayarak vilâyet merkezinde, Vali Beyefendi Hazretlerinin düzenleyeceği şekilde, hatim indirilmeye ve Buhari-i Şerif okunmaya başlanacak ve Hatm-i Şerifin son kısımları uğur getirsin diye Cuma günü namazdan sonra Meclis’in toplanacağı yerin önünde tamamlanacaktır.
4-Mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhari ve Hitamat-ı Şerife kıraat edilerek Cum’a günü ezandan evvel minarelerde Salat-ı Şerife okunacak ve esnay-ı hitabede Hilafetmeabımız Padişahımız Efendimiz Hazretlerinin nam-ı nam-i Hümayunu zikredilirken Zat-ı Şevket-simat Padişahilerinin ve Memalik-i Şahaneleriyle bil-umum tebaa-i mülukanelerinin bir an evvel nail-i felah ve saadet olmaları duası ilaveten tezkar olunacak ve Cum’a namazının edasından sonra da ikmal-i hatim edilerek Makam-ı Muallay-ı Hilafet ve Saltanat’ın ve bilcümle aksam-ı vatanın halası maksadıyla vuk’u bulan mesai-i milliyenin ehemmiyet ve kudsiyeti ve her ferd-i milletin kendi vekillerinden mürekkep olan Büyük Millet Meclisi’nin tevdi eyleyeceği vezaif-i vataniyeyi ifaya mecburiyeti hakkında mev’izeler irat olunacaktır. Badehu Halife ve Padişahımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin halası, selameti ve istiklali için dua edilecektir. Bu merasim-i diniyye ve vataniyyenin ifasından ve camilerden çıkıldıktan sonra Bilad-ı Osmaniye’nin her tarafında makam-ı hükumete gelinerek meclisin küşadından dolayı resmen tebrikat icra edilecektir. Her tarafta Cum’a namazından evvel münasip suretde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

4 — Kutsal ve yaralı vatanımızın her köşesinde bu günden itibaren aynı şekilde Hatm-i Şerifler indirilmesine ve Buhari-i Şerif okunmasına başlanarak, cuma günü ezandan önce minarelerde salâ verilecek, hutbe okunurken, Halifemiz, Padişahımız Efendimiz Hazretleri’nin mübarek adları anılırken, Padişah Efendimiz’in yüce varlıklarının, şanlı ülkesinin ve bütün tebaasının bir an önce kurtulmaları ve saadete kavuşmaları için ayrıca dua okunacak ve cuma namazının kılınmasından sonra da hatim tamamlanarak yüce Hilâfet ve Saltanat makamı ile bütün vatan topraklarının kurtuluşu için girişilen Millî Mücadele’nin önemini ve kutsallığını, milletin her bir ferdinin, kendi vekillerinden meydana gelmiş olan bu Büyük Millet Meclisi’nin vereceği vatani görevleri yapmaya mecbur olduğunu anlatan vaazlar verilecektir. Daha sonra, Halife ve Padişah’ımızın, din ve devletimizin, vatan ve milletimizin kurtuluşu, selâmeti ve istiklâli için dua edilecektir. Bu dinî ve vatanî merasim yapıldıktan ve camilerden çıkıldıktan sonra, Osmanlı vilâyetlerinin her tarafında, hükûmet konağına gelinerek Meclis’in açılmasından dolayı resmî tebrikler yapılacaktır. Her tarafta cuma namazından önce uygun şekilde Mevlid-i Şerif okunacaktır.

5-İşbu tebliğin hemen neşr ve tamimi için her vasıtaya müracaat olunacak ve serîan en ücra köylere, en küçük kıtaat-ı askeriyeye, memleketin bil-umum teşkilat ve müessesatına iblağı temin edilecektir. Ayrıca büyük levhalar halinde her tarafta ta’lik ve mümkün olan mahallerde tab’ ve teksir ve meccanen tevzi’ edilecektir.
5 — Bu tebliğin hemen yayınlanarak her tarafa ulaştırılabilmesi için her vasıtaya başvurulacak, sür’atle en ücra köylere, en küçük askerî birliklere, memleketin bütün teşkilât ve kuruluşlarına ulaştırılması sağlanacaktır. Ayrıca, büyük levhalar halinde her tarafa asılacak ve mümkün olan yerlerde bastırılıp çoğaltılarak parasız dağıtılacaktır.
