Türk Tarihi
TARİHİ HİKÂYELER: 1 FERMAN
Published
4 yıl agoon
By
drkemalkocak
FERMAN
Sanki bir tufandı. Gök delinmiş gibi fasılasız yağmurlar yağıyor ve bütün ordu Semlin’e doğru sel, çamur, sis ve bora içinde ilerliyordu. Belgrad-Şabaç yolu çökmüştü. Karanlık ormanlara, sarp yokuşlara, uçurumlu dağlara alışkın olmayan nakliye develeri, yedekçileriyle beraber kaybolmuşlardı. Zabitler bağırıyor, boru sesleri işitiliyor, atlar kişniyordu. Hatta padişahın otağı bile meydanda yoktu. Bu kısa yol, üç gündür bitip tükenemiyordu.
Konak yerine, yalnız sadrazamın çadırı kurulabilmişti. Padişah gerdûnesinin [saltanat arabasının] penceresinden kendi otağını göremeyince, etrafındaki ıslanmış, allı yeşilli, sırmalı esvablarıyla gözleri kamaştıran iri ve çevik muhafızlarına “Daha durmayacak mıyız?” dedi.
“… ”
Hiç kimse cevap vermedi. Herkes önüne bakıyor ve şakır şakır yağmur yağıyordu. İhtiyar padişah hastaydı. Fakat ayaklarındaki nakris sızılarını duymuyor, Kurban Bayramı namazını Semlin’de kılmayı düşünüyordu. Artık eskisi gibi ata binemiyor, hatta vezirleriyle istişare için bile gerdûnesinden çıkamıyordu.
Konak yerinde otağ-ı hümayunu görmeyen bütün ordu, asumani bir gazap karşısında dona kalmış; günahkâr bir cemaat gibi birdenbire sustu. Sesler, borular, uğultular, hatta atların kişnemesi bile kesildi. Yalnız yerlere ve çalılara düşen yağmur damlalarının şakırtısı duyuluyordu. Sadrazam ne yapmıştı? Ta İstanbul’ dan beri padişahtan bir konak ileri gidiyor, yolları düzeltiyor, otağ-ı hümayunu kurduruyordu. Bu onun vazifesiydi.
Fakat hangi otağ-ı hümayun?..
Yağmurun loş gölgeleri içinde, koca kavuğu ve uzun boyuyla Sokullu’nun, elleri önünde bağlı, gözleri yerde, yavaş yavaş gerdûneye yaklaştığı görüldü. Ulaklar açılarak yol veriyordu. Arkasından üç tuğlu vezirler de geliyordu. Kavuğundan sızan sular solgun yüzüne, sarı sakalına akıyordu. Som sırma perdenin yanına gelince “Padişahım, merhamet ediniz, kulunuzun çadırına teşrif buyurunuz” dedi.
“Bizim otağımız niçin yapılmadı?”
“Otağcılar fırtınadan yolu kaybetmişler. Konak yerine gelemediler, padişahım…”
“…”
“…”
Padişah bir şey söylemedi, perdenin gerisine çekildi. Yağmur durmuyor, daha ziyade şiddetleniyordu. Sokullu’nun işaretiyle, altın yaldızlı muhafız mızraklarının arasındaki murassa gerdûne hareket etti. Sakin ve ıslak vezirler, büyük kavuklarındaki parlak tuğları sallayarak, gözleri yerlerde, altın tekerleklerin yanı sıra yürüyorlardı. Çadırın önüne gelince, gerdûneden inen padişahın kollarına girdiler. Sırma perdeli kapıdan içeri soktular.
* * *
Hiç durmadan yağmur yağıyordu.
…İstanbul’ dan kırk dokuz günde Belgrad ‘a gelen yorgun ordu, yollarda birtakım haydutların taarruzuna uğramıştı. Yeniçeri ağası bunların takibine çıktı. Malkara Beyi, Evren Bey’ le birleşti. Hepsini saklandıkları kovuklarda tuttu. Konak boylarında astırdı. Bu takiplerde Dergâh-ı ali mensuplarından ve padişahın gözdelerinden pek genç bir kahraman olan Tosun Bey yine kendini gösterdi. Tek başına dağları, ormanları, mağaraları dolaştı. Beşer, onar rast geldiği eşkıyalarla tek başına vuruşarak hepsini yere serdi. Bütün ordu yolunu temizledi. Hiçbir yasakçı onun arkasından at süremiyor, kimse ona yetişemiyordu. İleri, geri, üç konağı birden gidiyor; uykusuzluk, yorgunluk nedir bilmiyordu. Dört sene evvel padişah, onu sipahiler arasında görmüş, güzelliğine, şeci tavırlarına meftun olarak maiyetine almış, kendisine birçok hizmetler vermiş, hatta bir sene içinde çavuşbaşılığa kadar çıkarmıştı. Henüz yirmi beş yaşındaydı. Gür siyah bıyıkları, şahin bakışlı iri ela gözleri, geniş ve kalın omuzları, levendane yürüyüşü, her göreni hayran ederdi. Muharebelerde, ayrı ayrı yerlerinden şimdiye kadar otuz yara almış ve ne kadar general kafalarını mızrağına takarak paşalara hediye etmişti… O, bütün ordu içinde rakipsiz bir cesaret, kahramanlık ve çabukluk en müzeci idi. İhtiyar Zal Mahmut’tan daha kuvvetli olduğunu herkes biliyordu. Kuş gibi uçar, yıldırım gibi seğirtir, arslan gibi atılır, kaplan gibi parçalardı. Sadrazam en tehlikeli işlere onu saldırır, büyük ve harikulade muvaffakiyetlerden sonra padişahın huzuruna sokar, ona iltifat ettirirdi. Kendilerinden başka yiğit olduğuna asla ihtimal vermeyen mağrur yeniçeriler bile önlerinden o geçerken kendilerini tutamazlar, galeyana gelirler, “Yaşa Tosun Bey! Seni hangi ana doğurdu! ” diye nara atarlardı.
Tek başına yaptığı şeyler dillere destandı. Muhasaradaki kalelere gece gizlice kurulan ince merdivenlerden çıkmış, yalınkılıç, tek başına, düşman arasına atılmış… Düşman ordugâhlarının görünmeden arkasından dolaşarak, cephanelerini ateşe vermiş… Esir olduğu vakit yüzlerce muhafızın arasından kurtularak, kendini beklerken öldürdüğü nöbetçilerin silahları ve atlarıyla dönmüştü. Herkes onu sever, herkes ona hürmet ederdi. Hatta vezirler bile… Çünkü Tosun Bey, bu cesaretiyle yakında beylerbeyi olacak, vezirlik için çok beklemeyecek, ihtimal… Evet, ihtimal daha sakalına kır düşmeden padişahın mührüne nail olacaktı. Hem cesur, hem fazıldı! Seferlerde sedefli curayla kahramanlık destanları söyler; sulh zamanında gayet çelebice hikmetlerle dolu gazeller, kasideler yazardı. Kılıç kabzasının nasırlattığı elinde, kalem yabancı durmuyordu. Halkın ağzında kendisine dair birçok efsaneler dolaşırdı. Babasının bir emektarı onu büyütmüştü; haksız yere kafası kesilmiş bir beyin oğlu idi.
Yağmur durmadan yağıyordu.
Konak, çamurlu ve bozuk bir yolun sağında kurulmuştu. Her taraftan seller akıyor, askerler sırayla yerlerine geliyorlar, çadırlar kuruluyor, kazanlar indiriliyor, ötede beride ateşler parlıyordu. Bu kalabalığın arasında Tosun Bey’ in al atıyla süzüldüğü görüldü. İki konak geriden orduya yetişmişti. Yol kenarında semeri devrilmiş bir katırı kaldıran yeniçerilere sordu:
“Otağ-ı hümayun nerede, ağalar?”
Yeniçeriler onu görünce doğruldular, hürmetle selamladılar. En yaşlıları cevap verdi : “Kurulmadı.”
“Efendimiz geri mi gitti?”
“Hayır.”
“Ya nerede? ”
“Sadrazam Paşa’nın çadırında.”
Tosun Bey durdu. Yeniçerinin yüzüne dikkatle baktı. Yeniden sordu: “Otağ-ı hümayun nerede kurulmuş?”
“Kurulmamış.”
“Niçin?”
“Kaybolmuş…”
“Ne?..”
“… ”
Yeniçeri sustu. Önüne baktı.
“Otağ-ı hümayun mu kaybolmuş?”
“Evet ...”
Tosun Bey fena halde hiddetlendi. Dişlerini sıktı. Otağ-ı hümayun nasıl kaybolurdu? Bunu havsalası almıyordu. Padişah, onca mukaddesti. Otağ, onun nazarında müteharrik bir Kâbe’ydi. Kâbe’si yıkılan bir mümin tehalükü ile ağır ve keskin mahmuzlarını atının karnına vurdu. Islak tuğlarıyla bayrak direkleri görünen sadrazam çadırına doğru saldırdı. Ama pek ileri gitmedi. Seğirdim ustaları yağmur içinde dolaşıyordu. Kendisini pek seven Kazasker Perviz Efendi’nin çadırını gördü. Yere atladı. Atını, koşan bir hizmetkâra verdi. Kahramanlık şiirlerini okuduğu Perviz Efendi, çadırın içinde ayaktaydı. Nişancı Eğri Abdizade Mahmut Çelebi’yle Şabaç Köprüsü’nün, Semendire Beylerbeyi Bayram tarafından nasıl yapıldığını konuşuyordu. Onun girdiğini görünce “Hayrola, Tosun Bey!” diye lafını kesti, Tosun Bey titriyordu. Kendine malik değildi:
“Otağ-ı hümayun kaybolmuş.”
“Evet oğlum.”
“Bu nasıl olur, efendi hazretleri?”
“Yolu şaşırmışlar belki… ”
“Sadrazam paşa bir konak önden gidiyor. Nasıl kaybetmiş?”
“…”
Perviz Efendi cevap vermedi. Mahmut Çelebi yağmurun, fırtınanın şiddetinden bahsetmek istedi. Tosun Bey coşuyordu. Açtı ağzını kapadı gözünü. . . Artık bu kadar kayıtsızlık olur muydu? Bu kulluğa yakışır mıydı? Hasta velinimet hiç düşünülmüyordu. Ya otağı suya kaptırdılarsa… Ya taht bulunmazsa… Daha İstanbul’dan çıkmazdan evvel bir çavuş gönderilerek Semlin’e mülakat için çağrılan Zigismond’u, padişah nerde huzuruna kabul edecekti? Bir parça yağmurdan yollarını şaşıran, dağılan orduya, padişah nasıl emniyet edecekti? Tosun Bey cesur adamlara mahsus o mütecaviz pervasızlıkla ağzına geleni söylüyordu.
“İki konak arasında bir otağa sahip olamayan adam, koca bir devleti nasıl idare eder?” dedi.
Bu çok ağır bir sualdi. Perviz Efendi, kalın halının üzerine serilmiş erguvani şiltesine çöktü. Mahmut Çelebi bu sözü hiç işitmemiş gibi davrandı. Durmadan yağan yağmurun sayısız ve asabi damlaları tıpır tıpır çadırın üstüne düşüyor, ordugâhın müphem uğultusu içinde, sanki hayali bir akının uzak ve muntazam ayak seslerini duyuruyordu.
* * *
Tosun Bey dışarı çıkınca, aceleyle adamlarını buldurdu. Atını değiştirdi. Kimseyle konuşmadan, tek başına, otağ-ı hümayunu aramaya çıktı. Hava gittikçe kararıyordu. Derin yarlardan, sel yarıklarından aştı. Taşan, köpüren derelerden geçti. Ormanlara dalan yollara girdi. Tepelere çıktı. Dört tarafa naralar savurdu. Sesinin boğuk akislerinden başka bir cevap alamadı. Gelen gece pek karanlıktı. Yağmur durmuyordu. “Sabah erkenden çıkar, bulurum” diyerek geri döndü. O kadar karanlıktı ki… Dizgini boş bırakıyor, geldiği yollardan atının sevk-i tabiisiyle dönebiliyordu.
Meşaleleriyle, ordugâh uzaklardan görünmeye başladı. Karanlığın, yağmurun, rüzgârın içinde at, adi adımlarla yürüyordu.
“Kimdir o?”
On adım ötede koyu bir karaltı belirdi. . .
“Yabancı değil…”
“Sen misin, Tosun Bey! ”
“Benim! ”
“Sadrazam Paşa Efendimiz sizi arattırıyor. Biz on sipahi, etrafa dağıldık.”
“Pekâlâ, gidelim.”
Ve karanlığın içinde Tosun Bey önde, sipahi arkada, ordugâha koştular. Meşaleleri, nöbetçileri, mehterleri geçtiler. Zaten hizmetkârlar, solaklar, çavuşlar yağmurun altında bekleşiyorlardı. Tosun Bey’i, sadrazamın yanına götürdüler. Paşa büyük şiltesine yaslanmış, uzun ve murassa çubuğunu çekiyordu. Karşısında Silahtar Cafer Ağa ile Nişancı Feridun Bey divan duruyordu.
“Oğlum Tosun,” dedi , “sana bir iş çıktı. Senin gibi at sürecek er yok. Bu ferman-ı hümayunu şimdi al. Koş, Niş’e götür… Oradaki Bey’e ver …”
Karşısında sırılsıklam divan duran Tosun Bey’e, öpüp başına koyduğu kırmızı bir keseyi uzattı. Tosun Bey, elleri bağlı, ilerledi. Eğildi. Keseyi aldı. Öptü. Başına koydu. Dışarı çıkarken Sadrazam:
“Haydi, arslanım, çabuk, yolun uğurlu olsun!” diyerek gülümsedi. Çadırın önünde mükemmel bir kır atın onu beklediğini gördü. Yağmur hâlâ eski şiddetiyle yağıyordu. Bindi. Karnı açtı. Üzengisini tutan hizmetkârlardan su istedi. Verdikleri çotrayı nihayetine kadar içti; ağır, keskin mahmuzlarını atın karnına vurdu. Ordugâhın kalabalığı, ışıkları, uğultusu arasından beş dakikada çıktı. Karanlığın, yağmurun, rüzgârın içinde dörtnala uzaklaştı. Kayboldu…
Ormanlardan, derelerden, köprülerden, tepelerden, uçurumlardan şimşek gibi geçti. Belgrad’da durmadı. Hemen atını değiştirdi. Azığını aldı. Yine yola atıldı. Hiç uyumuyor, yalnız düz yerlerde atı tırıs giderken, rüyasız ve uyanık bir uykuya dalıyordu. Gecelerden gündüze, yağmurlardan güneşe girdi. Haziran sıcaklarıyla esvapları kurudu. Kendi ve atı terledi. Akşamları serin rüzgârlara karışan bülbül sesleri işitti. Sabahları cıvıldayan tarlakuşlarının saklandığı ekin deryaları içinde yürüdü. Nihayet bir gece, pek uzaktan Niş’in aydınlıklarını gördü. Büyük bir çiftliğin önünden geçiyordu. İri ve azgın köpekler arkasından koşuyor ve havlıyorlardı. “Gün doğuncaya kadar şurada kalayım. Erken şehre girerim,” dedi ve çiftliğe saptı. Herkes gibi çiftliğin adamları da onu tanıyorlardı. Atını aldılar. Hürmetlerle yukarıya, kuleye çıkardılar.
“Ben biraz dinleneceğim. Gün doğmadan beni uyandırın!” emrini verdi.
Ne vakit olursa olsun, her gelen yolcuya yemek çıkarmak âdetti. Tosun Bey, “Hiçbir şey istemem. Bana biraz ayran getirin” dedi.
Getirip bıraktıkları testiyi dikti. Susuzluğu geçince sedire uzandı. Gözlerini kapadı. Fakat uyuyamadı. At üzerinde gelen uykusu, böyle hareketsiz kalınca kaçıyordu. İki tarafına döndü. Tolgasını çıkardı. Kılıç kemerini gevşetti.
…Tam dalacağı sırada birdenbire sıçradı. Göğsünün üzerine koyduğu ferman ateş almış yanıyordu. Elini götürdü. Hayır… Tuhaf bir rüya. Ferman yerinde duruyordu.
Biraz daldı.
Rüyasında, götürdüğü fermanın eriyerek kan olduğunu, sonra tufan dalgasının kırmızı alevler halinde bütün vücudunu sardığını görüyordu. Sıçradı, uyandı. Hiçbir tehlike karşısında intizamını bozmayan kalbi şimdi hızlı hızlı çarpıyordu. Doğruldu. “Hayırdır, inşallah. . . ” dedi. Oturdu. Bir şeyler okudu. Döndü. Üç defa sol tarafına tükürdü. Elini titreyerek fermana götürdü. Yerinde idi. Yavaşça tuttu ve gayr-i ihtiyari bir hareketle çekti. Ocağın üzerindeki kandilin titrek ve sönük aydınlığı içinde baktı. Üstüne sardığı çevreyi çıkardı. Bu kırmızı bir kese idi. Yanından balmumu ile mühürlenmişti. Dikkat etti, terden, yağmurdan ve hareketten bu mum mühür yerinden oynamıştı. Acaba içinde ne vardı? Dehşetle rüyasına giren bu ferman ne idi? Mutlaka inzibata dair bir emr-i şerif… Çünkü harp yukarıda idi. Haydutlar, cephane yahut yollar ve mekkâreler için bir şey olmak ihtimali vardı. Ama hayır. . . Bu mühim, pek mühim bir emirdi. Çünkü bilhassa kendisiyle gönderiliyordu.
Acaba ne idi?
Fermanı tekrar çevreye sardı. Koynuna koyacaktı. Fakat göğsünün görünmez bir cendere ile sıkıldığını duydu. Boğazı tıkandı. Sanki ferman sahiden ateş almış, vücudunu yakıyordu. Sönmez bir merak ateşi ruhunda tutuştu. Zaten işte mühür bozulmuştu. Açsa… Belli bile olmayacaktı. Başını salladı. Kendi kendine “Sakın, sakın! ” dedi.
İçinde tutuşan merak ateşi öldürücü bir sıtma gibi her yerini sarsıyordu. Hararetten yanan elleri, sanki kendi iradesiyle inat eden başka bir vücudun aza imiş gibi torbayı açtı. Üçe katlanmış kâğıdı çıkardı. Tosun Bey, iradesine isyan eden ellerinin cinayetinden titredi. Bir ferman açılabilir miydi? Fakat kımıldayamıyor, ellerine hükmedemiyordu. Zincire vurulmuş, hareketsiz yatarken, başkasının işlediği cinayeti karışmadan seyreder gibi, ellerinin hıyanetine bakakaldı. Kendisini dinlemeyen bu eller, fermanı da açtı. Tosun Bey az ışık veren kandilin ziyasıyla ancak gördüğü satırları okudu. Taş odanın beyaz duvarları, nakışlı tavan, halı örtülmüş döşeme etrafında dönmeye başladı. Deli oluyordu.
Cinayetten sonra kaçan katiller gibi elleri iki tarafına düştü. Açık ferman dizlerinin üstünde kaldı. ” … İşbu emr-i şerifimizin hamili devletimize vücudu muzır olan Tosun Bey kulumun da heman vürudunda başın kesesin ve şöyle bilesin ki…” Gözünü bu cümleden ayıramıyordu. Aşağısını okuyamadı. Demek, gece gündüz, hiç durmadan koşarak getirdiği, rüyasında vücudunu yakan bu kırmızı kese, kendi idam fermanıydı. Şaşkınlığı çok sürmedi. Belki elli defa ölümün pek yakından geçerek korkunç kanatlarını sürttüğü geniş ve parlak alnını tuttu. Arkasına dayandı. Sağındaki pencereden siyah ve dağınık bulutların geçişine baktı. Bir an öyle durdu. Derin bir nefesle göğsünü kabarttı. “Ama niçin? Ama niçin?” dedi.
Sadakatten, cesaretten, fedakârlıktan, harpten, hücumdan başka ne yapmıştı? Ta on beş yaşından beri… On senedir at sırtından inmiyordu. Bütün dünyayı dolaşıyor, en namdar kahramanların çekindikleri yere gözünü kırpmadan atılıyordu. Muhasaradaki burçların içine, yüzlerce zırhlı düşmanın arasına, tek başına yalın kılıç atıldığı zamanlar ölmediği halde, şimdi bir celladın, adi, köpek bir çingenenin satırı altında mı can verecekti? Maziyi hep birden düşünüyor ve kırılır gibi olan cesareti yavaş yavaş yerine geliyordu. Doğruldu. Ayağa kalktı. Ferman ve kese yere düştü.
“Ben kafamı kolay kolay vermem.” dedi. Pencereye yaklaştı. Siyah bulutlar daha hızlı geçiyor, tan yeri morlaşıyor, çiftliğin yanından akan küçük bir derenin hüzünlü ve hafif şırıltısı işitiliyordu. Bütün Rumeli, bütün Anadolu kendisini tanırdı. Anadolu’ya atlayınca hangi şehzadenin yanına gitse, muhabbetle kabul olunacağına emindi. On kişiye, yüz kişiye değil, icabında bin kişiye karşı koyabilecek bir cesareti vardı. Sonra kuvveti, mahareti, çevikliği… Bütün memlekette daha bir eşi yoktu. Bir kere Anadolu’ya kapağı atınca, ele geçmek imkânsızdı. İran’a, Turan’a kadar vura kıra gider, namına birçok şanlar, şerefler ilave ederdi… Tekrar kalbi “Ama niçin? Niçin?..” diye burkuldu. Hiçbir şey beklemiyordu. Aklına ancak mükâfat ve iltifat gelirdi. Böyle bir kelime… Asla… Acaba ne kabahat yapmıştı? Düşünüyor, düşünüyor, bir türlü kabahate benzer bir şey yaptığını hatırlamıyordu.
“Ah müzevirler! Allah’tan korkmaz bühtancılar…”
Kim bilir aleyhinde ne yalan uydurmuşlardı. Fakat… O, babası gibi celladın pis kılıcına bir koyun itaatiyle başını uzatmayacak, canını almaya gelenlerin canlarını alacak; kendi canı alınıncaya kadar, başkalarından can alacaktı…
“Vakit geçirmeyeyim” diye mırıldandı. Tolgasını başına geçirdi. Kılıcının kayışını, kuburluklarını sıkıştırdı. Yerdeki fermanla keseyi aldı. Yine gözüne “… devletimize vücudu muzır olan…” kelimeleri ilişti. Niçin onun vücudu devlete muzırdı? Böyle bir itham, canını devlet uğruna nezretmiş bir insan için ne acı bir tahkir, ne acı bir küfürdü… Yazıya dikkat etti. Acaba padişahın hattı mıydı? Silahtar Cafer Ağa’nın da olmak ihtimali vardı. Padişahla onun hattı, farksız derecede birbirine benzerdi. Fermanı katladı. Yine keseye soktu. Balmumunu hohladı. Mührü eski yerinden hafifçe yapıştırdı. Azrail’in kanadından kopma kanlı bir tüy kadar hafif olan bu müthiş bez içinde, işte hayatı duruyordu. Evirdi, çevirdi. Böyle… Bu müthiş şeye bakarken, yâdından hep eremediği muratları, müphem emelleri geçti. Bu dakikaya kadar ne mesuttu. Şan, şeref, şöhret, servet, debdebe içinde yaşıyordu. Padişahın en sevgili gözdesiydi. Gördüğü lütufları düşündü. Sipahilik zamanlarını hatırladı. Daha on beş yaşındayken bile kuvveti, şecaati görenleri şaşırtıyordu. Cirit oyunlarında, güreşlerde, mübarezelerde hep birinci geliyordu. Sonra… Kendini evinde büyüten, babasının eski emektarı ihtiyar Salih Ağa gözünün önüne geldi. İstanbul’dan çıkarken veda için elini öpmeye gittiği zaman, bu ihtiyarın verdiği nasihati işitir gibi oldu: “Padişah’ın emrinden dışarı çıkma. Canını istese ver. Düşünme. Dünyada olmasa bile ahrette mükâfatını görürsün…” Maziyi hatırlamaya devam edemedi. Ansızın bozulan bir saat gibi sanki dimağı durdu. Yalnız kulağından Salih Ağa’nın sesi çıkmıyordu: “Padişahın emrinden dışarı çıkma… ”
Hâlbuki… Hâlbuki… O, işte padişahın emrinden dışarı çıkıyor, hatta isyana hazırlanıyordu. Bu büyük ve şeni günahı yapmış gibi kalbinde heyecan ve nedametle karışık zehirli bir sızı duydu. Canını padişah ve devlet uğrunda vermeye ahdetmiş miydi? O halde bu canı kimden, nereye, niçin kaçıracaktı? Artık, birdenbire kuvvetlenmiş iradesinin hükmüne tabi demir elleriyle tuttuğu bu kırmızı keseyi kaldırdı. Dudaklarına dokundurdu. Sonra başına götürdü.
* * *
Güneş bulutlar içinden gizlice doğarken, doludizgin Niş’e girdi. Canlı bir yıldırım gibi, dar ve bozuk sokaklardan geçti. Beyin konağı önünde atından atladı. Kendisini tanıyan kapıcılar, sipahiler, askerler “Tosun Bey! Tosun Bey!” diye koşuştular. İki kanadı açık geniş kapının, ortasında bir fener sarkan beyaz badanalı kemeri altından, temiz ve zemini kara taş kaplı iç avluya ilerledi. Bağırdı: “Çabuk Bey’e haber verin, ferman var…”
Hizmetkârların arasından ayrılan uzun boylu kapıcıbaşı öne düştü. Onu taş merdivenlerden çıkardı. Bey, sabah namazını kılarak selamlığa çıkmış, rahat rahat çubuğunu çekiyor, mahmurluk keyfini yetiştiriyordu. Odasına ansızın Tosun Bey’in girdiğini görünce şaşaladı. Bu Bey, onun cesaret ve kahramanlığına meftun, ihtiyar, feleğin çemberinden geçmiş eski bir askerdi. Hemen ayağa kalktı. Kucakladı. Alnından öptü: “Safa geldin yiğidim, hayır haberler getirdin…”
Tosun Bey gülerek “Bir ferman-ı hümayun getirdim” dedi. Ve koynundan kırmızı keseyi çıkardı. Öptü. Başına koydu. Uzattı. İhtiyar Bey, bilhassa Tosun Bey’le gönderilen bu fermanın ehemmiyetini düşündü. Yorgun yüreği hopladı. Sarardı. Titrek, zayıf ve kıllı elleriyle bu keseyi aldı. Öptü. Başına koydu. Mumun bozukluğuna bile dikkat etmedi. Kopardı. Fermanı çıkardı. Açtı. Okudu. Uzun çubuğunun dayalı durduğu yüksek sedire yıkılıverdi. Karşısında Tosun Bey, bir eli kalçasında, dinç ve levent duruyor, gülümsüyordu. Zavallı ihtiyar ağlamaya başladı.
“Ne ağlıyorsun, Bey hazretleri? ”
İhtiyar inledi : “Bu fermanın ne yazdığını biliyor musun?”
“Biliyorum: Benim kafamın kesilmesini yazıyor…”
“… ”
İhtiyar bey, bütün memlekette kahramanlığı dillere destan olan bu al yanaklı, gür bıyıklı, dağ parçası, heybetli, cesur, güzel bahadıra ıslak gözleriyle uzun uzun baktı. Acaba niçin gazaba uğramıştı? Böyle bir arslanı, celladın eline vermek ne büyük bir insafsızlıktı. Hangi vicdan buna razı olurdu? Ak sakalına yakışmayan masum bir hıçkırıkla “Kabahatin ne?” diye sordu.
“Padişahım bilir. . . ”
“Ben senin basını kesmem, Tosun Bey. Şimdi affını yazacağım. Çifte tatar çıkaracağım. İstirhamım kabul olunmazsa kendi başımın kesilmesini isteyeceğim.”
“Hayır, Bey! Hayır… Padişahın emrinden dışarı çıkma. Başımı kes… Kestikten sonra affımı istirham et. Padişahım, kendi emri yerine geldikten sonra, ben kulunu affetsin.”
İhtiyar bey daha ziyade ağlıyor, hıçkırıyordu: “Ben senin gibi bir yiğide kıyamam. Ben seni kesemem. Elim dilim buna varmaz.”
“… ”
“Vallahi seni kesemem. . .”
“… ”
Yeni uyanmış erkek bir arslan sükûnuyla gülümseyen Tosun Bey’in parlak çehresi birdenbire karardı. Gür kaşları çatıldı. Şahin bakışlı iri ela gözleri açıldı. Nefret ve hiddetle kılıcını çekti.
“Padişahımın emrini yapmayan asilerin başını ben keserim!..” diye kükreyerek yumuşak kalpli, zayıf ve itaatsiz ihtiyarın üzerine yürüdü . Al çuhadan büyük kapı perdesinin arkasında gizli nöbet bekleyen silahlı hademeler koşuştular. Ve onu tuttular.
* * *
Yarım saat sonra:
Sırmalı resmi kavuğunu çıkararak başına mütevazı ibadet külahını geçirmiş olan ak sakallı bey, tenha odasında, seccadesine oturmuş, boynu bükük “Yasin” okurken, dışarıda mahzun ve belirsiz bir yağmur serpeliyor, iç avlunun siyah taşlarındaki taze ve sıcak kanlar üstüne, sahipleri görünmeyen samimi gözyaşları gibi damlıyordu.
[Ömer Seyfettin, “Ferman”, Yeni Mecmua, Cilt:1, Sayı:7 (23 Ağustos 1917), Hilal Matbaası, İstanbul, 1917, s. 136-140]
You may like
Türkler ve Zaferleri
ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ
Published
3 gün agoon
Eylül 11, 2026By
drkemalkocak
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’nin 14 Eylül 1921 tarih ve 292 nolu nüshasında yayımlanan 13 Eylül 1921 tarihli resmi tebliğde [duyuruda], Sakarya Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı ve Yunan ordusunun Sakarya’nın batısına atıldığı bildirilmiştir. Bu tebliğ ile “Sakarya Zaferi” resmen ilan edilmiştir.
Ordumuzun kazandığı zafer, Ankara başta olmak üzere yurdumuzun muhtelif [Cide, Keskin, Van, Pozantı, Düzce, Mardin, Erzincan, Iğdır, Mecidiye, Boğazlıyan, Midyat, Ilgın, Sungurlu, Eğin, Çarsancak, Yabanabad, Kulp, Çarşamba, Zile, Bolu, Hacıbektaş, Zağfiranbolu, İnebolu, Gümüşhacıköy, Erbaa, Kengırı, Kadıköy, Hakkâri/Başkale, Adana/Kars, Konya, Kastamonu, Akşehir, Göksun] yerlerinde kutlanmıştır. Aşağıda, Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi’ne gönderilen telgraflardan, Sakarya Zaferi’nin adı geçen yerleşim birimlerinde kutlanışına ait haberleri içeren haberler/metinler sunulmuştur. Görseller, metni açıklayıcı, destekleyici ve tamamlayıcı unsur olarak tarafımızdan eklenmiştir.
RESMİ TEBLİĞ
13-9-[13]37-[1921] tarihli resmi tebliğdir: 12 Eylül’de Beylikköprü mıntıkasındaki düşman aleyhine tevcih edilenmukabil [karşı] taarruzumuz sabaha kadar bütün gece süngü ve bomba muharebesi halinde devam etmiş ve mücavir kıtaatın ricatini himaye için tutunmak isteyen iki düşman fırkası yüzlerce maktul verdirilerek perişan bir surette Sakarya’ya atılmıştır. Bu anda kâmilen Sakarya garbine tard edilmiş [sürülmüş]olan düşman ordusu kıtaatımız tarafından takip edilmektedir. Düşmanın gerilerine daha birkaç gün evvelden tevcih olunan [yöneltilen]süvari ve sebükbâr [hafif]piyade fırkalarımızdan biri Sivrihisar cenubu yakınlarında düşmanın bir iki taburluk kuvvetini dağıtarak üç tayyare, dört otomobil ve malzeme-i saire iğtinam eylemiştir [ganimet almıştır]. [1]
***
ANADOLU’DA SAKARYA ZAFERİ’Nİ KUTLAMA ŞENLİKLERİ
***
Memleketin istiklal ve mevcudiyetini kurtaran ordumuzun daha büyük zaferlere doğru yürümesi için her tarafta dualar edilmekte ve elde ettiğimiz muvaffakiyet [başarı] için icray-ı şadmanı [sevinç gösterileri] olunmaktadır.
—***—

Anadolu’da Emsalsiz Zafer Şenlikleri
Birçok yerlerde muzafferiyetimiz haftalarca tesit edilmiş [kutlanmış] ve büyük fener alayları tertip edilmiştir [düzenlenmiştir]. Bu münasebetle matbaamıza yüzlerce telgraf gelmiştir.
Cide’de Resm-i Tebrik ve Dua
Cide-Sakarya muzafferiyeti Cide’de umumun iştirakiyle [halkın katılımıyla] tesit [kutlama], resm-i tebrik icra ve nutuklar teati edilmiş [karşılıklı nutuklar söylenmiş], her taraf donatılarak devam-ı zaferimize dualar olunmuştur.
Cide Kaymakamı: Durmuş, Belediye Reisi: Hüseyin, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hamza
Keskin’de Şenlikler ve Şeref Bey’in Nutku
Keskin-Sakarya muzafferiyeti burada büyük merasim ve şenlikler içinde tesit ediliyor [kutlanıyor]. Bütün kasaba bayraklarla donatılmış, fener alayları tertip edilmiştir. Akdedilen [yapılan] içtimada [toplantıda] mektep efendileri tarafından okunan vatanperverane [vatansevere yakışır] nutuk ve manzumeleri müteakip Mebus Şeref Bey tarafından beliğ [düzgün] ve müheyyiç [heyecan veren] bir hitabe irat edilmiştir [söylenmiştir]. Ordunun zaferini tebrik ve devamını temenni ederiz.
Van’da Bir Hafta Şenlik
Van-Bir haftadan beri devam eden zafer şenlikleri bugün nihayet bulmuştur.
Belediye Reisi: Hacı Osman
Pozantı’da Şenlik Devam Ediyor
Pozantı-Ordumuz tarafından alçak Yunan ordusunun mağlup edilerek pek perişan bir surette firar etmekte olduğu haberi Pozantı’da mukim [oturan] Adana halkını fevkalade mesrur etmiş [sevindirmiş] ve çoktan beri intizar edilen [beklenilen] bu bayram münasebetiyle her taraf bayraklar ve çiçekler ile tezyin [süslenmiş] ve gece fener alayları tertip edilmek [düzenlenmek] suretiyle tesit edilmiştir [kutlanmıştır]. Elan [şu anda] halkın nümayişleri [gösterileri] devam etmekte ve bir taraftan da Müdafaa-i Hukuk Heyeti Merkeziyetinde gönüllü kaydıyla meşgul olmakta, herkes sefil düşmanı kovalamak için müsabaka edercesine gönüllü kaydedilmektedir.
Düzce’de Köylerde Üç Gün Üç Gece Şenlik
Düzce-Tarih-i millimizin kahramanlık faslına altın kalem ile nakşına seza [uygun] olan Sakarya Meydan Harbinde şanlı ordumuzun istihsal ettiği son muzafferiyet haberi Düzce ahalisini meserretlere gark etmiş, üç günden beri merkez kaza ve köylerden yapılan fevkalade ihtifalat [törenler] ve tezahüratın [gösterilerin] elan devam etmekte olduğu maruzdur [arzolunur].
Kaymakam: Hurşit
Mardin’de Fevkalade Sürur
Mardin-Kahraman ordumuzun azm-i haydpesendanesiyle [takdir edilen kararlılığı ile] girmiş olduğu mücahede-i milliyede [milli harpte] muvaffak olarak lain [nefret edilen, istenilmeyen] düşmanlarımızı muzmahil [çökmüş] bir derecede makhur etmesi [bozguna uğratması] Mardin muhitini pek yüksek ali bir şaşaa ile dalgalandırdı. Müessesat-ı resmiye [resmi dairelerde] ve mahafil-i umumiyede [genel toplantı yerlerinde] icray-ı şadmani kılınmış [sevinç gösterilmiş] ve makamat-ı diniyeyede de büyük mikyaslarda [ölçeklerde] eddua-ı müessire kıraat [dualar edilmiş] ve Buhar-i şerif tilavetiyle [okunmasıyla] ordunun bir kat daha muvaffakiyeti Cenab-ı Hakk’tan niyaz edilmiştir.
Belediye Reisi: Kasım
Erzincan’dan Selam ve Şükran
Erzincan-Fedakâr ve kahraman ordumuzun kazandığı zaferden dolayı Erzincan halkının şükranını ilan lütfunda bulunulmasını rica ederiz.
Müftü: Mehmet, Belediye Reisi: Rıza, Müdafaa-i Milliye Reisi: Sami
Iğdır’ın Zafer Şerefine Şühedamıza Teberru
Iğdır-Kahraman ordumuzun Garp Cephesindeki muzafferiyet-i azimesi [büyük zaferi] ufak köylere kadar tebşir [müjde] ve tesit [kutlama] ve bu münasebetle kıymettar kanlarını döken çiğerparelerini biz amcalarına vedia [emanet] ile bu mukaddes uğurda feday-ı can eyleyen [canını veren] muhterem şühedamız [şehitlerimiz] eytamına [yetimlerine] on birinci fırka umera ve zabitanıyla memurini mahalliye [mahalli memurlar] ve eşraf-ı belde [belde ileri gelenleri] tarafından elli küsur bin kuruş defaten teberru edilmiş [bağışlanmış], kaza kaymakamı Bekir Sıdkı Bey harbin devam-ı müddetçe maaşından şehri [aylık] bin kuruşun tesviyesini [ödenmesini] taahhüt eylemiştir.
Iğdır Müdafaa-i Hukuk ve Belediye Reisi: Paşa
Mecidiye Zaferi Kurbanlar İle Tesit Etti
Mecidiye-Adi ve sefil düşmana şehametimizin muttali olan Sakarya vadilerinde indirilen kahir darbeden dolayı sevgili ordumuzun kumandan ve efradına arz-ı şükran eder ve tevali edecek darbelerle an-karip mülk ve milletimizin halası için kurbanlar zebhiyle dualarda bulunduğumuzu arz eyleriz.
Belediye Reisi: Mehmet
Boğazlıyan Zaferin Temadisini İstiyor
Boğazlıyan-Kahraman ve gazi ordumuzun mütevali muzafferiyetini tebşir eden yeni telgraflar kazamızda pek amik bir tufan-ı sürur husule getirdi. Bugün bütün halkın iştirakiyle hükumet konağı önünde akdedilen büyük mitingte davay-ı milliyemizin sonuna kadar maddi ve manevi fedakârlığımızda sebat ve devama karar verildiğinin, tebrikat ve teşekkürat-ı bipayanımızın muzafferiyetimize terdifen Başkumandan-ı muazzamımız Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine iblağına tavassutlarını rica ederiz.
Kaymakam: Faik, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Said, Ulemadan: Abdullah, Eşraftan: Derviş
Haber-i Zafer Aşiretlerimize Kadar Gitti
Midyat-Âlem-i İslam’ın son ümit ve istinatgâhı bulunan milletimizi ezmek ve vatanımızı parçalamak maksadıyla düşmanlarımızın sevgili Anadolu’muza tasallut ettikleri Yunan sürülerinin bu kere de kahraman ve muzaffer ordumuzun ebat ve savlet-i kahramananesi karşısısnda ricat ve her taraftan şiddetle takip edilmekte olduğu beşaretinden umum kaza halkı ve aşairi müsteğrek süruru ve şadıman olarak ordumuzun temadi ve tevali-i muzafferiyetine dualar edilmekte olduğunu arz ile beyan-ı tebrikat eyleriz.
Midyat Belediye Reisi: Rüşdi, Kaymakam: Rauf
Ilgın’da Şevk ve Sürur
Ilgın-Anavatana saldıran hain düşmanın şanlı ordumuzun şehameti önünde kati bir inhizam ve mağlubiyete uğrayarak her taraftan kahkari bir surette ricat etmeye başladığı haber-i beşareti kazamız vasıl oldu. Bu şanlı muvaffakiyetin ilanı halkta birkaç günden beri mevcut olan hiss-i sürur ve memnuniyeti bir kat daha tezyit ve teheyyüç etti. Haberin ilanından beri hâsıl olan şevk ve şadımanı-i umumi belediye meydanında yapılan bir içtima-ı umumiyede mekatib-i talebe ve talebatının iştirakiyle son derece vasıl olmuş ve ecdadının varis-i celadet ve satveti olduğunu bu defa da ispat eyleyen ordumuzun tevali-i muvaffakiyetine dualar edilmiş ve elyevm sürur-ı umumi devam etmekte bulunmuş olduğu gibi akşam da fener alayları tertip ve sokaklar gezilerek icray-ı şadmani edileceği ve aynı zamanda cevami-i şerifede şehit kardeşlerimizin ervahlarına ithaf edilmek üzere mevlid-i şerifler tilvaet olunduğu maruzdur.
Ilgın Belediye Reisi: Ali, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet Ali
Sungurlu’da Şenlikler ve Kurban
Sungurlu– Sakarya Meydan Muharebesi’nde kahraman ordumuzun ihraz ettiği parlak ve kati muzafferiyet bütün memleketi büyüyk bir süruru ve heyecan içinde bıraktı. Muzafferiyet haberinin derhal şüyu üzerine civar karyelerden bile koşup gelen binlerce ahalinin iştirakiyle hükumet meydanında akdedilen içtimalarda kahraman ordumuzun fedakârlığı heyecan ve şükranlarla tebcil ve takdis edildi. Kurbanlar kesildi. Yirmi otuz günden beri ümitlerle meşbu olarak geçen heyecanlı saatlerin bu haklı mükâfatı karşısında memleket elan derin meserretler içindedir. Ordu namına vuku bulan teberruat mühim yekûnlara baliğ olmuştur.
Belediye Reisi: Hacı Osman, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Sadık
Eğin-Lain düşmanlarımızın mağlup ve ricat-ı kahkarabeye mecbur edildiğini bu sabah istibşar eden bilumum Eğin ahalisi müsteğrek nesim-i iman sürur oldu. Sabahtan beri şevk ve şadi tezayit etmekte ve öğle namazı cemaat-ı kübra ile camii-i kebirde badeleda mevlid-i şerif ve ayat-ı kerime tilvaet ve meşviyatı şühedamızın ervahına ithaf ve kurbanlar zebh ve biltefa teali min karip muzafferiyet-i katiyeye nailiyet ve düşmanlarımızın bakiyesinin de İzmir körfezinde gark edilmeleri duasını kabulgah-ı ahadiyet-i alaya isal olunmaktadır. Başta pek muazzez ve muhterem Başkumandanımız ile ordumuzun bilcümle erkan-ı umera ve zabitanına ve efradına arz-ı tebrikat ve hürmetler eyleriz. Ferman
Kaymakam: Abdullah, Belediye Reisi: İsmail, Müdafaa-i Milliye Reisi: Emin
Çarsancak’tan Samimi Temenni
Çarsancak-Aday-ı dinin mevcudiyetimizi imhaya olan azim ve kararına karşı ilay-ı din ve temin-i mevcudiyetimiz uğrunda açılan bu cihad-ı muazzamada inayet-i Hakk’la ve imdad-ı ruhani-i peygamber ile harikalar gösteren ve ecdad-ı azimemizin öz ahfadı olduğunu Sakarya Meydan Muharebesi’yle de bu kere ispat eden şeci ve azimkâr ordumuzun rehakâr kumandan ve muhterem zabitanı ile efradına teşekkür ederiz. Düşmanın pay-ı mülevvesinden mübarek vatanımızın tamamen tathirine muvaffak olunmasını dua etmekteyiz. Yaşasın millet, yaşasın ordu muhterem kumandan ve zabitanı, yaşa ey münci-i millet Mustafa Kemal Paşa!
Çarsancak Belediye Reisi: Lütfi-i Ağazade, Müftü: Mehmet, Eşraftan: Necip
Yabanabad Kasemi
Yabanaabad-Sakarya vadisinde Haymana çölünde dört bin yıllık tarihi mevcudiyet-i milliye ve diniyesini garbın en son vesait-i harbiyesiyle mücehhez bişuur cani hasmına karşı layık bir şehamet-i cengaverane ile müdafaa ve zafere isal eyleyen Türk milletine ve bizlere nefh-i hayat eden umumi seferberlik ilanı yediden yetmişe kadar evlad-ı vatanı hazırlattırdı. Sabırsızlıkla bir işaretinizi bekliyoruz. Düşman ve bütün bizim varlığımıza göz diken gizli ve aşikâr düşmanlar Anadolu’dan çekilmedikten sonra baltalarımız omuzdan inmeyecek, keskin tırnaklarımız kesilmeyecektir. İleri işaretinizi bekleyen biz Yabanabadlılar muzaffer ve halaskar ordumuzun kumandanlarına, neferlerine tazimkar selmlar ve hürmetler ithaf ile kumandan-ı azimimiz Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine bir iman-ı kâmil ile rapt-ı kalp etmiş olduğumuz halde amal-ı mukaddese-i milliyemiz uğrunda efnay-ı hayat etmeye ve bütün varımızı fedaya amade olduğumuzu maal-kasem arz eyleriz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mesut, Müftü: Abdullah Tevfik, Belediye Reisi Mehmet [2]
Kulp’ta Miting ve Dua
Bayezid-İstiklal-i milli uğrunda büyük bir azim ve iman ile mücahedat-ı diniyede bulunan ordumuzun muzafferiyeti münasebetiyle ahali-i mahalliyenin içtimaıyla akd edilen mitingte kahraman ordumuzun saadetine dualar edildiği ve her türlü fedakârlıktan geri durmamayı kararlaştırdıkları Kulp Kaymakamlığından bildirilmiştir.
Mutasarrıf Mehmed Sabri
Çarşamba Tevali-i Zafer İçin Her Fedakârlığa Amade
Çarşamba-Şanlı ordumuzun düşmanı kâmilen mağlup eylediğini mübeşşir telgraf üzerine payansız hamd ve şükür eyledik. Bu neşe ile Belediye Meydanında mektep talebe ve talebatı saff-ı beste-i ihtiram olarak kaymakam, ruesay-ı memurin-i belediye, müdafaa-i hukuk reisleriyle şeref-i memleket ahali-i belediye hazır oldukları halde müftü efendinin beliğ duasından sonra mektep talebe ve talebatı taraflarından okunan nutukları müteakip müdafaa-i hukuk reisi tarafından Başkumandanımıza ve efrad-ı şecaatine yirmi bir günlük kahramanane müdafaalarını tebcilen nutuklar söylemiş ve bugün dahi mevlid-i şerif kıraat ettirilerek ervah-ı şehidaya ithaf olunmuştur. Biz Çarşanbalılar her an harbe ait hususatın ikmal ve … hususunda gece gündüz çalışıyoruz. Cenab-ı Hakk’tan ancak tazarrumuz akur düşmanın tek neferine kadar vatanımızdan tar ve istiklalimizi tamamen muhafazasını ister ve tevali-i muzafferiyetimizin tecellisini bekleriz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Mehmet, Belediye Reisi: Hasan
Zile Baştan Başa Donatıldı
Zile-Sakarya muzafferiyeti haberi Zile muhitinde pek azim sevinç tevlid ederek şehir baştanbaşa donatılmış ve sürur ve şadmanı izhar edilmekte bulunmuştur. Şüheday-ı muhteremin ervahına ithaf edilmek üzere bugün Camii-i Kebir’de hatm-i şefif tilavet ve mevlid-i nebevi kıraat olunmuş ve namazı müteakip bargâh-ı ilahiden tazarruatta bulunulmuştur.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hilmi
Bolu Kazalarında Üç Gün Şenlik
Bolu-Sakarya Meydan Muharebesinde şanlı ordumuzun istihsal eylediği zafer dolayısıyla Düze kasaba ve kurasında üç gündür ihtifalat [törenler] ve tezahürat [gösteriler] fevkalade devam etmekte ve diğer kazalarda da aynı tezahürat-ı meserretkarane [sevinç gösterileri] temadi eylemektedir.
Bolu Mutasarrıfı: Muhyiddin
Hacı Bektaş Dergâh-ı Şerifinde Dualar
Hacı Bektaş-Eylül’ün dokuzuncu günü Hacı Bektaş Veli Hazretleri Dergahı Şerifinde salatı cumanın edasını müteakip içtima eyleyen babakan ve dervişan istiklal-i millinin ve vatanın istihsali uğrunda düşmanla azimkarane mücahede ve muharebe eden millet ordusunun gayur kumandanlarına fedakar zabitan ve kahraman efradına selam ve dualarının iblağı rica ve temennisinde bulundukları ve içtimada hazır bulunan Kars Mebusu Muhteremi Fahreddin Bey tarafından irad olunan nutukta Büyük Millet Meclisi Hükumetinin Misak-ı Milli dairesindeki programı hedef ittihaz olunarak alçak düşmanın suret-i katiyede tepelenmesi suretiyle mukaddes vatanımızın mülevves ayaklardan tathiri için ordunun karar-ı katiyesi hakkında ve neticenin de pek karib olduğuna dair izahat-ı müessire ve beyanatta bulunması üzerine umum ahali Misak-ı Milli dairesindeki maksat ve gayeye vusule değin devam edecek mücahede-i milliyede her türlü fedakarlığa muhya bulunduklarının Büyük Millet Meclisi Riyasetine arzını istirham eyledikleri ve İslamiyet namına harp eden ordumuzun muzafferiyeti hakkında Postnişin Şeyh Hasan Efendi tarafından müessir bir dua ile içtima nihayet bulmuştur.
Hacı Bektaş Müdürü: Halid
Zağfiranbolu Seferberliği Sürurla Karşıladı
Zağfiranbolu-Kazamızda umumi seferberlik ilan merasimi bugün hükumet havlusunda binlerce halk muvacehesinde yapıldı. Ordumuzun mütevali zaferlerinden bipayan bir hiss-i sürurla mütehassıs olan halk umumi seferberlik emrini de bir hiss-i şükür ile telakki etmiştir. Ordumuzun başında ve kudret-i milliyemizin bir timsal mübecceli bulunan zat-ı sami-i kumandanları olduğunuzu halde düşmanı vatanımızın harim-i ismetinden tamamen ve kâmilen imhaya matuf olan azm-i hüdapesendanelerine bütün mevcudiyetimizle müzahir olmak hususunda ahd ü misakı bu vesile-i hasene ile de tekrar teyid eylediğimizi arz ve bu maksad-ı mübeccelin uğrunda her dakika irade-i samileirne intizar eyleriz, ferman.
Kaymakam: Hasan, Müdafaa-i Hukuk Reisi: Ali, Belediye Reisi: Zühtü
İnebolu’nun Mitingi Selam ve Hediyeleri
İnebolu-Fedakâr ordumuzun Türklük tarihine ebedi bir sahife-i şehamet ve şeref ilave eden Sakarya muzafferiyeti haberi hükumeti-i milliyemize layezel bir itimad ve hürmetle merbut olan İnebolu halkı üzerinde büyük süruru ve mefharet husule getirerek geceli gündüzlü devam eden nümayişler ve vatanperverane içtimalarda hükumet-i milliyemize karşı en derin hissiyat ve hürmet ve tazimleri ve fedakâr ordumuz hakkındaki takdir ve sitayişlerini izhar ve milli ordumuza tevdi olunmak üzere dört bin paket sigara itası suretiyle bu hislerini teyid etmişler ve bu hediyelerine en büyük tebriklerini terdif eylemişlerdir.
Kaymakam: Hakkı
Sakarya Zaferi münasebetiyle 14 Eylül 37 Çarşamba günü icra kılınan miting mukarreratıdır:
- Muzaffer ve şanlı ordumuzun mukaddes gazasını tebrik ve bütün mevcudiyet ve samimiyetimizle arz-ı şükran ederiz.
- Namert alçak düşmanın mülevves ayağı pak topraklarımızdan atılıncaya kadar malen ve son efradımıza kadar bedenen fedakârlığa her an amade olduğumuzu arz eyleriz.
Müftü: Hamdi, Belediye Reisi: Hasan Kâşif
Gümüşhacıköy’de
Gümüşhacıköy-Ordumuzun muzafferiyet-i azimesi münasebetiyle bugün merkez kazada köylü kasabalı binlerce halkın ve memurin-i mülkiye ve askeriyenin ve mektepler talebe ve talebatının iştirakiyle hükumet meydanında mühim bir içtima akdedilerek vatanperverane nutuklar iradiyle pek büyük tezahürat yapılmış ve kıymetli ordumuza malen ve bedenen her türlü fedakârlığı ihtiyar edeceklerine ve hatta düşmanı mukaddes topraklardan tard edinceye kadar mücahedatta bulunacaklarına ahd ü peyman edilmiştir.
Gümüş[hacıköy] Kaymakamı: Rasim
Erbaa’nın Selam ve Teşekkürü
Erbaa-İhraz eylediğimiz zaferden dolayı, kazamız halkı düşmanımızı kâmilen imha ile tam bir hayat-ı istiklale nail olmadıkça bir fert kalıncaya kadar azim ve kararından tekevvül etmemek hakkındaki Misak-ı Milli’yi bu kere de teyid ve takviye eylediler. Necip ordumuza muhitimizin har ü samimi selam ve ihtiramlarının iblağı için Başkumandanımızın tavassutları istirham edilmiştir ve amal-ı mukaddese-i milliyemizin kariben saha-i muvaffakiyete iktiranını dergâh-ı kibriyadan niyaz eyleriz.
Erbaa Müdafaa-i Hukuk Reisi: Âlim
Kengırı’da Tezahürat ve Mevlid-i Şerif
Kengırı-Cenab-ı Hakk’a yüz binlerce şükürler olsun hayli vakitten beri devam eden Sakarya Meydan Muharebesinde delaveran askeriyemizin mazhar-ı tevkifat-ı samdani olarak ihrazz-ı muzafferiyet eylediği haber-i beşaret eseri üzerine bilumum ahali ve mekatib-i iptidaiye şakirdan ve depo alayı efradı dün gece fener alayı teşkil ve önlerinde davulları çalınmak ve mahallatı dolaşmak suretiyle ta besbah ialn-ı şadmani ve sürur kıldığı gibi bugün dahi öğle namazını müteakip Cami-i Kebir’de ervah-ı şühedaya ithaf ve ruh-ı risaletpenahiden muzafferiyet namına istimdat kılınmak üzere Mevlid-i Şerif kıraat ve hatm-i şerif tilavet edilmiş ve müteakiben Cami-i Şerfi havlusunda bilumum memurin ve ulema ve eşraf ve binlerce ahali-i memleket biliçtima depo alayı umera ve zabitan ve efradı saf beste-i ihtiram oldukları halde umumen ve pek avaz olarak tekbir ve tehlil-i havan oldukları halde kurbanlar zebh ve orduy-ı milliyemizin temadi-i muzafferiyet ve satveti ve ahd-ı karipte ihdiftah edilen gayeye vusul ve muvaffakiyeti için duahan hoca Bekir Efendi tarafından bir dua beliğ ve müessir tilavet olunarak dağılmışlardır. [3]
Bir Nahiyemizin Büyük Kalpliliği
Kadıköy-Biz, melun düşmanların şimdiye kadar esiri değil hâkim olarak yaşadık. Canavarcasına kesilen kardeşlerimizin ve vahşiyane namusları hetk edilen hemşehrilerimizin intikamını alacağız. Kahraman ordumuzun muvaffakiyetine imanımız katidir. Esir yurdumuzu kurtarmak için on beş günden beri ulemamız tarafından Buhari-i Şerif ve Hatm-i Şerif tilavet ediliyor. Ve evvelki gün de Cuma namazından evvel nahiye ve kura halkı ellerinde sancaklar ve ağızlarında tekbirlerle asri çınarın altında Cami-i Şerifte kalplerimiz tekrimize [saygı göstermemize] döndü ve peygamberimiziden istimdat etti. Ulemamızdan Hafız Ali Efendi bu mukaddes cihadın ve farziyeti edilecek fedakârlığı sayis bir lisanla bildirdi. Nahiyemiz müdürü Burhaneddin Beyin ümitli ve heyecanlı nutku halkı gözyaşları içinde bıraktı. Malen bedenen mücadeleye devam edeceğimize ahd ü peyman ettik. Bu zaferleri kazanan arslan ordularımıza kahraman kumandanlarıyla Gazanfer efradı selam ve teşekkürlerimizin iblağına delalet buyurulmasını rica ederiz. Hilal-i Ahmer kadın ve erkek şubelerinin resm-i küşadı bu cemiyet-i muallada icra edildi. Cephede şehit düşen kahramanların ruhlarına mevlid-i şerif kıraatından sonra ulemadan Yahya Efendi tarafından beliğ bir zafer duası okundu. Her gün de istiklal ordularının zaferine dua etmekteyiz.
Müdafaa-i Hukuk Reisi: Hacı Osman, Belediye Reisi: Mehmet
Hakkâri’nin Ordumuza Hitabesi
Başkale-Şanlı ve kahraman ordumuz, mert oğlu mert Müslüman Türk evladı, İslam’ın ve İslamiyet’in mert ve yiğit bekçisi, namus ve ismetin yegâne müdafi, Kur’an ve imanın haris ve hamisi olan Türk yavrusu, şarktaki Kürt din kardeşin sana yalvararak diyor ki: Dinimizi, namus-ı istiklalimizi, hürriyetimizi ve mukaddes topraklarımızı elimizden almak, İslamiyet’i boğmak isteyen namert düşmana karşı merdane sebat ve mukavemet ettiğini işittikçe bizler Hakk’tan sana zafer diliyoruz. Allah’ın inayeti, peygamberin ruhaniyeti seninledir. İslamiyet’in hayatı senin süngünün ucundadır. Yürü üç yüz elli milyon Müslüman Hakk’tan ve süngünden medet bekliyor. Sen düşmana bir adım attıkça ervah-ı enbiya ve şüheda şad ve handan oluyor. Başlarında peygamberi zişan bulunan şühedamız sana emrediyor: Yürü düşmana saldır, zafer ve cennet-i ala ve hak senindir. İslamiyet’in zafer ve necatı senin muvaffakiyetine bağlıdır. Yürü Kur’an-ı Kerim sabır ve sebat edenlere fevz ve Nusret tebşir ediyor. Yürü Kur’an-ı Kerim’i yeryüzünden kaldırmak isteyenleri kahretmeye. Yürü ey İslam’ın gözbebeği, şanlı ordumuz yürü. Mertler bütün sana duacıdır yürü.
Hakkâri Livası Ahalisi namına Belediye Reisi vekili: Nevruz
Kars’taki Zafer İçtimaları
Kars (Adana)-Çelikten sağlam azim ve imanıyla mücehhez ordumuzun bütün cephelerde melun ve alçak Yunan’ın akurane taarruzlarını def ve tard eylemesi ve bu haliyle bırakmayıp pek yakında Yunan sürülerini şöyle mahvetmek suretiyle zafer-i katiyi bir kere daha istihsal edeceğine kanaat-ı tamme hâsıl edilmesi dolayısıyla binlerce halk hükumette toplanarak mübarek ve mübeccel Türk bayrağını tepelemek hülyasıyla teşvik ibramıyla ortaya atılan Yunanlıların tamamen tepelenmesi ve mübarek topraklarımızın bunlardan tathiri için hükumetin ordunun emrine yoluna bütün memaliklerini vermeye ve kanlarının son damlasına kadar çalışmaya amade bulunduklarını beyan ve kahraman askerlerimize ve intizam ve tertibatıyla şube cihana harikalar göstermek suretiyle milletin ebedi minnet ve şükranını kazanan büyük ve küçük zabitanımıza selamlarını hürmetlerini iblağ ettiler ve bu vesile ile temadi-i zaferlerine dua eylemektedir.
Kars Zülkadriye Kazası Belediye Reisi: Hilmi Halil [4]
Konya’da
Zafer haberi fevkalade şenlikler icray-ı suretiyle tesit edilmiş ve pek çok vatandaşımız gönüllü kaydedilmiştir.
Konya refiklerimiz, ordumuzun zafer haberi üzerine icra edilen şenlikler hakkında sütunlar ile tafsilat veriyorlar. Konya, Sakarya Zaferi’ni pek mutena bir surette tesit eylemiştir. Haber-i zafer gece yarısı gelmiş ve halk sabah ezanından iki saat evvel mızıka sesleri ile haberdar edilmiştir.
Askeri mızıka, karargâhtan şehre ve mekteb-i sanayi mızıkası da mektepten karargâha doğru hareket etmiş ve Vali Galip Paşa’nın evi önünde birleşerek hükumet meydanına gelmiştir. Daha sabah olmadığı halde mızıkaların zaman telakkisinden itibaren geçen kısa bir müddet ve mesafe dâhilinde halk hükumet meydanını doldurmuş ve belediye dairesi önünde (Yaşasın belediyemiz!) diye bağırmışlardır. İdadi-i ve rüşdi-i askeri ve sanayi mektepleriyle sair bazı mekatip talebesini de misli gayr-i mesbuk bir alay ile Türbe-Köprübaşı-Bey Sokağı tarikiyle kışlaya gidilmiş, bir müfreze-i askeriye tarafından istikbal olunmuştur. Mekteb-i Sanayi Müdürü bir nutuk irat ve bir Hoca Efendi müessir bir dua okumuştur. Badehu, civar mahalle ve bağlardan iltihak eden birçok ahalinin inzimamıyla bir kat daha çoğalan alay, yaşasın ordumuz! Yaşasın milletimiz! Kahrolsun Yunanlılar ve Kostantin nidalarıyla kışladan çıkarak Hiviloğlu Medresesi tarikiyle Nalbant Mektebine ve oradan At pazarı- Kapu Camii-Rum Mahallesi tarikiyle Alaeddin Tepesi’ndeki nokta kumandanlığına ait misafirhane önünden geçilerek alay, cephe-i harbe gitmek üzere muhya bulunan askerlerimiz tarafından alkışlanmış ve bu suretle bütün Konya sokakları dolaşılmıştır.
Öğleden sonra kadın, erkek binlerce halk hükumet meydanında içtima etmiş ve inas ve zükur mektaib-i muhtelife şakirdaniyle polis efendiler ve inzibat memurları, kıtaat-ı askeriye, Süvari Mızraklı Bölüğü, saf beste-i nazım ve bir takım meşayih ve merbedan tekbir-i havan oldukları ve cemai-i şerifedeki ayet-i kerimeyi muhtevi kebir bayrakları hamil bulundukları halde içtima-ı vaka iltihak eylemişlerdir. Bursa Mebusu Muhiddin Baha Bey tarafından da bir nutuk irat edilmiştir.
Bunu müteakip Vali Galip Paşa’nın muvacehesinde bir resm-i geçit yapılmıştır. Önde Süvari Mızraklı Bölüğü olduğu halde bir manga inzibat memuru, polis efendiler, sanayi mızıkası, silahlı ve silahsız idadi ve rüşdi-i askeri talebesi askeri mızıkası, bir bölük asker, Darülmuallimin, Sultani, Anadolu İntibah, Aziziye, Mahmudiye, Darülirfan talebeleri, İnas Şehit Muhtar Bey ve Merkez İnas Mektebi talebatı ve arkalarında bir cemm-i gafir [insan kalabalığı] bu resm-i geçide iştirak etmiştir.
Merasimde bilumum umeray-ı mülkiye ve askeriye ve ulema ve çelebiyan ve eşraf ve muteberan kâmilen ispat-ı vücut etmiş ve her taraf sancaklarla donatılmıştır.
Gece alay daha şaşaalı tarzda olmuştur. Alaya “gerdune-i zafer” [zafer arabası] ve bir mızraklı süvari ve yine araba içinde bir iki silahlı kahraman ve etrafında meşaleler gerdune-i zaferi takip eden kağnı arabaları ve arkasından askerimize gıdalarını temin için gece gündüz çalışan fırıncıların kürekleri bu kalabalığa ayrıca bir güzellik vermiştir. Gece geç vakte kadar şenlikler devam etmiştir. [5]
Kastamonu’da Şenlikler
Kastamonu halkı, Sakarya Zaferi’ni mutantan [tantanalı, şatafatlı] bir surette tesit eylemiş [kutlamış] ve sabahlara kadar icray-ı şadmanı eylemiştir [sevinç gösterileri yapmıştır].
Dün [25 Eylül 1921], Konya refikamızdan naklen Konya’da yapılan fevkalade tezahüratı yazmış idik. Bugün de Kastamonulu refiklerimiz bize komşu vilayetimizin zaferi ne kadar mutantan bir surette tesit ettiğine dair pek mufassal [ayrıntılı] malumat getirdiler. Esasen telgraf havadisi olarak vermiş olduğumuz bu şenlikler Kastamonu’nun hak ettiği bir tarzda icra olunmuştur [yapılmıştır]. Kastamonu’ya ilk haber gündüz gelmiş ve derhal davullar çalınmak suretiyle her tarafa yayılmıştır. Birkaç dakika sonra merkez kumandanlığı, sıhhiye, belediye dairelerinin önündeki büyük meydanlar büyük bir kalabalık ile dolmuştur.
İkindi üzeri dervişler ve meşayih [şeyhler] sancaklar ile Nasrullah Camii Şerifine gelmişler ve namazın edasından sonra bütün esnaf takımları, mektep talebesi, bir kıta-ı askeriye, jandarma, polisler Çayboyu’ndan hareket ile muazzam bir alay teşkil eylemişlerdir. Evvela Gençler Kulübü önünde, Büyük Millet Meclisi namına tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve Saruhan Mebusu Necati Bey tarafından ateşin [ateşli, canlı] bir nutuk irat olunmuştur.
Bundan sonra hükumet ve kumandanlık dairesine gidilmiş ve halkın tezahüratına karşı Vali Refet Bey ve Kumandan Muhyiddin Paşa tarafından zaferin ehemmiyeti ve tevlit edeceği [doğuracağı] netayic-i mesude [mesut neticeler] hakkında birer nutuk irat edilmiştir.
Halk ve rical-i hükumet, bundan sonra Namazgâh’a giderek dua edilmiş ve nutuklar söylenmiştir.
Şenlik, gece de pek parlak bir surette devam etmiştir. Mutantan bir fener alayı tertip edildiği gibi birçok milli oyunlar ve çalgılar ile sabaha kadar icray-ı şadmanı edilmiş ve gece Başkumandanlıktan gelen kati muzafferiyet telgrafının Muhyiddin Paşa tarafından kıraati, halk arasında hudutsuz bir sevinç uyandırmıştır.
Ertesi günü bütün hastahaneler gezilerek yaralılarımız ziyaret ve kendilerinin akıttıkları kan pahasına olarak elde edilen zaferden dolayı tebrikatta [tebriklerde] bulunulmuş ve tütün, sigara; pastalar ikram edilmiştir.
Akşehir’de Zafer Şenlikleri ve Gönüllüler
İsmet Paşa’nın telgrafnamesi Akşehir’e öğle üzeri vasıl olmuş, süratle memleketin her tarafında derhal intişar etmiş [yayılmış] ve bir an içinde çarşı ve mahallat [mahalleler] bayraklarla donatılmıştır.
Badezzuhr [öğleden sonra], zükur [erkek] ve inas [kız] talebesiyle kadın, erkek hemen bütün memleket halkı Hükumet Meydanı’na koşmuş, evvela Kaymakam Abidin Bey tarafından nutuk irat edilmiş [söylenmiş] ve Kadı Efendi tarafından bir dua kıraat olunmuştur [okunmuştur].
Ordumuzun son şiranesi [arslanca saldırısı] karşısında mağluben firara başlayan alçak düşmanı takip ve ahz-ı sar [öç alma] için gönüllü müfrezesi ihzarı [hazırlanması] hakkında Vali Paşa Hazretlerinin varit olan [gelen] emr-i telgrafı [telgraf emri] üzerine derhal teşkilata başlanmıştır. Nümayan [görünen, meydanda] olan asar-ı şevk ve gayrete nazaran müfrezenin büyük bir yekûna baliğ olacağı [ulaşacağı] anlaşılmaktadır.
Düşmanın takibi için gönüllü gönüllü teşkilatına başlanmış ve kafile-i vatanperveranenin başına Belediye Reisi vekili, eşraftan Karazade Hacı Mehmet, İdare azasından Rüşdü Beyzade Mustafa, Ticaret Odası azasından Köse Ahmedzade Ata, Berberzade Halil efendiler ve daha birçok muteberan [ileri gelenler] ve münevveran [aydınlar] gelmiştir.
Göksun’da Fevkalade Tezahürat
Göksun 17 Eylül (Gecikmiştir)-Sakarya Zaferini burada namesbuk [geçmemiş] sürur [sevinç] ve heyecanla karşılandı. İçtima eden [toplanan] yüzlerce halktan mürekkep [meydana gelen] bir cemiyet ile ilan-ı şadmanı olundu [sevinç gösterileri yapıldı]. Amak-ı kalb-i milletten [milletin derin kalbinden] kopup gelen hiss-i minnetdarı [minnet duygusu] ve şükranın ve ihtiramatımızın [saygılarımızın] şanlı muzaffer ordumuza ve kahraman kumandanlarına arz ve Misak-ı Milli dairesinde istiklal-i milliyenin istihsali [kazanılması] için tek nefere, tek kurşuna kadar malen, canen fedakârlığa azim bulunduğumuzun iblağına [bildirilmesine] karar verildi.
Umum Ahali Namına Belediye Reisi: Musa [6]
DİPNOTLAR
[1] Hâkimiyet-i Milliye, 14 Eylül 1921, No: 292, s. 2, sütun: 5-6
[2] Hâkimiyet-i Milliye, 22 Eylül 1921, No: 300, s. 2, sütun: 1-2
[3] Hâkimiyet-i Milliye, 23 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 3-4
[4] Hâkimiyet-i Milliye, 24 Eylül 1921, No: 301, s. 2, sütun: 1
[5] Hâkimiyet-i Milliye, 25 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 5
[6] Hâkimiyet-i Milliye, 26 Eylül 1921, No: 302, s. 2, sütun: 3-4
Türkler ve Zaferleri
NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
Published
2 hafta agoon
Ağustos 30, 2026By
drkemalkocak
Özet
Gazi Mustafa Kemal’in 15–20 Ekim 1927 tarihleri arasında Cumhuriyet Halk Fırkası’nın II. Büyük Kurultayı’nda okuduğu Nutuk, Millî Mücadele’nin askerî, siyasî ve toplumsal safhalarını yalnızca kronolojik biçimde aktaran bir eser değildir. Aynı zamanda Millî Mücadele’nin nasıl anlaşılması gerektiğine ilişkin güçlü bir tarihsel yorum ve kurucu hafıza metnidir. Büyük Taarruz ve 30 Ağustos 1922 Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu anlatının en önemli kırılma noktalarından biridir.
Bu makalede Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Nutuk merkezli olarak; içerik ve vaka analizi, askerî-stratejik boyut, siyasal meşruiyet, tarihsel coğrafya, sosyoloji, kavramlar, semboller, kişiler ve kurumlar, temsil ettikleri değerler, toplumdaki yansımalar ve tepkiler bakımından incelenmektedir. Eleştirel tarih yöntemiyle Nutuk’un olayları aktarmaktan öte onları belirli bir siyasal ve tarihsel anlam çerçevesine yerleştirdiği gösterilmektedir.
Anahtar Kelimeler: Mustafa Kemal, Nutuk, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Kocatepe, Millî Mücadele, millî egemenlik, tarihsel coğrafya, tarihsel sosyoloji, eleştirel tarih.
GİRİŞ
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi ve ardından gelen takip harekâtı, Türk Millî Mücadelesi’nin askerî sonucunu belirleyen olaylar zinciridir. Büyük Taarruz’un sonunda Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığı çökmüş; 9 Eylül’de İzmir’in, 10 Eylül’de Bursa’nın kurtarılmasıyla savaşın askerî dengesi kesin biçimde Türk tarafına geçmiştir. Harekât 26 Ağustos’ta başlayıp 30 Ağustos’ta zaferle sonuçlanmış ve 1 Eylül’deki “Ordular, ilk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!” emriyle takip harekâtı sürdürülmüştür.
Ancak Nutuk açısından mesele bundan daha geniştir.
Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u sadece bir ordunun diğerini yenmesi şeklinde değerlendirmez. Zaferi, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl iradesinin tarihsel sonucu olarak anlamlandırır. Nitekim Nutuk‘ta Afyonkarahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ve sonrasındaki harekâtı “Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin” ölümsüz abidesi olarak tanımlamaktadır. Bu ifade, savaşın askerî sonucunu siyasal ve toplumsal bir anlam alanına taşımaktadır.
Dolayısıyla temel problem şudur: Nutuk’ta Büyük Taarruz yalnızca nasıl anlatılmıştır değil, neden böyle anlatılmıştır?
Bu soru bizi askerî tarihten siyasal tarihe, oradan tarihsel sosyolojiye ve hafıza tarihine götürmektedir.
1. NUTUK’UN TARİHSEL VE ANLATISAL KONUMU
1. Nutuk: Hatırat mı, tarih anlatısı mı?
Nutuk, klasik anlamda tarafsız ve dışarıdan yazılmış bir tarih araştırması değildir. Metnin yazarı olayların başlıca aktörü, karar vericisi ve siyasal lideridir.
Bu sebeple Nutuk üç farklı niteliği aynı anda taşımaktadır:

- Tanıklık metni,
- Siyasal savunma ve hesaplaşma metni,
- Kurucu tarih anlatısı.
Bu özellik Büyük Taarruz’un anlatımında özellikle belirgindir.
Mustafa Kemal, Büyük Taarruz’u anlatırken yalnızca “26 Ağustos’ta saldırı başladı, 30 Ağustos’ta Yunan ordusu yenildi” demekle yetinmemektedir. Harekâtın hazırlanmasını, gizliliğini, askerî kararların oluşumunu, komuta ilişkilerini ve savaşın sonucunu bir bütün içinde değerlendirmektedir.
Dolayısıyla Nutuk‘ta Büyük Taarruz, önceden hazırlanmış tarihsel bir zorunluluk zincirinin sonucu olarak sunulmaktadır.
Bu anlatı içerisinde: Samsun → Amasya → Erzurum → Sivas → Ankara → Sakarya → Büyük Taarruz → İzmir → Mudanya → Lozan → Cumhuriyet şeklinde ilerleyen bir tarihsel süreklilik kurulmaktadır.
Böylece askerî zafer, daha önce başlayan siyasî ve toplumsal mücadelenin nihai sonucu haline getirilir.
2. BÜYÜK TAARRUZ’UN NUTUK’TAKİ İÇERİĞİ
1. Sakarya’dan Büyük Taarruz’a
Büyük Taarruz, Nutuk‘ta Sakarya Zaferi’nin devamı bir olay olarak ele alınmaktadır. Sakarya’dan sonra temel mesele artık savunmanın sürdürülmesi değil, uygun zamanda stratejik karşı taarruza geçilmesidir.
Mustafa Kemal açısından bunun için üç temel unsurun hazırlanması gerekmektedir: ordu, meclis, millet.
Nitekim Sakarya’dan sonra yaklaşık bir yıl süren hazırlık döneminde millet, Meclis ve ordunun savaşa hazırlanmasının esas alınmıştır.
Burada dikkat çekici olan husus, Büyük Taarruz’un bir “ani saldırı” değil, uzun süreli bir hazırlık, örgütlenme, lojistik ve strateji sürecinin sonucu olmasıdır.

3. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ
1. Vakanın temel unsurları
| Unsur | Açıklama |
| Zaman | 26 Ağustos–9 Eylül 1922 |
| Kritik tarih | 30 Ağustos 1922 |
| Ana saha | Afyonkarahisar–Dumlupınar–Uşak hattı |
| Türk tarafı | TBMM Orduları |
| Başkomutan | Mustafa Kemal Paşa |
| Genelkurmay Başkanı | Fevzi Paşa |
| Batı Cephesi Komutanı | İsmet Paşa |
| 1. Ordu Komutanı | Nureddin Paşa |
| Karşı taraf | Yunan Küçük Asya Ordusu |
| Yunan komuta heyeti | Georgios Hacıanestis; Trikopis ve Diyenis |
| Stratejik amaç | Yunan ordusunun imhası ve Anadolu’nun kurtarılması |
| Sonuç | Yunan ordusunun Anadolu’daki askerî varlığının çöküşü |
26 Ağustos sabahı taarruz Kocatepe’den sevk ve idare edilmiştir. Türk kuvvetleri kısa sürede Afyonkarahisar çevresindeki Yunan savunmasını yarmıştır.
Burada önemli nokta, Türk stratejisinin yalnızca arazi kazanmayı değil, Yunan ordusunun ana kuvvetlerini kuşatıp imha etmeyi amaçlamasıdır.
4. TARİHSEL COĞRAFYA: KOCATEPE’DEN DUMLUPINAR’A
Büyük Taarruz’u anlamanın en önemli yollarından biri mekânı tarihsel bir aktör olarak ele almaktır.
1. Kocatepe
Kocatepe yalnızca bir yükselti değildir. Nutuk bağlamında Kocatepe: komuta merkezi, gözlem noktası, stratejik karar mekânı, askerî iradenin görünürleştiği alan haline gelmiştir.
Mustafa Kemal, Fevzi, İsmet ve diğer komutanların burada bulunması mekânı sembolik olarak da güçlendirmiştir.
Bugün Kocatepe’nin Millî Mücadele hafızasında bu kadar güçlü yer edinmesinin sebebi budur.
2. Afyonkarahisar
Afyonkarahisar coğrafi bakımdan Anadolu’nun batıya açılan önemli geçiş alanlarından biridir.
Buradaki Yunan savunmasının yarılması: savunma hattının kırılması → stratejik derinliğin kaybedilmesi → Yunan ordusunun manevra alanının daralması sonucunu doğurmuştur.
Bu sebeple Afyon, yalnızca bir şehir değil, stratejik kapı niteliğindedir.
3. Dumlupınar
Dumlupınar, Büyük Taarruz’un askerî sonucunun belirleyici mekânıdır.
30 Ağustos’ta Yunan kuvvetlerinin büyük bölümünün kuşatılması ve imha edilmesiyle savaşın sonucu kesinleşmiştir.
Dumlupınar’ın sembolik anlamı ise daha sonra genişlemiştir.
Dumlupınar: İşgal altındaki Anadolu’nun askerî olarak geri alınmasının simgesine dönüşmüştür.
Bu sebeple coğrafya burada hafızaya dönüşmektedir.
5. BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ’NİN AYIRT EDİCİ ÖZELLİĞİ
30 Ağustos muharebesinin Büyük Taarruz içindeki konumu özellikle önemlidir.
Büyük Taarruz bir harekât bütünü, 30 Ağustos ise bu harekâtın kesin sonuç aşamasıdır.
Başka bir ifadeyle: 26 Ağustos → yarma, 27–29 Ağustos → kuşatma ve takip, 30 Ağustos → imha, 31 Ağustos–9 Eylül → stratejik takip ve tasfiye şeklinde bir gelişme söz konusudur.
30 Ağustos muharebesinin “Başkumandan Muharebesi” şeklinde adlandırılması da Mustafa Kemal’in savaşı bizzat sevk ve gözetimiyle ilişkilendirilmiştir. Mustafa Kemal de Nutuk‘ta “Başkumandan Muharebesi” ifadesini kullanmaktadır.
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın adı da tarihsel hafızanın inşasının bir parçasıdır.

6. “BAŞKOMUTAN” KAVRAMI
Nutuk‘ta “Başkomutan” yalnızca askerî bir rütbe değildir.
Kavram üç ayrı anlam taşır:
1. Askerî anlam
Ordunun en üst sevk ve idare makamıdır.
2. Siyasal anlam
TBMM’nin verdiği olağanüstü yetkiler çerçevesinde millî iradenin savaş alanındaki temsilidir.
3. Sembolik anlam
Milletin bağımsızlık iradesinin askerî karar mekanizmasındaki somutlaşmasıdır.
Bu sebeple Mustafa Kemal’in Başkomutanlığı, Nutuk anlatısında kişisel iktidar arayışı olarak değil, TBMM egemenliğiyle bağlantılı bir görev ve sorumluluk olarak sunulmaktadır.

7. “ORDULAR, İLK HEDEFİNİZ AKDENİZ’DİR. İLERİ!”
1 Eylül 1922 tarihli emir, Büyük Taarruz’un en güçlü sembollerinden biridir.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Orduları,
Afyonkarahisar, Dumlupınar Büyük Meydan Muharebesinde zalim ve mağrur bir ordunun anasır-ı asliyesini [asli unsurlarını] inanılmayacak kadar az bir zamanda imha ettiniz. Büyük ve necip [asil] milletimizin fedakârlıklarına layık olduğunuzu ispat ediyorsunuz. Sahibimiz olan büyük Türk milleti istikbalinden [geleceğinden] emin olmaya haklıdır. Muharebe meydanlarındaki maharet ve fedakârlıklarınızı yakından müşahede [görüyor] ve takip ediyorum. Milletimizin hakkınızdaki takdiratına delalet etmek [aracı olmak] vazifemi mütevelliyen [ara vermeden] ve mütemadiyen [durmadan] ifa edeceğim [yerine getireceğim]. Başkumandanlığa teklifatta [tekliflerde] bulunulmasını cephe kumandanlığına emrettim. Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini nazar-ı dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin kuvay-ı akliyesini [akli kuvvetlerini] menabi-i celadet ve hamiyetini [kahramanlık ve hamiyet kaynaklarını] müsabaka ile izale-i [sarf etmeye] devam eylemesini talep ederim. Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir; ileri!
1-9-[13]38[1922] Türkiye Büyük Millet Meclisi Reisi
Başkumandan
Mustafa Kemal
Bu emir üç kavramı birleştirmektedir: ordu + hedef + ilerleme.
“Akdeniz” burada yalnızca coğrafi bir yön değildir. Aynı zamanda: İzmir, Ege, işgalin sona erdirilmesi, denize ulaşma, Anadolu’nun askerî olarak kurtarılması anlamlarını taşımaktadır.
Dolayısıyla “Akdeniz” kelimesi Nutuk ve Millî Mücadele hafızasında özgürlüğe ulaşmanın coğrafi sembolü haline gelir.
8. “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ
Büyük Taarruz yalnızca askerî personelin gerçekleştirdiği bir savaş değildir. Arka planda: Tekâlif-i Milliye, ulaşım, iaşe, mühimmat, hayvan ve taşıt temini, kadınların ve köylülerin katkısı, demiryolu ve kara ulaşımı, sağlık hizmetleri, mali kaynaklar bulunmaktadır.
Bu sebeple Büyük Taarruz’u sadece “ordu tarihi” çerçevesinde açıklamak yetersizdir. Askerî zaferin toplumsal altyapısı seferber edilmiş bir toplumdur.
Millî güç unsurları üzerine yapılan değerlendirmelerde Tekâlif-i Milliye’nin orduya maddi gövde, millî ruhun ise zihinsel ve moral üstünlüğü sağladığı vurgulanmaktadır.

9. TARİHSEL SOSYOLOJİ AÇISINDAN BÜYÜK TAARRUZ
Büyük Taarruz’un sosyolojik açıdan üç temel dönüşüm meydana getirdiği söylenebilir.
1. “Tebaadan yurttaşa”
Osmanlı siyasal düzeninde padişah merkezli siyasal aidiyet önemliyken Millî Mücadele sırasında siyasal özne giderek millet kavramı etrafında yeniden tanımlanmıştır.
2. “Ordu”dan “millet ordusu”na
TBMM Ordusu’nun meşruiyeti, Nutuk‘ta milletin egemenliğiyle ilişkilendirilmiştir.
3. “İşgal edilmiş ülke”den “egemen devlet”e
Büyük Taarruz’un nihai sosyolojik anlamı, askerî işgalin sona erdirilmesiyle siyasal egemenliğin kurulmasıdır.
Bu bakımdan savaş: askerî → siyasal → toplumsal → hukuksal bir dönüşüm zincirinin parçasıdır.
10. KİŞİLER VE TEMSİL ETTİKLERİ DEĞERLER
Mustafa Kemal Paşa
Nutuk‘ta: stratejik akıl, kararlılık, risk alma, siyasal liderlik, askerî komuta, millî egemenlik kavramlarının merkezinde yer almaktadır.
Ancak eleştirel tarih açısından burada önemli bir ayrım yapılmalıdır: Mustafa Kemal’in merkezî rolünü kabul etmek ile bütün başarıyı yalnızca tek kişiye indirgemek aynı şey değildir.
Zaferin gerçekleşmesinde: Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Nureddin Paşa, kolordu ve tümen komutanları, subaylar, erler, TBMM, lojistik örgütlenme, halk birlikte rol oynamıştır.
Bu gerçekliği Mustafa Kemal Nutuk’ta, “Her safhasıyla düşünülmüş, ihzar, idare ve zaferle intaç edilmiş olan bu harekât, Türk ordusunun, Türk zabitan ve kumandan heyetinin, yüksek kudret ve kahramanlığını tarihte bir daha tespit eden muazzam bir eserdir.
Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklal fikrinin layemut abidesidir. Bu eseri vücuda getiren bir milletin evladı, bir ordunun Başkumandanı olduğumdan, ilelebet mesut ve bahtiyarım.” ifadesiyle tebcil ve teyit etmiştir.
Fevzi Paşa
Fevzi Paşa, özellikle: Genelkurmay, stratejik planlama, askerî koordinasyon, harekâtın genel sevk ve idaresi açısından önemlidir. Dolayısıyla temsil ettiği değer kurumsal askerî akıldır.
İsmet Paşa
İsmet Paşa: Batı Cephesi’nin sevk ve idaresi, ordu-komuta ilişkileri, Büyük Taarruz’un icrası, askerî disiplin açısından öne çıkmaktadır. Konumu, kişisel liderlikten ziyade profesyonel komuta kademesinin kurumsallaşmasını temsil etmektedir.
Nureddin Paşa
1.Ordu’nun komutanı olarak Büyük Taarruz’un kritik askerî safhalarında görev yapmıştır. Konumu, Başkomutanlık ile cephe komutanlıkları arasındaki hiyerarşik komuta zincirini göstermektedir.
11. YUNAN KOMUTA HEYETİ VE KARŞI TARAFIN TEMSİLİ
Nutuk‘ta Yunan ordusunun yenilgisi sadece askerî başarısızlık değildir.
Yunan işgali, Türk millî anlatısında: Anadolu’nun işgali, bağımsızlığın tehdit edilmesi, Megali İdea, dış destekli işgal bağlamında değerlendirimektedir.
Yunan komutanlarından Trikopis ve Diyenis’in esir düşmesi ise zaferin sembolik boyutunu güçlendirmektedir.
Karşı tarafın komuta heyetinin esir alınması, işgalci ordunun komuta kapasitesinin çöküşünü temsil etmektedir.
12. KAVRAMLARIN SEMBOLİK HARİTASI
| Kavram | Nutuk’taki temel anlam |
| Millet | Egemenliğin temel kaynağı |
| İstiklâl | Mücadelenin nihai amacı |
| Hürriyet | Zaferin ahlâkî ve siyasî gerekçesi |
| Ordu | Millî iradenin silahlı gücü |
| Başkomutan | Millî iradenin askerî sevk ve idaresi |
| Meclis | Siyasal meşruiyet |
| Taarruz | Savunmadan kurtuluşa geçiş |
| Kocatepe | Karar ve komuta |
| Dumlupınar | Kesin askerî sonuç |
| Akdeniz | Kurtuluşun coğrafi hedefi |
| İzmir | İşgalin sona ermesinin sembolü |
| Zafer | Askerî başarıdan daha geniş millî egemenlik |
| Cumhuriyet | Zaferin siyasal kurumsallaşması |
13. NUTUK’TA BÜYÜK TAARRUZ’UN RETORİĞİ
Mustafa Kemal’in Büyük Taarruz anlatımında üç retorik katman bulunmaktadır.
Birinci katman: Askerî başarı
Planlama, hazırlık, komuta ve savaş.
İkinci katman: Millî başarı
Zaferin sahibi yalnızca ordu değil “Türk milleti”dir.
Üçüncü katman: Tarihsel başarı
Zafer, yeni Türk devletinin kuruluşunda bir dönüm noktasıdır.
Bu sebep Mustafa Kemal’in şu değerlendirmesi metnin özünü ortaya koymaktadır: “Bu eser, Türk milletinin hürriyet ve istiklâl fikrinin lâyemut âbidesidir.”
Burada “eser” kelimesi önemlidir. Savaş, tesadüfi bir askerî başarı değil düşünülmüş + hazırlanmış + yönetilmiş + sonuçlandırılmış bir tarihsel “eser” olarak tanımlanmaktadır.
Bu anlayış, Mustafa Kemal’in savaş felsefesindeki planlama ve irade vurgusuyla da uyumluluk göstermektedir. Meydan savaşını yalnızca iki ordunun çarpışması olarak değil, milletlerin maddî ve manevî güçlerinin sınandığı alan olarak değerlendirmektedir.
14. ELEŞTİREL TARİH YÖNTEMİYLE NUTUK’UN OKUNMASI
Burada temel metodolojik problem şudur: Nutuk tarihsel gerçekliğin kendisi değil, tarihsel gerçekliğin Mustafa Kemal tarafından 1927’de yeniden kurulmuş anlatımıdır.
Bu ayrım son derece önemlidir. 1922’de yaşanan olay ile 1927’de anlatılan olay aynı şey değildir. Arada beş yıllık bir zaman vardır.
Bu beş yıl içinde: saltanat kaldırılmış, Cumhuriyet kurulmuş, yeni siyasal kurumlar ortaya çıkmış, siyasal muhalefetlerle çatışmalar yaşanmış, eski lider kadrolarıyla ayrışmalar oluşmuş, yeni devletin meşruiyet anlatısı şekillenmiştir.
Dolayısıyla Nutuk, 1922’nin olaylarını 1927’nin siyasal tecrübesi üzerinden anlatmaktadır.
Bu sebeple eleştirel tarih yöntemi üç farklı soruyu birlikte sormalıdır:
1. Ne oldu?
Arşiv belgeleri, harp raporları, TBMM zabıtları, günlükler ve hatıratla araştırılmalıdır.
2. Mustafa Kemal ne olduğunu söyledi?
Bunu Nutuk üzerinden incelemeliyiz.
3. Mustafa Kemal neden böyle anlattı?
Bu ise siyasal tarih ve hafıza tarihinin sorusudur.
15. NUTUK’UN GÜÇLÜ VE SINIRLI YÖNLERİ
Güçlü yönleri
Nutuk: karar süreçlerine içeriden ışık tutmaktadır, liderlik anlayışını ortaya koymaktadır, askerî-siyasal ilişkileri açıklamaktadır, dönemin siyasî mücadelelerini anlamaya yardım etmektedir, belge ve telgraflara dayanmaktadır, Millî Mücadele’nin bütünlüğünü göstermektedir.
Sınırlılıkları
Buna karşılık: anlatıcı olayların baş aktörüdür, metin 1927’nin siyasal ortamında kaleme alınmıştır, bazı aktörler daha olumlu, bazıları daha olumsuz çerçevelenmiştir, toplumsal kesimlerin sesleri çoğu zaman doğrudan verilmemiştir, sıradan askerlerin ve sivillerin deneyimleri liderlik anlatısının gerisinde kalmıştır.
Dolayısıyla Nutuk tek başına bütün tarihsel gerçekliği temsil etmemektedir. Ancak bu, Nutuk‘un değerini azaltmamakta, tam tersine onu daha önemli hale getirmektedir:
Nutuk, hem Millî Mücadele tarihinin birinci elden önemli kaynaklarından biri hem de Cumhuriyet’in kurucu tarih bilincini anlamak için birincil önemde bir hafıza metnidir.
16. YANSIMALAR VE TOPLUMSAL TEPKİLER
Büyük Taarruz’un toplumsal etkisi yalnızca savaşın sona ermesi değildir.
Zafer: işgal korkusunu ortadan kaldırmış, millî özgüveni yükseltmiş, TBMM’nin meşruiyetini güçlendirmiş, Mustafa Kemal’in liderliğini pekiştirmiş, Anadolu’daki millî hareketin siyasal üstünlüğünü kesinleştirmiştir.
TBMM açısından zafer, hükümetin askerî başarısının ötesinde egemenlik iddiasının fiilen gerçekleşmesi anlamına gelmiştir.
Uluslararası düzeyde ise askerî zafer, Mudanya Mütarekesi’ne giden yolu açmıştır. Türk ordusunun 30 Ağustos’taki kesin zaferi Millî Mücadele’nin askerî aşamasını sona erdiren temel gelişme olmuş ve Yunanistan’ı Anadolu’daki hedeflerinden vazgeçmeye zorlamıştır.
17. BÜYÜK TAARRUZ’UN SİYASAL SONUÇLARI
Büyük Taarruz’un üç temel siyasal sonucu bulunmaktadır:
1. TBMM Hükümeti’nin meşruiyeti güçlenmiştir.
2. İstanbul Hükümeti’nin siyasal etkisi fiilen sona yaklaşmıştır.
3. İtilaf Devletleri Ankara Hükümeti’yle doğrudan diplomatik ilişki kurmak zorunda kalmıştır.
Bu sebeple Büyük Taarruz: Askerî savaşın diplomatik savaşa dönüşüm noktasıdır. Mudanya bunun diplomatik sonucudur. Lozan ise bunun hukukî ve uluslararası sonucu olmuştur.

18. BÜYÜK TAARRUZ’DAN CUMHURİYET’E
Nutuk‘un büyük tarihsel anlatısı içinde Büyük Taarruz’u şu zincirin içine yerleştirmek mümkündür:
Millî irade
↓
TBMM’nin açılması
↓
Düzenli ordu
↓
Sakarya Zaferi
↓
Büyük Taarruz
↓
Başkomutanlık Meydan Muharebesi
↓
İzmir’in kurtuluşu
↓
Mudanya
↓
Saltanatın kaldırılması
↓
Lozan
↓
Cumhuriyet
Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel anlamı yalnızca “Yunan ordusunun yenilmesi” değildir.
Asıl anlam: Millî egemenlik iddiasının askerî güç tarafından kesinleştirilmesidir.
19. ELEŞTİREL DEĞERLENDİRME: “TEK KAHRAMAN” ANLATISI MI, “MİLLET-ORDU” ANLATISI MI?
Nutuk‘un merkezinde Mustafa Kemal yer almaktadır. Ancak metin dikkatli okunduğunda zaferin yalnızca Mustafa Kemal’in kişisel başarısı olarak sunulmadığı görülmektedir.
Mustafa Kemal özellikle: Türk milleti, Türk ordusu, Türk subayları, komuta heyeti üzerinde durmaktadır. Nitekim zafer değerlendirmesinde harekâtı Türk ordusu ile Türk subay ve komuta heyetinin “yüksek kudret ve kahramanlığı” ile ilişkilendirmiştir.
Dolayısıyla daha doğru okuma şudur: Mustafa Kemal merkezli fakat ordu-millet bütünlüğünü vurgulayan bir zafer anlatısı.
Eleştirel tarihçi ise bu anlatıyı daha da genişletmelidir: Mustafa Kemal + komuta heyeti + subaylar + askerler + TBMM + lojistik sistem + Anadolu halkı + ekonomik fedakârlık + diplomasi birlikte değerlendirilmelidir.
20. BÜYÜK TAARRUZ’UN TARİHSEL ANLAMI
Büyük Taarruz’u dört farklı düzeyde değerlendirmek mümkündür.
Askerî düzey
Yunan ordusunun ana kuvvetlerinin imhası ve Anadolu’dan çıkarılması.
Siyasal düzey
TBMM Hükümeti’nin siyasal meşruiyetinin kesinleşmesi.
Sosyolojik düzey
“Millet” kavramının siyasal özne olarak güçlenmesi.
Sembolik düzey
Kurtuluş, bağımsızlık ve egemenlik hafızasının oluşması.
Bu dört düzey birbirinden bağımsız değildir. Tam tersine: Askerî zafer → siyasal meşruiyet → toplumsal bütünleşme → devletleşme aşamalarını meydana getirir.
SONUÇ
Nutuk‘ta Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Millî Mücadele’nin sadece askerî sonucu olarak değil, Türk milletinin bağımsızlık iradesinin tarihsel ve siyasal olarak kesinleştiği aşama olarak kurgulanmıştır.
26 Ağustos 1922’de Kocatepe’den başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da stratejik kesinliğe ulaşmış, 1 Eylül’deki takip emriyle İzmir’e doğru ilerlemiş ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla işgalin askerî boyutunu fiilen sona erdirmiştir.
Fakat Nutuk açısından Büyük Taarruz’un gerçek anlamı yalnızca burada değildir.
Büyük Taarruz: bir askerî operasyon, aynı zamanda bir devletleşme, bir egemenlik mücadelesi, bir toplumsal seferberlik, bir tarihsel hafıza olayı ve nihayet Cumhuriyet’in kuruluş anlatısının merkezî sembollerinden biridir.
30 Ağustos’un Dumlupınar’da kesin sonuç yaratması, Kocatepe’nin karar mekânına dönüşmesi, “Akdeniz”in kurtuluş hedefinin sembolü haline gelmesi ve “Başkomutanlık” kavramının Mustafa Kemal’in liderliğiyle özdeşleşmesi, savaş coğrafyasının aynı zamanda siyasal ve kültürel hafızanın coğrafyasına dönüştüğünü göstermektedir.
Bu sebeple Büyük Taarruz’u yalnızca “26 Ağustos–9 Eylül 1922 tarihleri arasındaki askerî harekât” olarak okumak eksik kalır.
Daha kapsamlı tarihsel yorum şudur: Büyük Taarruz, Anadolu’daki işgal düzenini askerî olarak yıkan; TBMM’nin egemenlik iddiasını fiilen doğrulayan; millet, ordu ve meclis arasındaki siyasal-toplumsal bütünleşmeyi güçlendiren ve yeni Türk devletinin kuruluşuna giden yolu açan tarihsel kırılmadır.
Nutuk ise bu kırılmayı yalnızca anlatmamış; ona anlam vermiş, kişilerini sınıflandırmış, sembollerini üretmiş ve gelecek kuşakların hatırlayacağı bir kurucu tarih çerçevesine yerleştirmiştir.
Dolayısıyla eleştirel tarih bakımından Nutuk‘un Büyük Taarruz anlatısının en önemli özelliği, “ne oldu?” sorusunun yanında “bu olay nasıl hatırlanmalıdır?” sorusuna da cevap vermesidir.
KAYNAKÇA
Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.
Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.
Fahrettin Altay, İstiklal Harbimizde Süvari Kolordusu, İnsel Yayınları, İstanbul, 1949.
Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.
İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995
Hâkimiyet-i Milliye Gazetesi, 2 Eylül 1338 (1922), No: 596, s.1, sütun:4-6
Şerafettin Turan, Atatürk, Gazi Mustafa Kemal, Atatürk Ansiklopedisi, 21 Aralık 2020
Temuçin Faik Ertan, Atatürk’ün Nutuk Adlı Eseri, Atatürk Ansiklopedisi, 31 Aralık 2020
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/878/Atat%C3%BCrk%E2%80%99%C3%BCn-Nutuk-Adl%C4%B1-Eseri
Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz
Türkler ve Zaferleri
ASIM GÜNDÜZ’ÜN HATIRALARIM’DA BÜYÜK TAARRUZ VE BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
Published
2 hafta agoon
Ağustos 30, 2026By
drkemalkocak
Özet
Bu çalışma, Batı Cephesi Kurmay Başkanı Orgeneral Asım Gündüz’ün Hatıralarım adlı eserinde Büyük Taarruz (26 Ağustos 1922) ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin (30 Ağustos 1922) nasıl anlatıldığını; anlatının askerî, siyasî, toplumsal, coğrafî ve sosyolojik boyutlarını eleştirel tarih yöntemiyle incelemektedir. Gündüz’ün hatıratı yalnızca savaşın nasıl yürütüldüğünü aktaran bir askerî anı kitabı değildir. Aynı zamanda karar alma mekanizmasını, kurmay zihniyetini, Mustafa Kemal Paşa–İsmet Paşa–Fevzi Paşa üçgenindeki komuta ilişkilerini, istihbarat ve aldatma faaliyetlerini, Anadolu coğrafyasının harekât üzerindeki etkisini ve zaferin kolektif hafızada nasıl anlamlandırıldığını gösteren bir birinci el kaynak niteliğindedir. Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olması, anlatısını sıradan bir savaş hatıratından ayırmaktadır. Bununla birlikte hatıratın olaylardan yaklaşık yarım yüzyıl sonra kaleme alınmış olması, hafıza, seçicilik, sonradan anlamlandırma ve Cumhuriyet dönemi tarih anlatısının etkileri bakımından kaynak eleştirisini zorunlu kılmaktadır. Gündüz’ün anlatısında Büyük Taarruz, yalnızca askerî bir başarı değil; örgütlenmiş millî iradenin, kurmay aklın, coğrafî avantajın, lojistik seferberliğin ve siyasî hedefle askerî hedefin bütünleştirilmesinin sonucu olarak ortaya çıkmaktadır. Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise bu sürecin imha ve takip aşamasını temsil etmektedir. Bu sebeple çalışma, Gündüz’ün hatıratını Nutuk, Genelkurmay’ın Türk İstiklal Harbi serisi ve çağdaş araştırmalarla karşılaştırmalı biçimde değerlendirmektedir.
Anahtar Kelimeler: Asım Gündüz, Hatıralarım, Büyük Taarruz, Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Dumlupınar, Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa, Fevzi Paşa, Batı Cephesi, Millî Mücadele, tarihsel hafıza, eleştirel tarih.
GİRİŞ
26 Ağustos 1922’de başlayan Büyük Taarruz ile 30 Ağustos’ta Dumlupınar’da gerçekleşen Başkomutanlık Meydan Muharebesi, Türk İstiklal Harbi’nin askerî bakımdan belirleyici safhasıdır. Ancak bu iki olayı yalnızca “Türk ordusunun Yunan ordusunu yenmesi” şeklinde açıklamak, olayın tarihsel derinliğini önemli ölçüde azaltır. Büyük Taarruz; yaklaşık bir yıllık askerî hazırlığın, yeniden yapılanmanın, lojistik düzenlemenin, istihbarat faaliyetlerinin, stratejik sabrın, gizliliğin ve uygun zamanda yoğun kuvvet üstünlüğünün gerçekleştirilmesinin sonucudur. Harita Genel Müdürlüğü de harekâtı 26-30 Ağustos arasındaki beş temel safha üzerinden göstermektedir.

Bu bakımdan Asım Gündüz’ün Hatıralarımı özel bir önem taşımaktadır. Eser, Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olarak savaşı karar ve planlama merkezinden gözlemlemesi bakımından dikkate değerdir. Türk Tarih Kurumu katalog kaydına göre kitap İhsan Ilgar’ın hazırlamasıyla 1973 yılında Kervan Kitapçılık tarafından yayımlanmış ve 240 sayfadan oluşmuştur.
Gündüz, 18 Ağustos 1921’de Batı Cephesi Kurmay Başkanlığına atanmış, Sakarya Savaşı sonrasında Büyük Taarruz hazırlıklarında görev almış ve taarruz planının hazırlanmasında etkili olmuştur.
Bu makalenin temel sorusu şudur: Asım Gündüz, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’ni nasıl hatırlamış, hangi olayları öne çıkarmış, hangi kavramları kullanmış ve bu anlatı Millî Mücadele’nin askerî ve toplumsal gerçekliği hakkında bize ne söylemektedir?
Bu soruya cevap aranırken üç ayrı düzlem birlikte ele alınacaktır:
- Gündüz’ün doğrudan tanıklığı,
- olayların askerî ve tarihsel gerçekliği,
- hatıratın sonradan kurulmuş bir hafıza metni olarak eleştirel değerlendirilmesi.
1. ASIM GÜNDÜZ VE HATIRATIN KAYNAK DEĞERİ
Asım Gündüz (1880-1970), Osmanlı askerî eğitim sisteminden yetişmiş ve Balkan Savaşları, Birinci Dünya Savaşı ve Millî Mücadele safhalarından geçmiş bir kurmay subaydır. Millî Mücadele dönemindeki en önemli görevi Batı Cephesi Kurmay Başkanlığıdır.
Bu konum, Gündüz’ün anlatısına üç önemli özellik kazandırır.
a. Karargâh merkezli bakış
Gündüz, savaşın yalnızca ön cephesini değil, savaşın arkasındaki karar mekanizmasını da görebilen bir konumdadır.
Bir piyade subayı, örneğin bir tepenin ele geçirilmesini anlatabilir. Gündüz ise o tepenin neden hedef seçildiğini, hangi birliklerin nereye sevk edildiğini, yedeklerin nasıl değerlendirildiğini ve komuta kademesinin neyi amaçladığını açıklayabilir.
Dolayısıyla Hatıralarım, “savaşın içinden” olduğu kadar “karargâhın içinden” yazılmış bir metindir.
b. Kurmay aklının görünürlüğü
Gündüz’ün anlatısında kahramanlık kadar hesap, zamanlama, kuvvet yoğunlaştırması, aldatma ve lojistik önemlidir.
Bu nokta önemlidir. Çünkü popüler savaş anlatıları çoğu zaman savaşı bireysel cesaret üzerinden açıklarken, kurmay hatıratı savaşı bir sistem olarak görmektedir.
c. Hatıratın sınırlılığı
Bununla birlikte hatırat “olayın kendisi” değildir.
Gündüz’ün kitabı 1973’te, olaylardan yaklaşık elli yıl sonra yayımlanmıştır. Bu sebeple metin: kişisel hafıza, unutma, seçme, yeniden yorumlama, dönemin resmî tarih anlayışı, Cumhuriyet’in kuruluş anlatısı gibi unsurlardan etkilenmiş olabilir.
Bu sebeple tarihçi açısından temel yöntem, “Gündüz böyle söylüyor, o hâlde olay kesinlikle böyle olmuştur” yaklaşımı değildir.
Doğru yöntem: Gündüz’ün ne söylediği + başka kaynakların ne söylediği + Gündüz’ün neden böyle hatırlamış olabileceği üçlüsünü birlikte değerlendirmektir.
2. SAKARYA’DAN BÜYÜK TAARRUZ’A: STRATEJİK DÖNÜŞÜM
Büyük Taarruz’u anlamanın başlangıç noktası Sakarya Meydan Muharebesi’dir.
Sakarya’dan sonra Türk ordusu savunma stratejisinden stratejik taarruz stratejisine geçmiştir. Ancak bu geçiş hemen gerçekleşmemiştir.
1921 sonbaharından 1922 yazına kadar geçen dönem, askerî bakımdan bir hazırlık ve güç biriktirme dönemi olmuştur.
Gündüz’ün hatıratında da bu dönem önemlidir. Büyük Taarruz, aniden verilmiş bir saldırı kararı olarak değil, uzun süreli hazırlığın sonucu olarak görülmelidir.
Bu bağlamda 1922 yazında temel sorun şudur:
Türk ordusu ne zaman ve nerede saldıracaktır?
Asıl stratejik problem, Yunan ordusunun güçlü savunma mevzilerini doğrudan karşıdan yarmak değil, onun savunma sisteminin zayıf noktasına yoğun kuvvetle yüklenmek ve ardından geri çekilme yollarını keserek imha etmektir.
3. TAARRUZ PLANI VE KURMAY ZİHNİYETİ
Gündüz’ün anlatısının en önemli yönlerinden biri, Büyük Taarruz’un tesadüfi askerî hareket olmadığını göstermesidir.
1922 Ağustosunda Türk ordusunun temel hedefi, Yunan kuvvetlerinin Afyonkarahisar güneyindeki kesimine karşı büyük bir kuvvet yoğunlaşması oluşturmaktır.
Askerî planın temel mantığı: aldatma → kuvvet yoğunlaştırma → yarma → kuşatma → imha → takip şeklinde özetlenebilir.
Bu sistemde 1. Ordu asıl taarruz gücünü oluştururken 2. Ordu düşmanı yanıltacak ve Yunan ihtiyatlarının asıl taarruz bölgesine kaydırılmasını engelleyecek bir görev üstlenmiştir.
Gündüz’ün hatıratında kurmay başkanı olarak üstlendiği görev bu noktada ortaya çıkmaktadır.
Nitekim daha sonraki araştırmalar, Gündüz’ün 20 Ağustos 1922’de Akşehir’de gerçekleştirilen toplantıya katıldığını ve taarruz planının belirlenmesindeki kurmay heyeti içinde bulunduğunu göstermektedir.

4. “GİZLİLİK” KAVRAMI: BÜYÜK TAARRUZ’UN EN ÖNEMLİ SİLAHLARINDAN BİRİ
Gündüz’ün anlatısının ana kavramlarından biri gizliliktir. Buradaki gizlilik yalnızca taarruz tarihinin saklanması değildir.
Asıl mesele: kuvvetlerin yer değiştirmesinin gizlenmesi, gerçek taarruz yönünün saklanması, Yunan istihbaratının yanıltılması, ordunun gece yürüyüşleri, lojistik hareketlerin gizlenmesi, komuta merkezlerinin bilgi akışının kontrol edilmesidir.
Bu açıdan Büyük Taarruz, modern anlamda bir askerî aldatma operasyonu niteliği taşımaktadır.
Türk birliklerinin geceleri hareket ettirilmesi ve cephane ile birliklerin gizlice taarruz bölgesine aktarılması, planın temel unsurlarındandır.
Dolayısıyla “gizlilik” burada sadece askerî bir teknik değil, aynı zamanda bir stratejik kültürdür.

5. 26 AĞUSTOS 1922: KOCATEPE VE TAARRUZUN BAŞLAMASI
26 Ağustos sabahı Kocatepe merkezli topçu ateşiyle Büyük Taarruz başlamıştır.
Gündüz’ün hatıratına dayanan kaynaklarda, Kocatepe’de taarruzun başlangıcına ilişkin ayrıntılı gözlemler bulunmaktadır. Genelkurmay kaynaklarını kullanan araştırmalarda Gündüz’ün Hatıralarımının 154. sayfası özellikle 26 Ağustos sabahındaki topçu ateşi için kaynak gösterilmektedir:
“26 Ağustos 1922 sabahı tan yeri ağarırken Kocatepe yamaçlarında mevzilenmiş topçumuza “Ateş” emrini ulaştırdım. İlk olarak bir on beşlik obüsümüzün gürlemesi ile Türk Milletinin üç yıldan beri hasretini çektiği büyük günün çetin hesaplaşması başlıyordu. İki saat süren korkunç bombardımanımız, Yunan siperlerini ateş içinde kaynatıyor gibi idi. Türk topçuları, dünya orduları içinde ateş isabeti ile yaptıkları haklı şöhretin en kahredici eserlerini veriyorlardı. Başkumandanın Büyük Millet Meclisinin kanun çıkarma salahiyetini eline alarak “Tekâlif-i Milliye” adı altında halkın nesi var nesi yoksa hürriyet ve istiklal uğruna topladıklarını kuruş kuruş biriktirerek, binbir zorlukla elde ettiğimiz mermilerimizi tam isabetle hedefine ulaştırmak yolunda elde edilen sonuç, gerçekten mucize idi. Piyadelerimiz mevzilerinden fırlamışlar, yeri göğü sarsan “Allah!.. Allah!..” yakarışları içinde hain, zalim, hayasız bir düşmanı mübarek vatan topraklarından söküp atmak için ellerinde Türk’ün tarihi silahı süngü ile ileriye atılmışlardı. Birçok yerlerde boğaz boğaza boğuşuluyordu.”
Burada Kocatepe, yalnızca coğrafî bir yükselti değildir. Kocatepe üç farklı anlam taşmaktadır:
Askerî anlam
Düşman mevzilerinin gözetlenmesini ve topçu ateşinin sevk ve idaresini mümkün kılan hâkim arazi.
Sembolik anlam
Türk taarruzunun başlangıç noktası.
Hafıza anlamı
Sonraki kuşakların Büyük Taarruz’u hatırlarken kullandıkları bir millî hafıza mekânı.
Bu sebeple Kocatepe, savaş coğrafyasının “hafıza coğrafyasına” dönüşmesinin en güçlü örneklerinden biridir.
6. 26-27 AĞUSTOS: YARMA HAREKÂTI
26 Ağustos günü Türk birlikleri Yunan savunma sisteminin belirli kesimlerinde gedikler açmaya başladı.
27 Ağustos’ta Afyonkarahisar’ın ele geçirilmesi, operasyonun stratejik başarısını hızlandırdı.
Burada Gündüz’ün anlatısının temel önemi, savaşın yalnızca “kahramanca saldırı” olmadığını göstermesidir.
Asıl mesele kuvvetlerin doğru zamanda doğru yerde yoğunlaştırılmasıdır.
Bu bakımdan Büyük Taarruz’un başarısı: insan gücü + ateş gücü + hareket kabiliyeti + istihbarat + arazi bilgisi + komuta birliği bileşkesinin ürünüdür.
7. 5. SÜVARİ KOLORDUSU: HAREKÂTTA HAREKETLİLİK FAKTÖRÜ
Gündüz’ün hatıratında süvari birliklerine özel bir önem atfedilmektedir.
- Süvari Kolordusu’nun Ahır Dağları üzerinden Yunan ordusunun gerisine sarkması, harekâtın kaderini değiştiren gelişmelerden biridir.
Gündüz, Fahrettin Altay komutasındaki süvarilerin başarısına özellikle vurgu yapmakta ve zaferin süvari birliklerine çok şey borçlu olduğunu ifade etmektedir. Bu pasaj Hatıralarımın 135. sayfasına dayandırılmıştır:

“Beşinci Süvari Kolordusu: Kurmay Albay Fahrettin Bey (daha sonra Orgeneral olan arkadaşım Fahrettin Altay). Karargâhı Keledere’de idi, 2 ve 14 ncü tümenler Sandıklı bölgesinde Ahır dağlarına doğru yürüyüşe hazırdılar. Altıncı tümen, Kozluca-Akçabedir-Havulca-Hocalar mıntıkasında idi.
Süvarilerimize ve onların cesur bilgili, kahraman kumandanlarına zaferimiz çok şey borçludur.”
Bu durum bize önemli bir askerî gerçeklik gösterir:
Büyük Taarruz yalnızca piyade ve topçu savaşı değildir.
Hareket savaşı boyutunda süvarilerin görevi: düşman gerisine geçmek, ulaşım yollarını kesmek, haberleşmeyi bozmak, geri çekilen birlikleri takip etmek, düşman birliklerinin birleşmesini engellemek olmuştur.
Dolayısıyla süvari, Gündüz’ün anlatısında “geleneksel savaşın kalıntısı” değil, modern hareket savaşının önemli unsurlarından biridir.
8. 30 AĞUSTOS 1922: BAŞKOMUTANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
26-30 Ağustos arasındaki harekâtın doruk noktası 30 Ağustos Başkomutanlık Meydan Muharebesidir.
Burada iki farklı kavramı birbirinden ayırmak gerekir:
Büyük Taarruz, 26 Ağustos’ta başlayan genel stratejik harekâttır.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi, bu harekâtın 30 Ağustos’ta Dumlupınar çevresindeki belirleyici meydan muharebesidir.
Bu ayrım önemlidir; çünkü 30 Ağustos tek başına ortaya çıkmış bir zafer değildir. Önceki dört günlük operasyonun sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin hedefi yalnızca Yunan kuvvetlerini geri püskürtmek değil, onların büyük bölümünü kuşatmak ve imha etmektir.
Bu nedenle operasyonel hedef: geri çekilmeye zorlamak değil, geri çekilme imkânını ortadan kaldırmak olmuştur.

9. MUSTAFA KEMAL PAŞA: “BAŞKOMUTAN” SEMBOLÜ
Gündüz’ün anlatısında Mustafa Kemal Paşa yalnızca siyasî lider değildir.
O aynı zamanda: stratejik karar verici, başkomutan, kurmay planlamacı, risk alan lider, ordu ile TBMM arasında bağ kuran siyasî-askerî figür olarak görünür.
Bu sebeple “Başkomutan” kavramı sembolik açıdan önemlidir. TBMM’nin Mustafa Kemal Paşa’ya Başkomutanlık yetkisi vermesiyle siyasal meşruiyet ile askerî komuta arasında doğrudan bir bağ kurulmuştur.
Mesai arkadaşlarının Büyük Taarruz sonrasında Mustafa Kemal Paşa’ya atfettikleri vasıflar da bu algıyı göstermektedir. Çağdaş araştırmalar, mesai arkadaşlarının onu “milletin sembolü”, “demir el” ve ordunun moral gücünü yükselten lider olarak nitelediklerini göstermektedir.
Ancak eleştirel tarih açısından burada bir uyarı gerekir: Zaferi yalnızca Mustafa Kemal Paşa’nın kişisel dehasıyla açıklamak eksiktir.
Zafer; Mustafa Kemal Paşa, Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Asım Gündüz, Fahrettin Altay, kolordu ve tümen komutanları, kurmay heyetleri, subaylar, erler, lojistik teşkilatı, Anadolu halkı gibi çok sayıda aktörün birlikte oluşturduğu sistemin sonucudur.
10. İSMET PAŞA: OPERASYONEL KOMUTA VE KURMAY DİSİPLİNİ
Gündüz’ün hatıratının önemli yönlerinden biri İsmet Paşa ile kurmay heyeti arasındaki görüş ayrılıklarını göstermesidir.
Bu durum, Millî Mücadele tarihinin bazen sunulduğu gibi tamamen çatışmasız ve tek sesli bir komuta sistemi olmadığını ortaya koymaktadır.
Kurmaylar arasında: taarruz tarihi, kuvvet dağılımı, ihtiyatların kullanılması, ikinci ordunun görevi gibi konularda tartışmalar yaşanmıştır. Bu tartışmalar aslında kurmay sisteminin doğal parçasıdır.
Eleştirel tarih açısından önemli olan nokta şudur: Başarılı bir komuta sistemi, fikir ayrılığının bulunmadığı değil fikir ayrılığının karar süreci içinde yönetilebildiği sistemdir.
11. FEVZİ PAŞA: GENELKURMAY VE STRATEJİK BÜTÜNLÜK
Fevzi Paşa, Gündüz’ün anlatısındaki üçüncü büyük askerî aktördür.
Onun temsil ettiği değerler: disiplin, kurmaylık, askerî süreklilik, örgütlenme, stratejik koordinasyon olarak değerlendirilebilir.
Mustafa Kemal Paşa siyasî ve stratejik liderliği, İsmet Paşa cephe komutasını, Fevzi Paşa genel askerî organizasyonu temsil ederken, Gündüz kurmay planlama düzeyinde bu sistemin önemli halkalarından birini oluşturmuştur.
Dolayısıyla Büyük Taarruz’un başarısını tek kişiye indirgemek yerine komuta mimarisi üzerinden değerlendirmek daha açıklayıcıdır.
12. ASIM GÜNDÜZ: “GÖRÜNMEYEN KOMUTANLIK”
Gündüz’ün temsil ettiği anlayış, savaş tarihinin çoğu zaman geri planda bıraktığı kurmay emeğidir.
Savaş meydanında görünür olan: Mustafa Kemal, İsmet, Fevzi, Fahrettin gibi komutanlardır.
Fakat savaşın başarısı için görünmeyen başka bir emek vardır: harita çalışmaları, emirlerin hazırlanması, birliklerin intikali, haberleşme, ikmal, istihbarat, zamanlama, koordinasyon.
Gündüz’ün tarihsel önemi tam burada ortaya çıkmaktadır. O, zaferin “arka planındaki mekanizmayı” temsil etmektedir.

13. ANADOLU COĞRAFYASI: DAĞ, OVA VE YOL
Büyük Taarruz aynı zamanda bir coğrafya savaşıdır. Afyonkarahisar, Kocatepe, Ahır Dağları, Dumlupınar ve Uşak hattı birbirinden bağımsız yerler değildir. Bunlar bir harekât koridorunun parçalarıdır. Coğrafyanın savaş üzerindeki etkisi üç düzeydedir:
a. Savunma coğrafyası
Yunan ordusu tahkim edilmiş mevzilerden yararlanmıştır.
b. Saldırı coğrafyası
Türk ordusu düşmanın beklemediği yönlerden saldırarak savunmanın geometrisini bozmuştur.
c. Takip coğrafyası
30 Ağustos sonrasında mesele yalnızca savaşmak değil, kaçan düşman kuvvetlerinin yeniden örgütlenmesini engellemek olmuştur.
Bu sebeple Afyon-Dumlupınar-Uşak-İzmir hattı, savaşın “mekân omurgası”dır.
14. SOSYOLOJİK BOYUT: ORDU VE TOPLUM
Gündüz’ün anlatısı her ne kadar asker merkezli olsa da savaşın arkasında bir toplum vardır.
Büyük Taarruz’un başarısı: askerî insan gücü, köylünün taşıma faaliyetleri, hayvan gücü, iaşe, mühimmat, sağlık hizmetleri, ulaşım, yerel bilgi olmadan gerçekleşemezdi.
Bu sebeple Büyük Taarruz, sadece “ordu ile ordu arasındaki savaş” değildir. Daha doğru ifade: örgütlenmiş bir toplumun, örgütlenmiş askerî gücü aracılığıyla yürüttüğü topyekûn mücadeledir.
Bu açıdan Gündüz’ün hatıratı, askerî tarihin sosyal tarih ile birleştirilmesi için önemli bir başlangıç kaynağıdır.
15. TRİKOPİS VE YUNAN KOMUTA KRİZİ
Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin sonuçlarından biri Yunan komuta sisteminin çözülmesidir.
Nikolaos Trikopis’in kuvvetleri kuşatılmış, geri çekilme ve birleşme imkânları ciddi biçimde daralmıştır.
29 Ağustos’taki Yunan hareketlerinin Türk kuşatmasından çıkma çabası olduğu, ancak emirlerin gecikmesi ve yanlış istikamet tercihlerinin Yunan kuvvetlerini daha zor bir duruma soktuğu çeşitli araştırmalarda belirtilmektedir.
Burada tarihsel vaka analizi açısından önemli kavram komuta ve iletişim krizidir.
Bir ordunun yalnızca silah gücü değil: emir-komuta, haberleşme, istihbarat, zamanlama, karar alma kapasitesi de savaş sonucunu belirlemektedir.
16. TAKİP HAREKÂTI: ZAFERDEN KURTULUŞA
30 Ağustos zaferi savaşın sonu değildir. Asıl stratejik sonuç, takip harekâtının başarıyla yürütülmesiyle ortaya çıkmıştır.
31 Ağustos’tan itibaren Türk ordusu geri çekilen Yunan birliklerini takip etmiş, Uşak ve daha batıdaki hatlara ilerlemiştir.
Gündüz’ün hatıratında bu safha artık “meydan muharebesi”nden “takip ve kurtuluş” aşamasına geçiş olarak görülmektedir.
4 Eylül 1922’de Takmak’ta gördüğü tahribatı anlatırken Gündüz, savaşın sivil mekânlar üzerindeki sonuçlarını da kayda geçirmiştir. Bu olay Hatıralarımın 164. sayfasına dayandırılmaktadır:
“Atatürk’ün en ufak noktasına kadar şahsen hazırladığı “Başkumandanlık Meydan Muharebesi” kesin zaferimizle neticelenmiş, Yunan sürüleri vatanın bağrında yok edilmişlerdi. Geride kalan bir eşkıya sürüsü idi. Yakıyorlar, yıkıyorlar, ateşe veriyorlar ve bu vahşetleriyle sanki önümüze duvar çekerek sahillere erişmeye çalışıyorlardı. Mahsulleri kundaklıyorlar, kadın-erkek, çoluk-çocuk, Türk ve Müslüman halkı camilere dolduruyor, yakıyorlardı. Bütün bunlardan daha feci hadiselere de irtikâp edilmiştir. Gördüğü feci manzara karşısında büsbütün şahlanan Mehmetçiği artık durdurmak bizim dahi elimizde değildi. Anadolu’nun harimindeki vahşet seli, ardında son cinayetlerini irtikâp ederek def olurken, zalim ve hain mahiyetini ortaya koyuyordu. Bir cani sürüsünden başka ne beklenebilirdi?”
Bu ayrıntı önemlidir. Çünkü savaşın sonunda askerî zafer kadar yıkılmış yerleşimlerin manzarası da vardır.
17. YAKILMIŞ KÖYLER VE SAVAŞIN SİVİL YÜZÜ
Gündüz’ün Takmak gözlemi, askerî tarihin sosyal tarihle birleştiği noktadır. Savaş sadece: mevzi, top, tüfek, süngü değildir. Savaş aynı zamanda: ev, köy, tarla, yol, demiryolu, dükkân, cami, okul, insan hayatı üzerinde gerçekleşmektedir.
Bu sebeple Gündüz’ün anılarındaki sivil yıkım tasvirleri, savaşın “insanî maliyeti” açısından ayrıca değerlendirilmelidir.
18. KAVRAMLARIN SEMBOLİK ANLAMLARI
Gündüz’ün anlatısı üzerinden Büyük Taarruz’un başlıca kavramlarını şu şekilde sınıflandırmak mümkündür:
| Kavram | Askerî anlam | Sembolik anlam |
| Taarruz | Stratejik saldırı | İnisiyatifin ele geçirilmesi |
| Başkomutan | En üst askerî otorite | Millî iradenin askerî temsilcisi |
| Kocatepe | Hâkim arazi | Zafer hafızasının mekânı |
| Dumlupınar | Meydan muharebesi alanı | Kesin zafer |
| Süvari | Hızlı hareket ve kuşatma | Hareket ve özgürlük |
| Takip | Düşmanı geri çekilme sırasında izleme | İşgalin sona erdirilmesi |
| Şehit | Savaşta hayatını kaybeden | Fedakârlık ve vatan |
| Gazi | Savaştan sağ çıkan | Mücadelenin yaşayan tanığı |
| Ordu | Askerî örgüt | Milletin silahlı gücü |
| Vatan | Savunulan coğrafya | Kolektif aidiyet |
Bu semboller, Cumhuriyet döneminin tarihsel hafızasının temel yapı taşlarından birini oluşturmuştur.
19. GÜNDÜZ’ÜN ANLATISINDA “MİLLÎ İRADE”
Gündüz’ün anlatısının arka planındaki temel kavramlardan biri millî iradedir. Burada askerî zafer ile siyasî meşruiyet arasında ilişki kurulmaktadır.
TBMM: ordunun siyasî meşruiyet kaynağı, Başkomutanlığın hukukî dayanağı, savaşın siyasî hedefinin temsilcisi konumundadır.
Bu sebeple Büyük Taarruz sadece bir askerî operasyon değil, TBMM hükümetinin Anadolu’daki siyasî egemenlik iddiasının fiilen güçlenmesidir.
20. HATIRAT VE TARİHSEL HAFIZA
Gündüz’ün Hatıralarımı ile olayın kendisi arasında yarım yüzyıla yakın zaman vardır. Bu durum hatıratın değerini azaltmaz; fakat niteliğini değiştirir.
Hatırat: olayın doğrudan kopyası değil, olayın hafızada yeniden kurulmuş biçimidir. Dolayısıyla Gündüz’ün metninde iki farklı zaman birlikte bulunur:
- 1922’nin zamanı: savaşın yaşandığı an,
- 1973’ün zamanı: olayın hatırlandığı ve yayımlandığı an.
Bu iki zamanı birbirinden ayırmak eleştirel tarihçiliğin temel şartıdır.
21. GÜNDÜZ’ÜN HATIRATININ NUTUK İLE KARŞILAŞTIRILMASI
Mustafa Kemal Paşa’nın Nutuku siyasî ve stratejik bir anlatı niteliğindedir.
Gündüz’ün Hatıralarımı ise daha çok askerî-kurmay bakış açısına sahiptir.
Bu sbeple iki kaynak arasında işlev farklılığı bulunmaktadır:
| Nutuk | Hatıralarım |
| Siyasî-stratejik anlatı | Askerî-kurmay anlatı |
| Millî Mücadele’nin genel çerçevesi | Karargâh ve harekât ayrıntıları |
| Mustafa Kemal merkezli | Kurmay heyeti merkezli |
| Siyasî meşruiyet vurgusu | Askerî uygulama vurgusu |
| Retorik yönü güçlü | Teknik hatırat yönü güçlü |
Bu iki kaynak birbirinin alternatifi değil, tamamlayıcısıdır.
22. HATIRATIN ELEŞTİREL TARİH AÇISINDAN GÜVENİLİRLİĞİ
Gündüz’ün anlatısının güvenilirliğini üç seviyede değerlendirmek mümkündür.
A. Yüksek güvenilirlik alanları
Gündüz’ün doğrudan görev yaptığı: karargâh çalışmaları, taarruz planlaması, komuta ilişkileri, birlik hareketleri konularında tanıklığı güçlüdür.
B. Karşılaştırılması gereken alanlar
Başka komutanların kararları ve psikolojik durumları konusunda anlatı, başka hatıratlarla karşılaştırılmalıdır.
C. Öznel değerlendirmeler
“Şu komutan şöyle düşündü”, “şu kişi şu nedenle böyle davrandı” türündeki ifadeler, kişisel tanıklık oldukları için ayrıca sorgulanmalıdır.
Bu sebeple Gündüz’ün hatıratı: birincil kaynak olarak güçlü, fakat tek başına yeterli olmayan bir tarih kaynağıdır.
23. BÜYÜK TAARRUZ’UN ASKERÎ BAŞARI FORMÜLÜ
Gündüz’ün anlatısından hareketle Büyük Taarruz’un başarısı aşağıdaki modelle açıklanabilir:
1. Stratejik sabır
Sakarya sonrasında hemen saldırılmamıştır.
2. Ordunun yeniden örgütlenmesi
İnsan, silah, mühimmat ve lojistik kapasite geliştirilmiştir.
3. Gizlilik
Taarruz tarihi ve yönü gizlenmiştir.
4. Kuvvet yoğunlaştırılması
Asıl darbe belirli bir bölgede yoğunlaştırılmıştır.
5. Aldatma
Yunan ordusunun dikkatinin başka bölgelere yönelmesi sağlanmıştır.
6. Yarma
Savunma hattı kırılmıştır.
7. Süvari harekâtı
Düşman gerisine geçilmiştir.
8. Kuşatma
Yunan birliklerinin birleşme ve geri çekilme yolları kesilmiştir.
9. İmha
30 Ağustos’ta ana kuvvetlerin savaşma kapasitesi kırılmıştır.
10. Takip
Zafer stratejik sonuca dönüştürülmüştür.
24. VAKA ANALİZİ: BÜYÜK TAARRUZ’UN “KRİTİK BAŞARI FAKTÖRLERİ”
Bir vaka analizi modeliyle değerlendirildiğinde Büyük Taarruz’un beş kritik faktörü öne çıkar:
1. Liderlik
Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik karar alma kapasitesi.
2. Kurmay koordinasyonu
Fevzi Paşa, İsmet Paşa, Asım Gündüz ve diğer kurmayların planlama faaliyetleri.
3. Coğrafya
Afyon-Dumlupınar hattının operasyonel avantajları.
4. Zamanlama
26 Ağustos tarihinin seçilmesi.
5. Lojistik
Ordunun uzun süreli hazırlık sonunda taarruz kapasitesine ulaştırılması.
Bu beş faktörün birleşmesi, tek başına hiçbir faktörün sağlayamayacağı bir sonuç doğurmuştur.
25. “30 AĞUSTOS”UN ULUSAL SEMBOL HALİNE GELMESİ
30 Ağustos sonrasında Başkomutanlık Meydan Muharebesi, askerî olay olmaktan çıkarak millî kimliğin sembollerinden biri hâline gelmiştir.
Bu dönemde: Kocatepe, Dumlupınar, Zafertepe, şehitlikler, anıtlar, bayram törenleri bir zafer hafızası coğrafyası oluşturmuştur.
Böylece savaş alanı, yalnızca geçmişte gerçekleşen olayların mekânı olmaktan çıkarak sonraki kuşakların millî kimliğini kuran bir “hafıza mekânı”na dönüşmüştür.
26. GÜNDÜZ’ÜN ANLATISINDA KAHRAMANLIK VE KURUMSAL AKIL
Gündüz’ün hatıratının önemli bir yönü, kahramanlık ile kurumsal aklı aynı çerçevede göstermesidir.
Savaşın kazanılması: “kahraman bir lider” kadar, “iyi örgütlenmiş bir ordu” gerektirmiştir.
Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel açıklamasında iki uçtan da kaçınmak gerekir.
Birinci uç: “Her şeyi Mustafa Kemal yaptı.”
İkinci uç: “Mustafa Kemal’in rolü yoktu; zafer tamamen ordunun eseriydi.”
Eleştirel tarih açısından daha doğru yaklaşım şudur: Mustafa Kemal Paşa’nın stratejik liderliği, kurmay kadronun kolektif çalışması ve ordunun sahadaki icra kapasitesi birbirinden ayrılmaz bir sistem oluşturmuştur.
27. YANSIMALAR VE TEPKİLER
Büyük Taarruz’un sonuçları üç düzeyde ortaya çıkmıştır.
Askerî sonuç
Yunan ordusunun Anadolu’daki ana savaş gücü çökmüştür.
Siyasî sonuç
TBMM Hükümeti, Anadolu üzerindeki egemenlik iddiasını fiilen güçlendirmiştir.
Diplomatik sonuç
Türk ordusunun hızlı ilerleyişi, İtilaf Devletlerini yeni bir diplomatik durumla karşı karşıya bırakmış ve Mudanya Mütarekesinin önünü açmıştır.
Gündüz’ün askerî bakış açısı içinde bu sonuçların başlangıç noktası sahadaki zaferdir.
28. TARİHSEL COĞRAFYA AÇISINDAN SONUÇ
Büyük Taarruz’un coğrafî haritası aynı zamanda siyasî dönüşümün haritasıdır.
Afyon’dan Dumlupınar’a, Dumlupınar’dan Uşak’a, Uşak’tan İzmir’e uzanan hat, yalnızca askerî ilerleme güzergâhı değildir. Bu hat: işgal coğrafyasından egemenlik coğrafyasına geçişi temsil etmektedir.
Bu sebeple Büyük Taarruz’un tarihsel coğrafyası, askerî hareketlerin ötesinde devletleşmenin coğrafyasıdır.
29. SOSYOLOJİK SONUÇ: “ORDU-MİLLET” İLİŞKİSİ
Gündüz’ün hatıratı askerî merkezli olmasına rağmen savaşın arkasındaki toplumun varlığı sürekli hissedilmektedir.
Ordu: insan, yiyecek, hayvan, araç, mühimmat, yol, haberleşme bakımından toplumdan bağımsız değildir.
Bu sebeple Büyük Taarruz, askerî sosyoloji açısından ordu-toplum bütünleşmesinin örneklerinden biridir.
Ancak “ordu-millet” kavramının romantikleştirilmesi de doğru değildir. Çünkü savaş: ölüm, yaralanma, yoksullaşma, göç, tahribat, ailelerin parçalanması gibi ağır toplumsal maliyetler üretmiştir.
Eleştirel tarih, zaferin büyüklüğünü kabul ederken maliyetini de görünür kılmalıdır.
SONUÇ
Asım Gündüz’ün Hatıralarımı, Büyük Taarruz ve Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin anlaşılması açısından son derece değerli bir askerî hatırattır.
Gündüz’ün Batı Cephesi Kurmay Başkanı olması, ona olayları cephe ile karargâh arasındaki ilişkiden değerlendirme imkânı vermiştir.
Gündüz’ün anlatısından çıkarılabilecek en önemli sonuç, Büyük Taarruz’un “bir gecede kazanılmış” veya yalnızca kişisel kahramanlıkla açıklanabilecek bir zafer olmadığıdır.
Zaferin arkasında: yaklaşık bir yıllık hazırlık, stratejik sabır, kurmay planlama, askerî gizlilik, istihbarat ve aldatma, kuvvet yoğunlaştırması, topçu üstünlüğü, süvari harekâtı, lojistik seferberlik, komuta koordinasyonu, Anadolu toplumunun desteği bulunmaktadır.
26 Ağustos’ta başlayan harekât, 30 Ağustos’ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi ile stratejik bir kırılma yaratmış; takip harekâtıyla bu başarı Anadolu’nun batısının kurtuluşuna dönüştürülmüştür.
Gündüz’ün anlatısında Mustafa Kemal Paşa, İsmet Paşa ve Fevzi Paşa belirleyici komuta figürleri olarak görünürken, Asım Gündüz’ün kendisi “görünmeyen kurmay emeğini” temsil etmektedir. Bu yönüyle hatırat, zaferin sadece meydandaki kahramanlıkla değil, masa başındaki planlama ve koordinasyonla da kazanıldığını göstermektedir.
Ancak eleştirel tarih açısından Gündüz’ün hatıratı mutlak hakikat olarak kabul edilmemelidir. 1973’te yayımlanan eser, olayların yaklaşık elli yıl sonrasındaki hafıza biçimidir. Dolayısıyla metin, dönemin siyasî ve kültürel hafızası, kişisel unutma ve yeniden anlamlandırma süreçleriyle birlikte okunmalıdır.
Sonuç olarak Asım Gündüz’ün Hatıralarımında Büyük Taarruz, yalnızca bir askerî harekât değil; kurmay akıl, millî irade, askerî örgütlenme, coğrafya, toplumsal seferberlik ve stratejik liderliğin birleştiği tarihsel bir dönüşüm olarak karşımıza çıkmaktadır.
Başkomutanlık Meydan Muharebesi ise bu dönüşümün sembolik doruk noktasıdır.
30 Ağustos’un tarihsel önemi, yalnızca bir ordunun başka bir orduyu yenmesinde değil, Anadolu’daki güç ilişkilerinin geri döndürülemez biçimde değişmesinde aranmalıdır. Gündüz’ün tanıklığı bu değişimin askerî mekanizmasını anlamamıza yardımcı olurken, eleştirel tarih yöntemi bize zafer anlatısının arkasındaki insanları, kurumları, coğrafyayı, sosyal maliyetleri ve hafıza süreçlerini de görme imkânı vermektedir.
Bu açıdan Hatıralarım, Büyük Taarruz’un yalnızca “nasıl kazanıldığını” değil, aynı zamanda “nasıl hatırlandığını” anlamak bakımından da temel kaynaklardan biridir.
Kaynakça
Asım Gündüz, Hatıralarım, Dinleyen ve Yazan: İhsan Ilgar, Kervan Kitapçılık, İstanbul, 1973.
Fahrettin Altay, 10 Yıl Savaş 1912–1922 ve Sonrası, İnsel Yayınları, İstanbul, 1970.
Kemal Atatürk, Nutuk, Cilt: II 1920-1927, MEB Devlet Kitapları, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul, 1969.
İsmet İnönü, Hatıralar, Cilt 1, Yayına hazırlayan: Sabahattin Selek, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1985.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 1 nci Kitap, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz (10 Ekim 1921-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 2 nci Kitap, Büyük Taarruz (1-31 Temmuz 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Başkanlığı, Türk İstiklal Harbi II nci Cilt Batı Cephesi 6 ncı Kısım 3 nci Kitap, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995.
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Türk İstiklal Harbi Büyük Taarruz (26-30 Ağustos 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 97 (Ocak 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1994
Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Başkanlığı, “Büyük Taarruz’da Takip Harekâtı (31 Ağustos-18 Eylül 1922)” Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 98 (Haziran 1994), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 1995
Orkun Canbek, Asım Gündüz, Atatürk Ansiklopedisi, 13 Ağustos 2025
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/8867/As%C4%B1m-G%C3%BCnd%C3%BCz-(1880-1970)
Zafer Koylu, Büyük Taarruz, Atatürk Ansiklopedisi, 26 Ekim 2025
https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/detay/4929/B%C3%BCy%C3%BCk-Taarruz
En Çok Okunanlar
Türkler ve Zaferleri4 yıl agoAnafartalar Kumandanı Mustafa Kemal ile Mülakat [Görüşme] (1)
Maarifimizde İstikamet4 yıl agoAİLE KUCAĞINDA VATAN TERBİYESİ
Türk Tarihi4 yıl ago6 EKİM İSTANBUL’UN KURTULUŞ GÜNÜ
Türk Tarihi4 yıl agoKIZI FERİDE HANIMEFENDİ İLE DAMADI MUHİDDİN AKÇOR, İSTİKLÂL MARŞI ŞAİRİMİZİ ANLATIYOR…
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoAli Fuat Cebesoy’un Milli Mücadele Hatıraları’na Göre Amasya Kararları-Amasya Genelgesi
Türk Tarihi4 yıl agoCABER KALESİ [TÜRK MEZARI (MEZAR-I TÜRK)]
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoİSTİKLÂL MARŞI’NIN YAZILIŞI ve MİLLÎ MARŞ OLARAK KABULÜ
Türk İstiklâl Mücadelesi4 yıl agoLOZAN BARIŞ ANTLAŞMASI












