Türk İstiklâl Mücadelesi
Erzurum Kongresi Beyannamesi [Bildirgesi]
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
GİRİŞ
Erzurum Kongresi, Amasya Genelgesinde belirtildiği gibi Meşrutiyetin yıldönümü olan Rumi/Mali takvime göre 10, Miladi takvime göre 23 Temmuz 1919’da toplanmıştır.

Kongre için eski bir okul binasında (Ermeni Sansaryan Mektebi ki bu bina sonradan yıkılmış ve yerine şimdiki Yapı Usta Okulu binası yapılmıştır) bir salon hazırlanmıştı. Kolordu bandosu marşlar çalmaktadır. Delegeler okulun bahçesinde toplanmıştır. Saat on bire doğru bahçedeki açılış töreni başladı. Kurbanlar kesildi. Trabzon’un Şiran delegesi Müftü Hasan Efendi bir dua ve amaca uygun bir konuşma yaptı. Açılıştan sonra, delegeler salona geçmiştir. Açılış gibi kapanış da dualarla olmuştur Törende Kazım Karabekir Paşa da bulunmuş fakat toplantı salonuna girmeyip yanındaki subaylarla birlikte ayrılmıştır.
Kongre delegeleri, içeriden ve dışarıdan, her yanından düşmanlar ve tehlikelerle sarılmış bir vatanın evlatları olarak yok olmaktan kurtulma çabası içinde, dünyaya meydan okumaya, Türkün yok edilemeyecek bir millet olduğunu apaçık göstermeye, Türk Millî Mücadelesi’nin “Millî Birlik” temelini atmaya hazırlanmaktadırlar. Kongrenin güvenliğini sağlamak amacıyla okul kapısında bir nöbet hizmeti düzenlenmiştir. Mustafa Kemal’in yaveri Cevat Abbas ve Recep Zühtü ile daha başkaları burada muhafız olarak görev almışlardır.
Bu sırada Mondros Mütarekesi hükümleri gereğince Türk ordusuna ait silahları toplayarak işgal kuvvetlerinin kontrolündeki depolara sevk ve ordunun terhis işini kontrol etme, Mütareke şartlarının yerine getirilip getirilmediğini denetleme, aslında bağımsız bir Ermenistan kurulması imkânlarını araştırmakla görevlendirilen Alfred Rawlinson çalışmalarını sürdürmektedir. Kongreden bir gün önce Mustafa Kemal’i ziyaret eden Rawlinson, Kongrenin toplanmamasının daha iyi olacağını ısrarla savunup bunun sakıncalarını tekrar etmiştir. Rawlinson’un bu küstahlığı karşısında hiddetlenen ve hayretler içinde kalan Mustafa Kemal Paşa; “Kongrenin muhakkak toplanacağını, milletin buna karar verdiğini, ne İngiltere Hükümeti’nden ne Rawlinson’dan müsaade istenmediğini” söylemiştir. Kongre fikrinden vazgeçilmezse buna kuvvet kullanarak engel olunacağı tehdidine karşılık olarak “Türk milletinin mecburi ve zaruri olarak, kuvvete kuvvetle karşı koyarak milletin kararını yerine getireceğini, ne pahasına olursa olsun kongrenin toplanacağını” kesin olarak ifade etmiştir. Tehditleri boşa giden Rawlinson, kongreyi yakından takip etmek ve bilgi almakla yetinmiştir.
KONGRE ÇALIŞMALARI
Kongre salonu öğrenci sıraları ile doldurulmuştur. Ön tarafta da orta büyüklükte bir başkan kürsüsü ve iki yanında kâtiplerin oturacağı yerler bulunmaktadır. Delegeler ve Mustafa Kemal Paşa öğrenci sıralarına oturdular. Kongre başladı. Kongreyi en yaşlı delege sıfatıyla Trabzonlu Eyübzade İzzet Efendi açacaktır. İzzet Efendi Erzurumlulara karşı bir dostluk gösterisinde bulunarak, Kongreyi açma şerefini Erzurumlu Hoca Raif Efendiye bırakmıştır. Hoca Raif Efendi kürsüye çıktı. Delegelerin yoklaması yapıldı.
Kongreye toplam 56 delege katılmıştır. Yayımlanmış delege listelerinde bu sayı genellikle 54 ya da 53 olarak kaydedilmişse de bunun hatıraların yazılması sırasındaki unutkanlıklardan ileri geldiği tahmin edilmektedir. Erzurum Kongresi başkanlık divanı kâtip üyesi Trabzon’un Vakfı Kebir delegesi öğretmen Abdullah Hasib Bey tarafından delege sayısı 56 olarak gösterilmiştir. Diyarbakır ve Elazığ delegeleri ise Damat Ferit’e bağlı valilerin engellemeleri sebebiyle Kongreye katılamamışlardır.
Yoklama tamamlandıktan sonra geçici başkan Hoca Raif Efendi kısa bir açış konuşması yapmıştır. Kısa konuşmasında, “Hakkımızda düşünülen şey idam kararıdır. Oturtulmak istenilen yer de idam sehpasıdır” dedikten sonra Kongreyi yönetecek bir başkan seçilmesini isteyerek sözlerini bitirdi. Bunun üzerine Trabzon’un Sürmene delegesi Ömer Fevzi Bey, delegelerin yeni bir araya geldiklerini, uygun bir başkanın bulunabilmesi için başkanlık divanı seçiminin ertesi güne bırakılmasını, böylece delegelerin birbirlerini tanımak imkânı bulacaklarını söyledi. Buna karşılık Trabzon’un Merkez delegesi Servet Bey, aday göstermek mecburiyeti olmadığını, herkesin serbestçe istediğine oy verebileceğini, seçimlerin ertesi güne bırakılmasının lüzumsuz olduğunu ifade etti. Sonunda seçimlerin ertelenmesini isteyenlerin ısrar ve dayatmalarına rağmen teklifleri reddedilerek başkanlık divanı seçimine geçildi. İlk olarak başkan seçimi yapıldı. Mustafa Kemal Paşa’dan başka aday yoktu. Gizli oylamaya başvuruldu. Kongre tutanağına göre oy sayımı sonucunda Mustafa Kemal Paşa 38 oyla kongre başkanlığına seçildi. Raif Efendiye 2, Servet Beye 1 oy verilmiş, 3 olumsuz ve 3 çekimser oy kullanılmıştır. Buna göre delegelerden 5 ya da 8 kişi oylamaya katılmamıştır.
Başkanlık kürsüsüne çıkan Mustafa Kemal, delegelere teşekkür eden ve içinde bulunulan durumu ana hatlarıyla sergileyen bir konuşma yapmıştır.
Kongre başkanının bu konuşmasından sonra, kongre başkanlık divanı(kurulu) seçimleri yapılmıştır. İki başkan vekilliğinden birine Erzurumlu Hoca Raif Efendi, ötekine Trabzonlu İzzet Bey, kâtipliklere de Erzurum Karaköse delegesi Necati Bey ile Trabzon’un Vakfıkebir delegesi Abdullah Hasib Efendi seçilmişlerdir.
Erzurum Kongresinde 14 gün süren çalışmalar sonucunda; amacı, savunulacak/uyulacak/uygulanacak ilkeleri ve teşkilatın işleyişini içeren bir kararlar demeti (nizamname) ile temel görüşleri açıklayan bir bildiri(beyanname) hazırlanmış ve kabul edilmiştir. Kongrenin son günü 7 Ağustos 1919’da yapılan 13. Oturumda Temsilciler Kurulu (Temsil Heyeti) seçimleri yapılmıştır. Temsilciler Kuruluna aşağıdaki 9 kişi seçilmiştir:
| Mustafa Kemal Paşa | Sabık Üçüncü Ordu Müfettişi, askerlikten müstafi |
| Rauf Bey | Bahriye Nazırı Esbakı |
| İzzet Bey | Sabık Trabzon Mebusu |
| Raif Efendi | Sabık Erzurum Mebusu |
| Servet Bey | Sabık Trabzon Mebusu |
| Şeyh Fevzi Efendi | Erzincan’da Nakşi Şeyhi |
| Bekir Sami Bey | Esbak Beyrut Valisi |
| Sadullah Efendi | Sabık Bitlis Mebusu |
| Hacı Musa Bey | Mutki Aşiret Reisi |
Delege olmalarına rağmen Erzurum’a gelemeyen Bekir Sami ve Hacı Musa Beyler ile Sadullah Efendi, kendileri yokken Temsil Heyetine seçilmişlerdir. Bu durum, kabul edilen nizamname (tüzük) hükümlerine uymanın yanında, bulundukları bölgelerde etkili olan kişileri kurula almak anlayışının bir sonucudur.
Çalışmalarını bitiren Erzurum Kongresi, Mustafa Kemal’in kısa bir konuşması ile kapanmıştır:
“Muhterem Efendiler,
Milletimizin ümidi necat ile çırpındığı en heyecanlı bir zamanda fedakâr Heyeti muhteremeniz her türlü mezahime [mezalime] katlanarak burada, Erzurum’da toplandı. Hassas ve necip bir ruh ve pek salâbetli [isabetli] bir iman ile vatan ve milletimizin halâsına ait esaslı mukarrerat [kararlar] ittihaz etti [aldı]. Bilhassa bütün cihana karşı milletimizin mevcudiyetini ve birliğini gösterdi. Tarih bu kongremizi şüphesiz ender ve büyük bir eser olarak kaydedecektir. Heyeti muhteremenizin [muhterem heyetinizin], rüfekayı kiramımın [şerefli arkadaşlarımın] hakkımda gösterdiği samimi muhabbet [sevgi] ve itimat [güven] âsarına buradan alenen teşekkür etmeyi bir vecibe [görev] addederim. Bu felâhpira [kurtuluşu süsleyen] içtimaımız [oturumumuz] hitampezir [sona ererken] olurken Cenabı Vahibül’âmal Hazretlerinden avnü hidayet ve Peygamberi Zişanımızın ruhu pür fütuhundan feyzü şefaat niyaziyle vatan ve milletimize ve devleti ebed müddetimize mes’ut akibetler temenni ederim.”
Kongrenin sona erdiği gün, kongre adına yayımlanan ve Erzurum’da 10.8.1335 [1919] tarihinde “Türk Basımevi”nde basımı yapılan beyanname kongrenin sona erdiği gece bütün ülkeye telgrafla duyurularak ilan edildiği gibi matbu olarak da her tarafa binlerce nüsha halinde gönderilmiştir.
ŞARKİ ANADOLU MÜDAFAAİ HUKUK CEMİYETİ
Erzurum:
7 Ağustos 1335
Şarki Anadolu Vilâyatının Erzurum Kongresi Beyannamesi
[Doğu Anadolu Vilayetlerinin Erzurum Kongresi Beyannamesidir]
Mütarekenin akdini müteakip gittikçe artan ahdi şikenane [anlaşma tanımaz] muamelat [muameleler] ve İzmir, Antalya, Adana ve havalisi gibi aksamı mühimmei memalikimizin [memleketimizin önemli kısımlarının] fiilen işgali ve Aydın vilayetinde ika edilen [yapılan] tahammülsüz [tahammül edilemez] Yunan fecayii [faciaları] ve Ermenilerin Kafkasya dâhilinde hudutlarımıza kadar dayanan katliam ve imhayı İslam siyasetiyle istila hazırlıkları ve Karadeniz sahilinde Pontus hayalini tahakkuk ettirmek [gerçekleştirmek] gayesiyle hazırlıklar yapılması ve sırf bu maksatla Rusya sahillerinden akın akın muhacir namı altında gelen yabancı Rumların ve bu meyanda [bunların arasında] da müsellah eşkiya [silahlı eşkiya] çetelerinin sevk ve celb edilmesi gibi hadisat [hadiseler] karşısında mukaddes vatanın inkisam [bölünme] ve inhilal [yok olma] tehlikesini gören milletimiz hiçbir iradei milliyeye [milli iradeye] istinad etmeyen [dayanmayan] hükûmeti merkeziyetimizin [merkezi hükumetimizin] bu alam [acılar] ve fecayie [facialara] çaresaz olamayacağına [çare bulamayacağına] emsali meş’umesiyle [uğursuz örnekleriyle] kani ve birçok müessirat tahtında [etkiler altında] ihtimal ki daha elim [acı] ve gayrı kabili hazım [sindirilemez] ve kabul mukarrerata [kabul edilemez kararlara] da serfüru edeceğinden [boyun eğeceğinden] tamamiyle endişenak [endişeli] bulunuyor. Binaenaleyh kendini en yakın ve en hunin [kanlı] tehlikeler karşısında gören Şarki Anadolu vilâyatının [Doğu Anadolu Vilayetlerinin] mukadderatını bizzat muhafaza gayesiyle her taraftan vicdanı milliden doğmuş cemiyetlerin iştirakiyle [katılmasıyla] ahiren mün’akid olan [yapılan] Erzurum Kongresi 7 Ağustos sene 1335 [7 Ağustos 1919] tarihinde mesaisine hitam [son] vererek biltaffı taala [Allah’ın lütfuyla] bervechiati [aşağıdaki] mukarreratı [kararları] ittihaz etti [aldı]:
1 — Trabzon vilâyeti ve Canik sancağiyle Vilayatı Şarkiye namını taşıyan Erzurum, Sivas, Diyarbekir, Mamuretülaziz, Van, Bitlis vilayatı [vilayetleri] ve bu saha dâhilindeki elviyei müstakile [müstakil sancaklar] hiçbir sebep ve bahane ile yekdiğerinden ve camiayı Osmaniye’den ayrılmak imkânı tasavvur edilmeyen bir küldür[bütündür]. Saadet ve felâkette iştiraki tammı [tam ortaklığı] kabul ve mukadderatı hakkında ayni maksadı hedef ittihaz eyler[alır]. Bu sahada yaşayan bilcümle anasırı İslâmiye [bütün İslami unsurlar] yekdiğerine karşı mütekabil [karşılıklı] bir hissi fedakâri [fedakârlık hissi] ile meşhun [dolu] ve vaziyeti ırkiye ve ictimaiyelerine [ırki/etnik ve sosyal durumlarına] riayetkâr [saygı gösteren, sayan] öz kardeştirler.
2 — Osmanlı vatanının tamamiyeti [bütünlüğü] ve istiklâli millimizin [milli bağımsızlığımızın] temini ve makamı saltanat ve hilâfetin [saltanat ve hilafet makamının] masuniyeti [dokunulmazlığı] için Kuvayı Milliye’yi âmil [etken, etkili] ve iradei milliyeyi hâkim [milli iradeyi egemen] kılmak esastır.
3 — Her türlü işgal ve müdahale, Rumluk ve Ermenilik teşkili gayesine matuf [yönelik] telâkki edileceğinden [anlaşılacağından/görüleceğinden] müttehiden [birlikte] müdafaa ve mukavemet esası kabul edilmiştir. Hâkimiyeti siyasiye [siyasi egemenliği] ve muvazenei içtimaiyeyi [sosyal dengeyi] muhil olacak [bozacak] surette anasır-ı Hristiyaniyeye [Hristiyan unsurlara] yeni bir takım imtiyazat itası [ayrıcalıklar verilmesi] kabul edilmeyecektir.
4 — Hükûmeti merkeziyenin [merkezi hükumetin] bir tazyiki düveli [devletlerin bir baskısı] karşısında buraları terk ve ihmal iztırarında [mecburiyetinde] kalması ihtimaline göre makamı hilafet ve saltanata [hilafet ve saltanat makamına] merbutiyeti [bağlılığı] ve mevcudiyet ve hukuku milliyeyi [milli varlığı ve hakları] kafil [garanti edici] tedabir [tedbirler] ve mukarrerat [kararlar] ittihaz olunmuştur [alınmıştır].
5 — Vatanımızda öteden beri birlikte yaşadığımız anasırı gayri müslimenin [Müslüman olmayan unsurların] kavanini devleti Osmaniye [Osmanlı Devleti kanunları] ile müeyyed [teyid edilmiş, kuvvetlendirilmiş] hukuku mükteseblerine [kazanılmış haklarına] tamamiyle riayetkârız [saygılıyız]. Mal ve can ve ırzlarının masuniyeti [dokunulmazlığı] zaten mukteziyatı diniye [dinin gereği/gerektirdiği] an’anatı milliye [milli gelenekler] ve esasatı kanuniyemizden [kanunu esaslarımızdan] olmakla, bu esas kongremizin kanati umumiyesiyle [genel kanatiyle] de teyid olunmuştur.
6 — Düveli itilafiyece [İtilaf Devletlerince], mütarekenin imza olunduğu 30 Teşrinievvel sene 1334 [30 Ekim 1918] tarihindeki hududumuz dâhilinde [sınırlarımız içinde] kalan ve her mıntakasında [bölgesinde] olduğu gibi Şarki Anadolu vilayetlerinde de ekseriyeti kahireyi [ezici çoğunluğu] İslamlar teşkil eden ve harsi [kültürel], iktisadi tefevvuku [üstünlüğü] Müslümanlara ait bulunan ve yekdiğerinden gayri kabili infikak [ayrılması imkânsız] öz kardeş olan din ve ırkdaşlarımızla meskûn memalikimizin [topraklarımızın] mukasemesi [bölünmesi] nazariyesinden bil kulliye [bütünüyle] sarfı nazarla [vazgeçerek] mevcudiyetimize [varlığımıza], hukuku tarihiye, örfiye ve diniyemize [dini, örfi ve tarihi haklarımıza] riayet edilmesine ve bunlara mugayir [aykırı] teşebbüslerin tervic olunmamasına [desteklenmemesine] ve bu suretle tamamiyle hak ve adle [adalete] mustenid [dayanan] bir karara intizar olunur [beklenilmektedir].
7 — Milletimiz insani, asri gayeleri tebcil [yüceltir] ve fenni, sınai ve iktisadi hal ü ihtiyacımızı [hal ve ihtiyacımızı] takdir eder. Binaenaleyh [bunun üzerine, bundan dolayı] devlet ve milletimizin dâhili [iç] ve harici [dış] istiklali [bağımsızlığı] ve vatanımızın tamamisi [vatanımızın bütünlüğü] mahfuz [saklı] kalmak şartiyle altıncı maddede musarrah [belirtilen] hudud dâhilinde [sınır içinde] milliyet esaslarına riayetkâr ve memleketimize karşı istila emeli beslemiyen herhangi devletin fenni, sınai, iktisadi muavenetini [yardımını] memnuniyetle karşılarız ve bu şeraiti adile ve insaniyeyi [adil ve insani şartları] muhtevi [içeren, kapsayan] bir sulhun da acilen takarrürü [kararlaştırılması] selameti beşer [insanlığın selameti] ve sükûnu âlem [âlemin sükûnu] namına ahzı amali milliyemizdir [başlıca milli emellerimizdendir].
8 — Milletlerin kendi mukadderatını bizzat tayin ettiği bu tarihi devirde hükûmeti merkeziyemizin [merkezi hükumetimizin] de iradei milliyeye [milli iradeye] tabi olması zaruridir. Çünkü: iradei milliyeye gayrı müstenid [dayanmayan] herhangi bir hey’eti hükûmetin [hükumet heyetinin] indi [kendince] ve şahsi mukarreratı [şahsi kararları] milletçe muta [verilmiş] olmadıktan başka haricen [dışarıda] de muteber [geçerli] olmadığı ve olamayacağı şimdiye kadar mesbuk ef’al [yapılan işler] ve netayic [neticeler] ile sabit olmuştur. Binaenaleyh milletin içinde bulunduğu hali zicret [sıkıntı] ve endişeden kurtulmak çarelerine bizzat tevessülüne [başvurmaya] hacet kalmadan hükûmeti merkeziyemizin meclisi milliyi [milli meclisi] hemen bila ifatei an [an kaybetmeden] toplaması ve bu suretle mukadderatı millet ve memleket hakkında ittihaz eyleyeceği [alacağı] bilcümle mukarreratı [bütün kararları] meclisi millinin murakabesine [denetimine] arz etmesi mecburidir.
9 — Vatanımızın maruz kaldığı alam [acılar] ve hadisat [hadiseler, olaylar] ile ve tamamen ayni maksatla vicdanı milliden doğan cemiyetlerin ittihat [birleşmesinden] ve ittifakından hâsıl [meydana gelen, oluşan] olan kitlei umumiye [genel kitle/topluluk] bu kerre “Şarki Anadolu Müdafaai Hukuk Cemiyeti” ünvaniyle tevsim olunmuştur [adlandırılmıştır]. İşbu cemiyet her türlü fırkacılık [particilik] cereyanlarından aridir [arınmıştır]. Bilcümle [bütün] İslam vatandaşlar, cemiyetin azayı tabiiyesindendir [tabii/doğal üyelerindendir].
10 — Kongre tarafından müntehip [seçilmiş] bir “Hey’eti Temsiliye” kabul ve köylerden bil itibar [başlayarak] vilayat merakizine [vilayet merkezlerine] kadar mevcut teşkilatı milliye [milli teşkilat] tevhid [birleştirilmiş] ve teyid olunmuştur.
Kongre Hey’eti
SONUÇ
Mustafa Kemal Paşa, Doğu illerinde tanıdığı aşiret reisleri ile şeyhlere de (Nutuk Cilt: III Vesikalar’da vesika numarası ile yer verilen) mektuplar göndermiştir. 13 Ağustos 1919’da, Bitlis’te Küfrevizade Şeyh Abdübakî Efendi’ye (Vesika: 48), Şırnaklı Abdurrahman, Derşevli Ömer, Muşaslı Resul ağalara (Vesika: 49), Bitlis Eski Mebusu Sadullah (Vesika: 50), Şeyh Mahmut (Vesika: 51), Nurşinli Şeyh Ziyaeddin’e (Vesika: 52) ve Garzan’da aşiret reisi Cemil Çeto Bey’e (Vesika: 53) Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Nizamnamesi (tüzüğü) ile Kongre sonunda yayınlanan Beyanname‘yi göndererek, vatanseverlik duygularına dokunan ifadelerle tez elden bölgelerinde teşkilat kurmalarını istemiştir.
Böylece, bir yandan bildiriler, bir yandan özel mektuplar ve telgraflarla, bütün Doğu bölgesi Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin kuruluş hazırlıkları kapsamına alınarak hızlandırılmış oldu.
Mustafa Kemal Paşa, 24 Ağustos 1919 tarihli bir yazı ile Erzurum Valiliğine başvurmuştur. Bölgede aynı amaç için kurulmuş bulunan derneklerin Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adıyla birleştirildiği/kurulduğunu ve Temsil Heyetine seçilenlerin isim, adres ve kısa bir hal tercümelerini kaydeden bir beyanname ile nizamname Erzurum Valiliğine verilmiş ve cemiyetin resmi faaliyeti için ruhsat verilmesi istenmiştir (Vesika: 41).
Böylece Doğu ve Kuzeydoğu Anadolu illerindeki çeşitli kuruluşların (merkezi İstanbul’da bulunan Vilâyat-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Doğu Anadolu’daki şubeleri ile merkezi Trabzon’da olan Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti’nin Doğu Karadeniz Bölgesindeki kuruluşları) merkezi şimdilik Erzurum’da olmak üzere yeni kurulmuş olan Şarki Anadolu Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti adı altında birleştirilmiştir. Bu durumda bu kuruluşlar yeni cemiyetin şubeleri olmuşlardır. Sonuç olarak Millî Mücadele tarihinin millî birliğe doğru gidiş yolundaki ilk ve önemli evresi tamamlanmıştır.
KAYNAKÇA
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbinin Esasları, Sinan Matbaası ve Neşriyat Evi, İstanbul 1951
Kâzım Karabekir, İstiklâl Harbimiz, Türkiye Yayınevi, İstanbul 1960
Midhat SERTOĞLU, “Erzurum Kongresinin Bilinmeyen İki Belgesi”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 13 (Ekim 1968), İstanbul
M. Fahrettin KIRZIOĞLU, “Yayınlanmamış Belgelerle Erzurum Kongresinin İlk Günü”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 35 (Ağustos 1970), İstanbul
Hayri MUTLUÇAĞ, “Erzurum Kongresinin Tutanak ve Kararları”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, Sayı: 61 (Ekim 1972), İstanbul
Kemal ATATÜRK, Nutuk, Cilt: III Vesikalar, M. E. B. Devlet Kitapları, Millî Eğitim Basımevi, İstanbul 1982
Fahri BELEN, Türk Kurtuluş Savaşı, Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayınları, Ankara 1983
Mazhar Müfit KANSU, Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber I. Cilt, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1997
Cevat DURSUNOĞLU, Millî Mücadelede Erzurum, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2000
Mahmut GOLOĞLU, Millî Mücadele Tarihi-I Erzurum Kongresi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Şevket Süreyya AYDEMİR, Tek Adam Mustafa Kemal 1919-1922, Cilt: II, Remzi Kitabevi, İstanbul 1999
You may like