6-Cenab-ı Hak’dan muvaffakiyet-i kâmile tazarru’ olunur.
6 — Yüce Tanrı’dan tam bir başarıya ulaştırması niyaz olunur.
Heyet-i Temsiliye namına
Mustafa Kemal
1. Tarihsel Bağlam
Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da başlayan direniş hareketi, İstanbul’un 16 Mart 1920’de resmen işgali ve Meclis-i Mebusan’ın dağıtılmasıyla meydana gelen otorite boşluğu, Anadolu’da yeni bir meşruiyet merkezi ihtiyacını doğurmuştur. Mustafa Kemal Paşa, 21 Nisan 1920’de “gayet acele” kaydıyla yayımladığı tamim ile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılacağını bütün mülki ve askeri birimlere ilan etmiştir. Bu tamim; kolordulardan belediye riyasetlerine kadar geniş bir idari ağa hitap ederek Ankara’nın yeni siyasi merkez olduğunu tescilleyen kurucu bir belgedir.

2. Meşruiyetin İnşası: Kavramlar ve Sembollerin Rolü
Tamimin en dikkat çekici yönü, toplumsal rızayı sağlamak için kullanılan yoğun dini üsluptur. Ankara’da yeni kurulacak Meclis’in kabulünü halkın zihninde pekiştirmek için, halkın alışık olduğu dini-kültürel mukaddes değerler üzerinden “meşruiyet dili” inşa edilmiştir:
Zamanlama ve Mekân: Açılışın Cuma gününe denk getirilmesi, açılış öncesi Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde Cuma namazı kılınması, “günün mübarekliğinden istifade” edilmesi ile toplumun manevi hassasiyetlerinin zirve yaptığı zaman (an) kullanılarak “toplumsal rıza” sağlanması gözetilmiştir.
Manevi Seferberlik: Kur’an ve namazın nurlarından feyz alınması, Hatm-i Şerifler, Buharî-i Şerif kıraatleri ve dualar; siyasi bir eylemin “ilahi rıza” ile uyumlu olduğunu göstererek dini meşruiyet devşirir.
Mukaddes Emanetler: Namazdan sonra “Lihye-i Saadet” (Sakal-ı Şerif) ve “Sancak-ı Şerif’”in taşınarak Meclis binasına gidilmesi, yeni yapının/otoritenin “kutsal bir koruma” altında ve mukaddesatın koruyucusu olduğu mesajını güçlendirerek “tarihsel meşruiyet” oluşturmaktadır.
Bimennihülkerim: “Allah’ın yardımıyla” ifadesi, milli mesainin kutsal bir temele dayandığını göstermektedir.
Toplumsal Rızanın İnşası: Mustafa Kemal Paşa; halkın köklü dini hassasiyetleri ile modern “milli egemenlik” fikrini bu tören kurgusu içerisinde mezcederek (kaynaştırarak), Ankara’daki yeni otoriteye karşı çıkabilecek tereddütleri gidermiş ve geniş tabanlı bir mutabakat zemini oluşturmuştur.

3. Egemenliğin Dönüşümü:
Belge, egemenliğin (karar alma ve yönetme gücünün) kaynağını hukuki bir geçiş sürecine sokmaktadır. Metinde bir yandan “Hilafet ve Saltanat makamının kurtarılması” birincil hedef olarak gösterilirken, diğer yandan bu hedefe ancak “millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen Büyük Millet Meclisi” aracılığıyla ulaşılabileceği vurgulanmaktadır. Siyasi açıdan bu metin, bir “kurucu iktidar” beyannamesidir.
Büyük Millet Meclisi (BMM): Tamimde “vatanın bağımsızlığı” gibi hayati görevleri yürütecek “her millet ferdinin kendi vekillerinden meydana gelen” bir yapı olarak tanımlanmıştır. Bu, egemenliğin kaynağının “milli iradeye” kaydığının en somut göstergesidir.
Hukuki Mecburiyet: Her millet ferdinin Meclis’in vereceği “vatani vazifeleri yapmaya mecburiyeti” vurgulanarak, egemenlik yetkisinin fiilen millete geçtiği tescil edilmiştir.
Siyasi Meşruiyet: Meclis, “vatanın bağımsızlığı”, “saltanat ve hilafet makamının kurtarılması” gibi hayati görevleri yürütecek yegâne merci olarak konumlandırılmıştır.
Heyet-i Temsiliye ve Mustafa Kemal: Mustafa Kemal Paşa’nın imzası, Meclis açılana kadar fiili egemenliği yürüten, askeri ve mülki birimlere emir veren koordinatör otoriteyi temsil etmektedir.
4. Vesayet Analizi: Stratejik Koruyuculuk
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki Padişah vurgusu stratejik bir vesayet değişimi olarak anlaşılabilir. Hilafet ve saltanat makamı “yaralı” ve “kurtarılmaya muhtaç” birer değer olarak konumlandırılırken; karar alma ve icra yetkisi “milli mesai” kavramıyla Meclis’e devredilmiştir. Hutbelerde Padişahın adının anılması ve “Zat-ı Şevketsimatı Padişahileri”nin kurtuluşu için dua edilmesi talimatı, İstanbul Hükümeti’nin etkisini kırmak için kullanılan bir yöntemdir. Halkın sadakatini sarsmadan yönetim Ankara’ya taşınmıştır. Bu sayede, Padişahın “esareti” üzerinden BMM’nin “vasi”lik rolü meşrulaştırılmıştır.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında, tamimdeki aktörler üzerinden stratejik bir “vesayet değişimi” kurgulanmıştır:
5. Sosyolojik Yayılım ve Çok Boyutlu Etki
Tamim, sadece bir askeri emir değil, toplumun en küçük birimlerine ulaşan bir siyasi seferberlik ilanıdır:
Kapsayıcılık ve Görsel Propaganda: Talimatın “en ücra köylere ve en küçük askeri kıtalara” kadar ulaştırılması, levhalar halinde asılması ve ücretsiz dağıtılması istenerek yeni iradenin görünürlüğü artırılmıştır.
Kültürel Süreklilik: Siyasi değişim, geleneksel ritüeller (kurban kesilmesi, mevlid okunması) maskesi altında sunularak kültürel bir direncin olması engellenmiştir.
Ekonomik Mesai: Vatanın kurtuluşu için vuku bulan “milli mesai”, topyekûn bir idari ve iktisadi seferberliğin habercisidir.

6. Sonuç
21 Nisan 1920 tarihli tamim; dini meşruiyet, askeri disiplin ve demokratik temsil ilkelerini aynı potada eriten (mezceden) kurucu bir metindir. Mustafa Kemal Paşa; geleneksel sembollerle modern siyasi hedefleri kaynaştırarak, Milli Mücadele’nin hukuki ve toplumsal temelini sağlam bir zemine oturtmuştur. Belge, meşruiyetini dinden, gücünü askeri teşkilattan, geleceğini ise milletin iradesinden alan bir geçiş döneminin en somut vesikasıdır. Özünde egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçişinin ve modern Türk devletinin fiili kuruluşunun ilk resmi beyannamesidir.
Kaynakça:
Hâkimiyet-i Milliye, 23 Nisan 1336 (1920), No:24, “Büyük Millet Meclisi Bugün Açılıyor–Heyet-i Temsiliyenin Tamimi”, s. 3, sütun:1-2
Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 14 (Aralık 1955), Vesika No: 363, “ Mevki Kumandanlığına ” (21 Nisan 36/21 Nisan 1920), s. 1-3.
1000 Temel Eser NUTUK 1, (Baskıya Hazırlayanlar: Dr. Birol EMİL, Melin HAS ER, Mehmet Ali AYDIN), Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1973, s. 525-528
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Belge No: 1747, “Tamim, Mevki Kumandanlığına” (21 Nisan 336/21 Nisan 1920), s. 85-88.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Tamim, Kolordulara (14. Kolordu Vekâletine), 61. Fırka Kumandanlığına, Refet Beyefendiye, Bütün Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyelerine, Belediye Riyasetlerine” (21.436/21 Nisan 1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 344-345
Türk İstiklâl Mücadelesi
Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi
Published
1 hafta agoon
Mayıs 4, 2026By
drkemalkocak

Giriş
19 Mart 1920 tarihli tamim, Osmanlı Devleti’nin fiilen sona erişi ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu arasındaki hukuki ve siyasi köprüyü kuran temel belgedir. 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgali, Osmanlı Devleti’nin merkezi mekanizmalarını tamamen işlevsiz bırakmıştır. Mustafa Kemal, bu durumu devletin “üç kuvvetinin” (yasama, yürütme, yargı) ihlali olarak tanımlamaktadır. Dağılan Meclis-i Mebusan’ın ardından, milli egemenliği temsil edecek “olağanüstü yetkilere sahip bir meclisin” Ankara’da toplanması zaruri hale gelmiştir. Bu genelge, fiilen sona ermiş olan bir idari yapının yerine, halk iradesine dayalı yeni bir devlet yapısının, “egemenliğin kayıtsız şartsız millete geçiş” inşasına yönelik ilk resmi adımdır.
1. Tarihsel Arka Plan: İşgal ve Dağılma (Öncesi)
16 Mart 1920’de İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi ve ardından Meclis-i Mebusan’ın basılarak bazı milletvekillerinin Malta’ya sürülmesi, Osmanlı devlet mekanizmasını felç etmiştir. Belgede de ifade edildiği üzere, devletin yasama, yürütme ve yargı güçleri (kuvay-ı selâse-i devleti) işlevsiz kalmıştır. Bu otorite boşluğu, Milli Mücadele’nin meşru bir merkezden yönetilmesi ihtiyacını doğurmuştur.
2. Belgenin Amacı ve Hukuki Niteliği
Tamimin temel amacı, işgal altındaki payitahtın ve hilafetin kurtarılmasını sağlayacak tedbirleri alacak, millet tarafından yetkilendirilmiş yeni bir meclisi Ankara’da toplamaktır. Belge, sadece yeni bir seçim çağrısı değil, aynı zamanda dağılan Meclis-i Mebusan üyelerine de Ankara’ya gelme kapısını açık tutarak milli iradenin sürekliliğini hedefleyen “kurucu” bir nitelik taşımaktadır.
3. İçerik Analizi: Seçim ve Meclis Yapısı
Mustafa Kemal Paşa’nın imzasını taşıyan bu 12 maddelik talimatname, demokratik ve temsil gücü yüksek bir yapının temellerini atmaktadır:
Temsil Yetkisi: Ankara’da toplanacak meclis, “fevkalade salahiyete sahip” (olağanüstü yetkili) olarak tanımlanmıştır.
Katılımcılık: Dağılan Meclis-i Mebusan üyeleri, Ankara’ya gelebildikleri takdirde bu meclise iştirak edebileceklerdir.
Seçim Sistemi: Seçimlerde livalar (sancaklar) esas alınacak ve her livadan beş üye seçilecektir. Seçimler; yerel idare meclisleri, belediye meclisleri ve Müdafaa-i Hukuk heyetlerinden oluşan geniş bir kurul tarafından, gizli oy ve mutlak çoğunluk esasına göre yapılacaktır.
Siyasi Özgürlük: Her fırka, zümre veya cemiyet aday gösterebileceği gibi, her birey bağımsız olarak adaylığını açıklama hakkına sahiptir.
Hız ve Lojistik: Seçimlerin 15 gün içinde tamamlanarak üyelerin Ankara’ya ulaşması hedeflenmiş, yol masraflarının yerel yönetimlerce karşılanması kararlaştırılmıştır.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji
Genelge, mülki amirlerin (valiler) yanı sıra doğrudan “Kolordu Kumandanlarına” da gönderilmiştir. Bu durum, işgal altındaki coğrafyada sivil idarenin baskı altında olduğu yerlerde askeri gücün seçim güvenliğini ve organizasyonunu üstlenmesi gerektiğini gösterir. Ankara’nın stratejik bir merkez olarak seçilmesini tescillemiştir. Ankara, güvenli konumu ve ulaşım imkânlarıyla Anadolu ihtilalinin kalbi haline gelmiştir. Sosyolojik açıdan ise tamim, halkın farklı kesimlerini (belediye üyeleri, cemiyet temsilcileri, sivil ve askeri bürokrasi) “mücahede-i mukaddese” (kutsal mücadele) kavramı etrafında birleştirmeyi amaçlamaktadır. “Mücahede-i mukaddese” vurgusuyla halkın mücadeleye fiilen katılımı teşvik edilmiştir. Bu durum, seçkin bir zümre hareketinden ziyade geniş tabanlı bir toplumsal sözleşme arayışının göstergesidir.
5. Sonrası: Büyük Millet Meclisi’ne Doğru
Bu tamim meyvelerini kısa sürede vermiş ve yaklaşık bir ay sonra, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi Ankara’da açılmıştır. İstanbul’un temsil gücünü kaybettiği bir dönemde, bu meclis Türk milletinin tek meşru temsilcisi sıfatıyla Sevr’i reddetmiş ve Türk İstiklal Harbi’ni yönetmiştir.

Eleştirel Tarih Yöntemiyle Değerlendirme
Belgede kullanılan dil, hem meşruiyet zeminini korumak (padişah ve hilafeti kurtarma vurgusu) hem de fiili bir devrim gerçekleştirmek (Ankara’da bağımsız bir meclis kurmak) arasında hassas bir denge gözetmektedir. “Olağanüstü yetkili meclis” (salâhiyet-i fevkal’adeyi haiz meclis) ifadesi, aslında bir “Kurucu Meclis” tanımıdır ancak dönemin hassasiyetleri sebebiyle bu kavram doğrudan kullanılmamıştır. Bu durum, Mustafa Kemal’in stratejik dehasını ve toplumsal rızayı adım adım inşa etme yöntemini göstermektedir.
Kaynakça
- 1. Kazım Karabekir, İstiklal Harbimiz, “Tamim”, (19.3.1336/19 Mart 1920), Türkiye Yayınevi, İstanbul, 1960, s. 547-548
- 2. Harp Tarihi Vesikaları Dergisi, Sayı: 13 (Eylül 1955), Vesika No: 337, “ Tamim, Hey’et-i Temsiliye Riyaseti Ankara’da Olağanüstü Yetkiyi Haiz Bir Meclis Toplanması Hakkında ” (19 Mart 1336/1920), s. 1-2.
- 3. Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 87 (Şubat 1989), Vesika No: 2110, “Tamim, Yirminci Kolordu Kumandanlığına” (19.3.36/19 Mart 1920), s. 78-81.
- 4. Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920),“Vilayetlere, Bağımsız Livalara, Kolordu Kumandanlarına, Merkeze Tamim” (19.3.36/19 Mart 1920),Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 153-154
Türk İstiklâl Mücadelesi
Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
Published
2 hafta agoon
Nisan 26, 2026By
drkemalkocak

Bu makale, 17 Mart 1920 tarihinde Mustafa Kemal Paşa tarafından Heyet-i Temsiliye adına yayımlanan ve doğrudan İslam dünyasını hedef alan tarihi beyannameyi; içerik, vaka analizi, tarihsel coğrafya ve sosyolojik boyutlarıyla inceleyip değerlendirmektedir.

ÂLEM-İ İSLAMA BEYANNAME
Hilafet-i mukaddese-i İslamiyenin [mukaddes İslam hilafetinin] makarr-ı itilası [yüksek merkezi] olan İstanbul; Meclisi-i Mebusan ve bilcümle müessesat-ı resmiye-i hükumete [bütün resmi hükumet müesseselerine] de vaz’-ı yed olunmak [el konulmak] suretiyle resmen ve cebren işgal edilmiştir. Bu tecavüz, Saltanat-ı Osmaniye’den [Osmanlı saltanatından] ziyade Makam-ı Hilafette [hilafet makamında] hürriyet ve istiklallerinin istinatgâh-ı yegânesini [yegâne dayanağını] gören bütün Âlem-i İslam’a racidir [İslam Âlemine yapılmıştır]. Asya’da ve Afrika’da peygamber-i pesend-ane [peygamberin beğeneceği yolda] bir ulu himmetle [yüksek bir gayretle] hürriyet ve istiklal mücahedesinde devam eden ehl-i İslam’ın [İslam ehlinin] kuvay-ı maneviyesini [manevi kuvvetlerini] kırmak için son tedbir olarak İtilaf devletleri tarafından tevessül olunan [kalkışılan] bu hareket, Hilafet makamını taht-ı esarete [esaret altına] alarak bin üç yüz seneden beri payidar olan ve müebbeden masun-ı zeval [yok olmaktan korunmuş] kalacağına şüphe bulunmayan hürriyet-i İslamiyeyi [İslam hürriyetini] hedef ittihaz etmektedir [almaktadır].
Mısır’ın on bine baliğ olan [on bine varan] şuheday-ı muazzezesine [aziz şehitlerine], Suriye ve Irak’ın binlerce evlad-ı muhteremesine [muhterem evladına], Azerbaycan’ın, Şimal-i Kafkasya’nın, Türkistan’ın, Afganistan’ın, İran’ın, Hindiçin’in velhasıl bütün Afrika’nın ve bütün Şark’ın bugün azim [büyük] bir heyecan ve hiddet ve derin bir emel-i istihlas [kurtuluş emeli] ile titreyen efkâr-ı müşterekesine [ortak fikirlerine] havale edilmiş olan bu darbe-i tahkir [aşağılayıcı darbe] ve tecavüzün, düşmanlar tarafından tahmin edildiği veçhile [gibi] maneviyatı haleldar etmek değil, belki bütün şiddetiyle mucizeler gösterecek bir kabiliyet-i inkişafa [gelişme kabiliyetine] mazhar eylemek neticesini tevlid edeceğine [doğuracağına] şüphemiz yoktur. Osmanlı kuvay-ı milliyesi [milli kuvvetleri], hilafet ve saltanatın uğradığı müteselsil [zincirleme] suikastlerin başladığı günden beri devam eden samimi bir vahdet [birlik] ve tesanüt [dayanışma] içinde vaziyeti bütün vahametine rağmen azim ve metanetle telakki etmekte [karşılamakta] ve bu son ehl-i salip [Haçlı] muhacematına [hücumlarına] karşı, bütün İslamiyet cihanının [dünya İslamlığının] hissiyat-ı müştereke-i mukavemetine [ortak mukavemet hissiyatına] emin olmaktan mütevellit [doğan] bir hiss-i mazaheretle [yardım hissiyle] azim ve imanının amil [etken] olduğu mücahedede, inayet ve muvaffakiyet-i ilahiyeye [ilahi inayet ve muvaffakiyete] mazhar olacağına itimat eylemektedir.
Kurun-ı vustanın [Ortaçağın] şövalye akınlarından bugünün ittifak ve itilaflarına kadar meşum [uğursuz] bir teselsül-i gunudane [gaddarlıklar zinciri] ile tevali eyleyen [devam eden] ehl-i salip [Haçlı] feveranının bu son hamle-i sefilanesi [sefilane işi], İslamiyetin nur-ı irfan ve istiklaline [İslamiyet’in irfan ve bağımsızlık nuruna] ve hilafetin tevhit ettiği [hilafetin birleştirdiği] uhuvvet-i mukaddeseye merbut [mukaddes kardeşliğe bağlı] olan bütün Müslüman kardeşlerimizin vicdanında da aynı hiss-i takbih ve mukavemeti [beğenmeme ve mukavemet hissini] ve aynı vazife-i galeyan ve kıyamı [galeyan ve kıyam vazifesini] uyandıracağından emin olarak Cenab-ı Hakk’ın mücahedat-ı mukaddesemizde [mukaddes mücahedelerimizde] cümlemize tevfikat-ı ilahiyesini refik etmesini [ilahi yardımlarını göndermesini] ve ruhaniyet-i peygamberiye istinat eden [dayanan] teşkilat-ı müttehidemize [birleşik teşkilatımıza] muin [yardımcı] olmasını niyaz eyleriz. [1, 2, 3]
17 Mart 1336 [1920] Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Heyet-i Temsiliyesi namına
Mustafa Kemal
1. Giriş ve Vaka Analizi
16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilmesi, Osmanlı Devleti’nin kalbine vurulmuş nihai bir darbedir. İşgalin ertesi günü, 17 Mart 1920’de Mustafa Kemal Paşa tarafından kaleme alınan bu beyanname, Ankara’dan İslam dünyasına hitaben yayımlanmıştır. Vaka analizi açısından bu belge, Milli Mücadele’nin sadece bölgesel bir direniş değil, uluslararası bir anti-emperyalist hareketin parçası olarak kurgulandığını ispatlar. İstanbul’un işgaliyle Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve resmi kurumlara el konulması, direnişin meşruiyetini Ankara’ya taşırken, bu beyanname ile hareketin manevi zemini tahkim edilmiştir.
2. İçerik Analizi ve Eleştirel Tarih Yöntemi
Beyanname, işgali yalnız bir toprak kaybı olarak değil, “İslam hürriyetini” hedef alan sistematik bir suikast olarak tanımlamaktadır. Metinde öne çıkan temel unsurlar şunlardır:
Siyasi Hedef: İşgalin Osmanlı saltanatından ziyade, bağımsızlıklarının dayanağı olarak Hilafeti gören bütün Müslümanlara yapıldığı vurgulanmaktadır.
Manevi Direnç: İtilaf Devletleri’nin bu hareketinin Müslümanların manevi kuvvetini kırmak için atılan “son tedbir” olduğu belirtilmektedir.
Haçlı Vurgusu: Mustafa Kemal, işgali “Ortaçağ’ın şövalye akınlarından bugüne devam eden uğursuz bir Haçlı feveranı” olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, Batı emperyalizmine karşı tarihsel ve dini bir reddiye niteliğindedir.
İyimserlik ve Kararlılık: Beyanname, bu darbenin Müslümanların maneviyatını sarsmayacağını, aksine “mucizeler gösterecek bir gelişme” doğuracağını savunmaktadır.
Eleştirel Bakış: Beyannamenin Sivas Anadolu Kadınları Cemiyeti üzerinden veya çeşitli yerel gazeteler aracılığıyla yayılması, Milli Mücadele’nin halka iniş-yayılış stratejisinin bir parçasıdır. Metindeki dini dil, dönemin sosyo-politik gerçekliğiyle uyumlu olarak hem iç hem de dış kamuoyunu aydınlatma ve yönlendirme amacı gütmektedir.
3. Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Perspektif
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’nun sınırlarını aşan devasa bir “İslam jeopolitiği” çizmektedir. Metinde; Mısır, Suriye, Irak, Azerbaycan, Kuzey Kafkasya, Türkistan, Afganistan, İran, Hindistan ve Çin’deki Müslüman topluluklara atıflar yapılmaktadır. Bu durum, Ankara hükümetinin kendisini sadece bir devletin kurtarıcısı değil, bütün mazlum Doğu dünyasının öncüsü olarak konumlandırdığını göstermektedir.
Sosyolojik açıdan belge, sömürge altındaki Müslüman milletlerin “ortak mukavemet hissiyatına” odaklanmaktadır. İstanbul’un düşüşü, sosyolojik bir “kıyam vazifesi” (başkaldırı görevi) olarak tanımlanarak, toplumsal bir uyanışın ateşleyicisi olarak sunulmaktadır.
4. Sonuç ve Meşruiyet Bağlamı
17 Mart 1920 Beyannamesi, Milli Mücadele’nin diplomatik ve manevi cephesini güçlendirmiştir. Mustafa Kemal, bu metinle İtilaf Devletleri’nin İstanbul’daki fiziksel üstünlüğüne karşı, Ankara’dan manevi bir üstünlük hattı kurmuştur. “Ruhaniyeti peygamberiye dayanan birleşik teşkilat” vurgusu, direnişin meşruiyetini ilahi ve tarihi bir temele oturtmuştur.
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 18 Mart 1336 [1920], No:16, s. 1, sütun: 2-3
http://gazeteler.ankara.edu.tr/dergiler/milli_kutup/1541/1541_2/0062.pdf
[2] Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1991, s. 271-272
[3] Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 7 (1920), Kaynak Yayınları, İstanbul, 2003, s. 138-139

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Mukaddes İttifak: 17 Mart 1920 Tarihli İslam Âlemine Beyanname
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi3 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi