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)

Meşruiyet Kavşağında Milli Devletin Doğuşu: Heyet-i Temsiliye’nin 21 Nisan 1920 Tarihli Tamimi [Genelgesi]

Heyet-i Temsiliye’nin Ankara’da Toplanma Çağrısı: 19 Mart 1920 Tarihli Seçim Genelgesi

Bir Devletin Sükûtundan Milletin Kıyamına: 16 Mart 1920 Beyannamesi

Mustafa Kemal Paşaya Göre Amasya Görüşmeleri: Uygulamalar, Yansımalar, Tepkiler ve Vaka Analizleri
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
1 hafta agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş
Osmanlı İmparatorluğu’nun Birinci Dünya Savaşı neticesinde imzalamış olduğu Mondros Mütarekesi, Türk tarihinin en derin siyasi, askeri ve toplumsal krizlerinden birini beraberinde getirmiştir. İtilaf Devletleri’nin, özellikle de İngiltere’nin, mütareke şartlarını tek taraflı yorumlayarak Anadolu ve Rumeli topraklarını işgale başlaması, Osmanlı egemenlik haklarını fiilen ortadan kaldırmıştır. Bu dönemin kırılma noktası 16 Mart 1920’de payitaht İstanbul’un İtilaf Devletleri tarafından resmen işgal edilmesi, Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması ve milli iradeyi temsil eden mebusların tevkif edilerek Malta’ya sürgüne gönderilmesidir.

İstanbul’un işgali, saltanat ve hilafet merkezini prangaya vururken, Türk milletinin mukavemet merkezini de kaçınılmaz olarak Anadolu’ya kaydırmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın çağrısıyla 23 Nisan 1920’de Ankara’da açılan Büyük Millet Meclisi (BMM), sadece yasama organı değil, aynı zamanda işgale karşı direnişi yöneten kurucu ve ihtilalci bir meclis niteliğindedir. Ancak Ankara’daki bu yeni yönetim, hem işgal devletlerinin askeri tehdidiyle hem de İstanbul hükümetinin (Damat Ferit Paşa kabinesi) Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi vasıtasıyla yayımladığı ve “Kuvayı Milliye unsurlarının katledilmesinin şer’an caiz, hatta farz olduğunu” ihtiva eden fetvalarla karşı karşıya kalmıştır. İç isyanların Anadolu’yu yangın yerine çevirdiği bu meşruiyet krizinde, BMM kendi hukuki ve dini meşruiyetini halk nezdinde tescil etmek amacıyla manevi cephaneliğini devreye sokmuştur.
Bu çalışmada, BMM’nin açılışından kısa bir süre sonra, 9 Mayıs 1920 tarihinde Şer’iye Encümeni (Din İşleri Komisyonu) tarafından hazırlanan ve Kırşehir Mebusu Müfid Efendi tarafından Meclis kürsüsünde okunan “Memleket Dâhiline Beyanname” eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla tahlil edilmiştir. Beyanname, dönemin sosyo-politik hareketleri, kullanılan dini-siyasi kavramlar ve semboller ekseninde incelenerek, kurucu meclisin Anadolu halkını ortak bir ülkü etrafında birleştirme yöntemini ortaya koymaktadır.

1. Vaka Açısından Tarihsel Arka Plan ve İçerik Analizi
Beyanname, 9 Mayıs 1920 günü öğleden sonra saat 6’da açılan, riyasetini Reisisani (İkinci Başkan) Celaleddin Arif Bey’in yaptığı BMM’nin 13. toplantısının 4. celsesinde okunmuş ve kabul edilmiştir. Metnin altında BMM Reisi Mustafa Kemal’in imzası bulunmakta olup, belge dönemin resmi yayın organı olan Hâkimiyeti Milliye gazetesinin 17 Mayıs 1920 tarihli 30. sayısında neşredilmiştir.
Metnin içerik yapısı incelendiğinde, klasik İslam amme hukuku metinlerinin üslubuna sadık kalındığı, ancak içeriğin tamamen anti-emperyalist ve bağımsızlıkçı bir siyasal bildiriye dönüştürüldüğü müşahede edilmektedir. Beyanname, kâinatın Cenab-ı Hakk’ın isim ve sıfatlarının bir tezahürü olduğu, insanın ise bu düzenin (nizam-ı âlem) bekasını sağlamakla görevli kılındığı belirtilerek başlamaktadır. Metne göre, toplumsal düzenin ve adaletin tesisi, ulemanın şer’i hükümlerine ve İslam siyasetine uymakla mümkündür.
Bu teorik girişin ardından metin hızla somut siyasi gerçekliğe yönelmektedir. Hedef tahtasına doğrudan İngilizler oturtulmuştur. İngilizlerin “İslamiyet’i yeryüzünden kaldırmak” gibi haince bir maksatla İstanbul’u işgal ettiği, halifeyi esir aldığı ve milli bağımsızlığı ihlal ettiği açıkça ilan edilmektedir. Bu işgal karşısında Müslümanların ne şekilde hareket etmesi gerektiği, Kur’an-ı Kerim’den getirilen ayetlerle (Nahl: 125, Bakara: 191 ve Al-i İmran: 103) temellendirilmektedir.
Beyannamenin can damarını, İstanbul Hükümeti’nin “isyan” olarak nitelediği halk hareketine getirilen şer’i meşruiyet teşkil etmektedir:
“Milletin uyanış sinesinden doğmuş olan Kuvayı Milliye’nin hareketi her yönden şer’i şerife uygun olmakla beraber düşman âlemi gözünde hayat hakkına sahip olduğumuzu ispata kâfi bir meseledir.”
Metnin son bölümünde ise Anadolu’da baş gösteren iç isyanlara ve kışkırtmalara temas edilmektedir. İstanbul muhitindeki bazı “bedtıynetlerin” (kötü yaratılışlıların) İngiliz parası ve tahakkümüyle halkı kandırdığı, Müslümanlar arasına nifak soktuğu belirtilerek Hucurât Suresi’nin 6. ayeti uyarınca yalan haberlere itibar edilmemesi gerektiği vurgulanmaktadır. Metin, dünyadaki 300 milyondan fazla Müslüman’ın tek sığınağının Anadolu olduğunu belirterek tam bir birlik ve tesanüt çağrısıyla son bulmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Derin Anlamları
Eleştirel tarih yöntemi açısından metinde seçilen kelimeler, dönemin zihniyet dünyasını ve inşa edilmek istenen yeni siyasal dili anlamak adına kritik önemdedir.
Hilafet Sırrı ve Nizam-ı Âlem: Klasik Osmanlı siyasetnamesinin temel taşları olan bu kavramlar, dünyada adaletin sağlanması ve kargaşanın önlenmesi için meşru bir siyasi otoritenin varlığını şart koşmaktadır. Beyannamede bu kavramlar, Ankara’daki meclisin mevcut durumu koruma değil, aksine bozulan dünya düzenini (İngiliz işgaliyle bozulan nizamı) yeniden tesis etme görevini üstlendiğini meşrulaştırmak için kullanılmıştır.
Kuvayı Milliye (Milli Kuvvetler): Metinde bu kavram, “milletin uyanış sinesinden doğmuş” bir yapı olarak kutsanmaktadır. İstanbul’un “asi” veya “çete” olarak nitelediği bu güçler, beyanname vasıtasıyla “şer’i şerife (İslam hukukuna) tamamen uygun” meşru bir ordu seviyesine çıkarılmıştır.
Fitne ve Katil (Bakara 191): Metinde zikredilen “Fitne, insan öldürmekten daha kötüdür” ayeti, muazzam bir belagati tersyüz etmeyi barındırmaktadır. İstanbul hükümeti Ankara’dakileri “fitneci ve asi” ilan ederken, Şer’iye Encümeni bu ayetle asıl fitnenin “vatanı işgal eden İngilizler ve onlara boyun eğen işbirlikçiler” olduğunu ilan etmiştir. İşgale karşı savaşmak, katliam değil, fitneyi ortadan kaldıran meşru bir müdafaa olarak sunulmuştur.
İstidad-ı Milli /Toplumsal İstidat: Metinde şer’i delillerin yanı sıra modern sosyolojik ve siyasi kavramlara da yer verilmiştir. “Milli toplumsal kabiliyet/yetenek” anlamına gelen bu ifadeler, Türk milletinin kendi kaderini tayin etme gücüne ve hürriyet karakterine yapılan erken dönem atıflardır.
Beni Mustalık Vakası ve “Fasık” Benzetmesi: Hucurât Suresi’nin 6. ayetinin tefsiri sadedinde anlatılan tarihi vaka, tam bir psikolojik harp aracıdır. Yanlış/yalan istihbarat yüzünden Müslümanların birbirini kırmak üzere olduğu bu kıssa üzerinden, İstanbul’dan gelen fetva ve bildirilerin “fasık(günahkâr/bozguncu) haberi” niteliğinde olduğu ima edilmiş, Anadolu halkına “Ankara’ya karşı silah kuşanmayın, aldatılıyorsunuz” mesajı verilmiştir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değer Dünyası
Beyanname metninde ve arka planında yer alan kişiler, çökmekte olan bir imparatorluğun küllerinden yeni bir devlet çıkaran yapıyı gözler önüne sermektedir.
Kişiler ve Kurumlar Tablosu
| Kişi / Kurum | Metindeki/Tarihteki Rolü | Temsil Ettiği Anlayış ve Değerler |
| BMM Şer’iye Encümeni | Beyannameyi kaleme alan dini-hukuki komisyon. | İslam hukukunu (fıkıh), milli bağımsızlık savaşıyla uzlaştıran meşrutiyetçi-modernist ulema anlayışı. |
| Mustafa Kemal Paşa | BMM Reisi olarak metnin altındaki en üst siyasi/askeri imza. | Milli egemenlik, tam bağımsızlık, faydacı liderlik ve halkı ortak paydada birleştirme stratejisi. |
| Müfid Efendi (Kırşehir Mebusu) | Metni meclis kürsüsünde heyecanla okuyan hatip ve din adamı. | Anadolu ulemasının saltanatın mutlakiyetçiliğine karşı milli direnişin yanında saf tutması. |
| Celaleddin Arif Bey | Oturumu yöneten meclis ikinci başkanı, hukukçu. | İstanbul Hukuk Mektebi eski müdürü olarak meclisin hukuki meşruiyetini ve anayasal sürekliliği temsil. |
| Hamdullah Suphi Bey (Antalya Mebusu) | Beyannamenin iç hitap olmasını öneren, İslam dünyasına ayrı hitap hazırlayan kişi. | Türk milliyetçiliği (Türk Ocakları geleneği) ile İslam dünyasının dayanışmasını (Pan-İslamizm) stratejik harmanlayan aydın duruşu. |
| İngilizler ve “Bedtıynetler” | İşgalci güç ve İstanbul’daki işbirlikçi merkez unsurları. | Emperyalizm, sömürgecilik, şahsi menfaat uğruna milli ve dini mukaddesatı feda eden kozmopolit teslimiyetçilik. |
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Açısından Analiz
Tarihsel Coğrafya Perspektifi: Ankara – İstanbul İkilemi
Coğrafi açıdan metin, jeopolitik bir eksen kaymasının vesikasıdır. Yüzyıllardır İslam dünyasının jeopolitik ve manevi merkezi olan İstanbul, metinde artık “düşman tarafından fiilen işgal edilmiş“, “askerleri silahsızlandırılmış“, “İngiliz kanunlarının çiğnediği” bir mağduriyet coğrafyası olarak tasvir edilmektedir. Buna mukabil Ankara, “milletin sağlam bir bina gibi birleştiği“, meşru şer’i ve milli kararların alındığı, kurtarıcı ve koruyucu yeni bir “merkez üs” olarak inşa edilmektedir.
Metindeki coğrafi algı sadece Anadolu ile sınırlı değildir; “bütün yerkürede mevcut 300 milyonu aşkın Müslüman” ifadesiyle evrensel bir İslam coğrafyası tasavvuru çizilmektedir. Anadolu, bu devasa coğrafyanın ayakta kalan “son sığınağı” olarak tanımlanmaktadır. Bu durum, jeopolitik bir savunma hattının en uç ve en hayati noktasının Anadolu coğrafyası olduğunu ilan etmektedir.
Tarihsel Sosyoloji Bakış Açısı: Ulema ve Halkın Hareketliliği
Sosyolojik açıdan 1920 Anadolu’su, okuma-yazma oranının son derece düşük olduğu, kitle iletişim araçlarının kısıtlı kaldığı ve geleneksel dini değerlerin toplumsal davranışları doğrudan belirlediği bir yapıya sahiptir. Böyle bir toplumda halkı harekete geçirmenin ve cepheye sürmenin yolu, akli-hukuki gerekçelerden ziyade (ulus-devlet, cumhuriyet, demokrasi vb.), karizmatik ve geleneksel otorite kalıplarını kullanmaktan geçmektedir.
Şer’iye Encümeni, din sosyolojisinin bu gerçeğini çok iyi okumuştur. Metinde modern bir kavram olan “bağımsızlık” (istiklal), dini bir mecburiyet olan “şer’i lüzum” ve “cihad” ile eklemlenmiştir. Halkın yabancılaşmasını önlemek adına meclisin meşruiyeti, “Cuma günü dualarla açılması” teyidiyle pekiştirilmiştir. Sosyolojik bağlamda bu metin, elitler (aydınlar/subaylar) ile taşra (halk/ulema) arasında bir toplumsal sözleşme denemesidir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
9 Mayıs 1920 tarihli bu beyanname, Anadolu’da ve İslam dünyasında geniş yankılar uyandırmıştır:
Anadolu’daki İç İsyanlara Etkisi: Beyannamenin neşredilmesi ve ardından Anadolu ajansı, ulema ve seyyar vaizler vasıtasıyla köylere kadar ulaştırılması, Damat Ferit hükümetinin fetvalarının yarattığı kafa karışıklığını büyük ölçüde gidermiştir. Anzavur İsyanı, Bolu-Düzce-Gerede olayları gibi iç ayaklanmalara katılan halk tabanının bir kısmı, Ankara’nın “dinsiz/asi” olmadığını, aksine halifeyi kurtarmaya çalıştığını bu beyannameler kanalıyla idrak ederek saf değiştirmiştir.

Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi ve Anadolu Ulemasının Desteği: Şer’iye Encümeni’nin bu çıkışı, Ankara Müftüsü Rıfat (Börekçi) Efendi’nin daha önce yayımladığı karşı fetvayı tahkim etmiş, Anadolu’daki yüzlerce müftü ve din adamının Milli Mücadele’ye olan desteğini alenileştirmiştir.
İslam Dünyasındaki Akisleri: Hamdullah Suphi Bey’in önerisiyle bu beyannamenin ikiz sürümü olarak hazırlanan “Bütün İslam Âlemine Beyanname“, özellikle Hint Müslümanları, Kuzey Afrika ve Ortadoğu coğrafyasında karşılık bulmuştur. Ankara’nın emperyalizme karşı direnişi, sömürge altındaki diğer Müslüman milletler için bir meşale vazifesi görmüş, Hilafet Komiteleri aracılığıyla Anadolu’ya maddi ve manevi yardımların akmasını hızlandırmıştır.

Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli BMM Şer’iye Encümeni Beyannamesi, Türk kuruluş felsefesinin sadece batılı değerler dizisiyle değil, aynı zamanda çok güçlü bir teolojik-politik meşruiyet zeminiyle başladığını ispatlayan tarihi bir belgedir.
Eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında; metnin o günkü varoluş mücadelesinde (İngiliz işgali ve iç isyanlar kıskacında) kitleleri bir arada tutan muazzam bir harç vazifesi gördüğü anlaşılmaktadır. Din ve vatan müdafaasını tek bir potada eriten bu kurucu metin, Ankara’daki ihtilalci meclisin hem geleneksel değerlere ne kadar hâkim olduğunu hem de bu değerleri faydacı ve sosyolojik bir deha ile milli bağımsızlık gayesine nasıl hizmet ettirebildiğini en açık şekilde ortaya koymaktadır.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 17 Mayıs 1336 (1920), No: 30, “ÂLEM-İ İSLAMA HİTAB-Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümeni tarafından tertip olunarak Meclis Heyet-i Umumiyesince bittasvip memleketin bilcümle aksamına neşri karargir olan beyanname”, s. 1, sütun: 1-2; s. 2, sütun: 1-2.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 246-250
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “B.M.M Şer’iye Encümeni Tarafından Hazırlanan ve Mecliste Kabul Edilen İslam Âlemine Beyanname”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 334-337.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisi Şer’iye Encümenince Hazırlanan Memleket Dâhiline Beyanname”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 198-201
Türk İstiklâl Mücadelesi
Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)
Published
1 hafta agoon
Haziran 3, 2026By
drkemalkocak
Giriş

Mondros Mütarekesi’nin ardından Osmanlı coğrafyasının fiilen işgale uğraması ve 16 Mart 1920’de İstanbul’un resmen işgal edilerek Meclis-i Mebusan’ın dağıtılması, Türk milletinin egemenlik ve beka mücadelesinde bir dönüm noktası olmuştur. Bu karışıklık ortamında Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM), yalnızca askeri bir cephe örgütlemekle kalmamış, aynı zamanda ulusal ve uluslararası meşruiyet zeminini inşa etmek amacıyla yoğun bir diplomasi ve propaganda faaliyeti yürütmüştür. Hamdullah Suphi (Tanrıöver) tarafından kaleme alınan ve 9 Mayıs 1920’de TBMM tarafından kabul edilen “İslâm Âlemi’ne Beyanname“, bu stratejik arayışın en somut tarihsel vesikalarından biridir. Bu makalede, söz konusu metin; eleştirel tarih yöntemi, tarihsel coğrafya ve sosyolojinin imkânlarıyla analiz edilmek suretiyle içerdikleri vaka, kavram, sembol, aktör ve kurumsal yapılar çerçevesinde çok boyutlu bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur.

1. Vaka Analizi ve Tarihsel Arka Plan
Beyanname, yapısal olarak sömürgeci İtilaf devletlerinin (özellikle İngiltere ve Fransa) ve onların taşeronu konumundaki Yunanistan’ın Anadolu’daki işgal hareketlerini, mezalimini ve bu dönemde İstanbul Hükümeti ile hilafet makamı üzerinde kurdukları baskıyı teşhir etmek üzere hazırlanmıştır.
İşgal Altındaki İstanbul ve Meclisin Ankara’ya İntikali: Metinde, İstanbul’un “düşman silahlarının gölgesi altına düştüğü“, askerlerin uykularında şehit edildiği ve mebusların tutuklanarak sürgüne gönderildiği vurgulanmaktadır. Bu durum, TBMM’nin Ankara’da açılmasının lüks bir tercih değil, “ecnebi tahakküm ve tazyikinden hür bir kısım memlekete çekilme” mecburiyetinden doğan şer’î ve millî bir meşruiyet adımı olduğunu savunmaktadır.
Hükümetlerin Düşürülmesi ve İş Birlikçi Yönetim: Milli Mücadele’ye sempati duyan ya da işgale direnen Rıza ve Salih Paşa hükümetlerinin İngiliz baskısıyla istifaya zorlanması ve ardından “her şeyi Garb’ın adaletinden bekleyecek kadar anlayışsız, iradesiz bir adamın” (Damat Ferit Paşa) sadarete getirilmesi, vaka analizinin merkezinde yer almaktadır.
Anadolu’daki Parçalanma Senaryosu: İngiliz emperyalizminin, sömürgeleştirdiği Hindistan ve Mısır arasındaki hattı güvenceye almak amacıyla Anadolu’yu tampon/boşluk haline getirme siyaseti güttüğü tespiti yapılmaktadır. Bu doğrultuda Batı Anadolu’da Yunan ordusunun, Güney Anadolu’da (Adana, Maraş, Antep, Urfa) ise Fransız subayları komutasındaki Ermenilerin katliamlarına dikkat çekilerek topyekûn bir imha tehdidi tanımlanmaktadır.
2. Kavramlar, Semboller ve Anlam Dünyası
Beyanname, hitap ettiği kitlenin (İslam Dünyası) zihnî ve dinî yapısına uygun yoğun bir sembolik dil kullanmaktadır. Metindeki kavram ağı, meşruiyet üretimini dinî yükümlülükler (farz) ve tarihsel süreklilik üzerinden sağlanmaktadır.
Sembolik Karşıtlıklar Dünyası
Metin, coğrafi ve manevi kavramları ikili bir karşıtlık ilişkisi içinde inşa etmektedir:
| Direniş / İslam Cephesi | Sömürgeci / İşgalci Cephe |
| Din-i Mübin’in son askeri | Ölüm kuvvetleri / İstila orduları |
| Ezelî gazâ ve cihat toprakları (Anadolu) | Gayz, kin ve şütûm ufukları |
| Hakkı hürriyet / Hakkı hayat | İğfal, desise ve ifsat |
| Saday-ı hakiki / Saday-ı şer’i | Kizb ve riyâ gürültüleri |
Anahtar Sembollerin Anlamları
Darülhilâfe ve Kıblegâh: İstanbul, Şam, Kurtuba, Kahire ve Bağdat’ın tarihsel düşüş silsilesinin son halkası; “İslam’ın son Darülhilâfesi” olarak konumlandırılmaktadır. Hicaz, Yemen, Filistin ve Irak’ın kaybedilmesiyle İslam dünyasının kalbinin (Kıblegâh, Ravza-i Nebevi) İngiliz hattı (“şehrâhı”) tarafından kuşatıldığı söylenerek jeopolitik bir panik duygusu tetiklenmektedir.
Korkunç Bir Salip (Haç): Balkan Muharebeleri’nden beri Müslümanları katleden düşman unsurlar “kızıl, korkunç bir salip” olarak nitelendirilmektedir. Bu sembol, mücadelenin yalnızca toprak değil, dünyevi bir emperyalizm maskesi takmış modern bir Haçlı Seferi olduğunu ima etmektedir.
Küsuf-ı Tamma (Tam Tutulma): İslam dünyasının mevcut durumu, güneşi kararmaya yüz tutmuş bir “küsuf” (tutulma) olarak betimlenmektedir. Anadolu direnişi, bu güneşin yeniden parıldamasını sağlayacak yegâne manevi merkezdir.
3. Kişiler, Kurumlar ve Temsil Ettikleri Değerler
Metinde adı geçen aktörler, sosyolojik olarak iki ana kutba ayrılarak belirtilmiştir:
Müdafaa ve Meşruiyet Kutbu
Mustafa Kemal ve TBMM: “Millet Meclisi”, ecnebi baskısından uzak, halkın iradesini ve “hakkı hayatını” savunan meşru, hür otoritedir. Mustafa Kemal, Meclis Reisi sıfatıyla bu hür iradenin kurumsal liderliğini temsil etmektedir.
Anadolu Mücahitleri ve Halk: “Analar, kız kardeşler, çocuklar ve ihtiyarlar” ile örülen halk mücadelesi, sivil ve topyekûn bir direnişi, “civanmert evlatları” sembolize etmektedir.
Rıza ve Salih Paşalar: Namus ve hamiyet sahibi, Halife ve milletin emniyetine mazhar olmuş meşru asker-bürokrat tipolojisini temsil etmektedirler.
Anadolu Uleması (Müftü ve Müderrisler): Din-i mübinin hakiki sesini duyuran, işgal altındaki bir halifenin esir olduğunu ve ona yardımın farz olduğuna fetva veren şer’î meşruiyet unsurudur.
İşgal ve İhanet Kutbu
İngiltere ve İblisane Siyaset: “Riya” ve “küstahlık” ile malul, vaatlerini on günde çiğneyen, sömürgeci evrensel aklı temsil etmektedir. “İblisane fikirlerin” (Müslümanı Müslümana kırdırma) kaynağıdır.
Yunan Ordusu / Eşkıya Sürüleri / Seffah Katiller: Batı’nın koruması altında cürm-i meşhut (suçüstü) halinde katliam yapan, Mora ve Teselya’dan beri Müslüman kanı döken “sefil ve vahşi” bir taşeron yapıdır.
İradesiz Sadrazam (Damat Ferit) ve Vatansızlar: İngiliz emrinde çalışan, Şeyhülislamlık makamını (makam-ı ifta) kendi mücahitlerine karşı fetva silahı olarak kullanan, “idraksizlik, cehalet ve öfke” içindeki yerli iş birlikçilerdir.
4. Tarihsel Coğrafya ve Sosyoloji Bakış Açısı
Jeopolitik Bir Sığınak Olarak Anadolu
Tarihsel coğrafya açısından beyanname, Anadolu’yu sadece Türklerin değil, evrensel İslam coğrafyasının mazlumları için bir “Darülaman” (Güvenli Sığınak) olarak tanımlamaktadır. Kırım’dan, Bosna-Hersek’ten, Kafkasya’dan, Balkanlar’dan gelen ve düşman önünden kaçan “matrut” (kovulmuş) muhacirlerin birleştiği son vahadır. Anadolu’nun düşmesi, sadece bir devletin yıkılması değil; Asya ve Avrupa’daki bütün Müslüman mülteci nüfusun sosyolojik olarak imhası anlamına gelmektedir.
Hilafet Sosyolojisi ve Sömürge Karşıtı Söylem
Beyanname, sömürge altındaki Mısır ve Hindistan Müslümanlarına doğrudan seslenerek, İngiliz emperyalizminin “İslam’ın başını İslam’ın eliyle ezme” stratejisini deşifre etmektedir. Sosyolojik açıdan metin, Ankara’daki meclisin Halife’ye asi olmadığını aksine “Makam-ı Hilafeti düşman esaretinden kurtarmak” için savaştığını beyan ederek, sömürgelerdeki Müslüman tebaanın İngiliz ordusunda asker olarak Anadolu’ya karşı kullanılmasının önüne geçmeyi hedeflemektedir. Yavuz Sultan Selim’in “İslam birliği” (İttihad-ı İslam) fikrine atıf yapılması, meclisin pan-İslamist kartı taktik ve ideolojik bir kalkan olarak masaya sürdüğünü göstermektedir.
5. Yansımalar ve Tepkiler
Ankara Hükümeti’nin bu beyannamesi, İstanbul Hükümeti’nin ve Şeyhülislam Dürrizade Abdullah Efendi’nin Kuva-yı Milliyecileri “katli vacip asi kâfirler” olarak ilan eden İngiliz güdümlü fetvalarına bir karşı-tezdir.
İç Yansımalar: Anadolu uleması (Bilecik Müftüsü Mehmet Nuri Efendi ve Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi öncülüğünde) karşı-fetvalar yayımlayarak beyannamedeki “Esir halifenin hükümleri ve yayımladığı fetvaları geçersizdir, cihat farzdır” tezini şer’î olarak tescillemiştir. Bu durum Anadolu halkının direnişe katılımındaki tereddütleri kırmıştır.
Dış Yansımalar: Beyanname; Hint Müslümanları Hilafet Hareketi üzerinde büyük bir infial yaratmış, Britanya İmparatorluğu’nun Müslüman sömürgelerinde isyan ve protesto dalgalarına yol açmıştır. Hindistan’dan Ankara’ya gönderilen maddi ve manevi yardımların meşruiyet zemini bu nevi beyannamelerle tahkim edilmiştir.
Sonuç
9 Mayıs 1920 tarihli İslâm Âlemi’ne Beyanname, askeri açıdan kuşatılmış, lojistik açıdan zayıf bir meclisin, retorik ve diplomasiyi nasıl bir savunma silahına dönüştürebildiğini kanıtlayan bir eleştirel tarih belgesidir. Hamdullah Suphi’nin tahrik edici/kışkırtıcı ve edebi üslubu, Mustafa Kemal’in stratejik dehasıyla birleşerek, Anadolu direnişini yerel bir başkaldırı olmaktan çıkarıp evrensel bir sömürge karşıtı (anti-emperyalist) İslami mukavemet olarak tanımlamıştır. Metin; tarihsel coğrafyayı bir sığınak sosyolojisiyle birleştiren, hilafet meşruiyetini işbirlikçi saraydan alıp direnen halka teslim eden kurucu bir bildiri niteliğindedir.
Kaynakça
Hâkimiyet-i Milliye, 13 Mayıs 1336 (1920), No: 29, “Büyük Millet Meclisinin İslam Âlemine Hitabı”, s. 1, sütun: 1-4; s. 2, sütun: 1.
T.B.M.M. ZABIT CERİDESİ, 9.5.1336 (1920), Devre: I, Cilt: 1, İçtima Senesi: 1, s. 248-249
Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri IV, “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1991, s. 338-341.
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 8 (1920), “Büyük Millet Meclisinin Bütün İslam Âlemine Beyannamesi”, Kaynak Yayınları, İstanbul, 2004, s. 202-205
Türk İstiklâl Mücadelesi
Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)
Published
2 hafta agoon
Mayıs 27, 2026By
drkemalkocak
Giriş
Türk İstiklâl Mücadelesi’nin kırılma noktalarından biri olan Havza Genelgesi (28 Mayıs 1919), Mondros Mütarekesi sonrası Anadolu’da filizlenen mahallî ve dağınık mukavemet hareketlerini ulusal bir çatıda birleştiren bir başkaldırı metnidir. 9. Ordu Müfettişi Mustafa Kemal Paşa’nın resmî yetkilerini aşarak yayımladığı bu genelge, sömürgeci müdahaleye, işgale ve İstanbul Hükümeti’nin edilgen tutumuna karşı toplumsal hafızayı harekete geçirmiştir.
1. Öncesi (Samsun’dan Havza’ya Geçiş): Tarihsel Coğrafya ve Sosyolojik Zemin
Mondros Mütarekesi (30 Ekim 1918) sonrası Osmanlı coğrafyası, yalnızca askeri bir teslimiyeti değil, mekân ve toplum bakımından bir parçalanma dönemini tecrübe etmiştir.
Mustafa Kemal Paşa, 9. Ordu Kıtaatı Müfettişi olarak Samsun’a ayak bastıktan kısa süre sonra, güvenli ve telgraf hatlarının aktif olduğu iç bölgelere geçmek istemiştir. Yol üstündeki Kavak kasabasından itibaren liderlik faaliyetlerine başlamış ve 25 Mayıs 1919’da Havza’ya intikal etmiştir.

Jeopolitik ve Tarihsel Coğrafya Kırılması
15 Mayıs 1919’da İzmir’in Yunan ordusu tarafından işgali, Anadolu’nun iç kesimlerinde derin bir jeopolitik güvensizlik dalgası yaratmıştır. Samsun ve çevresi (Canik Sancağı), Karadeniz’de bir Pontus Devleti kurmayı amaçlayan ayrılıkçı Rum çeteleri ile Müslüman ahali arasındaki çatışmaların merkezidir. İngilizlerin bölgedeki asayişsizliği gerekçe göstererek Mondros’un 7. maddesini işletme (stratejik noktaları işgal etme) tehdidi, Mustafa Kemal’in geniş yetkilerle bölgeye gönderilmesinin önünü açmıştır. Havza, Samsun limanındaki İngiliz askerî denetiminden ve donanma namlularından uzak, İç Anadolu’ya açılan korunaklı yapısıyla, direnişin lojistik ve stratejik ilk “güvenli bölgesi” görevini yapmıştır.
Sosyolojik Yapı ve Kolektif Sarsıntı
Balkan Savaşları ve Birinci Dünya Savaşı’nın getirdiği demografik yıkım, zorunlu göçler ve ekonomik çöküş; Anadolu’da “bıkkın ama tetikte” bekleyen bir toplumsal yapı (köylülük, yerel eşraf ve taşra bürokrasisi) yaratmıştı. İzmir’in işgali, “vatanın elden gittiği” algısını somutlaştırarak yerel düzeydeki Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin sosyolojik tabanını genişletmiştir. Havza, kaplıcaları ve nispeten korunaklı yapısıyla, bu sarsıntının organize bir direnişe dönüştürüleceği ilk “güvenli bölge” olmuştur.
2. Anı: İçerik ve Vaka Analizi (28 Mayıs 1919)
Mustafa Kemal Paşa, 26 Mayıs’ta bölgenin ileri gelenleriyle halk toplantıları yapmış, 28 Mayıs 1919‘da Havza’dan askeri ve mülki amirlere gönderdiği genelgeyle, işgallere karşı protesto mitingleri düzenlenmesini resmen istemiştir.

Metnin İçerik Analizi
Genelge, üç ana pratik ve sembolik talep üzerine kurulmuştur:
1. Protesto ve Mitingler: İzmir ve diğer yerlerdeki işgallerin haksızlığının bütün ülkeye duyurulması için büyük ve heyecanlı mitingler düzenlenmelidir.
2. Büyük Devletlere ve İstanbul Hükümetine Diplomatik Baskı Telgrafları: İtilaf Devletleri temsilciliklerine ve İstanbul Hükümetine protesto telgrafları çekilerek ulusal irade beyan edilmelidir.
3. Hristiyan Ahaliye Zarar Verilmemesi/Azınlık Haklarının Korunması: Gösteriler sırasında Hristiyan halka karşı hiçbir taşkınlık ve düşmanlık yapılmamalıdır.
4. Sonrası (Mitingler, Silah Rehineleri ve Tepkiler): Genelgenin ardından Anadolu genelinde protestolar çığ gibi büyümüş, İstanbul Hükümeti ile Harbiye Nezareti Mustafa Kemal Paşa’dan hesap sormaya başlamıştır. Paşa ise Haziran başında Doğu Anadolu’daki Müdafaa-i Hukuk şubelerini organize etmeye ve Mondros gereği İtilaf Devletlerine teslim edilmesi gereken silahlara (10.000 sürgü kolu ve 12 top kaması) el koyarak direnişi fiile dökmeye başlamıştır.
3. Çok Boyutlu İçerik ve Vaka Analizi
Metinde geçen olaylar, askeri strateji ve sivil itaatsizliğin iç içe geçtiği çok boyutlu bir yapı sunmaktadır:

a. Sivil İtaatsizlik ve Millî Bilincin Uyandırılması
Mustafa Kemal Paşa, İstanbul Hükümeti’nin “sükûnet” politikasının aksine, halkı “harekete geçirmeye“ odaklanmıştır. Havza Genelgesi, tepkilerin bireysel kalmayıp “sine-i milletten feveran eden” (milletin bağrından kopan) kitlesel protestolara dönüşmesini sağlamıştır.
b. Askerî ve Stratejik Tedbirler
Paşa, işgallerin yayılması ihtimaline karşı çete (gerilla) teşkilatlarından yararlanılmasını ve düzenli ordu birliklerinin dağıtılmadan derli toplu tutulmasını emretmiştir. Havza silah deposundaki mühimmatın halkın evlerine taşınması ve İstanbul’a gönderilecek silah parçalarına el konulması, mücadelenin lojistik altyapısını kurma hamlesidir.
c. Azınlıklar ve “Meşruiyet” PolitikasıMili
İngilizlerin Ermenileri koruma bahanesiyle verdikleri 24 Mayıs tarihli notaya karşı Mustafa Kemal Paşa, Hristiyan ahalinin can güvenliğinin taahhüt altında olduğunu savunarak işgal gerekçelerini çürütmüştür. Paşa, Batı dünyasına karşı haklılığı zedelememek adına mitinglerde Hristiyan halka yönelik düşmanca eylemlerden kaçınılmasını özellikle vurgulamıştır.
Vaka Analizi ve Stratejik Deha
Eleştirel tarih yöntemi açısından bakıldığında, üçüncü madde metnin en faydacı ve deha ürünü unsurudur. Mustafa Kemal, İtilaf Devletleri’nin Mondros’un 7. maddesini (huzursuzluk çıkan bölgeleri işgal etme hakkı) bahane ederek Anadolu’yu tamamen istila etme niyetinin farkındadır. Yerel halkın kışkırtmalara gelmesini engelleyerek, “haklıyken haksız duruma düşmeme” stratejisini işletmiş ve direnişin uluslararası hukuk zeminindeki meşruiyetini korumuştur.
4. Kişiler, Taraflar ve Temsil Ettikleri Anlayışlar
Havza Genelgesi sürecinde aktörler tek bir blok halinde değil, farklı ideolojik ve faydacı isteklerle/beklentilerle hareket etmişlerdir.
a. Mustafa Kemal Paşa ve Askerî-Bürokratik Kadro: Temsil ettikleri anlayış, “topyekûn direniş ve tam bağımsızlık“tır. Meşruiyetini saray otoritesinden değil, doğrudan halkın iradesinden (sine-i millet) almayı hedefleyen yeni bir siyasal aktör tipidir.
b. Kolordu Komutanları (Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy): Askeri kanattaki bu isimler, genelgeyi destekleyerek ordunun terhis edilmesini geciktirmişlerdir. Temsil ettikleri anlayış, “askeri-bürokratik direniş ve nizamın korunması“dır.
c. Sait Molla, Damat Ferit Paşa ve İstanbul Hükümeti: Temsil ettikleri anlayış, “saltanatın bekası için İtilaf Devletleri (özellikle İngiliz) hamiliği“dir. Onların anlayışına göre İtilaf Devletleri’ne karşı yapılacak herhangi bir başkaldırı, devletin ve hilafetin tamamen ortadan kalkmasına yol açacaktır (Garantörlük ve teslimiyetçilik).
ç. İtilaf Devletleri (İngiltere ve Fransa): Bölgedeki sömürgeci çıkarlarını korumak ve Sykes-Picot/Mondros haritasını hayata geçirerek Hindistan yolunu güvenceye almak için Anadolu’da güçlü bir merkezi ya da yerel herhangi bir ulusal gücün doğmasını engellemeye yönelmişlerdir.
5. Sonrası: Yansımalar, Tepkiler ve Meşruiyet Krizi
Havza Genelgesi, o zamana kadar yerel ve dağınık olan direniş merkezlerini (Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini) ulusal bir ağda birleştirmiştir.

Toplumsal Yansımalar ve İlk Sivil İtaatsizlik
Genelge sonrası başta Havza ve İstanbul (Sultanahmet Mitingleri) olmak üzere Anadolu’nun dört bir yanında (Bayramiç, Seydişehir, Gördes, Burdur, Ezine, Ödemiş, Denizli, Aydın, Bursa, Kalecik, Keskin, Konya, Beyşehir, Kastamonu ve Kırklareli gibi çok farklı coğrafi bölgelerde) mitingler düzenlenmiştir. Bu durum, sivil toplumun askeri bürokrasiyle eklemlendiği, toplu bir sivil itaatsizlik dalgası yaratmıştır. Sosyolojik açıdan, farklı yapıdaki “ümmet” kimliğinden, ortak kader bilincine sahip “millet” kimliğine geçişin ilk denemesi Havza’da yapılmıştır.
Siyasal Tepkiler ve Geri Çağrılma Krizi
İngiliz Yüksek Komiserliği’nin (özellikle Amiral Calthorpe ve ardından Sir John de Robeck) İstanbul Hükümeti’ne baskı yaparak Mustafa Kemal’in faaliyetlerinin durdurulmasını istemiştir. Harbiye Nezareti 8 Haziran 1919’da Mustafa Kemal’i resmen İstanbul’a geri çağırmıştır. Mustafa Kemal’in bu emre “Kordon hattı arkasındaki İstanbul’da hiçbir şey yapılamayacağı” gerekçesiyle uymayarak zaman kazanmaya çalışması, Türk askeri ve siyasi tarihinde bürokratik itaatsizliğin ve fiili ihtilal hareketinin resmen başladığının ilanıdır. Havza, nihai kararların alınacağı Amasya Genelgesi’ne giden yolu döşemiştir.
6. Eleştirel Tarih Değerlendirmesi
Geleneksel tarih yazımı Havza Genelgesi’ni pürüzsüz ve mutlak bir oy birliğiyle gerçekleşmiş bir kahramanlık anlatısı olarak sunma eğilimindedir. Ancak eleştirel tarih yöntemiyle bakıldığında metin, ciddi bir meşruiyet ikilemi taşımaktadır:
a. İki Başlı Yönetim Gerçekliği: Metin, “Osmanlı Devleti’nin bir süre âdeta iki elden idare edileceğini” açıkça belirtir. Resmi olarak hâlâ padişaha bağlı görünen (Yâver-i Fahrî-i Hazret-i Şehriyârî unvanını kullanan) bir müfettiş, fiilen devletin resmi dış ve iç politikasına taban tabana zıt alternatif bir iktidar merkezi kurmaktadır.
Mustafa Kemal, padişahın kendisine verdiği yetkiyi (asayişi sağlama görevi), padişahın ve hükümetin politikalarına aykırı olarak direnişi örgütlemek için kullanmıştır. Bu durum, dönemin hukuksal çerçevesi içinde bir “yetki gaspı” veya “ihtilal hamlesi” olarak okunmalıdır.

Ayrıca, genelge telgrafları incelendiğinde, Anadolu’daki bütün mülki ve askeri amirlerin genelgeye olumlu bir cevap vermediği; bir kısmının İstanbul ile bağları koparmaktan çekinerek çekimser kaldığı görülmektedir. Dolayısıyla Havza, bağdaşmış bir mutabakatın değil, Mustafa Kemal ve ekibinin taşradaki kararsız bürokrasiyi ikna, yönlendirme ve baskı araçlarıyla ulusal harekete eklemleme mücadelesinin ilk hamlesidir.
b. Propaganda Savaşları: İngilizlerin ve Ermeni Patrikhanesi’nin “Hristiyanlar katlediliyor” algısına karşı, Mustafa Kemal’in “İzmir ve Manisa’nın işgali yüzünden halk tepkili ancak Hristiyanlara düşmanlık yok” tezi, Milli Mücadele’nin sadece silahla değil, uluslararası hukuk ve diplomasi dilini de kullanarak yürütüldüğünü ispatlamaktadır.
c. Lojistik Gerçekçilik: Metindeki telgraf trafikleri ve mühimmata el koyma vakaları, Havza Genelgesi’nin sadece teorik bir protesto metni olmadığını; askeri tahkimatı, milis örgütlenmesini ve mülki idari ağı (Müdafaa-i Hukuk şubelerini) yapılandıran kapsamlı bir ihtilal programı olduğunu göstermektedir.
Kaynakça
Faik Reşit Unat, “Mustafa Kemal Paşa’ya Dokuzuncu Ordu Kıtaatı Müfettişi Sıfatıyla Verilen Vazife ve Salahiyetlere Dair Bazı Vesikalar”, Mf. V. Tarih Vesikaları, Sayı: 12 (Nisan 1943), Cilt: III, s. 401-409
Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar I, ME Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1977, s. 239-242
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 79 (Mayıs 1981), Gnkur. Basımevi, Ankara, 1981, Belge No: 1731, s. 8-10
Zeki Sarıhan, Kurtuluş Savaş Günlüğü I (Açıklamalı Kronoloji) Mondros’tan Erzurum Kongresi’ne (30 Ekim 1918-22 Temmuz 1919), Türk Tarih Kurumu Yayınları, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1993, s. 275-319
Atatürk’ün Bütün Eserleri, Cilt: 2 (1915-1919), Kaynak Yayınları, İstanbul, 1999, s. 334
Milli Egemenlik Belgeleri, “Havza Genelgesi”, TBMM Kütüphane ve Arşiv Hizmetleri Başkanlığı, TBMM Basımevi, 2015, s. 6-8
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/768/Havza-Genelgesi

Milli Mücadele Hukukunun Kurucu Metinlerinden Biri: TBMM Şer’iye Encümeni’nin Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Milli Mücadele Hukukunun Direniş Bildirisi: TBMM’nin İslâm Âlemi’ne Beyannamesi (9 Mayıs 1920)

Havza Tamimi [Genelgesi] (28 Mayıs 1919)
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi3 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI
Türk Tarihi4 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi













